
Biz ne yaşıyoruz serimin 4. bölümünde sevgili Deniz ve Mustafa ile örgütlenmenin önemini, direnişin geleceğini ve teyitli haberciliğin önemini masaya yatırdık. Direnişin 1. ayında kaydettiğimiz bölümümüz şimdi yayında.
Savaşmayı ve sevmeyi sürdürün. Sürdürmeyi sürdürün.
Transkript
Herkese merhaba. Biz Neler Yaşıyoruz serisinin dördüncü bölümünde bugün Mustafa ve Deniz'le birlikteyim.
Hatta bunu söylemekte de fayda var. Aslında Deniz, Deniz değil ama biz bir takma isim kullanma ihtiyacı duyduk ki bence bu bile bugün neden bu bölümü yaptığımızın en temel sebeplerinden bir tanesi.
Ben bu seride her seferinde mikrofonu çok farklı yerlerden, belki yolda karşılaştığımız, belki aynı yerde çalıştığımız, belki yan yana yürüdüğümüz ama bir şekilde çok adını sanını bilmesek de hepimizin hayatlarının ortak noktada etkilendiği insanları buraya çağırıp karşınıza çıkartmaya çalışıyorum ki ortaklaştığımız noktalardan aslında şu an topyekun bir direnişin, bir dayanışmanın içinde olduğumuzu herkes bilsin, görsün, kendinden bir parça bulsun.
O yüzden bugün Mustafa ve Deniz'le birlikteyim. Hoş geldiniz.
Hoş bulduk.
Biraz daha yüksek konuşabilirsiniz.
Hoş bulduk.
Nasılsınız öncelikle?
İyiyiz.
Dışarıdayız.
Evet.
Hala dışarıdayız.
Ben bu arada böyle bu bölümlerde şeyi arada her ne kadar şakayla karışık da olsa söylüyorum işte.
Eğer olur da içeri alınırsak ya da umarım bu kısmı arkadaşlarımızı serbest bırakın diye kullanmak zorunda kalmazsınız desem de aslında bu baya bizim acıyı meşkeylemek üzerine hemen böyle o acıdan bir şaka yapma arzumuzdan kaynaklı.
Aslında tam olarak böyle bir korku imparatorluğunun içindeyiz.
Ben bugün aslında biraz da doğru bilgiye bu insanlar nasıl ulaşacak mantığıyla bu bölümü çekmek istedim.
Ve Zapt'ı da temsilen biraz bugün bu bölümü kaydediyoruz.
Zapt'tan bahsedeceğim size.
O yüzden mikrofonu şimdi Mustafa'ya uzatmakla başlayacağım.
Tekrardan hoş geldin.
Seni başın derde girmeyecek şekilde bir tanıyalım isterim.
Benim tek beklentim var şu an.
bolluk uyduğumuzda.
Zapt'ın captionları için yazdığım,
bültenlerin açılışı için yazdığım
o güzel metinler umarım
soruşturma dosyama girer.
Gurur olarak.
Direkt haberleri
değil de hani kendi sesimizi şey
tonumuzu eklediğimiz yerlerde soruşturma dosyasına
girerse sevinirim. Dinleyen
bütün polis memurlarından.
Dinliyorlar mı?
Bilmiyorum. Dinleseler
nasıl olurdu dünyamız
ülkemiz. Onu da tabii merak etmiyor değilim.
Ama bir gün olur da
seni de bir sabaha karşı
baskınında kaybedersek
şayet bu kesit eminim
kullanılacak.
Sen aslında Zapt oluşumunun
içerisinden temel
başlangıçlarından beri orada olan
kişilerden birisin. Bu nasıl
başladı? Zapt ne aslında? Direkt
hiç bununla karşılaşmamış
dinleyicilerimiz olduğunu
varsayarak belki bir sıfırdan
101 yapabiliriz.
ZAPT şu an ihtiyacımız olan politik baskı, direniş ve dayanışma haberlerini bir araya getiren, bunları teyitli bir şekilde izleyicisiyle okuyucusuyla paylaşan bir haber organizasyonu diyebiliriz.
Direnişin böyle ikinci haftası falan ortaya çıktı çünkü ilk başta zaten alanlardaydık.
O bilginin ne kadar bize zor ulaştığının çok da farkına varmamıştık henüz.
Sonra o ihtiyaç ortaya çıkmaya başladı.
Özellikle biz işte bazı şeylerle arkadaşlarla dönüşümlü eylemlere gidiyorduk.
Bir grup işte bazen evde kalıyor ve bize işte ortak yazışma gruplarından şurada polis var oraya gitmeyin işte şuradan şöyle yapabilirsiniz diye organize olmamıza yardım ediyorlardı.
O sırada benim evde kaldığım bir gün şu an haber alınmak için herkesin yaygınlıkla kullandığı birkaç platformun çok rahat içerik sildiğini, yanlış bilgiyi dolaşıma soktuğunu
Sonra o içerikleri çok kolay silip özür bile dilemediğini fark ettim.
Ondan sonra böyle bir kaşıntı başladı bende.
Sabri Hücayesi.
Bizim direnişin içinden bir medyaya ihtiyacımız var.
Çağrısı yaptım.
Çağrıyı ilk yapan ben oldum ama şu an ekibin bir parçasıyım.
Türkiye'de bir şey kurmak sanki böyle bir otorite kurmak için kullanılıyor.
Hiç öyle bir yerden değil.
Çok hiyerarşist bir yapı kurduk.
Yaklaşık 35 tane gönüllü var şu an.
Bu haber takibi yapıyorlar.
Haberleri teyit ediyorlar.
Sonra bunları en kolay anlaşılabilir, en hızlıca anlaşılabilir şekilde metinleştiriyorlar.
İngilizceye çeviriyorlar, tasarımlarını yapıyorlar.
35 kişi gerçekten her gün çok özverili bir şekilde çalışıyor.
Ben de bunun parçası olmaktan şu an çok mutluyum.
Çok tatlı bir ekip oldu Zap Medya ekibinin.
İsim nereden geliyor?
İsim biraz aslında gazeteciliğin amacına tekrar dönmek için benim teklif ettiğim bir şeydi.
Çünkü böyle gazetecilik son yıllarda kötü haber aldığımız, bizi sıkıntıya sokanlarla dertlendiğimiz bir şeye dönüştü ama bunun ilk ortaya çıkışın o bilginin bizim kararlar alırken, rasyonel kararlar almak için veriye ihtiyacımız var, bilgiye ihtiyacımız var ve demokrasiyi de ayakta tutan şey o bilginin doğru bir şekilde akıyor olması.
O yüzden işte Kuvvetler Aydalı'nın dördüncü ayağı olarak kabul edilmesinin sebebi bu.
Çünkü devlet başıboş bırakılırsa, bu sadece Türkiye Cumhuriyeti Devleti için değil,
dünyadaki bütün var olmuş bugüne kadar devletler için,
zapt edilmesi gereken bir şeydir.
Tutulması gereken bir şeydir.
Bunu yapmanın bir yolu da buradaki iki anlamlılığa çok güzel bir şekilde geleceğim.
