
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
*
Yalnız değilsin. Terappin; zihnin ve bedenin için uzman kadrosuyla bütünsel sağlığında hep yanında.
✨ POD20 kodu ile: İlk ve tekli seanslarında geçerli %20 indirim seni bekliyor.
Kendine bir iyilik yap, bugün dinlenmeye ve iyileşmeye izin ver.
*
Bu bölüm “Odea” ve "Terappin" hakkında reklam içerir.
*
siz sordunuz, ben yanıtladım. güzin abla bir kişi değil, bir mindsettir. sağlıcakla kalın <3
Transkript
Herkese merhaba, Sen o kız değil misin?''in yeni bölümüne hoş geldiniz.
Konuşasım vardı ama böyle ne konuşacağımı hiç bilmiyordum.
Notlarıma yazdığım şeyleri de hiç böyle açıp konuşasım yoktu açıkçası.
O yüzden size soru kutucu açtım Instagram'da.
Dedim ki istediğiniz her şeyi sorun ben onları konuşacağım.
O yüzden bu Sen o kız değil misin?''in çok arada yaptığım bir sizden gelenler bölümü aslında.
Hoş geldiniz.
Arkanıza yaslanın çayınızı kahvenizi biranızı alın ve bu şölene katılın efendim.
Evet ilk soruyla başlıyorum.
Çoğunlukla yani hepsini yanıtlamaya çalışacağım ama bazıları çok uzun olursa çok aynı ya da saçma olursa onları atlarım.
Hani kusura bakmayın o yüzden sorunuzu es geçtiğim olursa.
Hayatında başarılı olamadığını daha iyi şeylere sahip olabileceğini düşündüğün oldu mu ve bu konuda ne yaptın demiş bir dinleyicim.
Tabii ki de hayatımda başarılı olmadığımı ya da daha iyi şeylere sahip olabileceğimi düşündüğüm oldu.
Hala da oluyor ki zaten beni hareket halinde tutan şey de bu.
Daha iyi şeylere sahip olabileceğimi düşünmesem sanırım hiçbir şey için çabalamazdım.
O yüzden bu konuyla ilgili hem hissettiğim hem de bu hisse karşılık olarak yaptığım şey aynı.
Çabalamaya devam etmek.
Evet bir başka soru.
OKB'den dolayı ilişkide her şey harikayken bile overthinklemeyi nasıl durduracağız demiş bir dinleyicim.
Şimdi ben OKB tanısı aldığımı söylediğimden beri ki bunu hani sık sık söylüyorum zaten bölümlerimde de.
Çok fazla bu konuyla ilgili soru aldım.
Ama şimdi şunu söylemem gerekiyor ki ben bu tanıyı bir psikiyatrist tarafından aldım ve psikoloğumun yönlendirmesiyle aldım ve gerçekten bu çok bireysel bir yolculuk.
Bazı konularda OKB'nin sizi ele geçirdiğini hissediyorsanız zaten bir mental destek almanız gerekiyor.
O nedenle bu konuda size doğrudan verebileceğim şöyle yap bence ya da bu işe yarar gibi bir taktik maalesef yok bu konuda.
Bu da toplu bir cevap olsun.
Kaygılı bağlanma hakkında ne düşünüyorsun demiş bir başka dinleyicim.
Ben genel olarak bağlanma türlerinin çok dillere pelesenk olduğunu ve hani maalesef bizim de özellikle Türk halkı olarak çok bokunu çıkarttığımız bir konu olduğunu düşünüyorum.
Hani çocuğun ağzına bir parmak bal çalmak gibi anladınız mı?
Yani verdik işte adamların eline bir kaygılı bağlanma diye bir stil var diye.
Yaptıkları şerefsizlikleri ya da ortalıkta bulunamayışlarını, çocuksuluklarını bir bağlanma stiline bağladılar.
Hani bu sadece erkeklerde değil bazı kadınlarda da yani hemen hemen herkeste gördüğüm bir şey aslında.
Karakterindeki oturmamış şeyleri ya da bariz hataları bir bağlanma stiline bağlayabilmek için bence çok büyük bir silah vermiş oldu bu bağlanma stilleri insanların eline.
O yüzden bir şey düşünmüyorum.
Bir insanın tek bir bağlanma stili olacağını da düşünmüyorum.
Her insan aslında ilişkide olduğu insanla ve aralarındaki dinamikle biraz da bağlanma stilini belirler.
O yüzden bu da aslında çok şahsi bir süreç diyebilirim bu konuyla ilgili.
Giden ben olduğum halde karşı taraf terk etmiş gibi ben acı çekiyormuşum gibi bir ortam oluştu.
Sence sevdiği halde ilişkiyi bitiren kişi özleme hakkına sahip midir?
Arkadaşlar tabii ki sahiptir.
Yani böyle bir şey olabilir mi?
Bu zaten bizi insan yapan şey ya düşsek de ağlıyoruz hata yapsak da ağlıyoruz çalışmadığımız için kaldığımız bir sınavdan hayal kırıklığıyla ayrılıyoruz.
Yani insan tabii ki de kendi hatası ya da kendi kararının sonucunda da pekala üzülebilir özleyebilir pişman olabilir.
Yani bu bir hak değil sahip olunacak bu çok temel bir şey bence.
İlişkiye bir türlü varamayan flörtlerin ve sorumluluk almak istemeyen erkeklerin amacı ne?
Bence bir amaçları yok.
Yani ilişkiye bir türlü varamayan flört aslında zaten karşınızdakinin muhtemelen istediği ilişki türü.
Bunu kabul ettiğiniz zaman bir şeyler çok daha kolay oluyor.
Adam demek ki sadece flört evresinde kalmak, flörtüne tatlı heyecanını hissederken, yaşarken diğer taraftan bir ilişkide olmanın sorumluluklarından kaçınabileceği ceza sahasının dışında bir yerde olmak istiyor.
O yüzden böyle bir noktada biz erkeklerin amacı neden ziyade
Bu adam böyle ve ben bununla ne istiyorum sorusunu kendimize sormamız lazım diyor ve öpüyorum.
Karşı tarafta seni en çok rahatsız eden özellik.
Çok iyi bir soru.
Bu aralar bunu çok sık düşünüyorum.
Çünkü bir ilişki kurma arzusu bazen benim karşı tarafta neyden rahatsız olduğumu düşünmeme engel oluyor.
Çünkü her şey olabildiğince pozitif ve romantize edilebilir bir taraftan ele almaya çalışıyorum.
Ama son dönemde belli insan tiplerinde ve çok benzer yerlerde tökezlemeye başladığımı fark edince dedim ki evet.
Belki de artık benim bu adamlarda nelerden rahatsız olduğumu biraz çözümlemem lazım.
