
Transkript
Müzik
Herkese merhaba Sinematris'ti Görkem Öge ile birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda haftanın sinema gündeminden ve Ok Caddesi'nin sonu ve Fısıltı Adam filmlerinden bahsedeceğiz.
Salonlar ve dijital platformlar tam bir film yağmuru altında.
Gerçekten o kadar çok film gösterime girdi ve konuşuluyor ki seçmek mümkün değil.
Yani onu mu konuşalım bunu mu konuşalım.
Tabii ki son birkaç ayın önemli gündemleri hala gösterimde Örümcek Adam ve Odisey durdurulamıyor arkadaşlar.
Durdurulamıyor gerçekten.
İki film de elbette yılın en çok izlenen filmleri arasına girecekti.
Bu kesindi, beklentiler çok yüksekti ama inanıyorum ki bu iki filmin beyin takımı da, yapımcıları da beklenenin çok üzerinde bir hasılata ulaştılar bile.
Öncelikle Örümcek Adam'ın güncel hasılatını söyleyeyim.
2,5 milyar dolar.
Bakınız bu tüm zamanların en yüksek hasılat yapan filmleri listesinde üçüncülüğe geldiğini gösteriyor.
Çok büyük bir başarı mesela Avatar Way of Water filmini geçti.
Titanic'i geçti.
Baya fark attı neredeyse yani Titanic 2,25 civarı milyar dolardan bahsediyoruz tabi.
Yörümcek Adam 2.5'a ulaştı inanılmaz bir rakam gerçekten ve Odisey'de 1.7 milyar dolara ulaştı ki bu hem kendi yapım şirketinin hem Nolan filmografisinin en çok hasılat yapan filmi konumuna geldiğini gösteriyor ve tüm zamanların en çok hasılat yapan filmleri listesinde de 12. sıraya geldi.
bilmiyorum ilk ona girebilir mi?
Girebilir. Hala gösterimde ve hala
izleniyor. Ondan dolayı bu iki
film ya gerçekten olağanüstü
bir başarıya imza atmış durumdalar.
Bunlar dışında
hangi filmler var gösterimde?
Son bir hafta için en güncel
durumu söyleyecek olursak Resident
Evil filmi gösterime girdi.
Resident Evil alemi zaten çok
geniş yani. O filmi henüz izleyemedim ama
mutlaka izlemeye çalışacağım.
İzlediğimde size Resident
Evil evreninden ayrıca
uzun uzun bahsederim ama
bu film gösterime girdi ve çok
beğenildi. Yani evrenin
en iyi filmi deniyor.
Puanları çok yüksek. Yani şu an için
bu hafta itibariyle en çok
konuşulan ve sevilen film Resident
Evil diyebiliriz. Ondan sonra
bugün konu edineceğim Fısıltı
Adam filmi Netflix
için yapılmış bir film. O kadar
çok sosyal medyada konuşuldu, internette
konuşuldu. Netflix'in en çok
izlenen filmleri arasına girmiş.
Hemen şöyle bir girdim
baktım nedir ne değildir diye. Yani
çok alelerde bir film gibi görünüyor.
Yani puanları falan çok yüksek değil. Çok
yüksek bir bütçesi falan yok ama
nedense çok sevilmiş.
İzleyelim ve konuşalım dedim.
Onun dışında bu hafta
pek de beklemeyeceğimiz
bir film gösterime girdi. Şimdi
1998 yılında
Sandra Bullock'la Nicole Kidman'ın başrolünde
oynadığı Practical Magic
Aşkın Büyüsü bizdeki adıyla diye bir film gösterime girmişti.
Biraz fantastik, doğaüstü, soslu bir romantik gerilimdi bu.
Fena bir film değildi yani az çok izleyeni, seveni olmuştu ama çok da iz bırakacak bir film sayılmazdı.
Neredeyse 25 yıl sonra bu filmin bir devam bölümü yapıldı ve böyle hafiften bir tanıtıldı yani bir dikkat çekmeye çalıştı film.
Bakalım nasıl olacak diye gösterime girdiği hafta hasılat rakamlarını merak ediyorduk.
Ve evet hafta sonu hasılatı itibariyle birinciliğe çıktı ama bu birincilik rakamı neydi?
Yaklaşık 30 milyon dolardı.
Bu da çok yüksek bir hasılat anlamına gelmiyor aslına bakarsanız.