Bunu yapmanın bir yolu da devletin yaptığı şeyleri zapt etmektir, kayıt altına almaktır.
O şeyleri kaydedersiniz.
Böyle böyle bir şey yaşandı bugün.
Halkla paylaşırsınız.
Halk da ona bir reaksiyon verir ve bu sayede demokrasi ayakta kalır veya işte cumhuriyet ayakta kalır.
O yüzden zapt iki anlamlı bir şey.
Bir yandan biz olan biteni zapt ediyoruz ve kayda alıyoruz.
Bir yandan da bunu yapma amacımız da devlet denen mekanizmayı zapt altında tutmak.
Çünkü dediğim gibi başıboş bırakıldığında tehlikeli bir şey dönüşebileceğini tarihten biliyoruz devletin ve silahlı kuvvetlerin.
Hatta yaşıyoruz da aslında.
Aynen öyle.
Ya bu aslında teyitli bilgi ya da senin de dediğin gibi çok büyük oluşumların çok takipçisi olan kitlelerin paylaştığı şeylerin doğrudan tamam bu doğrudur gibi kabul edilmesi bence bizim de şu an bulunduğumuz tarafın belki de gözüne çektiği perdelerden bir tanesi.
hatta şunu belki görüyorsunuzdur
yani belki yapmışızdır da
zamanında bazı güvendiğimiz
isimler bu yakın arkadaş çevremizde
de olur bir şey paylaştığında ha tamam
ben bu insana güveniyorum o zaman ben de
bunu paylaşayım bu template'i
paylaşayım ben de bu story'e
bu post'u koyayım gibi
orada böyle biraz da şey var
tıpkı hani bir maskenin altına saklanmak gibi
bir kalabalığın içinde olmak gibi
çok like varsa hemen onu paylaşmak
ve doğrudan da evet tamam bu doğrudur
gibi bir kabul var. Ama tarihten
de içinde bulunduğumuz dönemden de gördüğümüz
şeylerden bir tanesi biz zaten ortada
bırakılmaya meyilli bir toplum haline geldik.
Hatta bu da ister istemez
bir güvensizlik de oluşturdu.
Benim zaptı başlangıçta sana
anlattırmamın sebebi de buydu. Çünkü
insanlar şunu düşünüyor. Ya sen
neden böyle bir iyilik yapasın ki?
Senin bundan kazancın ne? Halbuki
aslında sade bir vatandaş
olarak sadece bulunduğun toplumun
özgür kalmasını istemek gibi
temel bir bencillik bile bunu yapmana
sebep olmuş olabilir ama benim de şu an keyifle takip ettiğim, heyecanla takip ettiğim
hatta o teyit sürecini gördüğüm için de gönül rahatlığıyla paylaştığım oluşumlardan bir tanesi.
Peki Deniz sen ne yapıyorsun bu oluşumda, bu süreçte, bu direnişte?
Çünkü biraz da aslında bir nevi iki jenerasyon gibisiniz şu an.
Sen 20'li yaşlarındasın, Mustafa sen 30'larındasın, ben ikinizin tam ortasındayım.
Biraz sizin bu süreçten ne şekilde etkilendiğinizi de ben dinlemek istiyorum ve dinleyicilere sunmak istiyorum.
Ben aslında kreatif alanda çalışan birisiyim.
Üretiyorum çoğunlukla ve bu üretimimi bu süreçte nasıl yararlı bir şekilde kullanabilirime döndü soru.
Ve Mustafa'nın o açık çağrısını gördükten sonra dedim ne gerekiyorsa yani elimden ne gerekiyorsa ben bu işe dahil olmak istiyorum dedim.
Çünkü deprem döneminde de, seçim döneminde de kreatif bir insan olarak bu tarz alanlarda dahil olabileceğim yerler kısıtlanıyor gibi duruyor.
Ama aslında o haberin dünyaya sunulmasını, o sosyal medya hesaplarının da paylaşılması noktasında aslında kreatif insanların da inputu oluyor işlerde.
Ve ben bir şekilde işte tasarımla dahil oldum.
Birazcık hem yalın bir yerden hem de zaten kontekste bağlı bir iş yapacağız.
Ama yine de bunun bir tasarım dili olması gerekiyor.
Bu tasarım dilini kurmasına destek oldum Mustafa'nın.
Ayrıca işte video taraflarında post prodüksiyon kısmında destek olacağım.
Ama dediğim gibi yani hem deprem döneminde hem şu an yaşadığımız şeylerde
sanatçıların da bir sesinin olduğunu ve üretimleriyle ortaya çıkabileceklerini
ve insanlara bir şey sunabileceklerini fark ettim ve bir şekilde dahil olmak istedim bu işe.
Piyanal okuyan birisiyim, üniversitedeyim.
Üniversite dayanışmasının içerisinde bulunmak bana çok iyi geldi bu süreçte.
Kaybettiğim dayanışma umulduğunu tekrardan kazanmama sebep oldu.
Yani resmen bu olaylar yaşanmadan önce suratım asıktıysa artık bunlar yaşandığı için daha ferah bir şekilde çıkabiliyorum.
Çünkü biliyorum bu dayanışmanın varlığını.
Her ne kadar sinirimiz bozulsa da ama bu dayanışmanın varlığını bilmek gerçekten insanda bir etki yaratıyor bence.
Ama evet yani genel olarak bu işe birazcık daha tasarım tarafından, video tarafından dahil oldum.
Kaydetme kısmının görsel tarafından dahil oldum yani.
Ama Mustafa'nın da dediği gibi 35 kişi içeride gerçekten herkes tamam ben Figma biliyorum ben de dahil olabilirim tasarım kısmına.
haber takibi daha önce yaptım, haber takibi yapayım diyerek bayağı el ele tutuşarak yaptığımız bir şeye döndü.
Ve gerçekten hiçbir hiyerarşi olmadan sadece herkes bir şey uğruna çalışarak bir üretim gerçekleşiyor.
Ve bu üretim çok tatbirlisi bir şey yani.
Parçası olduğum için değil ama gerçekten böyle bir şey yapmak isteyen 35 kişiyi birleştirdi Zapt.
Ve ilerliyor yani güzel ilerliyor gerçekten.
Deniz'le bugün konuştuğumuz bir şeydi bu.
Az önce sen çok güzel değindin.
İnsanları örgütlenin dediğimiz zaman sanki böyle elinize molotof kokteyli alın, polise atın demişiz gibi paniğe kapılıyorlar da bu kadar basit aslında.
Ben daha önce, benim böyle bir uzmanlığım var ya da böyle bilgi alanım var.
Şu an toplumun bir bütün olarak şöyle bir şeye ihtiyacı var.
Ben burada kendim bu ihtiyaca neresinden küçük bir katkı yapabilirim?
Örgütlenin bundan ibaret bir şey aslında.
Bizim şu an işte firma bilen birinin başka birilerinin hazırladığı ve teyit ettiği haberleri bir tasarımın içine kopyala yapıştır yapıyor olması bir örgütlenme şekli.
Ve inanılmaz büyük bir katkı sağlıyor.
Zaptözü elinde söylemiyorum.
O en küçük denklemin içinde kendin yapabildiğin küçük bir şeye dahil olmak zaten örgütlenmenin direkt kelime karşılığı.
