
Bu bölümde geçen haftasonu gerçekleşen Sinema Festivali’ni detaylarıyla anlattım.
Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle yapılan festival,sinemayı ne kadar olumlu etkiledi ? Bu soruyu cevaplamanız için size bırakıyorum.
Haftanın filmi de haftanın dizisi de kitap uyarlamaları bu bölümde…
İyi seyirler ve iyi dinlemeler…
Hoş gelsin Ekim ayı
Kısımlar:
(00:00 - 00:35) Giriş
(00:36 - 02:14) Atamızın Sinema Aşkı
(02:15 - 06:26) Sinema Festivali
(06:27 - 09:51) Bu Hafta Neler İzledim ?
(09:52 - 13:32) Film Ekimi
(13:33 - 28:45) The Love Hypothesis
(28:46 - 35:37) Kanımın Kanı
(35:38 - 36:21) Kapanış
Transkript
Herkese merhabalar.
Vizyonda Yayında''nın 42. bölümüne hoş geldiniz.
Nasıl bir haftaydı değil mi arkadaşlar ya?
Yani para miktarları, soruşturmalar, şok olduğumuz para alışverişleri derken
bence bu hafta en az sinemaya vaktiniz kalmıştır.
Ama ben size yine de sinemanın, televizyonun, dijital platformlarının varlığını hatırlatmak için
Her hafta buradayım, her cuma ben sabitim. Siz hayatınızda ne olursa olsun umarım beni de alışkanlık haline getirirsiniz.
Bugün yeni bir ayı ve yeni bölümümüzü sinemayla ilgili bir alıntıyla açmak istiyorum.
Şöyle ki, atamız demiş ki, sinema gelecekteki dünyanın bir dönüm noktasıdır.
Şimdi bize basit bir eğlence gibi gelen radyo ve sinema bir çeyrek yüzyıla kalmadan, yani 25 yıla kalmadan yeryüzünün çehresini değiştirecektir.
Japonya'daki kadın, Amerika'nın göbeğindeki siyahi adam Eskimo'nun dediğini anlayacaktır.
Tek bir birleşmiş bir dünyayı hazırlamak bakımından sinema ve radyonun keşfi yanında tarihte devirler açan matbaa, barut ve Amerikan'ın keşfi gibi olaylar birer oyuncak yerinde kalacaktır.
Atatürk aslında sinemanın propaganda gücünü çok iyi biliyordu.
Öyle ki kendi hayatını film olarak çekmeye karar vermiş, bunun 137 sayfalık senaryosunun büyük bir kısmını da kendisi yazmış ve Münir Hayra'ya geriye vermişti.
Hatta filmin adı eğer hayata geçirilebilseydi ben bir inkılap çocuğum olacaktı.
Bu demeç de yani bu bilgi de Cemal Grand'ın Atatürk'ün Uşağıydım kitabından anlatıdır.
Münir Hayreğeli şöyle anlatıyor orada.
Bir gün beni Çankaya'dan çağırdılar.
Çankaya'ya gittiğimde Atatürk kütüphanedeydi.
Atatürk şöyle söylemiş Münir Hayreğeli'ye.
Yabani bir şirketten mektup aldım.
Bizim inkılabımıza dair bir film yapmak istiyorlar.
Çok güzel.
Ancak inkılabımıza dair film yapmak bizim işimiz olmalıdır.
Bir senaryo düşün.
Bu senaryo benim hayatımla mesela bir öğretmenin hayatını göstermelidir demiş.
Ne yazık ki film asla çekilemedi.
Bununla beraber Atatürk sinemaya gitmeyi çok seviyordu ve sinemada halkıyla beraber oluyor ve onların beğenisini ölçmeyi seviyordu.
Bence bölüm başlangıcı için bundan daha güzel bir anekdot olamazdı hepimiz için.
Ben de bu bölümü nasıl açayım diye düşünürken bu anekdot aklıma geldi ve sizinle de paylaşmak istedim.
Biz de Atamızın yolundan giderek geçen hafta sonu GNÇ Sinema Festivali'nde hepimiz salonları doldurduk.
Ve 90 lira indirimli şekilde filmlerimizi izledik.
Peki 90 lira indirimli beyaz perdeye kaç kişi gitmiş biliyor musunuz?
Kültür ve Turizm Bakanı'nın açıklamasına göre sadece 2 günde 777 bin seyirci salonlara koşmuş.
75 ilde yaklaşık 1500 salonda gerçekleşti bu festival.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy da bu ilginin birlikte film izleyen kültürünün gücünü gösterdiğini belirterek
Türk sinemasına verilen desteğin süreceğini açıklamış.
Ha eğer bu festivalden geç haberiniz olduysa çünkü geç duyuruldu, geç hayata geçti.
Kaçıranlar üzülmesin.
Festival 2027'de tekrardan yapılacakmış.
2027'de de yine 25-26 Eylül tarihlerinde Türkiye genelindeki sinema salonlarında yapılması hedefleniyormuş.
Umarım bu kez kaçırmazsınız.
Bu arada ben de cumartesi sinema festivaline önce kardeşimle gittim.
Kristal Gezegen filmini izledik.
Ya evet çocuk filmi zaten çok beklentim yoktu.
Tamam ben kardeşimle bir aktivite olsun diye gittim ama.
Yani gerçekten arkadaşlar ben şey anlamıyorum ya.
Bu halkın içindeki annelerin, babaların, çocuklarının sinema kültürünü gerçekten bakın bunu ciddiyeler kalbinden öğretmesi gerekiyor.
Çünkü şu anda sinema salonunda seanstaki önümdeki o saygısız çocuklar büyüyünce sinemada ses yapan, yemek yiyen, sevgisiyle kavga eden kaba insanlara dönüşüyorlar.
Ve bu gerçekten de toplumu son derece rahatsız eden bir şey ve bence toplumsal çürümemizin en güzel örneklerinden bir tanesi.
Yani benim çocukluğumda anne babalar sus dediğinde çocuklar susardı.
Şu an anne babalar hani büyük bir eğitim almış gibi, büyük bir formasyon almış gibi çocuklara işte çocuk gelişimi üzerine faydalı olsun diye çocuklara çok empati duyarak yaklaşmaya çalışıyorlar.
Ama bazen de gerçekten yani o çocuklara büyük bir despotlukta susun oturun karşınızdaki filmi izleyin karşınızdakine odaklanın denmesi gerekiyor bence.
Neyse ki film çok uzun değil de ben buna çok uzun süre katlanmadım.
Sonraki seansda Jason Statham'ın İsyan filmini izledim.
Amerika ve İngiltere'ye ortak yapım film gerçekten çok güzeldi.
Full aksiyon ve macera arayanlara kesinlikle öneriyim.
Hatta şöyle bir şey söyleyeyim.
Filmde benim en çok hoşuma giden şey o sahnelerdeki makyajlı gerçekten makyaj departmanında eline sağlık.
Ve tabii ki filmde emeğe geçen başta bütün set ekibi olmak üzere bütün kadronun eline emeğine sağlık.
