
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
büyüyünce ne olacaksınlar'dan oku da büyük insan ol'lara kadar uzun bir yol var üniversiteye uzanan. kazanmak gibi adlandırılacak kadar büyük bir ödül mü bilinmez ama kazandıktan sonrasını kimse konuşmuyor. anlatıldığı kadar ütopik mi, harbi kendimizi buluyor muyuz ya da kayıplar veriyor muyuz uzun uzun konuştum sizinle. üniversiteden yeni mezun olarak 4 senemi gözümün önünden geçirdiğim 25.bölüm huzurlarınızda!
yeni nesil sınava hazırlık desteğiniz Kunduz'u denemek isteyenler için SIMAY20 kodu uygulamada sizi bekliyor <3
Transkript
Herkese merhaba. Sena Kuzdiğimiz'in 25. bölümüne hoş geldiniz.
Bu sayı arttıkça ben gerçekten şaşırıyorum.
Hem bu kadar anlatacak şey bulabilmeme hem de her seferinde beni daha da artan bilgiyle dinlemenize.
Bu benim için oldukça önemli bir bölüm.
Çünkü eğer bir podcastin ömrünü bir insan ömrüyle bir asırla sınırlandıracak olsaydık bu bölüm Sen o kız değil misin?'iz çeyrek asrı olurdu.
O yüzden benim 23 senedir hadi hani ilk 3-4 seneyi saymazsak böyle bir 19-20 senedir hissettiğim, söylemek istediğim ya da içimde tuttuğum birçok şeyi bu son bir senede dinlediğiniz ve kayda değer bulduğunuz için çok çok minnettarım size.
Çünkü önümüzdeki ay aynı zamanda senin bu kız değil misin birinci yaşı.
Tabii bütün bunlar üst üste gelince aslında ne kadar büyük bir yol kat ettiğimi biraz daha geriye bakınca anlayabiliyorum sayenizde.
Bu aralar daha fazla aslında konuşmaya ihtiyacım var.
Üniversiteden mezun oldum ve üniversite üzerine benden epeydir bir bölüm beklediğinizi de biliyorum.
Ama üniversitenin kapısına girmemle çıkmam bir olduğu için artık üniversitenin de bitmesine bu kadar yaklaşmışken, birkaç günüm kalmışken bir türlü bilgisayarımın karşısına geçemedim.
Çünkü yüzleşmek istemedim.
Ama bu bölüm sizinle gerçekten üniversiteye girmek nasıl bir şeydi benim için, beklentilerim ne kadar karşılandı bunları konuşmak istiyorum.
Çünkü biliyorum ki aranızda bundan korkusu olan, çekinen var.
Hazırlanan, bu sene kazanan ya da geçen sene kazanıp COVID dönetiri gidemeyenler var
O yüzden kendi deneyimlerimi, beklentilerimi paylaşacağım
Umarım beğenirsiniz bu bölümü
Bölüme geçmeden önce sizinle paylaşmaktan mutluluk duyduğum ve Sen O Kız Değil Misin'in ilk işbirliği olan Kunduz'dan bahsetmek istiyorum
Çünkü bu bölümde sizinle üniversiteyi konuşacağım
Üniversite hayatı beni gerçekten şekillendiren, kendimi bulduğum, bazı noktalarımı kaybettiğim ama en nihayetinde şekillendiğim bir yerdi.
Ve benim için üniversiteye hazırlık süreci de en az üniversite kadar bileğici bir dönemdi.
Ben mezuna kalıp üniversiteye iki kere hazırlandığım için ikinci senemde biraz daha aslında nelerden kaçınmam gerektiğini ve nelerden aslında yardım alabileceğimi biraz daha iyi biliyordum.
Ve en büyük stres faktörü de üzerimde.
Sanki ne kadar fazla para harcarsam, ne kadar fazla özel ders alırsam, ne kadar pahalı bir dershaneye gidersem başarıya o kadar hızlı erişebilirim kaygısıydı.
Ama ikinci senemde bu gerçekten kaçınmam gereken bir şeye dönüştü.
Özellikle de her şeyin yavaş yavaş online'a dönüştüğü ve belki de kaliteli eğitime erişmenin bu kadar zor olmaması gerektiği bir dönemde
Kunduz aslında sizin online anlamda eğitim öğretim olarak üniversite yazılık sürecinde destek alabildiğiniz bir platform.
Kunduz ile birlikte neler yapabileceğinizden bahsetmek isterim.
Çünkü size bu uygulamayı tanıtmadan önce kendim biraz kullandım, biraz araştırdım, bir öğrenci gözüyle baktım, bazı sorular attım.
O yüzden de gönül rahatlığıyla öneriyorum aslında.
Benim üniversite yazılım sürecinde zorlandığım şeylerden bir tanesi de sorduğum soruların ya da kafama takılan şeylerin cevabını almak için biraz bekleyecek olmamdı.
Ya yarınki etüdü bekleyeceğim ya anladığım hocayı bekleyeceğim.
O yüzden onları tutmak elimde bazen hangi noktayı anlamadığımı unutmama neden oluyordu.
Konunuzla birlikte kendi evinizden yine evinde oturan bir hocaya sorunuzu gönderip dakikalar içinde bu sorunun yanıtını alabilir.
Yanıttan hala tatmin olmadıysanız anlamadığınız noktalar ya da detaylandırılmasını istediğiniz yerler varsa bunu da hocaya iletebildiğiniz bir eğitim öğretim platformu.
Fakat bununla kalmıyor aslında.
Bu sorunun cevabından tatmin olduysanız hocayı değerlendirebiliyorsunuz.
Böylelikle aldığınız cevabın aldığınız eğitimin aslında kalitesini hem stabil hem de daha kaliteli bir noktaya getirebiliyorsunuz.
Kunuz Premium içerikle birlikte sınırsız soru hakkına sahip olabildiğiniz gibi platform içinde hali hazırda yer alan müfredata uygun konu anlatım videolarını izleyebilirsiniz.
Videolu test çözümlerine erişebilir.
