
Yaşarken anlam veremediğimiz bazı şeyleri neden ancak aylar, hatta yıllar sonra fark ediyoruz?
Bu bölümde geçmişe dönüp baktığımızda ortaya çıkan farkındalıklardan, kendimizi tanımaya; pişmanlığın değişimle olan ilişkisinden hayatın içinde neden bazen ancak durduğumuzda bazı şeyleri görebildiğimize kadar uzanıyoruz.
Belki de olgunlaşmak, geçmişi değiştirebilmek değil; geçmişe başka bir yerden bakıp bugünümüzü farklı yaşayabilmektir.
Transkript
Herkese merhabalar. Şöyle Bir Şey adlı podcast kanalıma hepiniz hoş geldiniz.
Bilmeyenler ve ilk defa dinleyenler için ben Esila.
Bazen böyle insanın hayatını değiştiren şey büyük olaylar olmuyor.
Ne görkemli bir başarı ne de unutulmaz bir kayıp.
Bazen sadece bir sessizliktir.
Mesela bir akşam herkes uyuduktan sonra pencerenin önünde otururken
ya da arabayı park edip eve çıkmadan önce birkaç dakika öylece beklerken
ya da ne bileyim yıllardır hiç dinlemediğin kadar dikkatle kendi nefesini dinlerken
işte bazı gerçekler tam da o sessizlikle gelir.
Hoş geldiniz.
Bugün sizinle birlikte hepimizin hayatına en az bir kez dokunan
ama çoğu zaman adını koyamadığı bir duygudan bahsedeceğiz.
Fark etmekten konuşacağız.
Çünkü hayat ilginç bir şey.
Biz çoğu şeyi yaşarken anlayamıyoruz.
O an sadece yaşıyoruz.
Anlamaksa çoğu zaman geriye dönüp baktığımızda mümkün oluyor.
Hiç eski bir fotoğrafınıza uzun uzun baktığınız oldu mu?
Mutlaka olmuştur.
Yani belki 5 yıl önce, belki 10 yıl önce.
Fotoğraftaki kişi gülümsüyordur.
Ama siz artık o gülümsemenin arkasında neler olduğunu biliyorsunuz.
Belki de kaygılıydınız.
Belki de birini özlüyordunuz.
Nasıl desem?
Belki de herkes sizi çok mutlu sanarken içinizde fırtınalar kopuyordu.
İşte zamanın garip bir gücü var.
Yaşarken görmediğimiz şeyleri bize yıllar sonra bir şekilde gösteriyor.
Çünkü insan böyle en net gördüğü yer bazen bugünü değil de tam tersine geçmiş oluyor.
Peki neden?
Çünkü geçmişin tozu çökmüştür.
Duygular biraz sakinlemiştir.
Ego biraz sessizleşmiştir.
Ve geriye yalnızca gerçekler kalmıştır.
Çocukken böyle büyüklerimizin söylediği bazı sözleri anlamsız bulurduk birçoğumuz.
Zaman çok hızlı geçiyor.
Bugünün kıymetini bil.
İşte bir gün anlarsın.
O zaman bunlar bize böyle sıradan cümleler gibi geliyordu.
Şimdi ise o cümlelerin ağırlığını hissetmeye başlıyoruz.
Çünkü gerçekten bir gün anlıyoruz.
İnsan fark etmeye başladıkça büyüyor.
Yaş almak başka, olgunlaşmak bambaşka.
Takvim yaprakları böyle herkese eşit şekilde eskiyor.
Ama herkes aynı şekilde büyümüyor.
İşte bazıları 40 yaşında hala kendinden kaçıyor.
Bazıları ise 20 yaşında kendisiyle yüzleşmeye başlıyor.
Çünkü baktığımızda aslında olgunluk dediğimiz şey yaşla alakalı değil.
Farkındalıkla geliyor.
Belki de bu yüzden bazı insanlar bize çok huzurlu geliyor.
Çünkü onlar hayatın bütün cevaplarını bildikleri için değil de kendilerine doğru soruları sormaya cesaret ettikleri için.
Peki biz neden bu kadar geç fark ediyoruz?
Çünkü hayat çok hızlı.
Sabah alarmımız var hepimiz.
İşte birçoğumuz işe yetişmeye ya da okula yetişmeye çalışıyoruz.
Sorumluluklarımız bir sürü.
İşte sürekli belki de arkası kesilmeyen telefon bildirimlerimiz var.
Sosyal medyalarımız var.
Ve bitmeyen yapılacaklar listemiz var.
Hepimizin vardır.
En az 10-20 maddelik.
Bizim düşünmeye fırsat bırakmayan bir düzenin içinde yaşıyoruz.
Oysa baktığımızda aslında insan düşünmeden yaşayabiliyor ama düşünmeden kendini tanıyamaz.
Bugün çoğumuzun başkalarının hayatını kendi hayatımızdan daha iyi biliyoruz.
Kim nerede tatildi?
Kim kimle evlenmiş?
Kim terfi almış?
Kim ne satın almış?
