
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
işe gitmek, sınava girmek ve belki de hayatımızın aşkıyla bir kahve içmek için dünyanın zaman dilimine uymamız gerekiyor olabilir. ama insanın kendisi için yapacağı şeylerin başlangıcını yeni bir yıla dayandırmasını reddediyorum. bu bölüm, isyanımın göstergesi olarak 2021'de kalmayı tercih ederek sizlere sesleniyorum. geçtiğimiz yıl o kadar da geçmişte sayılmaz. iyi dinlemeler <3
credit: nightmares-easy life
Transkript
aslında hiçbir şey yapmak istemiyorum.
ama eğer bir podcast'iniz varsa
ve hiçbir şey yapmak istemiyorsanız
hiçbir şey yapmak istememek üzerine konuşursunuz.
Bu işin sanırım en sevdiğim tarafı bu.
Nedense bu bölüm eğlencekmişiz gibi geliyor
çünkü benim için tamamen improvize bir bölüm olacak.
Yani tamamen aklıma geleni söyleyeceğim.
Açıkçası dün Instagram'da
yarın yeni bölüm gelsin mi dediğimde
ortada yeni bölüm yoktu.
Şu an kaydediyorum ve muhtemelen siz bunu bu akşam dinleyeceksiniz birkaç saat içinde.
Çünkü o kadar bir şey yapmak istemiyorum ki beni itirecek bir dış etken olması için bu sorumluluğu paylaşıyorum.
Yani size haber veriyorum yeni bölüm gelecek diye ki ertesi gün olduğunda yeni bölüm gelmeme ihtimali olmasın.
Çünkü ben size çoktan söz vermiş olayım.
Yani bu işin mutfağında nasıl piştiğini görmenizi isterim bu bölümlerin.
Dediğim gibi bugün biraz hiçbir şey yapmak istememenin yeni bir yılın daha başında olmakla aslında bir araya gelerek ne kadar büyük bir sorumluluk yani ne kadar büyük bir iç rahatsızlığa beni ittiğinden bahsetmek istiyorum.
Bu biraz yaş büyüdükçe olan bir şey mi bilmiyorum.
Yani doğum günlerinin biraz daha anlamsızlaşması, doğum günleri için artık o kadar da hevesle beklememek.
Mesela bugün sabah, sabah dediğim bir buçukta falan uyandım da öğlen.
Böyle evimi falan toparlıyorum.
Odamı topluyorum işte.
Kedimin böyle tuvaletini falan temizliyorum.
Doğum günüme de az kaldı.
Ya haberiniz olsun.
Bir şey beklediğimden değil ama.
27 Ocak.
Her neyse.
Böyle sohbet etmeyi çok seviyorum biliyor musunuz?
Bu birkaç bölümdür falan bildiğim, yaptığım bir şey.
Fark ettim yani kendimde.
Kızlarla olan Red Flag bölümünden sonra böyle yaptığım bölümler biraz daha sohbetvari geçiyor gibi hissediyorum.
Yani bir iç boşaltımından ziyade.
Belki çok da dertlenecek konuları artık geride bıraktığımız için biraz şu dönemde ama.
Bunda biraz böyle Emma Chamberlain falan izlememin de etkisi olduğunu düşünüyorum.
Böyle biraz daha hani oradan oraya sıçrayarak konuşuyorum.
Bu çok hoşuma gidiyor.
Bu konuyla ilgili siz ne düşünüyorsunuz merak ediyorum.
Bana söylerseniz çok sevinirim.
Her neyse böyle kedimin işte eşyalarını falan toparlıyorum.
Tuvaletini falan temizliyorum.
Doğum günüme de az kaldığı bilinciyle böyle şey düşündüm.
Ya önceden özellikle lisede o kadar önemli bir şeydi ki.
Mesela kaç kişinin senin Facebook duvarına yazdığı.
İşte kaç kişinin doğum günü kutladığı.
Mesela 00'da ilk kim arayacak.
