
Transkript
Herkese merhaba. Sen o kız değil misin?? Yeni bölümüne hoş geldiniz.
Çok beklenmedik bir bölüm. Ben de beklemiyordum açıkçası.
Kendimi günler sonra evden dışarı attım. Aslında markete gitmek için çıkmıştım.
Gerçekten günlerdir aynı yerde kök salmış durumdayım.
Bu bed rotting dedikleri yani bir nevi yatakta kök salma durumunu hakikaten çok uzun süredir yaşıyorum aslında.
yani uzun süre tabi burada çok göreceli 4 gün 5 gün bir hafta her neyse ama tabi bunun hissiyatı ve o
geçen süreyi hep kendinizle baş başa aynı yerde geçirmek bence süreyi olduğundan daha uzun
hissettirebiliyor bir yürüyüşe çıkayım dedim çünkü hava çok çok güzel asla alıştığım padova soğuğu
Karanlığı, işte o kasvetli havası yok.
Oldukça güneşli ama bu güneşi de uzun süre yakalayabileceğim bir zaman dilimi yok maalesef.
Ben de kendimi markete çıkmak için dışarı attım ama sonra çok tatlı bir dürtüklenmeyle,
hadi Simay bence bir bölüm kaydet sözüyle çok kıymet verdiğim birinin, tamam dedim.
Bir yürüyüş yaparken konuşmak hoşuma gider gibi geldi bana ve eğer bu sizin de sevdiğiniz bir format alırsa,
küçük bir mikrofon alıp bundan sonra sokak sokak gezmeyi düşünüyorum.
Size ekpik olmayan bir aşk hikayesinden bahsetmiştim.
Orada da aslında en çok hoşuma giden şey sokakta yürümeleriydi.
Ben de o yüzden böyle yürürken arkada arabaların, motorların, insanların sesi
ya da benim en basitinden adımlarımın sesi size gelirken konuşmak istedim.
Bir yandan da yürüyüş yapmak istedim.
Çünkü bu aralar gerçekten o kadar evden çıkmak istemiyorum ve o kadar sadece günleri geçirmek üzerine yaşıyorum ki
sevdiğim herkesle bir şekilde iletişim halindeyim ama bu iletişim hep bir ekran üzerinden oluyor.
Sevdiklerim hep ya telefonun ya da bilgisayar ekranımın içine mahkum olmuş durumdalar
ve insan gerçekten bazen yani en azından böyle de olsa iletişimde izlemi sevinmeli
Yoksa her gördüğünde daha fazla özlemenin, daha fazla temas etmek istemenin o kavrukluğunda mı biraz debelenmeli karar veremiyor gerçekten.
O açıdan da benim için bazen böyle günler sevdiklerimle konuşmadan geçmezken bazen de o konuşmak, onları bir ekranda görmek hep daha fazlasını istememe neden oluyor maalesef.
Bugün böyle biraz bilmediğim sokaklar diyemem.
Az çok aşina olduğum oldu tabii artık 3 yılda hemen hemen her yeri ama
kendime en azından bir rota çizmeden yürüme amacı koydum, hedefi koydum.
Çünkü hareket etmediğimde kendimi çok tembel hissediyorum.
Yataktan hiç çıkmıyorum.
Gün içinde bazı planlarımı, bazı işlerimi böyle çok erken saatlere alıyorum ki
yataktan kalkmaya bir motivasyonum olsun.
Ve kalkıp o işi de tamamlıyorum ama sonra bitince beni tekrardan yatağa yatmaktan alıkoyacak bir planımın olmaması yine aslında başladığım yere dönmeme neden oluyor.
Bu depresif bir dönemin de etkisi farkındayım.
ama
yine de çabalamak
yine de en azından o yataktan kalkmaya çalışmak
ya da kalkamıyorsam gözlerimi açmak
bazı anlar için
bazı insanlar için bazı zaman dilimleri için
çok önemli
bunun farkındayım
o yüzden kendime çok yüklenmemeye çalışıyorum
ama tam böyle sisteme
oturttuğum bazı rutinlerim olmuştu
işte spora
başlamak daha doğrusu devam etmek
kendime bakmak
İşte günüme erken başlayıp günümü böyle yerinde tam zamanında tamamlamak gibi.
