
tatile çıkarken evi temizleyip gitmek özsevginin başka bi formuymuş. doğum günü pastası yemek için birinin doğum gününü beklemeye gerek yokmuş. çiçekleri arkadaşıma bırakmalı, valize koyacaklarımı unutmamalı ve en azından bi 10 gün, iyi bi evlat olmalıyım. 3 yumurtayı çırparken hoşlandığı çocuğu düşünen nil karaibrahimgili kıskanıyorum. benim kafamda bunlar vardı. hoş geldiniz
Transkript
Bugün yine yataktan kendime kalkmak için kurduğum alarmdan çok daha geç bir saatte kalktım.
Bunun hala bana neden büyük bir pişmanlık yaşattığını anlamakta çok zorlanıyorum.
Kalktığımda yapacak bir işim yok. Önümde hala uzun bir gün var.
Aslına bakarsan benim yataktan 10'da 11'de hatta daha geç kalkmamın sebebi yatağa da geç girmiş olmam.
Eğer başkaları bu hayatı sabah 7'de selamlıyor ve 12'de 1'de kapatıyorsa,
senin sabaha karşı 3'de 4'de uyuduğun bir senaryoda 11-12'de kalkman neden bu kadar kötü olabilir ki?
Niye kendini bu kadar rahatsız hissediyorsun sorusunu inanın soruyorum.
Ama yine de inatla bir şeyleri kaçırmak ya da önümdeki gün tamamen bana ait ve benim planlarımla şekillenecek olsa bile
başkalarına çizilmiş kurallarla yaşamaya çalışmak
galiba bana kendimi daha az yalnız hissettiriyor.
Ya da daha herkes gibi hissettiriyor.
Sanki daha fazla uyursam bir şeyleri kaçıracağım.
Ya ben uyuduktan sonra hayat başlıyor olursa.
Ya ben gözümü kapatıp uykuya daldıktan sonra çok önemli bir şeyi kaçırırsam.
Bu bir şeyleri kaçırma korkusu belli ki benim yakamı kolay kolay bırakmayacak.
Ama yine de genellikle yataktan kaçta kalkarsam kalkayım
Bir anda sanki o tırnak içinde tembelliği kompansiye edebilmek için hızla harekete geçiyorum.
Hemen şimdi çamaşırları yıkayacağım, çöpü çıkartacağım, şunu yapmam lazım, bunu yapmam lazım.
Kafamın içinde sürekli bir görev listesi dönüyor ve ben tamamladıklarımın üstüne çizgi çekiyorum bütün gün boyunca.
Gecenin sonunda da aynı görev listesini ertesi gün için yapıyorum.
Bugün uyandığımda arkada ses olsun diye televizyonu açtığımda ne YouTube ne Spotify hiçbir şey çalışmıyordu.
Böyle bir teknik bir arıza olmuş.
Gerçekten bu da inanılır gibi değil ama başka şeyleri dinleyebileceğim bir alan kalmayınca
ve bütün işleri hallederken oturup bir şeye odaklanıp onu izleyemeyeceğimi de bildiğimden
kendi düşüncelerimle baş başa kaldım.
Bir insan yumurta kırarken ne düşünür?
Kendi başına çamaşırları asarken ne yapar?
Toz alırken aklından neler geçer?
Bütün bunlara odaklanmak için önümde saatler vardı.
Ve şimdi bu saatleri sizin huzurunuzda birkaç dakikaya sığdırmak istiyorum.
Bu akşam yola çıkıyorum ve bir hafta kadar falan İstanbul'da olmayacağım.
Annemi, akrabalarımı ziyaret edeceğim.
Onlarla küçük bir tatil yapmaya yanlarına yazlığa gidiyorum.
Ve bugün bütün evi tertemiz yaptım.
Nevresimleri değiştirdim, pijamama kadar temiz çıkartıp yatağın üstüne koydum.
Dolapları topladım, çöpleri çıkarttım, toz aldım.
Her şeyi yaptım, evi havalandırdım.
kullandırdım. Geldiğimdeki sima için bir şeyler yapabilmek istedim ve fark ettim ki bazen bir yere
giderken nasılsa döndüğümde hallederim ya da bu da o günkü benim problemim olsun demeden kendini
önceliklendirmek, kendin için ortamı temizlemek, kendin için çamaşırları yıkamak, kendin için
geldiğinde temiz bulabilmek, belki de direkt kendini yatağa atabilmek için nevresimleri değiştirmek
öz sevginin bambaşka bir formuymuş gerçekten.
Ben ileride olacağımı düşündüğüm kadına o kadar sırtını yaslayan bir insanım ki
çoğunlukla bugünlerde yaptığım tembelliklerin
ya da içinde bulunduğum zamanda yaptığım hataların belki de en büyük sebebi
bundan 5 ay sonraki, 5 yıl sonraki, belli bir süre sonraki Sima'ya çok güveniyor olmam.
Bu olacağını düşündüğüm ama yine de gerçekten yaşayıp yaşamayacağına
ya da olmasını umduğum yerde olup olmayacağına çok da emin olamadığım Sima'ya bu kadar fazla şey yüklemek ne kadar hakkaniyetli diye de düşünüyorum.
Bu biraz babanıza babalar gününde onun kredi kartıyla hediye almaya benziyor.
