
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
gittiğiniz yerde, masanızda bana da bir yer ayıracağınıza hiç şüphem yok. o yüzden siz gidin, ben 2024'ü üstüne kitleyip gitmek istediğiniz şeyleri halledip geliyorum. sizden gelen "2024'ü üzerine kitlemek istedikleriniz" ile karşınızdayım. mutlu yıllardır be.
Transkript
Herkese merhabalar, ben Simay.
2025'in ilk bölümünde 1 Ocak'ta karşınızdayım.
Söz verdiğim gibi dün bir bölüm atamadım ama bence affetmiyorum bölümü bir yılı kapatmak için çok güzel bir bölümdü.
Belki de böyle olması gerekiyordu.
Dün sizden 2024 biterken bir önceki yılda kapıyı üstüne kilitlemek istediğiniz ne varsa yazın bana demiştim.
Bugün biraz orada verdiğiniz yanıtlar üzerine sizinle sohbet edeceğiz.
Sizden gelen bazı şeyler üzerine konuşmayı çok özledim.
Uzun zamandır da yapmıyorduk.
Onun dışında ben bugün biraz geç uyandım.
Gözümün hemen altında muhtemel bir arpacık ya da küçük bir sivilceyle karşıladım bu yeni yılı.
Umarım sivilcedir.
Hala kahvaltı yapmadım. Saat burada 5'e geliyor.
Hatta bölümün başına oturmadan önce kendime bir kahve yapmıştım.
Ama yine tabii ki de bölüme başlayana kadar biraz internette gezinirken kahvemi bitirdim.
Sonra yok ya ben bu bölümü şöyle bir kahve içip dinleyicilerimle bir sohbet kıvamında kaydetmek istiyorum deyince bir kahve daha yaptım.
Yani çok da doğru kararların başlangıcı olmadı gibi bir Ocak.
Ama önümüzde çok uzun bir yıl var.
Bakalım bizi neler bekliyor.
Romantik bir metaforla geldim.
Ve o da aslında tam ikinci kahvemi hazırlarken oldu.
Hayatında böyle küçük ertelemelerde, küçük 5-10 dakikalık aralarda bana düşündürttüğü şeylere ben bayılıyorum.
O da şöyle oldu.
Geçtiğimiz yıl Christmas hediyesi olarak eski ev arkadaşım bana çay itilerinin içindeki o şurubundan almıştı.
Yollamıştı daha doğrusu Zürih'ten.
Ve yani öyle bir kapatmışlar ki cam şişe.
Açamıyorsunuz yani.
Ben açamıyorum, ev arkadaşlarım açamıyor, kimse açamıyor.
Bıçakla zorluyorum olmuyor ve cam kırılacak diye korkuyorum.
Dün şöyle bir son kez bir daha denedim.
Olmadı.
Sonra ev arkadaşım bir denedi.
Yine olmadı.
Sonra ben eve geldiğimde ev arkadaşım dedi ki
İsmail ben denedim ve o açıldı.
Artık kullanabilirsin.
Ve yani tam bir yıldır benimle o şişe bir türlü kullanamamıştım.
Ve sonra arkasını çevirip baktım.
2025'in aralığına kadar onu tüketme zamanım var.
Hala son kullanma tarihi geçmemiş hala bir yılım var ve bu beni çok mutlu etti.
Çünkü sırf artık onu açtım diye hemen tüketmek ve bitirmek zorunda olmamak
ve bir yıl boyunca açamamış olmama rağmen onu çöpe atmamış olmak ondan vazgeçmemek
ve bir yılın sonunda onun böyle sürpriz bir şekilde tamam lan açılıyorum demesi
ve kendini ev arkadaşımın kollarına bırakması ve şu an içtiğim kahvenin de içinde olması
bana çok romantik, çok anlatmaya değer geldi.
Aslında ne kadar da bazı şeylerin, bazen bir cam şişenin bile açılması için,
sizin bünyenize girmesi, sizin onun tadına varabilmeniz için bir zamana belki de ihtiyacı oluyor.
Belki de aldığım gibi onu açabilseydim, bunun daha iki yılı var deyip hiç kullanmayacaktım.
belki de tüketemeyecektim belki de bozulacaktı belki de 2025'in sonlarında şurada ziyan olmasın diye bitirirken
kendimi sevdiğim bir lezzetten iyice soğutacaktım kim bilebilir artık bilemeyeceğiz o ihtimalleri
çünkü açıldı ve ben artık onu tüketebiliyorum bu bana böyle tatlı bir çıkarım yaptırdı
bazı şeylerin zamanı vardır siz onu aldınız mutfağınıza hayatınızın bir yerine köşesine koydunuz diye
O hemen içindekileri size dökmek durumunda değil.
Bazen böyle parasını verdiğiniz aldığınız şeyler bile bu nazını yazı yapabiliyorsa aslında biz de hayatımızdaki insanlar da her ne kadar aynı 365 günü yaşasak aynı yörüngenin etrafında olsak da zamanı çok daha farklı deneyimliyoruz.
Ve hepimizdeki gelişimi öğretisi bizi zaman zaman büyütmesi ve küçültmesi çok bireysel oluyor.
Bunu da şöyle bir hatırlatmak istedim.
Belki de yeni yılın ilk öğretisi budur.
Yani kıssadan ise ben kahvemi yaptım.
Sizin de çayınız kahveniz hazırsa keyfiniz yerindeyse.
Bakalım tatlı dinleyicilerim geride neyi bırakmak istemiş?
2024'ün kapısını kilitleyip çıkarken geride neler bırakmak istemiş?
Hep birlikte bakalım.
Siz çıkın ben geliyorum.
Siz girdiniz yeni yıla ben sizin o bütün geride bırakmak istediklerinizi şöyle iteleyip sıkıştırıp kapının kapandığından ve onların bizi bulmayacağından emin olup hemen geliyorum.