Hani bu soru doğrudan bir romantik partner üzerinden sorulmamış da olabilir ama benim aklımda ilk öyle canlandı galiba.
Ben galiba hedefsiz, herhangi bir hayali tutkusu olmayan adamlardan çok rahatsız oluyorum.
çünkü aslında biraz hayatındaki tutkulu olduğu ya da çok sevdiği vazgeçilmez şeylere bakarak
beni nasıl sevebileceğine dair ipuçları toplamaya çalıştığım için
hani tutkusuz bir adam yani tutkusuzdan kastım mesela Fikirtepe'deki o içi her yerde aynı düzülmüş bir rezidansta
o gri leğe koltuk ve siyah fon perdelerle mi yaşıyor
yoksa hani bir tane bile kendinden kişisel bir şeyi duvara çakmak istemiş mi gibi noktalardan
hani bir yerde böyle sevdiği, kişiselleştirdiği bir şey olmasına ihtiyaç duyuyorum ki
oradan böyle ha bu adam beni severi çıkartayım.
O yüzden çok yanlış adamları bağrınıza basmaya başlayınca tabii bir duruyorsunuz.
Tutkusuz adamlar, hedefsiz adamlar, soru sormayan, tanımaya çalışmayan
bunlar galiba beni rahatsız eden özellikler.
Korkaklık diyebilirim galiba bu soruya.
Bir masada sohbet edemeyeceğine inandığın kişi.
Buna çok iyi bir cevabım var.
Bu soruyu görmüştüm çünkü kayda açmadan önce ve direkt kafamda cevabı canlandı.
Abi ben böyle biri bir şey anlattığında mesela bir duyguyu tarif ediyor tamam mı?
Böyle işte diyor ki tam böyle göğsümle midemin arasında bir sıkışma bir anda böyle bastı.
Elim ayağım titredi diyor.
Sen de anksiyete gibi mi diyorsun?
Yok anksiyete değil yani böyle kaygı gibi falan.
Hani hiç seninle aynı düzlemde buluşmuyor.
Bir şey yiyorsunuz mesela tadı biraz falan yapıyor.
Böyle ekşidi mi diyorsun?
Yok ya böyle limonlu gibi falan diyor.
Ne yapsa ne etse senin söylediğine onay vermemek için kılı kırk yarıyor.
Hatta geçenlerde aynen bu örneklerle yabancı bir reels gördüm.
Oradan da tetiklenmiş olabilirim.
Böyle insanlarla muhabbet edemiyorum.
Yani abi ben seni anlamadığımdan değil seni anladığımı göstermek için zaten senin cümleni sana ha şöyle mi falan diye paslıyorum.
Yani aslında aramızda bir bağ oluşturmaya çalışıyorum.
Sürekli onu böyle makasla kesemezsin yani.
bu insanlarla hiç masada sohbet edemeyeceğime inanıyorum.
Bir de böyle bu da bak şimdi aklıma geldi.
Özellikle böyle dating app'te falan da bu çok karşıma çıkan bir şey de
mesela psikoloğum diyorsun.
Hımm klinik mi yani falan diyor.
Ya da işte hımm siz şöyle olunca böyle yapamıyorsunuz değil mi falan.
Abi hani ben sana mühendislikle ilgili şöyle şöyle değil mi falan demiyorsam
sen de bir sınırını bil.
Böyle bazı konularda aşırı bilmişlik taslayan
Mesela geçen adama kreatin almaya başladım dedim.
Kaç alıyorsun diyor.
5 gram diyorum.
5 çok diyor.
Abi dur yani her şeyi sen biliyorsun.
Bu adamlarla da böyle insanlarla da asla muhabbet edemiyorum bir masada.
Aklıma bunlar geldi.
İki tane soru üst üste gelmiş.
Arkadaşlarını kıskanmak ve kıskanmakla ilişkin diye iki soru.
Kıskanmakla ilişkimin sağlıklı olduğunu düşünüyorum.
Bu da tamamıyla kendimi sevmeye ve hatta kendimi baya baya böyle beğenmeye.
Oha ben bu kızla kesin arkadaş olurdum ya belki flört bile ederdim falan dediğim bir nokta erişince tabii ki mümkün oldu.
Çünkü önceden kıskanmakla ilişkim genellikle işte romantik düzlemde yeterince güzel olmamakla ya da işte orada bir kadın varsa özellikle bir figür görebileceğim.
Kendimi ayan beyan kıyaslayabileceğim.
O noktalarda çok yoğun bir kıskançlık hissediyordum.
Hatta aradaki adamı değil de bizzat kadını kıskanmaya dönüşüyordu artık.
Hani ben o mu olmak istiyorum acaba falana dönüyordu.
O dönemlerde mesela kıskanmakla ilişkim sağlıksızdı bence.
Ama kendimi kabul etmeye, kabul etmekten hoşlanmaya, sevmeye, bayağı takdir etmeye dönünce artık kıskançlık ve kıyaslanmanın çok farklı duygular olduğunu ayırt ettim.
Ve kıyaslanmaktan azade bir kıskanma duygusu hissediyorum artık.
Küçük kıskançlıkları da çok sağlıklı buluyorum.
Kıskanılmak özellikle çok istiyorum.
Yani bunu söyleyecek son insan falanım beni tanıdığınızı da düşünüyorum ama gerçekten yavaş yavaş bu hani erkeklerin de aşırı princess treatment beklediği klişesine ben katılmaya başlayacağım.
Hani kıskanmıyor bile.
Yani cidden hani insanın gönlünü kalbini biraz maço adam çektirtiyorlar.
O yüzden bir tık kıskanılmak da iyidir diyorum.
Arkadaşları kıskanmaya gelince ya ben arkadaşlarımı kıskanmadım hiç.
İmrendim, gıpta ettim, özendim, ilham aldım ama kıskanmadım
Ve kıskançlık duygusunun içine dahil olduğu arkadaşlıklarım olduysa da belli ki çok sürmedi
Çünkü şu an etrafıma baktığımda bu duygunun aramızda bir noktada bile doğduğu tek bir insan gelmiyor aklıma
Buna da böyle bir cevap verebilirim
İlişki bittiğinde kalbimiz mi ağlar yoksa gururumuz mu?
Yani ilişkiye göre değişir
Çok sevdiğinde kalbin ağlar.
Belki o ilişkide kalabilmek için çok üstüne çiğnettirmişsindir.
Bir de bunun üzerine belki ilişki bitince gururun ağlar.
O çok bir sürü etmenden etkilenebilir.
Çok hassas bir terazi bence.
Bazen ikisi de ağlar bazen ikisi de ağlamaz.
Hani burada galiba ilişkiyi bilmeden çok da yorum yapamayacağım.
Abla TikTok'ta bir video gördüm.