Sırtınızı yasladığınız o gelecekteki versiyonunuz için şimdiden belki de bir evi toplamak.
Biraz da böyle gerçekten.
Kendiniz için bir şeyler yapma öğüdü bize küçüklükten beri aşılanıyor zaten.
Mesleğin altın bileziktir.
Mutlaka yatırımın olsun.
Aman şunu yap, aman bunu yap.
Ne bileyim belki aranızda hiç evlenmeyi düşünmese de hala bir yerlerde çeyiz yapan birileri vardır.
Çünkü böyle öğretildi.
Bir sonraki ben şu an aldıklarımı beğenecek miyi bile düşünmeden
kendimizi sürekli gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine emin olmadığımız bir geleceğe hazırlamak.
Ama belki de benim o sırtına bu kadar fazla sorumluluk yüklediğim kadının
eve döndüğünde nevresimleri takmayı unuttum diye dertlenmemeye ihtiyacı vardır.
Belki de ben onun bana verebileceği bu sonsuz ihtimaller denizinde ve vermesini umduğum müthiş hayata
ona sadece temiz nevresimler ve dolaba açtığında karşılaşabileceği buzla kaldırılmış o birkaç köfte ile karşılık verebilirim.
Ve bu da bence kendine duyabileceğin sevginin bambaşka bir formu.
Dün gerçekten hayattaki en yakın arkadaşlarım ve birbirinden farklı gruplardan arkadaşlarım olmasına rağmen bir araya geldikleri kombinasyonun bana hayattaki en güzel damak zevklerinden birini yaşattığı üç arkadaşım bendeydi.
Canımız tatlı çekti ve arkadaşım bize söylemeden sadece tahmin etmemizi isteyerek bir tatlı söyledi ve bulamadık.
yakılı olduğu kocaman bir doğum günü pastasıyla geldi.
Ve o zaman hepimiz aynı şeyi düşündük.
Biz neden daha fazla doğum günü pastası yemiyoruz ki?
Neden doğum günü pastası yemek için birinin doğmasını bekliyoruz?
Birisi evime geldiğinde evi mutlaka temizlemiş olmayı çok seviyorum.
Giderek anneme benziyorum.
Misafirler eve geldiğinde onlara
ya çok da dağınık kusura bakma gibi açıklamalar yapıyorum.
Hiç dağınık olmadığını ben de içten içe bilmeme rağmen.
Ama ne zaman işleri yetiştirmem gereken bir saat ya da misafirlerimin geleceği bir gün olmadan da kendim için bunu yapmıştım hatırlamıyorum.
Düzenli olarak yaptığım şeylerden biridir mutlaka.
Pazar alışverişi, ev temizliği, çamaşırları yıkamak ve yetişkin hayatına dair her şey.
Ama bütün bunları yaparken sanki bunlardan faydalanacak olan kişinin ben olduğunu unutmuşum.
Ve dün masaya gelen bir pastayla bile bunu biraz olsun içselleştirebildim.
Hani şey klişesi vardır ya, 5 kişilik bir ailede 4 kişilik bir pasta varsa canım pasta istemiyor diyen annedir.
Hayır, hayır.
O pastayı 5 kişilik kesebilirdin.
Ya da o pastayı kestikten sonra herkesten birer çataldı alabilirdin.
Ya da hiç pay etmeden 5 kişi birlikte çatalla o pastayı da alabilirdiniz.
Bu kadar mütevazi olmaya, bu kadar verici olmaya gerek yok.
İstediğiniz her şeyden kendinize pay çıkartabilirsiniz aslında.
Sadece kendinizi buna layık görmeniz gerekiyor ve ben biraz bunu öğrenmeye çalışıyorum.
Annem bir tane böyle koltukların kenarına takılan şu ahşap kahve tutacaklarından almış artık her ne deniyorsa.
Bir tanesini de bana almış ama benim onu evimde koyabileceğim bir yer yok.
Ben de koltuk yastığının üstüne koydum ve kahve bardağım orada.
O şekilde oturmaya başladım koltukta.
Ona bile bakınca aklımdan şu geçti.
Her şey ve herkes kendine bir yer bulabiliyor gerçekten.
Her şeyden bir anlam çıkartabiliyorsun.
Yastığın üstüne koyduğun bir ahşap parçası üzerine dakikalarca düşünebiliyorsun.
Yumurta kırarken aklından geçen düşünceler bu.
Yarın annenle tatilde olacaksın, onu göreceksin ve kendine iyi bir evlat olmanın öğüdüğünü veriyorsun.
Ve sadece bu öğütten bile belki de son 27 senedir nasıl bir evlat olduğunu düşünüyorsun.
Evi temizlemekten nasıl bir haz aldığını ya da dün geceden kalan bulaşıkları makineye yerleştirirken dün gecenin yaşanmış olmasına ne kadar müteşekkir olduğunu düşünüyorsun.
Ve bütün bunlar iki yumurta kırarken aklına gelen şeyler.
Ve kim bilir hayatta benim tarafımdan kırılmayı bekleyen kaç yumurta var.
Bu da öyle bir bölümdü.
Umutsuzluğa alışmayın, yatağa küs girmeyin.
Afiyet olsun.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