Tabii o işler çok öyle olmadı hiç yataktan çıkamayınca.
Ve bugün bir anda kendimde bir şeyleri yapma enerjisi bulunca da neyi yapacağıma karar veremezken buldum kendimi.
Şimdi hala bir şey yemedim.
Karnımı doyurmam lazım.
Karnımı doyurmam için markete gitmem lazım.
Hava çok güzel.
Spora gideyim.
Ama bir şeyler yesem spora gidene kadar geçen zamanda hava kararacak falan derken.
Neyse sen bir yürü.
Bu güneşin tadını bir çıkar.
Bir enerjini al.
Kendini biraz şarj et dedim yani.
Ve iyi ki de yaptım.
Fark ettiyseniz öyle çok net bir konuya da girmedim hala.
Girecek miyim onu da bilmiyorum.
Sadece yürüyorum ve sohbet ediyorum.
Çünkü güneşli havalar bana hep böyle birisiyle oturup.
Hele ki kışın olan güneşli havalar böyle kabanınız kazağınız var ama artık o kabanı ceketi çıkartmak bile çok büyük bir ayrıcalık gibi hissettiriyor kışın ortasında.
Ve hele de kışın takılan bir güneş gözlüğünün hissettirdiği o keyif çok az şeyde var ve böyle anlar bana hep hele ki İtalya'da böyle bir meydana kurulmuş masalarda arkadaşlarla oturup bir şeyler içmeye tekabül ediyor.
Ve bunu yapmaktan çok uzağım. Kendi insanlarımdan hakikaten uzağım.
Ve kendi başıma bir şeyler yapmak konusunda da bunu zaten konuşmuştuk sizin o çok sevdiğiniz hayat dediğin ortalama 70 yıllık bir me time'dir bölümünde.
Yani insan şöyle oluyor bir yerde.
Tamam ben bir şeylerin tadına kendi başıma da varabilirim ama ben şu an o sohbet eden insanlardan olmak istiyorum.
O masadan kahkahaları yükselen insanlardan biri olmak istiyorum diyor.
Öyle tek başınıza bir kahve içmenin, bir meydanda oturmanın da romantize edilecek yeri var, zamanı var.
Bir de hakikaten insanın oturup yalnız hissettiği anlar da olacak.
O yüzden galiba hareket halinde olmak istedim.
İnsanları izleyen ve belki de gıpte eden bir yerde olmaktansa
kendi kendime yürüyüp konuşmak ve sayenizde de daha az yalnız hissetmek istedim.
Şu an bilmediğim bir sokakta yürüyorum.
Çok tatlı bir binanın önünden geçiyorum.
Birkaç bisiklet bağlanmış, bir tane bisikletin arka tekeri hariç her şeyi çalınmış.
Ve o orada durmaya devam ediyor.
Bunun üstünde bir metafor kurulabilir mesela.
Bazen bir parçanın geride kalacağını bile bile çok istediğinde kalanını koparıp oradan bir şekilde çıkartabiliyorsun.
Tabi burada orada bir parçası da olsa kalmakta direnen bisikleti mi takdir etmek lazım?
Yoksa tamamını alamayacağını bilse de tuttuğu kadarıyla uğraşan, yetinen ve onu almaya çalışan hırsızla mı gururlanmak onu takdir etmek lazım?
Artık burada perspektife nereden baktığınız size kalsın diyorum.
Bir yandan böyle tabii güneşin çok ortak hissettirdiği bir şey var.
Herkes keyif alıyor güneşten az çok herhalde.
Çok böyle küçük bir azınlık belki çok keyif almıyordur.
Bu bana biraz ortaklık hissettiriyor diğer insanlarla.
Bu aralar her yerde From the River to the Sea, Palestine Will Be Free yazılarını tabii ki görüyorum.
Yani çok uzun süredir görüyorum zaten ama özellikle bugün çok fazla kez karşıma çıktı ve gülümsetti.
