
Bu bölümde haftanın filmi olarak bugün vizyona giren filmi,haftanın dizisi olarak da geçen hafta 4.Sezonuyla yayına giren ABD dizisini anlattım.Ama hepsinden önce beni mental olarak tüketse de yine de keyif veren film ekimi anılarımdan bazılarını anlattım.Bugün vizyona giren Bucking Fastard,Cinayet Kitabı filmlerine bakmayı unutmayın.Anlatıcınız bugün Lacrima'ya gidiyor.Tiyatrodan da umutlu olmaya devam edelim.İyi dinlemeler...
Kısımlar:
(00:00) – Giriş
(01:06) – Kimse Görmeden
(09:41) – Sevdam Karadeniz
(17:43) – Primetime
(34:04) – The Diplomat
(45:33) – Kapanış
Transkript
Herkese merhabalar.
Vizyonda Yayında''nın 45. bölümüne hoş geldiniz.
Şimdi öncelikle geçen haftadan sonra bu haftaya sağ sayma ulaşabildik mi?
Yani böyle bütün olumsuzlukları, bütün yağmuru, çamuru, soğuğu, kışı arkamızda bırakıp nihayet bu haftayı da bitirebildik mi acaba?
Şimdi öncelikle ben size bir geçen haftadan anlatmaya başlamak istiyorum.
O da neden?
Ya arkadaşlar biz geçen hafta ne yaşadık ya?
Yani yemin ediyorum böyle düşünüyorum, düşünüyorum.
Yani biz o çarşamba gününü hele ki İstanbul'da yaşayanlar olarak nasıl atlattık hiçbir fikrim yok.
O kadar net söyleyeyim size yani.
Çünkü şöyle söyleyeyim size yıllardır İstanbul'dayım.
İlk kez o İstiklal Caddesi'den böyle sel gibi neredeyse dizime gelen miktarda suyun aktığını gördüm.
Ve hala o anki korkum ve şaşkınlığım üstünden atamıyorum.
İnanılmaz bir şeydi.
Ve şöyle, öncelikle şundan bahsedeyim.
Bu hafta neler izleyelim kısmımızda.
Film ekimini artık bitirdim.
Gerçekten çok şükür demek istiyorum.
Çünkü kesinlikle bir aşırı doz yaşadığımı düşünüyorum.
Ve gerçekten çok zordu.
Çünkü tam anlamıyla 15 tane filmi nereden baksanız 10 gün gibi bir sürede izledim.
Bazı günler 2 film izlemek zorunda kaldım.
Ve gerçekten yorucuydu.
En azından böyle bir süre, belki 2 hafta olur, belki 1 ay olur.
Herhangi bir şekilde sinema salonu görmek istemiyorum.
Yani çok sıkıldım, çok yoruldum.
Yani evet çok film izlenmek güzel ama keşke böyle film hekimini mesela 20 güne yaysalar da
hani biz de bu sayede daha rahat bilet alıp daha rahat bu filmleri zamanla yayarak izleyebilsek.
Şimdi öncelikle film hekimini bitirdim dedim ama film hekimini izleyemediğim bir tane film var.
O da şöyle.
Şimdi ben pazartesi günü çok kötü bir mide bulansıyla uyandım.
İşte mecburen hepimiz gibi işte kalktım işe gittim, çalıştım işte bir sürü yayına girdim.
Ama yani yayına giriyorum çıkıyorum vesaire karnım aç ama iştahım yok hiçbir şey yiyesim yok hani böyle bazen ayağa kalktığınızda mideniz bulanacak işte kusacakmış gibi hissedersiniz öyle bir his var bende.
Sonra işte hani akşam eve geldim yani dedim ki hani belki hafif bir çorba içersem iyi gelir dedim içemiyorum işte patates püresi yemeğe denedim olmuyor bir türlü hani istediğim gibi karnımı doyuramıyorum ekmek mi yesem dedim onu bile canım istemedi.
ondan sonra şöyle bir şey oldu
ben tabi oradan sonra kalktım
gittim sinemaya. Sinemada da
Isabelle Huppert'ın başrolünde olduğu
kimse görmeden filmim vardı Atlas sinemasında
şimdi ben kenara gelme diyorum ki Allah'ım
diyorum ben gerçekten bu filmi bitirebilecek miyim
inşallah ben kusmadan, bayılmadan,
baş dönmesinden ölmeden şu filmi bitirebilirim
vesaire dedim. Bir de Atlas
sinemasına daha önce yer gitmediyseniz
şöyle anlatayım. Atlas sineması
eski bir tarihi köşkü olduğu için onun içerisinde
bir tane büyük salon var sadece üst
katında ve o salonda hani bir
böyle kapıdan gerinize direkt
hani düz zeminde olan salon
kısmı var. Bir de üst taraflarında doğuda
ve batıda yani sağda ve solda olmak üzere
iki tane balkon var. Bunları doğu ve batı
loja diyorlar. Ben de doğu lojadaydım ve
hani o kadar iyiydi ki yerim işte. Önümde
kimse yoktu. Daha tepeden bakıyordum
perdeye. Daha sessizdi. Çok
dolu değildi vesaire. Bu arada
aynı akşam Galatasaray erkek voleybol
takımının maçını izliyorum bir yandan.
Bir yandan kendime hani o yüzden de kızıyorum.
Ya diyorum keşke bu akşam bilet almasaydım.
işte ben evde oturup bu maçı izlerdim, daha çok keyif alırdım vs.
Yani o gerçekten hata olmuş ama yani biz tabii ki biletleri
hani nereden baksanız bir 15 gün önceden aldığımız için
15 gün sonra havanın nasıl olacağını, sizin hasta olup veya sağlıklı olup olmayacağınızı
hani bilmediğiniz için onu da öngöremiyorsunuz.
Aslında bir çeşit kendi hayatınızda kumar oynuyorsunuz ama bunu da yapmak zorundasınız.
Çünkü hani bir şekilde öngörmeniz gerekiyor.
Öbür türlü hiçbir etkinliğe bilet alamayız zaten.
İşte konserler, tiyatrolar vs.
Neyse.
İşte aynı akşam Galatasaray erkek voleybol takımında bir banka takımıyla maçı vardı.
Ve Galatasaray'da hatta şampiyon oldu.
Tam 795 gün sonra.
Onun için çok mutluyum ama o maçın son setini hala izleyemedim.
Çünkü filme girmem gerekti.
Sonra filme girdim.
İşte başladım.
Çok güzel gidiyor.
Konusu da işte Fransa'daki sürekli her dizide oynayan bir figüran kadın bir anda başrolü olmak için gösterdiği çaba.
Şimdi ilk 45 dakika iyi kötü gitti ama ben dedim ki ben gerçekten galiba kusacağım dedim.
Bu arada hani şey hiçbir şey yemedim yani tamamen midem boştu çok kötüydüm.
Ve işte ondan sonra şöyle bir şey oldu.
Demek ki ben dedim çıkayım dedim ya.
Çünkü akşam 9.30 seansıydı hani filmin bitmesi 12 işte gece 12'den sonra hani sağlıklı olsam işte eve atıyorum taksiyle ya ne bileyim işte metroya vesaire dönerim ama hani o kadar bunu kaldıracak bir mentalim yoktu ki o an.
Ben işte 9.30 filminden 10-15 işte 10-20 gibi çıktım.
Ondan sonra o istiklal caddesine yürüyorum ve arkadaşlar bitmedi yol biliyor musunuz?
Yani dedim ki Allah'ım dedim ne olur şurada bir bayılmadan ben hani bir eve gidebileyim dedim.
Ondan sonra işte eve geldim 11.30'du sonra işte duşa girdim çıktım.
Ya o gece 3 kez duşa girip çıktım herhalde.
Sonra işte bir şeyler yemeye çalıştım uyumaya çalıştım vesaire korkunç bir gündü.
Ondan sonra salı günü geçen hafta salı.
İşlerinin olmaması gereken çok saçma şeyler oldu.
Hava kötüydü ben zaten çok kötüydüm.
Ya hani şu yayına bir girip çıkayım da hani ondan sonra olmazsa bugün mesai tamamlamadan direkt hani giderim diye düşünmüştüm.
düşünmüştüm. Ama zaten o yayın
hiç kolay geçmedi. Çok zor bir yayındı.
Yani tuhaf tuhaf saçma sapan insanlar
işte ya. Ondan sonrasında
işte şefim de ki sen
çok kötü gözüküyorsun. Olmazsa
hastaneye git bir rapor al ve
eğer yapabiliyorsan mutlaka
dinlenebileceğin şekilde
haftayı kapatabilecek şekilde rapor al.