Senden beklentim sıfır ama hiçbir sıfırı bu kadar beklememiştim diye.
böyle bir durumda kalmak ve hissiyatı hakkında ne düşünüyorsun?
Böyle bir durumda kaldın mı?
Yani tabii ki kaldım.
Hepimiz kalmışızdır.
Hatta bence kalp kırıklıklarımızın bir %70, %80'ini biz yapıyoruz.
Yani aslında biz karşımızdaki insana bize zaten hiç karşılayacağını göstermemiş,
hiçbir ipucu vermemiş beklentileri ona yükleyip ondan bir karşılık alamayınca hayal kırıklığına uğruyoruz.
O yüzden bence zaten çoğunlukla bize bir şey vermeyen adamların bir şey vermesini bekleyerek
Sonra aslında görünen köy kılavuz istemezken kendimize bir kalp kırıklığı yaratmamızdan ben hepimizin muzdarip olduğunu düşünüyorum.
Cümleyi başladımla bitirdiğim aynı olduğum hiçbir fikrim yok ama.
Yani o yüzden evet tabii ki de bu durumda kaldım ve bu çok bence sandığımızdan bile daha yaygın bir durum.
Kaybolan bir eşya mı daha çok üzer kırılan mı?
Kesinlikle kaybolan.
Ben bir şeyin gözümün önünde ama kırık olmasını, gözden uzakta olmasına tercih ederim.
Bu da benim neden o kadar incindiğim ilişkilerin içinde ısrarla kaldığımın bir yanıtıdır.
Shakespeare could never derim ben bu cümleye bu arada.
Doğaçlama da yapma be kraliçe.
O nedenle evet kaybolan bir eşya beni çok daha üzer.
Nerede, ne yapıyor, bir başkası mı buldu, bana hiç geri gelir mi?
yoksa zaman geçtikçe onu bulmak daha da mı imkansızlaşıyor gibi bir keşkeler ve belkiler silsilesi bence çok yorucu.
Onun dışında kırılsın ama en azından onu bir daha kırılmayacağı bir yere koy ya da sakla daha iyi geliyor.
Ama tabii bunu başka ilişkilere başka metaforlara yedirdiğimizde kulağa ne kadar sağlıklı gelir bilmiyorum.
Yakın arkadaşının sandığım biri gibi olmadığını fark etmek ve ondan uzaklaşmak ve bunun sancısı diye sormuş bir dinleyicim
Ya ben bunu artık kanıksadım
Nasıl ki bir sürü date'e çıkıyorum ve zaten birçoğu başarısız ya da belli bir yerde istediğimiz noktaya gelmemiş olduğu için bittiğinden zaten başka date'lerde oluyorsa
Arkadaşlık da biraz böyle biter yani
Çok umut edersin çok iyi anlaştığını düşünürsün bir gün bir cümle eder gözünde biter yani
Yani bunlar bana çok artık normal geliyor.
Çok olağan geliyor.
Buna o kadar şaşırmıyorum açıkçası.
O yüzden zaten hayatın olayı da biraz insanların sandığınız gibi çıkmaması.
Bu zaten bence insanı hayatta tutan şey.
Arkadaşlar sandığınız gibi çıkmaz yeni arkadaşlar edinirsiniz.
Konfor alanınızdan çıkarsınız.
Bir ilişkiniz sandığınız gibi gitmemeye başlar.
Bitirirsiniz.
Sonra yeni bir ilişkiye yeni bir flörte yelken açarsınız.
Zaten bizi hayatta ve ayakta tutan şey biraz da bazı şeylerin sandığımız gibi olmaması.
O yüzden bence bunun bir sancısı değil de böyle bir burnun direğini sızlatan ama tatlı bir acısı var diyebilirim.
Ablacım keyfin nasıl iyi misin her şey yolunda mı hayatında demiş bir dinleyicim çok teşekkür ederim.
İyiyim hayatımın da yolunda olduğunu ve keyfimin yerinde olduğunu hissediyorum umarım sizin de öyledir.
Bu aralar gerçekten bir keyfim moralim yüksek umarım böyle gider.
Flört olup olmadığını nasıl anlarım?
Gerçekten anlamıyorum. Ne derse flörttür, ne derse kanka modudur. Flört olup olmadığını anlamıyorsan flört değildir.
Yolculuğunun neresindesin sence? Daha yapacak neler var? Seni çok seviyorum demiş Bilge. Çok tatlısın, çok teşekkür ederim. Banu Berberoğlu gibi yanıtladığımı hissettim.
Bence ben yolculuğumun başında değilim kesinlikle ama yavaş yavaş yükselişindeyim diyebilirim.
Yapacak çok şeyim olduğunu düşünüyorum ama içimde biraz da ben bir şeye başlarsam doğru zaman o zamandır ve başlarsam altından kalkarım harika yaparım gibi kendini beğenmiş ama bence sırtını somut verilere yaslayan bir inanç da var.
O yüzden çok acele etmiyorum.
Biraz yavaş ilerliyorum ama yapacağım çok şey var bence ve siz de baya baya buna şahit olacaksınız.
Seni hayatta en çok ne besliyor ve ilhamını nelerden alıyorsun demiş bir dinleyicim
Arkadaşlarım kesinlikle sevmek ve bence yine yani çok klişe ama bu cevabı ben vereceğim için yani evet klişe
Aşk beni kesinlikle besliyor
Aşk hayatında olmasa da olma ihtimaliyle, bitme korkusuyla, bulamam endişesiyle, bulduğumda nasıl yaşarımın merakıyla her şeyle beni çok besliyor
Yani illa aşık olmama ya da bir ilişkide olmama gerek bile yok
Beni galiba en çok o besliyor ve ilhamımı gerçekten oradan alıyorum.
Hayatımdaki birçok şeyi de aşk gibi sevdiğim için işte arkadaşlarım mesela.
O yüzden galiba yine ilhamımı onlardan da aldığımı söyleyebilirim.
Onun dışında galiba hep bir yerlerde olmak beni çok besliyor hayatta.
Mesela önümüzdeki ay Berlin'e gideceğim.
Yazın sonunda Napoli'ye uzun süreli gitmek istediğime karar verdim falan.
Böyle planlarımın olması da beni çok besliyor ve ilham veriyor bana galiba.
Buna da böyle bir cevap vereceğim.
Doğru insan yanlış zaman gerçekten var mı?
Yoksa doğru insan zamanı doğrultabilir mi?
Çok güzel bir soru.
Doğru insan doğru zamanı yaratabilir.
Doğru insan yanlış zamanda da olabilir.
Bence bu da yine pekala mümkün.
Ya ben artık şuna inanıyorum.
İnsanın olduğu yerde, duyguların dahil olduğu yerde her şey mümkün arkadaşlar.
Gerçekten doğru insan yanlış zamana denk gelebiliyor.
Olabiliyor bu yani.
