
var olmanın dayanılmaz ağırlığı ya da hafifliği
14 Kasım 2025 · 30 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
canım dostum Eylül ile, birkaç kere mesken tutunca "bizim" bellediğimiz bir kafede var oluşun dayanılmazlığını ağırlaştıran veyahut hafifleten şeyleri konuştuk. masanın dördüncü ayağı arkadaşlığımız olduğu için, yokuş bir kaldırımda bile sallanmadan oturduk. bi sandalye çekmez miydiniz?
Transkript
sana bir sorum var. buyrun.
sence varolmanın dayanılmaz hafifliği mi yoksa varolmanın dayanılmaz ağırlığı mı?
ağırlığı tabi ki.
neden?
elaborated.
bu arada sana kız değil misin?'in yeni bölümüne hoşgeldiniz.
hoşbulduk.
buyrun.
anlatıyorum.
bir yerden tutmam gerekiyor mu?
yok.
tamam.
Neden var olmanın dayanılmaz ağırlığı?
Çünkü biraz da yani depresif demeyeyim de pesimist olacak.
Ama bence var olmak genel olarak dayanılmaz bir şey falan diyormuşum.
Yok ağır bir şey yani sürekli.
Yani sanki şey gibi hissediyorum
Ergenliğe ya da
Yetişkinliğe girdiğimden beri
Nasıl
İyi ya da
İyi hissedebilirim ya da
Daha doğrusu kötü hissetmeyebilirim
Minisavaşını veriyormuşum gibi
Hissediyorum sürekli
Belki bir noktada daha
Durgun ve stabil bir yere gelir
Hani yaşımız ilerledikçe
İkimizde 28
27-28 yaşındayız
bu arada.
20'lerin başı kesinlikle daha kötüydü.
Bence.
Evet.
Evet.
Ama hani şu an biraz daha mı iyi?
Evet.
Ama
genel olarak sürekli
nasıl iyi hissedeceğiz?
Nasıl kötü hissetmeyeceğiz?
Genel olarak var olmanın ağır ve
zor bir şey olduğunu düşünüyorum.
Ben?
Hafifliğinin de dayanılmaz olduğunu düşündüğüm bir yerden sordum aslında sana bu soruyu ki bu soruyu ben biraz önce tuvaletteyken düşünüyordum.
Çünkü şöyle ben işlerin hafifleşmesinin de kendince bir ağırlığı olduğunu düşünüyorum.
Yani mesela yaş aldıkça bir şeylerin daha rayına oturması, mesela off record seninle konuşurken biraz aslında mesela bir partnerimin olmasının benim için biraz korku verici olmasının sebebi aramaya çok alışık olmam ve bulunca ne yapacağımı bilememem.
Yani o arama heyecanı, buldum mu, şu an neyiz, o da beni istiyor mu gibi sorgular benim için her zaman daha heyecanlı ve alıştığım şey olduğu için bulmak ve işlerin rayına oturması yani hafifleşmesinden de korkuyorum.
Hani şey gibi böyle bir ara prankler vardı ya elinde böyle un kasesi tutuyor ve ağırlıklarla sonra ağırlıkların ipini kesiyorlar ve un suratına patlıyor falan.
Böyle bir şey yani ben hayatın hafifleşmesinin de dayanılmaz bir tarafı olduğunu düşünüyorum.
O zaman şöyle bir şey.
Şey gibiyiz bu arada.
İmam hatiplerdeki hafıza tuşuması gibiyiz.
Mikrofonu sürekli tabii sen bilmiyorsun.
Bilmiyorum.
Dandöz yönde okudun.
Kendine şuyun.
Bir şey soracağım. O zaman hafifliğini
ben ne demek istediğini
anlamamışım. Hafifliği. O kitabı okudum
bu arada. Evet çok severim o kitabı.
Okumadım ve
evet.
Hafifliği dediğin o zaman
stabilite mi yani? Hafifliğinden
kastın nedir? Artık sorumlulukların
biraz daha hafiflemesi.
