
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
Bana pot kırın ve onu nasıl bir bölüme çeviriyorum izleyin. Son podcast bükününüz bu bölümde male gaze'i konuşuyor, biz mi yetersiziz yoksa hakikaten karşımızdaki nasıl takdir edeceğini mi bilmiyor sorularını ele alıyor. Mutlu pazarlarınızın eşlikçisi 39.bölüm karşınızda. c u
Transkript
Altyazı M.K.
O ne kadar radikaliz bu saatten sonra.
Bugün bölümün isminden de anlayacağımız üzere bu Shout Out to Male Gaze bir bölüm olacak.
Male Gaze'nin ne olduğunu bilmeyenler Google'a yazabilirler ama ben yine de küçük bir brief vereceğim.
Male Gaze en amiyane tabirle, en basitleştirilmiş tabirle erkekler tarafından yazılan kadınlar demek.
Biz nasıl ki bir erkeği idealize ettiğimizde ya da ona belli bir anlam atfettiğimizde ya da belli kriterlerimiz olduğunda işte bir kadın tarafından yazılmış resmen diyoruz.
Erkeklerin de aslında bana kalırsa anrealistik olan özellikle izledikleri dizilerden, filmlerden, pornolardan ya da kendi hayal güçlerinden, kendi aralarında döndürdükleri muhabbetlerden oluşturdukları bir stereotip var kafalarında.
Ve male gaze de aslında biraz buna hitap ediyor.
Daha böyle sinematografik bir tarafı falan da olduğu söyleniyor hani çıkış noktası olarak ama ben o noktada işin uzmanlarına bırakacağım.
Ama male gaze'den muzdarip bir kadın olarak da ben de işin uzmanı sayılırım diye düşünerek kendi alanıma, kendi bildiğim yere Sen O Kız Değil Misin'e geldim.
Öncelikle şunu söylemeliyim ki bence artık gerçekten çatır çatır bunları konuşmak gerekiyor.
Bu bence bir arkadaşla inanılmaz keyifli bir bölüm olurdu ama ben bunu böyle part 1 olarak paylaşacağım.
Çünkü eminim ki özellikle İrem bu bölüm benzeri bir şey benimle çekmek isteyecek.
Bu aslında ona bir trailer olacak.
Hani bak İrem böyle bir bölüm çektim çok keyifli hemen seninle de bunun devamını yapmalıyız diye.
O yüzden izniniz olursa hazır böyle terapime de yarım saat kalmışken ben karşınıza geçip sigaramı yakıp yanıma da böyle suyumu aldım.
Bugün biraz shoutout'u male gaze yapacağız.
Yani artık böyle kılıcı kuşanıp karşısına geçip lan siz kimsiniz deme zamanı.
Çünkü bence bunu söylemek için çok geç kaldık.
O zaman hazırsanız başlıyorum.
Biliyorsunuz ki benim şimdiye kadar anlattığım her şey based on a true story idi.
İşte ilişkiler, arkadaşlıklar, aile, çıkmazlarda hissetmek, yetişkin olmak istememek, kaygılar, mutluluklar, buhranlar, aşklar derken bir noktaya kadar gerçekten kürek çeke çeke buraya geldik.
Peki neden artık benim çektiğim kano, çektiğim kürek benim hız almama engelliyor ya da ben neden ileri gidemiyorum?
Çünkü artık sığ sulardayım.
Ne bu sığ sular? Erkekler.
Benim söylediğim şeylerden ofanse olan yani defansif bir noktaya geçen benim söylediğim şeylere alınan insanlar varsa bence zaten bir noktada çuvaldızı da iğneyi de kendilerine batırıp bu söylediği şeyler Sima'nın anlattığı şeyler beni neden rahatsız etti diye bir oturup düşünmesi gerekiyor.
Çünkü ben de kendi rahatsızlığımı anlatıyorum. Rahatsızlık vermekten rahatsız olmak yerine bu eleştiriler rahatsız edici oluyorsa bence zaten bu çok iyi bir turnus öyle olacak.