Bu çok önemli bir şeydi ve şeyi fark ettim.
Benim doğum günüm 27 Ocak.
ama ben 27 Ocak'ta
kimin kutladığıyla hiç ilgilenmiyorum.
O 26 Ocak'tan 27'ye
geçerken ki o 0000'da
kimin beni aradığı
kimin mesaj attığı çok önemli.
Yani böyle uzun uzun mesajlar
falan hazırlıyorduk ya hatırlıyor musunuz?
Böyle fotoğrafları
seçip tamam şimdi de Instagram'da
aynısını yapıyoruz ama Facebook
bunun böyle menbaıydı yani.
Her şey Facebook'ta olup bitiyordu ve
bu çok önemliydi. Hani mesaj şey gibi
abi Ebru'nun duvarına
460 kişi yazmış falan
gibi bir yarış vardı
yani ve ben şu an
ailemin bile kutlayacağından çok emin
değilim. Ya tabii ki kutlayacaklar.
Tabii ki iki doğdum diyecekler falan.
Ama yani
muhtemelen çok büyük
bir mektup da yazsalar bana ya da
işte iki doğdum, doğum günü
kutlu olsun, mutlu yaşlar deseler de
sanki aynı etki olacak. Sanki o doğum
günü
yaş ilerledikçe böyle anlamını
yitiriyormuş gibi falan hissediyorum ve
bu sadece dediğim gibi doğum günlerinde
değil biraz
yeni yıllarda da artık yaşadığım bir şey.
Oraya bağlayacaktım. Yani
belki benim çok böyle
hani arkadaşlarımla falan
bir yeni yıl kutlaması gibi bir şey
yaşamadığımdan da böyle kafamda
kaldı ama bu benim için her
zaman yeni yıl aileyle
kutlanır. Evde, sevdiklerinle.
Ben biraz daha küçükken
anneanne dedem
hayattayken hep birlikte
kutlardık. O
yaşlı insanların çok
doğum tarihinin net olmadığı dönemde
işte dedelerin, anneannelerin
doğum gününün hep 1 Ocak yazıldığı
dönemde doğan
bir dedem, anneannem olduğu için
onların doğum gününü, evlilik yıldönümünü
falan da kutlardık. Biz böyle
kuzenimle oturup işte neler yemek
istediğimizin listesini yapardık. Çok iyi
hatırlıyorum. Ama
bu büyüdükçe
azalıp gitti.
Yani artık böyle şey hani annemlere şey konuşmasını diyorum ya abla istiyorsanız bize gelin.
Yok ya işte biz gelmeyelim şimdi torunlar var işte covid falan zaten covid rezalet bir noktaya getirdi de her şeyi bütün o aile bağlarını falan.
Tabi bütün bunlar böyle gelince yani yeni yılın hiçbir havası kalmadı.
Hiçbir güzelliği.
Eminim ki vardır hala birbirine hediye alanlar, çekiliş yapanlar, partileyenler, sevgilisiyle, sevdikleriyle, en yakın arkadaşlarıyla girenler ve çok mutluyum onlar adına.
Ama artık bu benim için gıpta ettiğim bir şey de değil.
Haliyle bir şey seramonik olarak kutlamayınca, bir şey için böyle bir heyecan hissetmeyince içimde benim için 31 Aralık ve 1 Ocak yeni bir yıl gibi değil.
Yani ben 32 Aralık'tan devam ediyorum son 20 gündür falan.
Yani benim için 2022 diye bir şey yok.
Ben hala 2021'in aralığını yaşıyormuşum gibi hissediyorum.
ve çok değil yani çok zaman geçmedi birkaç sene öncesine kadar hala bu new year resolution işte neler yapmak istiyorum hedeflerim neler falan
bunları yazıyordum bunları yapıyordum işte ajanda alıp hani yeni bir yıla motivasyonla başlamak gibi
ama bu motivasyon yani benim bu galiba artık hayat moddom falan olacak hani geçen bölümde dedim işte mutluluk mutsuzluk da içinde olduğu için bir anlam ifade eder
iyi, kötünün varlığından kendi
değerini alır falan. Motivasyon
da çok büyük bir motivasyonsuzluk,
çok büyük bir isteksizlikle
birlikte geliyor aslında yani whole package
halinde. Hayatımıza böyle
dahil oluyor.