Practical Magic bölüm 2 şu an gösterimde ilgisini çeken arkadaşlar filme bir göz atabilirler.
Şimdi hem Netflix için yapılmış ve Netflix'te gösterime girmiş ama aynı zamanda sinema salonlarında da gösterime girmiş bir film var.
Bizdeki adıyla Kehanet.
İlginç durum şu ki bu filmin yönetmeni Romain Gavras bir Fransız yönetmendir ve en son 2022 yılında Athena diye bir film yapmıştı.
Fransız sinemasının ara ara bizlere göz kırptığı ve ne kadar harika bir sinema olduğunu hatırlatan bir filmdi Athena.
Muhteşemdi gerçekten.
İşte Athena filminin yönetmenidir Romain Gavras.
Ve bu yıl yani baştan aşağı Hollywood kokan, Hollywood'un en parlak yıldızlarını başrole koyduğu bir filmle karşımıza gelmesi biraz ilginç.
Ama bu film şu an gösterimde ve çokça konuşuluyor.
Dediğim gibi yıldızlarla dolu bir kadrosu var.
Chris Evans var, Anna Tyler Joy var, Salma Hayek var, John Malkovich var.
Var da var yani başka harika başka birçok oyuncu var.
Bu film şu an gösterimde ve çokça ilgi çekiyor.
Şimdi çok ilginç başka bir filmden bahsedeceğim ve bu film Paribu gibi ana akım filmleri daha çok gösteren bir dağıtımcıyla ülkemize geldi ve gösterime girdi.
Hangi adını söyleyeyim bilmiyorum.
Afişinde Hen yazıyor.
IMDB'de Kota yazıyor.
Orijinal adı Tüyük.
Bizdeki adıysa bildiğiniz Tavuk.
Arkadaşlar bir tavuğun filmi.
Görgi Palfi'nin yönettiği bir film.
Görgi Palfi Macari yönetmendir.
Kariyerinde güzel filmler vardır yani bildiğimiz seçkin bir sinemacıdır.
Ödüllüdür de aynı zamanda ve sinema tarihinde gerçek bir hayvanı ya hiç efektsiz işte animasyonsuz hiçbir şeysiz konu alan birçok film var.
Ve bunların hatta bir kısmı başyapıt seviyesinde filmden.
Mesela ilk aklımıza gelen film unutulmaz Fransız minimalist yönetmen Robert Bresson'un rastgele Baltazar filmidir mesela.
Başrolde bir eşek vardır.
Io diye bir film vardı mesela onda da bir eşek başroldeydi.
İşte bu filmin de başrolünde bir tavuk var.
Aslında bu kadar yani marjinal bir filmin Türkiye'de ana akım sinemalarda da gösterime girmesi
yani hem çok sevindirici hem de çok ilginç yani beklenmedik bir şey.
Ama filmin puanları da çok yüksek.
Çokça da konuşuluyor.
Yani bu filmi ilginizi çekiyorsa hemen bir tıklayın.
Tavuk filmi şu an gösterimde olan en enteresan ve dikkat çekici filmlerden bir tanesi.
Diyorum yani hangi filmi izleyeyim diye ben de şu an bir şaşkınlık içerisindeyim ama bu filmi de izlemeye çalışacağım ve eğer izleyebilirsem sizlere kısa bir incelemesini sunmaya çalışacağım.
Şimdi gösterimdeki başka önemli bir film.
2022 yılında Fall diye bir film vardı tam çevresiyle düşüş.
İki maceracı kadının başına gelen bir yükseklik korkusu filmi diyebiliriz yani Fall filminin.
Bunun devamı yapıldı.
Direkt aynı isim Fall yani Düşüş 2 bizde Ölümcül Tırmanış adıyla gösterime girdi ve burada da yine iki maceracı kadının yükseklik korkusu dolu maceralarını anlatıyor.
Filmin puanları ortalama ama yani macera aksiyon filmi gerilim filmi sevenlere güzel şeyler sunacak bir film gibi görünüyor Fall 2 Ölümcül Tırmanış.
Bunu da size hatırlatmış olayım.
Şimdi yine gündemdeki bir başka önemli film.
Koyot karakterini bilirsiniz değil mi?
Hani o çok hızlı koşan deve kuşu mu?
Roadrunner vardır ya.
