
Yeni evimde ilk bölümüme hoş geldiniz. Oturacak bi koltuğum yoktu ama düşüncelerimi daha fazla ayakta bekletemezdim. Biraz sıkışırsak sığışırız bence. Sesim yankı yapıyor ama bazı boşlukları doldurmak işin en keyifli kısmı
Transkript
Valla ister inanın ister inanmayın.
Gerçekten uzun süredir bu anı dört gözle bekliyordum.
Ama önce size bir bu anı tasvir etmeme izin verin.
Şu an belki sesim biraz böyle eko yapıyordur.
Bunu muhtemelen bizim sevgili sesçilerimiz,
kurgucularımız ayarlayacaktır.
Size böyle en iyi şekilde bu sesin gelmesi için.
Ama onlar dinlerken muhtemelen beni onaylayacaktır.
Sesimin biraz eko yaptığı oldukça boş bir alandayım.
Çünkü yeni evimin salonundan sesleniyorum sizlere.
Aslında bu bölüme böyle bir videolu yapma hayalim de vardı ne yalan söyleyeyim ama
işte yaka mikrofonuyla uğraşmak istemedim.
Ay acaba şimdi benim hafızam dolacak mı?
Paniğiyle söyleyeceklerimin beni böyle koşturmasını da çok istemedim.
O her zamanki Sen o kız değil misin? Sima'yı karşınıza geçsin.
Uzun uzun kendini hiç kesmeden bir şeyleri anlatsın istedim.
Ve gerçekten bunu yeni evimde yapabilmek çok uzun bir süredir de üzerine konuşmak istediğim birçok şeyi içinde barındırıyor aslında.
Ama geçemedim mikrofonun karşısına ve bu sefer sadece böyle içsel süreçlerim değil,
hakikaten belki sorumluluğu biraz üzerine atabileceğim distal süreçlerin de içinden geçiyordum.
Hala da geçiyorum.
Salonumda henüz bir koltuk yok, bir halı yok.
Haliyle böyle sesim bayağı bir eko yapıyor.
Ben de bundan böyle bir 8-9 ay önce belki çok hatırlayamıyorum ama eski evime giderken, eski evime giden yolda böyle Halaskar Gazi Caddesi'nden sarhoş bir şekilde bir eve döndüğüm akşam
çöpün kenarına bırakılmış bir deri ofis sandalyesini sırtlayıp evime götürmüştüm.
Tekli koltuk yapmak için.
Onu böyle iyice temizleyip bir de bilirsiniz böyle bazen sarhoşken bu tarz angarya işler çok gözünüzde büyümez.
Onu böyle bayağı cifleyip böyle sirkeli karbonatlı sularla iyice silip falan oturulabilir bir hale getirmiştim.
Onun açıkçası bu evde kendine benim yeni evim, yeni düzenim ve yeni hayatımda bir yer bulup bulamayacağından çok emin değilim.
Ama eşyalarımı taşırken henüz bir koltuğum olmadığı için onu da buraya getirdim ve gerçekten de hakkını veriyor.
Artık aramızda bir gönül bağı da oluştu.
Beni tanıyorsunuz tabii ki ben bu deri ofis koltuğu içinde ofis sandalyesi içinde empati yapacak üzülecek ve onu geride bırakmaktan tabii ki çekineceğim.
Ama bakalım bu deri koltuğun akıbeti hayatımda nerelerde olacak.
Bunun çok taze bir bölüm olma ihtimali var.
Ben şu an bunu pazartesi sabah 10.30'da kaydediyorum.
İşlerime başlamadan ve beni çok yoğun bir gün bekliyor.
Bütün o angarya işlerim, koşturmacalarım başlamadan sizinle bir hasbihal etmek istedim.
Kendime böyle büyük bir bardak Türk kahvesi yaptım.
Çünkü henüz sipariş ettiğim kahve de gelmedi.
Son 10 gündür falan evimin köşesindeki kafeden hep böyle kahve içiyorum ama
aslında o kahveyi yapmanın, hazırlamanın, ben kahveyi hazırlarken yatakta şöyle bir havalansın deyip
yatağı toplamadan odadan çıkmanın, bir perdeleri, pencereleri açmanın da aslında nasıl kendi içinde bir rutini olduğunu
hakikaten unutmuşum.