Siz bana hayatınızda bir yer tutun yeter.
Yetişeceğim size.
O kadar fazla işte toksik ilişkim, eski sevgilim, situationship'im, flörtüm gibi hep böyle aslında belli ki orada soru işaretlerini doğuran bir insanı geride bırakmak istediğini söyleyenler olmuş ki ben biraz da duruma şöyle bakmak istediğimi fark ettim.
Bir yıla girerken neyi geride bıraktığımızdan ziyade neleri yanımıza almak istediğimizi, neyi beraberimizde yeni bir yıla götürdüğümüzü konuşmak,
aynı şeye daha farklı bir perspektiften, ışığın böyle arkadan gelmediği ve sizin görüş açınızı mahvetmediği, engellemediği bir yerden bakmak da aslında mümkün.
Bazen içinde bulunduğum durumları değiştiremeyince onlara bakış şeklimi değiştirmeye çalışıyorum.
Eğer bir duyguyla, bir durumla, bir olayla yüzleşmekle artık mükellefsem, bu yapmam gereken, mecbur olduğum bir şeyse farklı yerlerden bakmak ve belki de günün sonunda faydacı her insan gibi oradan kendime bir şeyler almaya çalışıyorum.
Şimdi aslında cümlelerinizin, söylemlerinizin hatta işte manifestlerinizin içinde nasıl bir niyetin olduğu, nasıl bir cümlenin olduğu, olumsuzluğu neresinde kullandığınız bile bence insanı etkiliyor.
Ben burada evreni, karmayı etkiliyor gibi bir yerden çok düşünmüyorum ama insanın bence bir şeyleri algılayışını çok etkiliyor.
Geride bırakmak, işte toksik ilişkimi geride bırakıyorum.
Beni sevmeyen işte bana hakkını vermeyen arkadaşımı geride bırakıyorum.
Şunu geride bırakıyorum falan.
Bu çok güzel çünkü geride bırakıyorsunuz.
Ama geride olan geride kalsın.
Bundan sonra yanımıza aldıklarımızı konuşalım.
Yanına aldıklarını saydığında zaten yanına neleri almadığın otomatikman kendini belli ediyor olacak gibi bir yerde.
Yani ben eğer şu an kahve içiyorsam çay içmediğim belli gibi bir şey.
kahve içtiğimi ben şu an çay içmiyorum diye beyan etmek kahveye de biraz haksızlık olur.
Onun varlığını da biraz başka şeylerin yokluğuyla tanımlamak olur.
O yüzden istiyorum ki bu bölümden sonra biraz daha yanımızda taşıdığımız ve bizimle yeni bir yıla yeni bir başlangıca
eğer böyle hissediyorsanız gelmeyi hak ettiğini düşündüğümüz şeyleri gelin biraz da takdir edelim.
Ama ondan önce sizin geride bırakmak istediğiniz şeyleri çatır çatır konuşacağız.
Kaçarı yok.
Yan yana iki farklı insan yetersizlik hissimi 2024'te bırakmak istiyorum demiş.
Yetersizlik hissi galiba bir insanın böyle hani görünmeden onu içten içe tüketen böyle insanın kurduğu gibi bir şey.
Ben bu yetersizlik hissinin kaynağını da biraz sorgulamaya hakkımız olduğunu düşünüyorum.
Ne size yetersiz hissettiriyor?
insanlar mı kendiniz mi ki bence insanın kendi kendine yetersiz hissetmesi biraz da aslında dış faktörlerin ona baskıladığı ona öğrettiği bunun doğrusu olması gereken budur gibi çok dediğim dedik öğretilerden de kaynaklanabiliyor
yetersizlik hissini kimse hissetmek istemez bazı insanların bu motivasyonu olabilir ama toksik bir motivasyon bence yetersizlik hissinden beslenmek
Geride bırakmak istediğiniz şeylere baktığımda şunu görüyorum.
Yetersizlik hissini mesela geride bırakmak istemek aslında kaynağını başkalarından alan bir şeyi geride bırakmak istemeye benziyor.
Ve ben burada biraz daha onun kaynağına inip ona sebep olan şeyleri geride bıraksak, onları yanımızda götürmesek nasıl olur gibi.
belki biraz daha eyleme geçirmesi zor ama iyice onun kökünü kazıyan bir yöntem.
En azından kendi hayatımda denemek istiyorum.
Ve siz de eğer bu yılda beni dinlerseniz bunu eyleme geçirme çalışmalarıma bence sık sık şahit olacaksınız.
Ama tamam yeter size gitsin.
Ve biraz da benim dediğim olsun.
Bir de buna sebep olanları 2024'te bırakıyoruz o zaman.
Bence hemfikiriz.
Affetmiyorum bölümünü
Kendi eski sevgilisine
Kendi eski en yakın arkadaşına
İtaf eden çok kişi olmuş
Bizim bu deneyimde yalnız
Olmayışımıza mı sevineyim yoksa
Bunu hakikaten yapan başka
İnsanlar olduğunu da düşünüp insanlığa
Dair umudumu mu yitireyim çok karar
Veremedim ama
Tamamdır onları da 2024'de
Bırakıyoruz ben onu
Hepimiz adına yaptım
Bir tane dinleyicim sigarayı
ve haksızlığa sessiz kalmayı 2024'de bırakmak istemiş.
Sigara kısmında kendisine bol şans diliyorum, umarım, yapar, yapabilir.
Haksızlığa sessiz kalma konusunda da kesinlikle arkasındayım.
Bizim ses çıkartmayı öğrenmemiz gerekiyor bir yerde.
Bu bana dokunmayan yılan bin yaşasıncı insanları konuşuyoruz zaman zaman.