Dediğin dönüşümlü birbirleriyle eyleme gidiliyor.
Bir kişi evde kalıyor.
O insanlara o haber akışını sağlıyor.
Bile çok büyük bir örgütlenmedir.
Yani birbirine sahip çıkıyorsun çünkü ve birbirine sahip çıkarken aslında etrafındaki diğer insanlara da sahip çıkmaya başlıyorsun.
Yani tanımadığın ZAPT mesela tanımadıklarımıza da sahip çıkıyor şu anda.
Yani çünkü o doğru haber akışını ortaya sunan bir şeye döndü, platforma döndü ZAPT yani.
Ama dediğin gibi en küçüğünde benim arkadaşım Saraçhane'ye gidiyorsa ve ben o gün gidemiyorsam ama o haber akışını ona sağlayabilmek.
Bak burada polisler böyle bir müdahale yapıyor.
Bu sokağa girmeyin demek bire bir örgütlenmedir yani.
Bir de içerideki yaşanabilecek alanda yaşanabilecek birçok şeye de aslında
mesela Saraçhane'ye hepimiz gittik.
İnternete tamamen erişimin kesildiği hatta aynı ortamda bile çok müthiş bir ikililiğin oldu.
Bir tarafta resmen bir miting, bir nevi bir konser yaşanırken
arka tarafta gençlerin baya baya çok ağır müdahalelere aslında maruz kaldığı hepimizin buna şahit oldu.
Hani uzaktan bakan birisi bile o kontrastı çok rahat görebilecekken bunu dışarıya sağlayamamak,
belki saat 20'de olan bir şeyin haberinin 23'de ulaşması bile mesela ben şeyde bunu fark ettim.
Neden dedim insanlar bir postun yanına saat yazıyor.
Sonra dank etti ki buna ne kadar ihtiyacımız varmış aslında.
Ne kadar saattir haber alamadığın neyin ne kadar güncel olduğundan bile aslında ne kadar erişmemiz buna kısıtlanmış.
O yüzden sadece işte evde bekleyen ve sahadakini yönlendiren ve sahadakini koruyan değil içeriden de hakikaten neyin ne olduğunu sıcak sıcak bize söyleyen mükemmel bir akış yani bu.
Biraz zorbalamak zorunda kaldık insanlık tabii saat yazın diye.
Önceki günün müdahale haberini bugün olmuş gibi storiesine koyuyor insanlar.
Hatta işte Aralık ayında işte Belgrad ormanlarına devletin kelimelerini doğru seçmeye çalışıyorum.
Yaptığı sabah baskınını.
Çok güncel gibi ben de paylaştım.
Bugün yaşanıyormuş gibi dolaşıma soktular.
Biz işte ZAP'ta mesela güncel değil falan da sokmak zorunda kaldık.
Çünkü yani sürekli bir direnme halinde bir toplumuz ama daha da çok da bir şeyleri de yeni öğreniyoruz.
Öğreniyoruz bir yandan bu çok iyi.
Beşiktaş Meydanı'da polis avukatını avlukaya aldı halk.
Yani hayatında gördüğüm en güzel avukat var.
Evet gerçekten öyle.
Buradan saygı duruşudur yani.
Şey çok keyifli değil mi ama halk bir şeyi yapabildiğini görünce bir şok yaşıyor ya.
Mesela ben bir tweet görmüştüm.
Ya ben İstanbul Üniversitesi'nde barikat yıkılırken o öğrenci grubundaydım.
Barikatı yıkarken biz şu an barikatı nasıl yıkıyoruz diye düşünüyordum.
Bu da onlardan bir tanesi.
Bence halk da bir dakika polis neden içeride kaldı falan oldu bence o ablukada.
Çok iyi bir andı gerçekten.
2019 Fransa'da bir eylemden bir bilgi var.
Polis kalabalığı dağıtmak için üzerine koşuyor ama çok hızlı bir şekilde.
Korkutucu bir görüntü yani.
Bir adım geri atmıyorlar.
Yani sadece yerlerinde duruyorlar ve polis durup geri çekilmek zorunda kalıyor.
Kimse hareket etmiyor kalabalıktan.
İleri de geri de.
Polise doğru bir şey de yok.
Bir tehdit de yok.
Polis geri adım atıyor.
Sırf halk yerinde durduğu için.
Böyle şeyleri izleyerek ve yaşayarak öğreniyor insan.
Hotte'de işte polisin aldığı barikatın içine soktuğu çocuğu girip 3 kişi birlikte birbirlerini çekerek kurtardılar.
Bu şeylemlerinde falan.
Böyle pratikler öğreniliyor zaman da bunun için işte biraz bilginin daha hızlı dolaşması lazım.
Türkiye'de bir kötü bir şey olmasını bekliyor insanlar storiesine bir şey koymak için.
Ve böyle bir şikayet etmek için paylaşıyorlar.
Ama işte videosunun da yayılmasını istiyorum.
O türde barikattan arkadaşımızı kurtardık videosunun da yayılması lazım bence.
Umudu da yaymak lazım.
Aynen.
Yani benim mesela gözlemlediğim durum bir genzi olarak.
Yani 21 yaşında birisi olarak.
Ben Gezi Parkı eylemlerinde kaç yaşındaydım hatırlamıyorum.
Ama küçüktüm yani.
90 yaşında falan.
Yani 10-12 maks yani gerçekten.
Ve ben o süreçte annem babamla eyleme katılıyordum.
Hiçbir zaman o dayanışmanın en ön safhasında olan bir insan değildim.
Şu an ilk defa böyle bir pratik gerçekleştiriyor.
Birçok öğrenci 18 yaşının altında insanlar gözaltına alınıyor.
Böyle bir dünyada yaşıyoruz yani.
Ve bunun bir şekilde örgütlenmenin bir de bu tarafı var.
Yani korkmadan sokakta bulunmayı öğretmek gerekiyor insanlara.
insanlara. Ben hayatında şiddet görmemiş
birisiyim ve ben ilk defa hayatımda polis
şiddeti görüyorum. Yani arkadaşlarıma
ev arkadaşım kafasından
mermiyle vuruluyor. Kızın tomografi
çekilmesi gerekiyor ve kız
hayatında böyle bir şiddet görmemiş birisi
yani bunların hepsi böyle
o örgütlenmenin dediğim gibi korkusuzca
polise karşı durabilmenin
kaçmamanın aslında ne kadar
büyük bir etki yaratabileceğinin de
yayılması gerekiyor. Çünkü polis de
yani Saraçhane'de insanların üstüne koşarak
o korkuyu salarak
...dağılmasını sağlıyor grupların.
Ben kimle konuşsam...
...15-20 kişi gidilen gruplar...
...saraç hani herkes tek başına dönüyor eve...
...ve birbirinden haber alamadan dönüyor.
Bu çok ürkütücü bir şey yani.
Bu örgütlenmenin de bir şekilde...
...ortaya çıkartılması...
...artık işte Çapulcu'nun...
...el rehberi mi öyle bir post paylaşılmıştı...
...mesela bence çok gerçekten yararlı...
...bilgilerin de paylaşılması lazım.