Çünkü bu kadar faşist ve bu kadar popülist olan düşüncenin yanında olmayanların örselendiği bir dünyada birilerinin seninle aynı şehirde yaşayıp bunu bu duvara yazacak kadar cesur olduğunu bilmek gerçekten insanın biraz içine su serpiyor.
Hele ki siz de aslında size de ırkçılık yapılması muhtemel bir toprakta yaşayan bir göçmensiniz.
O yüzden her ne kadar biraz insanlardan uzaklaşmış olsam da kendi insanlarımı çok bulamasam da bir yandan da bir duvar yazısında ortaklaşmak,
bir duvar yazısında benim gibi düşünen insanlar var lan galiba diyebilmek gerçekten keyifli.
zaten benim insan olmayı ne kadar sevdiğimi çok da tartışmaya gerek yok diye düşünüyorum.
Burada genel olarak böyle tabii insanların bir çıkıp illa bir gündüz vakti bir aperol içme keyifleri var.
Ben bunu çok yapmasam da son dönemde yapan insanları görmek bana keyif veriyor.
Her Allah'ın günü çıktığınızda da her Allah'ın günü aynı tabloyu görecek olmak da
İnsanın biraz bir şeyleri kaçırma korkusunu bence alıp götürüyor, biraz hafifletiyor.
Bugün cuma muhtemelen birçok yer çok kalabalık olacak, insanlar dışarı çıkacak.
Bazen o eğlencenin, o planların içinde olmasanız da, bir planınız olmasa da
az çok yapılabilecek, yaşanabilecek şeyleri kestirmek de, tahmin etmek de
insanı bir şeyleri kaçırma korkusundan yine alıkoyan şeylerden bir tanesi.
Sanki bu bölüm biraz böyle benim yalnızlıkla başa çıkma yöntemlerimden bu süreçte deneyimlediklerimi sizinle paylaştığım bir deneyim aktarımı oluyor gibi.
Kendimi böyle söyleyince de hakikaten depresyondan yeni çıkmış,
kendine yeni yeni böyle gelen, kendini bulan bir insan gibi hissettim ki olabilirdim de.
Depresyon atlatmış bir insanım ben de.
Depresif dönemlerin zaman zaman elbette yakasına yapıştığı bir insanım.
Gafil avlanıyorum.
Ama şimdi böyle sizinle konuşmak, bunu dinleyeceğinizi bilmek
ve bana mutlaka bununla ilgili bir dönüş yapacağınızı da çok eminim.
Bunları bilmek çok ne kadar büyük bir lütuf.
Yani farkında mısınız?
Bunu sadece bana ne kadar şey kattığınızın farkında mısınız gibi söylemiyorum.
Bence siz de çok şanslısınız.
Yani bir tane kızı dinliyorsunuz, iyi hissediyorsunuz ve sonra o kıza da yazıyorsunuz yani konuşuyorsunuz.
Bence iki tarafı da aslında birbirimize baya bir şey kazandırıyor.
Şimdi ben burada kendi hakkımı da çok yemeyeyim.
Yani bence birbirimize iyi geliyoruz.
Ve bu bence çok tamam her şey sence Simay'ım.
Yani bu kadar bence denemez.
Bir iki dakika içerisinde.
Şimdi de bence demeden cümle kuramayacak gibi hissediyorum.
Neyse son kez söyleyeyim.
Bence bu çok şükran duyulası bir şey.
Öyle düşünüyorum.
Yani günün sonunda aslında kimseyle buluşmadım.
Kimseyle bir kahve içmeye falan çıkmadım ama sadece telefonumda aldığım bir ses kaydıyla birazcık etrafta dolanarak ve sizinle konuşarak bir şekilde aslında sanki evdeki malzemelerle kendime bir mutluluk sahnesi yarattım.
Bu çok güzel bir şey.
Bunun elimin altında olduğunu fark etmemiştim.
Bunu bana fark ettiren çok kıymetli erkek arkadaşıma da buradan teşekkür ediyorum.
Evet, evet.
Artık bunu da söylemenin zamanı gelmişti.
