
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
şarkılara çok fazla anlam yükleyenler, hemen kapılıp sonra üzülenler, "işte bu kez oldu"larından dolayı yalancı çobana dönenler; hislerinizi de alıp gelin, odanın içindeki feelleri konuştum sizinle. çok teşekkürler büyük ev ablukada.
Transkript
Kendimi bu aralar
Büyük Ev Abluka'da'nın
Feel şarkısının 29. saniyesi gibi hissediyorum
Bu yaklaşık olarak 10 dakika önce
Aklıma gelen bir düşünce
Ve bu düşünceye gelene kadar da
Şarkıyı peş peşe peş peşe
Çok fazla dinledim
Aslında albüm çıktığından beri
Dinlediğim bir şarkı
Albümü baştan aşağı dinleyip
Kesinlikle favorilerimden biri bu demiştim.
Ama sanırım favorilerimden biri değil.
Direkt benim top şarkım oldu albümdeki.
Neden böyle hissediyorumu bence konuşacağız bu bölüm biraz.
Bugün kendimi çok konuşkan, çok da böyle neşeli, çok keyifli hissediyorum.
Hani tersinin pis olduğuna çok emin olduğunuz o uzaktan iniştenizin çok keyifli bir anına denk gelmek.
ve ulan ne kafa adammış falan dediğiniz bir noktada belki olduğumu ifade edebilirim.
Öyle tersim falan çok pis olduğundan ya da çok agresif konuştuğumdan değil ama
bugün üzerimde ekstra bir enişte keyfi var.
O yüzden bu şarkı neden bana böyle hissettiriyor
ve ben kendimi ne kadar bu şarkın içinde buldum, nerelere gittim, nereleri keşfettim
aslında oradan yola çıkarak konuşacağım.
O halde hoş geldiniz.
Özlemişim konuşmayı gerçekten.
Kahvemi aldım.
Geçtim mikrofonun karşısına ve tekrardan sizlerleyim.
Umarım iyisinizdir.
Yine bir süre oluyor tabii görüşmeyle.
Ben şarkıları sözlerine aşırı dikkat ederek dinlerim.
İnsanlara playlist yapmayı çok severim.
Ama bunu her yaptığımda da böyle gerçekten çok anlamlı bir şey ortaya çıksın diye çalışırım.
Yani sözlerine bakarım.
Şarkıların hangi sırada olduğu çok önemlidir.
Mutlaka sözleri bir şekilde bağlantılı bir hikaye anlatıyordur benim nezdimden en azından.
O yüzden birisi bana böyle bir şarkı attığında da acaba ne demeye çalıştı diye sözlerini okuduğum çok olmuştur.
Hatta bunu böyle belki şöyle bir örnek versem çok daha iyi özdeşimli kurarsınız.
Hoşlandığınız biri var mesela ya da eski sevginiz olsun.
Yani aranızda böyle bir durumun yaşandığı bir insan.
Storysinde bir şarkı paylaştığında mutlaka gidip böyle onun sözlerine falan bakmışsınızdır.
Yani acaba bana bir gönderme var mı diye.
Yani inanın adamdan duymak istediğim cevapları, cümleleri belki o şarkının içinde duyarım diye
ben ne A$AP Rocky şarkılarında romantik anlamlar, özlemler falan çıkartmaya çalıştım.
Yani özledi herhalde, pişman yani falan gibi bir yerden böyle yorumlamaya çalıştım.
Çok zorlu dönemlerden geçtim gerçekten.
O yüzden de herhalde kimse bunu yaşamasın.
Çok direkt olalım diye ben şarkılarla da bir mesaj vermeyi çok seviyorum.
Bu da böyle çok sık yaptığım şey.
Herkese playlist yaparım.
Yani benden isteyin.
Simay benim durumum şu ya.
Ben bu duruma uygun bir playlist istiyorum.
Onu da yaparım.
Ama özellikle tanımaya çalıştığım, tanımaya başladığım insanlar da böyle.
Az çok da acaba neleri sever?
Onu etkileyebilir miyim?
ve acaba müzik zevkimiz uyuşuyor mu
ya da birbirimize bir şeyler katabilir miyiz
bu alanda diye düşünüyorum.