Anlıyorum. Ben öyle düşünmemiştim dediğin şeyi.
Ama
senin dediğin yerden şöyle bir şey
söyleyebilirim. Hani
hafiflikle ilgili konuşurken şey
dedin ya hani
şu an mesela işte aramanın
güzel bir şey olduğunu düşünüyorum.
Ya da hani içinde böyle bir şey
içinde olmaktan memnunum.
Ve hafifliği
stabilite ve bir şeylere
alışmak olarak alırsak.
Öyle mi? Aldık.
Sizlerin daha kolaylaşması gibi yani.
İşte bu noktada
bence yine dayanık yani
ağırlık hafiflik bilmiyorum her şey dayanık.
Hayat da yanılmaz. Var olmak da yanılmaz diyebilirim.
Aynen ben öyle bir şey söylemek istemiştim.
Senin söylediğine de şöyle ekleme yapmak istiyorum.
İnsan neyin içindeyse, atıyorum bir ilişkinin içindesindir ya da şu an senin örnek verdiğin gibi bir arayıştasındır.
Neyin içindeyse ona alışıyor ve o hafif gelmeye başlıyor.
Ve bu noktada bir hafiflik sıkıcı gelmeye başlıyor ya da işte bu stabilite sıkıcı gelmeye başlıyor.
Ama aynı zamanda da değişim acı ve endişe veriyor.
Yani bence ikisi de biri kolay ve stabil olduğu için acı vermeye başlıyor.
Diğeri de değişim olduğu ve hayatında bir şeylerin değiştireceği için bir endişe veriyor.
Yani her türlü hayat bence dayanılmaz.
Of ya.
Peki ne sorabilirim diye de düşünüyorum.
Tamam biraz daha o zaman sonuçta bir kafede oturuyoruz ve random bir perşembe günü ve saatlerdir buradayız.
Böyle şeyleri bir insanla paylaşmak, oturup bir sohbet etmek, karşılıklı bir şeyleri konuşmak.
Sence bir şeyleri hafifletiyor mu yoksa günün sonunda biraz da aslında birbirimizin de derdini dinliyoruz ve insan bazen masadan daha ağırlaşarak da kalkabiliyor.
Bu tarz okazyonlar sana nasıl hissettiriyor?
Çünkü ben şeyi fark ettim.
Bu bizim normalimiz olduğu için belki ne kadar kıymetli ya da ne kadar aslında herkesin hayatında olmayan bir şey olmadığını, herkesin hayatında olan bir şey olmadığını çok fark etmiyoruz.
Ama bence insanlar böyle içten sohbetler ya da arkadaşlıklar konusunda maalesef biraz yoksunluk da çekiyor.
Ve ben içinde olduğum için bu tarz dostlukların ya da bu tarz sohbetlerin kıymetini underestimate etmek istemiyorum.
O yüzden de sana biraz sormak istedim.
Yani böyle bir random perşembe günü bir yıla oturup hayat üzerine konuşmak ne katıyor sana?
Merak ediyorum.
Ne katıyor?
Öncelikle değişir yani.
Kim oturduğuna göre.
Hayır hayır.
Senle diyelim ve hani sonuçta Simayla ben kendi adıma, kendi arkadaşlığımız adına konuşursak
yani her şeyi konuşabildiğimiz işte derine inebildiğimiz ve bu konuda hani güvenli hissettiğim konuşurken biri.
Bazen alıngan oluyoruz ikimiz de.
Ama tabii ki yani bu insanlık ve ama sonuç olarak hani güvenli bir şekilde ben derin konuşmalar içine girebildiğimiz bir arkadaşımız olduğunu düşünüyorum.
Bazen bu kötü hissettiriyor.
Çünkü öyle bir modda oluyorum ki bu kesinlikle benimle ilgili yani beni mutsuz eden şeyleri konuşmak beni o mutsuzluğa bazen daha çok çekiyor.