Yani korkunun bastırılabildiğini...
...umudun öne çıkartılabileceği şeylerin de...
...çıkartılması gerekiyor.
Ama gündem o kadar ağır ilerliyor ki yani o kadar saniyesinde bir şey yaşanıyor ki daha o kısma gelinemedi zaptta yani.
Ama bence bir noktada bunlar da dahil olunmalı.
Yani örgütlenmenin bu kısımlarına da dokunulması gerekiyor bir yerde yani.
Bir de bu şimdi sen daha tasarım tarafında ben yardımcı oluyorum bu direnişe katkı sağlıyorum dedin.
Bence tasarımcılara da biraz artık bir kendini kanıtlama alanı da sundu bu.
Çünkü şimdiye kadar tasarım kısmı zaten genel olarak Türkiye'deki belki dünyada da birçok ülkede böyledir.
Çok batıl ya yüzünü dönmek noktasında ikilemde olan ülkelerde yaşanan bir şey ki tasarım, içerik üretmek, üreticilik genellikle bir insanın sadece hobisiymiş gibi.
Ya da sadece kaymak tabakanın yaptığı bir şeymiş gibi.
Ya da işte bir yerde bir hayvana bir işkence yapılır, bir yerde işte bir felaket yaşanır hemen bir ilüstratör ona böyle bir melek kanadı çizer ve sonra bu aslında biraz bir duygusal mastürbasyon olarak halkı da tatmin eder ki senin annen de Facebook'ta paylaşabilsin.
Ne polis şiddetine, ne yaşanan bir felaketin, ne aslında cinayetin, ne bir stüdyo gibi tarzı romantize edilmesine, ne ona bir melek kanadı takılmasına çok karşıyım.
Çünkü birincisi yaşanan şeyi romantize ediyorsun ve çok yumuşatıyorsun.
İkincisi tasarımcının da aslında o güzelim title'ına, o sıfatına aslında leke sürmüş oluyorsun.
Bu sefer sana da aslında tabiri caizse ılık götlü diyorlar.
Bunu mu yaptın diyorlar.
sanatınla da konuşmak
elinden gelenle de ortaya bir şey
çıkartmak aslında tam olarak bu
yani ben de bunu hep söylüyorum ama ben gerçekten
burada aşk meşk 20'li yaşlar
geçen kimle randevuya çıktım biliyor musunuz
diye sohbet ettiğim bir yerden
son bir aydır sadece
bu direnişi konuşuyorum sen işini
buna göre yapıyorsun sen bir anda belki
işte yılların birikimini acaba ben şu an
nasıl bir halka ve
sivil örgütlenmeye hizmet olarak
sunabilirim diyorsun bence bu da çok kıymetli
biz şu an 3 kişi
aslında bir örgütlenme içerisindeyiz.
Ortak ortamızdaki bir mikrofona konuşuyoruz.
Ve şu an Çağlayan'da bir pankartın altında toplanıp da konuşan arkadaşlarımızdan
çok da farklı bir şey yapmıyoruz.
Bu bana çok güç veriyor.
Biz bugün bir evde bunu yapabiliyorsak aslında Türkiye'nin her yerinde çok benzer şeyler yaşanıyor.
Sadece Mustafa'nın da dediği gibi örgüt kelimesi çok korkunçlaştırıldı geçtiğimiz son 10 yıllar içerisinde.
Birçok kelimenin de kullanıla kullanıla artık anlamını yitirmesi gibi artık sana terörist dediklerinde aynen falan oluyorsun yani ya da çapulcu artık bizim de bağrımıza bastığımız bir kelime oldu.
Yani örgütlenmenin de artık yavaş yavaş isminin gerçek anlamına ulaşmasını umuyorum ben ve bence o süreçlerden bir tanesindeyiz.
Tam da birinci ayındayız bu arada.
Bu bir ayda sizdeki hayata bakış bu direnişe bakış nasıl değişti?
Çünkü hatırlarsanız başta da yani bundan bir hafta iki hafta önce şu tarz storyler postlarda çok görmeye başladık.
Diğer ülkelerdeki sivil halk direnişleri ne kadar sürdü?
4 ay süren var 8 ay süren var hala devam eden var.
Bunun aslında sürekli Türk basınında sosyal medyada yayılması da biraz şey.
Biz çok çabuk sıkılan bir toplumuz.
Bir şeyler hemen olsun istiyoruz.
Sıkılganız birilerinin bir şeyi başlatmasını istiyoruz.
Ve aslında şu an ben kendi açımdan söyleyeyim bir aydır istikrarlı ve büyüyen şekilde bunun devam etmesi bana inanılmaz bir haz veriyor.
Ve hani böyle kendini çok da sevdirmeyen bir kedi sana gelir de kıpırdamazsın ya fark etmesin diye.
Hiç böyle nazar değmesin diye sesimi çıkartmıyorum.
Aman bir şey söyleyeyim.
Şimdi bir ay oldu dersem insanlar pes eder mi korkusu da var ama sizden dinlemek isterim.
Bence siz de umutlusunuz çünkü.
Bu olay katladığında şeyi araştırdım. Gezi Parkı kaç gün sürdü yani? Kaç ay sürdü diye hatta bakmıştım ilk başta. Çünkü bana böyle bir yandan çocuktum tabii ki ama şeyi falan hatırlıyorum. Mesela İzmir'de aile evinde baya yatak odasında yatarken Alsancak'ta yenilen biber gazının şeyi bizim evin içine doluyordu ve biz ağlamaya başlamıştık evin içinde biber gazından falan.
Bu süreç ne kadar sürdü diye bir baktım iki hafta o total en ağır sürecin geçmesi iki hafta sürmüş.
Şu an bunun bir aylık bir süreçte bu kadar büyük ve katlana katlana artarak ilerlemesinin bir büyük sebebi de bence bir partinin bu direnişe dahil olmasının da büyük bir etkeni var.
Çünkü bu sadece öğrenciler ve tırnak içerisinde çapulcular tarafından yapılan bir şey değil.
Gerçekten ayaklanan bir halkın hareketi yani.
Ve bunun bir şekilde bir etkisinin devam etmesi şeye kadar devam edecek gibi geliyor bana.
Yani harbiden bir değişim olana kadar.
Çünkü kimsenin gerçekten kaybedecek hiçbir şeyi kalmadı.
Hiç kimsenin.
Yani şu an korktuğumuz tek şey canımızın alınması ama artık bundan bile korkmayacak hale geldik.
Çünkü hayatta kalabilmek için sadece canımız kaldı elimizde.
Ekonomi yok, diplomanın bir şeyi yok, geçerliliği yok, evindeki tapunun hiçbir geçerliliği yok, insanlar tarlalarından atılıyorlar.
Yani böyle bir dünyada yaşıyoruz gerçekten ve bunu bir şekilde bu bir aylık süreçte benim olmayan umudum canlandı.
canlandı. Ben yani sokakta
yüzüne bakmam insanların. Şu an
sokakta insanlara bakarak yürüyorum.
Çünkü o dayanışma ruhunu
tekrardan hatırlattı bana bu süreç
yani bu direniş gerçekten.