Hepsini kocaman alkışlıyorum buradan.
Pazar günü ise tavuk filmine gittim.
Dünyadaki adı Hen ya da diğer adı Kota artık hangi adıyla biliyorsunuz.
Filmin böyle farklı isimlerin olmasının sebeplerinden bir tanesi de Almanya, Macaristan ve Yunanistan ortak yapım bir film olması.
Yani arkadaşlar film o kadar sıkıcıydı ki yani tavuğun yumurtlanması sahnesi dışında etkileyici hiçbir yönü yoktu filmin.
Ki hani o sekansı da oradaki tavuklardan bir tanesi her yumurtladığında biz gördüğümüz için çok anlamsız bir hal aldı.
Yani düşünsene de sürekli atıyorum bir filmin içerisinde ve 10 dakikada bir aynı kadın karakter sürekli doğuruyor.
Siz sürekli bir kadın doğum sahnesi izliyorsunuz.
Yani birebir resmen onun bize aktarı mıydı ve ben bunu izlemekten gerçekten hiç hoşlanmadım.
yönetmenliğini Grigor Parfüm'ün yaptığı filmin konusu ise kafesten kaçıp Yunanistan kıyılarındaki bir restorana sığınan tavuğun başına gelenler aslında.
Toplam 2 haftada 1723 kişi bu filmi izlemeye gitmiş.
Toplam 2 haftada kalan saatte 381.000 TL.
Yani bu saçmalığı izleyen 1722 insanla gerçekten konuşup şu filmi görmeyi o kadar istiyorum ki.
Üstelik bu filmi önce İstanbul Film Festivali'nde göstermişti ve bayağı da bir öven vardı.
Hatta ben bu filmin adını ilk kez duymaya o kadar şaşırmıştım ki çünkü çok sevdiğim sinema eleştirmeninden duymuştum.
Hem de İstanbul Film Festivali'nde işte Atlas Sizeması'nda yukarıya çıkmak için, yukarıdaki salona çıkmak için işte bilet kuyruğunu beklerken
hepimiz işte biletimizi çıkarttık hani görevliyi okutup yukarıya çıkacağız.
O arada işte herkes İstanbul Film Festivali'nde birbirine hani hangi filmi izlediğini anlatıyor, hangi filmi tavsiyetini anlatıyor.
Bir anda işte arkamda çok tanıdık bir ses duydum işte bu tanıdık ses de hem filmini övüyordu.
çok sevdiğim bir sinema eleştirmeni
işte çok ilginç, çok boyutlu, çok
fazla insanların katmanlarını gösteren
bir film falan deyince ben de hani ya keşke
ben bu film festivalinde bu filmi kaçırmasaydım
deyip hani kaçırdım, üzülmüştüm ama
yani geçen hafta izledim ki
gerçekten tamamen bir vakit
kaybıydı benim için. Lütfen siz de
gördüğünüz yerde ona paranızı ve
zamanınızı akıtmayın, israf etmeyin ve gitmeyin.
Yani genelde birçok film için
siz kendiniz izleyip karar verin derim ama
buna gerçekten gitmeyin yani. Gerçekten çok
saçmaydı. Neyse. Gelelim daha
güzel şeylere. Ben başka ne izledim bu hafta?
Finding Emily izledim. Korsan
sitelerden birinde. Orada ararsanız her türlü
Türkçe dublajını, altyazısını, orijinalini bulursunuz.
Yani bayıldım diyemem ama
hikayesi güzeldi bence. Vazgeçilmezler
diye bir Çin dizisi çıktı Netflix'te.
Ona baktım. 3 bölümdü zaten. Tamamen ofis
aşklarının işte düşman iki çalışanın
birbirine aşık olması anlatıyor. Yani 3 bölümde
çok hızlı bitirirsiniz diye düşünüyorum. O yüzden de
lütfen buna şans verin. Onun dışında
Your Heart Will Be Broken
Yani kalbin kırılabilir filmini izledim.
Başrol'daki kızımız 19 yaşında bir Rus.
Başrol'daki erkeğimiz 29 yaşında Ukraynalıydı.
Ve bu filmde işte tamamen akran zorbalığını anlatan ve işte akran zorbalığı üzerinden de
işte iki gencin birbirine aşık olmasını anlatan bir filmdi.
Bu filmin ikincisi gelecekmiş.
O da 14 Ekim 2027'de çıkacakmış.
Yani ikinci film gelmeden de artık eşek değilsek hepimiz oturup bu filmi bir daha izleriz diye düşünüyorum.
Ha, eğer hiç izlemediyseniz mutlaka bulup izleyin.
Ha şayet bulamazsanız ve merak ederseniz lütfen bana yazın ben kendi izlediğim sitenin linkini size atayım.
Çünkü yani birçok işte İtalyanca, Fransızca, Almanca filmin alt yazısını bulabiliyoruz ama Rusça filmlerin çoğunun alt yazısını bulamıyoruz.
O yüzden rica ediyorum onu da bana başvurun ben size linkini iletirim.
Onun dışında Sideline film serisini yeni keşfettim ve gerçekten o kadar hafifledim ki siz de arayıp bulun lütfen o iki filmi.
Üçüncü filmde de serinin son filmi olarak bu sonbaharda çıkacak.
Lütfen onu da bir önce izleyin.
Bir önce izlemeniz gereken yerlerden edinin.
Ve o iki filmde izleyip üçüncü filmde bana yetişin.
Birlikte konuşalım.
Ha bir de izlemediğim bir şey var.
Daha doğrusu birkaç şey var.
Oyuncak hikayesi 5'i hala izlemedim.
Ya ona böyle gerçekten gidecek insan arıyorum ya.
Hani diyorlar ya böyle işte bana işte düğünlerde eşlik edecek biri lazım.
Bana işte kütüphanede ders çalıştık ya eşlik edecek biri lazım.
Hani böyle Twitter'da ilanlar veriyorlar ya.
Arkadaşlar bana da böyle gerçekten bazı animasyonlarda eşlik edecek biri lazım ya.
Yani İstanbul'da Avrupa yakasında yaşıyorsanız rica ediyorum bana bir ulaşın gerçekten.
Yani bakarsınız içinizden bana harika bir sınav badisi bile çıkabilir.
Onun dışında bu hafta Charlie ve Harper'a gidecektim ama o kadar kötü yağmur yağdı ki neredeyse her gün gidemedim.
Yani bir de ben genelde hani havayı çok takmam, havaya rağmen sosyalliğimi düşürmem, gidip izlerim.
Ama bu hafta bir şekilde ben bir uykumu alamadım, hep böyle bir baş ağrım vardı.
Ya ben işte şöyle bir güzel bir kahve içip hayatıma devam edeyim istiyorum.
Kahve midemi yakıyor.
Maalesef reflüm inanılmaz seviyelerde.
Yani hiç aklınıza gelmeyecek şeylerden.
Bazen su içtiğimde bile midem yanıyor.
Çok kötü bir hale geliyorum.