Arada böyle sesim gidip geliyor.
Çünkü daha bugün kalktım ve ilk konuştuğum insan sizsiniz.
Yani ilk kez ağzımı açıyorum.
O yüzden beni lütfen mazur görün.
Bir iki haftadır, on gündür belki de
artık böyle bu evi yavaş yavaş
işte temizleme, toparlama,
gaz açılacak, elektrik açılacak,
interneti bağlatacaklar,
şu olacak, bu olacak angaryasıyla geçti.
Bir noktada zaten annem dahil oldu.
Onun dahiliyetiyle işler çok çok daha kolaylaştı.
Ben kendi işlerime koştururken en azından her böyle eve geldiğimde bir şey daha onun sayesinde tamamlanmış ve böyle üzerine bir tik atılmıştı.
Ve bu tabii ki yine benim zaman zaman annem benim şişedeki evime geldiğinde de o zamanki bazı bölümlerimde söylediğim bir dilemmayı doğuruyordu.
Hem beni çok rahatlatan, üzerimden çok büyük bir yükü alıp kaldıran hem de diğer yanda tamam da peki ben artık bu düzeni, bu temizliği
annem gittikten sonra nasıl sürdürebileceğimin ağırlığını üzerimde hissettiğim
başka bir böyle domino etkisine tekabül ediyordu.
Ve bugün böyle yataktan kalktığımda yatağı toplama şeklim, kahvemi hazırlamam,
işte biraz kahve dökmüşüm hemen onu sileyim.
Hemen şunu yıkayayım, hemen yerine kaldırayım.
Bu düzeni, bu tertibi sürdürebildiğim kadar sürdüreyim.
Örcünün, aciliyetinin içimde olduğunu hissediyorum.
Ve güneşliklerimi açıp salona biraz ışık girsin derken
güneşliği biraz böyle fazlaca asılmışım.
Annemin de çok kızdığı. Bak öyle yapma
dediği bir şeydir.
Ve böyle o perdenin kornişi tabii ki çıktı.
Ve yani
bu bazılarınızın
hoşuna gidecek, bazılarınızın bu karı
hakikaten kafa yiymiş diyebileceği
bambaşka bir romantizme beni
götürdü. Birkaç gün önce de
kargolarım içerisinde
bana bu merdiven, hani işte
ne bileyim perde asıyoruz, bir şey
çivi çakıyoruz yukarıya, ampul değiştiriyoruz
falan. O merdivenlerden söylemiştik.
O gelmişti.
Gittim balkonuma. Aldım
merdivenimi. Çıktım. Perdemi taktım.
Ve sonra dönüp baktığımda
genelde merdiven ya apartmanda
olan ya komşumuzdan rica
ettiğiniz bir şeydir. Benim için öyleydi.
Eski evimde apartmanda vardı.
Daha da eski evimde. Bir önceki
evimde zaten çatı katında
olduğum için tavan çok yakındı. Hiç
merdivene ihtiyacım yoktu.
Buraya ilk taşındığımda da sağ olsun
üst kat komşumdan rica etmiştim
merdivenini ödünç almayı ve ilk kez bir merdivenim olması bana sanki alabileceğim ve edinebileceğim
bütün nesnelerden çok daha yetişkin ve çok daha özgür hissettirdi.
Çok daha olmuş hissettirdi.
Şimdi böyle döndüm salona baktım koltuğum daha gelmedi.
Yemek masasını almaya çalışıyorum.
Letgo'daki abi artık bir cevap vermeye tenezzül ederse hani böyle şeydeyim yani
yarış çizgisindeyim koşacağım alacağım geleceğim.
Hani bütün günümü bu deri koltuğun üzerine geçirdiğim için hakikaten çok sancılı sırt ve bel ağrıları yaşıyorum da bir süredir.
Ama böyle insanın kendine ait bir merdiveni olması çok başka bir şeymiş.