Ve hani ajanda alıyorsunuz
mesela motive olmak için, onu doldurmak,
onu yazmak, işte
yapacaklarınızı böyle
üstüne çizdikçe inanılmaz bir
keyif almak falan gibi ama bu sefer
o ajandanın belli günleri
boş geçince, birkaç sayfada
dolduracak hiçbir şey olmayınca
bu sefer
belki normal bir günde hissedeceğiniz
motivasyonsuzluğun
birkaç kat fazlasını hissetmeye
başlıyorsunuz. O yüzden bu motivasyonun
beraberinde böyle bir şey
yani baya aslında
hayatımızdaki her şeyin
bir sigara, bir alkol
endişesi gibi, hani onların
yaratabileceği bir bağımlılık, bir
zarar, kar dengesi gibi
bir şey getirdiğini düşünüyorum.
Yani sanki o ilk başta alabileceğimiz keyif ya da bize vereceği rahatlık beraberinde getireceği sıkıntıları çok da karşılamıyor gibi.
Yani kar zarar tablosunda daha fazla zarar ediyormuşuz gibi.
Benim artık motivasyona bakış açım da böyle olmaya başladı.
Hani haliyle ben 2022'ye yani belki de gerçekten ilk defa bir seneye bu kadar beklentisiz girdim.
Yani geçen sene o covid sürecinde bile yani yine covid had safhadaydı.
Kışın böyle vakalar artmıştı falan ve ben de çok iyi bir dönemden geçmiyordum.
Aydın'a gelmiştim.
Ailemle girdim yeni yıla falan ama yani tamamen aynısıydı.
Ve hani hatta kıyaslarsan bu sene çok daha iyiydi.
Çünkü kedim var artık ve o ailenin yeni bir üyesi.
Onunla kutladık.
Onun ilk yeni yılı falan.
Ama yani bana sorarsanız 2021'e girmem bile.
Benim için daha böyle şey hani pasifti.
Ama buna rağmen ben 2021'de böyle daha işte ertesi gün yine kalkıp sporumu yapmaya, işte podcast kaydetmeye ya da ne bileyim günlük rutinlerimi yapmaya devam ettim.
Ama şu an gerçekten ben hala 2021'in aralığını yaşıyorum.
Hiçbir değişiklik olmadı ve belki de normal olan bu.
belki de biz biraz
her pazartesiye
her ayın ilk gününe
ya da her bir ayın biri
aynı zamanda
pazartesiye denk geliyorsalara
çok bel bağlıyoruz. Belki de
artık o kadar böyle
bizi ittirecek bir iç güçten
mahrumuz ki
bunu böyle sayılara, günlere, aylara, yıllara
bir şeylerin yeni başlangıcına
atfediyoruz ama ben bu arada
yani artık
yaşam koçu tribi
maalesef ki oluyor yani
eğer sizde benimle
ağustostan beri baş başa kalsaydınız
emin olun bu hale gelirdiniz
yani her gün
kendime ted talk yapmaktan
gerçekten yaşam koçu oldum
ve hiçbir şey
yapmamak üzerine yaşam koçluğunun
çok nadide olduğunu düşünüyorum
yani bakın mesela yaşam koçlarına falan
işte danışanlarıyla yürüyüşe çıkıyorlar
onları böyle mekan önerileri
İşte meditasyonlar, yogalar falan hep bir aktiflik içerisinde.
Ama aktif olmayan yaşam koçu çok yoktur bence.
Ama durağınlık da yaşama bir parçasıysa bunun da bir koçu olmalı bence.
Sonuçta diyetisyenler sadece kilo verdirmiyor.
Kilo almak için gelen danışanları da oluyor.
