
Transkript
İnsanın konuşacak çok şeyinin olması, konuşacak hiçbir şeyinin olmamasına eşdeğer geliyor bana.
O yüzden bugün nereden başlayacağımı bilmediğim ve bir ayı geçen bu sessizlik içerisinde bu sessizliği nasıl bozacağımı hiç bilmiyorum.
Gerçekten sanki yeni tanıştığım bir insanla bir iş görüşmesinde ya da bir grup insanın içerisinde ya da böyle sınıfta hoca bir şey sormuş da kimse de cevap vermek istemiyormuş ve hocanın yeni kurbanı olmamayı diliyormuş gibi.
O endişe verici sessizliğin ortadan kalkmasını bekliyorum ama bu sessizliği bozmak için bir şey söylemem lazım.
Hemen hemen bir buçuk aydır aranızda değilim.
Özellikle seçimden hemen sonra başlayınca bu sessizlik hafiften bir muharremince sessizliği oldu gerçekten.
Her ne kadar bu seferki aday farklı olsa da sizi biraz muharremince gibi ortada bırakmışım gibi hissediyorum.
Bunun için özür dilerim.
Tabii uzaktan olunca insan hayatına karşı çok daha objektif olamıyor.
Ve dışarıdan nasıl göründüğünü de çok da değerlendiremiyor.
Ama az çok tahmin ettiğim ve sizden aldığım duyumlara göre benden bölüm beklediğinizi biliyordum.
Ama gerçekten böyle.
Benim de konuşacak şeylere bir türlü zaman ayıramadığım ve kendi duygularımı, kendi düşüncelerimi yerine koymak, yoluna sokmakla inanılmaz efor harcadığım bir dönemdi.
İnsan gerçekten yaşadıkça bir hikaye biriktiriyor, anlatacak şeyler biriktiriyor.
Ama başta da dediğim gibi anlatacak çok şeyin olması bazen hiçbir şeyin yokmuş da çok eşdeğer çünkü nereden başlayacağını bilmiyorsun.
Şu an bu benim bu pozisyonla ilk bölüm kaydedişim. Yatağa uzandım, tabanı seyrediyorum. Bilgisayar yanımda ve katarsis yapacağım şimdi size biraz.
Son bir buçuk ayda duygusal olarak bir roller coaster'ın içerisindeydim. Hayatımın hangi döneminde değilim tabii orası da tartışılır.
ama seçimden hemen önce Türkiye'ye gelmek, ailemi uzun bir aradan sonra görmek
ve yine de bunun herhangi bir ziyaretten çok daha farklı olduğunun bilincinde
o politik tansiyonun içerisinde bir anda kendimi bulmak benim için aslında tahmin ettiğimden daha zorlayıcı oldu.
Aydın'a dönmenin, ailemi görmenin birçok açıdan tabii ki bana, ruhuma çok iyi gelen tarafları oldu
Ama bir yandan da tekrardan bir geri dönüşü olması, tekrardan eski hayat ve şu an yeni olan ama hala kabul etmekte ve alışmakta zorlandığım hayat arasında bir yolculuk yapmak,
insana bazen gerçekten kendini sorgulatıyor.
Kendimi sıklıkla ben şu an bunu neden yapıyorum derken buldum.
O yüzden aslında zannettiğim o mental rahatlamayı ya da kafa tatilini çok da gerçekleştiremedim.
ve belki de daha ağır düşüncelerle geri döndüm Padova'ya.
Sonra burada bir şeyleri yoluna koyma sürecine girdim.
Çünkü hayat bir yerden harbiden devam ediyor.
Galiba Türkiye'nin de bize kafamıza vura vura öğrettiği en büyük gerçeklerden bir tanesi bu.
Ne olursa olsun ertesi gün çalışmaya, yaşamaya, bir şeyleri sürdürmeye devam ediyorsun.
Bunu uzaktan yapmak, bunu uzaktan yaptığın için bir kitle tarafından çok şanslı görülmek
Ama aslında nerede yaşarsan yaşa üzerine yapışmış bazı stereotiplerin altında zaten bunların bedelini ödüyor olmak herkesin kolay kolay özdeşim kurabileceği bir şey değil.
