
S1B43 - Sen + Ben - Dünyaya Karşı / Minerva Akademisi
9 Ekim 2026 · 32 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde bugün başlayan film ekiminde gideceğim filmleri tek tek anlattım.Umarım dışarıda kalan filmler de bir an önce vizyona girer…
Haftanın filmi Fransızca iken haftanın dizisi İtalyanca…
Ama hangisini önce izlerseniz izleyin ondan sonra bölümü dinleyin lütfen 🙏
İyi haftasonları…iyi dinlemeler
Kısımlar:
(00:00 - 00:55) — Giriş
(00:56 - 02:50) — Organize İşler Fiyaskosu
(04:32 - 09:47) —Bilet Alamadıklarım
(09:48 - 10:28) —Bilgilendirme
(10:29 - 20:06) — You + Me Against The World
(20:07 - 30:10) —Minerva Academy
(30:10 - 31:46) —Gelecek Bonus Bölümler
(31:47 - 32:19) —Kapanış
Transkript
Herkese merhabalar.
Vizyonda Yayında''nın 43. bölümüne hoş geldiniz.
Umarım müthiş bir hafta geçirmişsinizdir ve umarım sizi havanın, insanların, işlerin, güçlerin, okulun, derslerin yormadığı son derece kılçıksız harika bir hafta olmuştur.
Şimdi ben bu hafta size neler anlatacağım biliyor musunuz?
Aslında biliyorsunuz zaten bölüme tıkladığınızda bölümün kapağını ve ismini de görmüşsünüzdür diye düşünüyorum.
Ama bu hafta anlatacaklarımı geçmeden önce size geçen hafta biletleri satışa çıkan ve bugün resmen başlayan film ekibinden aldığım biletlerden bahsetmek istiyorum.
Şöyle ki önce biletini aldıklarımdan bahsedeyim sonra almadıklarımdan geriye kalanlardan bahsedeyim.
Ve bu sayede belki kalan zamanda da geriye dönüp bu bölümü dinlediğimde hangi filmlere hala gitmediğimde hatırlamış olurum.
Şimdi öncelikle ben size çok gıcık bir şeyden bahsedeceğim. O da ne biliyor musunuz?
Şimdi geçen hafta bu biletler cuma günü satışa çıktılar.
İşte ön satıştan alırsanız perşembeydi bazı lale kartları için.
Neyse ben işte biletleri aldım.
Ondan sonra cuma sabahı aldım.
Cuma öğleden sonra da beni Netflix'ten aradılar.
Geçen hafta beni arayıp dediler ki ya önümüzdeki haftanın yedisinde organize işlerin yeni filminin galası var.
Gelir misiniz işte size bir davetiye iletmek istiyoruz dediler.
Ben neyim ki ne zamandayım?
Onlar bana dediler ki ya işte 7 Ekim çarşamba önümüzdeki çarşamba akşam 8-8.30 gibi olacak.
Hani kabul ederseniz size mailden davetiyeyi ileteceğiz dediler.
Ben de ondan sonra kenkenme dedim ki ya ben hani bir film hekiminde aldığım biletlerin tarihlerine, saatlerine bakayım.
Çünkü çok fazla bilet aldım.
Tam tamına 16 tane bilet aldım arkadaşlar.
Eğer aranızda bir iki tane alan varsa üzgünüm.
Yani sizin haklarınızda ben yemiş gibi oldum ama üzgünüm yapacak bir şey yok.
Kim hazır davranırsa o oluyor.
Bir de tabii ki film hekimine hangi şeriden katılıyorsanız onun da çok etkisi var.
Çünkü işte Ankara'da, İzmir'de, Mersin'de, İstanbul'da olduğu kadar fazla bilet ve fazla film olmadığı için
Çoğu insanda hoşuna gitmeyen şeylere de bilet almak istemediği için aslında biletli kaldılar biraz da.
Neyse biz konumuza dönecek olursak bir baktım ki 7 Ekim çarşamba akşamı akşam 7'de İdeal Koca'ya bilet almışım.
Ben de o yüzden bunu reddettim.
Ondan sonrasında aynı gün akşam bana posta uygulamasından mail geldi.
Dediler ki işte biz 7 Ekim çarşamba akşamı olan seansı ta 19 Ekim pazartesi akşamına aldık.
Çünkü kapasitemiz yeterli değil.
İşte sinema salonunu değiştirdik, saatini değiştirdik, seansı komple değiştirmişler hatta.
Yani neredeyse bir tek filmi değiştirmemişler.
Yani kardeşim siz bana bunu böyle 3-4 saat önce söyleseydiniz ne olurdu?
Yani hani tamam kendim de organize işler serisine çok meraklı bir insan değilim ama
en kötü işte bir öngösterimi giderdim, ortamı gördüm, yeni insanlara tanıştım.
Yani sosyal bir insan olarak böyle ortamları seviyorum ama
tabi durum böyle olunca ben onun hakkımdan bir kere vazgeçmiş oldum.
Öyle olduğu için de maalesef, maalesef, maalesef ona gidemedim ve
çarşamba geçti, perşembe geçti geldik bugüne.
Peki film hekim başladı mı?
Film ekimle ben resmen dün akşam başladım.
Şöyle ki dün akşam önce ne izledim onu söyleyeyim.
Akşam 9.30'da Atlas sinemasında Meçhul Kadın filmini izledim.
Ondan sonra bugün izleyeceklerimden bahsedeyim size.
Bugün akşam Seni İstiyorum filmini izleyeceğim.
Ondan sonra da Karşıyaka'ya geçip akşam 9.30'da da Fjord filmini izleyeceğim.
Gerçekten Fjord için çok heyecanlıyım, çok merak ediyorum.
8 Ocağı kadar beklemek istemediğim için, vizyonu beklemek istemediğim için hemen aldım.
Zaten Fjord'u Allah'tan ön satışta almışım.
Çoğu film işte Fjord gibi çok merak edilen primetime'da mesela.
Yani 23 Ekim'de vizyona girecek aslında Robert Pattinson filminde ama.
O da mesela çok hızlı bitmiş bilet açısından.
Ondan sonra yarın saat 1'de Devrinin Adamını izleyeceğim.
Çok merak ediyorum onu da.
Sonra yine bu hafta bitmeden pazar günü önce Aşkın Elektriğini izleyeceğim.
Sonra akşamda Uzun Bir Kış filmini izleyeceğim.
Ve şöyle Uzun Bir Kış filminde Katrina Barf başrolde.