Çünkü hayatımın çok büyük bir kısmını
bir şeyler dinleyerek geçiriyorum.
O yüzden sadece bir şarkının
tabii karşı tarafa ne hissettirdiği değil
bana ne hissettirdiği de çok önemli.
Zaten oradan yola çıkarak
aslında biraz kişi bu şarkıyı çok severden ziyade
bence o da böyle hissedebilir
gibi bir yerden
insanlara böyle çalma listeleri hazırlayan
bir tarafım var.
Şimdi Feel şarkısında da
Büyük Eva bu kadar ne kadar dinliyorsunuz bilmiyorum ama
genel olarak her zaman sözleriyle beni mahveden bir grup.
Bu şarkının bir yerinde de
otuzlarında insan konuşmayı öğreniyor baştan diyor Bartu.
Bizim Bartu ya.
Ama yani otuzlarda olmadığım için
tabii ki relate edemiyorum.
Ama ben de tam böyle o kısmında
sanki masada onu dinliyorum da
ben de bir yandan söylediklerinden bazı çıkarımlarda bulunuyorum.
Kendi içimde düşünüyorum gibi.
Aynen böyle dinliyorum yani şarkıyı.
İnsan 20'lerinde ne yapıyor peki dedim.
İnsan 20'lerinde baştan neyi öğreniyor?
Bence sevmeyi öğreniyoruz.
Baştan öğreniyoruz yani.
Çünkü sevmek çok primatif de bir şey.
Böyle doğuyoruz zaten.
Belki ilk etapta sevmek çok aşılanan bir şey.
Doğrudan içine doğmuyoruz.
Hatta doğrudan onunla doğmuyoruz ama bir yerde içine doğuyoruz.
İşte ebeveynlerle, bakım verenlerle, varsa bir kardeşle.
Bu illa böyle çok sevgi dolu bir evde yetişmekle ilgili de değil.
İnsan sevilmemekten ya da bir şeyi sevmemekten de az çok sevmek üzerine bir çıkarımda bulunabilir diye düşünüyorum.
Sevmenin zaten bir yerde içine doğuyoruz.
Onu sonra geliştiriyoruz.
Bu yüzden farklı sevme stilleri var.
Bu yüzden bazı ilişkileri mesela ya bu çok toksikti, çok zehirliydi diye anlatırken, yaşarken öyle hissetmemiş oluyoruz.
Çünkü gerçekten bir şeyi tüketmenizle onun sisteminizden çıkışı her zaman çok aynı olmuyor.
Çok keyifle yediğiniz bir şeyin acısı sonra çıkabiliyor.
Sevmek de böyle yani çok stilleri falan var hakikaten.
Ama bence 20'lerde artık bu baştan bir öğreniliyor.
Sanki yıllardır çalıştığınız bir şeyin nihayet artık sonucu bir final product'ı ortaya çıkacak.
siz de artık bu yıllarca
verdiğiniz emek ve
mücadelenin arkasında
nihayet o şeyi sunar hale
sunabilecek hale geliyorsunuz.
Bence insan 20'lerinde baştan
sevmeyi öğreniyor gerçekten.
Ama ben 20'lerimin
ilk yarısını bitirmiş
çok taze bitirmiş, ikinci yarının içerisinde
çok çok yeni, çok amatör olan birisi
olarak geçirdiğim
yarıda bir önceki sayfada
sevmeyi çok da öğrendiğim
noktasına bir çıkarım yapamayacağım.
Bu biraz 26 yaşındaki Simay'ın düşüncesi.
Ama önümdeki 4 sene de
bu öğrenme stilimin
değişebileceği ya da öğrendiklerimin
yanlışlanabileceği gibi bir ihtimali
tabii ki çürütmüyor.
Neden insan 20'lerinde sevmeyi
baştan öğreniyor benim nezdimde?
Aslında biraz bunu konuşmak istiyorum.
Benimle aynı sayfada
olanlar bunu düşünüyor mu?
Ya da acaba
bu sayfanın gerisinde olanlar
henüz buraya gelene kadar
Acaba böyle hissedecek mi ya da az çok çıkarım yapmanızı sağlayacak mı merak ediyorum açıkçası.