Bu sayede kendi bir
düzene girersin. Yeme iç ben dizere
dedi sağ olsun. Neyse ben işte hastaneye
gittim rapor aldım. Öyle olunca
geçen çarşambadan cumaya kadar ben raporluydum.
Tamam mı? Bu kısımda hiçbir sorun yok.
Yani normal şartlarda evden çıkmağını dinlensem hiçbir şekilde
o yağmuru yemeyeceğim, İstiklal Caddesi'nin o sel halini görmeyeceğim vs.
Ama elimde de o kadar çok yani neredeyse her gün ikişer film şeklinde
bir biletim olduğu için de mecburen evden çıkmam gerekti.
Ve ben o çarşamba günü havada hafif bir yağmur varken evden çıktım.
Tabii ki şey yani biraz daha hastalığım iyi olmuştu.
Ondan sonrasında Taksim'e gidiyordum yine.
yine Atlas sineması.
Yine aynı yerdeyiz.
Ondan sonrasında işte girdim. Girerken
bayağı şey yani yağmur çiseliyordu. Bir şey yok.
Sonra ben bir çıktım. Bir de şey
mesela Atlas'ın her filmden sonra
genelde hani bir sonraki seansta
aynı kapıdan girdiği için işte aşağıki
yangın merdivenleri tarafından çıkışını
veriyorlar ve yangın merdivenleri
tarafından da çıktığınız zaman direkt barlar sokağına
çıkıyorsunuz. Ben işte tam
Violetta filmine gittim. İzledim.
Beğendim. Çok güzel. Tam çıktım. Bir baktım. Herkes
kapıda bekliyor. Dedim hani herhalde şey biraz
yağmur hani yağıyor. O yüzden insanlar
kapıda bekliyor. Sonra ben tabii
gayet özgüvenli açtım şemseğim çıktım.
Sonra yani hani bu
dükkanların üstünde hani gölge gibi
tenteler olur ya işte oradan sular akıyor. Ben de dedim
hani herhalde burası böyledir. Hani
ben caddeye çıkınca yağmur bu kadar değildir
diye düşündüm saf saf. Ondan sonra
ben tabii o caddeye bir çıktım. Bir
baktım adamın bir tanesinin yalın
ayak ilahi söyleyerek İstiklal Caddesi'ne
böyle gökyüzüne bakarak yani
söylenerek şarkı söyleyerek böyle yürüyor
yani. Sonra bir baktım kimse yok.
Baya şey ya kıyamet senaryosu gibi bir
gündü ya o geçen çarşamba.
Hani şey diyorlar işte Mikail'le insanların
İstanbul'daki savaşı diye gerçekten
öyle bir gündü. Ben yine ucuz atlattım yani.
Ama gerçekten ya iyi ki yağmur botlarım
vardı. O İstiklal Caddesi'nin
nasıl ortasından sonuna kadar hani batmadan
sele kapılmadan yürüyüp bitirdim
gerçekten bilmiyorum. Şey çok komikti ya.
Şimdi biz böyle sırasıklam olmuşuz.
Metroya iniyoruz. Metrodan çıkan insanlar böyle
güle güle mutlu mutlu kupkuru dışarı çıkıyorlar.
Tabii dışarıda onların ne beklediğini bilmedikleri için.
Bir de şöyle bir şey var.
Şimdi Taksim kelimesinin nereden geldiğini şayet biliyorsanız eğer.
Taksim demek Osmanlı döneminde suların biriktiği ve hani Taksim edildiği, paylaştırıldığı yer demek.
O yüzden de hani orada işte Osmanlı döneminde bir su kaldırıcı varmış da farklı ilçelere, farklı beldere Taksim'den su dağıtılıyormuş.
Ve şey yani hani bu özelliğini de düşündüğümüz zaman İstiklal Caddesi öyle bir yerde duruyor ki bütün yokuşlardan inen sular İstiklal Caddesi'nde toplanıyor.
Ve şey yani yürürken baya böyle suyla hani cebelleşiyorsunuz ve gerçekten çok zordu.
Ha gitti mi değdi mi? Değdi.
Violet de filmi çok güzeldi ama pazartesi günkü o kimse görmeden filmini bitiremedim.
O yüzden de onu kesinlikle vizyonla yakalayıp izlemem gerekiyor.
Kalan bir buçuk saatin çünkü gerçekten merak ediyorum.
Güzeldi ama yani yapacak hiçbir şey yok.
Sağlık yüzden mecbur.
O gün benim o filmden çıkmam gerekiyordu ki beni biliyorsunuz artık.
Yani hiçbir şekilde hani bir filme gidiyorsam önceliğim kesinlikle hani o filmi yarıda bırakmak ya da ne bileyim işte telefon çaldı çıkayım işte biri aradı hani ben bu hani filme evde izliyorsam bir durdurayım birazdan devam ederim değil.
Genelde başladığım şeyi taktiğe bitirmeye çalışırım her seferinde.
Yani bütün bir hafta olanlara bakınca da gerçekten yani zordu ama neyse ki bu hafta sağlık açısından daha iyiyim ama gerçekten arkadaşlar şunu unutmayın bakın.
Önemli olan her zaman için tek başına gereken yeterli olan beden sağlığı değildir.
Her zaman ruh sağlığımız kadar bağırsak sağlığımız da önemlidir.
Çünkü gerçekten hani diyorlar işte bağırsaklar ikinci beynimizdir diye gerçekten yani stres, sağlıksız beslenme işte
insanları sizin üzerinizde yaptığı mobbingler vesaire gerçekten insanı fazla etkiliyor.
Ve şey tabii ki yani salı günde işçiliğini bu kadar çok şey yaşadıktan sonra salı akşamı izlediğim filmde şeyde örnek bir asker
Ve orada da işte bir insan kaynakları uzmanının kendi patronundan ve iş yerindekilerden gördüğüm moving'i anlatıyordu.
Kendime dedim ki gerçekten hiç yaşamadığım bir şey bambaşka bir deneyim oldu benim için.
Nasıl da böyle havam değişti dedim ama film özelinde söyleyemem film gerçekten çok iyiydi.
Yani sonu iyi olmasa da o da iyiydi ama ben o filmde size zamanı gelince anlatacağım.
Şimdi yeterince anlarımdan bahsettiysek eğer bugün vizyona giren haftanın filmine geçmek istiyorum sizinle eğer hazırsanız.
Ha bu arada arkadaşlar haftanın filmine geçmeden önce hazır ben size bu kadar film ekim maceralarımı anlatmışken,
bu kadar böyle rezillikleri, böyle yaşanan olayları anlatmışken bu hafta için sinir olduğum bir şey daha yaşandı.
Sevdam Karadeniz dizisini izlemeye başladım ki bence siz bunu hiç şaşırmamışsınızdır.
Çünkü kendisi bir mecburi evlilik hikayesi adına anlaşıldığı üzere bir Karadeniz dizisi.
Şimdi henüz iki bölüm yayınlanmıştı hatta bu bir pazartesi dizisi olduğu için ben pazartesi akşamı bu hafta İdeal Koca izlemeye gittiğim için sinemanın çıkışında akşam eve dönerken vapurdayken izlemiştim.
Yani böyle kısa kısa kesitlerini izleyip bütün bölümü böyle bir hızlı sarmaya izlemiş gibi olmuştum.
Hatta demiştim ki ya bu herhalde ilk bölümü diye düşünmüştüm.
Ondan sonra fark ettim ki Twitter'daki birçok insan ilk bölümle ikinci bölümü aynı anda keşfedip izlemeye başlamışlar ve gerçekten çift çok tatlıydı.
ki ben bu işi zaten kaç
15 Haziran'dan beri falan
takip ediyorum. Çünkü önce konusu
duyuruldu, sonra başrolleri duyuruldu ama
o kadar çok başrol değiştirdi, o kadar çok
işte hem kadın erkek hem başrol erkek
o kadar çok oyuncu değiştirdi ki
hem başrol çift çok fazla değişti
onun dışında diğer kas çok fazla değişti
işte önce bir de dediler ki
Rize'de mi çeksek, Trabzon'da mı çeksek, Zonguldak'ta mı
yapsak diye düşündüler vs.
En son Trabzon'da karar kıldılar.
Ama farkındaysanız şu ara
Karadeniz dizisi çok fazla.
Üstelik bu dizi çok geç başladı.
Normalde yeni diz dediğiniz şeye canım Fox kanalı.
Genelde Eylül'de başlarız.
Eylül'ün ilk haftası başlarız.
Hatta okullar açılmayan yeni diziler başlarken sezon köklü ve çok fazla reyting alan işleri başladığından
ben kendi kitlem topluyum diye erkenden başlatırlar.