Ve bunu böyle tepeden bir bakışta söyleyemiyorum.
Farklı deneyimler olduğu için söylüyorum.
Maalesef ki o ya yurt dışında yaşıyorsun sen kendini kurtardınları duymak ve buna maalesef ki ya neyden kurtardım ben kendimi kardeşim siz aynı ekonomi aynı hayat beni etkilemiyor mu zannediyorsunuz?
Ya da ben ailem ve sevdiklerim için endişelenmiyor muyum?
Ya da dünyanın en muhteşem yaşam koşullarına sahip olsam bile hangi insanın doğduğu, büyüdüğü ve birçok şeyini yaşadığı, karnını doyurduğu, ilk aşkını tattığı, ilk arkadaşlarına edindiği, ailesinin, sevdiklerinin orada olduğu, her şeye geçtim İstanbul'un orada olduğu bir yere ben nasıl kulak vermeyeyim, nasıl oradan etkilenmeyeyim?
Hani insanlara üzüntünü kabul ettirmek, insanlara senin de bir o kadar aslında zorlandığını kabul ettirmek, hissiyatını, üzüntülerini geçerli kılmaya çalışmaktan bir noktada aslında duygularımı kendimce yaşayamadığımı fark ettim.
Ya oturup üzüleceğim ve insanların benim üzüntümün ne kadar yersiz olduğuna dair yaptıkları yorumlara daha da öfkeleneceğim.
Ya da üzülmeyi bir kenara bırakıp kendi duygularımı savunacağım insanlara.
Haliyle bunların arasına sıkışıp kalınca kendimi her şeyden çok soyutladım.
Kesinlikle böyle zen bir şekilde kendime odaklanmadım.
Kendi içime dönüp de işte hayattan neler istiyoruz gibi bir noktaya erişemedim ama çok fazla bulunduğum yeri sorguladım.
Buna böyle belki 5-10 bölüm önce falan da değinmiştim ilk İtalya'ya geri taşındığım dönemde.
İnsanların genel olarak çok böyle rahatlıkla, konforla özdeşleştirdiği bir şeyi gerçekleştirdiğinizde artık acı çekmeniz, üzülmeniz size çok da reva görülmüyor.
Ya kızım sen İtalya'dasın bak keyfine falan diyorlar.
bununla mücadele etmek
buna aynen aynen
ben hayatımı yaşıyorum zaten diyebilmek de
gerçekten çok büyük bir mental proses
istiyor bende de o yok arkadaşlar
o yüzden
harbiden son bir buçuk aydır
aslında çok büyük bir emotional
roller coaster'ın içerisindeyim ve
asla da durmadı yani
kimler bindi kimler indi
ben hala içerisindeyim
bir o tarafa bir o tarafa savruluyorum
ve bu kadar büyük duygusal roller coaster'ların
içerisinde de kaç kere
Ve o turağı attığınızın hiçbir önemi olmuyor.
Her seferinde belli noktalarda gerçekten içiniz dışınıza çıkıyor.
Ama bu belki de en düzgün, en durağın, en akıntısız olduğu dönemlerden bir tanesi olduğu için ben de sizinle konuşmak istedim.
Bunu aslında uzun bir sessizlikten sonra burada olduğumun sinyalini veren, tekrardan başlayacağıma, devam edeceğime dair bir söz olarak kabul etmenizi istediğim bir bölüm aslında.
çok böyle bir anda
içerideki evdeki o kalabalıktan
kaçıp ya benim çok acil bir bölümü
kaydetmem gerekiyor diyerek
kollarınıza sığındığım bir bölüm.
Şu an böyle odada aynen
başta o tarif ettiğim gibi yatağı sırt
üstü uzanmış tavanı seyrederek sizinle
konuşuyorum.
Biraz o zaman böyle bu
psikanalizme ben devam edeyim. Bu divana
uzandım ve siz de benim psikanalistim
olarak beni dinleyin istiyorum.
Uzun süredir tabii böyle
bu süreçte
bazı duygularıma çok
fazlaca kulak verdim.
Çünkü bazı günler çok mutlu
hissediyorum. Bazı günler çok umutluyum.
