
Bu Haftalık Bu Kadar 16: Tarihin En İyi Sinema Programı
10 Eylül 2026 · 24 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Müzik
Herkese merhaba Sinematris't'e Görkem Öge ile birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda bu haftalık bu kadar dosyamızın 16. bölümünde sinema tarihinin en iyi programını dinleyeceksiniz arkadaşlar.
Şimdi bu adam delirdi mi ne yapıyorsun Görkem diyor olabilirsiniz haklısınız.
Bu başlığı koymakta ve bu iddiada bulunmakta çok haklı bir sebebim var.
Bunları anlatacağım ve bu haftanın gündemine çok girmeyeceğim ama yine de belirtmek istediğim iki kısa gündem var bunları da anmadan geçemeyeceğim.
Birincisi sinema tarihinin en ilginç ve değerli yönetmenlerinden birini kaybettik
Tony Gottlieb'i kaybettik
Şimdi duymamış olabilirsiniz hemen kısaca hakkında bilgi vereceğim
Ama Tony Gottlieb deyince aklımıza şu gelir
Çingenelerin sinemacısı
Kariyeri boyunca çingenelerin hayatlarını, yolculuklarını, kültürlerini anlatmış bir sinemacıdır
Sadece bu özelliğiyle bile kendine has bir bölgeye sahiptir
Cezayir doğumludur ama çok genç yaşlarda Fransa'ya göç etmiştir
Ve hemen hemen kariyerinin bütününde Fransa'da çalışmıştır
Çok büyülü bir sinemacıdır
Bana göre La Chaux Brome orijinal adıyla Türkçe çevirisiyle daha çok iyi yolculuklar adıyla bilinen belgesel filmi bana göre en iyi filmidir
Ama Cannes Film Festivali'nde ona en iyi yönetmen ödülünü getiren Sürgündekiler filmi de gerçekten çok iyi bir filmdir ama bana göre La Çoburom daha iyi.
Kariyerinde normal yani senaryolu kurmacı filmler de var, belgeseller de var.
Bu film çok özel bir film.
La Çoburom, bunu özellikle tavsiye ediyorum.
Tony Gottlieb'i keşfetmek istiyorsanız bu filmi izlemenizi tavsiye ederim.
Tabii şimdi romanlar, çingeneler deyince ilk aklımıza gelen şey ne?
Müzikleri.
Johnny Depp ne diyordu?
Dünyanın en iyi müziğini çingeneler yapıyor diyordu.
İşte Tony Gottlieb bunun belgeselcisidir.
Yani bunu belgeye ve sinemaya dökmüş isimdir gerçekten.
Büyük Üstad'ı ne kadar tanıtsak yani ne kadar geniş kitleleri duyursak o kadar iyi diyorum.
Ve kendisini sevgiyle ve saygıyla burada anıyorum.
Haftanın bir diğer önemli başlığı şu ki.
arkadaşlar Ridley Scott yavaş yavaş deliriyor olabilir mi acaba?
Geçtiğimiz hafta o kadar garip bir iki demeç verdi ki böyle.
Yani hangisine değineyim bilmiyorum ama en çarpıcısı bence şuydu ki
şimdi onun Gladiator 2 filmi hem eleştirel anlamda hem de gişede çok da başarılı olamadı.
Yani tam bir başarısızlık denemez ama neyse.
geçtiğimiz hafta Ridley Scott demiş ki bu filmin başarısızlığını ben başrol Paul Mescal'a bağlıyorum.
O yeterince erkeksi güçlü bir tipleme çizemedi ya da işte öyle bir oyuncu değildi.
Onun yüzünden film başarısız oldu.
Şimdi Ridley Scott'ın böyle bir açıklama yapması o kadar üzücü ki
yani şimdi Büyük Üstat hakkında kötü bir şeyler söylemek istemiyorum ama arkadaşlar çok çirkin aynı zamanda.
Şimdi birincisi doğru değil bir kere.
Bir kere filmin senaryosu çok vasattı.