Ama tabii ki bunu Fox böyle yapmadı.
Gitti diziyi Ekim ortasına başlattı.
Ve işte bu haftada ikinci bölümü yayınlandıktan sonra Salı günü reytingler çıktı.
reytinglerde ilk bölüm 10. olmuşken
totale. İkinci bölüm tüm gruplarda
17. olmuş ve reyting oranları çok düşük.
Tabii ki. Öyle olduğu için de
dizinin 4. bölümde final yapmasına
karar vermişler. Kendi adıma
söyleyeyim çok üzüldüm. Çünkü güzel bir çiftlerdi
ki ben Meltem adındaki
başrol kadın oyuncusunu hiç sevmem.
Yani çok hani karakter çok cazgır
o kötü oynuyor vs.
Ama baktığımızda eninde sonunda bu iş bir
kastan oluşuyor. Birbirine yakışan
bir başrol çifti olmuşlar ve
başroldeki Erdem Adilce bence çok güzel oynuyor.
Yani helal olsun.
Ve bu oyuncu şu anda 31 yaşında ve ilk başrol oyundayış.
Ve adamın da ilk işi hemen başlar başlarınız böyle bir finale böyle karşılaşınca
oyuncu da sette ağlamıştı set ekibine sarılıp.
Hatta o da işte Twitter'a düştü baya viral oldu.
E tabii ki yani ortada böyle bir şey olunca aslında henüz çok fazla bir fan kitlesi olmamasına rağmen dizinin.
işte oyuncuların bireysel fanları, onun dışında hani diziyi izleyip sevip bitmesin diye uğraşan birçok insan
işte Twitter'da seslerini çıkarttılar, bir sürü işte dizi bitmesin diye hashtagler oluşturdular,
trend topik çalışması yaptılar.
Başarılı da oldular.
Dünya gündeminde 15. olmuşlardı iki gece üst üste.
Türkiye gündeminde de ilk 5'e girdiler trend topik listesinde.
Yani Fox geri adım atar mı bilmiyorum ama ya bence zaten hiçbir dizinin iki bölümde final yapmasına karar verilmemeli.
Çünkü yani bu geçtiğimiz iki haftada pazartesi günleri hem Uzakşehir vardı hem Altüst İstanbul vardı.
Hem çok fazla reyting alan işler hem işte bu pazartesi Trabzonspor Beşiktaş derbisi vardı.
Önümüzdeki hafta Galatasaray Fenerbahçe derbisi var.
O da akşam 9.30'da yani hani derbi akşamları, maç akşamları normal diziler hani Uzakşehir gibi çok fazla izleyen işler bile reytingleri düşüyorken.
hele ki böyle kendi kendine emekleyen dizileri resmen üstüne basıyor derbi, maç
veya işte hani toplumsal şekilde hepimizi etkileyen işte siyasi olaylar,
sel, deprem vesaire gibi şeyler.
Öyle olduğu için de yani bu tip gündemler bizim ülkeye çok hızlı değiştiği için
bence böyle işlere daha çok fırsat verilmeli.
Ama yani tabii ki şunu da demiyorum yani dizi hani bu şekilde devam ederse
işte hani böyle 15-20 bölüm götür diyemiyorum.
Muhtemelen kanal içinde çok riskli olduğu için ve çok maliyetli olduğu için devam ettirmediler.
Eğer şehir dışı işi bütün set ekibinin yapım şirketi orada konaklatıyor hepsine ayrı ayrı daha yüksek ödeneler yapması gerekiyor.
Çünkü bayağı yatılı şekilde bütün set ekibi oyuncusundan yönetmenine, kameramanından, ışıkçısına, çaycısına kadar herkes bir fil Trabzon'da kalarak bu işi çekiyorlar.
Böyle olduğu için de haliyle yapımcı için çok maliyetli bir yandan bu yapım şirketinin yaptığı bütün işler son dönemde çok hızlı şekilde final yaptı.
Yani resmen böyle hani uğursuz bir yapım şirketi olarak adını çıkması an meselesi bence.
Durumda böyle olduğu için ister istemez şöyle bir sıkıntı ortaya çıkıyor. Şimdi diziye şans verilmedi, senaryo iyi gidiyordu. Onun dışında da kimse diyor ki işte bu senaryoda işte töre namusu, intikam, berdel gibi hani işte kendi kocasının abisiyle erkek kardeşle evlense izlenirdi ama işte hani güzel bir dizi olunca çekim açıları vesaire güzel olunca kaliteli işler izlenmiyor diye.
Yani bir yandan doğru evet bir yandan Fox'un kitlesi hani bu kadar böyle işte bizim kızımız düşman ailenin oğluna karşı bize düşman ailen kız alıp bizim oğlanla evlendirelim denilecek kadar hani bu kadar böyle sertliği kaldıracak izleyici kitlesi yok Fox'ta.
bir de ne olursa olsun günü çok yanlış.
Pazartesi akşamı reyting alan işler varken
ki genelde hani önemli işler
pazartesiye koyuluyorken ya da
ülkede hani siyasi parti liderleri
bile hani akşam ya da ne bileyim
işte grup toplantıları günü açıklama yapacaksak
genelde pazartesi salıyı tercih ediyorlar zaten.
Yani buradan bakıldığında bile çok yanlış bir gün.
Umarım bir an önce final kararlarından
dönerler. Çünkü ya bence gelecek
vadeden bir çift ya ve hani her
tarafta işte bir anda taşıyacak bu deniz
varken işte diğer yanda başka Karadeniz işleri
varken yani gerçekten farklı
ve Karadeniz'i güzel anlatan bir işe ihtiyaç var bence.
Ama hala şu eleştirim sabit bu işle ilgili.
Karadeniz'de yaşayan, Karadeniz'de doğup büyüyen ve hani kökleri orada olan bir kadının adınıza yaşayan olması ne kadar saçma ise
Fox'un bu işi bitirmesi de bu işi bu kadar hızlı bitirmesi de o kadar saçma.
Bir de ben şunu anlamıyorum ya.
Yani gerçekten Fox bir sezonun içinde kaç tane dizi hazırlıyor?
En son bıraktığımda geçen sezon bir sezonda sadece bakın bir sezonda 9 aydan bahsediyorum.
Yaz sezonu işin içine katmıyorum bile.
9 ayda 37 tane dizi bitirmiş adamlar ya.
Düşünsenize hani böyle yer altı dışında işte onun dışında mesela Halef gibi uzun süredir devam eden işler dışında
gerçekten o kadar çok işi hani 4-5 bölüm olunca hemen yayından kaldırmak istiyorlar ki.
Yani eskiden bundan 10 sene önce işte 13 bölümlük garantisi var denirdi.
Son yıllarda işte mutlaka dizilerin bir 6. 7. bölümü görmesine izin veriliyor ki.
Bu durumda da hani izleyici şeyi savunamasın işte.
Ya o akşam derbi vardı işte bu dizinin olduğu akşamlar hep işte ülkede önemli olaylar oldu işte biri hapse atıldı biri işte protesto edildi o yüzden izleyemedik ya ne bileyim işte hani o akşam atıyorum çok yağmur yağdı işte ülkede hiçbir televizyon kanalı çekmedi vesaire delinemeyecek kadar uzun süre ekranda kalıyorlardı ama yani iki bölümde dizi bitirmek de çok anlamsız ya bir kere seyircilerin çoğu daha hani dizinin varlığından haberdar olmadı güzel bir PR yapılmadı yani PR yapılsa da ne olursa olsun günü yanlış yani ben kanalın yerinde olsam önce bir
bir kendi boş günlerimi alırım.
Yani mesela Fox'un yanlış hatırlamıyorsam
cumartesi akşamları
boş diyebiliyorum. Pazar Ömür Usta
vardı galiba. Ama cumartesi akşamları
boş eğer yanlış bilmiyorsam.
Yani Fox'un zaten hani
işte salı akşamı anne yarısı var
çarşamba yer altı var. Perşembe Halef
var. Cuma günü
Cuma ve yani
bir şey vardı Cuma günü. Fox'a da hatırlamıyorum.