Ve o yüzden ondan ne çıkacağını çok merak ediyorum.
Ve vizyon tarihi belirsiz bu işin.
Ondan sonrasında yeni haftada kimse görmeden film izleyeceğim.
Salı günüm Örnek Askeri izleyeceğim.
Çarşamba Violette, Perşembe Son Yankesçi.
Yine Perşembe Akşam Nazik Canavarı izleyeceğim.
Cuma akşamı Direnişi izleyeceğim.
Cumartesi önce Father Joe izleyeceğim.
Sonra Primetime izleyeceğim aynı yerde.
Sonra artık önümüzdeki pazarda önce maçı izleyeceğim.
Ondan sonrasında artık hafta bitirip evime döneceğim.
Ha bitmedi bu İdeal Koca'ya da ta 19'unu attılar ya.
19 Ekim pazartesi akşam 9.30'da da İdeal Koca'yı izleyeceğim.
Yani inşallah bu kadar bana sinir, stres verdiğine değecek kadar iyi bir filmdir.
Gerçi Olivia Colman'ı oynuyor, Alexander Skarsgård'u oynuyor.
Kötü bir şey çıkmayacağına eminim.
Onda sırf Kasım ayını beklemek istediğim için, 7 Kasım'ı beklemek istediğim için
şimdiden para verdim, bilet aldım ve gidiyorum.
Ha bilet alamadıklarım, bulamadıklarım ya da tamamen kendi programda çakıştığı için
gidemediğim filmler var. Onları da söyleyeyim size.
Belki sizinle bu konuda aynı hisleri paylaşırız.
Her defa ya Everytime filmine bilet alamadım, vizyon tarihi belirsiz.
Kefaretin vizyon tarihi 16 Ekimli'ye ona çok ısrar etmedim, ona da bilet almadım.
Kağıttan Kaplan'ı çok istiyordum ama gerçekten denk gelmedi.
Yani keşke birinizin o evi bileti olsa bana ulaştırsa, hani bende fazla var gitmeyeceğim,
hani sen gitmek ister misin gibi öyle şeyleri kesinlikle açıyorum.
Kağıttan Kaplan'ın da vizyon tarihi 27 Kasım o yüzden de hani en kötü,
işte önümüzdeki ayın sonunda ben bir şekilde buna giderim deyip bunu da bir tık es geçtim.
En sevdiğim Javier Bardem'in başlarında olduğu bir film, onun da vizyon tarihi 30 Ekim'di.
dedim ki yani çok daha önemli şeyler var.
Buna es geçin buna zaten giderim dedim.
Coar'da MubiFest'te de
gidememiştim. Burada da gidemedim
ve onun da vizyon tarihi belirsiz. Onda da
bir sürü işte sosyal medya üzerinden biletlerini
satmak isteyen insanları gördüm ama güvenemedim
arkadaşlar ya. Yani hani belki siz yazsanız
size güvenebilirim ama gerçekten sosyal medyada
öyle dolandırıcılar oluyor ya işte. Hani bana
işte ilk özelden yazana bu bileti
vereceğim gibi öyle şeylere güvenemiyorum.
Yani düşünün bizim güvensizlik
sınırları artık resmen buralarda yani.
Onun dışında Brooke Noelle'ye Almadolar'ın
son filmini almadım çünkü o da 13 Kasım'da
vizyonda zaten. Farhadi'nin son
filmi Kesişen Hayatları almadım. Ona
gerçekten çok pişman ve harbiden çok
almak istedim ama yani ne öğrenci bileti
kalmıştı, ne emekli bileti vardı,
ne lale kart bileti var hiçbir şey yoktu.
Yani ben bu kadar hani her kitlenin
saldırıp gitmek isteye bir film daha duymamıştım.
Çok ayar oldum bunu alamadığımı.
Bunun da vizyon tarihi belirsiz. Yani bir ay sonra
vizyona girebilir. Hani 6 ay sonra da bir sene
sonra da. Bakalım. Yani inşallah çok
kişi izlemez ya da çok kişi filmle ilgili fikirlerini
yazmaz da ben de oturduğum yerden kıskanmam.
Onun dışında kadın davasını çok almak istedim.
Onda vizyon tarih belirsiz.
Onu da alamadım.
Bucking Foster 23 Ekim'de olduğu için onda çok ısrar etmedim.
Zaten bu hafta salı günü İKSV basın gösterimi yaptı.
Yani basın mensuplarına işte film hekimini anlattı.
Onlar için bir PR gecesi gibi düzenledi bunu aslında.
Orada da film hekiminin açılışını Bucking Foster ile yaptı.
Onda da Orlando Bloom'un canlandırdığı karakter ikiz kız kardeşlerle sevişiyor.
İkisiyle de yatıyor.
Hatta iki kız kardeşti ve bu insanlar birbirine aynısı ikizler.
İki kız kardeş de aynı adama aynı şekilde ama farklı özelliklerini överek aşık oluyorlarmış.
Gerçekten çok merak ettim ama neyse dedim 23 Ekim'de izlerim dedim.
Naza bu İsrail askeri teşkilatının tüm ölen Filistinliler için kullandığı siyasi bir terimmiş.
Yani bu asıl birazcık Gazze belgeseli onun da vizyonu tarih belirsiz.
Ama şimdi benim bu Gazze Filistin olaylarına karşı şöyle bir duruşum var.
İKSV'nin düzenlediği İstanbul Film Festivali'nde ben Gazze ile ilgili bir sürü şeye gittim
ve gerçekten o kadar tetiklendim ki yani çok fazla
travmatize oldum ve düşünsenize hani
önce işte o gün sabah mis gibi kahvaltınızı
yapıp evden çıkıyorsunuz işte romantik bir film izliyorsunuz
arkasında böyle bir bilim kurgu izliyorsunuz
günü işte Gazze ile gibi ya da işte
Filistin'e ilgili bir belgeselle kapatınca
gerçekten çok yordu bu beni
yani psikolojik olarak, duygusal olarak
siyasi olarak gerçekten çok
boğdu boğdu duvara fırlattı yani
öyle oldu işte ben bir süre hani bununla ilgili
gerçekten hiçbir şey görmek duymak istemiyorum
yani tabii ki orada bir soykırım yaşanıyor
oradaki insanların başına gelen şeyler çok
kötü. Kesinlikle bunun durdurulması gerekiyor ama
bunu hani Ali, Veli, ben ya da
siz değil bunu kesinlikle devletlerin durdurması
gerekiyor. Yani bu bizim kendi gücümüzün, kendi
irademizin çok üstünde ve çok dışında yaşanan
bir olay. O yüzden aslında buna bir bilet
alsam dedim. Sonra baktım kendi programımla
çakışıyor. E vizyon tarih de belirsiz zaten.