Tam olarak bu şarkı gibi hissettiğim bir dönemindeyim hayatımın.
Bu spesifik olarak 29. saniye gibi hissediyorum dediğim yer aslında.
Bas gitarın çok tatlı bir girişle aslında 29 saniye önce başlamış olan şarkıyı
o tam orta noktasına getirdiği o yediğiniz dondurmanın artık karameline ulaştığınız yer gibi.
Hala çok başı, hala külahın dibine kadar zamanınız, yiyecek dondurmanız var.
Ama böyle o ilk katman gidiyor ve artık siz dondurma neli ise ona ulaşıyorsunuz.
Sonra zaten keyif, has kısmı, o doyum kısmı başlıyormuş gibi hissettiriyor bana.
hayatımın tam olarak bu noktasında, feel'ın 29. saniyesinde, dondurmanın karamel noktasında,
bir kapının eşiğinde ya da ne bileyim bir kahvenin böyle tam demlendiği yerdeymişim gibi hissediyorum.
Bir proses bitti ve şimdi bir diğeri başlıyor.
30. saniye başlıyor, o kahveyi içmek başlıyor, eşikten çıkıp gideceğim yere varmak başlıyor.
Nihayet böyle bir şeyi tamamlamış ve yeni bir adımına adım atacak güçteymiş gibi hissediyorum
O yüzden belki de çok bu şarkı üzerine düşündüm, konuştum, kendimce böyle sorgulamalar falan yaşadım
Bu şarkının bana hissettirdikleri ve içinde geçen bazı sözler, bazı cümleler
Tam da aslında bana bu hissettiğim şeyi aşılamak için oraya konmuş gibi hissediyorum
gibi düşünüyorum.
Hakikaten böyle mi? Bunu tabii söz yazarına
söyleyene sormak lazım.
Ama en azından ben tam anlamıyla
böyle sanki bir ilacın
neye iyi geleceği
yazılmış prospektüsünde
ve tam olarak ona iyi gelmiş.
Çok doğru bir anda doğru bir ilacı
içmişim gibi hissediyorum bu şarkıyı her
dinlediğimde.
Tam böyle bu bahsettiğim o eşikten
geçmek, o bir prosesi tamamlayıp
bir yenisine adım atmak noktasında
da belki bana
20'lerinde de insan sevmeyi öğreniyor baştan dedirten tam olarak bu oldu.
Çok birbiriyle iç içe geçmiş duygular, hisler olduğunu düşünüyorum.
Biliyorsunuz ben biraz böyle hızlı hoşlantılarımla, hızlı yaşadığım hayatıma yeni giren insanlarla bence biraz kendime yeni hikayeler kazandırıyorum.
Arkadaşlarım tarafından zaten böyle tanınıyorum.
Biraz daha böyle sürekli etrafına bakan, sürekli böyle etrafıyla bir interaksiyon içinde olan ve çoğunlukla da çok komik, çok böyle gerçekten rezil hikayeler biriktiren bir tarafım var.
Bir yandan da böyle bu küçük hikayeler bence çok keyifli, çok eğlenceli.
Belki o istediğim, aradığım uzunlukta çok daha böyle solid, düz giden bir mutluluğa tekabül etmese de
küçük küçük mutluluklarla en azından o mutluluk mod grafiğimde dalgalı,
hani üzerinde en azından böyle boğulmadan hayatta kalabileceğim dalgalarda bir iniş çıkış inşa ettiğimi düşünüyorum.
zaten istikrar sadece
yukarı doğru çıkmakla ya da
dümdüz aşağı inmekle değil bazen
dalgalı bir grafik çizmekle de
yakalanabilir. Bu da bir istikrar
aslında. İstikrarlı düşüşlerim
ve istikrarlı yükselişlerim olduğunu
düşünüyorum hayatta. Özellikle şu dönemde
ilişkilerime baktığımda da bu
gerçekten böyle. Bunu doğrular
nitelikte. Çok yakın zamanda
çok yeni tanıştığım bir arkadaşımla
tekrardan bir
reunion yaptık. Hatta buna reunion
bile denemeyebilir. Çünkü
aradan belki çok
standart bir reunion'dır
bu. Yeniden buluşmadır
diyebileceğimiz belki
standartize edilmiş bir zaman dilimi
de geçmemişti. Ama
fark ettim ki birini çok yeni tanıdıktan
sonra araya kısa bir zaman
girdiğinde bile tekrardan bir
araya gelmek sıfırdan tanımaya
neredeyse eşdeğer oluyor.