O yüzden bu bölümü herkes kulağını dört açıp dinlesin istiyorum ben.
Bu arada bu tabi bence cinsel yönelimden falan farksız da bir şey.
Yani bağımsız da bir şey.
Male gaze aslında uğradığımız bir şey.
Ha tabi ki birileri diyecek female gaze yok mu?
Var elbette.
O bölümle yani var elbette.
Bununla ilgili de bir bölüm siz çekin biz dinleyelim.
Ben bugün bunu konuşacağım.
Yani her perspektifin A yüzünü konuşuyorum diye B yüzünü de konuşmak zorunda değilim.
Şimdi ben geçtiğimiz günlerde bir tane date'e çıktım.
Uzun süredir böyle buluşalım, görüşelim, bir muhabbet edelim dediğimiz.
Ortak arkadaşlarımın da olduğu, benim genel olarak date kültürümde bir app'ten tanışmaktansa daha doğal, daha ortak arkadaş vasıtasıyla aşinalık duydum.
Haliyle ortak ve sevdiğim arkadaşlarım olunca da o kadar da hayal kırıklığına uğramam dediğim ama harbiden artık erkeklerin ya da herhangi bir date'in yanına giderken de böyle beklentilerimi evde bırakıp yok ya şimdi bana bu yük olacak bir de bunun geri taşıması var dediğim bir dönemde.
Böyle ortak bir insanla buluşmak bana daha safe zone geldi.
Okey bir date'ti.
Yani ben gerçekten hani inanılmaz efor sarf etmeden, çok entertaining bir insan olmaya çalışmadan, sadece kendi beyr minimumumun sularında yüzerek çok açılmadan muhabbet ettim, sohbet ettim vs. ve okey bir deyitti.
Ama sonrasında ben genel olarak çok kendini evet öven bir insan değilim dış görünüş olarak.
Ve hep de şey derim hani evet çok genele hitap eden bir güzelliğim yok.
Hani mesela bütün dünyanın ya da bütün dünya hiçbir zaman olmayacak ama genelin ortaklaştığı bazı kadınlar vardır, bazı erkekler vardır.
Bu güzeldir, bu yakışıklıdır gibi.
Mesela güzel bir kadın dendiğinde herkesin özellikle hani birçok jenerasyonun işte Adriana Lima'da, Barbara Palvin gibi böyle kült ve medyatik isimlerde ortaklaştığını görürsünüz.
İşte erkek dendiğinde hemen bir kıvanç tatlıtuğu, bir buraköz çiviti gelir falan.
Hani bunlar var evet okey.
bana güzel geliyor mu yakışıklı geliyor mu
bu tabi tartışılır ama
daha net ifade edebilmek için bu örneği
verdim. Hani eğer bunlar genel güzellik
algısına hitap eden insanlarsa
evet ben bir Fahriye Evcen
değilim. Ben bir Serenay Sarıkaya
değilim gerçekten. Ama mesela
ben bu belki bir
züğürt tesellisidir bilmiyorum
ama ben bunu daha çok
tırnak içinde krizi
fırsata çevirmek olarak görüyorum
ve çok da böyle
genel güzellik algısına
uygun bir görünüşe
sahip olmadığımdan da mutluluk duyuyorum.
Hem hayati tehlikem
için düşünüyordum bunu önceki yıllarda
ama sonra fark ettim ki
sadece kadın olmak hayati tehlike
yaşamak için oldukça yeterli.
Ama bunu bir kenara bırakıyorum.
Bugün bu negatifliği
en azından bu bölüme taşımayacağım.
Ama hani hep şey derdim.
Ya ben mutluyum göründüğüm
halimle. Hem aslında kendimi güzel
buluyorum. Hem de spesifik
güzellik algılarına hitap ettiğiminde
farkındayım. Yani bir insan
spesifik olarak benden
hoşlanabilir. Ve bence
hani daha kolay
sanki eleme yapabiliyorsun gibi.