Aynı zamanda Türkiye genelinde çevrim içi sınavlara girerek de kendinizi deneyebilirsiniz aslında.
Bununla birlikte çok uygun bir fiyata özel ders alabilirsiniz ve bu canlı özel ders desteğinde konu anlatımı mı istiyorsunuz?
Konunun püf noktalarına mı erişmek istiyorsunuz yoksa hocanızla birebir soru mu çözmek istiyorsunuz?
Bunu da siz seçebiliyorsunuz.
Hocanızı da siz seçebiliyorsunuz.
Ancak bütün bunların yanında benim en beğendiğim özelliği, benim de üniversiteye hazırlık sürecinde en çok ihtiyacını duyduğum şey,
bana çizilen yolun ne kadar bana uygun olduğuydu.
O yüzden rehber kunduzla birlikte rehber öğretmen eşliğinde kendi çalışma hızınıza, öğrenme stilinize göre aslında üniversiteye hazırlık yolunuzu daha da sağlamlaştırabilirsiniz.
Dilerim kullanır ve memnun kalırsınız.
Eğer denemek isterseniz simay20 koduyla 20 liralık bir indirimden de yararlanabilirsiniz.
Üniversiteye hazırlık sürecine dair küçük bir ipucu verdikten sonra artık üniversiteye ve bölümümüzün esas kısmına geçebiliriz.
Şimdi üniversiteye başlamak gerçekten benim kendi kafamda birçok şeyin sıfırlanacağı ve yeni bir başlangıcın tam anlamıyla böyle önüme serilecek.
verileceği bir fırsat kapısıydı aslında.
Çünkü belki benim karakterimi az çok çözmüşsünüzdür bu 25 bölümde ama
ben böyle bunu daha önce de dile getirdiğimi hatırlıyorum.
Bir şeylere böyle başlayacaksam onun tam olarak kafamdaki gibi olmasını istiyorum.
Hani mesela bir ders çalışacaksam işte öncesinde ritüellerimi yapayım yani
cildimi temizleyeyim, duşuma gireyim, tertemiz giyineyim.
Evde böyle aklımı kurcalayan bir bulaşık, bir temizlik, bir şey olmasın.
Her şeyi halledip oturayım dersin başına ya da işte atıyorum bölüm kayıtlarımla mesela bazı bölümlerde konuşuyorum ve 20 dakika olmuş neredeyse bir bölüm.
Tamam ben bunu keserim ya diyemiyorum bir hata yaptığımda doğallığı bozulacak diye düşünüyorum ve en baştan başlıyorum.
Haliyle üniversiteye hazırlık süresi de benim için böyle ritüellerle dolu ama biraz olsun bu obsesyonumu da hafifleten bir şeydi.
Çünkü dediğim gibi ben 2 senede hazırlandım üniversiteye.
Ama böyle hani gerçekten üniversite başladığında o kapıdan içeri girerken dedim ki tamam artık yeni bir şey başlıyor hayatımda.
Çünkü benim daha öncesinde atıyorum beden algımın böyle inanılmaz zorlandığı dönemlerde hep kafamda şey vardı.
18 yaşına girdiğimde 18 yaşıma girene kadar istediğim vücuda ulaşacağım bunları bunları yapacağım.
Aslında şimdi şimdi fark ediyorum ki bunlar benim gerçekten yapmak istediğim şeyler değildi.
İşte gerçekten çok kilo vermek, çok zayıf olmak, çok güzel olmak, işte çok büyük başarılara imza atmak falan.
Çünkü gerçekten başarı gibi nitelendirdiğim şeyleri şayet içselleştirmiş olsaydım bence bunun için böyle bir postpon yapıp da 18 yaşıma kadar falan demezdim diye düşünüyorum.
Çünkü bunlar benim mesela 15-16 yaşında hatta 12-13 yaşında yaptığım şeylerdi.
Mesela 12-13 yaşında böyle inanılmaz derecede işte o beden algısı üzerinden zorbalığa uğradığım zamanlarda hep şey derdim.
Tamam 18 yaşına gelme hayatım mükemmel olacak.
18 oldum ve her şey mükemmel olmadı.
Üniversite beraberinde tabii ki problemler getirdi.
Akabinde dedim ki ya 19 çok kıymetli bir yaş gibi geliyor falan.
Tabii bu arada 18 oldum.
Her şeyden önce üniversiteye gitmedim yani istediğim bir yer olmadı ve dedim ki bir sene daha deneyeceğim.
19 dedim ki tamam bak sen 19'da üniversiteye gidiyorsun.
Demek ki bir şeyler için o senin beyaz sayfan bu yaşa olacak.
Üniversiteye gittim.
Kafamla kendimi o kadar böyle aslında bekletmişim, zorlamışım ki hayali bir üniversite hayatını o dizilerde, filmlerde gördüğüm ya da hayalini kurduğum
ya da işte ben üniversiteye yazılırken hep hocalarım şey derdi işte.
İstediğiniz üniversitenin fotoğrafını asın önünüze falan.
yani böyle sürekli hani o üniversite bize çok ütopik bir şey böyle girince artık peri masalı falan gibi atfedildiği için
işte çok gezeceğiz, eğleneceğiz falan.
Üniversiteyi kazandıktan sonra eğlenemediğim, gezemediğim, paramın yetmediği anların hepsi
bana hayatın diğer tarafı yani bu da hayatın bir gerçeği olarak değil de
ben buna nasıl başaracağım? Kimse bana bundan bahsetmedi.
Ya da işte gitmediğim her konser, katılmadığım her etkinlik hayatı kaçırmak gibi falan.
Yeni bir fobi yüklendi aslında bu.
Bilmiyorum duydunuz mu ama FOMO denilen Fear of Missing Out.
Bir şeyleri kaçırma korkusu inanılmaz yüklendi bana.
Haliyle 19'da beklediğim gibi bir yaş değildi.
Sonra dedim ki mesela 20'yi direkt geçtim.