Bazen de tam tersine söylemiş oluyorum ve hafifliyorum.
Yani yine hayat dayanılmaz çünkü bunun da tek bir cevabı yok.
Peki.
Sen ne düşünüyorsun?
Aslında bu biraz yine kayıt dışında seninle konuşurken de sana biraz içimi döktüğüm kısımdı.
Ben biraz insanlara kendini çok açan biri olduğum için insanlara da maalesef bu açtığım konuyla ilgili sonsuz bir yorum yapma hakkını sanki ellerimle vermişim gibi oluyor.
Aslında sonradan fark ettim ki bu benim hatam değil.
Bu insanların yanlış bir okumasının ve maalesef ki biraz sınır bilmezliğinin bir sonucu.
Yani bunu yapmak zorunda değilsin.
Bana da çünkü hayatımın birçok noktasında insanlar profesyonel hayatımın dışında dertlerini anlatıyor.
Ve ben gidip bak sen böyle olduğun için falan gibi analizler kasmıyorum.
Ve haliyle de biraz hayatımla ilgili yapılan yorumlar beni sıkıyor.
Yani ben zaten muhtemelen bana söyledikleri eleştirileri çok daha ağırlarıyla düşündüm ve kendime bunları kamçıladım.
Bir de senden duymayayım gibi bir yerden patlayacak gibi oluyorum.
Ve hani açıkçası senin nezdinde bir senle bir masaya oturduğumuzda sana karşı bu konuda daha filtresiz olabileceğimi biliyorum.
Yani bir mesela sana kızabilirim ama önemli olan sana kızıp kızmamam değil bunu sana söyleyebiliyor olmam.
Mesela gerçekten hayatımda ona kızıp maalesef ki belli endişelerden dolayı söyleyemediğim çok fazla arkadaşlık var.
Ve o arkadaşlık ne kadar güzel olursa olsun onu biraz ağır da yapıyor.
Hani şey gibi ya bak bu bilgisayar kasası çok hızlı çok iyi ama çok ağır yani anladın mı?
Benim onu kaldıracak bir masam bile yok falan gibi bir yerden.
O yüzden galiba seninle daha düşünmeden plan yapmak.
Mesela ben bugün gerçekten bütün günü evde geçirmek ve dinlenmek istiyordum.
Ama seninle dışarı çıkmanın dinlenmeme zeval getirmeyeceğini,
aynen yani dinlenmeme bir engel teşkil etmeyeceği seninle ilgili bir şey.
Çünkü ben sana rahatlıkla tam o zaman birlikte hiçbir şey yapmayalım diyebiliyorum.
Çünkü şeyi bilirsin, bazı insanlarla hiçbir şey yapmamak bile çok ağırdır.
Böyle bir yorulursun yani falan.
Öyle hissetmemek gerçekten güzel.
Ama etkinliğini hiç sevmiyorum ben.
Dinliyoruz ama yargılamıyoruz falan.
İnsanların arkadaşlarıma söyledikleri şeyler şok etti beni o akımda.
Ama biz zaten yargılamıyoruz bence.
Ama ben de bir şeyi değiştirmek istesem bu ne olurdu?
Hani bu şey gibi değil, karakter olarak değil.
Biraz da birbirimizin çektiği acıları ya da zorlandığı şeyleri de bildiğimiz bir yerden soruyorum.
Ve merak ediyorum gerçekten.
Yani hayatında mesela
Olmuş bir şey değiştirmek mi
Düşünce yapısı bile olabilir bu
Hani
Aslında senin bunu
Healthia için yaptığımız podcast'ta da konuşmuştuk
Benim ilişkilenme şeklimle ilgili çok iyi bir eleştirin
Olmuştu senin hani
Sen aslında çok hızlı hareket ediyorsun
Biraz zaman vermelisin gibi
O tatlı bir şey ama aynısı olmasın
Şimdi ya kriz bir şey söylersem
Yani max olacağı şey
ağlarım ve
çok iyi olur.