İkincisi doğru bile olsa oyuncuyu seçen sen değil misin?
Oyuncu seçmelerinde deneme çekimleri vs. yapan sen değil misin Sayın Scott?
Ve buna ek olarak da sen seçmiş ve yanlış bir kast yapmış olsan bile bunu söylemen hiç nazik ve saygın bir sinemacıya yakışıyor mu?
Bir sene önce çalıştığın başrole getirdiğin bir oyuncu hakkında böyle söylemen hoş mu?
Beni sürekli takip eden dinleyici arkadaşların farkındadır.
İşte Tarantino mesela saçma sapan konuşan bir adam.
İşte Nuri Bilge Ceylan'la ilgili ben böyle eleştirileri sıkça dile getirdim.
Yani artık sinematrisim şöyle bir alt başlığı oluştu.
Yönetmenler konuşmasın.
Bugüne kadar sevdiğimiz, saygı duyduğumuz yönetmenlerin saçmalıklarını dosyaladığım bir program yapmayı bile düşünüyorum arkadaşlar.
Gerçekten artık böyle boğazıma kadar geldi bu konu.
Hem çok üzülüyorum ve hem de bunlar gündemler oluşturuyor.
Yani çok üzücü gündemler oluşturuyor gerçekten.
Ve bu Ridley Scott gündeminin üzerine de şunu söyleyeyim size.
Geçtiğimiz hafta onun son filmi Dark Stars gösterime girdi demiştim.
Ve eleştirel puanları hiç de iyi değil.
Ama benim programı yaptığım gün itibariyle hasılat rakamları ortaya çıkmadı.
Önümüzdeki haftası hatırlatırım demiştim.
Arkadaşlar The Dark Stars gişede çok fena çöktü.
Acayip ya.
İlk hafta sonu hasılatı 13 milyon dolar filmin bütçesi 100 milyon dolar civarı.
O da net açıklanmıyor çünkü bence Ridley Scott ne kadar zarar ettiğinin hesaplanmasını istemiyor da açıklamıyor bence.
70 ila 110 milyon dolar civarı deniyor.
Net rakam açıklanmıyor ama 100 milyona mal oldu diyelim.
İlk hafta sonu hasılatı 13 milyon.
İlk hafta hasılatı da 33 milyon.
Yani film her şekilde battı.
Hiç de sevilmedi.
gerçekten üzerine konuşmak bile istemiyorum ama
geçtiğimiz hafta herkes bunu konuştu.
Hadi ben de sizinle yani ister istemez paylaşma durumunda kalıyorum.
Neyse evet yani bu haftanın en önemli iki gündemi
bir Büyük Üstat Tony Gottlieb'i kaybetmemiz
ve Ridley Scott'ın açıklamalarıyla sinemanın gündemine
danga vurmasıydı arkadaşlar.
Haftanın gündemini kapattık.
Şimdi evet sinema tarihinin en harika programını dinliyorsunuz.
Kendinizi öyle hissediyor musunuz? Nasıl?
Evet ben iddia ediyorum ki sinematrist sinema tarihinin en harika sinema programı.
Olay şu arkadaşlar konuya şuradan gireceğim.
Şimdi sosyal medya hemen hemen her alana olduğu gibi sinemaya da damgasını vuruyor.
Çok uzun bir konu.
Uzun uzun anlatıp konuyu sadede getirmem lazım ama ben sonda söyleyeceğim şeyi başta söyleyeyim çok uzatmamak için.
Instagram'da özellikle alternatif bir sinema tarihi gerçekliği inşa ediliyor.
Şimdi eminim ki sizler de Instagram kullanıyorsunuz ve
Instagram'da da birçok sinema hesabı takip ediyorsunuzdur diye tahmin ediyorum.
Şimdi buralarda karşınıza sürekli sinema paylaşımları çıkıyor değil mi?
Elbette.
İşte sinema tarihinin en iyi başlangıcı ile çok sayıda paylaşım yapılıyor.
Bu hap bilgi olayından zaten yani tiksine çok oldu da hepsi de inanılmaz cüretkar.