O yüzden de bu hafta böyle bir yani bir de siyasi olayların aleviyle çok böyle bir tuhaf bir şekilde hani koşa koşa sinemaya gidesim gelmedi ya.
Hani bazen gerçekten insanın moda olmuyor ya.
O çok doğru bir laf bence.
Yani ben tabii ki etraftan bunu duyunca diyorum ki hayır öyle bir şey yok.
Sen bunu sorumluluk edinip mutlaka gidecek istemiyorum ama gerçekten bazen benim de gidesim gelmiyor.
Ne diyeyim?
Yani size karşı da dürüst olmam gerekiyor burada.
Ama tabii ki ben bu Charlie ve Harper'ı vizyondan kalkmanın izlemek istiyorum.
Yani çok iyileştiriler duymadım.
İşte dünyada çok fazla izlenmedi, dünyada çok fazla seveni yok gibi şeyler duydum başka sinemacılardan.
Ama genelde ben o şeyleri daha çok seviyorum.
Yani IMDB'si 5.5 olan şeyleri, IMDB'si 3.3 olan şeyleri genelde IMDB'si 9.8 olan şeylerden daha çok beğeniyorum.
O yüzden de bu tip farklı insanların fikirleri geldi.
Çok kale almıyorum ki kale aldığımda bu tavuk filmindeki gibi.
Yani yumurta gibi ortada kalmak istemiyorum.
Neyse ben bu filmi de vizyonlar kalkmadan bir şekilde yakalarım, izlerim.
Hatta haftayı izleyebilirim gibi geliyor bana.
Ha bir de haftayı izlerim demişken.
Haftaya ne var?
Çanlar çalsın.
Ne var?
Haftaya cuma.
Yani bir sonraki haftalık bölümümüzde film ekimi başlıyor.
Ve bir sürü festival filmi izlemek için bileti aldım arkadaşlar.
Yani umarım siz de böyle bir şeye atlamamışsınızdır ve siz de biletlerinizi almışsınızdır.
Ama eğer hani işten, güçten, okuldan, sınavdan, dersten dolayı unuttuysanız bir kere de ben burada hatırlatmış olayım.
Bu sabah biletler çıktı.
Fjord gibi çok bekleyen filmlerin neredeyse tüm seansları tükenmişti öğlen olmadan.
Bu film festivalinde toplam 43 tane film var seçkide.
Size tavsiyem hepsine aynı anda gidemeyeceğiniz için Türkiye vizyonu belirsiz olanlara bilet alın bence.
Zaten eğer hani şu saati itibariyle beni dinlediğiniz saati itibariyle hala almadıysanız muhtemelen zaten sadece geriye Türkiye vizyonu belirsiz olan filmler kalmıştır diye düşünüyorum.
Ha onlar da bitmiş olabilir çünkü çok az sayıda kontenjan var ve çok fazla film var.
Onun dışında üstünüze düşeni yaptığınız bu konuda bilmiyorum ama ben yaptım.
Çevremdeki herkese film hekiminden haberdar ettim.
20 yaşındaki insandan 50 yaşındaki çevremdeki yönetmene çalışan insana kadar geniş bir skalaya film seçkisini gösterdim.
Ve seansları önlerine koyup hangisine gideceğini planlaşımdan dedim.
Siz de haberdardın lütfen eşi dostu.
Ve şöyle ki kendi açımdan da 43 film arasından gideceklerimi seçmek benim için de çok zordu.
Film eleme olayını ben gerçekten hiç sevmiyorum.
Yani şöyle ki hani hepsi benim bebeklerim deyip hepsine gitmeyi o kadar istiyorum ki.
Hele o öğlen saat 1'deki seansı tam olarak kime koymuşlar ben anlamıyorum.
Yani öğlen 1'deki seans, öğleden sonra 4 seansı.
Yani arkadaşlar Yahudi aklımı sizi karşımıza çıkardı.
Bu nedir böyle ya?
Öğlen 4'teki seansa kim nasıl yetişecek ya?
Ya hadi işte bir kişi bir gün işten izin aldı 4'te gitti.
Ertesi gün işte diğeri hani hastayım dedi rapor aldı.
İşte işe gitmedi filme gitti.
Ama sen yani bunu 10 gün boyunca her gün saatte orada koyarsan ne yapacağız biz acaba?
Bir de yani en güzel filmler de ya öğlen birden ya da akşam 9.30 seansında.
Yani ben de şeyi düşünüyorum tabi bilet arayken.
Yani kış günü karşıya geçsem, akşam 9.30 seansındaki o güzel filme gitsem,
gece 12'de ben eve nasıl döneceğim karşıdan diye düşündüm.
Düşündüm ama eninde sonunda bu da bir bağımlılık olduğu için bu riski aldım.
Ve gerçekten umarım o riski alıp gecin bir köründe bitecek filmlerde çok güzel şekilde biter.
çok güzel şekilde benim memnun ederek
günü bitiririm umarım o filmlerle.
Çünkü gerçekten ben bu riski aldıysam
umarım yönetmen de hepimizin beğeneceği
şekilde o filmleri yapmıştır diye umut etmek
istiyorum. Ha bu arada ben o çizelgeye
de bayağı uğraştım arkadaşlar ya.
Siz de hiçbir filmi çakıştırmadan nasıl
çoğuna gittiğimi görmek istersiniz eğer.
Instagram hesabım herkese açık. Podcast'ın
adıyla Instagram hesabı var. Oradan
bakabilirsiniz. Her gün mutlaka bir şeylere
gidiyor olurum yani. Gitmesem de dijitalde
bir şeyler izliyor olurum. Ve yani
Gerçekten İKSB bana sponsor olsa ancak bu kadar ciddiye alırdım ben bu olayı.
Çünkü geçen sene buna bu kadar ciddi bir gözle bakmamıştım ve çok fazla film kaçırmıştım.
Bu sene bu konuda daha kararlıyım, daha planlıyım.
Ve umarım gideceğim ve gitmek istediğim hiçbir film beni pişman etmez.
Umarım geriye kalanlar da çok güzel çıkmaz da çok bir şey kaçırmış olmam diye düşünmek istiyorum.
Yani maksimum verimlilikle hareket edeceğim bir 10 gün beni bekliyor açıkçası.
İnşallah böyle kar, yağmur, fırtına beni engellemez de
hepinizle birlikte salonlarda çok güzel filmler izleriz.
Bu arada bu çarşamba uluslararası podcast günüydü.
Umarım daha fazla podcast dinlediğimiz, daha çok ürettiğimiz, daha çok birbirimizin sesini duyduğumuz,
birbirimizin hislerini karşıya geçirdiğimiz, kendi modumuzla podcast modunun aynı olduğu bir sürü bölüm yaparız,
bir sürü bölüm dinleriz hep birlikte.
Neyse, girişi çok uzun tuttum ama siz beni her noktada dinlemeyi seviyorsunuz diye düşünüyorum.
Rica ediyorum bölümleri de tamamlayın ama lütfen.
