
Bu hafta sinemanın gündemini ve DC Evreni'nin son filmi Clayface'i inceledik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba Sinematris't'e Görkem Öge ile birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda haftanın sinema gündeminden ve Clayface filminden bahsedeceğiz.
Clayface filmi DC sinematik evreninin son projesi ve çok fazla reklam yaptılar çokça konuşuldu.
Öngösterimde çok büyük ilgi gördüğü söylendi.
Bütün bunlara baktığımızda DC sinematik evreninin ve özellikle yeni patron James Gunn'ın bu filmden beklentisinin çok büyük olduğunu görüyoruz ki
filmi tanıtan çok sayıda demeç de verdi.
Röportajlar yaptı.
Şimdi bunun detayına ineceğim ama peşin olarak şunu söyleyeyim.
James Gunn ve yeni DC sinematik evreni bütün düğmelere basıyor arkadaşlar.
Çünkü ilk film Süpermen tamam hadi başarılı oldu dendi ama ikinci film Süper Kız büyük bir başarısızlıktı.
Ve DC'nin geleceğini en azından James Gunn'la yürüdüğü yoldaki geleceğini tehlikeye sokmuştu.
İşte bu filmden beklentiler büyük bir mesaj vermeye çalışıyor.
Neyse dediğim gibi evet Clayface'in detayına ineceğim.
Sadece şunu söyleyeyim iyi bir film.
Ya ben bu kadar iyi olacağını beklemiyordum.
İyi bir film diyorum detayını anlatacağım.
Önce şu haftanın sinema gündemine gündemdeki filmlere ve hasılatlara bir bakalım.
Gündemdeki en önemli film evet Clayface diyebiliriz.
Benim bu programı yaptığım gün itibariyle henüz hafta sonu hasılat rakamı açıklanmamıştı.
Yani gişedeki seyri nasıl gidiyor pek bilmiyoruz şimdilik.
Ama izleyici notları yüksek.
IMDb notu 7.6.
Bu iyi bir puan.
Eleştirmen notuysa 60.
Bu da fena değil.
İyi bir not denebilir.
Onun dışında gündemdeki en önemli filmlerden bir tanesi Hasip ile Nasip filmi.
Yeşilçam'ın unutulmaz harika filmlerinden bir tanesidir Hasip ile Nasip.
Ve bu filmin 2026 güncellemesi yapıldı.
Filmin yönetmeni de benim çok yakın dostum, çok sevdiğim bir arkadaşım olan Özgür Bakar.
Ve film gösterime girdiği iki hafta boyunca Türkiye gişelerinde zirveye yerleşti.
Çokça sevildiği hasılatı şimdilik iyi görünüyor ve puanlar da fena değil.
Umuyoruz ki filmin seyri iyi gider.
Çok renkli güzel bir proje gibi görünüyor.
Hatta ben de gala'ya davet edildim ancak çok kötü bir zamandı.
Yani gitmem pek mümkün değildi.
Çok istiyordum ama fırsatım olmadı.
Ama ilk fırsatımı bulduğumda bu filmi de izleyip size bir inceleme sunmaya çalışacağım.
Geçtiğimiz haftalarda andığımız Jessica Chastain'in başrolünde oynadığı Diğer Anne filmi hala gösterimde ve hasılatı 80 milyon dolara ulaştı.
Bu ölçekli gibi film için gerçekten çok iyi bir hasılat rakamı bu.
Primetime filmi Robert Pattinson'ın başrolünde oynadığı film gösterimde ve çokça konuşuluyor.
Benim size bir incelemesini sunduğum Resident Evil filmi hala gösterimde ve hasılatı artık 400 milyon dolara doğru geliyor.
Müthiş bir başarı.
Brad Pitt'in başrolünde olduğu Vahşi'nin Kalbi filmi hala gösterimde.
Odyssey elbette hala gösterimde.
3-5 koltuk bile dolduruyorsa salonlar bence Odyssey filmini göstermeye devam edeceklerdir.
Evet bunu hatırlatmam lazım.
Geçtiğimiz hafta Street Fighter filmi gösterime girdi.
Bu film biraz daha öne çıkıyor.
Evet işte 80'lerin 90'ların en meşhur bilgisayar oyunu.
Street Fighter'ın 90'lı yıllarda bir sinema uyarlaması yapılmıştı ve başrolüde Jean-Claude Van Damme vardı.