Ama aynı şekilde bozuk bir saatte en azından iki kere günde doğru saati gösteriyor.
Hangi ikiye denk geldiğiniz burada çok kritik.
O nedenle ben ikisinin de varlığını inanıyorum.
Bunlara çok takılmamak lazım.
Liseye dönecek olsam neyi değiştirirdim?
Lisede olmayı değiştirirdim.
Ben liseyi hiç sevmiyorum.
Liseye dönmekle ilgili abi keşke liseye dönsek ya falan.
Nostaljisi yaşayan insanları anlamıyor ve onlardan korkuyorum.
Ve abi hayatta hiçbir bir şey yaşamadınız insan niye liseye dönmek ister diye de düşünüyorum.
Lise benim için hiç keyifli değildi.
Psikoloji okumanın mantıklı olduğunu düşünüyor musun?
Evet yani bunu gündem olarak güncel olarak yeni okuyacak kişilere bir tavsiye olarak gibi bir yerden soruyorsan bilemem.
Ama kendim için çok mantıklı olduğunu çok da başka bir şey okuyabileceğimi sanmadığımı söylerdim.
Evet dün akşam küçük bir mola verdim.
Uyudum uyandım ve dedim ki soruların yarısını da bir de dinç ve uyanmış bir de gündüz simayı ile yanıtlayayım.
Bakalım iki simay arasında bir fark hissedecek misiniz yoksa ben mi kafada kuruyorum.
Dün bir tık daha hani yorgun ve biraz daha fevri cevaplar vermişimdir belki.
Bugün daha pozitif daha böyle konuşkan bir haldeyim.
Böyle yarıdan devam etmek tekte bitirmek zorunda olmamak da iyi geldi.
Terapide çok uzun yıllar simaycım açtığın cips paketini bitirmek zorunda değilsin.
üzerine çalışmış birisi olarak bunu bölümlere de entegre etmeye çalışıyorum.
Evet.
Utanç duygusuyla nasıl baş ediyorsun?
Senden dinlemek çok isterim demiş sevgili Hilal.
Utanç duygusuyla baş etmiyorum.
Yani aslında şöyle ben birçok duyguyla baş etmiyorum.
Çünkü galiba ben zaten ilk etapta duyguları baş edilecek bir şey gibi görmekten biraz özgürleştirdim.
Utanç duygusu zor bir duygu.
Yaşaması, sindirmesi.
ben şu an bu duyguyu hissediyorum
demesi zor bir duygu. Ama
duyguların galiba benim onlarla
anlaştığım, oturup el sıkıştığım
özelliği şu ki siz onu
yaşamadıkça o sizin
yakanızdan düşmeyecek. O yüzden
utanç gibi yaşamaya
çok da gönüllü olmadığınız,
mümkün olduğunca kafanızı ondan başka
tarafa çevirdiğiniz duygular
sadece orada durmaya devam edecek. O yüzden
ben galiba bu tarz yoğun ve
bir tık da ızdıraplı duyguların
içine kendimi bırakıyor ve yaşıyorum.
Tabii ki de çok böyle an oldu hayatımda.
Aklıma gelince böyle ay falan oldum.
Ama geçti.
Çünkü bir yerden sonra o duyguyu yaşaya yaşaya
tamam yani bu kadar da büyütme be kızım falan oldum.
Önerim budur.
Genel olarak bir duyguyla nasıl baş edeceğinizi bilemiyorsanız
belki de mevzu onunla baş etmemektir.
Hayat monoton hissettirdiğinde bunalımından nasıl çıkıyorsun?
Geç kalmışlık hissi sana da geliyor mu?
Nasıl kurtulabiliriz bundan?
Ya kesinlikle geliyor.
Kesinlikle geliyor.
Bu aralarda da geliyor.
Hatta daha geçenlerde arkadaşımla böyle bir bira içerim dedik.
Ona da dedim.
Ben aynı anda çok fazla yerde olmak istiyorum.
Bu durumdan çok yoruldum.
Ve hani neredeysem orası çok olmak istediğim bir yerse bile aklım hep olmadığım, olamadığım yerlerde.
Hatta bazı yerlerde olmak istiyorum bile değil de olamayışımı.
aynı anda 8 farklı yerde bulunamayışımı kafama takan bir tarafım var gibi hissediyorum.
Aslında bu başlarda cevap verdiğim sorulardan birinden çok daha farklılaşmıyor benim için.
Beni biraz da zaten bu monotonluk, bu geç kalmışlık hissi bir yerde kamçılıyor gerçekten.
Hani ne yalan söyleyeyim.
Monotonlukta ben genellikle arkadaşlarımdan çok destek alıyorum.
Ya da sosyalleşmekten destek alıyorum.
Bir şeyler benim için monotonlaşmaya başladığında gerçekten hani ya bir randevuya çıkarım ya bir arkadaşımla dışarı çıkarım hemen kendime zorla bir etkinlik ayarlatırım.
Bu tek başıma bir sinemaya gitmek, bir oyuna gitmek de olabilir.
Spora farklı bir saatte gitmek, bir yürüyüşe çıkmak da olabilir.
Gerçekten çok zorlanıyorum bunu eyleme geçirene kadar.
Ama eyleme geçirmeyi bir şekilde başardıktan sonra bir oh çekiyorum.
Ve bir şekilde o rutinden çıkmak bile bazen gerçekten bir günü tamamen kendime ayırıp evi dip bucak temizlemek bile beni bir noktada monotonluk hissinden çıkartıyor.
Bazen oturup aynanın karşısında hiç gitmeyeceğim etkinliklere kombinler yapıyorum.
Bence biraz monotonluğu kırmanın şifresi sanıyorum rol yapmak diyebilirim.
Geç kalmışlık hissine gelirsem de zaten hayatın tadı tuzu biraz budur.
Bir yere çok da erken gitmiş hissetmeyiz.
Erken gittiğimizde ne yapacağımızı bilemeyiz.
Bazen geç kalmak o kadar da kötü bir şey değil.
Burada sözüm beni sürekli her yerde 10-15 dakikadan totalde ömrümde birkaç aya tekabül edecek kadar bekleten zekiye değil bu arada.
O buradan hiç yanlış dersler çıkartmasın.
Onu da söylüyorum.
Üretme isteği kurtlarımızı nasıl dökebiliriz?
Üreterek.
Ve hemen arkasından şu soruyu da yanıtlayayım.
Podcast'a yeni başlayacak olanlar için lütfen bilgi verir misin?
Şimdi lütfen bir geçin karşıma.
Gerçekten söylemek istediğim bazı şeyler var bu konuda.
Çünkü bence birçoğunuz bana bu konuyla ilgili mesaj attığında ve benden belki de istediği tarzda artık nasıl bir cevap beklediklerini de bilmemekle birlikte
hani gatekeeplediğimi falan düşünüyor olabilirsiniz.