Mesela çok uzun
yıllardır tanıdığınız arkadaşlarınızla
ya da ilkokul arkadaşlarınızla
artık çok sık bir araya gelmediğiniz
olur. O kadar geriye
gitmeye bile gerek yok. Üniversite, lise
arkadaşınız, mahalle arkadaşınız
hatta kuzenleriniz falan.
Eskisi kadar bir araya gelmezsiniz
ama geçirdiğiniz o süre,
o yoğunluk artık araya giren
birkaç ayı hatta belki
birkaç seneyi tolere edebilecek
bir noktadadır.
Çok sık görüşmezsiniz. Bir araya
gelirsiniz bayramda, seyranda.
okey bir şeyler böyle karşılıklı bir tamamlanır, hikayeler anlatılır,
herkes birbiri hakkında bir fikir sahibi olur ve sonra taraflar dağılır.
Ama birini yeni tanıdığınızda araya giren birkaç ay, birkaç hafta hiç görüşmemek belki
ya da farklı noktalarda hayatları sürdürmek ister istemez
zaten çok yeni tanıştığınız için çok böyle yüzeydeki şeyleri paylaşma şansı bulmuşken,
derinliğe tam inememişken
yüzeye yeni şeylerin eklenmesine sebep oluyor.
Bu sefer tekrar bir araya geldiğinizde
yüzeyde birikenleri mi konuşacaksınız
yoksa kaldığınız yerden derine mi inmeye devam edeceksiniz?
O işte biraz artık kafa karışıklığı yaratıyor.
Ben de tam olarak böyle bir anda
bu arkadaşımı biraz yeniden de tanıyor.
Sıfırdan tanışıyor gibi oldum.
Evet az çok bir...
nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bilgimiz bir fikrimiz vardı birbirimizle ilgili.
Zamanımızın nasıl geçeceğiyle ilgili.
Ama sonuçta gün 24 saat ve biz bu 24 saatin sadece buluştuğumuz anlarda nasıl geçtiğine dair bir fikre sahibiz.
Kalanında bizi ne bekliyor? Acaba yaşayabileceğimiz şeyler bir fazlasını istetecek mi?
Yoksa yaşadığımıza mı pişman edecek?
Bu bence tarafların kafasında da soru işareti yaratabilecek bir güce sahip.
Fakat açık konuşmak gerekirse bu sıfırdan tanışmak ya da yeniden tanışmak çok az bir infoyla tamam ya ben biraz daha bilgi edinmek istiyorum noktasına gitmek.
Belki de nihayet o yolda sizi durduran broşür tutuşturan kişilere bir kulak vermek ve acaba bu benim ihtiyaç duyduğum bir şey olabilir mi demek gibi.
Öyle biraz daha harbiden 40 yılda bir belki dikkat kesileceğimiz bir durum.
Tamam biraz daha info alabilirim galiba biraz daha tanıyabilirim bu insanı diyorsun.
Ki bence aynı anda karşı tarafın da bunu sizin için söylemesi çok daha sık rastlanan bir şey değil hakikaten.
Zaten sık sık da söylüyorum beni insan ilişkilerinde her türlü ilişkide çok şaşırtan, kendini hayran bıraktıran şey
iki tarafın da birbirine aynı anda belli bir noktada ilgi, sevgi, saygı, merak duyması.
Bu gerçekten çok sık rastladığımız bir şey değil.
O yüzden nihayet karşınızda başka bir insanla karşılıklı olarak birbirinizi tanımaya, daha fazla info edinmeye dair istekli olduğunuzda ortaya güzel bir şey çıkartabiliyorsunuz.
Devamlılığı ne kadar olur?
Yani ortaya bir şey çıkarttım, farklı malzemelerle bir şey pişirdim, çok da güzel oldu ama bir daha yapar mıyım?