Bazı günler dünyanın en şanssız insanı
benim. Bazen yataktan çıkmak
istemiyorum. Bazen yataktan
çıkmadığım için kendimi suçluyorum.
Çünkü bir tarafım erken
kalkmayı o düzenli
olarak kabul edilen işte erken kalkayım
kahvemi içeyim dersimi çalışayım
şeklinde çok böyle
her şeyi
takvimselleştirilmiş hayatı özler
Diğer tarafımda ya kalkma yataktan sanki kalksan ne olacak diyor ve bu iki parçalanmış simayın arasına sıkışıp kalmanın ve onları ya siz aynı bedeni aynı ruhu paylaşıyorsunuz hadi bakayım şimdi öpüşün barışın noktasına getirmem çok zaman aldı.
hala da o iki kişiliğim. Birbirini görünce
biraz birbirlerini hırlıyorlar.
Sanki bir kedi ve bir köpekle
aynı bedende yaşıyorum.
Ve çok da küçüklükten
beri birlikte olmadıkları için
bu kişilikler farklı noktalarda, farklı
dönemlerde geliştikleri ve bir araya
geldikleri için birbirlerine alışmaları
da çok zaman alıyor. Gerçekten
ağaç yaşken eğilir insanın kendi kişiliğine
bile yedirebileceği bir söz.
Sanki böyle ikiye bölünmüşüm
ve şimdi birleştirmeye
çalışıyorum ve artık
ne kadar başı öyle birleştirirsem birleştireyim
o aradaki parçalanma
noktasının her zaman
görünür olacağını bir yara izi gibi
kalacağını kabul etmek zorundayım.
Ama aslında bu çok da
canım sıkmıyor. Çünkü sanki bu iki
parçanın birleştiği ve o
kopmaya tekabül eden
yani aslında tıpkı bir
elmayı ikiye böyle sonra yapıştırmak
gibi ve yakından baktığınızda
o elmanın nereden bölündüğünü görmek
gibi. Sanki ben sağ tarafına
ya da sol tarafına ait değilim bu parçanın.
Ben aslında tam olarak o bölündükleri noktayım
gibi. Belki de böyle düşünmeye
başladığımdan beri kırgınlıklarım
kırıklıklarım o kadar da canımı
acıtmamaya başladı. Bu
Japon kültüründe mi? Bir kültürde var.
Hani kırılan parçaları
altın tozuyla birleştiriyorlar ve bu
aslında çok güzel bir sanat ortaya çıkartıyor
falan. Hiç benlik değil. Bence
dünyanın kırgınlıkları
en sikko bir şekilde romantize ettiği sanat
tür.
Altyazı M.K.
saçma gibi bir borcu yok kimseye.
Kendisine bile yok.
Bence kırgınlıkları bu kadar da normalize etmememiz lazım.
Ama madem ki oluyor, madem ki bu kadar içerisindeyiz,
ben onları süslemek ya da onları embrace etmektense
doğrudan ben zaten ona kırgınlığın kendisiymişim gibi düşünüyorum.
En azından kendi kişiliğimdeki bu parçalanmalar için.
Birinin gelip de böyle çok kötü bir şekilde kalbimi kırmasından,
bana zarar vermesinden bahsetmiyorum.
O bambaşka bir şey.
Ama böyle kendi içimdeki kopuklukların aslında tam da kırılma noktasında, kopma noktasında biraz var olduğumu düşünüyorum.
Böyle gerçekten bir yanardağın patlaması gibi yani.
Evet gürültülü bir şey, evet sıcaklık yükseliyor, hakikaten hava değişiyor ve belki birileri bir şeyler zarar görecek.
Ama neticesinde o boşluğu dolduran, oradan dışarıya taşan bir şeyden bahsediyoruz.
Bu da bence bu taşmalar insanın kendisine çok eşdeğer.
Ben de o taşmalardan bir tanesindeyim ama belki de hayatımın biraz daha durağan olmasından kaynaklı.
Bugün böyle taşarak, fışkırarak değil de daha böyle durağan bir şekilde sanki bir kaynak suyuymuşum gibi ve bir kaynaktan aşağıya doğru kendi yolumda süzülüyormuşum gibi hissediyorum.