Ama bu konuyla ilgili söylemek istediğim bir şey var.
Kimse bunu şahsi algılamasın lütfen.
ve zaten bana podcast'a başlamakla ilgili kimlerin mesaj attığını hatırlamıyorum.
Çok fazla mesaj aldığımı hatırlıyorum ama.
Şimdi bana hep şöyle mesajlar geliyor.
İşte ben de podcast'a başlayacağım.
Sen hangi mikrofonu kullanıyorsun?
Hangi uygulamayı kullanıyorsun?
Ne sıklıkta paylaşıyorsun? gibi.
Şimdi benim bu konuda gerçekten size stratejik olarak verebileceğim hiçbir akıl yok.
Çok ciddiyim. Gatekeep'lemiyorum.
Elbette ki bu düz mantık.
Bu konuyla ilgili okuyup etmedim ama
düzenli, sistematik, sık bir paylaşım aralığınız varsa
elbette ki algoritma sizin lehinize işleyecektir.
Ama beni birazcık tanıdıysa...
Podcast BPT yanınızda.
Ben bu şekilde çalışmıyorum.
Ben 6 yıldır kafam ne zaman eserse o zaman bölüm yapıyorum.
Bazen bakıyorum 1 yıllık podcast'ler yüzlerce bölüm paylaşmış.
Ben 6 yılda belki 100'e ulaşmışımdır.
Zaten benim orada olayımın istikrar olmadığını anlamışsınızdır.
İkincisi bana hangi mikrofonu kullandığımı soruyorsunuz.
Tabii ki sorabilirsiniz.
Ama bu konuda size içten bir tavsiyem olacak.
Özellikle podcast'e yeni başlıyorsanız bu ilk girişiminizse bunun dışında zaten hali hazırda influencer içerik üreticisi değilseniz yani hazır bir kitleniz yoksa bir kitleye podcast'inizde ulaşmak gibi bir hedefiniz varsa buna başlangıçta maddi bir yatırım yapmak o kadar motive edici değil.
Çünkü o yatırımı yapıyorsun ve bir yerde spor salonuna yıllık üyelik yapıp,
şimdi o kadar para verdim belki giderim mantığıyla belki kendini motive etmeye çalışıyorsun.
Ama bu da yaptığın şeyin içtenliğini, samimiyetini etkileyecek.
O yüzden bence ilk etapta kendi insanlarına ulaşana kadar, bu senin için istikrarlı bir yere gelene kadar,
ben gerçekten konuşmaktan çok keyif alıyorum ve bunu galiba uzun uzun da yapacağım diyene kadar
bence mikrofona, ekipmana para harcamak saçmalık.
Ben 4 yıl boyunca bilgisayarımdan ve telefonumun mikrofonundan kaydettim.
Ve bence dinlenemeyecek bir ses kalitesi de yoktu.
O nedenle şunu da söyleyeyim.
Ses kalitesi kötü olursa kimse dinlemez de bence bir hurafe.
Ya biz, sizi bilmiyorum da bence birçoğumuz buradan da hakimdir.
Covid zamanı mücbir sebepleri izledik.
Mücbir sebeplerini izleyemediğimiz bölümlerini ya ekran kaydını YouTube'dan izledik.
Ses kalitesi, görüntü kalitesi o kadar büyük bir mevzu değil.
Muhabbetini sarıyorsa.
Sözüne güvenen bir insan, anlattığı gücüne, anlatacaklarının içeriğine güvenen bir insanın bu kadar ekipman kaygısı başta olmamalı.
Bunu kendinize bence bir eşik olarak belirleyin.
Şu noktadan sonra kendime bir mikrofon alacağım gibi.
Bir de bana bazen hangi mikrofonu kullandığımı söyleyince çok pahalıymış falan diyorsunuz.
Bu benim değil mevcut Türkiye ekonomisinin suçu.
İkincisi e bir zahmet kanka.
Hani 6 yıldır yapıyoruz. Temudan aldığımız mikrofonla da yapmayalım yani diyeceğim. Öpüyorum sizi. Sözünüz konuşacaklarınız olsun yeter podcast ile başlamak için.
Burcun ne çok kova vibe'ı aldım demiş bir dinleyicim
Evet Burcun kova
Nasıl bir vibe bunu dinlemek çok isterim
Ama bence tam Burcun'un insanıyım
Çok anlamamama rağmen
Sima isminin tam bana göre olduğunu düşünüyorum
Ve 27 Ocak bence tam benim doğacağım bir ay ve gün kombinasyonu gibi geliyor
Bu tarz tanımlar ne içeriyor bilmesem de
Beni hakikaten düzgün tanımladığını düşündüğüm etiketler
Ve evet kova Burcun
Bunu da lütfen isteyen varsa yorumlasın.
Çok isterim dinlemek.
Yurt dışında kalmak yerine Türkiye'ye dönmene eleştiri getirenlerle başa çıkmak demiş bir dinleyicim.
Bunu bölümlerimde çok konuştum.
Hatta yani spesifik bölümlerim de var.
Şimdi hatırlamıyorum.
Ama hani buna vereceğim net cevap şudur.
Ki çok yakın bir bölümümde söyledim.
Yani ben kendime nerede mutlusun, nerede olmak istiyorsun ve nasılsın sorusunu sormayı öğrendim.
ve verilen cevabı kendime verdiğim cevabı da takip ettim.
O yüzden benim için mevzu hiçbir zaman yurt dışında ya da Türkiye'de olmak gibi bir ayrımdan oluşmadı.
Bir de ben zaten Avrupa rüyası, Avrupa standartları gibi bir kategorinin olduğuna da inanan biri değilim.
O yüzden benim için hiçbir zaman Avrupa'ya çıkmak bir başarı olmadığından dönmek de bir başarısızlık olmadı.
Bu sınırları bu kadar zorlaştıran, bu kadar zorluk ve engel koyduğu için de dışarıya çıkmayı, kendi sınırlarının dışına çıkmayı bize çok zorlu bir parkuru bitirmiş gibi hissettiren sistem utanmalı.
Ama ben bunu bir başarı ya da başarısızlık olarak tanımlamıyorum.
Kesinlikle yapmak istediğim şeyi yapman bir başarıydı.
Bu kadar engelin üstesinden gelmen bir başarıydı.
Ama dönmek zaten çok kolay değildi.
Kaldı ki neden başarmayı ya da başaramamayı kolaylıkla ölçüyoruz?
O da ayrı bir soru.
Bir başka soru. Hem akademik hem de genel olarak imposter sendromuyla nasıl başa çıkılır?
Galiba bu tarz durumlarda ben biraz kolektifliğe sırtımı yaslıyorum.