Demin böyle ağladığımız bir şey oldu
bu arada.
Sen de bir şeyi
değiştirsem şunu değiştirirdim.
Dürüstçe söylüyorum.
Liposakşın.
Ne dedin sen?
Yok artık.
Şakaydı bu arada.
Tabii ki şakaydı.
Dürüstçe şöyle söyleyeceğim.
Ben Simay'ın senin kişilik özelliklerini çok seviyorum bu arada.
O yüzden arkadaşız zaten yani.
O konuda kesinlikle hiçbir şey yok.
Ama bence sen de şunu değiştirmek isterdim.
Seni korumak için.
Ne kadar radikal ve radikal demeyeyim de.
Hani o çok şey oldu ama.
Hani böyle kendi görüşleri olan ve şey biri olmana rağmen ben başkalarının söylediklerinden çabuk kırıldığını ve etkilendiğini düşünüyorum.
Ve bazen o kadar yakınında olmasa bile bu insanlar.
Elin sıkıcı.
Ha.
Bunu değiştirirdim.
Hani senin biraz daha dış etkenlerden böyle bu şey romantik ya da şey anlamında değil bu arada genel yani.
Genel olarak umursamıyor gibi gözüküyor olabilirsin ama ben deep down umursadığını ve etkilendiğini düşünüyorum.
İstememene rağmen.
Bunu birazcık değiştirirdim.
Sen benden neyi değiştirirdin?
Hiçbir şey.
seni çok korkunç bir arkadaş
yapıyormuşum. Sen her şeyini
falan diye.
Yok yok benim de var.
Ya tabii ki de ve kesinlikle bu arada
ben de zaten daha
korumacı bir yerden söylüyorum
bunu.
Üzerindeki sorumlulukların
büyük bir kısmının
çok da sana ait olmadığını
düşünüyorum. Yani sana ait olmayan
şeylerin de sorumluluğu altına girmeye
çok müsait bir yapın var.
Ve bunu yine off record konuşmuştuk ama hayatında toplumun beklediği zorlanmalar işte hani started from bottom yoktan var etmek gibi zorlanmalar yaşamadığın için bence hayatta başardığın şeyleri azımsayan bir tarafın var.
ve bir arkadaşım olarak sen de bunu görünce sana sinirleniyorum.
Yani üzülmek gibi bir yerden alsa sinirleniyorum.
Çünkü nasıl biri olduğunu hani bazen böyle arkadaşın karşında ben çok çirkinim diye ağlar
ve ona bunu hissettiren adamı yumruk manyağı yapmak istersin ya
çünkü aslında ona baktığında ne kadar güzel olduğunu görüyorsundur gibi bir yerden.
Hem sorumluluklarının bir kısmının sana ait olmadığını sadece senin onlara hayır demeyecek kadar
Ve tamam ben kaldırırım diyecek kadar naif olmanın bir sonucu olduğunu biliyorum ve bunu değiştirmek isterdim.
Bir de biraz daha kendine kredi veren birisi olmanı çok isterdim.
Yani nedense bu bende de var.
Biz başardığımız şeyleri biraz mütevazıyız.
Ve bu humblılık benim çok sinir olduğum bir şey.
Hani kendimizin yaptığı şeylerin arkasında durmak için birinin bizi azımsamasına ihtiyaç duymadan bunu yapmalıyız zaten.
Ama belki bu biraz mütevazi yetiştirilen bir toplumda olmamızın da sebebidir ama bunu değiştirirdim.
Teşekkür ederim.
Güzel bir yorumdu.
Bence bu biraz mütevazilikten çıkıyor.
Bu arada senin hani biliyorlardır takipçilerin yüksek lisansı yeni bitirdiğini değil mi?
Değil mi?
Onu söyleyecektim.
İkimiz de aynı anda gibi oldu.
Aynı anda bitirdik gibi oldu.