Ya da en azından bir insan benim hayatıma geldiğinde
gerçekten beni tanımak mı
istiyor yoksa hani güzel olduğum için mi
sadece bana yaklaşıyor?
Hani ben bir şey anlatırken ağzımdan
çıkana değil de gözüme,
dudağıma, suratıma mı odaklanıyor?
Ya da güzelliğime mi sadece kapılıyor ve kulağı bende değil mi?
Beni sadece duyuyor mu dinlemektense diye çok düşünmüyorum.
Çünkü gerçekten hani güzelliğin, yakışıklılığın da çok fazla beraberinde soru işareti ve bozulmuş benlik algısı, bozulmuş kendilik algısı getirdiğini de düşünüyorum.
Allah gerçekten güzele, çirkele, yakışıklısına ayrı ayrı sabır versin.
Hepimiz çok büyük bir sınavdayız hakikaten.
ve bunu böyle Türkiye falan olarak değil.
Bu bence çok evrensel bir şey.
Ve nasıl konuyu Mailgaze'e getireceğim.
Bu Datum bana şöyle bir şey söyledi.
Bu arada şuna da tekrardan yine bir yolu uzatıyorum ama
bunu da söylemek istiyorum.
İnsanlar onlar hakkında ya da onlarla yaşanılan bir deneyimi konuştuğunda
genellikle şöyle bir pozisyona giriyorlar.
Ulan ne koymuşum be falan.
Hani beni konuşmaya değer buluyor.
Bu bence inanılmaz sığ düşüncelerden bir tanesi.
Yani biz zaten bütün hayatımızı insan iletişimine, konuşmaya, sohbet etmeye, hayatımızda olan biteni anlatmak üzerine kuruyoruz.
Hani anlattığımız hikayeler kadar varız.
Bu da aslında yaşadığımız hikayeler kadar olduğumuzu gösteriyor.
Ve belki de bizi sürekli bir hareket halinde dinamik bir şekilde tutan hatta zaman zaman o FOMO dediğimiz bir şeyleri kaçırma korkusuyla mücadele etmemize neden olan şey de bu.
Biz yaşadığımız ve bu yaşadıklarımızı anlattığımız kadarız.
Aslında çok matruşka gibi bir ilişkisi var.
Sen bir şeyler yaşıyorsun ve pedal çeviriyorsun bu hayat yolculuğunda.
akabinde buradan aldığın o enerjiyi bir de bu yaşadıklarını anlatarak daha fazla sana böyle bu yolculuğu ilerletmeni sağlayan
belki bir pedal olmasa da arkanda rüzgar olan bir noktaya evriltiyorsun.
Haliyle ben böyle insanlardan bahsettiğimde ya benim de başıma şu geldi dediğimde
bana gerçekten birkaç kişi işte benden de bahsedecek misin falan diyen oldu.
Elbette bahsedeceğim çünkü benim hayatımın bir parçası ve benim bunu bahsedebiliyor olmam seni benim hayatımda yer kaplayan, kafamı inanılmaz derecede kurcalayan, işte beni üzerine böyle sosyal tezler yazmaya iten bir şey olduğu anlamına kesinlikle gelmiyor.
sadece tıpkı böyle
yolda yürürken işte
burnuna böyle bir
atıyorum pide kokusu gelince
ay bunu dışarıdan mı söylesem?
Ay ne zamandır pide yemiyorduk?
Ya da aa biz geçenlerde şurada bir yerde yemek yemiştik
demek gibi aslında.
Bazen hiç anlatmaya değer olmayan
insanların bana yaşattığı bir şey
bende böyle bir tetikleyici
bir kırılma noktası ya da bazı şeylerin
onun satıcısı olabiliyor.
O yüzden şey de söyleyeyim.
Burada bahsettiğim şeyler her ne kadar gerçek hayattan alınmış olsa da ve kendi deneyimlerim olsa da her bahsettiğim şey de inanılmaz anlatılmaya değer olmuyor.
Bana kalırsa hikayeleri güzel yapan hikaye anlatıcılığıdır.