İddialı yani.
Mesela örnek veriyorum.
Şimdi direkt sinema hesabı anmak istemiyorum.
Hani nazik bir davranış olmaz birilerine hedef göstermiş olurum.
Hani şu yalancı demiş olurum.
Bunu da yapmak istemem ama benzetimler yapayım.
Yani mesela bir hesap bir şey paylaşılıyor ki işte sinema tarihinin en iyi bilim kurgu korku filmleri.
12 tane film sunuyor bize.
Bu 12 filmin 10 tanesi 1990 sonrası arkadaşlar.
Sinema tarihinde 70'ler yok, 40'lar yok, 30'lar yok, 20'ler yok, 60'lar yok.
Sinema tarihinde 90'lardan önce hiçbir şey yapılmamış.
Bu korku türünde, bu bilim kurgu korku türünde ne kadar muhteşem film yapıldıysa 90'lardan bu yana yapılmış sanki.
Bakınız bu yani hem doğru değil bir ve az önce söylediğim en büyük tehlikeyi işaret ediyor.
sahte ve alternatif bir sinema tarihi inşa ediliyor burada arkadaşlar.
İşte bunu gören arkadaşım da
şimdi genel izleyici kitlesi elbette sinema tarihini bilmez ve
tabii ki bilmekle mükellef değil.
Bu bir araştırma konusudur.
Bu bir çalışma konusudur.
Ya ben kendi adıma söylüyorum.
25 yıldır sinema tarihi çalışıyorum ben.
Yani sinematrist başlığı altında
ben sinema podcast'i yapıyorum
ve tanıtımımda da demişim ki
ben burada sinema tarihi bilgisi vereceğim.
Şimdi bu bir iddiadır. Ben de iddiadının arkasını doldurmaya çalışıyorum. Şimdi o arkadaşların, o işte sinema tarihinin yeni bilim kurgu korku filminin listesi yapan arkadaşın hani 90'lar sonrası bütün filmler ya girin yorumlarına bakın.
herkes uf harika şu iyi bu iyi.
Şu an Instagram kullanan kitle.
90'lardan itibaren sinemayı deneyimlemiş kitle.
O kişilerin bizzat izleyip deneyimlediği sinema dönemini
o hesabı kullanan arkadaş sinema tarihinin tamamı gibi sunuyor.
Siz diyorsunuz ki oradaki işte 12 filmlik seçkiyi izlediğinizde
ha ben şunu izledim.
Evet bunu ben de işte sinemada izlemiştim.
Ha şunu işte ne bileyim televizyonda izledim.
Bunu zaten biliyorum izlemedim ama görece sinemanın daha yakın döneminin sinema seveninin deneyimli değil filmlerden böyle bir kolaj yapıyorlar.
Ve bunu sinema tarihinin en iyi filmleri gibi sunuyorlar.
O kadar yanlış ki.
Bakınız bu bir.
İkincisi sinema tarihinin en iyi filmleri listeleri her yerde zaten.
Böyle listeler yapıyorlar.
Çünkü bunlar tüm dünyanın popüler tarafının gündemini tuttuğunu iddia eden dergiler, medya organları falan oluyorlar.
Ve bunları illa sinemaya da bulaşıyorlar.
İşte sinema tarihinin en iyi 100 filmi, işte sinema tarihinin en iyi 20 müzik filmi mesela.
İşte biyopik filmi hani Michael, işte Bohemian Rhapsody falan şu an çok konuşuldu ya böyle yüksekte ağa salat yaptı bunlar.
Hani bu gündemlerden yola çıkarak böyle listeler yapıyorlar.
İnanın ki bu listeler de o kadar yanlış.
O kadar popülist.
Yani neredeyse her 10 yılın en çok izlenmiş 5 filmini al, topla.
İşte ne bileyim 50 filmlik bir liste yap falan.
En iyi ama bakın.
Hep iddialar en iyi.
Sinemanın tarihine çok büyük damgalar vurmuş.