O zaman yaşam koçları bir noktada hiçbir şey yapmamayı da öğütleyebilir, öğretebilir.
İşte ben işin bu noktasına devreye gidiyorum.
O yüzden biraz yaşam koçu vibe'ı verebilir bu bölüm ama yapacak bir şey yok.
Yani lokal podcastınız bu kadarını yapabiliyor.
Yani demem o ki hani gerçekten hiçbir şey yapmıyorum ve şeyi fark ettim.
Yani ben mesela 2020'de inanılmaz spor yapmaya başladığımda ve gerçekten hani düzenli böyle işte 14 yaşımdan beri her sene spora gitmeye çok ağır diyetler yapma gibi böyle süreçlerden geçmiş bir ergen olarak şunu söyleyebilirim ki ben işte o bütün yeni yılda 10 kilo vereceğim işte tamam bu pazartesi başlıyorum işte Şubat'ın birinde başlıyorumların hepsini hayatına entegre etmiş bir genç kızdım.
Ama 2020 ve o karantina dönemi benim böyle bir anda hayatımı değiştirdi.
Yani ben baya böyle random bir perşembe günü spora başladım kendi kendime.
Ve bir anda abi dün yaptım bugün de yapayım dedim.
Cuma cumartesi, cumartesi pazarı, pazar öbür haftayı sonra öbür ayın pazarını kovalamaya başladı.
Ve ben bir baktım ki bu benim için bir rutin haline geldi.
Ve ben belki son 6 yıldır her yeni yıl kararımı eklediğim, işte bu sene istediğim vücuda sahip olacağım, bu sene sporu rutin haline getireceğimi böyle out of nowhere bir günde hayatıma entegre ettim.
Ve sonra fark ettim ki insanın gerçekten iç takvimi dış dünyanın ona çizdiğiyle çok uymak zorunda değil.
Hani herkesin böyle bir döngüsü vardır ya işte ne deniyordu buna?
Bir şey saat, biyolojik saat.
Yani gerçekten biyolojik saat denilen şey galiba benim için de bir anda klik etti ya da o saatin alarmını kurmuşum bir 2020'nin perşembe gününe ve o gün çaldı ve beni bir şeye başlamaya uyandırdı.
Yani ben zaten çok fazla kendimle baş başa zaman geçirdiğim için mi ve bazen 1'de bazen 3'de bazen 11'de uyanmama rağmen günün geri kalanı sanki bana aynı uzunluktaymış gibi geldiği için mi artık zaman kavramımı yitiriyorum ama dış dünyanın bize çizdiği zamanı yaşamayı zaten artık yavaş yavaş mantıksız bulmaya başlıyorum.
Yani düşünsenize 8'de falan 7'de uyanıyor benim babam, abim işe gitmek için ve hava karanlık yani sen ona gündüz diyemezsin mesela.
Ya da ne bileyim işte Norveç'te, İzlanda'da falan saat 11'de hala güneş var yani akşam.
Sen buna hala akşam diyemezsin ama gündüz de değil yani artık yani 11 olmuş uykun geliyor falan.
Hani dış dünyanın bize çizdiği sınırlandırmalar tabii ki bir yerde yaşamamız gereken bir şey.
Çünkü işte işe gidiyoruz, okula gidiyoruz falan.
Sonuçta hani bana bir hocam seni işte yarın onda sınava alacağım dediğinde aynı ondan bahsediyor olmamız lazım.
Ama ben dış dünyaya uyum sağlamak için uyduğumuz dış dünyanın çizdiği saatlerden, zaman kavramlarından bahsetmiyorum.
Bu tabii ki olması gereken bir şey.
Benim bahsettiğim kendimize koyduğumuz kuralları ya da kendimizde yapmak istediğimiz değişiklikleri bile dış dünyanın saatini adapt etmeye çalışarak aslında ulaşmaya çalıştığımız, sahip olmak istediğimiz motivasyonu içselleştirmekten çok fazla uzaklaştırıyoruz.