Şu an mesela bu bölümün nereye gittiğini bilmiyorum.
Yani sadece çok düzgün bir şekilde dil sürçmesi yaşamadan konuştuğum için, herhangi bir şeyde konsantrasyonumu bozmadığı için, dışarıdan gelen seslere de başından beri aşina olduğum için yattığım yerden sizinle konuşuyorum şu an ve bu bana inanılmaz iyi geldi.
Aslında böyle seçim stresi birçok şeyi düşünmemi çok ertelememi sağladı.
Bazı şeyleri çok fazla kenara attım.
Sonra tekrar gündemim olarak önüme getirmek istediğimde de son kullanma tarzları geçmişti.
Bu benim çok hayatımda yaşadığım bir şey değil.
Eğer siz de benim gibi bir anı deposuysanız ve hem üzüntüleri hem mutsuzlukları yani olumsuz duyguları da böyle sanki bir çikolatanın kendisini yemek yetmiyor.
Ambalajını da saklamakmış gibi bir kenarda tutuyorsanız onlar gün gelince sizin önünüze çıkıyor.
Hadi bakalım şimdi beni çöz diye ya da beni sakladın.
Şimdi beni ait olduğum yere koy.
Çöpe atacaksan çöpe at, saklayacaksan sakla ama bir karar ver noktasında karşınıza geliyor.
Benim belki hayatımın çok uzun bir süre sonra ilk kez bazı şeyler karşıma geldiğinde benim için artık son kullanma tarihi geçmişti.
O yüzden belki de tekrardan beni zehirlemelerine izin vermemek ve onları çöpe atmak, geri dönüşüme vermek ama artık benden çıkmalarını sağlamak.
Son dönemde kendime yaptığım en büyük iyiliklerden bir tanesi oldu.
Kendi duygularımı, kendi yaşadığım deneyimleri sizinle hep paylaşıyorum.
Ama belki çok net şeylerle, çok net anekdotlarla, kişilerin isimleriyle çok paylaşmadım.
Son dönemde artık bunu da yapabilecek gücü buluyorum kendimde.
Çünkü hayatımda başıma gelen şeylerde bazı isimlere ya da spesifik olaylara değinmememin tek sebebi
o insanların alanını ihlal etmemek ya da o insanların kalbini kırmamak ya da belki de bu kadar kırılgan olmamaktı dinleyenlerin gözünde.
Bu kadar spesifik örnekler verip oha bu da yani bu kızın başına mı geldi denmesini istemiyordum belki de.
Ama bunun aslında sadece o olayları ya da başıma gelenleri hala önemsediğimden ya da belki de bir gün bir yerde düzelme şansı olur da
ben bunun hakkında konuşmuş olmayayım, tükürdüğümü yalamış olmayayım diye tuttuğum şeylermiş.
Bunu fark ettim.
Ama bunlar artık raftan kalkınca ve benim için konuşulabilir şeyler haline gelince
aslında şu an için çok heyecanlıyım.
Bu benim adıma yeni bir sezonun sizinle paylaştığım bir fragmanı gibi.
Çok yakın zamanda sizinle ilişkilenmeler, green flagler, red flagler
biz neye green flag, neye red flag diyoruz?
Gerçekten bu kelimeler hayatımıza girdi ama hani neyin nesidir bunlar falan bunları konuşmak için çok heyecanlıyım.
Çok fazla şey birikti içimde ve söz veriyorum bu hafta bir bölüm atacağım.
Onun dışında galiba o kız bu aralar iyi gidiyor.
Bu aralar bir şeyleri yoluna sokmaya çalışıyor.
Yani hayattan tat almaya çalışıyorum tabii ki de ama hayattan tat almaya çok odaklandığımdan hangi tadı almak istediğimi çok galiba beyan etmemişim evrene.
O yüzden bu aralar acı tatlı her şey çok karmaşık bir şekilde hayatıma geliyor.
Ama eğer duygusal doyumsuzluğu olan bir insansanız, yedikçe yiyesiniz varsa hayatın karşınıza çıkarttığı bütün tatları acı da olsa, tatlı da olsa, ekşi de olsa çok sevmeseniz de bazen bir lokma da yutuyorsunuz.