Ama kendimizi sorsak son zamanlarda seni gerçekten mutlu eden şey neydi diye birçoğumuzun durup uzun uzun düşünmek zorunda kaldığı bir soru bu.
Çünkü baktığımızda birçoğumuz kendimizden uzaklaştık.
Ve bu kötü olduğumuz için değil hayat bizi sürekli dışarıya bakmaya alıştırdığı için oluyor.
Oysa asıl yolculuk içeriye doğru olan yolculuk.
Mesela eski filozoflar yıllar önce kendini tanı derken belki de bize bunu anlatmaya çalışıyordu.
Çünkü insan dünyayı gezebilir, başarıları elde edebilir, herkes tarafından alkışlanabilir.
Ama kendini tanımıyorsa içinde hep bir eksik odası vardır.
Çünkü dışarıdaki başarılar içerideki boşluğu her zaman doldurmaz.
Belki de bu yüzden birçok insan hayalini kurduğu işe kavuşuyor ama mutlu olamıyor.
İstediği evi alıyor ama huzuru bulamıyor.
Yıllarca peşinden koştuğu ilişkiye kavuşuyor ama yine de eksik hissediyor.
Sorun aslında sahip olduklarımız değil.
Onlarla kim olduğumuzu karıştırmamız.
Yani kimliğimizi mesleğimizden, maaşımızdan, takipçi sayımızdan, başkalarının onayından oluşturmaya çalışıyoruz.
Sonra da bunlardan biri elimizden gidince sanki bizde de bir şeyler oluyor ve eksiliyormuşuz gibi davranıyoruz.
Oysa baktığımızda insan sahip olduklarından çok daha fazlası.
Bunu fark etmek bazen yıllar alıyor ve bazen bir kayıp öğretiyor.
Bazen bir ayrılık ya da bir başarısızlık.
Bazen de hiç beklemediğin sıradan bir gün.
Çünkü farkındalık çoğu zaman böyle konforun içinde değil de nasıl desem sarsıldığımız anlarda doğuyor.
Belki de işte bu yüzden hayat bize zaman zaman durmamız için sebepler veriyor.
Planlarımız bozuluyor, işler istediğimiz gibi gitmiyor, beklediğimiz telefonlar gelmiyor.
Kurduğumuz düzenler değişiyor.
İlk anda buna hepimiz şanssızlık ya diyoruz.
Ama yıllar sonra dönüp baktığımızda aslında o günlerin bize bugünkü insanı dönüştürdüğünü görüyoruz.
Belki de hayat bazen bizi cezalandırmıyor.
Sadece yönümüzü değiştiriyor.
Bunu anlamak kolay mı?
Hayır değil.
Çünkü insan yaşarken acının nedenini görmek istiyor.
Ama şunu kaçırıyoruz.
Bazı cevaplar yalnızca zamanın içinde ortaya çıkıyor.
Belki bugün yaşadığınız bir hayal kırıklığı birkaç yıl sonra sizi en doğru yere götüren dönüm noktalarından biri olarak hatırlanacak.
İşte fark etmek biraz da bu aslında.
Yaşadığınız her şeyin anlamını hemen aramaktan vazgeçmemiz gerekiyor belki de hepimizin.
Ve bazı cevaplar da zamana ait olduğunu kabul etmemiz.
Belki de kendimize sormamız gereken ilk soru da şudur.
Hayat gerçekten bana mı oluyor yoksa ben hayatın içinde olup bitenleri ilk kez mi görmeye başlıyorum?
başlıyor. Belki de ikisi de birdendir.
Çünkü insan bazen
ancak durunca bazı şeyleri
görüyor. Ancak sessiz kaldığında
duyuyor. Ve ancak kendine
dürüst olunca değişmeye başlıyor.
Hiç kendinizde şu cümleyi
kurdunuz mu? Bunu ben daha
önce neden görmedim? Aslında baktığınızda
bu soru insan olmanın en
doğal sorularından biri. Çünkü
hayatın en ilginç yanı şu.
Yaşarken anlam veremediğimiz birçok şey
ancak böyle geriye dönüp baktığımızda
anlamlandırabiliyoruz. Mesela
bir tabloya çok yakından baktığınızda yalnızca renkleri görürsünüz.
Ama birkaç adım geriye çıkıp tablonun tamamına baktığınızda
aslında her şey orada ortaya çıkıyor.
Hayatta aslında biraz böyle.
İçindeyken böyle çok karmaşık görünüyor.
Ama zaman geçtikçe o desenler belirginleşiyor.
Belki de yıllarca bir işte çalıştınız.
O zamanlar sadece yorulduğunuzu düşünüyordunuz.
Sonra oradan çıktınız.
Ve aslında yalnızca bedeninizin değil ruhunuzun da yorulduğunu fark ettiniz.
Mesela ben eskiden bunu dile getiremezdim.
Ya benim ruhum yoruldu.
Ama ben bunu artık dile getirebiliyorum.
Ya ben artık yorgunluğumun ruhen mi?
Yoksa fiziksel yorgunluk mu olduğunu?