O kadar da önemli değil. Cuma akşamı ve
cumartesi akşamı iki günden
biri Fox'a boş. Yani boş günde denemesem
gerekiyor böyle bir şey ya da mesela
daha çok tekrarlarını yayınlar der ki
mesela seyirciye de açıklama olarak bu kadar
çok bitmesini istemeyen insan varken
ya hani önümüzdeki bölümün reytinglerine
bakarak karar vereceğiz denir. Öyle olunca insanlar
da bu kadar çok hem kanala sinirlenmezler
hem yapım şirketine sinirlenmezler
belki. Neyse bunu da böyle bir
söylemek istedim size. Şimdi
geçiyoruz haftanın filmi ne? Umarım
siz bu bölümü dinlerken
kanal bir an önce final kararından
vazgeçer ve biz de şu güzel
diziyi böyle uzun uzun uzun sezonlar
boyunca izleriz çünkü bence güzel bir
iş olmuş. Neyse geçelim
haftanın filmine.
Evet
gelelim haftanın filmine.
Bugün vizyona giren Primetime filmini
konuşacağız sizinle. Şimdi öncelikle
ben Primetime'ı geçen hafta
film ekibinde izledim ve gerçekten
çok güzeldi. Kendi adıma söyleyeyim
farklı bir işti. Kesinlikle
içinde olduğum bir sektörde aslında birçok
insana ilginç gelen, hani reyting için neler
yapılabileceğini bu kadar net gösteren
yakın zamanda başka bir şey izlememiştim.
Şimdi primetime'ın konusuna gelirsek
konusu şöyle. Cinsel suçluları
kamuoyunda ifşa ettiği özgün bir televizyon
formatı gelişiren gazeteci
Chris Hansen'ın hikayesini konu ediyor aslında.
Şimdi bu hikayede
bütün bir film 2006 yılına geçiyor
ve ben film izleyene kadar Chris Hansen'ın
kim olduğunu, gerçekte var olan
bir sunucu olduğunu ve gerçekten
hani yurt dışındaki NBC
kanalının böyle bir olaya karışıp
neler başarabildiğini bilmiyordum.
Bu da aslında hem benim için hem izleyenler için
bence güzel bir çıkış noktası oldu.
Başrolü de Robert Pattinson var
ve kendisi Chris Hansen'ı oynuyor
ve gerçekte Chris Hansen'a aslında
çok benziyor ama filmin içinde şöyle bir şey var
filmin içinde bir de yeni oyuncu
olmuş ve böyle daha henüz bebek
adımlarıyla sektöre girmeye çalışan
Dan'ın ya da Chris Hansen'ın
yani filmdeki bahşettiği adıyla
tuzakçı Dan'ın da hayatını
izliyoruz bir yandan ve Danny'i
izlerken ben aslında şöyle bir hisse kapıldım.
En başta şey diye düşündüm. Acaba bu
Robert Pattinson'ın oynadığı Chris Hansen karakterinin
çocukluğu da hani biz böyle ileri
geri gidip işte bugün gördüğümüz
ya da işte 2006 yılında izlediğimiz
Chris Hansen nasıl o noktaya gelmişti? Yani
Danny'in hayatından başlayarak mı bunu
izleyeceğiz? Hani işte Chris Hansen aslında adamın
hani sahne adı işte doğduğu isimden
mı acaba diye düşünmüştüm ama öyle değilmiş.
Bu arada Danny oynayan oyuncuyu da
çok sevdim ve kesinlikle
önün çok açık olduğunu düşünüyorum.
Şimdi şöyle aslında bu filmin içerisinde biz şuna şahit oluyoruz.
2000'li yılların ortasında Amerika'da büyük ses getiren To Catch a Predator televizyon programını ve bu programın hırsız sunucusunun hayatını görüyoruz.
Bence burada Lens Openheim şöyle bir klişeye girmiş.
Yani bu kadar başarılı sunucuların ekranın önündeki isimleri mutlaka işte düzenli bir aile hayatı olur.
Bir yandan kimsenin bilmediği ama sürekli işte peşinde olduğu, açığını yakalamak istediği bir hani işte metreslerle, sevgililerle ve herkesten gizlediği bir özel hayatı olur.
Bence burada hani bu klişeyi düşünmüş.
Yani evet hani günlük hayatta da ülkemizde birçok insanın böyle hani arkada inanamadığımız hayatlar yaşadığını görüyoruz.
Ama yani bence bu hikayede hani bunun bir yeri yoktu.
Yani bence bunun birebir olarak bir karşılığı ya da bir amacı yoktu hikayede.
Chris'i birazcık böyle filmin bazı yerlerinde gerdi, birazcık onun havasını dağıttı, bütün programı olan dikkatini ölçtü vs.
Ama orada aslında Dando onu kurtarmış oldu.
Şimdi bu hikayede aslında ortada tamamen cinsel suçluları yakalayıp bunu bir formata dönüştüren bir televizyon programı var.
Ve işte o televizyon programı normalde başka bir gündeyken, gün ortasındayken bir anda görüyoruz ki Lost'un yerine geliyor.
ve MBC diyor ki ben seni buraya getirdim
sen de bana inanılmaz şeyler bulacaksın
diyor çünkü reyting almaları gerekiyor
eninde sonunda ve evet insanlara çok
farklı geliyor ama ya aslında birazcık yerleştirdiğimizde
Müge Anı'ndan çok da bir farkı yok bende
çünkü Müge Anı'nda hani bizim o şey
olayımız var işte Anadolu İrfanı
Anadolu'nun misafirperverliği
o Anadolu'daki yani hani hiç kimsenin
böyle önünden geçerken tahmin etmeyeceği
evlerde yani ne ihanetler
ne kaynağı damat ilişkileri
neler yaşanıyor ya aslında
Primetime'da ismini neyden alıyor
İşte demin söylediğim gibi bu tip çarpık ilişkileri, cinsel suçları yayınlayan televizyon programının akşam kuşağına yani primetime dediğimiz o 8-12 kuşağına gelmesini konu alıyor.
Ve tabii ki işte Chris Anderson'ın en büyük hayali o kuşağa gelmekte.
Şimdi o kuşağa gelmişken farklı bir şeyler arıyor ve işte ekibine diyor ki inanılmaz bir şey bulmalısınız.
Bizim kesinlikle izlenmemiz gerekiyor ve izlenmemiz için de hani çok ütopik suçlar bulmamız gerekiyor diye.
bir yandan işte biz bu hikayenin yapımcısı
Andy'yi görüyoruz. İşte Andy'ye başka programlardan
yapımcılık teklifi geliyor. İşte
sen bizimle ol bizim işte tamamen
insanlara sürpriz yapıp işte
hani insanları şaşırtıp onlara pasta
veren bir programımız var. Gel bizim yapımcımız
ol diyorlar. İşte Andy'nin başta kafası karışıyor.
Sonra Robert Pattinson'ın
mükemmel oyunculuğu sayesinde
Chris Hansen'ın o bipolar dengesiz hali
yüzünden başta bir kabul ediyor. Sonra diyor ki hayır
ben burada gerçekten önemli bir şey yapıyorum deyip
başka bir programın yapımcısı olmaktan vazgeçiyor
vesaire. Ama yani Andy'e sonunda
geldiğimiz noktada işte Andy diyor ki
ya işte hani bizim önümüzde daha
farklı farklı şehirler var. O şehirlerde
illa ki farklı cinsel suçluları bulursun.
Bizim bir çekim takvimimiz var diyor.
İşte Chris Hansen'a diyor ki
Robert Pattinson karakteri her şey para
değil diyor. Andy diyor ki hayır diyor her şey
para diyor. Yani benim burada kullandığım kamera
buradaki işte ekibin
maaşları işte çekim yapılan evin
kirası vesaire bunların hepsini ben düşünüyorum ve
bunların hepsi para diyor. Ya aslında tabii ki
sektörün dışındaki insanlara göre bu
Çok ütopik, çok böyle hani fil dışı kulelerden gelen bir sorun gibi geliyor ama gerçekten arkadaşlar bu sektörde tüm dünyada gerçekten bunların hepsi para.
Yani işte birçok sunucu, birçok yapımcı diyor ya biz bunu işte halkımızın bilinçlenmesi için yapıyoruz, biz bunu işte geniş dimağları, genç ufukları yelken açmak için yapıyoruz diye.
Hayır, eninde sonunda bunların hepsini para kazanmak için yapıyorlar.
Aslında hepimiz niye çalışıyoruz? Para kazanmak için.
Aslında işin içinde para olmasa hiçbir şekilde bir araya gelmeyecek insanları kast yapıp onlara para veriyor yapımcılar.
Ve eninde sonunda onlar bir çift oluyorlar, anne baba oluyorlar, baba oğlu oluyorlar.
Aslında bütün sektör bunun üstüne dönüyor.
Ve eninde sürekli farklı farklı çözümler bulmaya çalışıyor bir yapımcı olarak.
Tabii ki stresi çok ama bir yandan da Chris Hansen'ın dehşet bir stresi var.