Yani böyle çok upper level bir yetişkinlik gibi hissettirdi.
Tamam dedim koltuğun yok da ama herkesin koltuğu olur abi.
Ama herkesin evinde merdiven var mı?
Artık sen merdiveni rica edecek değil, gerektiğinde pardon Simaya Hanım merdiveninizi ödünç alabilir miyim denilecek bir kadın oldun dedim kendime ve çok keyiflendim.
O keyifle de Türk kahvemi karşınızda içerek sizinle hasbihal etmek istedim.
Hani böyle bazen elleriniz dolu poşetlerle eve gelirken işte ne bileyim favori esnafınızla bir karşılaşırsınız.
Ya da böyle telefonunuz çalar, işiniz, toplantınız da az sonra başlayacaktır ama o telefon konuşmasının uzamasına müsaade edersiniz.
O esnafla ayaküstü lafın daha da böyle yeni konular açmasına müsaade edersiniz.
Öyle bir yerden çok uzun bir süredir içinde olduğum koşturmacanın bir meyvesi olarak acele etmeden sizinle sohbet edebiliyorum ve bundan çok mutluyum.
Tabi yeni bir eve taşınma süreci bu aralar hayatımda yaşadığım tek değişim değil.
Biraz olsun fark etmişsinizdir.
Hem uzun bir süredir aslında Serenokız diyeyim isten çok güncel bölümler atamıyorum Berlin'den döndüğümden beri.
O kadar da uzun olmamış bu arada.
Tamam biraz rahatladım.
Diğer yandan yeni bir şeye başladım.
Artık Tulu'yla bu kızlar sadece podcast yapmıyor adı altında.
Yeni bir podcast yapıyoruz, yeni bir şey yapıyoruz.
Ve buranın da beni böyle çok ayık tutan, çok böyle sürekli her şeyin farkında olmalıyım.
Ne söylediğimin, ne yaptığımın, nasıl durduğumun çünkü artık kamera var etrafımda beni çeken.
Tek bir açıdan böyle kendi rahatınızı bulduğunuz bir yere telefonunuzu koyup depolama alanı bitene kadar konuşmaya hiç benzemiyormuş.
Çok yeni bir şey keşfediyorum.
Oradaki Simay, sizin Seno Kız Değil Misin'de tanıdığınız Simay'ın matruşka gibi düşünelim.
başka bir katmanı, daha belki boş muhabbet yapan, bir şeylerle dalga geçen, biraz daha belki işin goy goyunda olan, sürekli işin bu aşk kısmını, ilişkiler kısmını, metaforlarını konuşmayan bir simay.
Ve bu aslında hep oradaydı ve bence ben arkadaş grubumda daha çok bu simay olarak da biliniyorum yakın çevremde.
Ama bu Sen O Kız Değil Misin'e entegre etmekte zorlandım diyemem ama ikisinin de çok farklı meziyetleri olan ama birbiriyle sanki çok iyi anlaşamayan, belki de çok zaman geçirmedikleri için öyle olan iki kardeş ya da iki kuzen gibi bir şeyler benim için.
Sen o kız değil misin?
Deki Simay ve bu kızlar sadece deki Simay.
Ve böyle bunun da bir abi ben ne yapıyorum?
İyi bir şey yapıyor muyum?
Bu ikisini zihinlerine birleştirebilecek mi benim dinleyicilerim?
Yoksa çok böyle bir şok etkisi mi yaratacağım?
Paniğini yaşadım.
Muhtemelen çok yersiz de bir kuruntuydu.
Ama yaptım bu kuruntuyu.
Böyle çok gerçekten bir süre uykularım çok kaçtı.
Çok kendimi tedirgin hissettim.
Kendimi çok çıplak hissettim.
Tabii bu çıplaklık beni yine hayatımda böyle yeni şeylere başlıyor ve daha da görünür olmaya başlıyorken.
Ne vardı hayatımda biri olsaydı da sanki bunu böyle bir gölgelik gibi biraz olsun altına gizlenebileceğim,
hem güneşten hem o yağmurdan, çamurdan biraz olsun sığınabileceğim bir liman olsaydı dediğim.