Bu nedenle ödüller, kitaplar, beğeniler, sanatçılar vardır.
Ben de işimin, sanatımın başında olduğumu düşünüyorum.
İyi de hikaye anlatıcısı olduğumu düşünüyorum.
bu benim biraz da belki sivri radikal
tarafım artık yavaş yavaş kendime
kredi vermeyi öğrenmem tamam sen
bana bunu yaşattın ama ben bunu güzel
anlatabildiğim için bunu dinlenmeye
değer kılıyorum dediğim bir taraf var
sizde bunu dinleyerek anlamlılığına
anlamlılık katıyorsunuz tekrardan bu
vesileyle her zaman olduğu gibi
teşekkür ediyor ve konuya giriyorum
her neyse bu deyitimde
konuşurken mekandan kalktık
yürüyoruz ve bana şöyle bir şey söyledi
ya sen kendini çok görmüyorsun ama
o kadar da kötü değilsin.
Şimdi
burada hemen bir alt başlık açıyorum.
Erkekler neden
genel anlamda? Yani lütfen bir de
her söylediğimde genelleme
yapıyorsun demeyin. Demek ki genelleme
yapacak kadar deneyim yaşamıştım yani bende.
Şans vermek istemiyor olabilirim.
Genel yargımı bu şekilde
etkilemiş olabilir. Her erkek
böyle değil. Okey.
Ne mutlu sana. Ne mutlu
seninle karşılaşacak insanlara. Ama ben
kendi deneyimi anlatıyorum.
Gerçekten erkeklerin iltifat etmeyi çok bilemediklerini düşünüyorum.
Hatta aslında daha kötüsü iltifat etmeyi bildiklerini ama bile isteye bunu vermediklerini düşünüyorum.
Çünkü sanki sana bu iltifatı ederse
hani genelde de kadınlar çok kendini farkında olmayan
çok böyle hanım hanımcık, mütevazi
işte böyle teşekkür ederim ama işte falan diyen
hani her teşekkürden sonra bir ama getiren
iltifat edersin saçına
ay yok ya sana öyle gelmiştir, kuaförüm çok iyi kesti diyen,
hiç evet ben bugün güzelim, evet ya ben bugün bunu çok güzel kombinledim demeyen canlılar olarak görülüyoruz.
O kadar da kötü değilsin.
Dünya tarihinde edilen en kötü iltifat olabilir.
Hani kötüsün, harbiden çok da iyi değilsin sen.
Ama abartıyorsun ya.
Şimdi hem benim düşüncemi yanlış anlamak var, benim düşüncemi yanlış yorumlamak var,
Bu yorumu bana satmak var.
Hadi diyelim ben gerçekten kendimi küçümsüyorsam bir de bana sen yanlış düşünüyorsun diye yapılan bir mansplaining var.
Bir de üstüne böyle ağzına bir parmak balçalar gibi iltifat ettiğini düşünmek var.
Haliyle tabii ki de ben zaten o kadar da etkilenmediğim sadece zaman geçirdiğim ve okey yani işte ise iki bira içtim dediğim bir ortamda bir anda ne oluyoruz yağya evrildim.
Ve tabii ki de karşısındaki insandan iyice uzaklaştım.
Akabinde şöyle bir konuşma geçti aramızda
Direkt cümle üzerinden gitmek istiyorum
Neden böyle bir cümle sarf ettiğiyle ilgili
Çünkü gerçekten artık ben erkeklerin bazı şeylerini sorgularken
Kendimi anlamlandırmak ya da kendimi o düşünce deryasında konumlandırmaktan ziyade
Harbiden bir insan evladı böyle bir cümle kurma cüretini nereden bulmuştur
Bunu görmek istiyorum ve bazen gerçekten
Sürejik bir araştırma olarak yaklaşıyorum erkeklere.