Dediğim gibi yani sokaktan
geçerken insanların suratına
bakmam, kimseye cevap vermem, şey
yapmam. Hem kadın olduğum için, korktuğum
için de yapmazdım ama artık böyle
arkamda öyle bir güç hissediyorum
ki bu direnişle birlikte. Çok çok
daha rahat, daha ferah bir şekilde
akşam gideceğim, eylemde bağıracağım
öfkemi atacağım yani günlük hayatta
sinirlendiğim bir şeye bile orada
bunun öfkesini atabilecek olma fikri bana
çok iyi geliyor ve bunun asla
biteceğini de düşünmüyorum yani o umut
da aşılandı bana gerçekten
çünkü ben ilk başta şeydim bir hafta
bir buçuk hafta evet devam eder
ben Saraçhane'den sonra devam edeceğini
bile düşünmemiştim o kadar ağır
müdahalelerden sonra
yani ama gerçekten
bilmiyorum bu devam edecek
ve bir değişim olmadan da bitmeyecek
Çünkü insanlar artık çok sıkıldı yani ben ülkeden kaçmıyorum yani ülkeden kaçmak olarak da görmek asla istemiyorum.
Ablam yurt dışında yaşıyor birçok arkadaşım yurt dışına taşınmak istiyor bunların hepsi şey ama ben ülkeyi bırakmak istiyorum.
Ben İstanbul'da yaşamayı çok seviyorum ve ben niye bir devlet yüzünden yaratılan bana yaratılan fikirler üstünden ben niye yaşadığım yerden vazgeçeyimme geldi.
ve bunun bir direnişe dönmüş olması da çok iyi hissettiriyor yani bana.
Bir de gezide aktif bir şekilde rol alan belki o zamanın gençleri şimdinin beyaz yakası oldu zaten.
Yani bu adamların zaten akşam anca 6-7'den sonra bir de trafiği var, osu var, bus var zaten anca akşam yapabilecek.
Anca belki evinden, sosyal medyadan bir şekilde destek verebilecek.
O yüzden de bir anda herkesin her şeyi bırakmasını da beklemek çok gerçekçi değil.
Ben de çünkü kendi evimde otururken böyle tek başıma zaten tek başıma oturamamaya çok içimin sıkılmasıyla işte yoldan geçen her arabada ulan beni almaya mı geldiler korkusuyla yaşamaya başlayınca dedim ki ya biraz gerçekçi ol Simay yani insanlar çalışıyor bir şekilde bir yere sorumlulukları var okulu var dersi var bakması gereken bir ev var kendisi var.
e haliyle artık direniş bile bizim sabah 9 akşam 6 işlerimizin dışında yapabileceğimiz bir şeye dönüştü.
O yüzden de zamana yayılması lazım ama şu an baktığımızda ben yavaş yavaş bunun bir hayat pratiği haline geldiğini düşünüyorum.
Mesela geçen arkadaşım şey dedi ya ben artık sanki boykotu 5 kişi yapıyoruz gibi hissediyorum.
Hani sanki haftada bir gün sadece 5 kişi hiçbir şey almamaya karar veriyor.
Belki evet böyle ama ben gerçekten insanların daha az tüketmeye
Çünkü parası olmadığını fark etmeye başladığını biraz da gördüm.
Bilmiyorum siz nasıl düşünüyorsunuz ama ben de çok umutluyum.
Yani bir ay geçti ve hala o alev sönmedi.
Sürdürülebilir bir parçası oldu hayatımızın.
Benim en çok korkum oydu.
Yani özellikle Gen Z diyeceğim hızlı tüketime bu kadar alışmış, hızlı tüketmeye bu kadar fikslenmiş bir jenerasyonun bile bunu sürdürülebilir bir hale getirip bir hayat rutini yapmış olması bana zaten umudu aşıladı.
Yoksa ben gidip CHP mitinginde en önlerde bayrak sallayanlara değil gerçekten öğrencilere ve bir sonraki jenerasyona bu değişimi yaşayacak olan jenerasyonun ne yaptığına daha çok odaklandım.
Ve herkesin bunu bir hayat parçası dediğin gibi rutinin bir parçası haline gelmiş olması bana o umudu aşıladı ve bunun bir aydan çok çok daha uzun sürebileceğini hissettirdi.
Gezi ile ilgili şunu ekleyeceğim.
Ben desteklemek için bu şeyi.
Gezi ekonomik göstergelerinin yukarı yönde olduğu bir zamanda yaşandı.
Tırnak içinde kullanıyorum.
Bunu çok haklı bir mücadeleyle oldu ama tırnak içinde söylüyorum daha şımarık bir eylemdi.
O sırada parktan çalışıyordum.
Beşiktaş'ta kiramı ödeyebiliyordum
Beşiktaş merkezinde oturabiliyordum
Aymek vardı evimde falan bir öğrenci olarak
Yaşam standartlarım çok yüksekti şu ankine göre
Ve böyle bir kaybedecek hiçbir şeyim yok diye
Bilir ki kaybedecek çok şeyimiz var ve
İstemiyoruz gibi bir yerden bitirenişti
O şeyin içinde
Gezi Parkı'nda
Bir araya gelen insanlar bu şeyi hissettiler
Çok güçlü bir şekilde
O dayanışma hissini ve
Bu bilimle kalacak hissini yaşadı o insanlar
Ve gerçekten kaldı
Türkiye'de feminizmin
söz geçirme grafiğinin
yükselmeye başladığı yer aslında 2013.
Çünkü çok
örgütlülerdi zaten içeride Gezi'de ve
çok konuştular ve insanlar artık
daha fazla dinlemeye başladı. Ben
feministlerle Gezi'de tanıştım.
Gezi'nin olduğu sene ve sonraki sene 100 bin
kişi yürüdü İstiklal Caddesi'nde Pride için.
Onun yürüyüşünde 100 bin kişi vardı
İstiklal Caddesi'nde. Yani
öyle bir örgütlenme hali ki
toplumun daha önce
sesini duyuramamış, ulaşamadığı
yerlere gitmene izin
veren bir şey hali.
Bütün ülkeye yayılma hali.
Sonra AKP onu çok
hızlı bir şekilde özellikle de
darbe girişiminden 2016'dan sonra
o şeyi çok güzel parçaladı.
Sivil toplum paramparça etti. Herkesin sesini
bastırmayı iyi başardı. O yüzden de
böyle bir pes etme hali vardı.
Benim şeyim de kırıktı biraz açıkçası.
Artık galiba toplumun sesi çıkmayacak
artık yani. Konuşalım da çünkü
mahkemelerine de gidilmemeye
başladı insanların tutuklu yargılanmaları falan.
şu an o şey tekrar ortaya çıkıyor
çok daha güçlü bir şekilde ve çok haklı bir şekilde
o öfke ve dayanışma
hali ortaya çıkıyor bunun çok kalıcı
sonuçları o zaman inanıyorum ben yani
hani boykotu bırakırız belki
bir sene sonra ne olur yani değişim olur ama
o şey ben de 15
kaç 12 senedir yaşıyorum şey
o gezide omuz omuza
işte komünist bayrakların altında
devrimci islamcı arkadaşımla beraber
ne bileyim kemalist bir slogan
atıyorum falan hatta
Onunla birlikte ikimiz de birbirimizden saklamadan kim olduğumuzu var olabiliriz bu toplumda.