Ben de filme o zamanlar çok heyecanla gitmiştim ve keyif almıştım ama aslında yani tabii ki bir izle geç filmidir.
Yani çok da kalıcı bir film olmadı ama Street Fighter adı hala bir marka değeri taşıyor gibi görünüyor.
Puanlar pek yüksek değil ama gişede nasıl atı 60 milyon dolara ulaştı.
Bu çok iyi bir rakam değil ama bakalım önümüzdeki haftalarda filmin seyri nasıl devam edecek göreceğiz.
Örümcek Adam filmi hala gösterimde.
Verity filmi Anne Hathaway'in başrolünde oynadığım hala gösterimde.
Ve gösterimde başka tabii birçok film var hepsini anlamıyorum ama yine vizyon yine sinema salonları hayli neşeli.
Pardon evet bir filmi daha hatırlatmam lazım size.
Bu çok ilginç bir film. Filmin adı You Can See Everything. Bu film çok uzun uzun anlatmak lazım ama yüzyılımızın herhalde öyle anılıyor. En büyük dolandırıcısı olan Elizabeth Holmes'un hayatını ama daha çok onu tanımlamakta kullandığımız daha çok bu dolandırıcılık hikayesini anlatıyor.
Bu film kurunmaca belgesel gibi bir şey geniş gösterime girdi bir kere direkt sinema salonlarında gösterime girdi ve ilk hafta itibariyle de 30 milyon dolar civarında hasılat yaptı bu çok iyi bir rakam puanları da çok yüksek.
Yarı belgesel, yarı kurbaca belgesel bir film için 3 saatlik bir süre gerçekten çok uzun.
Ben bu filmi de izlemeye çalışacağım.
Çünkü yılın ilginç projelerinden, ilginç filmlerinden bir tanesi.
Şu an o da gösterimde ve o da çokça konuşuluyor.
Eğer ilginizi çekiyorsa bir göz atın.
Evet, gündemdeki en önemli filmler yaklaşık olarak bunlardı.
Şimdi gelelim haftanın sinema gündemine.
Geçtiğimiz hafta ben size Batman'in ikinci bölümünün çekimlerinin durduğundan bahsetmiştim.
Yani hem çok sıkıntılı başladı hem de sıkıntılı ilerliyor diye bir gündem başlığı vermiştim zaten.
Detayına inmiştim burada tekrara girmeyeyim.
Batman 2 projesinin çekimleri için yapım stüdyosu Steven Soderbergh ile anlaşmış.
Steven Soderbergh Hollywood'un prestijli önemli yönetmenlerinden bir tanesidir.
Mesela George Clooney ile Brad Pitt'in başrolünde olduğu Ocean's Eleven serisi vardır ya o soygun filmi ve ondan sonra yapılan bölümleri.
Onların yönetmedir mesela.
Başka çok sayı film var.
Trafik filmini yönetmiştir.
Neyse bu ölçekli bir projenin başına getirilebilecek bir yönetmendir.
Ancak ben bu tercihe çok şaşırdığımı peşinen söylemem lazım.
Çünkü Steven Soderbergh'ın yaptığı filmleri, görsel üslubunu, kurgusunu, yönetmenlik anlayışını falan düşündüğümde Matt Reeves'in Batman projesi için inşa ettiği o vizyonla, o görsel, duygusal, teknik yapıyla hiç alakası olmayan bir yönetmen.
Yani Steven Soderbergh'ın kariyerinde Batman'e benzeyen hiç proje yok.
Mesela Soderbergh hiç karanlık bir yönetmen değildir.
Daha çok filmleri çokça aydınlık, şıkır şıkır falandır böyle.
Matthew Wilson Batman'in Hollywood'un yaptığı en karanlık filmlerden bir tanesiydi.
Ne alakası var yani Soderbergh'ın bu projeyle diyesim geldi benim ama yine de peşin konuşmayalım diyorum güçlü bir yönetmendir.
Hadi bir parantez daha açayım arkadaşlar güçlü müşlü bir yönetmendir de aslında beni sevmem.