Yani dedim bu illaki bir şekilde vizyona girer.
Zaten 1 saat 20 dakikalık bir film bu.
Eğer ona bilet alanınız varsa
lütfen bana yazın. Yani nasıl buldunuz?
Sevdiniz mi? Sevmediniz mi?
Nasıl bir vibe aldınız?
Böyle işler daha çok yapılmalı mı?
Hatta şöyle bu Naza'yı yapan ekip de yönetmenlerin hepsi İsrail.
O yüzden mesela İsrail Başbakan'a açıklama yapmıştı.
İşte bu iki yönetmenin de İsrail vatandaşlığından çıkarılmasını kendi gündemimizde alacağız.
Mecliste bunu tartışacağız demişti.
Ya aslında yönetmenler kendi ayaklarını sıklar gibi gözüküyor.
Ama tarih olarak müthiş bir şey yapıyorlar.
Helal olsun ne diyeyim.
Yani bunu bizim ülkede yapamayacak insanlar var.
Onun dışında Tony filmini almadım.
Tony filmin vizyon tarihleri belirsiz.
Ama hani çok gitmek ister miyim?
Aslında konusu güzeldi.
Konusu açısından değil de oyuncusunu sevmediğim için buna bir tık uzak kaldım.
Çok gitmek istediğim, bu size saydığım listeden çok gitmek istediğim bir şey var.
O da yük filmi.
E.T. Nauck'un başlarında olduğu ve vizyon ter belirsiz.
Bu film 2 saat ve gerçekten çok merak ediyorum.
Konusu çok güzel, içindeki oyuncuları çok iyi, yönetmeni, senaristi her şey mükemmel.
Ama gerçekten hem çok az seans koymuşlar hem de o seansların içerisine gerçekten bir önceki seansla bir sonraki seanstaki filme yetişmem gerektiği için o seansları alamadım.
Öyle bir sıkıntı yaşadık.
Onun dışında Budalalar filmine bilet alamadım.
Onunla vizyon tarih belirsiz.
Onu da çok merak ediyordum ama maalesef nasip olmadı.
Ha bir de çok merak ettiğim bir şey var.
Vahşiat 9.
6 Kasım'da vizyona girecek.
O da 2 saatlik bir film.
Yani gerçekten o kadar merak ediyorum ki.
Hem bu kadar çok gitmek isteyen nasıl olabiliyor bu filmin?
Hem de yani buna bu kadar çok gitmek isteyen varsa neden bunun PR'ı daha az yapılıyor?
Gerçekten merak ediyorum ama.
Hani bazen de böyle sizin çok anlamsız bulduğunuz bir konsere,
işte bir şarkıcı, bir müzik grubuna çok fazla rağbet olunur.
Siz de bir dönüp bakarsınız da ya bunda bu kadar ne var yani?
Bunda ne buluyorlar?
Hani ben de o zaman bir sonraki konserlerine bir gitmeyi deneyeyim.
Gerçekten hani gidebiliyor muyum?
Keyif alabiliyor muyum diye.
Hani o çoğunun da yarattığı bir merak olur ya.
Benim aslında bu filme karşı merakım öyle.
O yüzden 6 Kasım'ı takvime ekledim.
O gün vizyona giren diğer filmlerle birlikte buna da bakacağım.
Onun dışında bugün vizyona giren önümüzdeki hafta size anlatacağım.
Hemen haftanın filmine geçiyorum.
Siz de hazırsanız eğer.
Ve umarım bütün film ekibindeki filmleri görmeye çalışırsınız.
ve gerçekten umarım bütün koyulan ek seanslara bakmışsınızdır.
Eğer Fjord ve Primetime'a hala bilet bulamadıysanız, alamadıysanız ek seanslar kondu.
Ek seanslardan çoğu insanın haberi olmuyor.
Hani bileti aldım ben zaten kendi gideceğim tarihleri belirledim deyip.
O yüzden de mutlaka ara ara film hekimi hesabını kontrol edin
ve onun dışında lütfen Instagram hesabından bana yazın.
Yani hangisine gideceksiniz, hangisine gitmek istiyorsunuz
ya da vizyona girdiğinde size tavsiye etmemi istediniz, hangi filmler var hani bize anlat
işte ben bunu çok merak ediyorum dediğiniz.
Hepsini açayım, hepsini sorabilirsiniz, zevkle anlatırım.
Ve geçelim şimdi haftanın filmine.
Evet arkadaşlar, gelelim haftanın filmine.
Bu hafta size Amazon Prime Video'dan bir filmi anlatacağım.
Kendisi drama filmlerinde ikinci sırada Türkiye'de.
Filmimizin adı Sen Artı Ben Eksi Dünyaya Karşı.
Konusu ise şöyle, iyi bir aileden gelen genç bir kadın olan Alma Lancaster,
Hukuk okuduğunu sanan ebeveynlerinden habersiz film çekme hayalini gerçekleştirmek için kendine bir yıl vermiştir.
Pek kimseyle bağı olmayan genç bir adam olan Vadim Arkadya ile çalışmak zorunda kaldığında aralarında bir çekim oluşur.
Ama onları ayırmaya ve her şeyi ortaya çıkarmaya kararlı görünmez bir tehdit pusuda beklemektedir.
Peki şimdi bu filmimizin süresi ne kadar?
1,5 saat ve filmimizin IMDb puanı 4.8.
Tema olarak da romantik, dram ve yoğun duygular diye kategorilendirilmiş.
öğlendirilmiş ve eğer hala izlemediyseniz
kesinlikle tavsiye ederim. Ama şimdi benim
bu filmle ilgili söylemek istediğim birkaç bir şey var.