Hayatımızda şahit oluyoruz, şok oluyoruz.
sadece bize yapılan değil bazen şahit olduğumuz haksızlıklarda da mutkumuz tutulabiliyor
ve bence sessiz kalmamak biraz olsun gerçekten o utancı o hatayı yapılana değil yapana hissettirmek
ve sorumluluğu ona ait olan o sorumluluğu üstlenmesi gereken kişiye geri iade etmek
bizi sadece daha adil bir insan yapar ve umarım 2025'te haksızlığa ses çıkartan insanlar olmayı biraz daha tercih ederiz hepimiz.
Beni dinlemeyen birine kendimi kanıtlamaya çalışmak demiş bir dinleyicim.
Çok arkasındayım.
Şunu söyleyebilirim ki özellikle podcast yapan ve 4 yıldır kendi kendine burada konuşup
bir şekilde birilerine sözlerini dinletebilen bir insan olarak bunu söyleme hakkını kendimde görüyorum izninizle.
Özellikle birileri sizi dinlemeye başladığında sözlerinizin bir yere ulaştığını, bir anlamı olduğunu, bir yer kapladığını fark ettiğinizde
yani aslında onların zaten sahip olduğu görünürlüğü birileri tarafından hissettiğinizde
sizi dinlemeyen insanlara kendinizi anlatmanın ne kadar büyük bir efor harcaması,
ne kadar boşa giden bir emek olduğunu görüyorsunuz.
Sizi dinlemeyen birine kendinizi kanıtlamaya çalışmanın belki de en kötü tarafı
bunu yapmayı sürdürdükçe ve bunda inat ettikçe
aslında kendinizi de sanki sözlerinizin dinlenecek hiçbir tarafı olmayabilir düşüncesine
yavaş yavaş ikna olurken buluyorsunuz.
Çünkü bir insanın bir başkasının sözlerine bu kadar umarsız olabilmesi o kadar gerçeklik dışı geliyor ki
lan acaba ben gerçekten hiçbir yere varmayacak sözler mi ediyorum?
Gerçekten manasız şeyler mi söylüyorum diye kendinizi sorgularken buluyorsunuz.
Bu arada sözleriniz bazı insanlar için manasız olabilir.
Ben eminim ki benim podcastimi dinleyip hiç sevmeyen, hiç haz etmeyen, hiç anlamadım yani bu kız ne anlatıyor diyen mutlaka vardır.
Ama bu birilerinin de kulak verdiği birilerinde de bu sözlerimin bir karşılığı olduğu anlamını benden alıp götürmeyecek.
O yüzden sizi birileri dinlemediğinde bazen sözleriniz karşınızdaki için bir şey ifade etmediği için olabilir.
Orada inatla kalmaya çalışmanın insanın kendine de istenmeyen birisiymiş gibi hissetmesine neden olacak bir şey olduğunu düşünüyorum.
O yüzden sözleriniz dinlenmiyorsa dinlenmemeyi de bir cevap olarak alıp artık oradan yürüyüp gitmek işten bile olmamalı.
O yüzden bu inadı da 2024'te bırakmaya ben okeyim.
Eski sevgilisini geride bırakmak isteyen, eski sevgilisine dair takıntısını geride bırakmak isteyen çok fazla insan var.
Belki de burada doğru soruyu sormak da lazım.
Bu insanı hala düşünmekteki motivasyon hakikaten orada hala düşünülecek bir şeyler olduğundan mı?
Yoksa yeni bir şeyler düşünmeye, düşünecek yeni şeyler bulmaya biraz olsun üşengeçlikten
hep aşina olduğunuz sularda yüzmek daha mı kolayınıza geliyor?
Çünkü zaman zaman yeni duygular yaşamak için yeni şeyler yaşamak lazım.
Yeni insanlarla tanışmak, yeni bağlar kurmak, yeni duygular keşfetmek ve bu söylendiği kadar kolay bir şey değil.
Çok enerji tüketen bir şey.
ama zaten bütün davranışlarını, bütün düşüncelerini analiz ettiğiniz,
bana burada bunu böyle yapmıştı, şöyle söylemişti diye
üzerine böyle didik didik ettiğiniz bir insanı tekrar tekrar düşünmek
sürekli bildiğiniz, aşina olduğunuz bir bölümü oynayıp durmak gibi.
O yüzden takıntınızı ya da sürekli bir insanı tekrar tekrar düşünüp durmayı geride bırakmak istiyorsanız
bence bunu yapmak sandığınızdan daha kolay olabilir.
Kendinize yeni bir takıntı bulun demiyorum.
Bu da bazen işe yarıyor evet.
Ama böyle de her yıl geride bırakacak yeni bir takıntı edinmiş olabiliriz.
Buna da hiç gerek yok bence.
Kendinize doğru sorular sormayı, kendimize doğru yerde doğru sorular sormayı belki öğrenebiliriz.
O yüzden benim size ilk sorum da bu konuda şu olsun.
Hakikaten bu adamla bu kadınla ilgili her şeyi düşünmemiş olman çok mümkün değil gibi geliyor kulağa onu geride bırakmak istiyorsan.
Onu geride bırakmamaya dair seni alıkoyan tek şey acaba biraz tembellik etmen, ona aşinalık geliştirmen olabilir mi diye düşünüyorum.
Konfor alanından çıkmak zordur ama bu daha konforlu yerler, daha konforlu insanlar tarafından beklendiğin ihtimalini bence ortadan kaldırmıyor.
Denemeye değer.
Bir dinleyicim sanmak hissini 2024'te bırakmak istemiş.
Bir dinleyicimde iletişemeyen insanları geride bırakmak istemiş.
Bence sizin ilacınız aslında çok ortak.