Onun sürekli peşinden koşan bir tilki vardır biliyorsunuz değil mi?
Koyot.
İşte onun uzun metraj filmi yapıldı.
Koyot akmaya karşı diye.
Şimdi bu film 70 milyon dolar civarında hasılat yaptı.
Ne kadar? 2 hafta oldu galiba gösterime gireli.
Çok yüksek sayılmaz ama kötü de sayılmaz.
Puanları da bayağı yüksek yani film çok sevilmiş gibi görünüyor.
Bu film dikkatinizi çekiyorsa yine tabi ki izlemenizi tavsiye ederim.
Keyifli bir seyirlik vaat ediyor.
Onun dışında gösterimde ruhlar bölgesi aramızdalar filmi var.
Invite filmi ben size bir incelemesini sunmuştum.
Bu film hala konuşuluyor hala gösterimde ama benim incelememi dinlemiş arkadaşlar hatırlayacaklardır.
Ben hiç de parlak ve çok da dikkate değer bir film olduğunu düşünmüyorum.
Ve arkadaşlar burada şu notu da düşeyim.
Film çok yüksek olasılıkla hem çok konuşuldu ve puanları falan çok yüksek ben hiç anlamıyorum.
Nasıl bu kadar kutsandı ve göklere çıkarıldı bu film ama bu film çok yüksek olasılıkla Oscar'larda da boy gösterecek.
Oyuncu ödülleri olabilir ya da işte senaryo olabilir.
Bilmiyorum yani o kadar abartılmış mıdır ki en iyi film ya da işte yılın en iyi yönetmeni dalında da aday olur mu bilmiyorum.
Umarım olmaz ama ona da bilir.
Yani Oscar yani ne çok konuşulursa böyle kutsanırsa dikkate alır.
O seviyeye de çıkabilir bilmiyorum bakalım ne olacak göreceğiz ama onu da hatırlatmış olayım.
Sizin ilginizi çekiyor olabilir hani diyorum bence hiç de iyi bir film değil ama ilginizi çekiyorsa hala davet filmini izlemek için şansınız var.
Bir başka önemli film Oyuncak Hikayesi 5 filmi hala gösterimde izleyebilirsiniz.
Hatırlatacağım iki tane daha bir filmler bunlar biraz ayrı filmler ama yine de anmadan geçemeyeceğim.
Şimdi bu yılın Cannes Film Festivali'nde ödül alan filmleri yavaş yavaş gösterime girmeye başladılar.
Biliyorsunuz bunlar genellikle festival filmi diye etiketliyoruz ya bunu.
Ben çok sevmiyorum aslında bu ifadeyi ama biraz öyle anılıyor.
Cannes Film Festivali'nde özel ödülle dönen Be Gone'ın Resurrection, diriliş filmi Mubi'de gösterime girdi arkadaşlar.
Bakınız bu film ben mutlaka er ya da geç izleyeceğim.
Çok önemli bir film çünkü.
Puanları falan da çok yüksek zaten.
Yani yüksek olasılıkla Oscar'larda da en azından yabancı film dalında aday olabilir.
Bunu size hatırlatmış olayım.
Bu bir.
İkincisi de yine daha önce anmıştım.
Cannes Film Festivali'nde altın palmiyeyi alan Christian Mungio'nun Fjord filmi.
Çok merakla beklediğimiz bir film.
Christian Mungio harika bir yönetmen ve onun son filmi de bakalım Türkiye'de gösterime girecek mi?
Nasıl girecek? Nerede izleyeceğiz diye merakla bekliyorduk.
Öncelikle 9-18 Ekim tarihlerinde sinema severlerle buluşacak olan film ekimi kapsamında gösterime gireceği kesinleşti.
Bunu bekliyoruz, yakalamaya çalışacağız.
Eğer film ekiminde yakalayamazsak da Türkiye'de 8 Ocak 2027 tarihinde yaygın gösterime girmesi bekleniyor.
Umarım gösterime girer.
Ben bu filmin takipçisiyim ve izleyebilirsem eğer sizlerle fikirlerimi paylaşmaya çalışacağım.
Şimdi gelelim haftanın gündemine.
Geçtiğimiz haftanın en büyük gündemi elbette 2026 yılı Emmy ödülleriydi.
Televizyon projelerinin ödüllendirildiği yani bir nevi televizyon oskarı diyoruz çoğunlukla Emmy ödüllerine.