Bakın bu nokta çok önemli, rica ediyorum.
Neyse geçelim şimdi haftanın filmine.
Evet arkadaşlar.
Haftanın filmi Aşk Hipotezi.
Nihayet sıra bu filme gelebildi.
Gerçekten çok mutluyum.
İzlediğim şeyden mutluyum.
Ortaya çıkan şeyden, onun dünya çapındaki yarattığı yankıdan gerçekten çok mutluyum.
Ve hiçbir yerde görmeden duymadan bu bölüme gelmiş olamazsınız diye düşünüyorum bu film özelinde.
Çünkü bu film an itibariyle dünyanın en çok izlenen filmi oldu bu ay içerisinde.
Amazon Prime videonun tüm dünyadaki birincisi oldu.
Bu filmimizin konusu şöyle belki bilmiyorsunuzdur diye spoiler vermeden önce konusundan bahsedeyim.
Eğer hala izlemediyseniz bu filmi izleyin ondan sonra bölümü durdurduktan sonra kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.
Bu filmde şöyle bir şey anlatılıyor.
Stanford Üniversitesi'nde biyoloji doktor öğrencisi olan Oluyus Smit ile
kappisli ve sert profesör olan Dr. Adam Carson arasındaki sahte ilişkiyi izliyoruz hep birlikte.
Film o kadar sevildi ki Ali Hazel tarafından yazan aşk hipotezi romanı
Tabii ki onu söylemeden şunu söyleyeyim. Bu film aslında Ali Hazelut'un yazı aşk hipotezi romanının filme uyarlanması.
Yani bu aslında bir kitap uyarlaması.
Ve film o kadar sevildi ki Ali Hazelut tarafından yazan aşk hipotezi romanı orijinal diliyle dünyada 14 Eylül 2021 tarihine çıkmıştı.
Türkiye'de ise Türkçe çevresiyle Ocak 2022'de yayınlandıktan sonra filme çekilince kitabın yazarı ikinci kitabı duyurdu.
Bu da aşk hipotezinin aslında devam filminin geleceği anlamına geliyor.
Ve yeni kitabın konusu ise ikicisin problemi.
New York Times ve dünya çapında çok satanlar listesine giren aşk hipotezinin merakla bekleyen devam kitabındaki konumuz ise şöyle.
Olivia Smith sonunda doktorasını aldı ve mutlu sonunu yaşıyor.
Tam olarak sonsuza dek mutlu değil çünkü doktor sonrası burslar doğası gereği geçicidir.
Ama bunu dert etmiyor.
Arkadaşları, araştırması ve hepsinden önemlisi de doktor Edim var.
Yoğun, zeki ve Olivia'nın ortak evlerine soktuğu kaostan yılmayan Edim geleceğini onun yanına geçirmeye kararlı.
Ancak akademik dünyada peri masalları yoktur.
Başka bir araştırmacıya aşık olmak, çakışan programlar, giderek daha acımasız ve son derece rekabetçi bir iş piyasası
ve Olive'in kendi başına güçlü bir bilim insanı olarak görülme arzusu gibi zorlu gerçeklerle başa çıkmaya gerektirir.
Adam'la birlikte olmak, Olive'in şimdiye kadar yaşadığı en gerçek şey.
Baskı arttıkça ve riskler yükseldikçe tüm kafa karıştırıcı değişkenleri bir kenara bırakıp kalbine güvenmeyi öğrenmesi gerekecek.
Bu yeni kitabın çıkış tarihi ise 2 Şubat.
Şimdi bu yeni ve güzel haberle başlayabilirim size bu filmi anlatmayı diye düşünüyorum.
Şimdi filmimizin başrol erkek oyuncusunun seçilmesinin bir sebebi var aslında.
O da şöyle, şimdi önce size sebebini mi anlatsam yoksa filmin başrol erkek oyuncusuyla ilişkisini mi anlatsam?
Bence önce ilişkisini anlatayım.
Şimdi filmin başrol erkek oyuncusu Tom Bateman'ın bu filmle hatta bu kitapla özel bir bağı var.
Şöyle ki aşk hipotezi filminin Tom Bateman'ın eşi Daisy Ridley ile ilgisi kitabın kökenindeki ilginç Star Wars esinlenmesine ve oyuncu seçimindeki tesadüfe dayanıyor.
O da şöyle Star Wars karakterleri Rey ve Kylo Ren'e dayanan bir hayran korkusu bu aslında.
Ondan sonra Star Wars devam trilogisinde Rey karakterinin canlanıran Daisy Ridley'in gerçek hayattaki eşi Tom Bateman'ı da romandan uyarlanan filmde başrol oynuyor.
Ve şöyle Tom Bateman diyorlar ki yani siz bunu biliyor muydunuz?
Hani bu hikayenin aslında kadın tarafı eşiniz hayal edilerek yazılmıştı.
Gerçekten bundan haberiniz var mıydı?
Hani bilerek mi seçtiniz siz mi?
Aday olduğunuz bu filmin başvurunu yoksa siz mi?
Hani yapım ekibi seçti diyorlar.
Tom Bateman diyor ki bu ilginç hayran kurgusu.
Kesinlikle ben filmi kabul ettikten sonra karşıma çıktı.
Gerçekten böyle bir şeyden haberim yoktu diyor.
Yani hani at yalanı derler ya ben gerçekten hikayenin bu kısmına inanmadım.
Ama tabii ki bu size kalmış.
Filmin yönetmeni Claire Scanlon, Scanlon senaristi Sarah Rothschild.
Şöyle ki, size aslında kitap ve filmdeki başta farklılıkları anlatacağım ama
onunla önce şöyle bir şeyden bahsetmek istiyorum.
Tom ve Lily arasında aslında bu hikayede nasıl Lily'nin Tom'u seçtiğini anlatan bir röportajımız var elde.
O da neden böyle yaşanıyor aslında?
Şöyle ki, Lily'nin oynadığı karakter, yani Olivia Smith karakteri bu işin sadece başrolü değil.
Aynı zamanda Olive oynayan Lily bu işin uygulayıcı yapımcısı ve uygulayıcı yapımcı demek kendi partlerini kendisi seçiyor çünkü bu işin içerisine para koyuyor demek.
Yani yaratıcı yapımcı olduğu için de ister istemez tabii ki.
Bütün işte başrol adayı olan erkek oyuncularla kimya testi yapıyor ve bunların hepsini fiziki olarak yapamayacaklar için bazıları zoom üstünden yapıyorlar arkadaşlar.
Ve şöyle bir şey yaşanıyor.
Direkt ben size röportajı Türkçe'ye çaradım öyle okuyayım.
Tom diyor ki yeni filmimiz aşk hipotezi üzerine konuşmamız gerekiyor.
bu filmde yaratıcı yapımcısın. Bu senin benim
seçilme üzerinde son söz
hakkına sahip olduğunun anlamına gelmiyor mu?