Sanmak hissini geride bırakmak aslında biraz sandığımız şeyleri olumlu ya da olumsuz istediğimiz şekilde ya da istemediğimiz şekilde bir sonuca ulaştırmaktan geçiyor.
Bir sonuca ulaşabilmek ya ben bir şey böyle zannediyorum ama bu gerçekten böyle mi cevabını alabilmek de üzerine saatlerce düşünmekle olmuyor.
İletişim kurmakla oluyor, konuşabilmekle oluyor.
Yine birçok dinleyicim belirsizliği 2024'te bırakmak istemiş.
Aslında çok fazla geride bırakmak istediğimiz şeyin kesişim kümeleri çok zannettiğimizden daha büyük görünüyor bana.
Ve kesinlikle bunlardan bir tanesi yani çözüm kümemizde bulunan şeylerden bir tanesi bence iletişim.
Bazı böyle duygularınızı konuşmaktan çekinirken bulabilirsiniz kendinizi.
kendinizi ben şimdi bunu söylediğimde kulağa
çok mu deli gelecek çok mu salakça
duyulacak beni manyak mı
zannedecek falan ya ben bunun
aynısını bu sabah yaptım yani
ya benim böyle düşüncelerim var ama ben şimdi
bunları konuşunca ya beni
manyak zannederse ya
ben işte çok kaygılı görünürsem
falan ve bu düşünce bende yeni bir
kaygı oluşturdu yani ben
bunları paylaşırsam ya kaygılı
çok takıntılı biri gibi görünürsem
düşüncesine o kadar tutundum ki
hakikaten yavaş yavaş olmaktan korktuğum şeye kendimi dönüştürüyordum.
Bu kadar katman katman zarar verebilecek bir şeyin çözümünün aslında alıp karşınıza bir insanı konuşmak,
duygularınızı açıklamak ya da ona bazı soruları sorup kendi kendinize düşüneceğinize doğrudan cevabı istemek olması
gözümüzün önünde duran ama bir türlü kullanmaya yeltenmediğimiz bir çözüm yolu aslında.
O yüzden iletişime girmekten, iletişim kurmaktan, bir şeyleri açıklığa kavuşturmaktan bu kadar korkmamamız gerekiyor.
Eğer zaten iletişim kurmak gibi temel bir ihtiyacımız, temel bir hakkımız reddediliyorsa,
istediğimiz gibi sonuçlansın ya da sonuçlanmasın,
sağlıklı, saygılı iki insanın konuşabileceği gibi sonlanmıyorsa,
sözlerimiz bir karşılık bulmuyorsa, az önceki dinleyicimin yazdığı gibi,
dinlenmeyen bir insan gibi size hissettiriyorsa
aslında bu da çok net bir cevap.
Demek ki bu sizin insanınız değil.
Demek ki siz compatible değilsiniz.
Demek ki siz birbirinizi karşılayamıyorsunuz.
O yüzden iletişim kurmaya çalışmanın
hiçbir türlü insana hayal kırıklığına uğratacağını düşünmüyorum.
Ya oh be hakikaten iletişim kurdum ve bir şeyler açıklığa kavuştuğu yaşıyorsunuz
ya da ulan iletişim bile kuramadım
Hakikaten bu da bir turnusoldür.
Ben bu insanı bırakıyorum deme hakkını size sağlıyor diye düşünüyorum.
O yüzden iletişimsizliği geride bırakıyoruz demeyelim de
iletişim kurma hakkımı 2025'te çantamdan, cüzdanımdan, cebimden ayırmıyorum diyelim.
Bir dinleyicim demiş ki
geç kalmışım, bir şeyler için yaşım geçiyormuş hissi var sürekli.
O hissin üstüne kitlemek istiyorum.
Bence okurken bile ben birçoğunuz bunu hissetti.
Ben de hissettim bunu okurken.
Geç kalmışlık hissi ne kadar da aslında bize ait olmayan.
Ya şunu birazcık tutar mısın diye hayat tarafından elimize tutuşturulmuş.
Sonra da o kadar uzun süre bizden alınmamış ki artık bizim olmuş gibi hissettiğimiz ama nereye koyacağımızı da bilmediğimiz bir obje gibi.
Hiç oldu mu mesela bir arkadaşınız evinizde bir şey unutmuştur.
Bu bir kitap olabilir, bir hediye olabilir, yanında taşımıştır, bir kıyafet olabilir.
Artık o kadar uzun zaman geçmiştir ki hani onu geri verebileceğiniz bir insan bile, bir muhatap bile olmayabilir karşınızdan.
Onu hala böyle bir içselleştiremezsiniz.
Çünkü ben şimdi bunu bir kenara koyarsam ve benim gibi davranırsam.
Peki ya sonra onu sahibi benden geri almak isterse?
Bu sefer ben başta benim olmayan bir şeyi sahiplenip sonra geri vermiş ve durduk yere eksilmiş olacağım.
Ama diğer yandan da böyle de kalabalık ediyor ne yapacağım?
Yetersizlik hissi bence hayatla aramızda geçen bu tarz bir alışverişe tekabül ediyor aslında.
İçinde bulunduğumuz sistem, dünya, işte 20'li yaşlar, 17 şöyledir, lise böyledir,
Üniversitede aslında böyle bir hayat yaşanır.
Yok 2012'deki son İstanbul'daki Rock'n'Cock falan.
O kadar fazla böyle insanlar yaşadıklarıyla, nostaljileriyle.
20'lerde şöyle yapılır.
18 ol yaparsın.
Kendin üniversiteyi kazan yaparsın gibi.
Sürekli aslında taleplerimizi, isteklerimizi öteliyor.
Şu yaşa gelince yaparsın diyor ki.
O yaşa gelince başka şeyler isteyebileceğimizi hiç düşünmeden
zaten ilerideki yaşımıza bir sürü beklentiyi yüklemişiz.