Yoksa bunu geliştirir miyim?
Yoksa ortaya koyduğum malzemeler çok kötü bir şey çıkarttı, harbiden heba ettim mi derim?
Bu da biraz aslında yolun sonunda karar verebileceğiniz bir şey.
Ama ilk etapta o deneyimi bir satın almak gerekiyor hakikaten.
Benim galiba bu az çok bilgi sahibi olduğum insanı biraz daha fazla tanıma kararım ve sonucunda edindiğim bilgiler bana şunu da fark ettirdi.
Hatırlarsanız bazı eski bölümlerimde de bunu söylüyorum.
İnsan kendi beklediği ya da kendi gösterdiği sevgi dilini gördüğünde sevildiğini çok daha derinden hissediyor, çok daha emin oluyor.
Karşı tarafın sevgi dilinin farklı olduğunu ya da sizin istediğiniz bir şeyi göstermemesinin sevilmediğiniz anlamına gelmediğini biraz zamanla ve deneyimle fark ediyorsunuz.
Bu da gerçekten efor da gerektiren bir şey.
Ama karşınızdaki insana biraz zaman verdiğinizde ya da onu gözlemleme şansınız olduğunda belki de acele eden tarafınızı bıraktığınızda geçediğiniz zamanla birlikte karşı tarafın da bazı katmanlarını soyup size bir tık daha çıplak bir tarafını göstermeye başladığını,
başladığını, yanınızda belki
daha kendi gibi
olabildiğini, daha fazla
gaf yapabildiğini, daha fazla
belki kendini
açtığını, hayatının diğer
böyle çemberlerini sizinle
paylaştığı yeni bir düzlemde
iletişim kurmaya başlıyorsunuz.
Ben her zaman
aradığım insanlar,
ihtiyaç duyduğum insan şekli
ilk etapta karşıma çıkmaz
ve kendini göstermezse
o kişiyi pas geçmeliyim.
Bununla arkadaş olunmaz, bununla flört edilmez, bununla bu yola çıkılmaz gibi çok daha keskin önyargılarım oluyordu.
Burada önyargının kötü bir şey olduğunu asla savunmuyorum.
Belli bir noktada da gerçekten hayat kurtarıcı.
Ama acaba biraz sabretmek ve bu meyveyi yemek için bir katman soymayı çok daha zor görmemek gerçekten lezzetli bir şey ortaya çıkartır mı?
Gerçekten beni bir duyuma ulaştırır mı?
Bunu çok denemediğimi fark ettim ve galiba bu sefer de bunu yapmak istedim.
Tıpkı fiilin 29. saniyesi çok güzel şarkıya harika giriyor evet ama şarkının ikinci yarısı sözel olarak çok daha anlamlı ve çok daha relatable benim için.
Bir şeyin böyle bazen ilk etapta verdiği güzellik devamına bir merak uyandırıyor ve bazen devamı çok daha besleyici olabiliyor.
Neticesinde bir şarkı ne kadar götürür hayatınızdan? 4-5 dakika.
Yeni bir insan da hayatınızdan o kadar götürmeyecek zaten emek ve zaman harcadığınızda.
Belki birkaç ay, belki birkaç gün, belki düşüncesel olarak birkaç yıl bilmiyorum ama
insanın insandan her zaman öğrenecek bir şeyi var ve en kötü ihtimalle hayatımıza girecek yeni insanlara ya yer açıyoruz
ya da onlara karşı daha iyi bir versiyon olacak hale geliyoruz diye düşünüyorum.
Polyanacılıksa da şu noktaya kadar beni hayatta güzel bir yere getirdiğini düşünüyorum.
Her zamanda pesimist olmak çok bir işe yaramıyor bence.
Geçirdiğim zaman da fark ettim ki bazen aslında pekala yine sana uygun bir insan olabilir karşındaki ama ona da biraz sabır ve alan açmak lazım.
İlişkiler konusunda her ne kadar çok anlayışlı olduğumu düşünsem de belli noktalarda fazlaca da bencil bir tarafımla karşılaştım yakın zamanda.
Aradığım noktalara, kriterlerime çok dikkat ediyorum.