Çünkü tamamen ilişkisini bitirmek için gidiyor, kendi metresiyle sevgilisiyle buluşuyor.
Ve o kız da işte adam tam ilişkiyi bitirmek isterken adamın parmağını yalıyor vs.
Tam da onu o anda işte magazinciler çekince Kırsansın bir anda durmaksızın aranmaya başlıyor.
İşte bizim elimizde senin fotoğrafların var.
İşte bunları magazine vermek istemiyoruz.
Ama şayet biz bunun haberini yapacaksak sen de buna bir açıklama getirken senin açıklamanla verelim.
İşte sen bize cevap vermezsen karını ararız.
Bu arada bu beyimizin de iki tane küçük çocuğu var.
Ve çocuklarının gece yarısı işte uyandırıp bakın primetime'a geçti programımız diye bir taciz programının kayıtlarını izletiyor.
Yani korkunç bir şey. Pedagojik olarak korkunç bir şey. Hele ki çocuklar hiçbir şey anlamıyorlar. Ama bir yandan aslında format olarak çok iyi ve bence bu arada film ekibinde izlediğim hani o birçok işte yapay, sanal ve sanatsal konulansa yani böyle gerçekten geçmişte yaşanmış ve hani Amerika'yı, dünyayı sarsmış herkesle de işte meslek etiği, suç ve insan hayatı üçgeninde böyle bir denklem yaratmış bir işin konu olarak seçilmesi ve bunun yapılması çok güzel bir şey bence.
Çünkü gerçekten hani eninde sonunda bütün sinema filmleri insan için yapılıyor ve yani bilim kurguları işte onun dışında tarihi işleri vesaire düşündüğümüzde yani gerçekten hani insanların hayatına fark yaratan, onlara ufuk açan yani mesela işte hepimiz oturup Kanuni hayatını baştan izlesek ya da hepimiz oturup Muhteşem Rüzgarı baştan izlesek de hani bugün bu bizim ileriye dönüp ders çıkarmamız gereken bir şey genelde %80 barındırmıyor.
Ama mesela böyle gerçekten primetime gibi şeyler gerçekten insanda ufuk açıyor.
Ve umarım birçoğunuza gidip izlersiniz.
Çünkü bir kere Robert Pattinson çok iyi oynuyor.
Çok uçlarda oynuyor.
Ama bence gayet başarılı oynuyor.
Bu ona bir Oscar getirimi bence bu sene için zor.
Çünkü çok daha güçlü rakipleri var.
Yani ortada bir Odisey varken zor.
Ama imkansız değil.
Yani en azından mesela kurgu anlamında alabilir, müzik anlamında alabilir.
Çünkü ben mesela kurguda şeyi çok severim.
Müzik işte bir anda yükseliyor, bir anda düşüyor.
Mesela işte karakterler arabanın içinde son ses müzik dinliyorlar.
Sonra bir anda kapı açılınca ya da işte bir anda bir polis arabası gelip işte korna çalınca bir anda o müzik yavaş yavaş aşağı iniyor.
Ben o hissi çok seviyorum ya.
Yani işte gerçekten orada bir kurgusal anlamda işçilik var diyorum ve gerçekten bu işte öyle.
Umarım ülkemizde de vizyonda çokça izlenir çünkü gerçekten bunu sonuna kadar hak ediyor.
Ve işin içinde şöyle bir şey var aslında.
Bu sadece bu film genelinde söylüyorum.
Bu filmde sadece cinsel suçları yakalamıyorlar aslında.
işin sarpa sardığı nokta şu. Şimdi
bu program ekibinde sadece bir kişi
işte oturup tamamen cinsel suçlarla
yazışıyor ve onları hani
ağlarını düşürmeye çalışıyor. İşte onlar da
tek tek hani sırf hikayedeki
bir erkek çocuğuyla ya da işte 18 yaşından
küçük bir kız çocuğuyla birlikte olmak için
bir eve geliyor. Orada bir anda işte program ekibi
ve polisler baskın yapıyorlar. Bu sayede suçları
yakalıyorlar. Ondan sonra bir gün bu
işte sapıkları tuzağa düşüren ekipteki
bilgisayarcımız, IT'cimiz bir anda
işte Chris Enstage hep diyor ki işte
George's'da inanılmaz bir vaka var. Adam bana şimdiye kadar hiçbir şekilde detay vermedi kendisiyle ilgili. İnanılmaz biri bu ve işte bu adam bana bir cenazeye katılacağını söyledi. O cenazede sadece devlet büyüklerinin gidebildiği kapalı bir cenaze. Yani bu adamımız vali olabilir, işte belediye başkanı olabilir, hatta Amerikan başkanı bile olabilir. O yüzden bu adamı kesinlikle ağımıza düşürmemiz gerekiyor. İşte bizi primetime'de izlenilerek alacak şey bu diyorlar.
Ve işte en başta Andy diyor ki ya hayır diyor hani biz kendimize farklı farklı iller belirledik, farklı farklı kurbanlar seçtik, onlarla bir yazışma yaptık, ailelerle onları yakalamaya çalışıyoruz hani gidip onları çekmemiz gerekiyor diyor.
Chris en sonunda diyor ki hayır biz bunu çekeceğiz çünkü benim gerçekten patlayacak bir bombaya ihtiyacım var diyor.
Ve ondan sonra bunlar çıkıp Jersey'e gidiyorlar ve adam kendi ayaklarına gelmeyecek kendileri adamın ayağına gitmeli gerekiyor.
Burada da hikaye kim giriyor? 23 yaşında ama 13 yaşındaki erkek çocuğunu oynayan Dan giriyor.
Bu arada hikayeden de anladığınız üzere arkadaşlar Chris Hansen'ın gerçekteki halde Robert Pattinson'dan da hepsi sapsarı.
Gerçekten ne diyeyim ya böyle içimiz açılıyor.
Yani hem başarılı hem sarışın hem yetenekli insanlar bu dünyada son derece çoğalması gereken bir tür bence.
Ve işte ondan sonra Chris Hansen tam olarak kafa yiyor ve diyor ki işte biz bu adamın evine gidiyoruz.
Tamam bu adam bize adresini versin diyor.
Ondan sonrasında adamın evine gidiyorlar ve adam evin giriş katındaki odada.
dışarıdan Chris Anderson'ı işte polisler
baskın yaparken kendisini
dışarıda bekliyor ve işte adamı yakalayıp hani dışarı
çıkarmayanı bekliyor. Bu arada adam yakalanacağını
anlayınca tabii ki önce profilini siliyor.
Ondan sonrasında işte evinde bir odada
saklanıyor. Sonrasında polis içeriye
girerken işte yapımcı
mantığıyla olaya baktığı için Andy diyor ki
benim bu adamdan röportaj almam lazım diyor.
Bir yandan işte polisler diyor ki biz bu adamı
bir şekilde yakalmalıyız. Ölüyor da diri
hiç fark etmez diyor. Andy de diyor ki
olası bir durumda işte bu adamı vurmanız gerekirse
ben röportajımı alamam diyor. O yüzden de
Silahların üzerine kamera koyalım diyorlar ve bunu 2006 yılında düşünüyorlar.
Ki zaten sonraki yıllarda bütün Amerikan polislerin üzerinde vücut kamerası sistemi geliştiriliyor ve bütün Amerika'da aslında yaygın bir hale geliyor.
Keşke bizim ülkemizde de olsa gerçekten ortaya neler çıkacak ben merak ederim.
Ondan sonrasında işte polis ekipleri eve giriyor ve sapık kim çıkıyor biliyor musunuz?
Gerçekten söyleyeyim mi?
Yani bilmiyorum ya söylemesem mi diye de bir düşündüm.
Ama neyse zaten ben size neredeyse bütün hikayeyi anlattım bunu da söyleyebilirim bence.
Bölge savcı yardımcısı çıkıyor ve bu adam işte bütün bir Texas'ta işte kötüleri hapse tıkan işte adaleti yılmaz savunucusu diye ün yapmış bir adam.
Ve işte bu adam seçim döneminde işte seçilirse bölge savcısı olacak çok daha önemli bir konuma gelecek.
Ve bu adamın böyle bir sapık olduğu ortaya çıkınca da tabii ki adam kendi kafasını sıkıyor ve polis adamı yakalayamadan adam intihar etmiş oluyor.
Bu sayede ne oluyor aslında?
Chris Hansen şöyle bir sıkıntıya giriyor bu hikayenin içerisinde.
gerçekten yaptığı etik miydi yoksa yanlış mıydı?
Yani insan hayatı o insanın sapıklığından daha mı önce gelir
yoksa bütün sapıkları işte kimyasal şekilde hadım mı etmeliyiz?