Ya aslında tam olarak
Kulpamiye gibi işte
Your Fault gibi ya aslında bunlar
birbirine çok benzeyen türler. Sadece buradakiler
işte üvey kardeş değiller. Birbirleriyle net bir
bağları yok. Onun dışında benim bu filmden en
sevdiğim şey başrol çiftimizin. İşte
birlikte sizinle televizyon okumaları, işte
birlikte film çekmeleri, gerekmeleri ve
bunu filmde böyle o kadar güzel, o kadar
sıradan, o kadar böyle huzurlu
bir şekilde yapıyorlarken insan şey gibi
düşünüyor sanırım. Hani siz uzaktan
bakanlar için söylüyorum. Ya gerçekten sinema
televizyon okumak bu kadar eğlenceli, çarpıcı
bu kadar işte insanın bütün
duygu çakralarını açan böyle muazzam
bir şey diye düşünüyorsunuz. Ama rica ediyorum
öyle düşünmeyin arkadaşlar. Evet yani okuduğumuz
bölümün böyle güzel, harika yanları da
vardı doğru. Ama yani okurken
hani öyle şeyler çekiyorsunuz
öyle şeylerden proje üretiyorsunuz ki inanamıyorsunuz.
Hatta bizim bir aydınlatma dersimiz
vardı. Orada farklı farklı
bilim adamlarının yaptığı aydınlatma
şekillerini kendimiz faaliyete
geçirebilmek için bildiğiniz tuvalet kağıdının
gölgesinden aydınlatma dersine çalışmıştık
ve inanılmaz bir şeydi. Sonra işte bir
derste kamera tutmayı öğrendik.
Bütün bir dönem boyunca diğer bir derste işte
boom operatörü nasıl olunur, işte boom
alet nasıl tutulur onu öğrendik ki çok
görücüyü. Çünkü öğretmen hepimize,
hocamız sağ olsun, danışman hocamız mükemmel
bir insan olduğu için hepimize sırayla
her ders boyunca bir kişiye işte boom
mikrofonu tutturuyordu ve inanılmaz zor bir şeydi.
Yani o yüzden tam olarak kendi
kariyerimin, kendi akademik hayatımın o noktalarında
sette çalışma olayından vazgeçtim. Ama tabii ki
merak ettiğim için bir kere çalışmıştım daha önce
ve gerçekten benlik olmadığın çok hızlı bir sürede
anlam. Yani 6 ay bana bir sette çalışmak için
son derece yetti. Resmen canım çıkmıştı
yani ve tam da böyle COVID'in
tekrar işte alevlendiği dönemlerde
işte herkesin tek tek işte 3.
doz aşı olması önerdikleri dönemdi ve
ben işte sette çalışırken yapımcı
herkesi zorunu tuttuğu için 3.
doz COVID aşısı olmuştum ve inanılmaz
bir şeydi ya. O sene yılbaşına
şimdi aşı vurulunca işte vücudumuza
mikrop veriliyor ya o mikropla vücudumuzun
savaşması bekleniyor. O yüzden işte
koritaşısını olduğunuzda tahmin ediyorum.
Birçok etraftan duyduğum insan da
da aynı şekilde oldu. Bende de aynı şeklinde yükseltti.
Böyle bir önce bir grip gibi oluyorsunuz.
Ateşiniz çıkıyor. Çok yükseliyor. Sonra yavaş
yavaş düşüyor. Terlemeye, titremeye başlıyorsunuz
vs. Benim o seneki yılbaşım öyle geçmişti.
Gerçekten rezaletti yani. Ondan sonra
dedim ki ben bu işi yapamayacağım galiba. Çünkü
inanılmaz zor bir işti. Gerçekten bütün
set emekçilerinde eline sağlık, helal
olsun ve bu tempoya nasıl dayanıyorlarsa
da Allah sabır versin. Yani hani gerçekten
çalıştığınız kadar emeğinizin karşılığını
görmediği bir ülkede
böyle bir düzenden bahsediyoruz. Yani dünya çapındaki
işte oyuncular bizim sistemimizi övüyorlar.
İşte çok kısa zamanda çok şey çekiyorlar diye de
yani bunun da insan emeğine dayalı olduğunu bazen
unutuyoruz. Onun dışında başka unuttuğumuz
bir şey var. Şimdi ben bu filmi size
söyleyince muhtemelen siz bu filmin bir
İspanyol filmi olduğunu düşündünüz. Ben Kulpamia'dan
örnek verdiğim için. Hayır arkadaşlar bu bir
İspanyol filmi değil. Bu resmen bir
Fransa filmi. O da şöyle
Yönetmen Menün Gaurin ve şöyle ki Alma Lankester karakterini Victoria de Savoy oynuyor.
Vadim Arkadya karakterini de Lucas Barsky oynuyor.
Ve şöyle bu hikayedeki başrol kızımız 22 yaşında ve İtalyansızlı Lucas ise erkek başrolümüz ise 20 yaşlarının ortalarında tahmini 24-26 arası olduğu düşünülüyor.
Çünkü oyuncu ile ilgili herhangi bir yaş, herhangi bir doğum tarihi yok.
Ve şöyle ki Lucas'ımız yarı Fransız yarı İtalyan.
şöyle bir şeyden bahsedeyim size. Bu filmimizdeki
başrolümüzdeki karakter
Cenevre doğumlu ve İtalya'nın son kraliyet
ailesi olan Savoy Hanedanı soyundan
geldiği için İtalyan asıllı. Aynı zamanda
kendisi gerçek bir prenses. Ama Paris'te
büyüyor tabii ki. Ve şöyle şimdi
bu hikayeye baktığınızda aslında oyunculukları anlamında
söylüyorum. Arkadaşlar kadın başrolü
bence çok kötü. Yani olabilecek
en kötü oyuncuyu seçmişler. Yani kız
bakamıyor, ağlayamıyor, sevişme
sensizinde sevişemiyor. Yani sevişiyormuş
gibi bile yapamıyor. O bile yok.
Hani bir an şey düşündüm. Acaba dedim
Hani bu kız hiç işte bu kadar çok erkeğin olduğu bir odada böyle bir sahneyi hiç mi canlandırmadı?
Hani kariyerine hiç mi denk gelmedi diye düşündüm.
Ama şey tabii ki yani kızın hani 2003 doğumlu olduğunu düşünürsek aslında genç ama hani bazı insanlar işte bu sektör çocukluktan başlıyorlar ya öyle olduğu için bilemedim.
Ama yani yine de bütün okuduğum yorumlarda herkes erkek başrolü övmüş.
Erkek başrolümüzde kendisi modellik kariyerine 2020 yılında başladığı için 20'li yaşlarının ortalarında yani 24-26 olduğu tahmin ediliyor.
Ve Parsi yaşıyor bu oyuncumuz.
Yarı Fransız, yarı İtalyan dedim.