Böyle gerçekten biraz çetrefilli duygu durumlarına beni çok sokan bir dönemden geçtim.
Hala da geçiyorum.
Mesela yarın bir canlımız daha var Beyoğlu'nda.
Ve bu beni böyle çok heyecanlandırmakla birlikte biliyorum ki o an yaşanıp geçene kadar bu heyecanı, bu kaygıyı içimden atamayacağım.
Bu da işin bitilenmesi.
Ve böyle yaptıkça alıştığım bir şeyden de öte insan hayatında mutlaka en az bir kere sıçar.
En az bir kere çok iyi olduğu bir şeyi bile eline yüzüne bulaştırır.
Benim de böyle bazen gerçekten meslek hayatımda sanki elime yüzüme bulaştırdığımı hissettiğim anlar çok oldu.
Podcastimde sen o kız değil misin de.
bu bölüm flopladı abi ben bu bölümü dinlemeye bile tahammül edemiyorum dediğim bölümler oldu.
Kimini paylaştım, kimini paylaşmaya tahammül edemedim editlerken sildim falan.
Ve tabii ki aslında bir kere bu crash out'u yaşadığınızda
bir kere böyle o bir şey elinizden bir düşünce belki kırılmayınca ama
o düşüşü bir yaşayınca belki buna nazar çıkması da diyebiliriz.
Bunu yaşayınca insan bir tık rahatlıyor.
Bir tık o zincirlerinden kurtuluyor.
Ama hani böyle bir oyunda bir arcade bir oyunda böyle son seviyeye kadar hiç yanmadan gelmek gibi.
Bu insanın çok da götünü kaldıran bir şey değil aslında biraz da tedirgin eden bir şey.
Çünkü hiç hatasız bir yere kadar gittiğinde her seferinde bir sonraki adımı ilk kez görüyor oluyorsun.
Ama yanılmanın, hata yapmanın, o bölümü aşamamanın seni baştan başlatan ve haliyle nereden yürüyeceğine dair bir fikir ürettiren bir tarafı da var.
Aslında hata yapmak, floplamak, sıçıp batırmak bunlar çok güzel şeylermiş.
Bunu da fark ediyorum.
Ve böyle bir yanımda, burada da bir kere ya böyle çok iyi bir performans sergileyemeyeceksin,
ya o gün böyle çok modunda olmayacaksın.
Bu da yaşanabilir, yaşanacak.
Ama acaba ne zaman yaşanacak?
O gün bugün mü?
Paniğini özellikle böyle canlıları yapmaya başladığımızdan beri hissediyorum.
Ve belki de bunu dertleşebileceğim, bunu böyle rahatlıkla anlatabileceğim.
Tek yer burası olduğu için de tekrardan geri size sığınıyorum.
Burayı tabii ki bırakmadım.
Burayı hiçbir zaman bırakmayacağım.
Burası benim bir parça ve her zaman devam edecek.
Sadece gerçekten bir düzeni oturtmanın biraz da o düzensizliğin içinden geçmesi durumunu çok derinden hissediyorum.
Yani buraya geldim.
Berlin'den döndüm.
Birkaç gün arkadaşımda kaldım.
Birkaç gün başka bir arkadaşımda kaldım.
O sırada bari yatağım gelsin.
Kendi evimde yatağımda yatayım dedim.
Yatağımın geldiği gün hemen akşamına annem geldi.
Ama daha evde hani böyle yerler falan temizlenmedi yani.
Benim ne viledan var.
Hani bir süpürge aldım ama o süpürgeye de yazık yani.
O kaba temizliği onunla yapamazsın.
Evde hiçbir şey yok.
Sular var ama doğal gaz açılmadı.
Sıcak su yok bir duş alamıyoruz.
Hani böyle yatağa yatıyoruz.
Yataktan kalkınca ayağımıza ayakkabı giyiyoruz.
Hani biz ne zaman Amerika olduk.
Bir gecede oluyormuşsun gerçekten.