Böyle bir sürü soru soruluyor ve gerçek hayatta Chris Hansen bu yüzden programını bitirmek zorunda kalıyor
ve NBC dehşet eleştiriler alıyor.
Ama yani düşündüğünde aslında hani Chris Hansen'ın suçu değil, bu polisin suçu değil.
Sonuçta hani polis onu korkutmuyor.
Yani evine baskın yapıyor.
Adamı işte herhangi bir şekilde kötü muamele yapmıyor.
Adam işte başıma çok kötü şeyler gelecek, rezil olacağım diye 55-60 yaşlarında bir bölge savcı yardımcısı kafasına sıkıyor.
Yani burada aslında etik olarak tartışılması gereken bir şey yok.
Çünkü o adam zaten kendi hayatının dışarıya gösterdiği versiyonunda o kadar çok böyle kendini saklayarak ve sürekli bir şeylerden korkarak yaşıyor ki.
Yani siz o adamı resmi yollardan karakola davet edip, ya biz sizinle ilgili böyle bir şey keşfettik, bunun doğruluğu var mıdır?
Siz gerçekten bu yazışmaları yapan kişi misiniz yoksa eklendiniz mi diye çağırsanız o adam zaten yine gelmez ve bunlar hiç olmasaydı evinle intihar ederdi bence.
Ama yani tabii ki işte bu olan gerçek hayatta Chris Ness'in kariyerini değiştirmesine yol açıyor ve daha çok işte reality shop sunuculundan, programcılundan daha çok ana haber sunmaya geçiyor.
Ama yani bence son derece etik olarak tartışılması gerekmeyen bir şey.
Çünkü bu işin içerisinde ne hani bu programın bir suçu var ne bu işin içindeki polisin bir suçu var.
Tamamen sapık olan bir birey kendi sapıklığını tüm dünyaya ifşa ediyor.
Ve bunun karşılığında da bununla yaşayamayacağını fark edip kendini öldürüyor.
Yani bunun aslında bu kadar tartışılmasının gereği yok bence.
Ama tabii ki Amerikalıların salaklığı ne diyelim yani.
Çünkü adamlar hani onların bazen böyle yemek videolarını görüyorum.
Arkadaşlar inanılmaz yani.
Yani basit bir mesela köfte yapımı değil mi?
Hani köfte neyle yapılır?
İşte kıymayla, yağla, tavayla değil mi?
Bunu öyle şekillerde yapıyorlar ki hani insanlar diyor ki hani gerçekten dünya dilinin İngilizce olmasının bir sebebi var.
Çünkü hani Amerikalılar o kadar aklen eksikler ki muhtemelen başka dil öğrenemiyorlar diye gerçekten ben artık doğru olduğunu düşünmeye başladım.
Çünkü gerçekten inanılmaz şeyleri tartışıyorlar, inanılmaz şeyleri hani günlerce konuşuyorlar.
Mesela hani şey olsam da işte Norveçler, Finlandyalılar, ne bileyim işte İskandinav ülkeleri bunu tartışsa
dedim ki adamların hayatında o kadar sorun yok ki bunu böyle günlerce tartışıp
konuyu meclise getirecek kadar önem atfediyorlar.
Ama yani böyle bir durumda bilmiyorum.
Hani bizim ülkemizde bunun halk ve toplum nezle absorbe edilmesi
muhtemelen bir, bir buçuk günümüzü falan alır.
Çünkü bizde gündem çok hızlı değişiyor ama Amerika için, 2006 yılı için bu olay gerçekten ses getirmiş.
E tabii ki medya etiği, suç dünyası, popüler kültür, kamuoyu baskısı vs. bunlar da Kırsayas'ın kariyerini farklı bir yöne çevirmesine etkili oluyorlar.
Neyse bu film bugün vizyonda ve sizden ricam lütfen gidin izleyin.
Hazır bu hafta daha güneşli, daha böyle yağmurdan uzak bir hafta geçirmişken rica ediyorum sizden gidin bir bakın.
Emin olun çok güzel akıyor, sizi asla rahatsız etmiyor.
Ve bence bu işin tek rahatsız edici tarafı yani günlük hayatta yanımızdan yürüyen ve işte birçoğumuzun işte arkadaşı olan, eşi dostu olan işte eğli mutlu çocuklu dediğimiz insanların aslında sapık olma potansiyelini ne kadar taşıdığını fark ediyoruz.
Mesela kimisi işte bu filmi festivallerde ya da işte film hekiminde izlemiş olan insanlar şundan bahsettiler.
Ya işte hani bu hikayede biz hani hep erkek sapıkları görüyoruz.
Niye hani kadın sapıkları görmüyoruz?
Ve bu tamamen olay 2006'da yaşandığı için bence ve gerçek bir hikaye olduğu için ve hani eninde sonunda sonuçta gerçeğine bağlı kalmaları gereken bir şey olduğu için.
Ama hani bugün hani baştan bir yapımcı, bir yönetmen, bir senarist böyle bir hikaye yapalım dese ve hani bunu oturup tarihe dayandırmadan gerçek bir olaydan esinlenmeyen kendileri yazmaya kalksalar eminim hani içinde eşcinseller de olur, işte daha gençler de olur, daha yaşlılar da olur, kadın da olur, erkek de olur, kendini cinsiyet olarak tanımlayan insanlar da olabilir.
Çünkü bence sapıklığın kesinlikle bir cinsiyeti yok ve hayatımıza hiç tahmin etmediğimiz insanların da pedofil çıkma riski her zaman için var.
O yüzden lütfen dikkat edelim ve çocuklarımızı güvenmediğimiz hiç kimseyle yalnız bırakmayalım.
Bu da bence bu filmin kesinlikle taşıdığı mesajlardan bir tanesi.
Robert Pattinson artık bir baba olduğu için bunu düşünmesi, bunu öne sürmesi ve hani böyle bir projeyi kabul etmesi bence son derece doğru olmuş.
Çünkü mesela onun yerinde olan birçok A sınıfı dediğimiz star grubu birçoğu bunu kabul etmez.
Yani ben daha çok böyle patlayabileceğim, kendimi öne atabileceğim bir rol istiyorum derdi.
Ama böyle şeylerin de kesinlikle yapılması gerekiyor bence.
Şimdi film ülkemizde bugün vizyona giriyor dedim.
Ama Amerika'da pazar günü vizyona girecek bu pazar artık hangi ülkeden beni dinliyorsanız rica ediyorum bu filmi bulun izleyin.
Ve izleyikten sonra da bana lütfen filmi nasıl bulduğunuzu, eksik yönlerini, size göre gereksiz yönlerini, en beğendiğiniz taraflarını sosyal medya hesabımdan, Instagram'dan ya da Twitter'dan yazabilirsiniz.
Ve geçelim şimdi haftanın dizisine.
Evet, haftanın dizisi olarak bu hafta size ne anlatacağım.
Geçen perşembe Netflix'te yayına giren ve dördüncü sezonuyla tüm dünyada çok yazılan The Diplomat'ı anlatacağım size.
Şimdi dördüncü sezonumuz 8 bölümden oluşuyor ve eğer ilk 3 sezonu izlediyseniz bence sizin de en güzel bulduğunuz sezon dördüncü sezondur diye düşünüyorum.
Şimdi dördüncü sezonumuzun konusu ne?
İki evlilik ve büyük bir kriz.
Sezon birbirini yiyip bitirme tehdidiyle karşı karşıya olan iki evliliği ve felaket niteliğinde bir anın
Amerika ile İngiltere arasında kurulan kırılgan barışı sarsmasını konu alıyor aslında.
Dördüncü sezonumuzda Amerikan Başkanı Grace Penn ve Başkan Yardımcısı Hal Weiler ve bu ikili birlikte çok tehlikeliler.
Çünkü bu ikilinin birlikte bir karar verdiği noktada bu ikiliyi frenleyecek hiçbir unsur yok ortada ve tamamen ne düşünüyorlarsa onu yapıyorlar.
Ve düşünsenize yani Donald Trump ve yardımcısı aklına ne geçerse onu yapıyor.
Gerçi şu anda tam olarak öyle bir distopyada yaşıyoruz bence ama.
Onun dışında hikayemizin başlığında kim var?
Carrie Russell var ve o kadar iyi bir oyuncu ki.
Gerçekten Kate Weiler'ı ondan başkası oynayamazdı bence.
Bu hikayede dördüncü sezonda Kate ve Hal'ın evliliği birbirini onarma, bu evliliği devam ettirme içgüdüsüyle başlıyor aslında.