Yani peş peşe aldık mezun, iyi bir şekilde mezun olduğumuzun haberini.
Asla kutlayamadık bunu.
İkimizin de zamanı var ama kutlamıyoruz.
Ve geçen gün arkadaşım bana işte Stefan, uzakta yaşayan bir arkadaşım nasıl kutlayacaksın dedi ve hiç düşünmemiştim kutlamam gerektiğini.
falan oldum.
Ve dedin ya kültürel olarak
belki mütevazi bir yer, bir
ülke ya da kültür.
Bence evet öyle bir
tarafı var kültürümüzün.
Dediğin gibi
en böyle
şeyden başlamadıysan ve zorlukları
yeni yeni başarmadıysan
sanki çok da başarının bir önemi
yok gibi.
Ben bu konuda şöyle düşünüyorum.
Bu bana çok gelen bir de
Yani çevremde çok gördüğüm bir pattern.
O başarıyı içselleştirmek için çok zorlanmayı beklemek gibi.
İşte çevremde şeyi çok görüyorum.
Hani çok tembelim, hiçbir şey yapmıyorum, evden çıkmıyorum, bu aralar çalışmıyorum.
Biriktirdiğim parayı harcıyorum ya da ne bileyim sürekli evde oturup dizi izliyorum falan filan gibi.
yani şimdi düşününce bence bir insanın kendine
bir süre çalışmayıp sadece dizi izlenmeyi
bile
armağan ettiği
arka planda bir şey var yani hani
mesela ben bugün
random bir perşembe günü çalışmıyorum abi
hani çalışmıyorum bugün
arkadaşıma kahve içiyorum saatlerdir oturuyoruz
falan ve bu
insanların işte
9-6 işler ve 9'daki iş için
6'da uyandığı evine 8'de
döndüğü bir hayata alıştırıldığımız
için kendimi çok
tembel ve işe yaramaz hissettiriyor.
Ama sonra oturup düşünüyorum ki ben
bir perşembe günümü arkadaşımla kahve
içerek geçirebilmek için
çok çalıştım aslında.
Yani kendime
tembelliği bile armağan ettiğim
bir düzlemdeyim. O yüzden bunu
çevreme de çok aşılamaya çalışıyorum.
Çünkü insanların en ufak bir
toplumun alkışlamayacağı bir şey.
Ya bu karbonhidrat beslenmek bile olabilir
anladın mı? Yeterince protein yememek,
yeterince yürüyüş yapmamak, hala sigarayı
bırakmamak gibi gibi.
Ya bu senin kendine armağan ettiğin bir şeyse
yani neden armağan her zaman
düzenli pilatese gitmek
ya da işte bu yazı ala çatıda
geçirmek ya da ne bileyim
bostan
işte bostanda sera falan
yapmak olsun ki niye hep ekstremin peşindeyiz?
Belki de kendine gerçekten bir hafta boyunca
tatil yapmayı ama tatilde
hiçbir şey yapmamak yani. Evinde oturmak.
Evinin tozlanması. İnsan biraz
bunu da kendine reva görebilir yani.
hani şey gibi
everyday is a blessing gibi bir konuşma oldu ama
çok severim
bir lafımız vardır bizim bekara karı
boşaman kolay diyebilir misin?
biraz
buraların lafı bizim Türkiye'mizin
lafı aslında çok iyi bir laf var
bekara karı boşaman kolay bak düşününce mesela şey gibi
hani
yani influencerlar
sen de biliyorsun o yollardan geçtin
influencerların
hani
Hani ya da influencer birinin şey demesi gibi.
Arkadaşlar rutinlerinize bağlı olmak o kadar zor değil.
Ya da işte ne bileyim.
Hani hareket etmek o kadar zor değil der bir influencer ama insanlar altıda uyanıyor işe gitmek için falan.
Bu mesela bekara karı boşamak kolay dediğimiz bir düstur.
Bizim de şu an bir perşembe günü 5 saattir burada oturmamız biraz öyle gibi oldu.