Çok büyük etkiler yapmış.
Çok önemli filmlerin ne adı var, ne işte o sinemacıların adı anılıyor.
Hiç, hiç yok öyle şeyler yani.
Genellikle bu Instagram hesaplarına göre sanki sinema nerede başlamış gibi biliyor musunuz?
Bir Godfather'da iki Star Wars'ta.
Ondan önce sizi çok nadiren örnekler görüyoruz.
Sinema orada başlamış ve bütün sinema tarihinin en iyileri, en güçlüleri, en harikaları falan hep ondan sonra.
Paylaşımı öyle yapmak yani öyle pazarlamak etkileşimi arttırmak için bu hesaplar saçma sapan listeleri hep sinema tarihinin en iyi.
İşte sinema tarihinin en iyi kılıçlı dövüş sahnesi.
Ya arkadaş sen Douglas Fairbanks'in 3 Silahsörler veya Zorro filmindeki kılıç sahnelerini izleyin.
İnanılmaz iyi.
Bugünün yani işte atıyorum işte Instagram'da yapılmış sinema tarihinin en iyi kılıç sahneleri.
Filmleri diye bir seçki yapmış mesela atıyorum 15 tane film var.
İşte içerisinde ne bileyim Truva filmi var.
Yok Tom Cruise'un Son Samuray filmi var.
Günümüzün filmleri işte yani.
Bakınız bu filmler kötü demiyorum ama sinema tarihinin en iyileri dediğin zaman sen işte 1930'lardaki Douglas Fairbanks'in filmini de koyacaksın oraya.
Neyse ama işte burada alternatif bir sinema tarihinin en iyileri algısı yaratılıyor arkadaşlar.
İşte yani bu haftaki programa da ironik bir şekilde o nedenle bu başlığı verdim.
Ben de sinema tarihinde en iyi programıyım o zaman yani.
Var mı böyle bir iddia ya? Böyle bir şey olamaz yani.
Şimdi bakınız buradan aslında iddia edeceğim yaklaşık olarak bu kadar.
Ama bu konuyu şöyle zenginleştirmek istiyorum.
Şimdi ben bu Sinematris'in ilk programlarında ta 6 sene öncesine giderseniz
Zamane Sinema Severliği diye bir program yapmıştım.
Özetle o programda ben şunu diyordum.
Her sinema sever kendi döneminin sinemasına sahip çıkıyor.
Ve kendisinden önceki ve hatta sonraki sinema dönemlerini kötülüyor.
Bu hiç de iyi bir şey değil demiştim ben o programda.
Ve şu anda da bakınız girin işte internet, Google'a, yapay zeka bir yerlere sorun.
Sinema tarihinin en çok hasılat yapmış filmleri.
Çıkacak olan filmlerin hemen hemen hepsi, ilk 10 film, ilk 20 film.
İşte Titanic'ten bugüne ya da en fazla işte Aslan Kral'dan bugüne.
Star Wars'tan bugüne değil mi?
Sinematari ne çok izlenen filmleri listeleri.
Arkadaşlar onlar en fazla para kazanılan rakamlara göre size hasılat şampiyonu olmuş filmleri listeliyor.
Şimdi hasılat rakamları enflasyon düzeltmesiyle oluyor mesela.
Yani 1977 yılında Star Wars aslında bugün Avatar'ın sahip olduğu hasılattan daha fazlasına sahip.
Ya da sinema tarihinin ki ben sinematristlerde birçok kez size bunu söyledim.
sinema tarihinin en yüksek hasılat rakamına
en çok izleyici sayısına vesaire ulaşmış filmi
rüzgar gibi geçti filmi.
Bu da hiç şüphe yoktur.
Bunu çok farklı hesaplamalar yapılabiliyor ama.
Yani o pek bir türlü güvenilir rakama ulaşamıyorsunuz.
Çünkü bugün için Avatar'ın tüm dünyada ulaştığı hasılat rakamı
son derece güvenilir.