Ve yeni sezona kilisede tekrar evlilik yeminlerini ederek başlıyorlar ve diyorlar ki biz bu evliliği ne olursa olsun yürüteceğiz, canlı tutacağız.
Bir kere benim bu ilişkide en sevdiğim şey, ilk sezonuna itibaren araları kötü oluyor.
İşte zaman zaman Kate Hal'ı aldatıyor.
Hal Kate'e sormadan bambaşka kararlar veriyor.
İşte Kate diyor ki anlatma o gidiyor.
İşte en anlatmaması gereken şey gidiyor.
Eski Amerikan başkanını anlatıyor.
Eski Amerikan başkanı bu yüzden kalp krizi geçiriyor.
Ve yani Kate sezonlarca sürekli Hal'ın arkasını topladı.
Ama artık birazcık daha eksen kaymış gibi ve artık Hal başkan yardımcısı olarak başkan yardımcısı eşinin yani Kate'in arkasını topluyor birazcık daha.
Yani rütbeler değişti, ülkeler değişti.
Hal %80 Amerika'da Kate İngiltere Büyükelçisi olduğu için genelde %80 Londra'da oluyor ve ilişkilerin arasında kıtalar giriyor aslında.
Ama bu yine de Kate'in Hal.
İşte ben sana gelemiyorum sen mi bana gelsen dediği anda Hal'ın hemen uçarak gelmesine tabii ki engel değil.
Yani arkadaşlar görüyorsunuz bir başkan yardımcısı olmak bir evliliği bile kurtarmaya yetiyor.
Bakın ne kadar önemli şu hayatta bir rütbe görüyorsunuz.
Ve Kate ve Hal'da en sevdiğim şey ne olursa olsun birbirlerini koruyorlar.
Yani Hal bazen Kate'in yaptıklarından nefret ediyor.
Bazen direkt Kate'in kendisinden nefret ediyor.
Mesela 3. sezon bence bu ikilinin en kötü sezonuydu.
Çünkü işte 3. sezonda Kate daha çok böyle farklı farklı erkeklerle birlikte olduğu,
işte bazı ilişkileri uzun sürdüğü,
mesela kalımla ilişkisi.
Gerçekten böyle bölümlerce birlikte oldular ve çok sıkıcıydı.
Çünkü yaş farkı vardı.
Hani benim birlikte olmasını istediğim ikili o değildi.
Bir de ben böyle şeylerde, hani bu tip böyle bir evlilik dramlarında
her zaman baştan sona kadar evliliğin korunmasını seviyorum.
Yani o onu aldatıyor, o işte açık ilişki yaşıyor, o üçlü ilişki yaşıyor farklı insanlar vs.
Ama hani eninde sonunda toplum önünde bu ikili bir çift olarak ve evli insanlar olarak bunu devam edeceği bildikleri sürece
ben de bunu izlemeye her zaman için devam edeceğim.
Ve şöyle bu sezon ilk sezonlardaki Dışişleri Bakanımızı aklı başında olan belki de tek siyasetçiyi
yani Deniz Sınır'ı kaybediyoruz ve bu Kate'i şimdi büyük bir kayıp bir yandan da halın buna yaklaşım çok güzel bence.
Hal diyor ki işte Kate diyor hani
Deniz'in çok iyi bir adamdı. İstersen onun için
kadeh kaldıralım. Ne kadar üzüldüm tahmin edebiliyorum
diyor. İşte Kate diyor ki gerek yok diyor.
Sonra bir kere benim bu sezonun tiksindiğim
bir Todd var. O da Amerikan Başkanı'nın eşi.
Yani bu hikayenin içerisinde
aslında Beyaz Saray'da iç güveysi gibi yaşayan bir
karakter ve işte Grace Penn bütün Amerika'yı
hunharca birbirine kırdırırken
bütün dünya ülkeleriyle Todd ne yapacağını
bilemiyor ve ben ne yapsam
ne yapsam diyor. Grace de Amerikan
Başkanı'nın eşi olma sebebiyle
Boşanamıyorlar işte gitmek istiyor gidemiyor
Vesaire en sonunda Grace diyor ki ya sen
Bence işte Amerika'nın özel temsilcisi
Oluyor bunu da Londra özel temsilcisi yapalım
Seni Londra'ya gönderelim diyor
Bir anda Kate hani kendi şatosunda
Amerikan başkanın eşiyle karşılaşıyor
Ve işte onu ağırlaması gerekiyor
İşte adam sürekli hani mıy mıy mıy mıy
Zaten Kate'in başında bir hal vardı
Ki bu sezon ilişkileri daha iyi daha oturaktı
Daha çok konuştukları iletişim kurdukları
Bir ilişki ama bir anda hikayenin içerisine
Todd giriyor ve gerçekten
yani çok zorluyor Todd Penn'in varlığı ve inanılmaz saçmalıklar yapıyor.
Yani hani gerçek hayatta da bunun böyle olamayacağını düşünürsek
bence Todd'u bu kadar öne sürmenin gereği yoktu.
Zaten ortalık karışık, bütün sezon boyunca devam eden bir
hani işte Rus denizaltısının içinden Grace ve Hal'ın çaldığı Rus silahları var.
Onları kim nereye kaldırdı, o batan geminin içindeki mürettebatı kim kurtaracak vs.
Sürekli böyle bir sıkıntı var.
Bir yandan yeni İngiltere Başbakanı seçiliyor.
O da şöyle.
İngiltere Başbakanı Trowbridge'i Kate gidiyor tehdit ediyor.
Diyor ki işte sen bana bunu yaparsan ben de senin eski olaylarını gün yüzünden çıkartırım diyor.
Trowbridge zaten kafadan kontak bir adam.
Adam bir anda görevi bırakıyor.
Zaten bence İngiltere'nin en çok gerçek hayattaki yaşadığı senaryoyla örtüşen kısım burası.
Çünkü İngiltere genelde 3-4 ayda bir başbakan değiştiriyor.
Hatta en son gelen başbakan sanırım sadece 8 hafta dayanabildi.
Çünkü İngiltere'nin şu anda korkunç bir ekonomik sorunu var.
İnanılmaz bir enflasyon olmasa da dehşet bir hayat pahalılığı var.
Hele ki Londra için.
Hatta istatistiklere göre Londra ile İstanbul'un pahalılığı yarışır seviyede.
Yani bence en çok gerçeğine uygun kurmacı dünyayla gerçeği birleştiren şey bu başbakan değişimi olmuş.
Sonra yeni bir İngiltere Başbakanı geliyor.
O da Bertrand Wagen'ın karakteri ve şöyle bir şey yaşanıyor.
Tabii ki yeni İngiltere Başbakanı kendisiyle birlikte yeni bir kabine kuruyor ve yeni bir Dışişleri Bakanı seçiyor.
Dışişleri Bakanı zaten kafadan kontak.
Yeni İngiltere Başbakanı da yeni Dışişleri Bakanı da ikisi de kadın.
Kate diyor ki ben bunlarla daha iyi ilişki kurarım diyor ama hiç tahmin etmediği şeyler oluyor.
Ve yani Kate gerçekten böyle kendi Amerikan Başkanı ile İngiltere'nin Başbakanı ve Dışişleri Bakanı'nın arasında
böyle bildiğiniz yani o hani 3 tane kadının arasında top gibi bir ona atılıyor bir ona atılıyor.
Ve bence sezonun hatta dizinin en güzel bölümü.
Şimdiye kadar benim için ilk bölümdü artık kesinlikle 4. sezonun 8. bölümü.
Gerçekten çok iyi.
Kate o kadar çok Amerikan Başkanı'nın işle karışmaya başlıyor ki yani iyi anlamda hani işler yoluna gitsin diye.
Amerikan başkanı nefes alması hale geliyor ve diyor ki Kate ben senin yardımcını Amerika'ya çektim, kızağa çektim.
Kendine dikkat et sana da bunu yapabilirim diyor.
Ve Kate bunu eşine anlatmak istiyor.
Bir yandan anlatamıyor sonra şunu fark ediyor.
Hal aslında son derece seviyor başkan yardımcısı olmayı.
Ve sırf Hal'ın koltuğunu korumak için Kate gidiyor.
Kendisi İngiltere Büyükelçinden istifa ediyor.
Ve bu sayede ne oluyor?
Aslında başkan yardımcısı nereye giderse başkan yardımcısı eşi olarak Hal'la birlikte gitmesi gerekiyor.
Ve işte artık o kadar çok saçmalık yapıyor ki Amerikan başkanı olarak Grace.
Grace'in ekibindeki hani aklı başına olan herkesi sırayla Kate'in arkasından gelip istifa ediyor.