Steven Soderbergh'ın Hollywood'da sahip olduğu o yani mertebeyi pek anlamamışımdır.
filmlerinin ya büyük çoğunluğunu sevmem
hep hayal kırıklığı olmuştur benim için
yani nesi bu kadar seviliyor bu kadar saygı
duyuluyor bilmiyorum ama neyse
benim kişisel görüşüm çok önemli değil
evet bakalım ne olacak yani
Batman çekimlerini Steven Soderbergh
tamamlayacak ondan sonra da
tabi artık post prodüksiyon falan filmin
gösterime giriş tarihi mesela
ertelenmemiş hani ertelenebilirdi şimdi çekimler
durdu falan deniyor da neyse
en son
Şubat 2028 denmişti hala
aynı tarihte karar kılındığı görülüyor.
Bu değiştirilmiyor. Bakalım filmin
akıbeti ne olacak göreceğiz. Şimdi
bir başka önemli gündem
bir komedi efsanesi geri dönüyor
diye her yerde
şu an işte haberler yapılıyor, konuşuluyor
hey yaşasın. Recep
İvedik'in 8. bölümü yapılıyor
arkadaşlar. Ya ben kendi adımı
hiç sevmem Recep İvedik
karakterini ve filmlerini ama
oturup izlesem 8'i herhalde
böyle kahkaha atacağım birkaç an mutlaka
olacaktır yani. Komik mi? Komik.
Hoş kamik de bulmayanlar var ayrı konu ama neyse özetle Recep İvedik'in 8. bölümünün fragmanı yayınlandı ve bu kez sinema salonlarına gösterimi girmeyecek.
Disney Plus için yapılıyor.
Buradan da şu konuya geçeceğiz.
Geçtiğimiz hafta Türk sinemasının mevcut durumu üzerine size yarım saatlik bir durum analizi, tespit ve yorum sunmuştum.
Şahsi fikirlerimi de uzun uzun sizlerle paylaşmıştım.
Orada ne demiştim hani Yılmaz Erdoğan 2019'dan beri sinemaya proje yapmıyor.
Ay sinema salonları batıyor bitiyor bunu kurtaracağız diyor bir de.
Sinemaya film yap o zaman Sayın Erdoğan.
Bakın Recep İvedik'te ilk filmden bugüne yapılan 7 filmin hemen hemen hepsi çok yüksek hasılat yaptı.
Türk sinemasının 2000'li yıllarda yaşadığı silkinmenin en büyük yakıtlarından bir tanesi zaten Recep İvedik serisiydi ve Şahan Gökbakar'dı.
E bakın şimdi dijitale yapıyor. E ne oldu?
Sayın Gökbakar çok da Türk sineması, salonlar, bilet satışları çok da umurunda değil gibi bizim sinemamızın, lokomotif sinemacılarının yani.
Ve buradan da şu konuya geçeceğim çok kısa buna detayına girmeyeceğim.
Geçen hafta uzun uzun anlattım.
Biliyorsunuz şu an Yılmaz Erdoğan'ın organize işler dizisi gösterime girdi.
Ve yani tüm Türkiye'de o konuşuluyor ve tam da geçen haftaki yani sohbetimize paralel biçimde Organize İşler dizisi öylesine linç ediliyor ki şu anki IMDB puanı 2.4 arkadaşlar.
2.4 ya çok kötü filmler bile böyle 5 falan oluyor.
Yani işte 4.5, 5, 5.5 ya 3 falan bile nadir görürsünüz.
Çok inanılmaz düşük bir puandır yani.
Organize işler 2.4.
Yani bu şimdi dizi kötü deniyor zaten.
Duyuyorum ama bakın bunu bir kenara attım.
Burada bir öfke patlaması var.
Sanki Yılmaz Erdoğan'a gıcık olunmuş da.
Hatta diziyi izlemeyen birçok kişi bile girip biri basmış gibi bir tablo var.
Yani bu kadar düşük olamaz ya.
Bir film istediği kadar kötü olsun.
2.4 ayımda bir puanı mı olur ya?
Neyse işte Recep Evidik 8'inde fragmanı yayınlandı.
İlgisini çeken arkadaşlar bir göz atsınlar.
Son bir haftanın gündemi Steven Spielberg'in 2011 yılında yaptığı Tenten'in Maceraları diye bir animasyon vardı.
Şimdi bu film 400 milyon dolara yakın asılat yapmıştı ve 100 milyon doların biraz üzerinde maliyeti vardı yani.
Bu film de Spielberg'in hanesine bir başarı olarak yazılmıştı ama şahsi fikrim hiç de iyi bir film değildi.