Ya arkadaşlar düşünüyorum, düşünüyorum.
Hani ne bileyim yarı İtalyan, yarı İspanyol'a çok denk geldim de.
Yarı Fransız, yarı İtalyan gerçekten ilginç bir birleşme olmuş.
Ama ya adam gerçekten çok iyi ya.
Ve bakın sizin için altını çiziyorum.
Ben ki sarışın severim.
Adam benim için bile gayet iyi bir oyuncuydu.
Ve şunu fark ettim.
Yani daha doğrusu fark ettiğim değil de size şunu itiraf edeyim.
Kendimi zaten biliyordum da.
Oyunculuklar o kadar iyi olmasa da çiftler birbirine uyum sağladığında.
ya da işte replikler daha böyle detaylı, daha altı dolu yazıldığı zaman
aslında çok böyle hani ya işte kız sarışın oğlan esmer ya da oğlan sarışın kız esmer buna çok takılmıyorum.
Bu hikayenin aslında repliklerin bu kadar bence güzel ve altın derin olmasının sebebi
bu hikaye, bu film aslında bir kitap uyarlaması.
Ve Emma Green'in kitabından uyarlama ve bir kitap uyarlaması olduğu için
tabii ki bu aslında bir film serisi.
Yani üç kitaptan oluşan bir serinin filme çekilmesi olduğu için
muhtemelen biz film serisini de en az iki maksimum üç film göreceğiz
Ve ikinci filmle ilgili de zaten bu ilk filmin sonunda bir virgül atıldı ve işte aradan 3 sene geçti.
Ve şöyle aslında burası spoiler olacak.
İsterseniz buraya böyle bir 15-20 saniye bir 30 saniye gibi atlayabilirsiniz.
Sadece bu kısmı için söylüyorum.
Şimdi filmin sonunda işte klasik bu alma kızımızın başrol karakterimizin babası ortaya çıkıyor.
İşte babası kıza diyor ki işte Vadim nezarethaneye düştüğü için işte Vadim'i içeriden çıkartırım.
Ama sen benimle birlikte aile şirketimizi büyütmeye benimle işte Fransa'ya geleceksin diyor işte.
ve seninle tamamen farklı bir hayata geçeceğiz.
Seni kendi bağırsım olarak büyüteceğim, eğiteceğim, seni şirketin başına koyacağım diyor.
Kız adamı yani Vadim'i o kadar seviyor ki işte Vadim hapisten çıksın diye kendine fedakarlık yapıyor.
Ama bir anda biz 3 sene sonrasını görüyoruz ve 3 sene sonrasında
Vadim işte taş gibi bir iş adamı olmuş.
Gayet üstü başı düzenli, gayet nazik bir adama dönüşmüş.
Zaten aslında Vadim de hani işte hikayenin içerisine yasaklı madde satıyor ama
yani aslında buna mecbur kalıyor.
İşte çocukluktan beri istismar edilmiş anne babası önce vesaire.
Yani aslında hani o da özünde iyi de.
Neyse işte 3 sene sonrasında bu Vadim'i üstü başı düzgün bir halde hayatının düzene sokmuş bir şekilde görüyoruz.
Muhtemelen hikaye 3 sene sonrasından devam edecek.
Ve işte biz bu ikilinin hunharca bir kavuşma sahnesini izleyeceğiz.
Ya da en azından Kaatus'un planlanan öyle.
Ama yani gerçekten bu Victoria, This Havoya ablamızla bu nasıl olacak ben bilmiyorum.
Yani hani böyle yaprak dökümüş şevket gibi biz bu kadını değiştiremiyor muyuz ya?
Vallahi çok kötü.
Yani gerçekten o kadar kötü ki hani kendi klasındaki diğer yaşlı oyuncularına baktığınız zaman diyelim ki
Yani gerçekten onların içinde en kötüsü bu herhalde dedim ya.
Veya o kadar kötü ki hani ben başta kızın hani İtalyanca mı Fransızca mı yoksa İspanyolca mı konuştuğu anlayamadım bile.
Çünkü ben bunu açarken tamamen ya bu kesin yine hani İspanyolların yaptığı güzel bir gençlik filmidir diye açmıştım.
Hiç öyle çıkmadı.
Ama gerçekten yani keşke öyle çıksaymış.
Çünkü muhtemelen İspanyollar çok daha iyi bir oyunu seçerdi.
Yani Fransızca bence kulağa güzel gelen bir dil.
İtalyanca gayet hoş bir dil bence.
Ama gerçekten bunu biraz da konuşan kişiye göre değiştirmeliyiz bu fikrimizi diye düşünüyorum.
Çünkü bu kız gerçekten çok kötü.
Yani çok kötü insan gördüm, çok kötü oyunculuğa denk geldim, çok kötü oyuncuların fiziklerini gördüm vs.
Ama gerçekten bazı insanlar hani kötün de kötüsü deriz, bundan daha kötü olamaz deriz.
İşte bu kız öyle bir model arkadaşlar.
Onun dışında bu film bir Fransa yapımı.
Yapımcılığında Fransız şirketi üstleniyor ve filmin orijinal dili Fransızca.
Ama tüm dünyada Amazon Prime'de yayınlanıyor.
Onun dışında izlenme oranlarından bahsedecek olursam da bu film 18 Eylül'de premierini yaptı.
ve küresel çapta, dünya çapında Prime Video'nun en çok izlenen bir numara filmi olmaya başardı.
Ve IMDB puanın görece düşük kalmasına rağmen Amerika'da arka arkaya 3 gün boyunca zirvede kaldı
ve Fransa başta olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinde tapon sıralamalarında o listeler de üst sıralarda yer aldı aslında.
Ve şöyle Türkiye'de yani ülkemizde de Prime Video'nun en çok izlenen filmleri listesine girmeye başarmış.
Yani tavsiye eder miyim? Ederim.
Aslında güzel kafa dağıtmak için yani 1,5 saat yağ gibi akar.
Yani bir buçuk saatte hani üç bölüm dizi izlemek yerine bunu izleyin.
En azından hani tek bir konudan oluşuyor.
Çift birbirine uyumlu.
Sevişme sahilleri genelde suyun içinde ya da böyle taşların deniz kenarındaki işte sahilin kumların üzerinde.
Ama hani ben tiksim ben benim için dert değil derseniz zevkle izleyebilirsiniz.
Gayet güzel gözüküyorlar.