Yani etrafıma bakıyorum, arkadaşlarımla dertleşiyorum ya da gerçekten içtenlikle bir şeylerden bahseden, bir yaşam koçu edasıyla akıl vermekten ziyade
gerçekten belki de kendi yolunu, yolculuğunu, zihin akışını paylaşan insanlara kulak vermeyi tercih ediyorum.
Aslında kısacası bu duygularda yalnız olmadığımı fark ederek, dinleyerek, görerek biraz daha o imposter halinin üstesinden geliyorum.
Bir dakika ya bunu hisseden sadece sen değilsin düşüncesinin iyileştirici bir tarafı olduğunu düşünüyorum.
Bence böyle başa çıkıyorum.
Hani bu böyle gerçekten sınav döneminde arkadaşına abi ben hiç çalışmadım sen çalıştın mı diye sorduğunda
abi ben de daha başlamadım cevabını almanın içine biraz da su serpmesi gibi bir şeye benziyor aslında.
18 yaşına tavsiyeler demiş bir dinleyicim
Çok güzel bir soru
Pek üzerine düşünmediğimi fark ettiğim bir konu bu
18 yaşıma ne gibi bir tavsiye verirdim
Galiba şey derdim
Çünkü tam 10 sene daha genç bir versiyonumdan bahsediyoruz
Hiçbir şeye geç kalmıyorsun
Ama geç kalma hissi de seni kolay kolay bırakmayacak
28 yaşında da başka şeylere geç kaldığını hissedeceksin
38 yaşında da muhtemelen bambaşka şeylere
O yüzden bu duyguyla kavga etmeye, mücadele etmeye ya da onu yenmeye çalışma.
Sakin ol.
Bir şeylere geç kalma duygusu seni harekette tutan şey olacak.
Çok iyi gidiyorsun.
Bravo sana derdim.
Gerçekten ona akıl vermez.
Böyle abi bitcoin al falan.
Altına yatırma.
Böyle şeyler söylemezdim ama gerçekten alnından öperdim 18 yaşındaki Sima'yı.
Hatalarıyla, kazalarıyla, belki de vereceği yanlış kararlarla
hiç taş koymaz, engellemez.
Çünkü o en ufak bir değişimin de yaratacağı kelebek etkisine inanan bir tarafım var benim.
Yani mesela düşünsenize 18 yaşındaki Sima'ya diyorum ki
kanka İstanbul Psikoloji değil Boğaziçi Sosyoloji yaz.
Yani hayatımın bütün notası değişirdi.
Ve ben olduğum yerden çok mutluyum.
O yüzden galiba ona akıl vermez, ona yaptığı ve verdiği kararlardan dolayı teşekkür ederdim.
Ve bunu düşünmek beni çok mutlu etti.
O yüzden bu soruyu soran sevgili dinleyicime de bana bunu düşündürttüğü için teşekkür ediyorum.
Dost sandığın insanların seni tek bir hatanda silmesi ağır geliyor.
E gelir.
Gelecek tabii ki de.
Bir de zaten hani doğru demişsin.
Dost sandığın.
Zaten dostum değilmiş belli ki.
Ve eğer seni tek bir hatanda sildiğini düşünüyorsan.
Şimdi burada tabii ki her şeyin bir iki perspektifi var.
Bu hatanın karşı taraftaki etkisini, izdüşümünü de bilemeyiz.
ya da hata olarak tanımladığımız şey de ne kadar hata gibi.
Çok fazla orada bireysel etkilenebilecek konu giriyor devreye ama
hani ağır gelir evet ama ben günün sonunda böyle özgürleşmelerin arkasındayım.
Yani beni hatamla siliyorsan teşekkür ederim.
Beni hatalarımla kabul eden ya da hatalarımı yapmaktan beni alıkoyacak dostluklara
bir adım daha yaklaştırdığın gibi düşünen belki daha polyanlıcı bir tarafım var.
Ben bu durumlara bu kadar üzülmüyorum açıkçası.
Sen bana hak etmediğim şeyler yaptın demeden çekip gitmenin ağırlığı var üstümde demiş bir dinleyicim.
Evet bazen hatta bazen değil benim case'imde çoğu zaman ben de insanların hayatından çıkarken onlara sen bana şunu yaptın, sen bana bunu yaptın.
Ben seni bunlara rağmen affettim, kabul ettim diye karşı tarafın suratına o bütün süreci vururken buluyorum ya da vurma isteğimle baş etmeye çalışıyorum genellikle.
Fakat artık ben de yapmayı bıraktım.
Çünkü karşımdakine sen bana çok kötü davrandın ben buna rağmen seni affettim, bağrıma bastım, sana şöyle iyi geldim, böyle destek oldum diye sayarken karşımdakine ne kadar büyük bir hata ya da haksızlık yaptığını değil kendime ne kadar enayi olduğumu sayıyormuşum gibi gelmeye başladı.
Bütün bu karşılıksız şekilde yaptıklarımı saymam aslında neden o ilişkide durmamam gerektiğini de gösteren kriterler.
Karşınızdakine çoğunlukla sanki o yaptığı şeyin hata olduğunu bilmediği için yapmış gibi bir yerden bana bunları bunları yaptın şeklinde bir liste sayma ihtiyacı duyuyoruz.
Yakın zamanda keşfettiğim, fark ettiğim, belki de aslında çok uzun süredir bilip kafamı o tarafa çevirmek istemediğim bir gerçektir ki bu.
Acı da bir gerçektir.
Karşınızdaki size ne yaptığının farkında.
Ne kadar incittiğinin, özgüveninizi ne kadar mahvettiğinin, size kendi öz değerinizi sorgulattığının farkında.
ve bir şey söyleyeyim mi? Bak yaklaş.
Bunu herkese söylemem.
Kulağına söyleyeceğim gel. Bunu bile bile
yapıyor. Evet.
Şimdi bunun üstüne bir bardak
soğuk su içilir. Ben de şöyle
buzlu kahve yapmıştım. Onu bir içeyim.
Valla
bu kısmı kesmem yani.
Böyle ne denir?
Metot oyunculuğu.
Aşık olamıyorum parantez içinde
sevgilim var.
Yani ben bunun aşığım parantez içinde sevgilim yok versiyonu olduğum için sana ne desem bilemedim.
Düşünelim biraz hadi bunu hep birlikte düşünelim.
Şimdi bana aklımda şöyle bir şey canlandı.
Bazı insanlar patatesi böyle hafiften bir sosa bandırıp yemeyi patatesi tatlandırmayı sever.
Bazı insanlar da ketçap mayonez ya da herhangi bir sosu yemek için patatesi bir bahane olarak kullanır ya.
Böyle tek bir patatesi 3 kere sosa bandırır böyle ya da ne bileyim üstüne boca eder falan.