Lille evet diyor. Tom gerçekten
mi diyor. Lille diyor ki tabii ki diyor. Yani kimya
testini iki kez yaptık seninle ve seni
yani bu çok tabii ki detay
bir şey ama diyor. Zoom üzerinden çok sayıda
kimya testi yapıyordum. Özür dilerim. Belki bu
kadar çok yapmam gerektiğini sen bilmiyordun Tom.
Tom da diyor ki hayır hayır biliyorum diyor.
Ben gayet iyiyim diyor. Lille diyor ki
bir sürü yaptım ama şu ana
kadarki en iyi kimya
testim seninleydi. Sen çok mükemmelsin.
Öyle ki komiksin çünkü şöyle bir şey geliyor diye hatırlıyorum.
Bir tane daha çekeyim, bir tane daha çekeyim diyorlardı ve ben hani başro kadın karakteri olarak burada eğleniyorum.
Ne kadar istersen o kadar kes çekebilirim diye sana karşılık verdim diyor.
Tom da diyor ki ismin projede konuşulunda kim olduğumu biliyor muydun diyor.
Lil de hayır sanmıyorum, hayır bilmiyordum.
Sonra bana senin deyizli Ridley'nin kocası olduğunu söylediler ama buna kesinlikle eminim.
Bunu söylemelerinin tek nedeni kitabın onun temel alınarak yazılmış bir hayran kurgusu olması diyor.
Tom da kesinlikle diyor.
Üstelik ben bu bağlantıyı beğendim diyor.
Lily diyor ki ama biliyorsun diyor IMDB çok hızlıca şunu dedim.
Aa onu tanıyorum.
Tom da diyor ki tabii ki yani böyle bir şey ben olsam ben de merak ederim.
Film için yöneldiğiniz ekip olarak üzerine eğildiğiniz herhangi bir oyuncu var mı?
Yani başka bir oyuncu desem eğer evetse kimdi diyor.
Lily de diyor ki evet iki tane başrol erkek oyuncu seçeneğimiz vardı.
Seninle birlikte başka bir adam arasında kaldık ve kim olduğunu söylemeyeceğim diyor.
Tom da diyor ki yani o kişi o kadar iyiydi ki diyor ama şey doğruyu söylüyor diyor.
Lily de diyor ki yani evet öyleydi o ve senin arasında kaldık diyor.
Tom'la diyor ki bunu senden başka bir zaman mutlaka öğreneceğim diyor.
Ve diyor ki Lily'e yani başrol'daki kadın karakterimize kimya testimize sende iyi bir ilk izleyim bıraktın mı diyor.
Lily de diyor ki tam olarak istediğim şeydin diyor sen o kadar iyi bir aktörsün ki ve benim için her zaman en önemlisi bu.
Yani tabii ki bu kulağa bariz geliyor ama mesela senin sadece koyu ten rengin koyu çizgilerin var aradığımızda tam olarak buydu diyor.
Ayrıca uzun boyluydun bu da kitabın çok büyük bir kısmı ve yani biz oyuncu seçerken biraz bu sınırlar gerici bir şey işte.
sen de birini bulman gerektiğini karşıya söylediğinde daha karşıdaki bu boy farkını düşünün de alınabiliyor.
Ben yani benim karakterim olan Olivia Smith kitapta 1.64 biz de 1.80'nin üzerinde ona bir partner bulmalıydık.
Edim olarak o yüzden de aradaki bu büyük boy farkını da gözeterek seni seçtik.
Esmer biri olması gerekiyordu sen de bir anda Zoom'dan çıkageldin diyor.
Tom da diyor ki yani çok komik bir şeyden bahsediyorsun şu an ya.
Zoom'da benim karşımda otururken boyumun ne kadar olduğunu kolumun ne kadar uzun olduğunu göremezsin ki diyor.
Lille diyor ki yani ona baktım tabii ki seni araştırdım bunu google'luyordum hepimiz google'luyorduk çünkü yapmak zorundaydık diyor.
Yani hani bir insanın da karşısına geçip ya aslında senin de boyun uzun işte oyunculuğun da fena değildi işte baktık tam hani esmersin işte bana da uyuyorsun o yüzden kendimi partner olarak seni seçtim demek.
Yani hem çok havalı bir şey hem de aslında bu işin ne kadar kitap üzerinde matematiği olan ne kadar doğru yapılması gereken bir şey olduğunda karşı tarafa çok iyi gösteriyor bence.
Çünkü ortada bence de çok net bir şekilde şöyle bir şey var.
Yani biz bazen şey diye düşünüyoruz da yani işte çok alakasız iki oyuncu seçilmiş.
Yani aslında Lily orada Tom'un yüzüne resmen diyor ki yani senin bu oyun uzun olduğu için
aynı zamanda sana verdiğim replikleri çok iyi benden alabildiğin için seni seçtik diyor.
Bir de ister istemez bir pozitif ayrımcılık işte haksız rekabet durumu da var.
Çünkü yani bence bir işte hani uzun soluklu dizilerde olabilir ama
yani özellikle filmlerde kitap uyarlamaları olan işlerde
Bence başrollerden herhangi birinin ya da ikisinin de uygulayıcı yapımcı olması, yürütücü yapımcı olması, o işe herhangi bir şekilde yapımcı olarak katılmaları objektifliği çok bozan bir şey bence.
Ama bu işte çok fazla işlerine geldi iki taraftan birinin yapımcı olması.
Çünkü Lili Reinhardt yani bu işin başrolü, kadın oyuncusu, bütün bir basın turu boyunca dünya çapındaki ikonik romantik komedilerin, ikonik kombinlerini, oralardaki kadın karakterlerin en sevilen kombinlerini giydi ve kesinlikle çok güzel görünüyordu.
Yani 90'lardan günümüze kadar en sevilen işlerin kombinlerini onun üzerine gördük ve bu bence çok güzeldi.
Ve yani işini nasıl yaptığını bilen, basın turunu nasıl yönetmesi gerektiğini bilen bir yapımcıyı izlemek, gözlemek,
onun röportajlarını dinlemek bence çok keyifliydi.
Zaten bu işin bu kadar profesyonelce gitmesini sağlayan kişinin de aslında bir iş adamından çok bir oyuncu olması,
işin hem mutfağında hem de arka planında bu kadar etkin rol alması bu işte aslında onları bir adım daha öne geçirdi.
Ama tabii ki her işte bu böyle olmuyor.
Bazı durumlarda bazı tehlikelerde ortaya çıkabiliyor.
Onun dışında kitap ve filmdeki başta farklılıklardan bahsedeceğim.
Ama önce şundan bahsedeyim size.
Filmde benim en sevdiğim şey neydi?
Filmde kesinlikle bu ikilinin çok güzel şekilde birbirine uymuş olması,
çok güzel şeyler çekmiş olmaları,
onun dışında bunu yansıtabilmeleri,
yani neredeyse hiçbirbirlerine temas etmedikleri sahnelerle bile
bunu başarılı ortaya çıkartabilmeleri bence çok iyiydi.