Hani insanlara şey diyormuşuz gibi hayallerinizin peşinden gidin.
Ama hayır yani ben şanslı olduğumuzu düşünüyorum bu arada.
Lowkey şanslıyız ama günün sonunda şansın da elde edilen bir şey olduğunu unutmamak lazım diyorum.
Şükür.
Şükür, şükranlıyız, şükrediyoruz.
Dediklerinin hakkında diyecek hiçbir şeyim yok bu arada.
Çok katılıyorum aynen.
Başka bir şey söylemek istiyorum.
Biz
Bir ay önce mi bir buçuk ay önce mi
Sima ile bir tartışma yaşadık
Instagram üstünden
Arkadaşlık konusuna dönmek için dedim
Bu arada onunla ilgili bir şey yaşamadık
Kapanış yaşamadık
Evet
Ben unutmadım
Çünkü şöyle bir şey
Detaya girmeyeceğim bu arada
Ama hani
Hatırlatacağım
Sen romantik ilişkilerine ilgili
Bir şey söyledin bana
Çok üzgün olduğu bir anda
Ve ben de şu noktada
Hatalı olduğumu düşünüyorum
Ve şöyle bir şey var
Simay'ın acısının
Ne kadar taze olduğunu bilmiyordum
Öyle bir nokta vardı
Ve ona
Üzüldüğü noktada
Ama şunu şunu yapıp
kendini korumadın gibi bir yorum yaptım.
Ve Simay bana çok
sinirlendi.
Dedi ki niye ben kendimi
eleştiriyorum şu anda? Şu an ben
üzülmek ve hani bana
bunu yapan kişiyi
cezalandırmak derken
onun hakkında ona söylemek istiyorum
ama sen beni eleştiriyorsun
dedi haklı olarak.
Ve ben de
özür diledim. Yani direkt
özür diledim bu arada. Evet oha
falan yazdım.
Bu arada benim açımdan kendi kendime biraz kapandı konu.
Ben çünkü özür diledim ama orada biz bir ay bir konuşmadık hiç.
Çünkü benim işte bir seyahatlerim vardı.
Sen İtalya'ya gittin falan bir şeyler.
Ne düşünüyorsun bu konu hakkında?
Mesela bence bizim oradaki sessizliğimiz çok Simay ve Eylül bir sessizlikti.
Yani biz mesela ya ben şimdi düşünüyorum bunu diğer bölümlerde de konuştum.
Hani bu en yakın arkadaş ki bunu biz seninle de çok konuştuk yani ne kadar necessary bir şey.
Kaldın 4K oldu yani.
Şey, söylerim sonra.
Şöyle yani bence gerçekten biz en yakın arkadaş potansiyeli taşıyan iki insanız.
Hani düşününce mesela şu bunu bana söyletiyor.
Her şeyi relate ettiğimiz, her gördüğümüz real'ı birbirimize attığımız, tam bacımla ben gibi olduğumuz için falan değil.
Tartışabilmenin ben anahtar olduğunu düşünüyorum.
Yani sana Eylül ne alaka ya diyebilmek benim için çok büyük bir rahatlıktı.
Çünkü benim hayatımda çok daha eski, çok daha temelde arkadaşlıklar olmasına rağmen sırf belki de hiç tartışmadığımız için
Orada böyle hani şey olur ya sanki elime bir tane yumurta verilmiş ve onu kırmamam gerekiyormuş gibi bir hassasiyet taşıyan ama belki 20 yıllık arkadaşlıklarım var.
Mesela ben Arda'yla 20 yıldır arkadaşım benim Arda'yla bir kere kavga ettiğimde arada süreye bakıyorum bu arada o yüzden arada kameraya garip bakışlar atıyorum arkadaşlar.
Arda'yla ben 20 yılın sonunda bir kavga ettiğimde rahatladım.
Oh dedim yani hani şimdi bu 20 yıl bir rayına oturdu gibi oldu anladın mı?