Bu da benim mücadele stilim.
fiziksel olarak çok çok
ahım şahım güzel olmadığımı
ancak buluştuğumuz zaman
geçirdiğimiz akşam çok güzel olduğumu
çünkü dışarıdan
birisi belki beni görse
çok dikkat çekmeyeceğimi, çok bakışlarının
bana kitlenmeyeceğini
ama biri benimle tanışır, benimle konuşursa
hani nasıl ki çok güzel
bir kadını gördüğünde böyle bakışları
kitlenir, ne kadar güzel bir kadın der
dikkatini çeker o kadın
benimle bu etkiyi ancak konuşarak
O kişi bana zaman ayırmaya lütfederse bu ilgiyi ve bu beğeni kazanabileceğimi kısadan ise açıklayan bir mesaj attı.
Benden bu arada çok hoşlandın, çok beğendiğini de söyledi. Çok teşekkür ederim.
Özellikle bu kadar da güzel değilken beğenisini kazanmak çok kıymetliydi benim için.
Hiç unutmayacağım bunu.
Kendimi kötü hissettiğim zamanlarda bu düşünce hep benim can simidim olacak. Çok teşekkür ederim.
bu bence benim böyle gururumu inciten bir şey değil
ama zaten bence dünya güzeli de dünya yakışıklısı da olsa karşımızdaki
bence bizler en azından ben benim çevrem ve benim çevremde cinsiyetinden bağımsız insanlar
ve bana kalırsa da genellikle kadınların çoğu zaten karşısındaki insana
onun nasıl bir insan olabileceğine dair şans veriyor ve zaman ayırıyor
Elbette ki dış görünüşün önemli olduğunu biliyoruz.
Biz Anıl'la yaptığımız dating app'ler üzerine olan bölümde de bunu konuştuk.
Dış görünüş elbette önemli.
Çünkü o insanın giydiği kıyafet, saçı, başı, yürüyüş tarzı, konuşması, bir mekanda saçtığı avura tabii ki de bizim ilk dikkatimizi çeken şey.
Ve bu noktada mesela dating app'ler bize sundukları genel skala genişliğiyle de aslında çok büyük bir kolaylık sağlıyor.
Dinlediği müziği, giyim tarzını, fotoğraf çekilme şeklini görüyorsun.
Az biraz fikir sahibi oluyorsun ve ona göre gerçekten zaman ayırmaya, mesai harcamaya değer bir insan mı risk alıyorsun.
Ama en azından bu riskleri minimalize etmeye çalışıyorsun.
Haliyle elbette ki dış görünüşün önemini hiçbir zaman ben azımsamadım.
Bir insanın iç güzelliği dış güzelliğinden büyüktür, önemlidir falan bunlar da zaten artık konuşmuyorum bile.
Yani ben 60 yılında doğmadım ve eminim bu 60'lardan 50'lerden beri de süre gelen bir düşünce yapısı.
Bunu artık geçelim zaten bunun üstüne konuşmak.
Aynı kitabı tekrar tekrar yazmak olur.
Kimi insanlar için dış görünüş de önemlidir.
Kimi insanlar için iç görünüş, iç güzellik daha önemlidir.
Bu beni çok da ilgilendirmiyor.
Ama ben ne yakışıklılar gördüm söylediği bir lafla kendini heba etti.
Ne tırnak içinde çirkinler gördüm.
Konuşmasıyla saçtığı aurayla hani bas bana nikahı dedim yani.
O yüzden bu noktada zaten bu benim için olması gereken normal düşünce yapısıydı.
Ama bu arkadaşla konuştuğumda fark ettim ki böyle bir düşünce yapısına sahip olmak baya üst insan olmaya tekabül ediyormuş.
Burada benim tabii benim nasıl bir insana benzediğim, nasıl göründüğüm çok bilinmiyor olabilir.
Aranızda bilenler vardır, beni görenler vardır, arkadaşlarımın arkadaşı olanlar vardır falan.
Ama ben böyle mallet head, kısa saçları olan bir insanım.
Giyim tarzımı da genellikle böyle ne çok maskülen ne çok feminen.
Daha böyle ikisinin ortasında kendimi iyi, rahat ve olabildiğince konforlu hissettiğim tarzda şekillendirdiğim bir giyim tarzım da var.