Ve böyle benim gibi hani gittiği birkaç günlüğüne kalacağı bir oteli Airbnb'yi bile evleştiren, hemen oraya böyle eşyalarını yerleştiren, dolaplara, masalara, çekmecelere eşyalarını koyan bir Sima için bu o kadar zordu ki buraya evim demeyi çok zorlaştırdı.
Düzgün bir uyku çekmemi çok zorlaştırdı ve yemin ederim ilk uykumu, sanıyorum 2 haftadır bu evde kalıyorum.
İlk uykumu dün tek başıma burada düzgün bir şekilde çekebildim.
Çünkü annem varken de onunla uyuyorum.
Yatakta çok deli hareketler edemiyorum.
Dün böyle artık döne döne bir sağa bir sola bir yastığı böyle bacağımın arasına koymuşum.
Bir yastığa sarılmışım diye diye ilk kez uyudum.
Ve çıplak ayaklarla parkeye bastığımda o aldığım soğuğun aslında ne kadar tezat bir şekilde bir evin sıcaklığını içinde taşıdığını fark ettim.
Hadi bakalım bu da bu bölümün cümlesi olsun.
Gerçekten sıfırdan başlamak böyle bir şeymiş bu arada.
Yani bundan sonraki bir taşınma ihtimalinin benim için çok daha kolay olacağını düşünüyorum.
Gideceksin, doğalgı, elektriği, suyu üzerine alacaksın.
Bu kadar.
Onun dışında nakliye gelecek, eşyalarını diğer eve taşıyacak, internetini taşıyacaksın, iki imza atacaksın.
Bu kadar.
Ama bir yerin içinde sıfırdan başlamak, her ihtiyacın ona tam da ihtiyacın olduğunda kendini hatırlatması.
Yani gerçekten bir anda dün ben soda içemedim.
Çünkü açacağım yokmuş benim.
Şimdi mesela bir açacak ihtiyacının nasıl doğduğunu fark ediyorum.
Bilmiyorum yani bazı şeyleri hiç fark etmemişim.
Mesela çok default bir şeydi bir evde açacak olması, bir evde çekiç olması.
Bunlar yokmuş bende.
Mandal mesela sıfırdan alınan bir şeymiş hakikaten arkadaşlar.
Hani insan böyle aaa bunu da mı sıfırdan alacağız gerçekten falan oluyor bu süreçte.
Ve böyle hani bir ev döşemenin koltuğunuzu seçmek, orta sehpanızı seçmek, halınızı seçmek, duvarlara çerçeveler çakmaktan falan ibaret olmadığı.
Hakikaten hani böyle banyo giderini, işte sifonun şiddetini, kalorifer petekleri yanıyor mu yanmıyor mu?
Ya o kadar derin dehlizlerini sıfırdan öğreniyorum ki.
Bunu aranızda deneyimleyen çok vardır bu arada.
Benim üniversite hayatımda, Fatih'teki evimde imkanlarım belliydi.
Yani ailemin bana sunduğu imkanlar, bana verdiği harçlıkla bir şeyleri yapabiliyordum.
Ki o şartlara rağmen çok çok güzel ve çok ev hissettiren bir yerde yaşamıştım.
yaşamıştım ama hep hayalim şöyle bir
koltuğum olsa, şöyle duvarlarım olsa,
şöyle bir ev olsaydı ve onu
yine o imkanlarla gerçekten
böyle arkadaşlarımla duvarlarımı boyamadık.
Koltuklar mı gidip
almadık Letko'dan o zamanki
sevgilimle böyle taşıya taşıya onları.
Şimdi böyle gerçekten biraz da
bir şeyleri kendi
yapabilitemin sınırları içerisinde
seçmek, yapmak evet çok keyifli.
Ama bir de işin hiç böyle
tatlı olmayan taraflarının da sizin
üzerinizde yaptığı bir ağırlık var.
Ve bu ağırlık nasıl biliyor musunuz?
Hani bu ağırlaştırılmış yorganlar çıktı ya aslında anam babam usulü köy yorganı yani ap ağırı böyle altındayken böyle hani kıpırdayamazsınız onun.
Ve o uyku çok tatlıdır.
Aslında öyle bir şey.