Kötü diyemeyiz tabii ama neticede Tenten çizgi roman tarihinin çok önemli karakterlerinden bir tanesidir.
İşte bunun artık bu kadar zaman sonra 15 yıl sonra bir devam bölümü yapılacak ama esas sürpriz bu değil.
Esas sürprizi ne biliyor musunuz arkadaşlar?
Bu filmin yönetmeni Peter Jackson olacak.
Efsane yönetmen Yüzüklerin Efendisi'nin tabii yani Ten Ten için harika bir seçim yani.
Ten Ten ve Peter Jackson için harika bir proje bence.
Ben bu proje için çok umutluyum.
Umarım karşımıza harika bir film çıkar.
Hatta Spielberg'in yaptığından da iyi bir film çıkar diye umuyorum.
Bu da geçtiğimiz haftanın en önemli sinema gündemlerinden bir tanesiydi.
Evet şimdi geldik Clayface filmine.
Adından başlayayım mı?
Clay İngilizce kill demek arkadaşlar.
Kil ne demek? Kil, cam macunu gibi çok sıkı yapıda olan ve şekil verebildiğiniz, mesela heykel yapabildiğiniz bir toprak türüdür.
Kil. Diyorum cam macunu aklınıza getirin. Yani böyle bir yere sürdüğünüzde oraya yapışır kalır.
Şekil verebildiğiniz toprak.
Clayface'de kil yüz gibi bir şey oluyor ama bizim Türk dağıtımcılar bunun tam çevirisini kullanmamışlar.
Çok güzel bir fonetiği yok yani. Kil yüz gösterime girdi falan.
böyle bir tanıtım hoş olmayacağı için
başka bir isim de vermek istememişler.
Demişler arkadaşlar Clayface gerçekten
çok güzel bir başlık.
Güzel bir isim. Biz bunu hiç bozmayalım.
Türkiye'de de aynı isimle gösterime girsin demişler.
Doğru bir strateji bence.
İyi de yapmışlar. Yani film
başarılı olacak gibi görünüyor.
Öyle söyleyeyim. Diyorum henüz hafta sonu
rakamları falan çıkmadı ama bakalım ne kadar
gösterimde kalacak. Şimdi ben size önce
filmin bir öyküsünü anlatayım.
Ondan sonra çok ince tespitlerim
var bu filmle ilgili.
Filmde başrolde Matt Hagen
diye baya böyle sarışın
yakışıklı harika bir karakterimiz
var ve hem yetenekli
çok harika bir adam.
Ve bu özelliklerinin
onu taşıdığı nokta olarak iyi de
bir oyuncu. Ve kariyerinin
de zirvesine doğru çıkıyor.
Oscar adaylıkları alıyor, başka ödüller alıyor.
Çevresinde dostları, hayranları
falan. Harika. Hayatı çok güzel gidiyor.
Okey. Bir gece
bir ödül sisteminde bir ödül
oluyor. Şimdi tam hangisiyle hatırlamıyorum ama
onu kutlamak için işte çok yakın bir dostu var.
O dostuyla birlikte
çok güzel bir klaba
bir yere gidiyorlar. Eğleniyorlar. Eller
havaya. İçki, sohbet falan. Çevrede tabii
harika güzel kadınlar var. Kadının
bir tanesi flörtleşiyor falan.
Ve arkadaşı diyor ki bak
o kadınla çok şey yapma.
Hani o biriyle birlikte olabilir.
O da diyor ki valla biriyle
birlikteyse de diyor hani bu gece değil galiba
diyor. Hani bana yürüdüğüne göre
herhalde. Çok umursamıyor. Neyse
Matt bu kadınla solo yatakta alıyorlar, sevişiyorlar.
Ve sabah Matt gözlerini bir açıyor yanında şehrin en büyük mafya babası ve birkaç adamı.
Kadını tabii uzaklaştırıp götürüyorlar.
Ve bu mafya babası bizim bu yakışıklı, karizmatik, güzel oyuncumuzun yüzünü paramparça ediyor arkadaşlar.
Sen bana böyle bir şey mi yaptın? Benim de sana bir şey yapmam lazım gibi böyle inanılmaz yüzeysel, inanılmaz kestirmeci bir gerekçeyle. Ondan sonra tabii bizim Matt'imizin bütün hayatı altüst oluyor. Bir oyuncu, bütün serveti, malzemesi, yüzü zaten ve hayatı tamamen aşağı gidiyor.