Bu ödüller dağıtıldı ve toplamda 53 dalda.
Bu kadar da dal olur mu ya?
Hangisini anlatalım arkadaşlar?
Bize de acıyayım biraz.
Zaten tabii burada şakasını yapıyorum.
Hemen her yıl ben size Emmy ödülleri dağıtıldığında bir sinema gündemi başlığı açıyorum ama uzun uzun ödülleri anlatmıyorum.
Anlatamam zaten.
en çok konuşulan en fazla ödül alan projeleri hatırlatıp geçiyorum öyle yapmak zorundayız.
Başka çaresi yok.
Bu yıl 78.siz düzenlendi.
Yani neredeyse Oscar'a yakın bir renklilikte oluyor.
Gerçekten çok keyifli oluyor.
Bu yılda Widows Bay ve The Pit dizileri en çok ödül alan ve en çok konuşulan diziler oldular.
Ve buna ek olarak bir oyuncu vardır.
Tanımıyor olabilirsiniz yani.
Yani böyle çok Hollywood'un A sınıfı oyuncusu değildir ama ben çok severim.
Bütün performansları neredeyse harikaydı.
Benim izlediğim Matthew Rice diye bir oyuncu.
Çok iyi bir oyuncudur.
O iki ayrı dalda iki projesiyle en iyi erkek oyuncu ödülünü aldı.
Bu da çokça konuşuldu ve Matthew Rice'ın yani yılın en başarılı oyuncuları arasında anılması artık çok da şaşırtıcı olmasa gerek.
Yani 2026'nın en parlak yıldızları arasına girmiş oluyor.
Aldığı bu iki ödülle Emmy ödüllerinin detaylarını merak ediyorsanız kısa bir tıklamayla ödül gecesinin detaylarına ulaşabilirsiniz.
Şimdi çok önemli bir film gösterime giriyor.
Yakın zamanın en önemli gündemine elbette yapay zeka.
Değil mi arkadaşlar?
Çok hızlı çıktı, çok hızlı gelişti ve hayatımıza da çok hızlı girdi.
İşte chat GPT'nin sahibi olan OpenAI şirketinin CEO'su Sam Altman'ı merkeze alan film.
Adı Artificial. Daha doğru bir isim düşünemiyorum şu an.
Ve Sam Altman karakterini de Andrew Garfield oynuyor.
Gayet de iyi bir oyuncu seçimi olmuş gibi görünüyor.
Film 25 Aralık tarihinde gösterime girecek.
Şimdiden merakla bekliyoruz diyebiliriz.
Bence çokça konuşulacak bu film bir kere.
zaten gündemimizde olan yapay zeka konusuyla ilgili de incelikli ve sağlam tespitleri olan bir film gibi görünüyor fragmanda.
Bir de öyle olursa artık ballı börek.
Yani film gündeme damgasını vurur ve yılında önemli filmleri arasına girer.
Bu filmi merakla bekleyeceğiz.
Bakalım gösterimi girdiğinde nasıl bir seyir izleyecek.
Sizlerle ben takipte olup paylaşmaya çalışacağım.
Şimdi geçtiğimiz haftanın önemli gündemlerinden bir tanesi de şuydu ki aslında tam bir haftanın gündemi değil.
Ben bazen bazı gündemleri biriktirip sizinle paylaşmaya çalışıyorum ya.
Şimdi DC sinematik evrenini birçok kez haftanın gündemi başlığı altında konuştuk ve DC'de işler iyi gitmiyor.
Eski patron kimdi? Zack Snyder'dı.
Bırakmıştı bu görevi ya da uzaklaştırılmıştı.
O hani biraz karmaşık bir durum. Detaylarını bilmiyoruz ama.
neticede DC'nin başına James Gunn getirilmişti.
İlk film Süpermen çok başarılı oldu yaşasın alkış kıyamet diye sunulmuştu ama pek de öyle değildi aslında.
Ben bu konunun detaylarını sizlerle paylaşmıştım şimdi tekrara girmeyeyim.
İkinci film Süper Kız ise tam bir fiyaz koydu ve bundan dolayı da James Gunn'ın DC sinematik evrenindeki macerası tam olarak tökezlemişti diyebiliriz.
Yani ne yapalım işte James Gunn'ı da gönderip yeni bir yönetmen mi alsak eski yönetmen Zack Snyder'ı geri mi çağırsak diye düşünüldüğü ve konuşulduğu kesindi.