25 şey pardon 21 bana böyle çok ne bileyim çok güzel bir sayı olarak geliyor.
Çok güzel bir yaş 21.
Artık ne 18 gibi taze yetişkinsin yani genç yetişkinsin ne de böyle çok büyüksün tam ortada bir yerdesin 21'sin çıtırsın özgüven tavan harika her şeyi başarırsın falan.
21 ile birlikte benim biraz daha artık böyle psikolojik olarak kendimi sorgulamalarım hayatta kendime bir yer bulma çabalarım da artık baş göstermeye başladı.
Aslında baş göstermemişti.
Yıllardır vardı.
Ama benim sürekli özellikle toplumun önüme sıralı bir şekilde koyduğu
şimdi bununla baş et, şimdi bunun samanı,
şimdi üniversiteye hazırlanacaksın,
şimdi bunu yapacaksınlarını tamamlamakta
aslında o varoluş kaydılarımı,
ben neredeyim, nereye aitim ve nerede kendimi en iyi bulurumlarımı hep erteledim.
21 o yüzden bütün ertelemelerin patladığı bir yaş oldu benim için.
Bu arada söylememi unuttum. Ben yine kahvemi demledim, suyumu aldım.
O yüzden umarım siz de kahvenizle, çayınızla bu bölüme eşlik ediyorsunuzdur.
O yüzden zaman zaman duraksayıp bir yudum alırsam lütfen siz de bana eşlik edin.
Her neyse. Sonra tabii 22 ve tamam artık üniversite 3.
Üniversite 3'ü de bu sefer çok büyütmeye başladım gözümde.
Çünkü ben psikoloji okuyordum ve üniversite 3'te işte şöyle artık alan derslerini seçeceğim.
Daha spesifik dersler seçip kendi yolumu belirleyebileceğim.
Harika, harika bir yaş, harika bir dönem falan.
Sonra 3. sınıfla birlikte bir anda korona patladı ve ben kaçarcasını uzaklaştığım,
kendime yeni bir hayat kuracağım mantığıyla uzaklaştığım o eve geri döndüm.
Ve o geri dönüşün şöyle bir çetrefle tarafı da vardı.
Aslında insanın her ayrıldığı yeri bir sefer daha geri dönme ihtimalini göz önünde bularak terk etmesi gerekiyor bence.
Çünkü çok büyük bir özgüvenle bir daha asla geri dönmeyecekmiş gibi terk ettiğinde, gittiğinde geri dönüş gerçekten kat be kat zor oluyor.
Benim için Covid dönemi biraz daha iki haftalığına geliyoruz diye düşünerek döndüğüm için çok zorlayıcı olmamıştı.
Sonra taşınma telaşımız oldu.
Ben o sıralar daha böyle kendi kişisel gelişime yoğunlaşmıştım.
Spor yapacağım, belli düzenlere oturtacağım.
Çünkü benim için büyümek o kadar korkutucu bir şeydi ki.
İyi bir akademik kariyer istiyorum.
Akademik bir başarı sağlamak istiyorum.
Üniversite hayatını yaşamak, genç olmak istiyorum.
Çünkü kafamın içindeki ses bana sürekli yapmadığım her şeyi kaçırıyorum.
Ve bir daha asla geri dönüşü olmayacakmış gibi bir his veriyordu.
Üniversite bir noktada bana böyle korkuyu sanki yenmemi sağlarken bir noktada da o korkunun temeliydi aslında.
Hani böyle şey vardır ya küçük çocuklar mesela anneleriyle tartışır ya da annelerinden azar işitir.
Anne anne diye ağlar.
Benim için üniversite biraz öyleydi.
Gerçekten dayağını yediğim ama yine de bir türlü kopamadığım, yine onun ilgisine, onun kucaklamasına ihtiyaç duyduğum bir evdi aslında.
Ve bana sunulan, bana anlatılan o tanıtılan üniversite ütopyası, o eğlencesi, dostlukları evet gerçekten bir parçasıydı.
Ama kimse bu ütopyanın bir de distopyası olduğundan bahsetmedi ben giderken.
Benim için üniversite kesinlikle kazanmam ve sonrasında ne olacağını kendi başıma deneyimlemem gereken bir yerdi.
Ve bence hani biraz üniversite belki bilmiyorum gerçekten bizim hani toplumumuzun çoğunluğunun dini inancından da kaynaklı olsa gerek bilmiyorum.
Bunun etkili olup olmadığını ya da diğer ülkelerde, diğer kültürlerde nasıl olduğunu üniversite kazanmaya olan bakış açısında ama
üniversite öyle bir şey ki
gerçekten sanki bir cennet gibi
vaal edilen, kesinlikle
gidilmesi gereken, her şeyin harika
olacağı, yeni bir başlangıç olan
bir şey. Ama hiç kimse giden
sanki böyle cennet cennet gibi giden
gelip de sana şöyleydi böyleydi
diyemiyor. Diyor da yani
herkesin deneyimi kendine ve kimse
bir başkasıyla birebir aynı
deneyimi yaşayamıyor. O yüzden
üniversitenin belki en cazip tarafı o
biricikliği. Ama bu biriciklik
İçinde tabii ki de kaosu, bazı problemleri ve kendine keşfetmediğin noktaları da şak diye önüne çıkartıyor.
Yani üniversite koridorlarında ben hocalarımla, arkadaşlarımla ya da hayatımın aşkıyla karşılaşmadığım kadar
belki kendimle yüzleşmek istemediğim yönlerimle ya da kaçındığım şeylerle hep yüzleştim o koridorlarda, o anfilerde.
Hani bakınca ben zaten bir buçuk senem üniversitemden uzakta geçtim.
Ama yine de hani okuduğum süreçte şimdi benim geriye dönüp de neler yaptığımı görme şansım oluyor.
O yüzden bazı noktalarda aslında o anın tadını çıkartamam ve bunu şu an şu an fark etme,
benim o bir şeyleri tam anlamıyla mükemmelliyetçiliğime uygun şekilde yapamama korkumu çok fazla da tetikliyor aslında.