Projeleri bundan alıyorlar. Avukatı ve mali danışmanı bir adam var bunu dolandırıyor. Diyor ki işte senin servetini ben bir yerlere yatırım yapmıştım ve battı yani yatırım battı para pul yok.
Ya nasıl yaparsın sen bunu? E sen senin bütün servetini yönetme yetkimi bana vermiştin diyor ben istediğimi yaparım. Yani ne şöhreti kalıyor ne parası kalıyor ne bir şey her şeyini kaybediyor Mert.
Ve bu duruma düşebilecek birçok kişi gibi ne yazık ki mucizevi çözümlerden medet umuyor ve filmin diğer başrolü olan Kathleen diye bir karakter var.
Bu genç bir kadın ve bir doktor ve deneysel bir tıp teknolojisine imza atmış.
Bir hücresel onarım teknolojisi gibi bir şey ama bunun için işte Amerika'nın Sağlık Bakanlığı'ndan ya da Dünya Sağlık Örgülü'nden falan onay alamamış.
Neticede her türden tıbbi tedavi için falan bir şey olması gerekiyor değil mi?
Bir onay alınması lazım, test süreçleri var falan kolay şeyler değil bunlar.
Bir mucize çözümü var.
Bunun için onay alamamış ama işte Matt artık yapacak bir şey yok.
Her şeyini kaybetmiş.
Kathleen'e geliyor diyor ki beni tedavi et.
O da diyor ki bu deneysel bir şey yani teknoloji.
Ben bunu sana yapamam.
Tamam Kathleen bu teknolojiyi Matt'in üzerine deniyor.
En başta bu başarılı oluyor ama sonra sonra işler çok yolunda gitmiyor.
O yolunda gitmeme durumu için Matt tabii tekrar Kathleen'e dönüyor.
Bak bu hale geldim.
tamam bir tedavi daha uygulamaya çalışırken
Matt normalde aldığı dosya
yani atıyorum işte 5 cc ise
bu 500 cc falan alıyor.
Olması gereken miktarın böyle onlarca katını falan alıyor
ve bu aldığı solüsyon onu iyileştirmekle kalmıyor.
Ya onu süper güçler kazandırıyor.
Bu süper güçlerin bir tanesi
yani Wolverine gibi yaralarının iyileşmesi.
Birkaç saniye içerisinde iyileşiyor. Hatta şöyle de ilginç bir şey var. Parmağını kopar mesela böyle masanın üzerine düşsün parmak kan aksın falan. Bütün o kan ve parmak bedenine geri dönüyor. Sanki bütün hücreleri o bütünün farkında ve oraya doğru meyil ediyor gibi.
Ya kanını akıtsanız Metin o kan vücuda geri dönüyor.
Yani kaybından bile ölemez mesela.
Böyle bir süper güce kavuşuyor.
Bu bir.
İkincisi de en başta bunu farkında olmadan yapıyor.
Psikolojik duruma göre hücreler ona farklı yüzler veriyorlar.
Mesela birini düşündüğünde yüzü o düşündüğü kişi oluyor.
Yani kimlik değiştirebiliyor.
Baya böyle bir süper kahramana dönüşüyor yani.
Ve bundan sonra şimdi ne yapacak?
Tabii ondan her şeyini alan birileri var değil mi?
Kötü birileri var.
Onlardan intikam almaya çalışacak.
Şimdi bakın bu normal.
Yani öykünün bir bu tarafı var.
Güzel.
Bir de şöyle bir tarafı var.
Doktor ona hayatını geri veren kişi değil mi?
Onun kahramanı yani.
Muhteşem bir kadın.
Çok da hoş bir kadın zaten.
Naomi Aki oynuyor.
Çok tanıdığımız, bildiğimiz bir oyuncudur.
Çok siyahi, hoş, güzel bir kadın böyle.
Ona tabii ilgi duymaya başlıyor.
Ondan hoşlanıyor ama aynı zamanda nişanlı.
Ve onun nişanlısı da bir polis.
Bir süre sonra Matt cinayetler işlemeye başlıyor.
Ve o cinayeti de nişanlısı araştırıyor polis olarak.
Cinayetlerini falan araştırırken hem de kendi nişanlısıyla Matt'in pek de kabul edilemeyecek yakınlıklara girdiğini fark ediyor.