Biraz geç de olsa 27 yaşında artık bunu çok rahat dile getirebiliyorum.
Fark etmek bazen acıtıyor, evet.
Çünkü gerçek her zaman rahatlatıcı olmuyor.
Yani insan bazen kendi hatalarıyla karşılaşıyor.
Yanlış insanlara verdiği değeri görüyor.
Söylemesi gereken sözleri söylemediğini, söylememesi gereken sözleri de söylediğini, korkularını yüzünden kaçırdığı fırsatları ve ertelediği hayalleri.
İşte o zaman pişmanlık kapıyı çalıyor.
Ben düşünüyorum yani hayatımın bir döneminde bunu bu şekilde yaşadım.
Keşke yapsaydım dediğim şeyleri yapmadığım için birçok keşkelerim birikti.
Ama bir gün çıkıp ya ben burada artık çalışmak istemiyorum dediğim noktada herkes bana karşı çıkarken hayır ben artık çalışmak istemiyorum deyip gidip istifa edebilmeyi başarmam benim güzel bir vaktimi aldı açıkçası.
Yani yaklaşık bir iki senemi aldı.
Ama belki de baktığımda işte pişmanlık sandığım kadar kötü bir duygu değildi.
Çünkü pişmanlık değişme ihtimali hala canlı olduğunu gösteren bir şey.
Hiç pişman olmayan biri çoğu zaman kendini hiç sorgulamayan biri aslında.
Oysa sorgulamak gelişimin bir başlangıcı.
Bugün geriye dönüp baktığınızda değiştirmek istediğiniz birçok şey olabilir.
Belki bir telefonu açmadınız.
Belki bir özrü geciktirdiniz.
Belki de sevdiğiniz birine onu sevdiğinizi söylemediniz.
Belki de en çok kendinizi ihmal ettiniz.
Ama burada önemli olan şey şu.
Geçmişi değiştiremeyiz.
Fakat geçmişten öğrendiklerimizle bugünümüzü değiştirebiliriz.
Hayat bize ikinci kez aynı günü vermiyor.
Ama aynı hatayı yapmama şansını veriyor.
Belki de olgunlaşmak aslında tam olarak budur.
Geçmişe takılı kalmadan, geçmişin yanında taşıyabilmek.
Çünkü yaşadıklarımız yük olmak zorunda değil.
Bazen onlar bizi ayakta tutan en güçlü derslere dönüşebilir.
Düşünün, çocukken düştüğünüzde tekrar yürümeye öğrendik.
Kalbimiz kırıldığında yeniden sevmeyi öğrendik.
Kaybettiğimizde yeniden başlamayı da öğrendik.
İnsan en çok zor zamanlarında kendini tanıyor çünkü.
Rahat günlerde karakterimiz değil, konforumuz konuşuyor.
Ama hayat zorlaştığında kim olduğumuz ortaya çıkıyor.
İşte belki de bu yüzden bazı insanlar yaşadıkları acılardan sonra bambaşka kişilere dönüşüyor.
Daha anlayışlı, daha sabırlı, daha sakin.
Çünkü acı dediğimiz şey doğru işlendiğinde insanı küçültmez.
tam tersine derinleştirir.
Fakat bunun için bir seçim yapmak da gerekiyor.
Ya yaşadıklarımızın esiri olacağız ya da öğretmeni.
Bu seçim hiç kolay bir şey değil.
Ama baktığımızda mümkün.
Belki bugün içinde bulunduğunuz durum size anlamsız gereği olabilir.
Belki neden ben diye soruyorsunuz.
Bu çok insani bir soru.
Ama bazen daha güçlü bir soru var.
Bu yaşadığım bana neyi öğretiyor?
İşte bu soru insanın aslında yönünü değiştiriyor.
Çünkü cevabı dışarıda değil.
tam tersine içeride.
Hayat bazen bizi yavaşlatıyor.
Çünkü koşarken görmediğimiz şeyleri
bazen durunca fark ediyor.
Belki de bugüne kadar başına gelen her olay
seni bugünkü haline hazırlıyordu.
Ve belki de bundan sonra asıl mesele
başınıza ne geleceği değil de
sizin onlarla nasıl bakmayı
seçeceğinizle alakalıdır.
Fark etmek, geçmişi suçlamak değil aslında.
Fark etmek, geçmişe teşekkür edebilecek
olgunluğa ulaşmaktır.
Çünkü seni bugünkü sen yapan şey yalnızca mutlu anların değil.
Aynı zamanda gözyaşların, kayıpların ve yeniden ayağa kalkışlarının toplamı.
Belki de bu yüzden hayat kusursuz olmak zorunda değil.
Çünkü bazen en güzel insanlar en zor yollardan geçenlerdir ve belki de en büyük farkındalık şudur.
Hayat bize hiçbir zaman tamamen hazır hissettiğimiz anları sunmuyor.
Cesaret hazır olduğunda değil, korkmana rağmen attığın ilk adımda başlıyor.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi iletmek için bana Şöyle Bir Şey podcast instagram hesabı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