Açıklanmıyor tabi bunlar yani gizlidir bu sohbetler ama bu sohbetlerin DC'de döndüğünü artık hepimiz biliyoruz.
Ve tam bu süreçte de Zack Snyder sürekli DC sinematik evreni ile ilgili demeçler veriyor arkadaşlar.
Sürekli bir şeyler söylüyor.
İşte aklımdan projeler geçmiyor değil gibi bir şeyler söyledi bir ara.
Belki de geri dönerim gibi mesajlar verdi.
Ve en sonda öyle bir şey söyledi ki bakınız bu gerçekleşirse çok büyük bomba olur.
Şimdi DC tarihinin en büyük çizgi romancılarından biri olan Frank Miller'ın 1986 yılında yazıp çizdiği The Dark Knight Returns diye bir çizgi roman vardır.
Genel kamuoyu bu çizgi roman sayısının bir başyapıt olduğu konusunda hemfikir.
Geçtiğimiz hafta ben size Roşak karakterinden bahsettim ya.
Orada kısaca da bunu konuya girmiştim.
1970-80'li yıllar süper kahramanlar üzerine yeni açılımların yapıldığı yıllardır.
Ve çok sayıda önemli süper kahramanın biraz böyle geri dönüşü, biraz antitezi, biraz eleştirisi yapılmıştır.
Çok harika bir dönemdir.
O dönemden çok sayıda başyapıt çıkmıştır.
İşte diyorum geçtiğimiz hafta andığım Watchmen de o dönemin çizgi romanlarından bir tanesidir.
İşte o dönemin bir başka başyapıtıdır zaten.
The Dark Knight Returns çizgi romanı.
İşte Zack Snyder bu çizgi romanın bir sinema uyarlamasını yapmayı istediğini söyledi.
Öyle bir niyeti varsa zaten bir DC sinematik evrenine geri döneceğini gösterir bu yani.
İstediğini gösteriyor bu bir.
Dönebileceğini gösteriyor iki.
eğer DC
Zack Snyder'dan bu projeyi yapmasını
isterse zaten
James Gunn'ı gönderip
Zack Snyder'ı geri almış olurlar
yani. Bu kararı vermiş olurlar
ya da çok ilginç biçimde
belki de çift
başlı bir DC sinematik evreniyle
karşı karşıya kalırız.
Olur mu? Olur. Tek kişi olmak zorunda
değil yani. İkisi de aynı zamanda
DC için proje üretirler.
Bilmiyorum böyle olur mu?
Bu üç. Dördüncüsü şöyle bir durum var biliyorsunuz. Robert Pattinson'ın başrolünde oynadığı ayrı bir Batman serisi gidiyor. Yani şu an ikinci filmin çekimleri başladı. Setten fotoğraflar gelmeye başladı. Bunun ilk filmi gayet de başarılı olmuştu yani. İyi bir filmdi ve ben size bunu hatırlatmıştım.
aklıma geldikçe tekrar hatırlatmak istiyorum ki
çok ilginç bir
durum bu. Sinema tarihinde
bir karakteri
iki ayrı oyuncunun
oynadığı hiçbir dönem
olmamıştı arkadaşlar. İşte
son 10 yıl içerisinde Batman'i
yani Bruce Wayne'i iki
ayrı oyuncu oynuyor. Şu an
hem Ben Affleck oynuyor hem de
Robert Pattinson oynuyor. Şimdi Robert
Pattinson'un başlarında oynadığı bir
Batman projesi yapıldığı için
ayrı bir Batman filminin yapılması ya da en azından yapılırsa da ilgi görmesi şansı biraz düşük aslında.
Yani DC ondan dolayı biraz bekleyebilir.
Bakalım şu işte Robert Pattinson'ın başrolünde oynadığı Batman yapılsın gösterime girsin.
Onun rüzgarı dinsin.
Belki onun üzerine bunu yaparız gibi bir mesaj verebilirler Zieg Snyder'a.
Bilmiyorum ama olursa harika olur.
O çizgi roman gerçekten muhteşemdir yani.
Ve sinema uyarlaması da olursa yani çok özlediğimiz Zack Snyder'lı bir DC filmi izlemek de gerçekten çok keyifli olur.
Ben tabii ki heyecanla ve merakla bu süreci takip ediyorum.