Evet, artık ben yalnız değilim arkadaşlar.
Artık orada yokum.
Sizi orada bırakıyorum.
Siz halledersiniz ama ben o gemide artık değilim falan demişim.
Yok hayır tabii ki de yani her zaman ilişkileri konuşacağız.
Erkekleri elbette ki eleştireceğiz.
Şaka yapıyorum.
Kendimizi de eleştireceğiz.
Burası cinsiyetsiz bir platform.
Her ne kadar ismi sen o kız değil misin olsa da ben bunu ilk bölümden itibaren açıklıyorum.
Cinsiyetsiz bir yer burası.
Duygularımızla düşüncelerimizle burada varız.
ama evet
ben de tatlı, sağlıklı
hakikaten
herhalde size bu kadar yıl paylaşımımızdan
sonra anlatsam
Simay sen de hakikaten bunu hak ediyordun
diyeceğiniz
bir şeyin içerisindeyim
kendisi de eminim sadece beni
değil 500 bin kişiyi
de falan diyorum yok hayır
öyle bir baskı hissetmesin üstünde
onun motive etmesiyle
sana bu çok yakışır
yürürken konuşmak
demesiyle aslında başladığım bir şeydi.
Umarım hepimizin aslında illa hayatına böyle yeni şeyler kattığı değil.
Çünkü bence ilişkileri biraz böyle romantize ediyoruz.
Sanki hayatımıza bir şey katılmazsa ekstra bir şey eklenmezse o ilişki çok yavanmış gibi düşünüyoruz.
Yeni bir şeylerin hayatımıza eklenmesini beklemek tabii ki doğal bir hak.
Ama zaman da gerektirir bu.
Bence mevzu biraz size bir şeyler katana kadar belki de o kadar birbirinizi tanıyana kaynaşana kadar biraz da sizin elinizdekileri size hatırlatan ya da elinizdekilerle ortaya çıkartabileceğiniz yeni bir tarif sunan insanlarla olmaktan da geçiyor.
Benim hepinize dileğim, temennim bu.
Ben kendim için bunu hiç dilememiştim.
Yani böyle bir kafamda plan, dilek yoktu.
Çünkü belli hayal kırıklıkları, belli benzer tipte sizi ortada bırakan deneyimler yaşadıktan sonra kriterleriniz hala var oluyor ama çok basitleşiyor.
Çok temel ihtiyaçlara indirgeniyor.
O yüzden şunu da görmekte, düşünmekte, kabul etmekte fayda var ki size doğru hissettiren bir insan sizin beklentileriniz, kriterleriniz ne kadar düşük olursa olsun bunu sanki böyle bir bit pazarında bir Gucci ikinci el çantayı sırf satan kişi onun ederini, markasını, kalitesini bilmiyor diye
abi 5 euroya aldım, 10 euroya aldım, adam ne sattığının farkında bile değil gibi
sizin o kendi özdeğer bilmezliğinizden nemalanacak biri değil de
size sen kendine bu kadar biçiyorsun ama sen bu kadarlık değilsin, çok daha fazlasın, çok daha fazlasını hak ediyorsun diyecek insanlar umarım çıkar karşınıza.
Çünkü bu çok kıymetli bir şey. Ben bunu hiç dilememiştim.
tabii ki de burada sizin o lokal podcast'ınız olarak size şunu söylemeyeceğim
ya hiç beklemediğim bir anda oluyor falan asla asla ben o insan değilim ben o kız değilim
ama şunu söyleyebilirim ki bir insanın doğru olup olmadığını anlamanın ve hissetmenin belki de yolu
onun bir şeyleri ne kadar doğru yaptığı değil
sizin içinizdeki bazı taşların belki de ne kadar yerine oturduğudur
Kendine çok değer biçmeyen bir insanı değerli hissettirmek, onu kendine bağlamak, onu sevmek çok da efor gerektirmiyor bence.
Tabi bazı değersizlik paternine sahip insanlar partnerlerini çok yorabiliyorlar, kendilerini çok yorabiliyorlar.
Belki aramızda böyle hissedenler vardır.