Sevişme sahneleri çok iyiydi.
tek bir sevişme sahnesi görmek ama
gerçekten üzerine düşünülmüş, kitaptakin neredeyse
birebir yapılmaya çalışılmış. Bence
bu sevişme sahnesinde bir eksiklik vardı. O da
Adam'ın Olive'i yatakta tek bırakıp
havalimanına gitmesiydi. Çünkü birlikte
uyandıklarını görmeliydik bence. Yani
geçen haftaya kadar bu filmin
bir devam filmi olmayacaktı.
Film sadece bizim izlediğimiz kadarlık bir süreden
ibaret olacaktı ve bu iken kesinlikle biz
devamını görmeyecektik ve devamını
görmediğimiz daha fazlasına hiçbir şekilde
maruz kalmadığımız senaryoda gerçekten
bu ikinin hiç hani sabah birlikte nasıl
uyandığını görmeden filmi bitirmiş olacaktık
ve bu çifti geride bırakmış olacaktık. O yüzden
aslında devam filmi çok değerli, çok önemli
ve şöyle bir durum var bence.
Kesinlikle boy farklarına rağmen
birbirlerini çok iyi taşımışlar. Hatta bu
ikilinin birlikte aslında en sevilen
ve herkesin aklına en çok kalan
içeriği şuydu. Geçen sene
2025 yılında, Ağustos ayında şöyle bir şey gördük
biz hepimiz. Hani özellikle
TikTok'ta çıkan bir yakın var işte. Kadınlar
erkeklerin kucağına çıkıyorlardı.
Erkekler kadınları tek kolları ile kaldırıyorlardı
ve bu akımın aslında bu kadar çok
viral olmasına sebep olan şeylerden bir tanesi de
henüz aşk hipotezi filmi çekim aşamasındayken
bu ikili bunu sette yapmışlar ve gerçekten
Adam'ın Olivia öyle kaldırdığı, kucağına aldığı bir sahne var.
Bu bölümün de kapağında görüyorsunuz.
Gerçekten çok sevdiğim, çok tatlı sahnelerden bir tanesi.
Yani ne kadar duygusal olarak altında olursanız da olur
fiziki olarak da iki kişinin birbirine karşı
o ten uyumunu geliştirmesi gerekiyor bence.
Onun dışında başka ne yaşanması gerekiyordu ve yaşanmadı?
Kitapta şöyle bir farklılık var.
Kitapta sahte flört sözleşmesinin bitiş tarihi
29 Ekimken filmde bu tarih 29 Eylül olarak değiştiriliyor.
Ya da tam tersi.
Kitapla film bu tarih konusunda farklılık içeriyor.
Onun dışında kitapta olup filmde olmayan bazı karakterler var.
Mesela Dr. Holden kitapta varmış, filmde yok.
Dr. Aslan aslında ikisinde var ama rolleri değişik.
Yani yer alış biçimleri değiştirilmiş.
Malcolm karakteri ise filmde Adam tarafından işten çıkartılıyor.
Ama sanırım kitapta bu daha farklı işleniyor.
Yani böyle şeylerin kitabını da okumak gerekiyor tabii ki.
Ama belki ikinci kitap çıkınca ben iki kitabı da alıp birlikte okurum.
Onun dışında araba aküs sahnesi varmış kitapta yer alıyormuş ama filmde böyle bir sahne yok.
Onun dışında Tom Benton taciz zamanlaması, cinsel taciz iddiaların ele alınış şekli, ses kaydeterleri ve Adam'ın ana konuşması zamanlama bakımından kitaptan farklı şekilde kurgulanmış filmde.
Filmde cinsellik içeren sahneleriyle taciz olayının sıra düzeni değiştirmiş aslında.
Yani bence bu halini daha iyi olmuş ama daha iyi olmadığına emin olduğum bir şey var.
O da kitapta Adam, Olive'e iki senedir aşık.
Yani biz filmi ilk izlemeye başladığımız anda önce 2 sene öncesini görüyoruz.
İşte Adam ile Olive'in ilk karşılaşmasını, laboratuvarın tuvaletine karşılaşıyorlar.
Ondan sonra 2 sene sonra gidiyoruz ve aslında birbirlerine sahte flört için söz verikleri noktaya geliyoruz.
Ama şöyle burada kitapta olan ve bizim filmde izlediğimiz bir şey var.
Adam, Olive'e kitapta 2 senedir aşık ama filmde bundan hiç bahsedilmiyor.
Artık bu film serisinin devamı geleceği için bunda şöyle bir umudum var.
Muhtemelen serinin devam filminde bundan bahsedilecek.
Çünkü bu ilk filmde bundan bahsedilmediği için Adam bir anda Olive'e deli divane aşık olan ergen rasge biriymiş gibi gözüktü.
Ama bunun altı ikinci filmde doldurulduğunda muhtemelen Olive Adam'a daha da aşık olacak gibi geliyor bana.
Onun dışında kitapta Tom Bateman tacizde bulununca Olive, Adam Olive demiş ki ben arkadaşıma güveniyorum bunu bana ispat et demiş.
Ve ispattan sonra Tom'u döverek kanlar içine bırakmış kendi arkadaşını.
Ancak filmde Adam Olive'den taciz kanıtı istemiyor.
Yine benzeri bir farklılık olarak Tom'un karşısına çıkınca onu sadece tehdit ediyor.
Halbuki o sahneye bence bir dayak bir yumruk çok güzel yakışır
Bazı insanlar da gerçekten bunu hak ediyorlar ya da karakterler
Kitapta Olive'in en yakın arkadaşı Anne gibi gösteriliyor ve ilişkileri daha farklı iken daha yüzeyselken
Filmde çok daha güzel ve anlamlı diyalogları vardı bence
Ve şöyle aslında bu ikiliyi de içine alan bir sahneyi hiç sevmedim
O da filmde bizim neredeyse ilk gördüğümüz sahnelerden biri olan Olive'in kampüse girdiği sahne
Ve Olive o sahne kampüse girdikten sonra sınıfın büyük bir çoğunluğu erkek
ve işte Olivia nereye oturacağımı bilemiyor o kadar erkeğe görünce arkaya oturuyor.
Sonra bir anda Anne gelip işte erkeklerin arasında daldırıyor Olivia diyor ki
işte bizim buradaki varlığımızı kabul edeceksiniz.
İşte biz de burada ciddi bir karar mekanizması oluşturacağız diyor.
Şimdi bence böyle bir durumda yani evet yani bu hikaye sonuçta bir kitap uyarlaması olduğu için
o kitabı da bir kadın yazdığı için böyle replikler kitap için normal olabilir.
Ki bence kitap için bile saçma ama.
Ya ortada hiçbir şey yokken yani hepimiz sonuçta en azından şu anda hali hazırda yaşayan, nefes alan ve bu ülkede gerçekten kadın hakları için mücadele eden hepimiz kendi küçük büyük çevrelerimize hiç fark etmiyor.
Yani hepimiz bir noktada feministiz, feminist olmak zorundayız, kadınlar olarak haklarımızı savunmak zorundayız evet.