Yani ben gerçekten kendim için artık işte haftada bir kitap bitireceğim ya da mutlaka haftada üç film izleyeceğim ya da günde 10 dakika meditasyonu ayıracağımı gerçekten kendim için yapmak ve kendim adına içselleştirmek istiyorsam bunu neden dış dünyanın zaman dilimine uydurmak, neden yeni bir yılın ilk günü ya da yeni bir ayın ilk haftası bunu denk getirmek zorunda hissediyorum.
Neden kendimi bu kadar bir komünün parçası olmaya ihtiyaç duyarken buluyorum?
Bunu çok düşünmeye başladım.
Çünkü belki de 2022'nin...
İlk günleri, ilk ayı benim için hiçbir şey yapmamanın artık vicdan azabı olmadığı ilk deneyim falan.
Hani gerçekten her şey beraberinde ilkleri ve deneyimleri getiriyor.
Belki 2022'ye her gün düzenli spor yaparak, sağlıklı beslenerek, düzenli bir uyku sistemini, hayatımı adapte ederek başlayamadım ve devam ettirmiyorum haliyle.
Ama bu demek değil ki ben 2022'nin Nisan ayında bunu hayatıma adapte edemeyim.
Neden bir yılı sadece o yılın ocağından itibaren alıp bir sonraki yılın ocağına kadar neler yaptığımız içerisindeki zaman dilimine sıkıştırmaya çalışıyoruz?
Ben 2022'nin Nisan'ında bir şeye başlayıp 2023'ün Nisan'ında geriye dönüp baktığımda yine benim için bir yıl geçmiş olmayacak mı?
Yine 365 günü yaşıyor olmuş ama sadece başlangıcını kendim çizmiş olmayacak mıyım?
Ve belki de başlangıcını kendim çizdiğim için kendimi yaptığım şeye daha ait, yaptığım şey de kendime daha ait hissetmeyecek miyim?
Bunu düşünmeye başlayınca benim için bir şeyler böyle göğsümden bir ağırlık gibi kalkıp gitti.
Ben bu pazartesi hiçbir şey yapmak zorunda değilim.
Ben bu hafta sonunu verimli geçirmek zorunda değilim.
mesela
dün galiba
sabah 7'de uyudum
bugünden bahsediyorum
ve 1.30-2 gibi uyandım
ama yine de gün içinde yapmak istediğim
şeyleri yaptım mesela ben kendime
inanılmaz basit görevler koyuyorum
her gün telefonuma böyle yatmadan önce
not defterine yazıyorum
işte sabah kalk odanı havalandır
topla keşke
tuvaletini temizle keşke kedim bu arada
limonlu su iç, espresso iç, dinlen, yüz yogası yap, cildini temizle, duş al, spor yap, başvurularına bak, podcast kaydet gibi kendime bir liste oluşturuyorum.
Mesela 4 gündür falan listemde spor yap, podcast kaydet var ama ben yapamadım.
Ama listemdeki diğer şeyleri yapıyorum.
Ve böyle böyle her gün benim için kalkınca bir ılık limonlu su içmek, her gün odamı havalandırmak,
böyle bir ilk yarım saati telefonuma bakmadan geçirmek bir rutin halini almaya başladı.
Hala spor kısmına tik atamadım mesela.
Ocak ayından beri ya da 4-5 gündür işte listeme yazmaya başladığımdan beri.
Hani yazmak istiyorum.
Yani tik atmak istiyorum.
Yapmak istiyorum.
Yarın olsun bir spor yapayım.
Şöyle bir saat yürüyeyim istiyorum.
Ama yarın olduğunda yarının simayının problemi oluyor o sporu yapmak.
Ve yarının simayı yapmak istemiyor.
Ben de diyorum ki belki yarının simayı spor yapmak ister.
Yine yazıyorum listeme.
Bir günün simayı isteyene kadar.
Sadece bir ihtimal.
İstediğimde tik atacağım.