Ama şöyle bir şey var.
Ben üniversiteye bir daha hazırlanıyor olsam her şeyden önce üniversiteyi bu kadar gözümde büyütmemem gerektiğini kendime bir hatırlatırdım.
Tabii yapabilir miydim bunu gerçekten bilmiyorum. Çünkü gerçekten üniversiteye hazırlanırken aslında sadece 2-3 soru çözmenin ya da işte verilen şeyleri tamamlamanın değil de aslında o psikolojik savaşın, aileyle girilen mücadelenin, arkadaşlıkların ne kadar büyük bir etken olduğunu çok iyi biliyorum.
ve yani şundan
biraz dem vuracağım
ben üniversiteye
hazırlanırken
üniversiteye hazırlanmak dışında
hiçbir şey yapmadım
ve üniversiteden içeri girdiğimde
haliyle onu kazanmak oranın
bir parçası olmak için bu kadar
feragat ettiğim kendi hayatımdan
gençlik yıllarımdan
yaşlarımdan sonuçta hani gençlik yıllarım
demem belki kulağa absürt
gelecek ama yani sonuçta bizim
hep bir hazırlandığımız bir şey yok
Küçüklükten başlıyor ne olacaksın ne olacaksın
Şayet küçükken ben bu olacağım dediğim bölümü kazandıysan da mükemmel bir başarı hikayen oluyor falan
Sonra üniversiteye gidiyorsun
Üniversite hayatı yaşayacağım diyorsun
Hop ortalama kaygısı
Erasmus yapabilecek miyim? Ortalamanın altında mıyım?
Abi bu sınavda çan varmış şu varmış hoca bana taktı
Bunların hepsinin bir parçası oluyorsun
Ama sadece şöyle
ben üniversiteyi kazandıktan ve bitirdikten sonra ve biraz üniversitenin şamarını yavaş yavaş yemeye başladıktan sonra fark ettim ki
üniversiteyi kıymetli yapan benim aslında.
Yani benden kastım öğrenci kimliği.
Ben olmasaydım hiçbir zaman zaten böyle bir binaya, böyle bir yapıya, böyle bir kuruma ihtiyaç duyulmayacaktı.
O üniversiteyi yapan şey nerede bulunduğu, hangi hocalar olduğu, nasıl bir eğitim verdiği değil.
O eğitimi almak talebiyle oraya giren bir öğrencinin varlığı.
O yüzden mesela üniversiteye girdikten sonra özellikle de bitirdikten biraz da üniversitemin böyle öğrenci evi olup yani öğrenci için orada olup
öğrenciden bu kadar uzak, öğrenciyi bu kadar anlamaktan yoksun bir yapıya sahip oluşunu gördüğümde hayal kırıklığına uğradım.
Yalan değil.
Çünkü benim bu kadar kazanmak için, bir üyesi olmak için çaba sarf ettiğim bir şeyden bu kadar,
sen bizim için o kadar da önemli değilsin yani haberin olsun gibi bir tutum görmek beni çok şaşırttı.
O yüzden kendimi üniversiteyle, üniversitenin ismiyle, okuduğum bölümle ya da aldığım puanla sıfatlandırmamam gerektiğini fark ettim.
Bunu ne kadar uyguladım bu tartışılır.
Çünkü bu benim için bir alışkanlıktı.
Çünkü hazırlık dönemimden bile, üniversiteye hazırlanırken bile hangi üniversiteyi kazanırsan,
Hangisinin ismi seni daha ön plana atar, hangisi daha prestijli, şuranın mezunuyum demek daha güzel falan.
Hep bu bilinçle ben hazırlandım ve bu bilinçle yetişen bir dönemin içindeydim.
Şu an nasıl bilmiyorum ama çok da bir arpa boyu yol gidildiğini düşünmüyorum bu şartlarda.
Ama gerek şu an haberlerde gördüğümüz üniversite öğrencilerinin toplumun, büyüklerin, devletin tutumunu da gördüğümde fark ettiğim şey şu aslında.
biz üniversiteye çok büyük bir anlam ve önem atfederek orayı kazanmaya çalışıyoruz.
Ama aslında üniversitenin bizi kazanmasına ve bize layık olmasına çalışıyoruz.
Sonuçta ben belli bir puan yapıp o üniversitenin standartlarına uygun bir aday olduğumu belirterek oraya gidiyorum.
Üniversitenin de bana bu şartlar altında kucak açmasını ve beni bağrına basmasını bekliyorum.
Ama gördüğüm şey ötekileştirilmek, ayrıştırılmak, hak ettiğimi görememek,
bana düzgün bir yemek, düzgün bir barınma, düzgün bir bazen eğitimin sunulmaması,
bazen gerçekten kale alınamamak, muhatap olarak görülmemek.
O yüzden kendimi belli bir noktadan sonra üniversitenin ismiyle, puanı ile, okuduğum bölümle sınırlandırmamam gerektiğini,
o bölümün ben olduğum için, o okulun ben olduğum için orada olduğunu kabullenmeye çalışmaya başladım.
O yüzden yeni gidenlere, şu an hala okuyanlara ya da hazırlananlara en büyük tavsiyem şudur ki,
Sizin gittiğiniz üniversite sizi belirlemiyor.
Siz aslında gittiğiniz yeri belirliyorsunuz ve orada bir iz bırakıyorsunuz.
Mutlaka bu iz karşılıklı bir şey ve üniversite sizin üzerinizde çok büyük bir etkiye sahip olacak ama
her zaman aslında benim geçmiş bölümlerde ilişkiler için söylediğim bir şey vardı.
Ki bahsettiğim üniversite öğrenci ilişkisi de aslında böyle bir ilişkiye dayanıyor bence.
Hani bazı insanları hayatımızın merkezine koyuyoruz.
Ve sonra o insanlar ona böyle bir hak verdiğimiz için bunu verenin biz olduğumuzu artık unutarak ben bu kişinin hayatının merkezindeyim ve her istediğimi yapabilirim gibi bir komplekse bürünüyor.