Kendime olan öz saygım güçlendikçe insanları daha kolay elimine edebiliyorum hayatımda.
Ben yoluma bununla devam edeceğim diyebiliyorum.
Ama aynı şekilde karşımdakinin de beni kafasının içine bir teste tabi tuttuğu,
belki benim yanımda tam da benim görmek istediğim özellikleri, davranışları,
belki de göstermek için bir işaret, bir alan, bir zaman bekleyebileceği
ve benim de aynı zamanda karşı tarafa kendimi tanıttığım,
benim de bir demo versiyonun içinde olduğum gerçeğini biraz fazlaca göz ardı etmişim.
Ama bu zamanı karşımdaki insanlara vermeye başladıkça onlarla yavaş yavaş aynı noktada buluşmaya başladığımı gördüm.
Tıpkı böyle buluşacak olduğunuz arkadaşınızın siz buluşma noktasına gelirken uzaktan size doğru geldiğini görmek gibi.
Farklı noktalardan gelip hala aynı yerde buluşabilirsiniz.
Sanırım tam da bu yüzden bu şarkıyı her dinlediğimde yeni bir şey çıkartıyorum ve
evet ya 20'lerinde insan sevmeyi baştan öğreniyor diyorum.
Neden?
Çünkü sevmek bu arada çok böyle burada acayip yoğun ağır bir duygu olarak aşktan, sevmekten bahsetmiyorum.
Bir insanı sevmek, yeni bir yemek denediğinizde onun tadını sevmek gibi.
Gittiğiniz bir mekanı sevmek ve buraya bir daha gelirim demek gibi.
sevmenin biraz ayaklarını yere basmamız ve bence daha sık kullanmaktan çekinmememiz lazım.
Bir insana seni seviyorum diyebilmek için ayların geçmesine belki müsaade etmek çok mu hayat kurtarıcı
ya da ağzından ilk bunu çıkartan çok mu vulnerable bir tarafta oluyor?
Ben buna çok inanmıyorum.
İnsan sevmeyi biraz baştan öğreniyor.
Geçmiş deneyimlerinden bir birikim yaratıyor ve artık o kaynaktan yemeye başlıyor.
Mesela şeyi görmüşsünüzdür.
Yaşamışsınızdır belki de ya o insan olmuşsunuzdur ya da geride kalansınızdır ama bazı arkadaşlıklarınızda bazı ilişkilerinizde partnerlerinizde belki onlara göstermediğiniz onların istediği şeyleri hayatınıza giren yeni bir insana rahatlıkla gösterebilirken kendinizi bulmuşsunuzdur.
Ya da çok istediğiniz uğruna gerçekten size gösterilsin diye çok emek ve efor sarf ettiğiniz şeylerin sizden sonra o insanların hayatına giren yeni kişilere kolaylıkla sunulduğunu görmüşsünüzdür.
Bence bu ne sizi o gösteremediğiniz şeylerden dolayı kabiliyetsiz yapar ne de siz görmek istediğiniz şeyleri göremediniz diye hak etmiyor yapar.
Bazen gerçekten çok basit bir kimya gibi bazı insanlarla uyuşmuyoruz.
Bazı insanlarda çok aradığımız şeylerin o kadar da elzem olmadığını fark ediyoruz.
Sevmek biraz da öğrenilen bir şey.
her ne kadar içine dolsak da
önümüze konulan bu dümdüz bir hamuru
nasıl yoğuracağımızla ve ortaya ne çıkartacağımızla ilgili.
Onu nasıl pişireceğimiz
ve belki sonrasında kimle yiyeceğimizle ilgili.
Tabii şimdi bana diyebilirsiniz.
Simay yani anladık.
İkinci kez buluştuğum, bir araya geldiğim bir insandan bahsediyorsun.
Birkaç gün geçirmişsiniz.
Bunun üzerine de bir podcast kaydediyorsun.
Bazen ben de kendimi sorguluyorum.
Ben çok mu hızlıyım ya da çok mu duygularımı yoğun yaşıyorum?
Varsın yaşıyorum, varsın hızlı paylaşıyorum, varsın fazlaca tüketiyorum.