Ama dediğim gibi yani böyle erkek oyunculara da keşke böyle hani nispeten ergen işi diyeceğimiz böyle basit seher yolu işlerde izlemesek de gerçekten adam akıllı işlerde görsek.
Ama zaten birçok erkek oyuncuda birçok potansiyeli olan insan da böyle böyle şeylerle kendi hayran kitlerine edinip daha ciddi rollere geçiyorlar.
Yani bu aslında onlar için bir basamak.
Bizim için de bir basamak olsun ve biz buradan direkt haftanın dizisine geçelim.
Hazırsanız.
Evet, gelelim şimdi haftanın dizisine.
Şimdi 2026 yılında yani bu sene içerisinde çıkan İtalya yapımı bir gençlik dram, gizem ve gerilim dizisine anlatacağım size.
Adı zaten kapakta da görselimizde de gördüğünüz gibi Minerva Akademisi.
Bunun konusu ise şöyle.
Katı kurallarıyla bilinen Minerva Asker Lisesi'nde geçen dizide kayıp arkadaşı Francesco'yu arayan genç kadet Saulo'nun mücadelesi anlatılıyor.
Öğrenciler bir yandan disiplin, rekabet ve aile baskısıyla başa çıkmaya çalışırken diğer yandan okuldaki güç istismarları ve karanlık sırları ortaya çıkartıyorlar sırayla.
Şu an bu dizimiz sadece ilk sezonuyla karşımızda.
İlk sezon 8 bölümünden oluşuyor ve kendisi bir Netflix dizisi.
Yani Netflix'ten ya da malum platformlardan her şekilde ulaşabilirsiniz.
Ve şöyle ki, ben bu işle ilgili size aslında daha basit bir şey söyleyeyim hemen.
Kısaca, şimdi arkadaşlar Salvo karakterimiz çok sevdiği birinin işte asker liseye giderken ölümünü araştırıyor.
Ve bu asker lisenin içerisindeki öğrencilerden, öğretmenlerden, hademeden, çaycıdan, temizlikçiden sırayla şüphelenmeye başlıyor.
Ve biz bir, bu arada tabii ki aslında bir gençlik dizisi izliyoruz.
Yani belki bir aşk yüz bir ayarında olabilir.
Belki işte bir elit ayarında olabilir.
Yani artık o sınırlamayı siz kendiniz yaparsınız diye düşünüyorum.
Oyuncuları tek tek size saysam mı?
Yani İtalyan oyunculara ilginiz ne durumda onu bilmiyorum.
En azından henüz bu bilgi bende yok ama salvo.
Ciro Minopoli adındaki oyuncumuz.
Nicole Malaj var.
Geyi Garavaglia var.
Michel Rosello var.
Christiana Capotondi var.
Şimdi klasik bir gençlik dizisinde olduğu gibi herkes herkese yiyişiyor.
Herkes herkese sevişebiliyor.
Herkes herkesle birlikte işte nöbet tutuyor, sır saklıyor.
Aynı cinayete ortak oluyor.
Ama çok etkilenmeyen bir şey var.
gerçekten diziyi çektikleri okul
şahane gözüküyor. Yani tek kelimeyle
mükemmel gözüküyor. Dekor,
kostümler, gerçekten senaryodaki
farklı karakterlerin işlevleri bence
mükemmel. Yani hatta bence Haftanın filminden
çok daha iyi. Çünkü o biraz daha böyle
herkes anlayabileceği basitlikteydi.
Ama bu gerçekten zekayla hitap eden
bir iş. Ve tabii ki işte olgun
çiftlerimiz var. Birazcık daha böyle
24-25 yaş çiftlerimiz var.
Birazcık daha böyle 18-19
yaş çiftlerimiz var. Ama yine
gidip sarışın çok tatlı
bir İtalyan erkek oyuncuyu gay yapmışlar.
Bakın. Bakın. Ben bu
konuda çok dertliyim arkadaşlar. Bu sarışınların
üstüne resmen artık böyle yapışan
hepsinin böyle alnına kazılan bu
eşcinsel damgasından çok sıkılıyorum.
Yani Tudor's izliyorum. Orada böyle
en yakışıklı adamı gidiyorlar. Eşcinsel yapıyorlar.
Bir anda sarayın erkek muhafızlarıyla
adam birlikte olmaya başlıyor. Sonra
tam böyle ben işte internetten araştırıyorum.
Diyorum ki bugün işte Zoraki evlilik konusunda
neyi izlesem. Hani anlaşmalı işte
sevgililik konusunda diyorum. Harika bir şey buluyorum.
Tamam bu neymiş diye bakıyorum. Bir bakıyorum.
Nicole Gates'e onun erkek partnerinin Amazon Prime'daki o sürekli kaçındığım, sürekli hani önüme düşünce engellediğim dizisi çıkıyor.
Hani tam böyle bir şeye heyecanlanıyorum.
Heyecanım sönüveriyor.
Yani yemin ediyorum gerçekten böyle oluyormuş gibi olup olmayan şeylerin insanı mıyım, öyle bir ülkede miyim anlamadım ama bu duruma çok sinir oluyorum.
Yani siz o kadar yakışıklı bir adamı, yani öyle kaslı, baklavalı, böyle pozları olan o sarışın adamı gerçekten erkeklere mi layık gördünüz ya?
Ya kardeşim kapatın şu erkekleri rica ediyorum ya.
Yani şu komple böyle hani şu cinsiyete böyle ket vuramıyor muyuz ya?
Yani adam akıllı dediğin gerçek hayatta da gay çıkıyor, eşcinsel çıkıyor.
Ya buna hiçbir şey olmaz dediğin adam homofobik çıkıyor falan ne oluyor ya?
Gerçekten yani böyle bütün hani Netflix işlerinde bir şekilde böyle paket olarak mutlaka bir köşe eşcinsel çıkmasını hiç sevmiyorum.
Yani bunu bence ayırmalıyız.
Yani eşcinsel içerik izlemek isteyenler gerçekten kendilerine öyle bir izleme listesi oluşup onları izleyebilmeli.
gerçekten eşcinsel çift, eşcinsellerin
aşkı, eşcinsellerin yasak ilişkisini
izlemek istemeyenler, onlara
maruz kalmak isteyenler başka bir
kategoride kendine izleme listesi oluşturmalı.
Yani ben gerçekten bunun böyle paket halinde satılması
çok gıcık oluyorum ya. Yani hani böyle
bazen şey olur ya işte en sevdiğiniz cipsi
almak istersiniz ama hani o böyle paket halinde
satılıyordur yanında işte içeceği de vardır.