Halbuki o merkeze biz koyduysak biz her ne kadar zor olsa da oradan indirme gücüne sahibiz.
O yüzden üniversitede bence bu ilişki temelinde oturtulması gereken başka bir ilişki doğuruyor öğrenci ile arasında.
O da şu ki evet hayatını şekillendirecek, evet hangi okuldan mezun olduğun belki ileride karşına çıkacak ama her şekilde o üniversiteyi sen seçtin, sen gittin ve bu dönülmez bir yol değil.
Burada yapacağın her şey senin üzerinde, senin üzerinde hak talep ettiğin ve söz sahibi olduğun.
Yani ne kadar çalıştığın sadece sana.
Hangi puanı aldığın sadece sana.
Ne kadar gezdiğin, tozduğun, kimle arkadaş olduğun sadece sana.
Benim üniversitenin benim üzerime kattığı ve benim gerçekten hala daha ağırlığı altında ezildiğim komplekslerden bir tanesi de geri kalma korkusuydu.
Çünkü hem bana vaat edilen ve her zaman anlatılan o masalsı, o çok heyecanlı, çok gençlik dolu üniversite hayatını yaşamak istiyorum.
Hem de bir noktada üniversite bittikten sonraki hayatıma çok da zarar vermeyecek bir şekilde belli bir akademik başarının altına kalmamaya çalışıyorum.
Haliyle o rekabet bazen insanın gerçekten özellikle de o rekabetin artık daha da spesifikleştiği bir ortamda insanın kendine olan saygısını zaman zaman yitirtiyor.
Mesela şeyle çok karşılaşıyordum işte kendimde de bunu görüyordum.
Abi geçen gün hiç uyumadım.
Bütün konuları çalıştım falan.
Bunu demek aslında ne kadar kendime zarar veriyorum.
Ama bunu demek, bunun bir parçası olmak, insana bir noktada kendini sanki bir kalta böyle üye olmak, artık bir şeyin bir parçası olmak gibi hissettiriyor.
Çünkü bir anda atıyorum 2-3 sene önce ya da 1 sene önce üniversiteye hazırlanırken fikrinin bile olmadığı,
sadece orada burada, üniversite okuyanlarda
ya da twitter'da duyduğun
o üniversite ağzının bir anda
konuşabilecek noktaya geliyorsun.
Bir anda 101 esprileri yapmaya
başlıyorsun. Bir anda gerçekten
o hoca bana taktıların,
abi çam varmışların,
işte ne bileyim sınıf grubundaki
o inanılmaz
böyle cringe anların
bir parçası oluyorsun. Bunların şakasını
yapmaya, bunlardan sistem etmeye
bunların bir parçası olmaya başlıyorsun.
Ve her ne kadar üniversite sana belli
sorumluluklarla birlikte belli problemler
getirse de, yüzleşmek
istemediğin, karşılaşmak istemediğin insan
profillerini önüne getirse de
etrafına baktığında özellikle
benim gibi yalnızlık hissiyle
sıklıkla boğuşan ve bu yalnızlığın
sadece ilişkilere ona buna değil de
hayatın her alanına
kendini uyarlayabilecek bir his olduğunu
eğer sen de az biraz
yakınsan
yani bu hisse yakınsan
bir yandan aslında üniversitenin
ortak dilli problemlerinin bir parçası olmak problem adı altında iyi de hissettiriyordu bana.
Yani bir yanda artık final haftası stresini çekmek,
mesela aileme of finallerim var çok yoruldum ya dün gerçekten hiç uyumadım demek,
galon galon kahve içmek bunlar bir yandan da kendini sanki bir ritüeli gerçekleştiriyormuş.
Sanki o yüzyıllardır süren üniversite geleneğini sen de bozmayıp devam ettiriyormuşsun gibi de
bir his veriyor. O yüzden
üniversiteye yeni gideceklere
hazırlananlara ya da
başlayanlara benim
yegane tavsiyem
yani tavsiye denmez de hani
bir sırtına böyle bir
desteğim, bir pıt pıtım şudur
başta gerçekten çok yadırganıyor.
Ben neredeyim
ve istediğim şey bu mu? Bu muydu?
Bu oluyor.
Hele ki ben yani psikolojiyi böyle
hep şey hani işte
ya sen çok dert dinliyorsun, çok güzel akıl veriyorsun
sen kesin psikolog onlarla ortaokulda kafama kazınmış.
Lisede iyice artık işi hırsa bindirdiğim.
Üniversitede de nihayet okumaya başladım.
Bölüme ben ilk geldiğimde inanılmaz düşük puanlar alıyordum.
Çünkü ben her zaman insanı duygular üzerinden değerlendiriyordum.
Benim karşıma bir çıkarttılar bilissel psikolojiyi.
Ben duman oldum yani.
İşte bana bir çıkarttılar fizyolojiyi.
Ben aklımın böyle bir yani bunu prosesleyecek bir bölümü olduğundan bir haberdim.
İstatistik dersinde ağlaya ağlaya dersten çıkıyordum.
Kocaman afide bir de ağlarken, dersinden çıkarken yandakilerin kayıp bana yer vermesini,
böylece sınıfı sessizlik içinde terk etmeyi falan bekliyordum.
Hani o yüzden beklediğim gibi bir şey olmaması beni şok etti.
Ama sonra fark ettim ki, üniversite sadece benim elimde bir hamur.
Bu hamurdan benim hangi yemeği yapacağım, ne pişireceğim, ne kadar lezzetli olacağı, kimin damak zevkine uygun olacağı olup olmayacağı sadece benim belirleyebileceğim bir şey.
Hepimiz mesela benim atıyorum girdiğim senede hepimiz 150 kişi aynı eğitimi aldık.
Ama herkes aynı kitabı okumadı.
Herkes aynı seminerlere katılmadı.
Herkes aynı barda sarhoş olmadı.
Herkes aynı kişiden hoşlanmadı.
Herkesin kalbi aynı kişi tarafından kırılmadı.