Ama neticesinde önüme konan şeyi bu kadar hızlı yiyorum da
e kardeşim ben pişirdim bırak da nasıl yiyeceğime ben karar vereyim.
Onu nasıl tüketeceğimi, nasıl sunacağımı ben karar vereyim.
Her yediğim bir yoğurt yiyişi var diyoruz da
herkesin de farklı bir yoğurt mayalı yiyişi var belki de.
Ben de böyle yapıyorum ve böyle tüketiyorum.
Hem biraz önce de söylediğim gibi ben böyle küçük küçük hikayelerden belki biraz daha besleniyorum
Bunlar üzerine konuşuyorum, bunlar üzerine arkadaşlarımı eğlendiriyorum ama
Neticesinde bu küçük küçük küçük hikayeler de bir araya geldiğinde benim hayatımı bir roman kalınlığına getiriyor
Belki farklı hikayelerden oluşuyorum
Tam olarak başından sonuna aynı şeyi anlatmıyorum
Ama en azından bir hikayeyi beğenmeyen, kitabı yarıda bırakmak zorunda kalmadan
herhangi bir örüntüyü takip etmeden belki başka bir hikayede kendinden bir şeyler bulabiliyor.
O yüzden bu benim bu küçük ve belki de çok daha fazla uzun vadeye maalesef ekleyemediğim,
devam ettiremediğim ilişkilerimi, güzelleme şeklimi bilmiyorum ama
olduğum noktadan ve aldığım, çıkarttığım öğretilerden de çok mutluyum hakikaten.
Belki de bu yüzden sadece bir şarkının başı bile bana nihayet bir eşikten geçiyormuşum gibi hissettiriyor.
Çünkü fark ettim ki olay sadece nereye adım attığınız ya da gideceğiniz yönün neresi olduğu değil.
Bazen sadece olduğunuz yeri terk etme cesareti göstermek.
O yüzden çöp atmaya bile çıktığınızda o kapıdan çıkmak bence büyük bir meziyet.
İşte bir şarkı bana bütün bunları hissettirdi.
Bütün bir haftamı bana düşündürttü, değerlendirtti ve bunların hepsi son bir saat içinde oldu.
Birkaç kere daha dinlersem neler öğrenirim?
birkaç gün birkaç hafta daha geçtiğinde
nasıl hissederim bilmiyorum ama
şu an böyle hissediyorum
ve galiba o odanın içindeki fili
konuşmaktan da çok da çekinmiyorum
sanırım yine aynı şarkıda
beni yine çok fazlaca etkileyen
bir sözle bitireceğim bu bölümü
şimdi ve ilerdenin
arasında bir yerdeyim
ve bu iki zaman diliminin arasında
bir köprü olmak
beni kim nereye geçmek için
kullanacak noktasında
hakikaten heyecanlandırıyor
Köprüler bir yere gitmez ama insanları bir yerden bir yere ulaştırır.
Ve galiba ben hiçbir yere gitmediğim anlarda bile o insanların belli bir noktadan başka bir yere ulaşmasını sağlayan bir yerde olmaktan keyif duyuyorum.
O yüzden de belki de nihayet bir şarkıyı dinlemekten bu kadar keyif alıyorum.
Bir kahvenin demlenmesini beklemekten bu kadar büyük bir haz duyuyorum.
ve hissettiğim şeyleri belki tam sindirmeden oturup sizinle konuşmaktan
kendi duygularıma bir açıklık getiriyorum.
Yine ben konuştum ve yine siz dinlediniz.
Umarım bir yerlerde de hissetmişsinizdir.
Ben teliften dolayı bu şarkıyı bölümün sonuna koyamayacağım ama
siz kapattıktan sonra benim güzel hatrım için bir dinleyin.
Umutsuz dağılışmayın, yatağa küs girmeyin.
Daha nice güzel şarkıda umarım üzerine uzun uzun konuşuyor oluruz.
Kendinize çok iyi bakın.
Altyazı M.K.
başladığınız zaman podcastinizi büyütmenin
yollarını mı arıyorsunuz?
Fikrinizden yayına, format, kayıt,
Podcast BPT yanınızda.
ve podcastiniz için en uygun paketi
hemen keşfedin.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