Bir yandan da böyle bir durum var.
Devamını anlatmayayım ama klişeyle beklenmedik öykü arasında ortada bir noktada.
Bakın ilk anlatışta klişe gibi geliyor değil mi?
Harika bir aktör bir hata yapar ve yüzünü kaybeder.
Sonra yüzünü tekrar kazanmak için hani o klasik şey vardır ya mesela.
Hani steampunk bilimkurgu alt türünden çok tanıdığımız bir tipleme vardır.
Çılgın bilim adamı.
Hani doktor Frankenstein kafası işte.
O doktor Frankenstein'ımsı bir çılgın bilim adamı motifi çiziyor bize.
Öyle bir tipleme sunuyor ama karakter öyle biri değil.
Bakın film klişe gibi görünüyor ama tipler çok klişe değil.
Bir, iki doktorla hastası arasındaki o yakınlaşma çok ilginç seyrediyor.
İlginç ilerliyor yani.
Bu tarafı da çok güzel.
Başta iyi olan, harika bir karakter olan Matt bir şekilde kötü karaktere dönüşüyor.
ama bir kötü karaktere dönüşüm süreci çok güzel bir dramatik yapı var.
Keyifle izliyorsunuz.
Arkadaşlar film iyi.
Birçok şey beklediğiniz gibi ilerliyor ama arada film böyle küçük numaralar yapıyor.
Dokunaklı anlar var filmde.
Çok ilginç anlar var.
Ve buna ek olarak da başroldeki Tom Rice Harris çok da tanıdığımız bir oyuncu değil ki
zaten bu filmin başrolünde yüzünü çok bilmediğimiz biri olması lazımmış zaten.
Çok doğru bir kast bence.
Ancak filmin iki tane problemi var. Birincisi şu. Doktor uyguladığı tedavi hücresel bir onarım. Yani bizim vücudumuzda olmayan bir hücreyi ya da hücrelerin yaşamsal dinamiklerini etkileyecek bir serum veriyor. Bizim hücrelerimiz normalde davranmayacağı gibi davranıyor. Teknoloji bu.
burada da etsel
Cyberpunk'ta öyle denir.
Cyberpunk merakları falan çok öyle
isimlendirirler. Etsel.
İnsanın hani şu biyolojisi var ya şu yüzümüz
şu elimiz falan. Bu etsel
dönüşüm dijital gibi
olmaz değil mi? Mesela benim elim
mesela bir kurt adam dönüşümünü
düşünün. Şimdi bir kurt adam ayı gördüğünde
çeyrek saniye
dönüşür mü? Hayır. Onun bir dönüşümü
vardır değil mi? Böyle eller
büyür, kıllar çıkar. Veya
Hulk'un dönüşümünü düşünün değil mi?
O da etsel bir dönüşüm.
10 saniye falan sürüyor değil mi?
Orada bir organiklik var.
Bir fiziksellik var.
İşte bu filmde baş karakterin dönüşümü.
Mesela başka bir yüz oluyor dedim ya.
Hani birini düşünüyor mesela ona dönüşüyor.
Yüzü ona dönüşüyor.
Veya öfkeleniyor yüzü canavara dönüşüyor falan.
Bu dönüşümü arkadaşlar saliselik ya anlık yapmışlar.
Şimdi bir kere bu filmin diyorum detayını bilmemize gerek yok ama.
bize anlattığı o teknoloji
ona hiç uymuyor.
Etsel bir şey olması lazım
onun. Fiziksel bir şey olması
lazım. Öyle dijital gibi olmaması
lazım. Yani film ikna ediciliğini
yaralıyor biraz. Tamam hani bu zaten
fantastik bir film dersiniz ama
kendi içinde tutarlı olması lazım değil mi?
Zaten filmin adı ne? Clayface.
Bakın. Şekil alan
surap gibi bir kasıt var. Hani kil
şekil alan toprak dedim ya size.
İşte onun dönüşümünü çok
yanlış kullanmış film. Bu bir.
İkincisi bu film en başından beri açın şeye bakın yani IMDB'de künyesinde body horror, monster horror yani direkt korku filmi olarak sunuluyor bu film.
Bu film korku filmi falan değil ve sinemada arada çıktık ya bir hava almaya böyle yanımda hani başka sinema severler vardı.
Onlar da böyle hani yanımda sinema hakkında konuşuyorlardı.