Ama artık o göreve yani onu bir görev olarak yapmıyorum.
Bir yapsan güzel olur gibi yazıyorum.
Ona dikkat atamayınca rahatsız olmuyorum.
Çünkü demek ki ben hala onu bir rutin haline getirmeye hazır değilim.
Ve ben şeye çok inanıyorum.
Bir şeyi ne kadar isterseniz isteyin.
Size iyi geleceğine ne kadar emin olursanız olun.
Eğer onu o an bünyeniz kabul etmiyorsa, o şeyi ne kadar seviyor olursanız olun.
Yani bu yemek olsun mesela.
Hayatta asla hayır diyemeyeceğiniz bir tatlı olsun.
Ama siz ağzınıza kadar dolusunuz.
Ya da canınız hiç tatlı istemiyor.
Ama sırf onu çok sevdiğiniz için bir kaşık bile alsanız sadece tatlı yemekten değil en sevdiğiniz tatlıdan soğuyacaksınız.
Ve belki çok uzun bir süre yemeyeceksiniz.
Belki o zamana kadar o tatlıyı yerken sahip olduğunuz bütün güzel anılar bile silinip gidecek böyle.
Ve hani hayatta 3-5 tane zevkinizden bir tanesini de böyle kaybetmiş olacaksınız.
Ve bu sinir bozucu olacak.
O yüzden bazı şeylerin zamanını biz fark etmesek de içimizde bir şey biliyor ve o anı bekliyor gibi hissediyorum.
Belki de biyolojik saat tam olarak buna tekabül etmiyor ama benim zihnimdeki mantığı bu.
Ben bir şeylere hazır olmayabilirim ama demek ki hala çalmasını beklediğim kurulu ama benim kaça kurduğumu bilmediğim bir saat var içimde ve beni o harekete geçirecek.
O yüzden ben biraz klişeleri artık içselleştirmemiz, onları biraz basite indirgememiz, klişelere neden klişe dediğimizi bir daha düşünmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Aklıma şey geldi.
Böyle Ağustos'un ortaları falan ben yeni gelmişim.
Ya Ağustos'un sonları pardon yeni gelmişim Aydın'a.
Eda ile buluşacağız ve yani benim Eda ile ilk defa yüz yüze gelmem.
Ben İtalya'ya gitmeden birkaç hafta öncesine dayanıyor.
Ben Eda ile iki kere görüşüyorum ve sonra 6 ay boyunca Türkiye'de değilim.
Ve birbirini yeni tanıyan ve birbiriyle böyle uzun süredir sanki orada olduğunu bildiğim bir bağ kurmak gibi böyle bir anda klik eden iki insan tanışıyorlar ve 6 ay araya müthiş bir mesafe gidiyor.
Ve geliyorum.
Aylar sonra Eda'yı ilk defa göreceğim.
Çok heyecanlıyım.
Böyle uzun uzun konuştuk.
Uzun uzun hani o 6 ayda ben neler yaptım, Eda neler yaptı.
Böyle bunları birbirimizin hayatını yakalamaya çalışıyoruz.
Güncele gelmeye çalışıyoruz.
Aşktan konuşuyoruz, ilişkilerden konuşuyoruz falan.
Ve Eda'nın da en az benim kadar böyle hayalperest, aşkı, sevgiyi, hisleri, sonuna kadar yaşamayı seven, isteyen bir insan olduğunu düşünüyorum.
Bunları konuşuyoruz.
Ve hani böyle bir yanımız işte o bağımsız, kendi ayakları üstünde durabilen bir kadın olmanın arzusuyla bu hedefe doğru bir şeyler yaparken bir yanımızda o klişe, o böyle sırılsıklam aşkı, hissi, duyguları da yaşamak istiyor.
Ve hani günün sonunda şeyi fark ettik.
Eda şey dedi yani klişeleri içselleştirmemiz lazım.
Yani evet ben böyle bir aşk istiyorum.
Evet ben bunu bir daha yaşamak istiyorum gibi.