Çünkü daha ortak bir amacınız var.
Birbirimize düşman değiliz.
İkimiz de ikimiz için en iyisini istiyoruz.
Ben ikimiz için en iyisinin bu olduğuna inanıyorum.
Sen bu olduğuna inanıyorsun.
Buraya geldiğiniz zaman zaten o örgütlenme şeyi başlıyor yani yavaş yavaş.
O birbirini yerden kaldırma hali başlıyor.
Şişli'deki yürüyüşte en yakın zaman iki hafta önce miting var.
Ama öğrenci kortejinden önce gittim ben alana.
bir arkadaşımla birlikte ve 45 dakika sonra öğrenci korteji geldi.
Onların arasına katıldık.
Bambaşka bir dünya zaten.
Önde birisi konuşuyor ama arkada eylem yapan bir topluluk var yani.
Ve orada şeyi gördüm.
Lubunya sloganları atılıyor.
Ve ne kadar içlerinde tuttuklarını gördüm.
Yani bir anda neredesin aşkım deyince buradayım aşkım diye bağıran insanların
buna aslında ne kadar ihtiyacın olduğunu ve bu direniş başlamadan önce
bu insanlar zaten örgütlü bir şekilde bu direnişi yapıyordu.
Ve bu insanlara da yer tanımak, alan tanımak gerekiyor bence.
Kesinlikle.
Ve ben bunun mesela özellikle miting alanlarında çok bastırıldığını biliyorum.
Yani bayrak açmaya korkuyor insanlar.
Ve ben bu bayrağı severek taşıyabiliyor olmalıyken neden ben burada bu bayrağı açmaya korkuyorum?
Neden halktan korkuyorum? İçerisinde bulunduğum yerden korkuyorum dedirtiyor.
dedirtiyor. Ama özellikle
öğrenci kortejlerinde
birçok insanın şeyiyle birlikte
uyarılarıyla birlikte
yani uyarı da denmez ama
işte şeyde mesela
öğrenci dayanışmasında konuşuldu ya
çok güzel bir metin okundu
orada yani. Bunun üzerinden
o kırılma
noktalarında yavaş yavaş yaşanmaya
başladığını hissediyorum. Çok daha rahat o
sloganların atıldığını görmeye başladım ve o
beni mesela çok mutlu etti. Çünkü
bu insanlar bastırılmak istemiyor.
Basılınmak istemediği için zaten sokakta, yıllardır sokaktalar yani.
Ve bunun bir şekilde bir amaca hizmet ettiğini ve o amaç içinde orada olduklarını niye söylemesinler?
Niye bağırı çağıra bunu dile getirmesinler yani?
Biraz kabullenme süreci bu yani.
Onun altını ben de çizmek istiyorum.
Bu benim bir önceki bölümde üç öğrenci arkadaşım konu kaldığında konuştuğumuz bir konuydu.
kimsenin kimseye daha makul, daha kabul edilebilir, yumuşatılmış bir kimlik borcu yok.
Sadece aslında şunu ben de demek istemiştim.
Hepimizin çok farklı hayat amaçları, çok farklı kimlikleri, ben buyumları var.
Biz bile ne kadar aslında belki birbirinden farklı üç insanız.
Ama hepimizden daha büyük, çok ortak bir hayat hayalimiz var.
Ki günün sonunda hepimiz o bayrakları açabilelim, gururla taşıyabilelim ve bu artık bizim mücadelemizden ziyade hak ettiğimiz bir hayat yaşantısına dönebilsin.
O yüzden o dediğin şeye ben de katılıyorum.
Yani hani şu beni çok rahatsız ediyor.
Tamam sen de gel ama hani bunu söyleme, bunu yapma.
Bu bunun yeri değil.
Ama aynı zamanda bir de bu eylemlere katıldığında ilk defa dünyanın bu kadar farklı renkleri olduğunu gören insanlar var ya, onun şoku var sürekli.
Yani sürekli şey çünkü zaten dışarıya çıkmanın, bireyleme katılmanın korkusunu yaşarken insanlar bir de sürekli etrafına ben şu an hangi bayrağın altındayımı teyit etmek zorunda hissediyor.
Ve aslında burada bizim mevzumuz bunu teyit etmek değil, bu teyit zorunluluğunu neden hissettiğimiz olmalı.
Ben neden hangi yoldan yürüdüğümle etiketlenmekten bu kadar korkuyorum olmalı aslında.
Yoksa kesinlikle ben de buna katılıyorum.
Yani senin biriyle dayanışman için aynı acıdan muzdarip olmana gerek yok.
Yani benim mesela şeyde yürüyüşünde çok gülmüştüm o anda.
Arkada teyzeler işte öğrenci kortejinin yanlarında bir de böyle sokak gibi şey yapmışlar.
Orada da mitinge gelen belli ama öğrencilerle de olmak isteyen aileler ve işte böyle 40-50 yaşlarında amcalar teyzeler var.
Neredesin aşkım sloganı atıldığında böyle ne kadar yaratıcı sloganlara başlamışlar falan diyorum.
Yıllardır var bu ama duyulmuyor, duyulmuyor diye böyle kadına dönüp şey demiştim.
Böyle yavaş yavaş işte o normlardan çıkıp gerçekten ortak bir amaç var.
Ve biz bunlar için savaşıyoruz hepimiz yani uzun süredir savaşıyoruz.
Belki bu kadar yüksek sesle değil ama kendi arkadaş gruplarımızla kendi can fanusumuz içerisinde savaşıyorduk.
Bunun başka insanlara dokunabiliyor olması bile neredeyse aşkın duyuluyor olması bile bence çok özel bir şey yani öyle birleştirici gücü olmaya başladı bu direnişin.
O yüzden keyifle izliyorum gerçekten olan biteni.
Yani ben adım gibi eminim Ekrem Homoğlu da içeriye girdiği için kendini kötü hissetmiyor tam tersine mutludur.
Mutludur yani herkes bu direnişin başlamış olduğuna seviniyor gibi bir umut var içimde en azından yani.
Ve bunun böyle de devam etmesini çok istiyorum.
Bunun biz aslında bir de tutuklu yargılanan genç arkadaşlarımızda da çok etkisini gördük.
Ben gerçekten umutsuzluğa kapıldığımda biraz olsun modum düştüğünde o korku benim içimi sardığında
içeriden bize gönderilmiş bir mektupta sevmeyi, dayanmayı ve sürdürmeyi sürdürün mesajını o içeride ne yaşarsa yaşasın bize bunu hissettirmeden lütfen direnin diyebilme cesaretinde kendimden utandım.
Yani ben bu rahat evimde koltuğumun bir köşesinde sadece Twitter'ı Instagram'ı böyle scroll'layıp acaba ne oluyor derken ve umudumu yitirmeye başlarken sen ne kadar yukarıda üstte bir yerdesin ki hani o karakter ve olgunluk olarak bana ya ben içerideyim ama sakin ol ya o umudunu bir kaybetme bir kendine gel diyorsun.