Yani Çin'de, Rusya'da, Avustralya'da, Brezilya'da
bundan çok net veriler alabiliyoruz bugün ama
1940 yılında 39'da rüzgar gibi geçti.
Çin'de ne kadar hasılat yaptı bunu çıkarmak pek mümkün değil.
Ondan dolayı net rakamlara ulaşılamıyor ama
izlenme miktarını anlamaya çalışıyorsak
elde edilen dolar cinsinden hasılat rakamına bakmamamız lazım.
Satılan bilet sayısına bakmamız lazım.
Bu ilgide rüzgar gibi geçti.
Avatar'a göre 2.08 kat daha fazla ilgi görmüş.
Şimdi bakın size başka bir veriden bahsedeceğim.
Ve bu veriden bahsetmeden önce şunu da belirtmem lazım.
Filmlerin ilk hafta sonu, ilk hafta ve toplam hasılat rakamlarının güvenilirliğine bakarsak Amerika ve Kanada rakamları birbirleriyle karşılaştırmak için en güvenilir verileri sunuyor arkadaşlar.
Yani genellikle dünyadaki sinema otoriteleri bunu kabul ediyor.
Sinema tarihinin toplam nüfusa oranla satılan bilet oranı dikkate alındığında karşımızda inanılmaz bir kıyas rakamı çıkıyor.
Bakınız Avatar filmi toplam Amerika ve Kanada nüfusunun %29'u kadar bilet satmış bir film.
Bu Star Wars'ta ne kadar biliyor musunuz arkadaşlar?
%73 Amerika ve Kanada nüfusunun toplamının %73'ü kadar bilet satmış Star Wars.
E.T. %55.
Jaws %54.
Exorcist filmi.
Bakın arkadaşlar Exorcist sinema tarihinin en yüksek gişe asılatına ulaşmış korku filmidir.
Ve hem Oscar'larda hem de sinema tarihinin en çok izlenen filmleri listelerine girmiş de tek korku filmidir.
%47 bakın Avatar'dan neredeyse %50 daha fazla izlenmiş gösterime girdiği 1973 yılında.
Tabii ki Indiana Jones filmi %35 o bile Avatar'dan çok daha fazla izlenmiş.
Şimdi bakınız bu istatistiği sizinle niye paylaştım?
Avatar gösterime girdiğinde sinema dünyası ortalığı yıkıyor değil mi?
Bakınız size 70'lerden başka film örnekleri verdim.
Avatar'ı solda sıfır bırakan veriler bunlar.
Düşünebiliyor musunuz?
Şu anki depremi düşünün.
Yani Avatar'ın yarattığı popülizmi düşünün.
Bir de E.T.'ye, Jaws'a bakın.
Hele hele Exorcist'e bakın.
Ondan beklemezsiniz.
Hadi Star Wars dersiniz ki sinema tarihinde en çok izlenmiş filmlerinden biri.
Doğru hala.
Exorcist şu an ilk 20'ye falan bile girmiyordur.
Ama gösterime girdiği dönemdeki gücü düşünün.
Hiç böyle bir bilgi sizinle paylaşılıyor mu?
Hiç hesaplar size şunu söylüyor mu?
Avatar sinema tarihinin en çok izlenmiş ilk 15 filmine bile girmiyor.
Satılan bilet sayısı ya da nüfusa orantılandığında.
Bakınız size başka bir şeyden bahsedeceğim.
Sinema tarihinin farklı dönemlerinde sinema farklı önemdeydi.
Ve sinemanın geniş kitlelere, popüler dünyaya etki etme oranı diye bir şey var.
Şimdi bunu rakamlara dökmek pek mümkün değil.
Ama size şöyle bir şeyden bahsedeceğim.
Hiç siz bir sinema jörü öldü diye intihar eden hayran duydunuz mu?
Şu an sinemanın en büyük jönlerini bir düşünün.
İşte Brad Pitt'ler, Tom Cruise'lar, Keanu Reeves'lar ya da Johnny Depp'ler.
Her kimse.
Düşünün ki bunların biri ölecek ve hayranlar intihar edecek.