O zaman klişeleri içselleştirmek lafı beni çok etkiledi.
Ve ben dedim ki ben podcast'ta bunu konuşacağım.
Notlara yazdım.
Ama bir türlü klişeleri içselleştirmek üzerine konuşmaya hazır hissetmedim kendimi.
Çünkü içselleştirememişim belli ki o klişeleri.
Ve Ağustos ayından bu yana ne kadar geçti ben bunu şu an söyleyebiliyorum.
Klişeleri gerçekten içselleştirmek lazım.
Yani yeni yıl kuralları artık klişe olmalı.
Çok böyle sıra sıklama aşık olmayı beklemek klişe olmalı.
Bu içselleştirilmeli.
Yani klişelerin doğruluk payı yok mu? Elbette var.
Elbette sırası sıklama aşık olma ihtimalimiz var. Elbette yeni yılın ilk günü aldığımız kararları hayatımızın sonuna kadar sürdürme ve beklediğimiz kadar motivasyonu, başarıyı, sonucu elde etme ihtimalimiz tabii ki var.
Ama bunlar bir noktada klişe. Bunu biliyoruz. Gerçek olma ihtimalleri var. Ama klişeler gerçek olmadıkları için değil.
Gerçek oldukları ya da gerçek olma ihtimalleri üzerine çok fazla kafa yorduğumuz için klişeler.
O yüzden klişeleri içselleştirmek, ayaklarını yere bastırmak ve bir kenara koymak.
O klişeyi klişe yapan şeyin biz olduğumuzun farkına varmak gerekiyor bence.
Yani yeni yıl kararları çok klişe ama o kararları karar yapan biziz.
Ve bizim onları uygulama sistemimiz.
O yüzden bence biyolojik saatinde neredeyse insan o zamana aittir.
Bence hala 2012'yi yaşayan, hala 2018'in yazını atlatamayan, 2016'da kalmış insanlar var.
Şahsen ben çok uzun bir süre 2017'de yaşadığımı hatırlıyorum.
O yüzden kimse bana 2022'deyiz ve sen 2022'deki SİMA için yaşamak zorundasın diyemez.
Çünkü zamanla alışveriş benim için çok farklı akıyor.
Ben 2022 için hiçbir kural koymadım kendime.
Eğer ben bugün bir karar alır ve bunu uygulamaya başlarsam beni 2023'ün 17 Ocağında, 18 Ocağında ne yaptığım bağlar ve geriye bakıp evet bir sene içinde bunları yapmışım diyebilirim.
Yani kafamda benim şey vardı. Bu haftanın, bu ayın ya da ne bileyim ocağın birinde başlamazsam o şeye önümüzdeki yılın bir ocağında başlayana kadar başlaman hakkım yok.
onu yapma hakkım yok
halbuki böyle değil
ben her yıl
her günümün
bir saniyesinde video çekiyorum
ve bazen çok üşeniyorum
hele böyle hani nisan olmuş
bir sürü video var elimde
ve diyorum ki ulan hala
senenin yarısı
duruyor hani bırakmak istiyorum
ama senenin sonu geldiğinde
ve ben orada yaklaşık böyle
365'i tam bulamasam
350 video falan gördüm de diyorum ki yuh sana ya.
Gerçekten istikrarla bir şey yaptın.
Bazı günleri atladın, bazı günleri unuttun.
Bazı günleri unutmanın bir sebebi vardı ya da bazı günler o kadar güzeldi ki hatırlamak için bir video çekmeye ihtiyacın bile yoktu.
Ama yaptın.
Yani 365 bir birim midir arkadaşlar?
Yani 365 gün bir şeyi yapınca mı o rutine bağlar yani?
Ne bileyim 365 gün boyunca düzenli yapınca mı ancak bir şeyler rayına oturur?
Yani ne bileyim çocuk bile 9 ayda büyüyor işte annenin karnında.