Böyle ben de çok merak ederim böyle bir kulak misafiri oldum hani film hakkında ne düşündüklerini merak ettim.
Bir hanımefendiyle bir beyefendi böyle konuşuyorlar.
Hanımefendi dedi ki ya bu korku filmi değil ki dedi ya.
Ya neresi korku sen korktun mu ya falan dedi mesela böyle.
Filmdeki o hani karakterin yüz dönüşümü falan bazı anlarda böyle yaratımsı, canavarımsı, zombimsi böyle bir tipler geliyor karşımıza ama biz korku hissetmiyoruz.
Ben size esas bunun dramatik açılımını anlatacağım.
Neden biliyor musunuz?
Bu film neden korku filmi değil?
görsel olarak korku filmine uymadığı için
filmde korkutucu imgeler
ögeler falan olmadığı için değil
aradaki fark şu
baş karakterimiz oyuncu Matt
hangi dönüşümü yaşarsa
yaşasın
hem o anda hem de o an sonrasında
biz halen
Matt'in öyküsünü takip etmeye
ve onunla özdeşleşmeye
devam ediyoruz
yani yönetmen hani James Watkins
ya da yapımcı diyeyim
James kanı vuralım değil mi
Daha çok James Gunn'a vuralım.
O bas bas bağırıyordu.
Bakın bambaşka geliyoruz karşınıza falan.
Yoo sayın Gunn hiç de başka gelmemişsiniz.
Çok dramatik hatalarınız var.
Hata şu.
Sen bu filmi korku filmi yapacaksan ve baş karakter Matt yani filmin ilk yarısında özdeşleşip sevip hikayesini takip ettiğimiz karakteri bir korku nesnesine dönüştüreceksen bizim ondan korkmamızı sağlaman lazım senin.
onunla yaşadığımız özdeşleşmeyi bir noktada kırman, yok etmen ve filmde özdeşleşebileceğimiz başka bir karakteri öne çıkartman
ki bu karakter doktor olurdu ve bence son derece de müsaitti.
Yani film böyle bir şey yapabilirdi.
Nasıl diyeyim bir dönüşüm uygulayabilirdi yani filmdeki yapı buna uygun.
Ama bunu yapmıyor ve bu bir dramatik hata arkadaşlar.
Sen bu filmi korku olarak filmi mi sunuyorsun kardeşim? Başta bize Mert karakterini iyi ve öyküsünü takip edeceğiniz, özdeşleşeceğimiz karakter olarak mı sunuyorsun?
Okey onun hayatında bazı dönüşümler olacak, fantastik çözümlerden medet umacak ve kötü karaktere mi dönüşecek?
Okey bir noktada bırakacaksın sen onu. Biz ondan korkmaya başlayacağız.
Eyvah bu tatlı çocuk, bu yakışıklı, bu sevimli güzel çocuk bir yaratığa dönüştü.
Demekle kalmayacağız bakın.
Demekle kalmayacağız.
Ondan korkmaya başlayacağız.
Kimin adına? Naomi adına.
Başkasıyla özdeşleşeceğiz.
Mesela işte Matt karakteri ahlaktan, erdemden sapacak, kötü karaktere dönüşecek.
Naomi bizim iyi karakterimiz olacak.
Naomi ile özdeşleşip Matt'ten korkmaya başlayacağız.
siz bu dramatik dönüşümü yapmazsanız
bu film korku filmine dönüşemez
ve tam olarak film
böyle bir dramatik hata yapmış
ondan dolayı bu film
korku filmi falan değil
evet iğrenç anlar var korkunç imgeler var
şu var bu var tamam okey yani film
görsel olarak korku filmi gibi hissettiriyor
olabilir ama dramatik olarak bir korku
filmi değil ondan dolayı
evet bir görsel bir dramatik
iki sorunla
bu film ne yazık ki
çok iyi olamamış ama bu haliyle de bence iyi bir film olmuş.
DC sinematik evreninin ilerlediği yolda ona bir yakıt olur mu, bir katkı olur mu bilmiyorum.
Onu önümüzdeki haftalarda göreceğiz ama bence ortaya iyi bir iş çıkarmış DC sinematik evreni.
Evet, bu hafta haftanın sinema gündemini ve şu an gösterimde olan Clayface filmini incelemeye çalıştık.
Bu haftalık bu kadar. Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere. Teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