Haliyle hepimiz farklı psikologlar olarak aslında o kapıdan ayrıldık.
O yüzden başta ben arkadaşlarımın seminerlere gittiğini, akademik kitaplar okuduğunu, araştırmalar yaptığını gördüğümde gerçekten cinnete yakın bir şey yaşıyordum yani.
O geride kalmışlık.
Ama benim de o kaygıyla, o korkuyla kağıtları böyle karıştırdığım, notlara abandığım, hadi oku hadi anlat edeyim.
Ve sonucunda çok daha büyük bir hayal kırıklığıyla masadan kalktım, çalışmalarım oldu.
Sonra fark ettim ki bu benim hayalim değil.
Bu A kişisinin hayali.
A kişisi kendi hayali için bu makaleyi okuyor.
Ben niye bunu okuyorum ki?
Bu benim hayalim değil.
Ama şöyle düşünmeye başladım sonra.
Mesela ben projelere gidiyordum.
Ve atıyorum bir projeye gitmek için ders sınavlarımı büte bırakıyordum.
İyi notlar alamıyordum ya da.
ya da ne bileyim herkes böyle gerçekten 90-100'e yakın şeyler alırken gerçekten 85'e oturup ağlıyordum falan.
Neden diyordum yani ne eksiğim var, neden?
Çünkü sanki böyle 85 üstü alanlar böyle bir partide takılacak falan da ben dışarıda uzaktan onlara el sallayacağım gibi falan.
Ve gerçekten içinde bulunduğun ortamın seni ne kadar şekillendirdiğini ve üzerinde tahakküm kurduğunu hissedercesine
Ne kadar rahat bir insan olursan ol, gerçekten niye herkes 95 aldı da ben 92 aldım hissediyorsun.
Yani öyle üniversite olunca, tabi bölümden bölüme, sınavdan sınava, hocadan hocaya değişmekle birlikte,
yani 90 olsun, 60 olsun, 30 olsun bu değil mevzu.
Demek istediğim, gerçekten hani sana yeterli olan, senin beklentinden fazla ya da beklentine eşit olan şeylerde bile,
kendini başkalarıyla kıyaslamaya başlıyorsun yani.
tabii bu şey değil, bu bir fact değil, siz de başlayacaksınız değil.
Sadece ben bunları yaşadım ama bunun içinden çıkmam gerektiğini fark ettim.
Çünkü hep şeydim yani, üniversiteyi kazanmak bana sadece istediğim bir şeyi yapabileceğimi gösterdi.
Çok umutsuz, çok enerjisiz, çalışmak istemediğim günlerden bir şekilde belki başkaları 10 adım atarken günde
Ben zaman zaman böyle mehter marşı gibi 3 ileri 1 geri şeklinde daha yavaşta ilerlesem de kendi hızımı, kendi rotamı çizebildim.
Çünkü 10 adım atacak olan adamın belki 100 arşınlık bir yolu var.
Ama belki ben çoktan olmak istediğim konumdayım ve farkında değilim.
O yüzden o 3 ileri 2 geriler belki bana nerede olduğumu fark ettirecek.
Bilmiyorum.
Sadece aynı okula da girsek, aynı sıraya da otursak, aynı bölümü de okusak her ne olursa olsun attığın adımdan yola hangi adımla başladığına kadar bu senin belirlediğin, senin spesifikleştirdiğin ve senin damak tadına uygun bir yol aslında.
Varacağın yolun aynı olduğunu düşünsen bile eminim manzarada baktığınız şeyler değişecek.
O yüzden eminim ki herkes o kendini başkaları ile kıyaslama dönemine giriyor.
Bunun bir kaçınılacak noktası var mı bilmiyorum.
Sadece benim burada konuştuğum şey benim kazandığım farkındalığı yakalayana kadar ben kendimden çok şeyde kaybettim.
Üniversite bana gerçekten kendimi buldurdu ama kaybettiğim noktaların da varlığı yatsınamaz derecede.
Kendimi buldum, kayboldum ama şu an bakınca kaybolan ve bulduğum parçalarla aslında olduğum ve oluşturduğum kişiden bir o kadar da memnunum.
Çünkü belki kaybettiğim noktaların kaybolması gerekiyordu.
Belki benimle artık olmaması gerekiyordu.
Belki benim kaybettiğim şeyi bir başkası koridorda buldu ve aldı.
O artık onun kazancı.
Hani bunu bilmiyorum ama sadece kazançlardan ve sadece sana eklenenlerden değil,
zaman zaman seni eksilten şeylerden de oluşan bir şey olduğundan bahsetmeye çalışıyorum üniversite hayatının.
Ve benim böyle fark ettiğim şeylerden bir tanesi de,
mesela bana gelen birkaç tane mesajda hep şey diyordu dinleyicilerim,
işte ben kendimi hazır hissetmiyorum.
Neyle karşılaşacağımı bilmiyorum ve karşılaşacağım şeyden korkuyorum gibi.
Bu aslında belki de üniversiteye hazırlık dediğimiz şey.
Aslında biz üniversiteye girmeye hazırlanıyoruz.
Üniversite sınavına hazırlanıyoruz.
Üniversiteye hazırlık diye bir şeyden kesinlikle geçmiyoruz.
Çünkü ben beni üniversiteye gidecek olma gerçeğinin o tırnak makasından işte kulak çubuğuna kadar nelere ihtiyacım olabilir listesi yaparken
böyle kendime ait mükemmel bir odam olacak, şu olacak bu olacaklardan çok kötü özel yurtları böyle ağlaya ağlaya araştırırken,
işte ailem bana niye bu üniversiteye gidiyorsun, bir üstü var puanı tutuyor, niye oraya gitmiyorsunlarına, onlara ağlaya ağlaya ikna etmeye çalışırken aslında üniversiteye hazırlandım.
Benim o bir senede, iki senede ya da ne kadar süre ise çözdüğüm testler, girdiğim özel dersler, deneme sınavları bunların hepsi üniversite sınavı denen ve iki saat sonrasında rahata erici bir sınava hazırlıktı.