Bir gün uyanıyorum daha maskülen giyinmeyi seçiyorum.
Bir gün uyanıyorum daha feminen giyinmeyi seçiyorum.
Burada feminen ve masküleni de artık terimselleştiği için kullanıyorum.
Aslında sadece nasıl hissediyorsam öyle giyiniyorum.
Bunu belli bir terime de bağlamaya gerek yok.
Ama demek istediğim bu Twitter'da, sosyal medyada çok da lafı geçen, çok eleştirilen ama aslında o kadar da içten içe özellikle erkekler tarafından yaratılan, şekillendirilen ve arzulanan o aşk o kuşko kız tırnak içinde değilim.
Kadınların da aşk o kız olarak inanılmaz sınırlandırıldığını ama erkeklerin de ancak sınırlandırılmış kadınlarla mücadele edebileceğini düşünüyorum.
Ve karşımdaki genellikle insanların da beni yüceltmemesinin sebebini uzun yıllar boyunca kendi yetersizliğime bağlamış bir insan olarak açık ve net bir şekilde söyleyebilirim ki
hani herkesin savaşı farklıdır ama ben kendi savaşımdan öğrendiğim taktikleri sizinle paylaşırım.
Kullanmak kullanmamak sizin kendi özgür iradenize kalmış bir şey ama bana sorarsanız erkeklerin ya da partnerinizin, kadın ya da erkek sizi övmemesinin nedeni sizin yetersizliğiniz değil.
Çünkü yetersiz bir insansanız, o kişiye yetmiyorsanız neden o insanın hayatındasınız?
Demek ki aslında bir noktada belli kriterleri karşılıyorsunuz.
Peki buna rağmen neden o insanın yanında yetersiz hissediyorsunuz ya da yeterince takdir edilmemiş, güzelleştirilmemiş, beğenilmemiş hissediyorsunuz?
Çünkü karşınızdaki sizin aslında kendinize az değer verdiğinizin, kendi güzelliğinizin farkında olmadığınızı görüyor.
Ve size eğer gerçekten olduğunuz değeri gösterirse ya da hissettirirse sizin bunu kabul edip hatta size bu insan bunu gösterdiği için ona teşekkür edecek, minnet duyacağınız yerde
ben sana çok fazlayım o zaman deyip onu terk edeceğinizi düşünüyor.
Yani aslında iltifatsızlığın ya da takdir edilmemenin altında takdir edilmeyenin değil takdir etmeyenin aşağılık kompleksi yatıyor.
Haliyle bence karşındaki insana ya sen sohbet edince güzelleşiyorsun demek bir iltifat değil.
Ben sana zaman ayırdım ve zaman geçirdiğimde sendeki güzelliği gördüm diyebilmek meziyet.
Ama bunu diyebilmek için gerçekten çok fırın ekmek yemek gerekiyor.
Ben gerçekten her ne kadar burada konuşarak kendi hatalarımdan bir anlatı demeti sunsam da benim anlattığım şeyleri arkadaşlarımın deneyimleri de çok şekillendiriyor.
Ve arkadaşlarımın yaşadığı şeylerden şunu da söyleyebilirim ki benim hakikaten çirkin diyebileceğim, beğenmeyeceğim insanları arkadaşlarımın anlatış şekliyle, gıptayla onlara baktığım çok oldu.
Hani gerçekten güzel olduklarını, yakışıklı olduklarını gördüğüm, hissettiğim ve bunu tamamen benim arkadaşıma hissettirdiği duygulardan kaynaklı olduğunu gördüğüm, deneyimlediğim çok oldu.
O yüzden hakikaten ilizyonlara kanmayan, insanların nasıl göründüğünün nasıl olduğunu tanımlamadığına, sadece buzdağının görünen kısmı olduğuna çoktan inanmış, bunu anlamış bir insan olduğunu düşünüyorum.
Haliyle ben bu noktayı ve bunların beni incitebilitesini geride bırakalı bence uzun zaman oldu.