Eğer bir gelişme olursa sizinle mutlaka paylaşacağım.
Ve son bir haftanın gündemi bunun için biraz geciktim diyeceğim ama geçtiğimiz hafta da yani bu duyurulmamıştı ondan dolayı mecburen bu hafta sizinle paylaşıyorum.
Sizin bu programı dinlediğiniz hemen ertesi gün ya da o hafta sonu 26-27 Eylül tarihlerinde tüm sinema salonlarında sinema biletleri 90 lira arkadaşlar.
Genç Türkiye Sinema Festivali adı verilen bir sinema festivali kapsamında bu Kültür Bakanlığı destekli bir indirim.
Geçtiğimiz zamanlarda da bu tip indirimler olmuştu ve ben hararetle bunu sizlerle paylaşmıştım.
Malum ülkemizin içerisinde bulunduğu ekonomik durum çok kötü hatırlatmak istedim.
Tekrar söylüyorum 26-27 Eylül tarihlerinde çok sayıda sinema salonunda bunun bir listesi var arkadaşlar.
Tabii onunla sizde burada paylaşamıyorum ama kısa bir tıklamayla indirimli bilet satan sinema salonlarına ulaşabilirsiniz.
Sinema salonlarında bilet fiyatı 90 TL olacak.
Bu gerçekten çok büyük bir indirim.
Umuyorum ki geniş kitleler bu sinema indiriminden faydalanma şansına erişir.
Evet bu haftanın sinema gündemi ve gösterimdeki filmleri bunlardı.
Çok yoğun bir sinema gündemi paylaşmış oldum ama 2 haftadır gündem konuşamıyorduk.
Bu haftayı sıkıştırmaya çalıştım.
Umarım yeterli bir seçki yapabilmişimdir.
Evet şimdi gelelim haftanın filmlerine.
İlk bahsedeceğim film Oak Caddesi'nin sonu filmi.
Film hala gösterimde ama bitmek üzeredir sanırım.
Ama bunun da çok bir önemi yok çünkü hemen dijital platformlarda gösterime girdi.
Neden? Tabii ki başrol oyuncuları Anne Hathaway ve Evan McGregor sayesinde.
Onların bulunduğu film mutlaka izlenir ve filmin yönetmeni de David Robert Mitchell.
2015 ya da 2016 olabilir It Follows diye bir korku filmi vardı.
O yıllarda baya bir rüzgar yaratmıştı.
Bu yönetmenden başka güzel filmler çıkar demiştik.
İşte Ok Caddesi'nin sonuyla karşımıza geldi.
Şimdi bu film nasıl bir film biliyor musunuz?
Aslında çok sevimli gerilim filmi arkadaşlar.
Çok garip bir tonu var filmin.
Baştan sona klişelerle bezeli.
Ama bu klişeleri çok tadında ve güzel kullanan, hiçbir duyguyu çok ileri götürmeyen yani çok ağlatmayan, çok üzmeyen, çok korkutmayan, çok germeyen ama bütün bu duyguları tadında kullanan, hiçbir noktasında şaşırtıcı olmayan ama şaşırtıyormuş gibi yapan ve bunu da çok da gizlemeyen bir film.
Çok basit yani öyküsünü herkes anlayabilir.
Bilim kurgu, fantezi, gerilim sosunda bir film ama çok kısaca öyküsünü anlatayım size.
Çok derine inmeyeceğim zaten gerek yok derine inmeye.
Şimdi bir çekirdek ailemiz var Anne Hathaway anne, Evan McGregor baba ve bu ailenin iki tane de çocuğu var bir kız bir erkek.
Amerika'nın şirin sevimli bir kasabasında yaşıyorlar ki bu kasaba öyle bir kasaba ki öyle bir yani huzur, mutluluk, sevimlilik, şirinlik diyarı bir yer böyle.
Klişe bir kasaba böyle set gibi hani set gibi arkadaşlar film seti gibi.
O kadar şirin ama hani gerçeklikten ve hayatın iyi kötü taraflarından o kadar yalıtılmış bir tablo sunuyor ki bize yönetmen Mitchell.
Hani gerçekliğine pek inanamıyorsunuz aslında ya da evet bir şeyler gelecek bu çok şirin sevimli kasabadaki mutluluğu bozacak çok belli diyorsunuz zaten filmin ilk dakikalarında ve hani çok da klişe olmasın çok da karton bir aile olmasın bu ailenin annesiyle babası arasında da hafif bir tatsızlık var böyle kadın boşanmak istiyor aslında.