Bana müthiş bir cesaret verdi yani o arkadaşlarımızın bize gönderdikleri mektuplar çıkar çıkmaz yaptıkları konuşmalar çıkar çıkmaz nerede eylem var demeleri inanılmaz bir güç.
Hatta belki yakın zamanda dinleyiciler de siz de görmüşsünüzdür bir KYK fotoğrafı yani gözaltına almakla tehdit ettiğiniz gençlere reva gördüğünüz hayat bu zaten.
8-10 kişilik koğuş gibi odalarda kalmayı reva gördüğünüz çocukları sen içeri girmekle neden korkutabilirsin ki zaten.
Ve hani dedin ya Mustafa gezi zamanında bizim kaybedecek şeyimiz vardı ve bunu kaybetmemek için savaşıyorduk.
Ben şimdi şeyi düşünüyorum.
Benim kaybetmekten korkacak kadar tutunup kazandığım bir şey bile olmadı hayatımda.
ve buna rağmen bir şey uğruna
yani sadece yaşamadan
hayal edebildiğim bir şey uğruna
savaşabilmek bana çok iyi hissettiriyor
ben daha ne için savaştığımı bile
bilmiyorum sadece
bu hayat olmamalı ya diyorum
bana reva görülen bu olmamalı
ya benim ben mesela
hiç böyle
spesifik bir sebeple sokağa çıkmadım
hiçbir zaman bu bir ay içerisinde
ama çıktığım tek şey
seçme seçilme hakkını elimizden
alıyorlar şu an yani bu
Atatürk'ün getirdiği bir şey evet okey ama yani şu an bunlar değil konu gerçekten.
Yani seçme seçilme hakkımız elimizden alınıyor.
Yani orada bir ayakkabı olsa bile o ayakkabı cezaevine giriyorsa burada bir sıkıntı var yani.
Bayağı baskılanıyoruz yani ve bunu bir şekilde ortaya çıkıp birilerinin artık bas bas bağırarak bu normal bir şey değil demesi yerin.
Çünkü biz o kadar normalleştirdik ki her şeyi hayatımızda.
Deprem dönemi deprem döneminde yani 53 bin kişi tam sayı hatırlamıyorum ama 53 bin kişi öldü ve biz bunun yarasını birkaç ayda kapattık bu böyle olmama 53 bin hayat gitti yani artık ölen insanlara da bir sayı olarak bakılmasından ya da cezaevinde tutuklu öğrencilerin de bir sayı olarak bakılmasındansa bir hayat var orada yani.
Senin gibi sen şu an nasıl evinde oturuyorsan o kişi de dün evinde oturuyordu ve şu an yok öyle bir lüksü.
Yani bunu bir hatırlayıp gerçekten burada da işte o dayanışma doğuyor.
Yani birbirine sahip çıkma hissiyatından zaten bu direniş ortaya çıkıyor.
Ama o kadar normalleştirildi ki her şey artık bir noktada bu seçme seçilme hakkına gelinince bir patlak verdi.
Ama aslında zaten bunların hepsi oluyordu, bitiyordu.
Sadece bu kadar yüksek bir şekilde olmuyordu yani.
19 Mart'taki eşik çok tehlikeli bir eşik
ve ben o gün şey
stories attım bugün şeyi göreceğiz
Türkiye insanı
bu topraklarda 200 senedir
demokrasi mücadelesi veriliyor
çok insan çok uğraştı yani burada
Cumhuriyet'in kurulması için de öncesindeki
başka formlarda demokrasinin
gelmesi için de
19 Mart akşamı şeydi
bu 200 senelik mücadelenin
herhangi ufacık bir anlamı var mıymış
yok muymuş göreceğiz akşamıydı
Ve ben böyle Sara Çarne'yle en öne geçip arkamı döndüm kalabalığa baktım.
Varmış, o mücadelenin bir karşılığı varmış.
Burada Türkiye insanı padişahların kendisine minnet ettiği, lütuf ettiği hayatı yaşamaya razı gelmeyecek bir milletmiş.
Buna ikna oldum ve onun gücüyle ben o Sara Çarne'ki ilk gecenin...
Türler diken diken oldu.
Geceleri doğrusu gün uyuyamıyorum ve o anı hatırlayarak sabahları kalkıp tekrar bilgisayarın başına oturabiliyorum veya sokağa çıkabiliyorum.
Burada bunun ciddi bir eşik olduğunu ve bundan sonra rejimin değişimi ve o sınırların nereye kadar gidebileceğini test edilme aşamasının olduğunun farkında olmamız lazım.
Şu an AKP'nin yaptığı her şey şuraya doğru ittirirsem kabul ediyorlar mı? Buraya doğru ittirirsem kabul ediyorlar mı? Sürekli bir test halinde.
Bu zaten hep böyle ama şu an böyle artık saatler içinde belli oluyor sınırla.
Biz ne zaman sesimizi çıkarsak geri adım atıyorlar.
Nerede o kadar da fazla ses çıkmazsa oraya barikatlarını koruyorlar ve ele geçiriyorlar orayı.
O yüzden sürekli ses çıkarıyor olmak lazım.
Parti ya da isim üzerinden değil de herhangi bir iktidar değişimi yaşandı.
AKP de iktidara gelmeden önce yok LGBT'de işte şey yapıyoruz.
yapıyoruz yok o yok bu
kadın hakları
bunların hepsini söylüyorlardı zaten
ama bu bir noktadan sonra
zaten bu hale geldi
halkın şeyin farkında olması gerekiyor
değişti 5 sene sonra
sevmediğim bir şey oldu abi bir daha
direniyoruz demesi lazım
yani söz hakkının halkta olduğunu
tek bir kişide olmadığını
tek bir kişi evet yönetebilir
ama bizim de söz hakkımız olduğunu
unutmaması gerekiyor insanların bence
en önemli şey o
Hani Mustafa sen dedin ya benim 19 Mart'ta işte uykularım kaçtı ne olacak diye düşünüyordum.
Ben Ottü'de bir tane pankart gördüm o mezuniyet yürüyüşünde.
Eğer ülken için uykuların kaçmaya başladıysa devrim başladı demektir diye.
Bu benim için inanılmaz bir şeydi.
Çünkü gerçekten 20'li yaşlarımda ben çok daha farklı şeyler için uykusuz kalmak, uykularımın kaçtığını bilmek ya da sırf keyfim için uyumamak ve sabahlamak isterdim.
Ama bu artık bir ülke meselesine geldi.
Ve dedim ki galiba evet bu.
Yani o huzursuzluk ve uykusuzluk biraz da bu devrimin ve değişimin başlangıcı.
Onu aklıma getirdi ve sözü sana bırakayım.
Bu şeyi alıp şöyle bir yere bağlayacağım.
Ben 6 Şubat'tan beri uykusuz problemi yaşıyorum.
Habercilik yapıyordum o dönemde ve yani Deniz de benzer görüntülere maruz kaldı.
Aslında o kamuoyuna yayınlayamayacağımız şeyleri ayıklamak için biz her şeyi izliyoruz onları yayınlarken ve...
Olan yeri incelemedesin resmen.