Üniversite denilen şeye kimse beni hazırlamadı gerçekten.
O yüzden o korkuyu biliyorum.
O korku benim dördüncü sınıfta bile yaşadığım bir şeydi.
Bence o sadece aslında üniversiteye gitmek ya da işte atıyorum şu bölümü okuma bu şehre gitmek bunların korkusu değil bence.
O her seferinde aksesuarını değiştiren bazen üniversiteye uygun bazen bir partiye uygun bazen ilk iş deneyimine uygun bazen ilk date'e uygun bir şekilde bir aksesuar takan ama neticesinde aynı korku olan ortak bir şey işaret ediyor.
O da bence kendini daha önce deneyimlemediğin ve görmediğin bir noktada görmek.
Ben mesela üniversiteye giderken biraz da ben böyle üniversiteye ailemle tartışmalarla gittim.
Yani ailem benim bir üst üniversiteye gitmemi istiyordu puanımı tuttuğu için.
Ama ben İstanbul'da okumak istiyordum.
Benim hayalim İstanbul'du.
Ben orada okuyacağım dedim.
İstanbul'a gittim.
Çok ağladım.
Çok korktum.
Uyuyamadım.
Aç kaldım.
Bir şeyleri sıfırdan öğrenmem gerektiğini hissettim.
Ama o burnumun hani burnum düşse yerden almam şeyinden o kavgalardan gürültülerden ve nihayetinde inat ettiğim şeyi yapmanın verdiği cesaretten hiçbir zamanda dönüp de ya beni buradan alın ben çok korkuyorum diyemedim.
Ya da anne ben seni çok özledim diyemedim.
Bir şeyleri kendi içimde rayıma oturtup annemi sadece onu özlediğim için aradığımı hissettirecek noktaya gelene kadar arayamadım mesela.
Çünkü dikme gitmiştim.
Ailemin kendi burnumun dikine gitmiştim ailemin zıttına.
O yüzden o noktada böyle yok dedim yani ne kadar ağladım, üzüldüm, korktuğumu söylemeyeceğim.
Ama korkumun sonra sonra şuna erildiğini, evrildiğini fark ettim.
O da şu ki ben kendimi daha önce hiç görmediğim, hiç bulunmadığım bir ortamda deneyimleyeceğim.
Aslında korktuğum yer gelme şey biraz nasıl tepki vereceğim ve nasıl bir şey yapacağım.
Çünkü ben 4. sınıfta Erasmus'a gittim. Son dönemde artık birçok şeyin deneyimini kazanmıştım. Bir sürü projeye gitmiştim. Kaldı ki Erasmus'a sınıf arkadaşımla gidiyordum. Gitmeden önce bir sürü arkadaş edinmiştim. Zaten orada görüşeceğim falan. Peki neyden korkuyordum?
Kendimi hiç bulunmadığım bir noktada ilk kez deneyimleyecek olmamda, ilk kez kendi başıma başka bir ülkede uzun süre kalacak olmamda ve bütün bunlara benliğimin nasıl tepki vereceğinden korkuyordum.
Çünkü insan her zaman kendine bir konfor zonu arıyor ve yaratıyor.
Eğer o aradığı konfor zonu yoksa bunu yaratıyor.
Ben de yaratıyordum gerçekten.
Hani böyle çocukların o iki koltuk arasına yastıklardan kale yapması gibi bir şekilde her zaman kendi konfor zonumu yaratıyordum.
Beni korkutan şey şimdi oradan çıkacak olmak, yeni bir yerde yeni bir comfort zone kendime oluşturmak zorunda olmaktı.
Ve tamam bütün bunları da kabul ettim.
Peki ya o yeni oluşturacağım comfort zone'da kendime yapacağım yastıklar yoksa kendime kule edineceğim, kendime mesken tutacağım iki koltuğun arasını bulamazsam neler olacak?
Ya benden önce birisi kaptıysa?
O yüzden benim aslında endişemin nerede olacağımdan değil, o yerde nasıl olacağımdan kaynaklandığını fark ettim.
O yüzden o ilk korku bence evet herkesde oluyor.
Çok evrensel bir şey.
Çünkü otobüse, uçağa biniyorsun ya da o odada ilk defa kendi başına kalıyorsun.
Diyorsun tamam artık yeni bir çeptir.
Yani o yeni çeptir üniversite sonucu açıklanınca, üniversiteden içeri girince, ilk ders işlenince, kantindeki kahve içince falan başlamıyor.
Farklı bir ortamda kendini gördüğünde çoktan başlamış oluyor zaten.
O yüzden o korkunun aslında biraz daha böyle bekleyince, o korkunun doğurduğu o yoğun ses, yoğun kaygı biraz daha hafifleyince
benim çok öncesinde terapistimin söylediği gibi
anksiyete senin içinden geliyorsa belki de sandığın gibi bir düşman değildir o.
Belki sen kendine SOS veriyorsundur demişti.
Ve ben gerçekten böyle çok uzun bir süre def etmeye çalıştığım anksiyete hissimi
artık bir dost gibi bağrıma basmaya, onun dilini anlamaya yöneltmiştim.
Buna çabalıyordum.
O yüzden o yabancılık hissi, o korku ve ne yapacağım hissi biraz hafiflediğinde
Bu mesela üniversiteye hazırlıkta da böyle bence.
Yani o sınava çalışma evresinde.
Çünkü hiç bilmediğin farklı türden bir stresi deneyimliyorsun.
Bütün bunların içinde o kaygı birazcık daha sesini azalttığında aslında neye tekabül ediyor?
Ve ben bu sesten nasıl bir şey yaratabilirim? Nasıl bir şey çıkartabilirim?
Buna karar vermek önemli.
O korkunun bir de belki bu bölüm anlamamıza yardımcı olur.
Evrensel bir şey olduğunu.
Kim ne kadar gülerse, ne kadar neşeli olursa, ne kadar arkadaşı olursa olsun.