Örneğin ben 20 olunca dünyayı gezeceğim.
Sürekli arkadaşlarımla şunu yapacağım.
Tiyatro kursuna gideceğim.
Yüzmeye yazılacağım falan filan böyle.
Tamam süper.
Sonra o yaşa geliyorsun.
O yaşın bazı gereklilikleri doğmaya başlıyor.
Finalleri ne yapacaksın?
Biraz para kazanman lazım.
Ya bu aralar işte ilişkim çok iyi gitmiyor.
Onu toplamam lazım.
Ya da abi kedi sahiplendim onun ihtiyaçları var falan hani misal.
Bir sürü şeyi de aslında hayat kendi akışında birlikte getiriyor.
Sen o ileride daha yaşamadığın, daha gelmeyen yaşa o kadar fazla beklenti yüklüyorsun ki
çünkü orası boş bir depo gibi.
O yaş geldiğinde ve kendi gerekliliklerini de beraberinde getirdiğinde sığamıyorsun.
Ve bu sefer çok az zaman ve çok fazla yapmak istediğim şey gibi
ağır bir yükümlülüğün altına giriyorsun.
Bu aslında çok kişisel bir şey değil bence.
Geç kalmışlık hissi keşke sadece kendimizden beklediğimiz bazı şeyleri ne kadar gerçekleştirdiğimiz üzerine kurulu olsaydı.
Çünkü ben bir insanın çok uzun süre kendine küs kalabileceğini, kendine düşman olabileceğini düşünmüyorum.
Doğamız gereği bir yerden sonra kendimizle böyle vicdanımız, içimiz rahat yatıp uyumak ihtiyacı hissediyoruz.
Bu geç kalmışlık hissinin bu kadar üstümüze çullanması, bizden de ağır olması,
bizim elimizde olmayan, bizden daha büyük bir gücün de aslında bize yüklediği şeylerle ilgili.
O yüzden yine belki de bu bir çözüm değil ama bu bana ne kadar ait ki?
Yani ben atıyorum buna geç kaldığımı hissediyorum da bunu ben ne kadar yapmak istedim ki'yi sorgulamak gerçekten lazım.
Ben de bunu hissediyorum bu arada. Ben kesinlikle bu hayatın gurusu değilim yani.
Dün arkadaşlarım yılbaşını meydanda böyle bir konser alanında ışıkların altında diğer bütün insanlarla kutlamak istediler.
11.30 gibi çıktık oraya gittik falan sonra geri sayım yapıldı süper.
Ya ben eve gitmek istedim.
Ama şimdi biraz daha kalayım hani eğlenceden geri kalmayayım bak.
Sonra eve gidince kendimi kötü hissetmeyeyim.
Herkes burada falan hani bir şeyleri kaçırma.
Buna geç kalma korkusu.
Şimdi seneye belki Padova'da olmayacağım.
Buradaki son yılbaşım.
Böyle meydanda diğer bütün insanlarla havai fişekler böyle kutlayayım falan.
Kendi kendime aslında yapmazsam pişman olacağım.
Ya da belki seneye.
Ya ben geçen sene Padova'da son yılımı kutladım ama onu da böyle layığıyla yapamadım.
Herkesle şimdi meydanda olmak lazımdı falan gibi.
Mesela kendime bir geç kalmışlık yüklüyorum.
Ama her şeyden önce bu bana hakikaten ne kadar aitti ki?
Ben gerçekten dün evde oturmak, arkadaşlarıma sohbet etmek, şarabımı, biramı içip, sarılıp, hediyeleşip evime erken bir saate gelip yatmak istedim aslında.
Bir şeye kesinlikle geç kaldım.
Belki başka bir yerdeki bir partiye geç kaldım.
ama gitmek istedim mi de geç kalıyorum?
Ne kadar bana aitti ki?
Yoksa size ait olmayan şeyleri sırf gerçekleştirmediğiniz için
geç kalacağını düşünüyorsanız
Vietnam çoktan iki ocağa uyanıyor.
Biz geç kaldık o zaman bir ocakta olduğumuz için.
Bence doğru soru ne kadar sana ait oldu.
Onun dışında da belki şöyle bitirmek biraz daha faydalı olur.
Senin olan hakikaten seni buluyor.
Yapmak istediğin şeyler de sana doğru geliyor bence.
O yüzden belki de geç kaldın ya da onlar artık kaçtı değil de o da sana doğru geliyor.
Yani belki de geç kaldığını zannettiğin süreç karşında o beklediğin şeyin de sana gelmesiyle zaten tolere edilecek.
Biraz zaman bence hepimize iyi gelecek diye düşünüyorum.
Öz değerini otomatik olarak insanların bana nasıl davrandığına bağlı olarak belirlemek 2024'te kalsın demiş bir dinleyicim.
Çok doğru, çok katılıyorum.
Ben böyle cidden artık bunu çözmek zorundayım yoksa hakikaten bu hayat böyle aşağı doğru gidiyor dediğim bazı durumlarda
çözüme ulaşmak çok kolay değilse şıkları elemekten gidiyorum.
Böyle ben öz değerimi başka insanlar üzerinden değerlendirmeye çok alıştım.
bundan kurtulmak istiyorum demek ve bunu eyleme geçirmek tabii ki o kadar kolay değil.
Ama bunu yapmaya karar vermek bile çok büyük bir adımsa küçük triklere başvurmak, küçük hileler yapmak bence o kadar da problem değil.
Mesela eğer kendi öz sevgini, öz değerini başka insanların sana verdiği değerler üzerinden değerlendiriyorsan
ve bunu 2024'te bırakmak istiyorsan buna karar verdiysen muhtemelen sana kendini değersiz hissettiren insanlarla maalesef karşılaştın.