Sanki ben böyle bir kooperatife girmiştim ve artık anahtarını verdiler bana o arkadaşlığın gibi hissettim.
Seninle de bence başından beri belki hem mesleki anlamda hem birbirimize sürekli bir akran süpervizyonu veriyor oluşumuz.
Hem bir sürü şeyi konuşuyor olmamız falan.
Seninle zaten tartışabildiğimiz için ben çok böyle en yakın arkadaş potansiyeli taşıdığımızı hissediyorum.
Bu etiketi koyarız ya da koymayız.
Ama hani şeyden çok eminim.
Ömür boyu arkadaşım olacaksın.
Biliyorum birbirimizin çok fazla evresine şahit olacağız falan.
Ama biz zaten çok sık konuşan insanlar değiliz.
Yani çok sık mesajlaşmayız, konuşmayız.
Ama şunu biliyorum.
Her zaman birbirimiz için available'ız.
Her zaman müsaitiz.
Yani mesela
hani
senin evine gelip 4 gün, 5 gün, 1 hafta kalabiliyorum.
Ve senin evindeyken senden ayrı yaşayabiliyorum gibi
çok ekstremde sekmeler var.
O yüzden o bir aylık konuşmamak bana çok simay ve eylül tarzı bir konuşmamak geldi.
Ama tartışmanın üstüne bu sessizlik girince orada çok kolaylıkla tartıştığımız için konuşmuyoruz gibi bir anlamın doğabileceğini biliyordum.
O yüzden hatırlarsanız sana şey yazdım ben.
Ya aşkım çok yazamadım ama İtalya'ya gideceğim hani döndüğümde mutlaka görüşelim falan diye sana bir mesaj atmıştım.
Sen de dedin ben de Balıkesir'deyim falan işte Bursa, Balıkesir bir şeyler.
O aslında onun bir şeyiydi.
Hani biz kavga ettik diye konuşmuyor değiliz.
Her zamanki konuşmamamız bu.
Bilgin olsun gibi ama gerçekten benim de galiba şey yönünden çok aydınlatıcıydı.
Aa ben karşımdakine çok kırıldım ve beni anlamaya çalışsın.
Bunu fark etsin falan.
Yoo yani o an söyleyebilirim.
Eylül ben hayır şu an sinir oldum diyebilmeliyim.
Ve sana bunu söylemek ve buna rağmen hayatından silinmemek şeyi hissettirdi.
Bence birçok dinleyen de bunu yapıyor.
Birileri bizi hayatından artık men eder diye bazı kırgınlıkları içimizde tutmak gibi.
Hayır abi yani it's a whole package.
Kırgınlıklarıyla da kırılmasıyla da ki şeyi seviyorum ben galiba.
Birinin seni kırmasına izin verebilecek kadar yakın olmak aslında.
O güven.
Yani şey gibi, hep bu alıntıyı yapıyorum ama çok da seviyorum.
Aynı Yıldızın Altındayı okumuşsundur belki sen de lisedeyken falan.
Tabii Eylül Bahar direkt yalomlar okumak, Twilight okudum diye halktan biri olmaya çalışamazsın Eylül.
Aynı Yıldızın Altındayı okumuşsunuzdur sizler.
Kimliği izledim.
Okey.
Orada çocuk diyor ki, bu hayatta incinip incinmeyeceğini seçemezsin.
Yani kaçınılmaz bir şey bu.
Ama kimin tarafından incinebileceğini seçebilirsin.
İşte bu bir arkadaşınız sizi kırdığında hala iyileştirilebilir bir pay bırakıyorsanız
sizi incitecek insanları seçtiğinizden duyduğunuz bir memnuniyetin göstergesi diye düşünüyorum.
Ve ben gerçekten orada beni sinirlendiren insanın sen olmasına kayna müteşekkir oldum.
Çok teşekkür ederim.
Ben de Harry Potter'dan bir şey yapacağım.
Okumadım da.