Neden yani? Neden anladınız mı? Hani bu bir
promosyon gibi neden bizim karşımıza
veriliyor? Ben gerçekten bunu anlamıyorum. Ama şey
tabii ki yani bu biraz da işte herkesin alışması
için bütün insanlığı, bütün işte
dünyayı buna alıştırmak için bir dönem
bunu koyu tenli insanları da yaptılar
diyeyim öyle anlatayım ama artık onlara
o kadar çok maruz kaldık ki artık
onların olmadığı projelerde çok şaşırıyoruz.
Sanırım şu an yaşadığımız bu
furya bitince de muhtemelen
belki bir 5-6 yıl sonra da içinde eşcinsel
olmayan içerikleri daha çok şaşıracağız
gibi geliyor. Yani bir yandan da
evet onlarla bir renk katıyorlar, onlar da
zekalarıyla, seksi hisarlarıyla
olmasa da çeviklikleriyle,
özlü sözleriyle her hikayeye değer katıyorlar.
Onu da okuyayım. Ama ben gerçekten
yani bakın özellikle en yakışıklıyı
eşcinsel yapmaları ben bunu
sarışına ve sarışınlara karşı
bir başkaldırı olarak addederim.
Aşk olsun yani aşk olsun. Biz buna bir
zaman harcıyoruz ve o erkeğe siz
gidip eşcinsel mi yapıyorsunuz? Vallahi sinirleniyorum
arkadaşlar ya. Gerçekten.
Onun dışında bir de benim bu hikayede bir türlü yerine
oturtan adım bir şey var. Yani bu kadar çok
karakterin olduğu dizide. Şimdi okulun
içerisindeki herkes, bütün öğrenciler
Aynı üniformayla asker lisede tabi ki belli bir disiplinle eğitim görüyorlar.
Belli bir disiplinle uyuyorlar, kalkıyorlar.
Bir de askeri okul olduğu için üstleri var.
Kendi üstleri onların abiliklerini yapıyor gibi anlatayım.
Şimdi benim neredeyse ilk bölümlerde hiç ayırt edemediğim bir şey var.
Bir kere Vincenzo diye bir karakter var.
Onun dışında Camilla diye bir karakter var.
Onun dışında işte farklı farklı isimlerdeki Ben diye bir karakter var.
Salvo zaten başlıyoruz.
Salvo ile ben diğer erkek karakterleri başta hiç ayırmadım.
Çünkü üstleri aynı, yaşları aynı, görüntüleri neredeyse aynı.
Sonra bir baktım bir anda herkes beni karakterle işte öpüşmeye başlıyor sırayla.
Önce üst sınıftakiler sonra kendi yaşları falan.
Ha bu arada bu karakterin eşcinsel çıkan adamın da ismini söyleyeyim de şimdi merak etmeyin siz.
Simon Seke ya da Sese artık nasıl okunuyorsa adamın adı.
Yani gerçekten beni çok kırdı.
Beyefendi yani siz bunu nasıl kabul ettiniz?
Beyefendi aşk olsun ya.
Vallahi bakın bakın bu ince bir çizgi.
Buna çok sinirleniyorum.
Neyse ki bizim ülkemizde bu hala bir tabu olarak görülüyor ve dizilere en azından izleyen insanlar için televizyon dizilerine bunu katmıyorlar.
Maksimum imasını yapabiliyorlar.
Tabii ki onlar da toplumun her yerinde olduğu gibi mutlaka basında, medyada, oyuncular arasında da yer bulmalı.
Buna asla hayır demiyorum ama benim izleme zevkimi öldürüyor anladınız mı?
O adamı madem eşcinsel yapacaksınız kardeşim siz niye benim duygularımla oynuyorsunuz?
Biz madem öyle neden bu adamın kaslarını, gözlerini, harika saçlarını falan görüyoruz?
Neden yani? Bir de böyle kıvır kıvır lülükleri var ya. Kıyamam gerçekten. Neyse. Bu da böyle bir anım.
Bu arada bu hikayenin içerisinde tabii ki işte CIA'de var, işte despot öğretmende var, çocuğunu emzirip okula gelmeye çalışan, koşarak yetişmeye çalışan sivil öğretmende var.
Aslında bildiğiniz askeri bir lise. Ve askeri liseyi bu kısmın başına söylemiştim çok sevdim, çok beğendim diye.
O askeri lise birazcık bize neye benziyor biliyor musunuz?
Balat'taki Rum Lisesi var ya hani sadece işte yılın iki günü genelde Aralık ayında işte 17-18 Aralık gibi sadece bir sergi için ziyaret açılan o meşhur turuncu kilisenin yani o Rum Lisesi'nin dışarıdan görünüşüne benziyor ve gerçekten bayıldım.
Yani burada ne demek istiyorum?
Eee bizim Filay'ın Sultanları'nın antrenörü Dani.
Canım benim sen nerelerde ne güzel yaşıyorsun ya.
Vallahi ben bayıldım.
Bakın gerçekten yani içerisindeki belki senaryodaki bazı saçmalıkları tahammül edememiş olabilirim.
Ama gerçekten dekor ve mantık çok iyiydi.
Bir de şey olayına çok kuruluyorum ben aslında.
Yani bu işte öğrencilerin hani baskıyı görünce direkt işte birbirine çelme takmaya çalışıp
işte ben ailemi rezil olamam bu baskıyla ben bu okulu bitirmeliyim deyip hani birbirlerine çelme takıyorlar.
Neden?
Yani birileri de şu dizinin içerisinde birbirini savunsun.
Hani sadece erkekler sadece kızlar değil.
Birileri de birbirini savunsun.
Çünkü aslında bu asker lisenin mantığı biraz daha aşağı.
Yani kim zengin olursa kim fakir olursa onu okula alırız diye bakmıyorlar.
Yani tamamen liyakatlı.
İşte önce hani bizdeki üniversite sınavı gibi bir şeye giriyor karakterler.
Bölümün başında daha işte birinci bölümün ilk sahnelerinde ondan sonra kazandıktan sonra
üç günlük bir çok zor bir eğitim var.
İşte tırmanma eğitimi, işte neo, işte İtalyanca marş söyleme vesaire.
Bunların hepsini açtıktan sonra ancak hani asıl öğrenci olarak okula girebiliyorlar.
Yani bilmiyorum.
Belki daha farklı şeylerde izleyebilirdik.