O yüzden en azından benim ederim, değerim bu, ben bunu kendim belirliyorum diyebileceği noktaya gidene kadar
aslında bisiklete binmeyi öğrenmek gibi iki tekerlek bir bisiklet binebilecek noktaya gelene kadar
arkada dördüncü tekerleri kullanmanın ben bir kandırmacı olduğunu düşünmüyorum.
Kendini yaralamamak, bir şeyi öğrenirken biraz olsun destek almak senin en doğal hakkın.
O yüzden yavaş yavaş bu değeri başkalarına dayandırma işini bir kenara bırakmak için
çevrende hakikaten sana değer verdiğini hissettiğin, değer verdiğin ve bir şeylere değer veriş şeklini de sevdiğin insanlarla kuşatılmaya özen göstermek
bence çok tatlı bir başlangıç.
Aslında zaman zaman hayatımızdaki insanlardan farkında olmadan bir şeyler öğreniyoruz.
Ben mesela şu an hiç farkında bile olmadan benim o kadar fazla şeyimi iyileştiren bir insanla birlikteyim ki
o farkında bile değil belki de benim nereme ne şekilde iyi geldiğinin.
Ama ben ondan bir şeyler öğreniyorum.
Ve bir gün öğrendiğim şeyleri artık kendi başıma da yapabilir noktaya geldiğimde
belki o hiç fark etmese de onun bu hayattaki favori öğrencisi olacağım.
Böyle diyeyim.
Arkadaşlık ilişkilerinde her zaman ödün vermek demiş bir dinleyicimde.
Genel olarak ilişkilerde ödün vermek bence tolere edilebilir ve aslında ilişkilerin doğalında olan bir şey.
Bazı küçük fedakarlıklar elbette yapılır.
Bazı şeylerden feragat edilir.
Bazı şeylerden ödün verilir.
Ama hani bu ödün belki bir gece uykusuz kalmaktır.
Belki bazı planları iptal etmektir çünkü o insanın sana ihtiyacı vardır.
Ya da sen o gün çok çıkıp bir şeyler içmek istersin ama arkadaşının kahve içesi vardır.
Neyse tamam başka gün bira içeriz dersin.
Bunlar tatlı, besleyici ödünlerdir ve biraz da aslında birbirimizde biraz kredi oluşturur.
Ama çok büyük ödünler, bizden bir şeyler götüren ödünler bana bizim ne kadar verici olduğumuz, ne kadar kendimizden bir şeyler kopartıp vermeye meyilli olduğumuzdan ziyade karşımdaki neden bunu talep etsin ki ve ister istemez o arkadaşlığı sorgulatıyor.
Aslında o yüzden yine yetersizlik hissini geride bırakmak istediğini söyleyen dinleyicime verdiğim cevaptaki gibi ödün vermekten ziyade ödün vermeyi geride bırakmak istemene neden olan arkadaşlığı belki de biraz törpülemek onu geride bırakmak acaba bir çözüm olabilir mi diye düşünmedim değil.
İyi başlayıp kötü biten ve kopardığımız arkadaşlıklar demiş bir dinleyicim.
Ben bununla ilgili ayrı bir bölüm zaten kaydetmek istiyorum ama ben bundan çok şu açıdan çok çektim.
Sürekli böyle bir ilüzyon içinde bu nasıl olabilir, bu nasıl olabilir, bu bana nasıl yapılabilir falan gibi
böyle kendi kendime aslında kafayı yedirdiğim dönemler oluyordu.
Annem çok net, çok kısa bir cevapla aslında biraz olsun benim için buradaki yumağı çözdü.
Ve bana hep şöyle söylüyor.
Genelde ben de iyi başlayıp kötü bir tane ilişkilerin şokunu üstümden atamamışken bana çok iyi geliyor.
Onu söylemek isterim.
Neden bittiği, nasıl bittiği, senden neler götürdüğünü düşünmek bir şey kazandırmayacak.
Deşip duracaksın.
Ama bir yıl çok güzel zamanlar geçirdin.
Belki onlar olmasaydı çok daha zorlanabilirdin.
Birçok şeyin üstesinden gelmende yardımcı oldular, bir sürü şey paylaştın.
Neden devam etmediği düşünmek yerine yaşandığı kısma müteşekkir ol.
Ve burada bittiyse bitmesi gerektiği içindir.
Böyle düşündükten sonra herhangi bir closure yapmadan da
Kendi içimde artık bu bitti ve ben bunu geri dönüştürüyorum deyip ait olduğu yere onu atmayı bence öğreniyorum.
2025'de bunu bence daha da net öğreneceğiz.
Sikko bir öğreti belki günün sonunda ama hani bitti diye üzülme, yaşandı diye sevin.
Biraz faydacı olup o böyle küflenmeyen tarafından tırtıklayıp kalanını geri atmak,
alabildiğiniz kaderini almak da insanlığın şanındandır diyelim.
ilişkilerde hep şifacı olmayı geride bırakmak istemiş bir dinleyicim
çok katılıyorum
nitekim şöyle de bir şey söyleyebilirim
siz bir ilişkide sürekli şifacı olduğunuzda
aslında bu siz çok iyi olduğunuzdan
hiç böyle iyileştirilecek bir tarafınız olmadığınızdan değil de
karşınızdakiniz sürekli şuram ağrıyor buram kötü
ben bağlanamıyorum ay ben yapamıyorum
ay falanlarını o kadar tamam sakin ol halledeceğiz
bak şu var bu var diye
o kadar ona entegre oluyorsunuz ki
sizde hiçbir şey sıkıntı yok
her şey güllük gülistanlıkmış gibi
düşünüyorsunuz. Sonra bir gün
hayat karşınıza böyle şak diye
gayet sağlıklı
hiç ortaya problem, hastalık
bok püsür getirmeyen biriyle tanıştırdığında
siz böyle eviniz
eczane dolabı gibi
e ben bunlarla ne yapacağım şimdi
birinin hasta olması lazım. Bunların son
kullanma tarihi geçiyor.