Ama her şeyden önce erkeklerle eşit olduğumuzu karşıya kabullendirmek, kabul ettirmek istiyorsak eğer yani böyle saçma sahneye gerek yok bence.
Çünkü o sahnede gerçekten erkekler hiçbir şey yapmıyordu.
Sadece sınıf mevcudu olarak fazlalardı.
Hani olivyo tekileştirmediler işte sen arkaya geç seni istemiyoruz seni aramıza almıyoruz işte bu boş gözüken yerlerin hepsinin erkekleri oturuyor buraya oturansın demediler yani hiçbir şey yapmadılar.
Bir anda aralarına daldı hani klasik birazcık popüler kültür diyeceğim ama yani tıpkı bir popüler kültür işte repliği gibi aralarına dalıp bir anda dedi ki işte ben hani arkadaşımla sınırınıza sokacağım işte hep birlikte bu sınıfta birlikte eğitim göreceğiz dedi.
Yani bu bence fazla. Bu yani tamamen işte bu film sosyal medyaya düşsün, işte bu film daha çok insanın önüne düşsün diye yapılmış bir şey bence.
Ama tabii ki iyi taraflarına odaklanırsak da böyle birbiriyle arkadaş olan partnerlerin PR'i bence çok tatlı oluyor.
Çünkü hiç kimsenin farklı anlamlarda bir çıkarı mı olmuyor, farklı bir gözle bakmıyorlar.
Tom Bateman da işte sevgisini bol bol anlattı basın turunda ve basın turunda ona dediler ki hayatınızdan neyi çıkarırsak eksik kalırsınız.
Hani işte eviniz, arabanız, bisikletiniz, işte oyunculuğunuz hani ne sizi tamamlıyor dediler.
O da dedi ki karımı çıkarırsanız gerçekten hayatımıza büyük bir şey eksilir dedi.
Ve böylece kalbimi çaldı.
Helal olsun.
Ve ben de hepinize tavsiye ediyorum bu filmi.
Bu filmin imdb ponu şu anda 10 üzerinden 7.
Film izledikten sonra bölümü dinlemişsinizdir umarım.
Ve siz de film izledikten sonra kendi fikirlerinizi bana yazın.
Yani bana katıldığınız şeyler olabilir, katılmadığınız şeyler olabilir.
Hepsini açın.
Lütfen sosyal medya hesaplarından bana ulaşın.
Geçelim haftanın dizisine.
Bakalım orada sizi ne bekliyor.
Evet, geyelim haftanın dizisine.
Ben bu hafta size ne anlatacağım biliyor musunuz?
Aslında biliyorsunuz, kapakta gördünüz.
Blood of My Blood dizisini, yani bizdeki adıyla kanımın kanı.
Konusu Outlander'dan uyarlanan, yeni dizimizde Fraser ve biçim ailelerinin kaderini şekillendiren,
iki farklı zaman diliminde geçen paralel aşk hikayeleri aslında.
Bu hikayemizde dört tane başlığımız var, iki tane çiftimiz var, ana çiftten bahsediyorum.
Ve daha önce de söylediğim gibi bu dizimiz Outlander, Nasta ve Spin-Off'u, yan dizisi de diyebiliriz.
Şimdi çift çift ben size bunu anlatmak istiyorum.
Jaime'nin anne ve babasından başlayayım önce.
Brian Fraser ve Elin McKenzie.
Brian Fraser'ı Jaime Roy oynuyor.
Elin McKenzie de Harriet Slater oynuyor.
Çift olarak şöyle söyleyeyim.
Çok sıkıcı bir çiftler arkadaşlar.
Yani Jaime ve Claire çakması yaratmaya çalışıyorlar bunlardan.
İşte düşman ailelerin çocukları evlenmeye çalışıyorlar.
İşte Brian Fraser'ın babası evlilik dışı çocuk olarak nitelendiriyor ve gerçekten bu ikili toplu olarak, ikili olarak hiç hoşuma gitmiyorlar.
Üstelik tarihi olarak da Jaime'nin doğmasında daha yıllar var hikayede.
Çünkü biz şunu biliyoruz ana hikayeden, altlandırılan ana hikayesinden.
Jaime ve Claire arasında 7 yaş var.
Yani Claire şu anda Jaime'den büyük olduğu için şu anda Blood of My Blood dizisinde Claire'in küçüklüğünü görüyoruz.
Ve şu sıralarda yaklaşık 5 yaşına gibi değil mi?
Yani 2 sene var nereden baksanız ama bu dizinin 2 sezonu daha olacak mı ben onu kesilemiyorum açıkçası.
Claire'in anne ve babası Henry ve Julia biçimden bahsedeyim.
Henry biçimi Jeremy Irvine oynuyor.
Julia biçimde Hermione Corfalt oynuyor.
Bu çifte çok acı çekti ve bence bu dört oyuncu arasından en çok Claire'in babası oynayan Jeremy oyunculuk olarak hepsinden önde.
Çok dur bir performans var ve bence diğerlerine göre daha derin bir hikaye yazıyor.
Ya da biz en azından şimdilik sadece Henry'in hikayesine daha çok yaklaştığımız için.
Henry ile empati kuruyorum ve gerçekten güzel bir çiftler.
Ama yani kavuşmaları zor gibi duruyor ki Outlander'dan da anladığımız Claire'in anne ve babası küçükken onu bırakıp gitmiş ya da kaybolmuşlar sonra da Claire bir daha anne babasını görmemiş bilmemiş.
Yani bu ikili hangi zaman demin ne kısmına yer alıyorlar bilmiyoruz.
Gelelim diziyi asıl izleme sebebim olan çifte.
Jamie'nin annesi Ellie'nin abisinin Dougal ve onun mecburen evlenmek zorunda kaldığı düşman boyun kızı Moira.
Başlangıçtaki güvensizlik ve anlaşmazlık yerini zamanla karşılıklı saygıya ve birbirlerine karşı konulamaz bir çekime bırakıyor.
Dougal, Moira'nın en büyük destekçisi
olurken Moira'nın dik baş ve
özgüven duruşu Dougal'ın kabuklarını
kırmasını sağlıyor aslında. Ama bu ikili
esas dizimiz yani başlangıç dizimiz
Outlander'da hiç birlikte gözükmüyorlar.
Bu ihtimalle de ortaya şu çıkıyor
biz Dougal'ı işte yıllar sonra yaşlı
halinde tek başına gördüğümüze göre
Moira ya öldü ya da öldürüldü.
Onların geleceğini gerçekten çok merak ediyorum.