O korkunun farklı şekillerde de olsa herkese tezahür ettiğini bilmek belki bir noktada da rahatlatıcınız olacaktır.
O yüzden benim aslında bu koca bölümde hiç teklemeden konuştum neredeyse.
Söylemek istediğim son şey şu.
Benim üniversiteye girmemle çıkmam bir oldu.
Hayal ettiğim gibi miydi?
Hayal ettiklerimin ötesinde miydi, belisinde miydi?
Bu tabii ki her zaman değişken olabilecek bir şey. Belki aradan yıllar geçecek.
Çünkü benim mesela okurken çok ofladığım, pufladığım her şey birkaç hafta önce mezun olmak için fakülteme girdiğimde tepe tatlak olmuştu.
Her yerine aşık olmuştum bir anda okulun. Halbuki okurken oflaya puflaya, dersleri eke eke gittiğim okul bir anda gözümde böyle sanki benim böyle şaton falandı ve terk etmek istemediğim bir yerdi.
O yüzden bu izlenimin yıllar sonra ne kadar değişeceğini ya da yılları geçtiğinde birkaç gün sonra bile neye evrileceğini bilmiyorum.
Ama üniversitenin belki de çaktırmadan bizi öğretmeye çalıştığı ve neticesinde öyle ya da böyle ya bitirirken ya okurken ya da çok sonrasında fark ettirdiği bir şey varsa o da şu.
Belki benim bu iyimserliğim bilmiyorum ama üniversite olduğu için önemli değil.
Sen kazandığın için ve senin bir kıymetin olduğu için önemli.
O yüzden oraya bir kıymeti senin kattığını ve senin oradan istediğin kadarını alabileceğini,
yani ne olursa olsun neticenin ve iplerin senin elinde olduğunu bilmekten geçiyor bence öğretisi.
O yüzden dilerim bu öğretiyi bir kenarda tutup bu şekilde bu deneyime başlarsınız.
Daha tabii üniversitedeki arkadaşlıklar, üniversitedeki hocalar, üniversite klişeleri de var.
Bunlar çok uzun. Bunları ben bir bölümde de bir arkadaşımla konuşmak istiyorum.
Ama şöyle söyleyebilirim ki benim üniversitem bitmeye çok yakınken bana bir o kadar da hayal kırıklığı verdi gerçekten.
Geçenlerde bir arkadaşımla karşılaştım. Yolda böyle hüngür hüngür ağlıyordum tek başıma.
Sonra bir arkadaşımla karşılaştım. Artık gerçekten ne onu karşıma çıkarttı bilmiyorum.
Yıllardır da birbirimizi görmüyoruz. Yani aynı mahallede oturuyoruz ve görmüyoruz.
Yani yıllardır dediğim 4 senedir birbirimizi tanıyoruz, 3 senedir görmüyoruz birbirimizi.
Oturduk, ben ağladım, biraz konuştuk.
Sonra arkadaşım beni dinlemeye başladı.
Ben endişelerimden bahsettim.
Bana dedi ki hani böyle lisedeyken lisede arkadaş edinirsin, üniversitedeyken üniversitede arkadaş edinirsin.
Şimdi üniversite bittiği için artık nerede arkadaş bulabilirim ki diye düşünüyorsun.
Ama öyle bir şey değil.
Böyle bir şey değil.
Hayat sana zaten yeni bir şeyler edineceğin, yeni arkadaşlar edineceğin yollar çıkartıyor diye.
O yüzden üniversite arkadaşlıklarını, üniversite ortamını hayal etmekten ziyade sana verilen kadarını yaşamayı ve yaşadıkça fazlasını talep etmeyi birebir deneyimlemek gerekiyor bence.
Ve üniversitenin hayal kırıklığı gerçekten daha bir farklı oluyor.
Çünkü elinde sonunda kendi odana, kendi evine ya da yurduna ya da yalnız kalmak için bir banyoya falan kapandığında hayal kırıklıklarıyla çok farklı bir şekilde baş ettiğini de görüyorsun.
Yani üniversite benim için öğretilerle doluydu.
Belki çok hakkını veremedim, belki üniversite benim hakkımı veremedi.
O artık bizim ikimizin arasında bir şey ama kapıdan girmemle çıkmam bir oldu.
Yaşarken hiç bitmeyecekmiş gibi geliyordu.
Ama bitince göz açıp kapayıncaya kadar.
O yüzden dilerim ki gidenler, gidecek olanlar ya da bitirenler az çok relate eder bu bölümü.
Bu bölüm hakkında konuşmak isterseniz de lütfen bana mesaj atmaktan çekinmeyin.
Bir sonraki bölümü böylelikle birlikte oluşturabilelim.
Yani üniversite için yurt odasında olanlar ya da hala aile evinde olup artık bir üniversiteli olarak gözünü açıp kapatanlar,
Ev arayanlar ne bileyim her neyse ne ama elinde sonunda ya bir üniversiteli olarak ya başka bir evde başka bir yurtta başka bir yatakta olarak gözünü kapatıp yatağa girenler sakın umutsuzluğa alışmayın o yatağa da küs girmeyin 4-5 sene sonra bitecek zaten siz umutsuzluğa alışmayın gerisi gerçekten çorap söküğü gibi geliyor.
Üniversite size yeni farklı umutsuzluklar veriyor ama umut her zaman insanın kendisinde.
O yüzden problemlerin çözümünü hiç bulamayacak gibi hissediyorsanız çözüm ise üniversite, üniversiteye hazırlık ya da doktor, yüksek lisans değil.
Siz bizzat kendiniz veriyorsunuz.
Herkesin öğretisi kendine, kendinizin en büyük öğretmeni olduğunuzu bence sakın unutmayın.
Sizi çok çok çok öpüyorum.
Tekrardan hatırlatıyorum.
Eğer üniversiteye hazırlananlar ve kunduzu denemek isteyenler varsa Sima20 koduyla 20 liralık bir indirimi yakalayabilirler.
İlk bir iş birliyim. Çok heyecanlıyım. Kocaman sevgiler. 26. bölümde görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