Sonra Kate bir anda böyle arkasına bakıyor ve bir bakıyor ki aslında kocası da o çok sevdiği başkan yardımcılığı koltuğunu bırakmış ve kendisiyle birlikte gelmiş.
Ama tabii ki yeni sezonda gerçekten Grace Amerikan başkanı olmaya devam edebilecek mi edemezse onu nasıl o koltukta indirecekler gerçekten merak ediyorum.
Ve bu işin içerisindeki en önemli şey bence bir güç ve o güç o da insanları ne hale getiriyor, kaç kişiyi öldürüyor, kaç kişiyi neler yapmaya mecbur bırakıyor.
Aslında bunu çok iyi anlatan bir sezonlu.
Bir yandan The Diplomat da 5. sezonun onayını almadı henüz.
Ama bence alır zaten izlenmeleri çok iyi.
Sürekli önüme işte diziye yeni başlayanların tweetleri düşüyor vs.
Yani ben olsam 4 sezonu baştan izlemeye üşenirdim ama gerçekten başlayanların hani amacına, hedefine sağlık demek istiyorum.
Gerçekten hepsinin sabrına sağlık.
Bir de şöyle bir durum var tabii ki.
Yani 5. sezon olursa Todd'u nereye koyacaklar? Kate kendi kariyerine nasıl devam edecek?
Onun dışında sezon içerisinde bir ara Kate reflü olduğu için sürekli kusuyordu.
Todd bir anda işte kendi karısıyla konuşurken kendi karısı aynı zamanda Amerikan başkanı da olduğu için.
Bir anda da öptü ki ya dedi Kate hamile olabilir mi dedi.
Sonra Amerikan başkanı bir anda bunu gitti kendi başkan yardımcısına yetiştirdi.
Sonra Hal hemen Kate'i arıyor. Kate işte bu doğru mu vesaire diye.
Kate diyor ki hayır diyor ya reflüm var hani o yüzden de midem bulanıyor.
Mide bulansı yapıyor bende bu diyor.
Ama ben olsam yani hani evet bu ikili işte evliliğin işte artık hani 15. yılında işte 30'lu yaşlarda evlenseler şu an 45 yaşındalar nereden baksanız hani birazcık zor bir ihtimal ama bence hamilelik için çok da geç bir yaş değil.
Çünkü daha geçenlerde 52 yaşında bir Amerikalı oyuncuydu galiba 3'ün çocuğuna hamile olduğunu duyurdu.
Yani NHTV zaten doğuruyor Rihanna'ya baksak zaten yani kadın tek başına böyle bir hastanenin herhalde kadın doğum servisini açar diye düşünüyorum.
Yani bunların hepsini düşündüğümüz zaman aslında bu hikayede Kate'in hamileliğiyle diplomatik krizler birleştiği zaman Kate'in yaşayacağı sorunları da ben görmek isterim.
Ayrıca şimdi bu ikili sezonu resmen işsiz, boş, rütbesiz olarak kapattılar.
Tabii ki işte biz sezonu açtığımızda illa ki ikisine de bu kadar çok görev yılı yüzünden verilecek farklı görevler, farklı yetkiler, rütbeler vardır.
Onları da yeni sezonda göreceğiz ama ben senarist olsam tamam bu ikili birlikte güzel bir evlilik yürütüyorlar.
evlilikleri artık bir ayına da girdi. İşte
biraz Hal kendine ödün veriyor. Biraz Kate
hani geriye çekiliyor. Diyor ki işte Hal sen haklısın.
Ben bugüne kadar sana karşı çok serttim
diyor. Yani bunları düşündüğümüz zaman hani aslında evlilik
bir düzene oturuyor ya. Bunların hepsini
fark ettiğimiz zaman yani ben senarist olsam
kardeşim madem hani artık oturdu bunlar
işte bu ikili hunharca tartıştılar
işte birbirlerini yediler. Bu toksik ilişkiden
de sağlıklı bir evlilik çıkarmaya doğru
gidiyorlar. O zaman bari çocuk yazayım derim. Çünkü
hani belli bir sezon sonra hani
bütün diplomatik krizleri işledin işledin
işledin. E bitecek yani sonuçta Grey's Anatomy
gibi böyle 20-25 sezon bir
hikaye çıkarmak istiyorsak bunun kesinlikle adam
akıllı senaryo ve bir kronolojiye
oturması gerekiyor ama gerçekten senaryosunun kafasındaki
şeyi merak ediyorum. Bu arada bu ikiliyle
ilgili en sevdiğim şey de bunu belki
size önceki bölümlerde söylememişimdir.
Bu ikiliyle ilgili en sevdiğim şey manyakça
kavga ediyorlar tamam mı? Yani işte
biri birine saldırıyor diğeri diyor ki işte
senin yaptığın şey yüzünden işte Amerikan başkanına
ben ne hesap vereceğim diyor vesaire. Sonra işte
bir anda Kate'in eline kıymık batıyor.
İşte hal gelip kıymığı çıkartıyor. Sonra
kavgaya devam ediyorlar. Ya da ne bileyim işte
ilk sezondaydı Kate ile Hal
Kate henüz yeni İngiltere Büyükelçisi
olmuşken Hal da hani şu anki Todd gibi
bir yetkisi rütbesi yok. Hani
tek işi şatoda oturmakken
mesela orada işte Kate giyiniyor. Ondan
sonra işte gidiyor mesela Hal'a
koltuk altını işte gösteriyor. Diyor ki işte
kocacım diyor kokuyor muyum diyor. O diyor ki hayır diyor.
Sonra bunlar işte Kate giyinirken işte
Rus politikasını konuşmaya devam ediyorlar.
Sonra işte mesela Hal'ın ayakkabısı çıkmıyor.
İşte bir gece sarhoşken
Mesela Kate gidiyor onu çıkarttı onu yatağa oturtup vesaire.
Bunlar her evlilikte olan böyle standart ve aslında birçok seyirciyi de bu evliliği gerçek gibi hissettirmek için yaptığı şeylerdir.
Ve kesinlikle insanları doğal hissettirir ya bunların hepsini yapıyorlar bence ve bu işlere kesinlikle çok başarılılar.
O gerçeklik hissini veriyorlar, o karı koca hissini veriyorlar.
Eş olmak, evli olmak, illa birbirinin her şeyine boyun eğmek değil bunu çok iyi anlatıyorlar.
İşte Kate bazen diyor ki ya diyor işte Todd'dan çok sıkıldım, çok bunaldım.
Hani gerçekten bu adamla ben ne yapacağım diyor.
Hal diyor ki işte istersen geleyim diyor.
İşte o diyor ki hayır senin işte bir işin var.
Washington'da kal diyor vesaire.
Bunların hepsi çok güzel şeyler bence.
Ve yani bir evliliğinde bir hikayende izlenilebilir kıldığı en büyük şey bence bu ikilinin bu partnerliği diye düşünmek istiyorum.
Ve bu işin de 2026 EMI adayı olduğunu tekrar hatırlatayım.
Ve bence kesinlikle alırlar.
Çünkü çok güzel ve kendi stabillerine gidiyorlar.
Bakalım inşallah yeni sezonu onayında alırlar.
Beşinci sezonda bakalım görürüz nasıl bir şey ortaya çıkacak.
Ha bu arada diplomasinin de günümüz toplumlarında ne hale geldiğini hep birlikte görüyoruz.
Bunda bir dikkat çekmek istedim.
Neyse geldik bölümün sonuna.
Buraya kadar dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Uzun uzun uzun bir bölüm oldu ama umarım bu güncel içeriklerle sizi sıkmamışımdır.
Ve lütfen The Diplomacy izlediğinizde de bana yazın neyini sevdiniz, neyini beğendiniz, neyini hiç beğenmediniz, ne size gereksiz geldi hepsini anlatın ben keyifle dinlerim.
Onun dışında umarım hepinizin hayatında çok güzel şeylerin olduğu ve hepinizin işte mutluluktan, huzurdan, böyle gülmekten yüz kaslarınızın ağardığı harika bir hafta ve hafta sonu olur umarım.
Bu hafta çıkan bonus bölümümüzü hala dinlemediyseniz onu size hatırlatayım görmediyseniz eğer.
Ha bu arada ben bugün ne yapacağım?
Ben bugün bir tiyatroya gideceğim ya da sizin bunu dinlediğiniz saatte belki çoktan tiyatroyu izliyor bile olurum.
Umarım Lacrimatiasyosu çok güzeldir ve bana istediğim verir ve beklentimin altında kalmaz diyorum.
Ve sizi seviyorum.
Bölümü kapatıyorum.
Haftaya Cuma yeni bölümümüzde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