Bu biraz böyle aşık olamayan ama sevgilisi olan ya da sevgilisi olsun ya da olmasın aşka dair bir tutkusu olan insanlar noktasında da böyle bir farklılaşması olduğunu düşünüyorum.
Patates ve sos analojisi diyebiliriz buna.
Ya da bilmiyorum ya yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan da olabilir.
Bu kadar belki modernize etmeye gerek yoktu.
Fakat demek istediğim şu.
Bazı şeyler birlikte var olmak zorunda değil.
Birlikte güzel olabilir.
Birlikte olduklarında da hangisinin hangisi için orada olduğu o kadar önemli mi?
Yani sevgilim var aşık olamıyorum diyorsun.
O zaman bence burada kendine şunu sorman lazım.
Biriyle bir ilişkide olmak için, olabilmek için aşık olmak ne kadar önemli bir kriter noktasında.
Çünkü bu çok kişisel.
Mesela bazı insanlar için sevildiğini hissetmek bir önceliktir.
Bazı insanlarsa sadece sevgisini akıtmak, aşkını yaşamak ister.
Onun için karşıdaki adeta bir figürandır.
Sen dur ben seni seveceğimdir aslında ilişkinin dinamiği.
O nedenle burada aşkın ne noktada bir ihtiyaç ya da zorunluluk olduğu çok kişisel bir deneyim.
Benim gerçekten çevremde ben aşık değilim ama çok güzel bir ilişki yaşıyorum, ilişkimde çok mutluyum diyen insanlar oldu.
Çok aşık olup bir türlü ilişkisini sürdüremeyen insanlar da oldu.
O yüzden burada aşkın dahiliyeti senin bu ilişkiyi yürütmen için ne kadar hayatı bir önem taşıyoyu kendine sorman lazım.
Ha dersen ki peki insan zamanla aşık olur mu?
Olur.
İnsan zamanla aşktan düşüyorsa, aşık olmayı sürdüremiyorsa, bitiyorsa zamanla aşık da olabilir bence.
İyi giden zorluklardan olgunca çıkabilen bir ilişkiye dair ya bir gün biterse kaygısı taşımak normal mi?
Ya tabii ki normal.
Hani kızıyormuşum gibi çıktı da yani kızmıyorum da hani biraz ya arkadaşlar tabii ki normal falan diye bir sarsasım da geliyor.
Yani abi film açıyorsun ortaya koyduğun cipste bile dur dur dur hemen başlamayın şimdi dur bir film başlasın öyle bitiririz falan gibi bir denk getirme halindeyken
cipsin bile bitmesinden kaygılanırken
bir de hani olgunca bazı zorlukların üstesinden gelebilmiş dediğin
bu şekilde atlandırdığın bir ilişkinin bir gün bitmesinden korkmak çok normal.
Çok normal.
Yani bir şeylerin bitmesinden korkmak, onu kaybetmekten korkmak
ay ben kaygılı mı bağlanıyorum?
Ben bununla açıklanmak zorunda değil.
O yüzden aslında bu bölümün daha başlarında da
bağlanma stilleriyle ilgili yaptığım yorum tam olarak bu.
en ufak bir kaygıyı
en ufak bir kaybetme korkumuzu
acaba bir problem mi var
bu normal mi diye çok fazla
analize ediyoruz. Çok over
analize ediyoruz. Hiç gerek yok.
Yani sevdiğin bir şeyi
kaybetmekten korkuyorsun. Tabii ki korkacaksın.
Ben hala böyle
içtiğim, dağıttığım, arkadaşlarımla
dans ettiğim ve eve geldiğim bir
günün ardından
bütün yüzüklerim parmağımda mı
anahtarım, işte dudak kalemi
falan diye her şeyi böyle yerli yerine
koymaya, kaybedip
kaybetmediğime dair bir endişeyle
yaklaşıyorum. Çok normal
yani. Hayatın meşgalesinde
hele de sana güzel gelen bir ilişki
onu kaybetmekten korkacağın bir yerde
olacaktır. Bu bence çok
doğal diyeyim.
Bazı soruları yanıtlamadım.
Bunlar soru da değil aslında. Biraz iç döküş
ya da bir olay örgüsü
üzerinden anlatılmış şeyler. Çok kişisel.
Bunları burada yanıtlamak istemiyorum.
İkincisi yanıtlayabileceğim şeyler değil.
Bazılarını da görmemiş gerçekten olabilirim.
Hani buradan baştan bir söyleyeyim.
İlişkilerdeki self-sabotaj neden bizi hep bulur demiş bir dinleyicim.
Valla hep beni bulmuyor.
Eğer hep seni bulduğunu düşünüyorsan bununla ilgili adım atmak gerektiğini düşünüyorum.
Self sabotajı bir sürü farklı motivasyondan dolayı ya da hiçbir motivasyon olmaksızın sırf alıştığından dolayı sırf bir şeylerin iyi gitmesine alışık olmadığından ya da iyi gitmesini istemediğinden ya da bir şeylerin kötü gitmesini bahane etmeye çok alıştığından gibi gibi bak sadece 10 saniyede bir sürü sebep saydım.
Bir de bunun gibi bir sürü aklıma gelmeyen sebep olabilir.
Birçok şeyden dolayı self sabotaj yapıyor olabilirsin.
Bunu anlamak gerçekten insanın biraz da bence kendi terapi süreciyle anlamlandırılacak bir şey.
O yüzden hep seni bulduğunu düşünüyorsan müdahale etme zamanı gelmiştir.
İnsan neden bir şeyin yokluğuna dayanır da azlığına katlanamaz?
Yani Shakespeare, hani wow, to be or not to be diyorsun.
Çok iyi bir cümle bu arada.
İnsan neden bir şeyin yokluğuna dayanır da azlığına katlanamaz?
Bence bir şeyin yokluğu en azından bir gün gelebileceğine dair bir kapı açarken gözünün önünde ama az oluşu onun bu saatten sonra sadece bitmeye yaklaşacağına dair bir his ve inanç getirdiği için diyor.
Böyle güzel bir soruyu da uzatmadan burada cevaplıyor ve noktalıyorum.
geçenlerde sevmediğiniz birinin hayatının iyi gitmediğini görmek kadar keyif verici bir şey yok gibi bir story atmıştın
aynen böyle bir story attım
peki iyiye gittiğini görmekle nasıl başa çıkacağız
şöyle bir şey söyleyeyim mi bak kulağa çok egoist gelecek
sevmediğim biri olabilmek benim nezdimde çok kolay değil
hani böyle internetteki bir personaya gıcık olmak hiç sevmiyorum falan demekten bahsetmiyorum
öyle insanlar tabii ki var hayatımda
Ama onların hayatının kötüye gitmesinden keyif alıyor falan değilim.
Çok da iyi gitmediğini görmekten keyif aldığım insanlar bana gerçekten hata yapmış insanlar.