Ben de onlardan biriydim, öyle olan partnerlerim de oldu falan.
Hakikaten iki taraf içinde yorucu şeyler.
Ama günün sonunda özellikle de günümüz ilişkilerinde kendini değersiz hissetmek işlem bile değilken değersiz hisseden bir insanı sevmek, ona biraz olsun kıymet göstermek aslında çok basit standartları, beyer minimumu yerine getirmekle kolaylıkla gerçekleşebiliyor.
O yüzden de insanlar hiç karşısındakine esas hak ettiği değeri göstermekle uğraşmayıp bazen sadece onun kendi değer bilmezliğinden yararlanabiliyor, faydalanabiliyor.
Maalesef hayatımız, dünyamız böyle faydalı insanlarla dolu.
O yüzden her şey böyleyken birinin gelip de sana sen kendine böyle bir değer biçiyorsun ama bence çok daha fazlasısın demek.
Hatta kendisinin de aslında bu farkındalığı yaratmakla elini daha fazla cebine atması gerekeceğini bir nevi kabul etmesi bence çok kıymetli.
Böyle de övmüş olduk kendisini ama mutluyum ve belki de artık 4 yılın sonunda mutlu duyguları konuşmanın, onları normalleştirmenin, onları içe almanın da zamanı gelmiştir.
Benim için böyle bir yürüyüştü. Aslında çok çok aynı yerde dolandım. Hem konu olarak hem yürüdüğüm mahalle olarak ama yine de kendimi çok yenilenmiş tazelenmiş hissediyorum.
Biraz güneş görmek, biraz akan bir derenin yanında durmak, birkaç tane evden içeriği görebilmek ve dışarıda farklı hayatların da olduğuna yeniden bir şahit olmak.
Aslında bildiğimiz ama unuttuğumuz birçok şeyi hatırlamak gerçekten insana canlı hissettiriyor.
Hayatta olmayı ve hayatta hissetmeyi birbirine karıştırmamak lazım.
Hepimiz hayattayız ama çoğu zaman yaşadığımızı çok da hissetmeden bitirdiğimiz günler oluyor.
Eğer siz de o günlerden birindeyseniz çıkıp bir yürüyüş yapmak, etrafa bakmak ve sizin dışınızda yaşayan, hareket eden her şeyden feyz alarak hayatta olduğunuzu hissetmek için hala güzel bir gün.
Bu bölümü ne zaman, nerede dinliyorsanız tabii ki.
Sizi öpüyorum. Galiba bu burada bitiyor.
Ben de yavaş yavaş aslında ilk hedefim olan markete gidip kendime bir şeyler alıp bir kahvaltı yapacağım bu saatte.
Ama neticesinde günün ilk öğünü ve ben ona kahvaltı diyeceğim.
Yani baktığınızda insan aslında günü nerede algıladığıyla pekala başlatıp bitirebilir.
Kimse bana diyemez ki saat olduğu 4-5 senin yediğin şey kahvaltı olmuyor.
Hadi bakalım ben kahvaltı edeceğim şimdi.
O yüzden aynı gün aynı saatin içinde olsak da aynı şeyleri yaşamıyoruz.
Zaman göreceli.
Tıpkı benim bu 20 dakikalık ses kaydımın bana bir saat hissettirmesi gibi.
Ama umarım siz dinlerken böyle hissetmezsiniz.
Böyle kısa tatlı bir sohbet gibi gelir.
Neyse çok uzattım.
Benimle bu yürüyüşte hani uzun süre aramadığınız bir arkadaşı o yürüyüşte de aradan çıkartmak
ve hem içinizi rahatlatmak hem iyi bir arkadaş olmak istediğiniz anlar vardır ya
onlardan bir tanesi gibi düşünebilirsiniz.
Bir kez daha tabii ki bu telefonun öbür ucunda olduğunuz için size çok teşekkür ederim.
Bu ne zaman ararsam arayayım her zaman açılacağına emin olduğum belki de tek telefon.
Umutsuz alışmayın, yatağa küskirmeyin.
Görüşürüz.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