Evet yani doğrudan sahadan sana görüntü geliyor. Sen diyorsun ki bunu yayınlayamam ama sen çoktan görmüş oluyorsun onları. Ben 6 Şubat'tan beri uyku sorunları yaşayan bir insanım. Seçim zamanı böyle haftalarca ofiste sabahladık biz ekip olarak. Quest Medya diye bir kurumun içindeydim o sırada açıklayıcı habercilik yapıyorduk.
Genel olarak zaten çok fazla insan var.
Ben en güvenli alanlarda en az zarar görerek bu mücadeleyi yıllardır sürdürmeye çalışan insanlardan çok daha zor şartlarda, çok daha kötü şiddet olaylarına maruz kalarak bu mücadeleyi sürdürenler var.
Şuraya bağlayacağım.
O şey için genel izleyici için örgütlenmenin ne kadar basit bir şey olabileceğini biraz göstermek için.
haberciliği veya genel olarak işte sivil toplumu bu ülke için çalışarak hayatta kalabiliyor olduğu bir toplumla inşa etmemiz lazım.
Habercilik çok zor bir şey. İşini çok iyi yapan, çok saygı duyduğum haberciler var.
Yeni medya tarafında işini çok iyi yapmaya çalışan yeni şeyler, yeni inovatif haberleşme şekilleri üretmeye çalışan insanlar var.
Bir şekilde bunlar büyük sermayeye boyun eğmeden hayatta kalmak istiyorlarsa çok zorlanıyorlar.
Büyük sermaye boyun eğerlerse, editoryal bağımsızlıklarını kaybetmekten korkuyorlar.
Bir şekilde bu toplumun medya ile ve simül toplumla olan ilişkisi biraz sıkıntıda.
Onun birlikte böyle zamanlarda bu iyice ayyuka çıkıyor.
Böyle zamanlarda şeyi tekrar düşünmek iyi olabilir.
Ben haberi kimden alıyorum?
Haberi aldığım insan kimden para alıyor?
Haberi almak istediğim insanı nasıl hayata tutabilirim?
Bu bir tarafı.
Benim yardımımla hangi avukat koşuyor?
Benim başım belaya girdiğimde.
Gönüllü olarak çalışan avukatlar kimler?
Ve bu avukatlar nasıl geçiniyor?
Yani yaklaşık bir aydır çalışamayan, işini bırakmak zorunda kalan avukatları tanıyorum ben.
Gönüllü müdafilik yaptıkları için.
Sivil toplumun içinde çok fazla aktör var.
Bu şekilde kamuoyu araştırmaları yapıp, bilimsel araştırmalar yapıp bir şekilde katkı yapmaya sağlayan çok fazla insan var.
Bu direniş zamanları, bunlara olan ihtiyacımız çok ayyuka çıktığı zamanlar.
O yüzden bence bir genel olarak sivil toplumun yeniden tasarlanmanın da, yeniden tasarlanmanın değil de zaten inşa edilen bir şey var onu güçlendirmenin de zamanı geldi.
Zorlanmayı ve artık o haber kaynağına bir daha ulaşamayacağımız tehlikeye kadar beklemek değil.
Zaten bir şeyler akışlarken o desteği göstermek çok kıymetli.
Hani derler ya bütün kahramanlar pelerin giymez.
Bazısı cübbe giyer, bazısının kamerası vardır, bazısı sanatçıdır, bazısının sesi vardır.
Ama aslında günümüzde şu an içinde bulunduğumuz şeyde hepimiz kendimizce bir kahramanlık örneği sergiliyoruz.
Bence de çok kıymetli ve bu vesileyle tekrardan söyleyelim ki bu aslında biraz da tarafsız ve doğru haberciliğe ne kadar kıymet ve ihtiyaç duyduğumuz aslında anlardan bir tanesinin içindeyiz.
Hele ki böyle her şeyin tek elde toplandığı bir yerde gönüllü bir şekilde bunu yapabilmek gerçekten çok büyük bir şey.
Çünkü hani bizim de şu an zaptın içindeki arkadaşlarımız mesela sahada alanda bize fotoğraf atan arkadaşlarımız basın kartlarıyla orada değiller.
Sivil bir vatandaş olarak o gazı da yiyecek başına bir şey gelirse evet başına bir şey de gelecek noktasında bunları göze alarak gidiyor.
Bu gerçekten hani çok sağ olun ya deyip geçiştirebileceğimiz bir şey değil.
Bu gerçekten aslında hizmet.
Vatana hizmet aslında günün sonunda böyle bir şey.
Bu vesileyle hem o arkadaşlarımıza hem destek verenlere de çok teşekkür etmiş olalım ama gerçekten günün sonunda bütün her şey şuna çıkıyor yani kurtuluş yok tek başına.
Ya hep beraber ya hiçbirimizdeyiz ve umarım ya hep beraberdir yani.
Ben gerçekten bir devrim baharı yaşandığını düşünüyorum tüm dünyada yani.
Amerika'da da insanlar protesto ediyor, Gürcistan'da da ediyor.
Benim mesela Tiflis'te yaşayan 3-4 tane tanıdığım arkadaşım var.
Her gece protestoya gidiyorlar.
Bu artık böyle bir şey.
İşlerini bitiriyorlar.
Bilgisayarı kapatıp gerçekten sokağa dökülüyor insanlar.
Ve bu artık bir hayat pratiği haline gelmeye başladı.
Ve bunun umarım meyvelerini yiyeceğimiz gün de gelir.
Hepimizin tüm dünyadaki bu dayanışma için diyorum bunu.
Çünkü herkesin bir gözünü açıp son kalan enerjisiyle son kalan umuduyla sokakta bunu dökmeye devam ediyor olması gerekiyor gerçekten.
Belki şöyle yavaş yavaş toplamak da güzel olur.
Hani dedin ya bir gün bunun da meyvesini yiyeceğimiz bir gün gelecektir diye.
Zaten meyve yiyeceğin gün o artık toprağa ilk tohumu diktiğin günle aynı gün olmuyor.
Biraz zaman, biraz sulamak, biraz da işi gerçekten akışına bırakmak çok kıymetli.
Ama biz de şu an aslında bizim olan topraklarda ne yiyeceğimizin biraz da tarafını seçmeye çalışıyoruz.
Yani unun bile tarafsızını aradığımız bir günde.
Tabii ki de medyanın tarafsızını bulmak çok zor.
Ama bunu hem başlatan hem sürdüren insanlarla olmak, burada bu sohbeti yapabilmek benim için de çok gurur verici.
İyi ki geldiniz.
İyi ki de bir sabaha karşı gitmezsiniz falan diye.
Evet.
Evet sevgili Sen o kız değil misin? dinleyicileri sevgili dayanışan direnen bütün herkes Mustafa ve Deniz'le birlikteydik.
Ne söylemek istersiniz kapatırken?
Kurtuluş tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz.
Mesela en güzeli şimdi çık ve bunu balkondan bağır mutlaka birileri cevap verecektir.
Hayatta zaten biraz böyledir.
Umutsuzluğa alışmayın yatağa küs girmeyin efendim.
Kendinize iyi bakın.
Bahar geliyor.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