Hani bu ilişki bu evlilik yürümüyor falan diyor ama babada yok öyle bir şey hadi devam et yoldan çok da ortalığı karıştırma falan diyor böyle.
Şimdi bakın bunlar tamam gerçek ve bilindik duygular ama karton yani böyle hani film böyle bir alt metin yan öykü var diyor geçiyor.
Yani bunun çok derin etkilerini falan hissedemiyorsunuz.
Neyse tamam aile her şey yolunda gidiyor falan derken bir anda gece vakti böyle bir ışıklar çıkıyor bir şeyler oluyor bir şeyler değişiyor yani.
Bir anda bu kasaba bir kurt deliği işte bir zaman kayması ya da işte bir zaman tüneli falan gibi bir şeyler çıkıyor bu kasabada.
İşte bilim kurgusal tarafı da bu ama işin bilim kurgu tarafı yok aslında direkt fantezi diyebiliriz buna.
ve bir anda milyonlarca yıl geçmişe gidiyor bu kasaba diyeyim ya da bir mahalle diyeyim.
Bir anda bu huzur yuvasına dinozorlar geliyor ve bu dinozorlar bütün bu kasabanın mahallenin sakinlerini öldürmeye başlıyorlar.
İşte bizim çekirdek ailemiz de bunu fark edip hemen evi koruma altına alıyorlar.
İşte kapıyı kilitliyorlar camlara tahtalar çıkıyorlar falan hani içeri bir dinozor bir yaratık bir şey girmesin diye
ve hayatta kalmaya çalışıyorlar ve bir şekilde bu zaman kaymasının sebebini buluyorlar ve kendi hayatiyetlerini korumaya kurtarmaya çalışıyorlar anne ve baba.
Şimdi burada tabii ki kolayca anlayabileceğiniz şekilde çekirdek ailenin korunması, kutsanması işte baba için anne ve çocukların, anne için çocukların, nedense babanın değil tabii ki.
O öyledir çünkü muhafazakar aile yapısında anne babayı korur kurtarır mı hiç?
Yani herkes bir altındakini kurtarır üstündekini kurtarmaz.
Demek ki bu yapıda anne babanın altındaymış değil mi?
Muhafazakar ailelerde böyledir.
Tabi bunu kabul edeceğiz en başta.
Yani çekirdek aileyi koruyoruz burada ve bir şekilde hayatta kalıyoruz.
Bu, bu kadar klişe, bu kadar geleneksel, hafif şaşırtan, hafif duygulandıran, hafif korkutan
Ama hiçbir duyguyu, hiçbir mesajı uç noktalara taşımayan, yani kışkırtıcı olmayan ve sonunda her şekilde çekirdek ailenin korunduğu son derece muhafazakar bir fantastik gerilim diyebiliriz bu filme en fazla.
hani evet diyorum çok klişe, çok alışıldık, ilginç, farklı, çarpıcı, neredeyse hiçbir şey yok.
Birkaç gerilimli sahne, birkaç duygulu sahne, güzel oyunculuklar, temiz bir işçilik tamam.
İzleyin geçin filmi.
Ama bütün bu geleneksel ve klişe yapıyı sevimli kullanmış bir film.
Ortalama bir film.
Bu şartlar altında Oak Caddesi'nin sonu filmini tabii ki izlemenizi tavsiye eder miyim? Ederim.
Evet şimdi Fısıltı Adam filmine geldik ama bu filmi önümüzdeki hafta mı konuşsak?
Bu haftalık yeterli mi arkadaşlar?
Haftanın gündemine biraz daha yoğunlaşmış olduk ki öyle yapmak istiyordum.
Ok Caddesi'ni de kısaca anlatmış olduk.
Bu hafta bu kadar olsun.
Daha çok haftanın gündemi merkezde bir program sunmuş olayım size.
Fısıltı Adam filmini de önümüzdeki hafta konuşalım tamam mı?
Şimdiden sözümüzü vermiş olalım.
Evet bu hafta haftanın sinema gündemini ve Oak Caddesi'nin sonu filmini incelemeye çalıştık.
Bu haftalık bu kadar. Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere. Teşekkürler.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