Ama şunu kesinlikle söylemem lazım.
Mesela haftanın filmine göre bu konu olarak daha iyi dedim.
Ama hani bazen böyle bir şeyin akıcı olması sizi böyle alıp götürmesi gerekir ya.
Yani mesela bunda öyle bir şey yok.
Tuhaf bir şekilde ben bunu 5 güne yayarak izledim arkadaşlar.
Ve eğer beni tanıyorsanız ki artık yani 60 küsur bölüm oldu artık tanıdığınızı düşünüyorum.
Yani ben genelde hiçbir şeyi bu kadar çok güne yaymam.
Yani ne kadar meşgul olursam olayım, ne kadar işim olursa olsun, gün içerisinde ne kadar çok iş yerine yayına girersem gireyim mutlaka ben onu işte iki yayın arasında bitiririm, bir canlı bir bantı yayın arasında bitiririm, yani reklam aralarında izlerim.
Yani ben bitireceğim şeyi illaki bir şekilde bitiririm ve bunu gerçekten bitirmek istemedim mi diyeyim, hani beni böyle başını çekemedim mi diyeyim anlayamadım ama bir türlü bitiremedim ya.
Mesela şimdi şey yanlış hatırlamıyorsam 23 Ekim'deydi.
Kimse bunu istemez.
Nobody Wants This yeni sezonuyla gelecek.
Mesela onun her bölümü 35 dakika.
Onun başlığı çiftini de sevmiyorum.
Yan karakterlerini de sevmiyorum.
Yani Beyon'un neyini sevdiğimi çözemiyorum ama mesela tuhaf bir şekilde o çok hızlı akıyor.
Ve şey yani gerçekten böyle hani çok meşgul olduğum bir günde Beyon'u bitirmiş oluyorum genelde.
Ama bunu gerçekten bitiremedim.
Şöyle söyleyeyim akıcı olmakla ilgili genel bir sorunu var bence bu işin.
O da yani muhtemelen bu kadar çok karakter olduğu için, bu kadar çok mekan olduğu için okulun içerisinde bile neredeyse her katta en az bir bölüm geçiyor.
Yani öyle söyleyeyim size ve okul farklı katlardan oluşuyor ve farklı bölümlerden.
İşte Bahçe bile dörde ayrılmış.
Bahçenin bir tarafında öğrenciler işte dalış yapıyor, bir tarafında tırmanma yapıyor, bir tarafında koşu yapıyor, bir tarafında işte fitness yapıyor falan.
Bahçe bile dörde beşe bölmüşler.
Yani bu kadar büyük yapılı, bu kadar farklı katmanları olan bir iş için bu kadar akıcı olmaması çok tuhaf.
Yani baktığınızda mesela Lacoste de Papel de aynı İspanya Merkez Bankası'nın farklı bölümlerine geçiyor her bölümde.
Yani farklı karakterler, farklı kısımlarında farklı insanlarla ilişkiye giriyorlar vs.
Ama mesela o tak tak akıyor yani.
Hani bunun tek mekanda da alakası yok bence.
Bu bir şekilde akmıyor.
Yani baktığınızda aslında bölümlerine çok uzun sayılmaz bence.
Genelde 50 dakikayla 1 saat arasında bölümleri.
Ama bilmiyorum.
Yani bir tuhaflık var.
Çözemedim ama umarım siz benim yerime bunu izleyip çözersiniz.
Neyse.
O zaman bu bölümlük benden bu kadar diyorum.
Ve size şunu tekrar hatırlatıyorum.
Film ekibinde bilet almadıysanız eğer ek seanslara lütfen bakın.
Eğer gitmek istediğiniz filmin saati ek seanslarla uyuşuyorsa mutlaka gidin.
Ve siz de bana ne izlediyseniz ne izlemeyi düşünüyorsanız lütfen atın yazın.
Tavsiye edeyim birbirimize ben bunu izledim.
Ya işte ben buna daha gitmedim.
İşte sen gittin mi ben gittiysem size tavsiye edeyim vesaire.
Hepsini açayım.
Ve şunu da söyleyeyim.
Çarşamba günü yeni bonus bölümümüz çıktı.
Onu da lütfen dinleyin çok güzel bölüm olmuş.
Hatta bölümün revizesini yaparken bana atılan bölümleri ben genelde hani baştan sona kadar dinlemiyorum.
Bu bölümü gerçekten kendim kaydetmeme rağmen sonrasında kendim dinlemem ve kendim de kendi kaydettiğim bölümü çok sevdim ya.
Gerçekten bazı bölümler güzel oluyor ya böyle insanın içini açıyor.
Şimdi burada tabii ki karar vermem gereken başka bir şey var.
İki hafta sonraki bonus bölümde ne yapsak?
Şimdi elimde iki tane seçeneğim var.
İki tane yerli dizi var.
Hangisini dinlemeyi daha çok seversiniz kestiremiyorum.
İkisini de muhtemelen aynı zamanlarda 2 hafta aralıkta sokacağım gibi tahmin ediyorum.
Ama bakalım öncelik sırasına henüz karar vermedim.
Onu da artık bir şekilde karar vereceğim.
Bakalım ya aktif bir televizyon dizisinin bölümünü mü soksak yoksa geçmişten bir şeyler mi soksak?
Ay bu arada ben geçen cuma neyi izledim?
Ya da bunu size söylemesem de önümüzdeki haftanın bölümüne mi koysam?
Önümüzdeki haftanın bölümüne bunu koyayım bence.
Bu sayede ne yaparız?
Hep birlikte bu işten ve bu adamdan, bu adam gibi adam olamayan o adamdan hep birlikte nefret ederiz.
Gerçekten yani içimden böyle bir hani elinde bıçak tutan civciv gibi bir gif çıktı şu anda.
Gerçekten size sevgilerimi yolluyorum.
Harika bir cuma günü geçirmişsinizdir umarım.
Umarım hafta sonu kimsenin nişanı, düğünü, işte kınası ne bileyim işte mezuniyeti ırtı zırtı vırtı yoktur da
huzurla evinizde dinlenirsiniz ya da arkadaşlarınızla sosyalleşirsiniz.
Benim hafta sonum bol bol filmle geçecek.
Zaten instagram hesabımdan paylaşayım.
Twitter'dan da onlarla ilgili izledikten sonra
yorumlarımı yaparım. Sizi seviyorum.
Haftaya, cuma, yeni haftalık bölümde
görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