Demek ki bir yıl o kadar da yani hani bir insan yavrusu 9 ayda gelişimini tamamlayıp dış dünyaya açılabiliyorsa
sizin bir şey istediğiniz zamanda başlayıp ondan sonra devam ettirebildiğiniz süre kadar hayatınıza entegre etmenizden daha normal ne olabilir ya?
Yani bence kendimize yeni yıl kuralları koymak yerine yeni ve olmak istediğim insana dair neler yapabilirim seçenekleri koymak gerekiyor.
Çünkü bir şey kural olduğunda zaten oyun bozuluyor.
Yani yapasın gelmiyor onu.
İnsanın kendine yapacağı şekillendirmeler bir sorumluluk ya da yapma zorunluluğu taşıyan şeyler olmamalı bence.
Ben günün sonunda hiçbir şey yapmamaktan da keyif alıyorsam kimse bana bugün hiçbir şey yapmadın diyemez.
Kendim için hiçbir şey yapmadım.
Bininci kez söylüyorum.
Eylemsizlik de bir eylem ve ben bunu yaptım.
O yüzden yeni yıl kuralları, yeni yıl beklentileri değil.
Zaten bir sonraki seneyi çıkartıp çıkartamayacağım bile kesin değilken kendimi niye sınırlandırıyorum?
Bence insanın her günü en az yeni yıla girmek kadar önemlidir.
Çünkü yeni bir gündür.
0-0 olunca geri sayım yapıp da yeni bir güne başlamak istiyorsan ve bu seni motive ediyorsa bunu da yapabilirsin.
Ama her gün yeni bir yılın bir ocağından çok farksız ve en az onun kadar eşsiz ve bilinmez.
O yüzden bence her yeni gün yeni kurallar ya da yeni kararlar almak için gayet yeterli.
Bunun için yeni bir yılın ilk gününe, yeni bir yılın 0-0-0-0'ına hiç de ihtiyacımız yok.
Yani çok klişe ama klişeleri içselleştirmek lazım demiştim.
İnsanın aradığı şey içinde gerçekten.
O yüzden hiçbir şey yapmak istemiyorsan hiçbir şey yapma ve 2023'e girdiğinde geriye dönüp şunu diyeceksin.
Bu yıl gerçekten hiçbir şey yapmamayı rutinleştirdim ve gerçekten istediğim şeyi yaptım.
Çünkü istediğim şey hiçbir şey yapmamaktı.
O yüzden bir şeyleri yapmak, bir şeyleri yapmamak, bir şeyleri istemek ve istememek ve en önemlisi bunu söylemeyi unuttum.
Bir şeyleri yarım bırakmak da en az onu tamamlamak kadar önemli.
Çünkü düşünsene hiç yapmıyordun ama şimdi yarısına kadar geldin.
Hala hiç yapmamaktan, hiç başlamamaktan eğer başlamak istediğin bir şeyse bir adım öndesin.
Hatta baya bir adım öndesin.
O yüzden bu bölümün sonlarında umarım bu bölümden keyif almışsınızdır.
Ben çok keyif aldım.
Çünkü gerçekten sohbet ettiğimi hissettim.
Out of nowhere bir yerlere bağlamak, oradan oraya atlamak.
Hani böyle gerçekten çok inanılmaz didaktik konuşma kaygısından sıyrılıp
böyle saçma sapan konuşmak ama anlaşılacağımı bilmek çok iyi hissettirdi bana.
Umarım bu bölüm size keyif verir.
Umarım güzel bir hafta başlangıcınız olur.
Ama bugünün pazartesi olmasıyla hiçbir önemi yok.
Çünkü ben bu bölümü perşembe de atsaydım bunu sakın unutmayın.
Haftada, yılda, günde, ayda sizinle başlıyor.
Yarın sizin için bir haftanın ilk günü olabilir.
Ta ki öbür salıya kadar.
O yüzden asla unutmayın.
Bir şeylerin başlangıcı sizsiniz.
Çünkü bitiş çizgisine geldiğinizde o ipi kopartan siz olacaksınız.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