Herkesin kriterleri var.
Hatırlarsınız yani mutlaka bunu yaşamış ya da yaşamadıysanız bile şahit olmuşsunuzdur bir noktada.
Hani arkadaşınız ya da siz hoşlandığı birisidir konu.
Ve hani arkadaşınız görmek ister şey dersiniz.
Ya işte kanka burada çirkin çıkmış ama inan çok tatlı çocuk falan.
Böyle savunma yaptığımız ya da böyle bir savunmaya şahit olduğumuz çok olmuştur.
Çünkü burada biz önem arz eden şeyin bize hissettirilen ve bizde uyandırılan duygular olduğunu biliriz.
Bu hikayede de aslında benim bir masaya oturup da sohbet ettiğim insan benimle sohbet ettiğinde beni dinlenmeye, konuşmaya, sohbet etmeye, zaman ayırmaya değer bulmuş.
Benim güzelliğimi görmüş.
Benim tırnak içinde kafa kız olduğunu görmüş.
Ve aslında kendi topuğuna sıkan bu cümleyle bana şunu göstermiş oldu.
Sen acayip güzel bir kadın olsaydın, herkesin genel güzellik yargısına uyan bir kadın olsaydın, sen ne kadar sığ olursan ol, ne kadar fikirlerin aptalca ya da iki cümleyi bir araya getiremeyen bir insan olsaydın da ben sana bakardım çünkü çok güzeldin.
Ama sen öyle bir dikkat çekiciliğe sahip değilsin.
Sen ancak konuştuğunda ve sohbet ettiğinde entelektüel seviyenle bunu gösteriyorsun.
Tamam o zaman bu hikayede sığ olan ben değil, sen biliyorsun.
Çünkü sen bir insanın inanılmaz güzel olduğunda sana katacak hiçbir şey olmadığını bildiğin halde o insanı hayatında tutmaya devam ediyorsun.
Çünkü sen vitrin mankenliği yapıyorsun.
Ve dışarı çıktığın zaman yanındaki insan tarafından tanımlanmak istediğin için yanındaki insanın başkaları tarafından beğenilmesini,
insanların hatta yanındaki insana bakarak seni takdir etmesini istiyorsun.
Ulan çocuğa bak ne kızı düşürmüş demelerini istiyorsun.
Aslında gerçekten bu konuşma bana kendimi kötü hissettirmektense
sen ne yapıyorsun Sivan ya dedirten bir olay oldu.
Sen gerçekten ne yapıyorsun?
Gerçekten zaman denilen bu kıymetli kavramı bu insanlara harcamakta bu kadar ısrarcı olmaya devam edecek misin?
Çünkü geri döndürülemez bir şeyi o insana veriyorsun.
Ve o insan sana hiçbir şey katmıyor.
Hatta o masada muhabbeti eğlenceli yapmak için sen bir noktada kendinle sohbet ediyorsun.
O yüzden bu benim için çok öğretici bir hikaye, öğretici bir anı olmakla birlikte gerçekten artık bir noktada belki sığdır, belki değildir ama benim kesinlikle söylememe ve kendimden bunu duymam, ihtiyaç duyduğum bir şeye yol açtı.
Mesela ben sanat filmlerini çok appreciate edebilen bir insan değilim çünkü ilgi alanım değil.
Haliyle bana bir sanat filmi izletildiğinde benim yapacağım sığ yorumlar tabii ki o filmin değerini düşürmeyecek ama o filme emek harcayan insanları sinirini bozacak.
Ulan biz bu yorumlar ya da bu sığ insanlar izlesin diye mi buna emek verdik diyecek.
Appreciate edilmemenin rahatsızlığı ile kıvranacak.
Ben de dedim ki ben kendime bunu niye yapıyorum.
Burada kendimi bir sanat filmi ya da bir Michelin yıldızlı yemek olarak tanımlamıyorum.
Ama bazı insanlar için bu eşik farklılığında olduğumu düşünüyorum.
Ve diyorum ki neden karşımdakine bunu anlatmaya çalışıyorum.