Hiç böyle bir haber görebileceğinizi düşünüyor musunuz?
Ancak sinema tarihinde böyle bir şey var. 1920'lerin ve kimine göre işte bunu anlatmaya çalışıyorum zaten size. Birçok otoriteye göre sinema tarihinin en büyük jönü Rudolf Valentino'dur arkadaşlar.
Bunun üzerine apayrı bir program yapabilirim
Kendisi 1926 yılında
31 yaşında
Ölmüştür
Hayranları
Hastaneyi basmıştır
Evini basmıştır
Ve onun
O zaman içinde biraz popülizm var
Elbette yani gazete haberleri
Dikkat çekecek haberler yapıyor falan
Valentino'ya o kadar aşık olan
Onun için o kadar deliren
Yani o kadar manyak sinema severler varmış ki.
Tabi hani biraz da kadınlar hani karşı cinsle tabi daha çok ilgi duyarsanız.
Bu normaldir.
En azından Valentino örneğinde.
Valentino öldüğü için intihar ettiği iddia edilen çok sayıda kadının haberi yapılmış arkadaşlar.
İlgiye bakınız.
Sinemanın ve jönlerin geniş kitleler üzerinde bıraktığı etkini bir örnek vermek istedim size.
böyle bir şey sinema tarihinde
sadece 1920'lerde oldu.
Şu an böyle bir şey oluyor mu?
Hayır. Birileri
linçleniyor. En fazla çok da proje
teklif edilmiyor. Mesela Kevin Spacey
böyle bir şeye uğradı ama
adam gayet hayatını devam ettiriyor.
Ve hiçbir şey umudunda değil. Ne ekonomik sorunu
vardır ne de. Ve hayatını sürdürüyordur
yani ki o da geri dönüyor sinemaya.
Bir ara vermiş gibi oluyor.
Zamanında insanlar intihar
ettiler. Hapislere düştüler. Ya da
Hani yargılandı.
Ya Charlie Chaplin 18 yaşından küçük bir kadınla seviştiği için çok ciddi linç yedi ki Chaplin kariyerinin bütün dönemlerinde linç yedi.
Hakkında soruşturmalar açıldı falan.
En sonunda komünist addedildi.
Amerika'dan taşındı.
Gittiği İsviçre'ye yerleşti falan.
Neler neler yani.
Bakın günümüzde hiç böyle şeyler olmuyor.
Hitler iktidarı Goebbels onun propaganda bakanı.
Almanya'daki çok sayıda büyük sinemacı yönetmenle toplantılar yapmıştı ve onlardan Hitler'in siyasetlerini destekleyen filmler yapmasını istemişti.
Ve çok sayıda yönetmen Almanya'yı terk ederek Hollywood'a yerleşmişti.
Sinemanın önemine bakın.
Sinemanın ne kadar büyük depremlere, sürgünlere, hapislere, ölümlere yani nelere sebep olduğu örnekler var sinema tarihinde.
bu yönetmenler sinemat halinin en büyük yönetmenleri
değil de ya da bu yönetmenlerin
çektiği filmler
yaptıkları ettikleri söyledikleri hiç sinema
tarihinde önemli değil de
Brad Pitt sinemat halinin en büyük ismi
yani Truvo filmi
sinemat halinin en büyük filmi falan
yani böyle seçkiler var
sosyal medyanın yarattığı
sahte sinema tarihi gerçekliğine
kanmayınız arkadaşlar
eğlenebilirsiniz okey
sıkıntı yok diyorum yukarı doğru ittirin
sayfayı problem yok
Time aksın yani sizin kafanızı boşaltsın sizi eğlendirsin tamam sakın ha oradaki bilgileri ve oradaki bilgilerin yarattığı sinema tarihi gerçekliğini doğru ve gerçek olarak kabul etmeyin.
Çünkü öyle değil. Bakınız son bir örnek vereceğim. Burada kapatacaktım ama aklıma tek bir şey daha geldi.