Ben bu kadar iyileştirici cümleleri
bu kadar destekleyici tavırları boşuna mı öğrendim?
Benim bunu bir yerde kullanmam lazım diyorsunuz.
İlişkide şifalandıracağınız kimse yoksa
hasta olan siz oluyorsunuz.
Tecrübeyle sabit.
O yüzden birbirinize iyi gelmek,
birbirinize hasta olduktan sonra değil de olmadan önce
bak havalar soğudu.
Al sana bir dilim portakal.
Al sana bir bitki çayı gibi
metaforik olarak, duygusal anlamda
ilişki takviyeleriyle aslında biraz daha bunu daha sağlıklı hale getirebiliyorsunuz.
Öyle hasta adamları iyileştirme devri hakikaten 2024'te kalsın.
Biz birbirimizin demir ilacı, C vitamini, prebiyotiği olalım bu sene.
Birisi Mert yazmış.
İstiyorsan onu da 2024'te bırakalım.
Ama hani kaç tane konudan haberi olmayan Mert'i şu an 2024'de kilitliyoruz eleman orada.
Abi ben burada kaldım yani burada hala 31 Aralık ne yapacağız falan şeklinde orada kalacak bilmiyorum.
Umarım yanlış Mert'i kilitlemeyiz ama bir tane Mert 24'de kalsın diye bir istek geldi.
Umarım aramızda değildir.
A-7 yetsizlik hissini 2024'de bırakmak istemiş çok fazla dinleyicim.
Bırakalım gitsin.
Ayetlik hissini nasıl bu yılda bulacağız?
Nasıl orada olacağız?
Şimdi şöyle, ayetiyesizlikten bile insanın bazen kazandığı bazı şeyler oluyor.
O kadar ayetiyesiz hissettiğim noktalarda kendimi böyle zorla, ite kaka,
abi ben bununla baş edemiyorum, bir şeyler bulmam lazım diye
bir yerlere giderken bir şeyleri yeniden keşfetmeye çalışırken buldum ki
yani burada size tabii ki dünyayı gezin falan diyemem.
Yani bu kadar sikko bir öneri olamaz herhalde içinde bulunduğumuz dünyayı bilmemek, tanımamak olur.
Böyle bir imkanın olmadığını biliyorum herkesin.
Nitekim aitlik de böyle dünyayı gezince kendinize
ha ben buraya çok okeyim ya falan diyeceğiniz bir yeri keşfetmekle olan bir şey değil.
Demeye çalıştığım bazen mahallenizden dışarı çıkmak,
bazen odanızdan dışarı çıkmak, bazen sırf alıştığınız için içinden çıkamadığınız o arkadaş grubundan, o ilişkiden çıkmak da olabilir.
Aidiyetsizlik aslında o kadar kötü bir şey değil.
Kulaç atmayı, açılmayı, yeni yerler keşfetmeyi de destekleyen bir şey.
Bence aidiyetsizlik hissini geride bırakmak istememize neden olan esas şey bize göre olmayan bir şeye böyle pranga gibi bağlı olmamız.
bir zamanlar belki de aidiyet budur dediğimiz bir şeyle yapışıp kalmamız.
Aslında o zinciri kırdıktan sonra aitsizlik,
burası bomboş bir duvar ve ben bunu istediğim gibi süsleyebilirim gibi bir şeye de tekabül edebiliyor.
O yüzden nereye ait olacağını bulma yolculuğuna başlamadan önce
seni gitmek istediğin kadar açılmaktan alıkoyan ne var?
Ona da bir göz atmakta fayda var diyorum.
Birkaç kişi tembelliğini geride bırakmak istediğini söylemiş.
Tembelliğimi geride bırakmak istiyorum diyorsanız yani onu yazabildiyseniz zannettiğiniz kadar tembel değilsinizdir.
Yazmışsınız işte demek ki geride bırakmak da o kadar zor olmayacaktır.
Bence yapabilirsiniz.
Tek isteğim her sene Ali ile olsun demiş birisi.
Çok tatlı.
Olsun ben arkasındayım.
Umarım Ali de her sene onunla olmak istemeni hakikaten hak eder ve buna layık olur.
Serkan 2024'te kalsın demiş bir dinleyicim.
İyi tamam Mert yalnız kalmadı artık Mert ile Serkan 2024'te birlikte
abi buradan nasıl çıkacağız ya falan şeklinde kurtarabilirler birbirlerini.
Yaptığımdan utandığım şeyler demiş bir dinleyicim.
Şimdi her şeyden önce buraya ben yaptığımdan utandığım şeyleri, pişmanlıklarımı geride bırakmak istiyorum demek hakikaten onlarla büyük bir yüzleşme yaşamış olmayı gerektiriyor bence ve bu kolay bir şey değil.
Ne yaptın, pişmanlığın ne, neyi yapmış olmaktan utanıyorsun bunu bilemem.
Herkesin de kendi içinde utandığı, pişman olduğu şeyler elbette var.
Ama günün sonunda aslında her zaman kendi kendimizi kendi adalet masamızda yargılıyoruz.
Bu yüzden vicdan azabı çekiyoruz.
Bu yüzden belki uykusuz geceler yaşıyoruz.