Beni çok incitmiş, bana haksızlık yaptığını düşündüğüm, belki o klojürü hiç yaşayamadığım insanlar.
Böyle bir noktada da ben şöyle söylüyorum.
Ben gerçekten kendimi beni kaybettiysen eksikliğini hissedersin noktasında bir insan olarak konumlandırıyorum.
Bundan da çok mutluyum.
Şimdi burada zaten beni kaybetmiş bir insan.
Hani beni kaybetmek bir olay olarak ya da beni bir şekilde hayatına tutamamış bunun içine gerekçeler vermiş bir insan zaten neyi başarırsa başarsa ne kadar iyi giderse gitsin içinde bir yerlerde onun bir bozulma bir kırılma vardır diye düşündüğüm bir insan oluyor.
O yüzden onların iyiye gitmesi beni o kadar da rahatsız etmiyor.
Kendime şunu söylüyorum ya sen ne kadar iyi gidersen git.
Beni kaybettin be.
Ve de bir şey söyleyeyim mi beni kaybetmek zordur yani.
O yüzden hayatımda olmayan sevmediğim gerçekten kin tuttuğum bir insanın hayatının iyiye gitmesi diye bir şey yok benim nezdimde.
Çünkü her şey çok yolunda gitse de o kendi pisleşmiş karakteriyle yaşamaya devam edecek.
Ben gerçekten böyle bakıyorum.
Kulağa çok egoist gelebilir çok da umurumda falan diyormuş.
Bu aralar biraz şımarıyorum arkadaşlar ya mazur görün.
Niye mazur göresiniz beni sevdiğinizi düşünüyorum.
Ben de böyleyim bu aralar.
Evet son iki soru.
Bir tanesi, Simay sevdiğimiz insanlar uğruna kendi benliğimizden vazgeçmek.
Ailemi kaybetmek uğruna olmak istediğim kişiyi gerçekleştirmeli miyim?
Onlar olacağım kişiyi kabul etmeyecek.
Ya bu çok zor.
Bir de burada neyden bahsettiğini anlıyor gibiyim, tahmin ediyor gibiyim.
O yüzden böyle bir durumda, bu kadar hayati anlamda zorlukları da beraberinde getirebilecek radikal konularda,
içi böyle havayla doldurulmuş,
yap tabii tabii ki yapacaksın arkandayım gibi realiteden uzak ve çekebileceğin zorlanmaları bu senaryoya dahil etmeyen absürt bir cevap vermek istemem.
Ama bana sorduysan benim fikrimi merak ettiğini düşünerek kendi bakış açımla bunu kısaca yanıtlamak isterim.
Belki senin kastettiğin tarzda bir kendim olmak, mücadelem ve ailemle zıtlaştığım noktalar olmasa da
işte hangi üniversiteye gideceğim, hangi bölümü okuyacağım, ne yapacağım gibi konularda
özellikle babamla zıtlaştığım çok oldu.
Ve buralarda kendime şunu söyledim.
Ki zaten iyi bir ilişkim yok babamla.
Görüşmüyorum.
Ama kendime şunu söylemiştim.
Bunu çok iyi hatırlıyorum.
Abi bu benim hayatım.
Ve sen maksimum
Allah uzun ömür versin.
Maksimum 30 sene daha yaşayacaksın.
20 sene daha yaşayacaksın.
Ben o sırada
40'larımda 50'lerimde olacağım.
Belki bir şeyleri rayına oturtmuş.
Hayatım böyle
daha da kaymağını yiyor olacağım.
Ve ben bunu yapabileceğim
yaşlarda, senin yaşlarına
hatta geldiğimde, sen artık
hayatta bile değilken, sırf
senin verdiğin kararları
uyguladım, senin çizdiğin yoldan
gittim diye mutsuz bir hayat
yaşamayacağım ya.
Yani ben en kötü ihtimalle senin mezarını
ziyaret ettiğimde
o mezara tükürmek istemiyorum.
Tükürmek istemek
istemiyorum. O yüzden
aslında biraz da kendi
olmak istediğimiz kişinin yolundan
gitmek belki bizi
ailemizle ya da sevdiklerimizle
karşı karşıya getirse de
onların istediğini yapmak fikri
de bir o kadar aslında
bizi bu insanlarla karşı karşıya getiren
bir şey. Belki onlar tatmin oluyorlar
susup oturuyorlar ama
bu sefer o nifak tohumları
o uzaklık, o düşmanlık
senin içinde
yaşarmaya başlıyor. Onlar
yüzünden diyorsun her şeye. İstemediğin
bir işe gidiyorsun, istemediğin biriyle
birlikte oluyorsun, istemediğin bir yerde yaşıyorsun
her günün onlara
onların kararına lanet etmekle geçiyor
ve ilişkin bozulmasın
diye attığın adım
o ilişkiyi içeriden çürütmeye başlıyor.
Ama günün sonunda bazen
kendi bildiğini yaptığında
kendin olduğunda daha doğrusu
ve zorlansan bile bu zorlanmalar
benim verdiğim bir kararın sonucuydu
diyebildiğinde ve günün sonunda
güneşe nihayet çıktığında
çevrendekiler de senin ne kadar
mutlu, kendin, parlak
bir halinde olduğunu, çektiğin
zorlanmaların ve acıların bile
şahsına münasır olduğunu gördüğünde
bence içlerinden
iyi ki kendi bildiğini yapmış
diyorlar ya da diyecekler.
Umarım güzel bir cevap olmuştur
sevgili dinleyicim.
Ama yanındayım, arkandayım
diyebilirim. Ve son soru.
Bazen hayatın yeteri kadar
heyecanlı hissettirmemesi hakkında
demiş sevgili Merve.
Merve'cim,
İyi ki de hayat her zaman heyecanı hissettirmiyor.
Yoksa biz heyecanın farkına nasıl varırdık diyeyim.
Böyle de bitireyim.
Dertleştik, sohbetler ettik.
Ben eğlendim.
Bana sorduğunuz şeyleri yanıtlamak ve çok da üzerine düşünmeden çat çat çat cevap vermek hoşuma gitti.
Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra bu bölümü tekrardan bir açıp dinlediğimde acaba bu sorulara vereceğim cevaplar değişir mi?
Onu da konuşuruz.
Şimdi ben bu kaydı bitirip bunu editlerken kahvemi bitireceğim.
Sonra sporuma gideceğim geleceğim ve sizinle tekrardan konuşmak için yeni bir şeyler biriktirmeye yani yaşamaya devam edeceğim.
Siz de o zamana kadar umutsuzluğa alışmayın.
Yatağa küs girmeyin.
Kendinize iyi bakın.
Aklınıza soruların olması iyidir.
Merak ettiğiniz anlamına geliyor.
Öpüyorum sizi.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