Dougal'ı İngiliz aktör Sam Redford
oynuyor. Moira Grand karakterinde
İskoç aktör Bobbi Rainsborough
oynuyor ve şöyle aslında
ben deminden beri ise Outlander'dan bahsediyorum
ama ortada şöyle bir ciddi
sorun var. Outlander ile bu
spin-off yan dizisini kıyasladığımızda ortaya
şöyle bir şey çıkıyor. Outlander dizisini
yani ana dizinin yarattığı devasa küresel
ve sadık hayran kitlesine kıyasla
bu dizi daha niş bir ilgiyle
karşılanıyor ve ana dizi kadar aslında popülerliğe
izlenme oranına ve o kadar seyirciye
ulaşamıyor. Neden orijinali kadar
konuşulmada izlenmedi dersek de aslında
ana karakterlerin eksikliği çünkü orijinal dizimiz
7-8 sezon boyunca süren
büyüleyici ve merkezi dinamiği hep
ana bir çifte olan Jane ve Claire'in büyük
bir aşkına dayanıyordu. Ana bölüm dizisi ise
onların ebeveynlerinin gençlik aşklarına
odaklandığı için seyirci aynı duygusal bağ
kurmakta zorlandı. Bir de yani zaten
hali hazırda geçmişinde Outlander gibi
büyük bir devasa hikaye olunca bundan
nasıl anılarını bekleyen seyirci ama bunda
iki tane başrol çifti olması, o ikilinin
farklı farklı zamanlarda sürekli
zaman algısını değiştirerek sürekli zamanda
yolculuk yapması bunlar insanları yoran şeyler
ve yani bu dizinde Outlander'ın
aksine hafta hafta yayınlandığını düşünürsek
Outlander sadece son sezonları hafta hafta
yayınlandı. Onun dışındaki ilk sezonlarını
biz toplu olarak izledik. En azından ben öyle izledim.
Yani insanlar bir önceki
haftayı hatırlamak istediklerinde ve her bölüm bir saat
olduğunda bu iş için hem çok uzun
bir bölüm süresi bir saat hem de
orijinal dizeye kıyasla iki tane çift olması
sürekli birden fazla çiftin
farklı farklı yerlerde farklı farklı
şeyler yaşadığını işte
dağın içinde, mağarada, evde
odada farklı farklı şeyler yaşadığını
görmek de aslında insanları çok yoran
bir şey ve geçmişe dönük hatırlatmayı
de zorlaştırıyor bence. Onun dışında
dizinin sadık kitlesi bu işi
sevmedi. Sevmemesi de tabii ki etkili.
Yine de Starz bu diziye ikinci sezonun
onayını verdi ve bugün ikinci sezonun
üçüncü bölümü yayınlanacak. Yani şöyle söyleyeyim size
şimdiden akmıyor. Böyle giderse üçüncü
sezonun onayını asla alamaz gibi. Ve bu
dizinin IMDb puanı onun üzerinden 8.1.
Yani tavsiye etmem değil.
Ederim. Siz de izleyin. Birlikte gömelim.
Çünkü gerçekten bazı kötü şeyleri de
birlikte gömünce daha da kötü oluyor. Daha da
zevkte oluyor. O yüzden de izleyin.
Daha kötü şeyleri gördüm emin olun.
Daha kötü işleri izledim. Daha
korkunç oyunculuklar gördüm. Bunun da
zaten senaryosunu tıpkı
ilk ana dizide olduğu gibi Outlander
senaristleri yazıyor. Yine aynı şekilde devam
ediyor. Aynı ekip, aynı dekorcu, aynı
makyaj. Yani birebir neredeyse aynı ama
tek fark oyuncular aynı değil. Ve
şöyle bir şey var. Mesela Outlander'ın ana hikayesinde
Jamie ve Claire oynayan Sam ve
Kate bu işin başından itibaren
premierinde, basın turunda hepsinde bu işe
sonuna kadar destek verdi. Hatta yeni bölümlerini
ara ara paylaşıyorlar. Hani PR'ini yapıyorlar.
Siz de izleyin. Bakın işte hani biz ana hikaye
bitirmiş olabiliriz ama bu yan ürünü
hala yapmaya devam ediyorlar. Bakın diye.
Ya aslında çok güzel sahneleri de var.
Yok değil ama hani o his olur ya.
Bir de ister istemez önünde böyle bir kıyaslama olunca
ya işte Jane ve Claire olsa bunu
şöyle oynardı, şöyle çekerdi. Onlar
basın türünde böyle böyle malzeme verdi.
İşte bu dörtte hiç öyle bir şey yok diyorsunuz.
Ve ister isterseniz bu da sizin bağlanmanızı
zorlaştırıyor aslında. Ha ama eğer bu
Dizi yeni sezon aylarına alırsa da yeni sezonlarda daha çok çift hikaye katılmak zorunda daha çok çocuk görmemiz gerekiyor.
Çünkü biz bu hikayede aslında sonunu bildiğimiz bir şey izliyoruz.
Yani sonunu bildiğiniz kitabı okumak ne kadar eğlenceli olursa biz aslında devamını belki 10 yıl sonrasını,
belki zaman atlamasıyla belki 100 yıl, 200 yıl sonrasını bildiğimiz hikayeyi geriden izlemeye başladık.
Ve bence Outlander'da İskoç tarihi çok daha iyi anlatılıyordu.
Çünkü ben tarihi çok severim, tarihi işleri izlemeyi de ekstra severim.
Bunun için The To The Horse'a başladım, hala onu da bitiremedim.
Ama o nasıl bitecek ben zaten onu hiç bilmiyorum da.
Neyse.
Böyle işler de genelde bir taraftan hani bu işleri sadece işte İskoçlar izliyorsa bunları geldi.
Birçoğu sadece tarihi kısımlarını izlemek için buna katlanıyorlar.
Ve ona rağmen tarihi kısımları da savaş sahneleri de çok kötü gidiyor bence.
Mesela şimdi bu akşam çıkacak bölümde işte bu dört kişi de farklı yerlerde savaşın farklı noktalarında olacak.
Ama işte bu bölümde muhtemelen reytingler düşük çıkacak.
Çünkü halk birbirine kavuşan çiftleri seviyor.
Ama bu işin içerisinde de sonuçta koca bir sezon boyunca sürekli birbirlerine kavuşmuş halde devam edemezler.
Neyse.
Tavsiye ediyorum.
Bakın, görün.
Eğer bu dizinin yeni sezonlarını bulamazsanız bana haber verin.
Ben de size linklerini Instagram üzerinden, Twitter üzerinden göndereyim.
Bu arada bölümü kapatmadan son bir şey diyeceğim.
Haftaya önce çarşamba günü bonus bölümümüz var.
Onda görüşeceğiz sizinle.
Lütfen bizi burada unutmayın.
Çünkü çok güzel ve up uzun.
Şimdiye kadar ki bu podcast'in en uzun bölümü geliyor arkadaşlar.
Öyle söyleyeyim size.
Neyse haftaya çarşamba görüşene kadar hepinize harika bir hafta sonu diliyorum ve umarım siyasi, illegal hiçbir olaya karışmadığınız müthiş, sade, sakin, keyifli bir hafta sonu olur ve umarım çok güzel bir haftaya başlarsınız ve haftanızın ortasında da bana gelmeyi ve beni dinlemeyi, biz dinlemeyi unutmayın.
Sizi seviyorum. Haftaya çarşamba görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