Ve bir şekilde aslında hayatı selametle sürdürebilmenin belki de en kilit noktalarından bir tanesi kendimizle bir barış içinde kendimiz de huzur içinde olabilmek.
mesela baktığımızda bir sürü yanlış şey yani hani gerçekten objektif bir şekilde yanlış yapan insanlar var etrafımızda
hani düşünüyorsun bazen bu insanlar nasıl rahat yatıyor
tabi bilemeyiz ama baya rahat görünüyorlar baya yaptıklarıyla okey görünüyorlar
hatta bazen böyle bir olayı o olayı yaşamış iki insandan dinliyorsun
baya hatalı olduğunu düşündüğün insan belki bu çok aşikar olan bir insan gayet
Yok bence öyle değil noktasında olabiliyor.
Ben aslında bunu kıskanıyorum.
Yani bu kadar insanın kendiyle huzur içinde olabilmek için belki bazı şeyleri yalanlaması bile baya aslında kendine hizmet eden bir şey.
O yüzden senin şimdi gelip buraya ben utandığım şeyleri geride bırakmak istiyorum demen bence gerçekten biraz zoru başarmak.
Yaptığına utandığını söylediğin şeyleri kabul etmiş olduğunu görüyorum her şeyden önce.
Belki de burada artık bir sonraki adım tamam oldu ve ben bunun bedelini ne kadar ödeyebilirim demek.
Hakikaten belki çok boktan bir tavsiye gibi gelecek ama bazı boktan tavsiyeler hakikaten işe yarar.
Şöyle kendine bir omzuna bir pıt pıt vurmak.
Tamam yani yaptım ve yaptığımı kabul ediyorum.
Pişman olduğumu hissediyorum.
Daha ne yapabilirim demek.
zaten aslında o pişmanlıkla o belki iç rahatsızlığıyla onun bedelini ödediğini görmek tamam yeterli daha ne kadar pişman olabilirsin ki?
Ve bir sonraki adım sırf yanlış yaptın bir şeyler yaptın diye ve bunun artık içinde bedelini ödediğini hissediyorsan
insanların sana sürekli pişman olduğunu hissettirmesine müsaade etmemek.
Ben zaten kendimi kendi yargı mahkememde yargıladım bir de seninkine ihtiyacım yok diyebilmek.
Bazen yaptığımız kötü şeylerinde hiç memnun olmadığımız şeylerinde arkasında duruyoruz ki yaptığımız güzel şeylerin arkasında da durmaya yüzümüz ve cesaretimiz olsun.
Senin için de en iyisini diliyorum.
Geride kalsın dediysem geride kalsın onlarda.
Son bir tane daha söyleyeyim.
Biraz daha belki diğerlerinden farklı şeyler bulmaya çalıştım.
Herkesinkini okuyamadım.
Birçoğu zaten aslında çok benzerdi.
Bu benzerliği görmek de beni çok mutlu etti.
Aslında istediğimiz, aşmak istediğimiz, başlamak istediğimiz şeylerle ne kadar da insanız, ne kadar da farksızız.
Bir kere daha görmüş oldum.
Bu kadar farklı hayatlarda benzer taleplerimiz olması bana yine romantik geliyor tabii ki de.
Yeni bir şeylere başlama korkum demiş bir dinleyicim.
Onu 2024'te bırakmak istemiş.
Ben hayatın biz bir şeylere başlamak istesek de istemesek de bizi sırtımızdan içine ittirişine hakikaten çok müteşekkirim.
Nitekim şu an 1 Ocağı da başladık.
2025'e de başladık.
Ben mesela ne kadar korksam da son sınavım giderek yaklaşıyor.
Ne kadar korksam da tezimi yazmak zorundayım.
Korktuğumuz bazı şeyler bize doğru geliyor ve aslında belki de bu işi kolaylaştırmak ve bir an önce bitmesini istiyorsak
Bizim de ona biraz yürümemiz lazım.
Bazı şeyler çok kaçınılası değilse ve bize doğru geliyorsa ona doğru adım atmak en azından adım atıyorsam o kadar da korkmuyor olabilirim galiba gibi bir ilüzyon yaratıyor aslında.
Yani bazen o endişesini hissettiğimiz işte olaylar, onların yarattığı olumsuz duygu ve düşünceler aslında mış gibi yaparak hakikaten değişebiliyor.
Ben buna adım atmaktan korkmuyorum, çok eminim diye yürüdüğünde hakikaten emin hissetmeye başlıyorsun.
hani böyle bazen yolda yürürken çok güzel çok yakışıklı birini görürsün
hiç böyle umursamıyor gibi çok havalı böyle bir ilgilenmiyor gibi yaparsın
hakikaten de böyle birkaç adımda bir özgüvenin bir hemen bir kendine gelir şöyle
ya da mesela böyle biriyle bir göz güze gelir ilgilenmiyor gibi yaparsın
hakikaten böyle umarsız görünmeyi başarırsın
aslında davranışlarımızdan direkt böyle aynalama yapıp
duygularımızın, düşüncelerimizin etkilendiğini deneyimlediğimiz anlar yaşıyoruz.
O yüzden bence bazen mış gibi yapmak, bazı şeyleri yoluna koymak da güzel bir başlangıç.
O yüzden ben 2025 çok güzel başlamış gibi yapacağım.
Olursa zaten öyleydi diyeceğim.
Değilse güzel başlamıştı, belli bir yerden sonra bu güzellik tekrar beni bulabilir diyeceğim.
yine bir yıl daha birlikte geride bıraktığımız ve bir yıla daha birlikte giderek büyüyerek kalabalıklaşarak girdiğimiz için çok mutluyum.
Sizi seviyorum ve bununla çok sahiciyim.
Kimse de beni 2024'te bırakmak istememiş.
Belki de isteyenler buraya yazmamış bile.
Çok teşekkür ederim.
Ben buradan beni 2025'te de yanınızda kulağınızda görmek duymak istiyorsunuz diye yorumluyorum.
O zaman bir kere daha yılın ilk kapanışını yapalım.
Umutsuzluğa alışmayın.
Geçsin siz biliyorsunuz zaten.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