Bana baktığında bir ambalajın içindekini görüp de bu içindeki güzel yağıyı o masada öğrenmiş, bayağı konuşmayı orada sökmek kadar started from bottom bir noktadan evrilmiş bir insana ben neden zaman harcıyorum ve neden bu insana kendimi açıklıyorum diye düşündüm.
Çünkü benim dış görünüşüm belki o insanın güzellik algısına çok hitap etmiyor olabilir ama benim anlattığım şeyler ve benim konuşmamın en az mekandaki en güzel ya da en yakışıklı erkek kadar bence mekandaki en iyi sohbet, en iyi anı olduğuna da içten içe eminim aslında.
Kendimden bir o kadar emin bir insanım.
Ve daha geçen günlerde böyle aydındayken daha birkaç arkadaşımla İrem, Deniz, Şevval sohbet ediyorduk ve şeyden bahsettik.
Gerçekten özgüvenin ne kadar büyük bir rol oynadığıyla ilgili ve bunun ne kadar büyük bir tehdit unsuru olduğu ile ilgili.
İnsanlar yanlarında onunla tanımlanacağı ve ondan dolaylı da takdir edileceği, ulan ne biçim bir insan yanında ne şanslı diyeceği çok böyle sivri radikal insanlar istiyor.
Ama bir noktada da onun tehditkarlığı kendisine de gelişmek zorunda hissettireceği için o topun altına girmek istemiyor.
Yani hem ayranım dökülmesini istiyor hem de çeyrek kokoreç istiyor yanında.
Ama bu mümkün değil.
Yani demek istediğim, benim çok da böyle aslında bir anı üzerinden, zaten uzun süredir düşündüğüm şeyi ele aldığım bu bölümde söylemek istediğim şey var.
Ama bazen gerçekten belli iltifatlara ve belli beğenilere layık görülmediğiniz anlar siz buna değmediğiniz için değil, siz gerçekten 3-5 gömlek fazla olduğunuz için, azımsamalar siz gerçekten az olduğunuz için değil, siz olduğunuz değeri fark ederseniz o insanları bırakabilecek olduğunuz korkusundan kaynaklı.
Bunu fark etmek bana iyi hissettirdi. Bunu fark etmek tekrardan zaten çok da genele hitap eden bir güzelliğim yok diyerek küçülttüğüm o çemberi daha da daraltıp artık bundan sonra atıyorum çıkacağım date'lerde ya da bundan sonra zaman ayıracağım insanlarda, arkadaşlarla daha da o eleği sıklaştırıp daha seçici olmam gerektiğine dair bana çok güzel bir öğreti kazandırdı.
bazen güzel geçen bir date değil
böyle deneyimlerde insana bir şeyler öğretebiliyormuş.
Dilerim karşımdakine de bir şeyler öğretmiştir.
Ancak bazı noktalarda bence
insanın gerçekten aynaya da bir bakması gerekiyor.
Bu ruhsal bir ayna olabilir.
Ama bence bu konu üzerine söylenebilecek en güzel sözü de
Hande Ener söylemiştir.
Kendine dev aynasına değil boy aynasına bir bak.
O yüzden dilerim kendi zihinsel ilüzyonlarınızı
Sonlarınızı başkalarına yöneltmediğiniz ve male gaze'in sonunu adım adım getirebileceğiniz günlere uyanırsınız sevgili erkekler.
Sen o kız değil misin?''in 39. bölümü Shout out to male gaze burada sona erdi.
Ancak bu devam etmeyeceğim gerçeğini kesinlikle doğurmuyor.
Erkeklerin male gaze yaptığı her yerde Sen o kız değil misin? konuşmaya devam edecek.
Çünkü siz o kızsınız.
Sizi seviyorum.
Size kesinlikle de ama sen çok güzelsin çok kıymetlisin demiyorum.
Çünkü zaten öyleydi.
Kendinize iyi bakın.
Umutsuzluğa alışmayın.
Yatağda küs.
Girmek yok.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