Çünkü duygusal açlığınızı bastıracağını düşünüyorsunuz.
O yüzden bütün duygularıma kulak verdiğim bazen hepsini böyle hani şey var ya modadaki rulo, rulodaki gibi böyle her şeyi bir lavaşın arasına sardırıp tüketmek gibi hepsini böyle bir şekilde sindirmeye çalışıyorum.
Tabii ki sindirmesi o kadar kolay olmuyor ve belki de bu noktada sizin varlığınız devreye giriyor.
Böyle bir dönemden geçiyorum.
Nihayet İtalya'daki ilk dönemimi yani ilkokul senemi bitirmek üzereyim.
Ve çok daha müsait olduğum ve çok daha belki de yaşayıp yaşadıklarımı anlatacağım bir döneme giriyorum.
Sağlıklı bir şeylerin içinde olduğumu hissediyorum yavaş yavaş.
Ve sağlıklı bir ilişki kurmakla ilgili de çok güzel şeyler konuşmak istiyorum.
Yani çok güzel belki burada içerik anlamında değil çünkü çok görecelidir ama
hani gerçekten nihayet tahminlerim üzerine değil yaşadıklarım üzerine konuşabileceğim sağlıklı bazı şeylerin içerisindeyim ve bunları konuşmak istiyorum.
Göreceğiz, konuşacağız, bakacağız ama siz neler yapıyorsunuz, sizin hayatınız nasıl gidiyor, yaz sizin için nasıl ve üniversite sınavına girenler oldu, onların sonuçları nasıl falan herkesten çok merak ediyorum.
Bu bölümü dediğim gibi bir geri geliş, bir ya ben buradaydım zaten ama biraz sadece sesim çıkmıyordu gibi ya da böyle misafirler gitmeden onlara bir selam vermek gibi görebilirsiniz.
kapıdan bir kendimi göstermek
bir hatırlatmak istedim
ve belki de beni bunu yapmaktan biraz alı tutan
hani bilirsiniz ya
böyle misafirlerden saklanırsınız
saklanırsınız çünkü
şimdi tutacaklar sizi konuşacaklar
falan
belki de onun korkusuyla çok fazla böyle
kendimle karşılaşmak istemedim
yani bu evde hem
misafir hem de o evin
çocuğu bendim sanki
ve gidip de kendi duygularıma şöyle bir selam
vermek istemedim. Beni çok
tutacaklarını biliyordum çünkü.
Ama kaçınılmaz bir şeydi bu. O yüzden
kendi duygularımı şöyle bir
kapısına aralıyım. Merhaba siz de burada mıydınız?
Kusura bakmayın gelemedim falan
demek ve bir sonraki
sefere biraz daha misafirperver
olmak istedim kendi duygularıma.
O yüzden bunu böyle
kızlar ben buradayım. Hiçbir yere gitmedim.
Neydi o bir söz vardı?
Yeni gelmedik
geri geldik olarak. Kabul edebilirsiniz.
Belki bu bölümün ismi de bu olur.
Beni lütfen podide takip edin.
Çünkü geçen gün kütüphaneden eve böyle yürürken ve kendi kendime
ya ben keşke şu an bir bölüm kaydedebilsem dediğim bir noktada
böyle bir dakikalık bir ses kaydı podiye atarken buldum ve çok keyif aldım.
O yüzden eğer beni oradan takip ederseniz hem yorumlarda konuşuruz
hem de hayatımın random birer dakikasına her zaman olduğunuz gibi
ama bilmediğiniz şekilde dahil olma şansınız olur.
Birbirimizi daha yakından tanıyabileceğimiz başka bir platformda da sizinle bir araya gelmek isterim.
O yüzden beni podide takip edin.
Umutsuzluğa alışmayın.
Yatağa küs girmeyin.
Ve bana birazcık inancınız varsa hafta içi harika bir bölümle geleceğime de inanın.
Sizi öpüyorum.
Sevgiler.
Burada olduğunuz, beklediğiniz ve bana kendimi beklenmeye değer hissettirdiğiniz için çok teşekkür ederim.
Cansınız.
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