Şimdi bakın en başta verdiğim örnek neydi? Bilim kurgu korku değil mi?
Hani bir de bu haftalık bu kadarın formatı biraz sadece gündelik sohbet ya.
Hani size sohbet ediyorum farkındaysanız biraz daha hani gevşek davranıyorum yani.
Neyse 1950'lerde şimdi yine başka sinematristler de bu konuya girmiştik.
Rus Uzay Ajansı ve NASA 1950'lerde kurulmuştu.
Ki Rus uzay ajansı daha erken kurulmuştur yani herkes NASA'yı erken zanneder de.
Adı başkaydı falan ama yani Komünist Sovyetlerin uzay araştırmaları NASA'dan öncedir.
Neyse bu ayrı bir tarihsel bilgi.
İşte şimdi bunlar işte uzayla uğraşmaya başlayınca dünya artık bilim dünyası tabii Hollywood ve geniş kitleler buna tepki veriyor.
Ve Hollywood'da uzaylı istilası filmleri ortaya çıkıyor.
ama bundan önce Orson
Wells henüz sinemaya girmeden
önce Yurttaş Keyni 26 yaşında çekmişti
ondan önce radyocuydu ve bir
tiyatrocuydu zaten ve
bunun da çok detayı var
kısaca anlatacağım
bir radyo tiyatrosu hem yazıyor
hem seslendiriyor ve kendisi
bir uzaylı
istilası haberi
sunuyor gibi böyle yani haberci olarak
kendisi bunu sunuyor
o kadar güzel ikna edici sunuyor ki
programı baştan itibaren dinleyenler bunun bir tiyatro olduğunu anlıyorlar.
Ama o baştaki tanıtımı kaçırıp radyoyu birinci dakikada açanlar veya ikinci dakikada açanlar
Orson Welles'ın bu kurgusal sunumunu gerçek haber sanıyorlar.
Ve işte binlerce insan işte uzaylıların dünyayı istila ettiğini zannetti de
işte apar topar valizlerini toplayıp arabalarını binip şehirlerden kaçtılar.
diye haberler yapılmış o zamanlar.
Bu biraz abartılı.
Zamanın işte gazetelerinin falan kitleler değil ama
az sayıda olsa da bazı insanların bundan korktuğu
ve bunun üzerine Orson Welles'ın yarattığı korkudan dolayı
bir özür metni seslendirdiğine dair haberler göreceksiniz, bilgiler göreceksiniz.
Bu tamamen gerçektir isterseniz araştırın.
Size soruyorum arkadaşlar.
Sinemanın şu an böyle bir etkisi, böyle bir gücü var mı?
O zamanlar ne kadar güçlüymüş radyo bile. 1950'lerde uzaylı istilası filmleri vardır ve bu uzaylı istilası filmleri bilimkurgu korku türünün gelmiş geçmiş en güçlü örneklerinden bazılarını üretmiştir.
En güçlüsü bunlar demiyorum ama bilimkurgu korku listesi yapacaksanız mesela bir seçkisi yapacaksanız bu filmleri seçkiye almamanız kısiklik teşkil eder.
Var mı instagramda siz hiç böyle bir şey gördünüz mü?
1950'lerin uzaylı istilası filmleri ve aralarında başyapıtlar vardır.
Bir sürü alt metinleri vardır.
Düşünsel, politik, sosyal, kültürel enfes tespitler vardır bu filmde.
İşte size söylemeye çalıştığım bu.
Sahte bir sinema tarihi gerçekliği yaratılıyor.
Sakın buna kanmayın.
Dediğim gibi eğlenebilirsiniz, keyfinize bakabilirsiniz.
Ama sinema tarihine gerçekten ilginiz varsa biraz olsun güvenilir kaynaklardan beslenmeye dikkat edin arkadaşlar.
Evet bu hafta bu haftalık bu kadar dosyamızın 16. bölümünde sinema tarihinin en iyi sinema programını dinlediniz arkadaşlar.
Bu haftalık bu kadar önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere teşekkürler.
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