Benzer bir laf gibi geldi bana.
Bu arada evet bence de herkes bizi kıracak.
Everybody hurts someday.
Öyle bir
bir sürü şarkı da var bu arada falan.
Ama Harry Potter'da şöyle bir laf vardı.
We accept the love
we think we deserve.
Kesinlikle.
Yani
meali. Türkçe meali.
Ne?
Bu bu arada
Bir çevireyim mi?
Çevirebilir miyim?
Bir dakika çok baskı altında.
Unutma söyleyeceğin şeyi.
We accept the love we think we deserve.
Yani
hak ettiğimizi düşündüğümüz
sevgiyi kabul ederiz.
Nokta.
Bu Harry Potter'dan değil
The Perks of Being a Wallflower'dan
bir alıntıydı bu arada.
Percy Jackson'daki
çocuk oynuyor diye oradan
düşünüp Harry Potter. Hatta ne biliyor musun?
Emma Watson o filmde oynuyor diye
sen Harry Potter sandın.
Hayır.
Olabilir. Bu
iki filmleri
de izledim ve kitaplarını
okumadım. Ama
bunu bana biri söylemişti.
Ben
Harry Potter zannetmiştim.
Neyse önemli değil ama
sonuç olarak
hak ettiğimizi düşündüğümüz
aşkı veya sevgiye
kabul ederiz çok mükemmel
biraz da ben de durdum
ama konuşacak bir şeyim yok
ne diyorduk ya
evet
ben bu konsepti çok sevdim
bu çok iyiymiş biz seninle böyle arada
kofeye oturup konuşalım ve
kozmos lowkey
şeymiş ben ev adresimi veriyormuşum
biz kozmos'da oturuyoruz bu arada
burada olduğumuz için mutluyum
mutluyum Ben de çok mutluyum bu kadar mıdır Sen çok konuştu ama sanki söylemedim gibi geldi
özür dilerim kanalı sahibi olduğum için özür dilerim yok Hayır ben yeterince görevimi yapmamış
gibi hissettim ama burada bir görevim yok zaten o zaman şöyle kapatalım
hak ettiğiniz aşkı ve incineceğiniz insanı iyi seçin.
Çok sert bir öneri.
Seçmeyin hayat zaten dayanılmaz.
Bilmiyorum.
Ya tamam ben hemen toparlıyorum.
Evet hayat ağırlığıyla ya da hafifliğiyle bir şekilde dayanılmaz.
Var olmak dayanılmaz.
Bunu daha katlanılabilir yapan insanlar umarım her zaman yanınızda olur.
Çünkü bazen o masada ne konuşulursa konuşulsun.
Yani bakın ben 5 saattir böyle yokuşta oturuyorum.
Ama bizi sadece ayakta tutan bu masanın dört ayağı değil.
Biraz da konuşabildiklerimiz, biraz da yer çekimi gibi falan.
ayaklarınızı yere bastıran
arkadaşlıklar iyidir yani.
Sorumluluğu bölüşmek iyidir.
O yüzden kanalıma
geldiğin için çok teşekkür ediyorum.
bunu benim yakın
arkadaşlarıma konu kalınca soruyorum ve her seferinde
ay sen ne diyordun falan diyorlar ama
ben bölümlerimi nasıl bitiriyorum Eylül hatırlıyor musun?
Neyse tamam.
Umutsuzluğa alışmayın yatağa küs girmeyin diye bitiriyorum ya ben her bölümümü
Benle öyle bitirmeyin
Öyle bitiriyorum
Neyse
Bölümü bitiriyoruz
Bir şey söylemek ister misin Elif?
Umutsuzluğa alışmayın yatağa küs girmeyin
Yatağa mı küsmeyelim yoksa küs girmemek
In general küs duygularla girmemek
Tamam
Kendince bir bitir ama yani dinleyicilere
Görüşürüz
Ben öyle bitiriyordum
İyi ki bırakmışsın falan
Görüşürüz
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