Evet kesinlikle bir ağırlığı var.
Ama bunlar üzerinizdeyken sanki biraz daha rahat uyuyorsunuz.
Hani evinizde doğalgazı da açtırdım.
Oh şu kombiyi de regülatörü de baktılar.
Zil de çalışmıyordu onu da yaptırdım.
Anahtarın da kopyasını çıkarttım.
oh şimdi ne güzel uyuyacağım
böyle bir pencere olduğunu bilmiyordum.
Belki de bu insan olmanın en bizim bir şeyin içerisindeki o mutluluğu
aradığımızın kanıtlarından bir tanesidir.
Çünkü arkadaşla içilen kahveyi, yenilen bir tatlıyı
bir cuma günü uzun bir haftadan sonra ayaklarınızı bir masaya uzatıp da
sevdiğiniz diziyi izlemeyi tabii ki romantize edersiniz.
Ama insan olmanın bir de böyle angaryaların içerisinden
ya sana helal olsun ya bak bunu da yaptın, bunu da hallettin.
Artık senin bir merdivenin var noktasında bunları da görüp romantize etmek, bunların içerisinden de gurur duyulabilecek bir şeyleri bulmak hala bu kadar kötü, bu kadar pisleşmiş, yozlaşmış bir dünyada nasıl hayatta kalabildiğimiz ve nasıl gülebildiğimizin çok somut bir örneği gibi geliyor bana.
Ve beni bir yandan da çok mutlu ediyor.
Yani son 10 gündür biraz olsun uyuyabildiğim anlarda daydreaming'ini yaptığım tek şey bu evin tamamlanmış halini gözümün önüne getirmek.
Koltuğum, orta sehpam, masam, çerçevelerim, şunu da yapacağız, bunu da yapacağız, yerleri de kaplayacağız falan gibi.
Bu hayal beni tutuyor ve biliyorsunuz ki benim o daydreaming'im genellikle nasıl birisiyle birlikte olacağım üzerineydi.
Nasıl bir partnerim olacak, nasıl bir ilişki olacak, nasıl bir aşk yaşayacağız, nasıl başlayacak, hatta nasıl kavga edeceğiz? Bunları hayal ediyordum.
Ve bunun artık çok uzun bir süre böyle gittikten sonra ilişkilerden azade olup hakikaten şu eve ayağımı attığımda, adımımı attığımda anahtarımı koyacağım o ayakkabının üstündeki porselen tabaktan, seramik tabaktan tutun da ceketimi asacağım askılığa kadar hayal edip bunun böyle o hayalin ortasında uyumanın beni ne kadar özgürleştirdiğini anlatamam.
Ki bunu daha önceki bölümlerimde sanki söylediğimi de hatırlıyorum ya da bu arkadaşlarım arasında çok söylediğim bir şeydi bilmiyorum ama bu kadar angarya şeyi kendi başınıza yaptığınızda tabii ki zaten kendi başınıza yapıyorsunuz günün sonunda ama hani şunu da inkar edemem arkadaşlarım inanılmaz yanımda oldu.
Hani ben yokken kargolarımı aldılar, eşyalarımı taşıdık birlikte, eşyalarıma yer açtılar, evlerinde bana yer açtılar, benim için ihtiyaçlarımı ben yokken karşıladılar falan.
Kesinlikle yani onlarsız bu yola zaten çıkılmazdı.
Çıkılırdı, varmak çok zor, çok zaman alırdı.
Ama tabii bu kolaylaştırıcıların içerisinde bir partnerin olmaması bence eksikliğini hissettirmiyor doğru insanlarla çevriliyseniz.
Ki hayatın birçok alanında hissettirmiyor.
Ama yine de bunu daha önceki bölümlerimde de size çokça söyledim.
Yani çok iyi arkadaşlarınızın, çok güzel insanların hayatınızda olması, bir partneri, bir aşkı istemeyeceğiniz, onu yönetmeyeceğiniz anlamına gelmiyor.
İkisi çok farklı şeyler.
Ama böyle desteğe ve bir omza ihtiyaç duyduğunuz bu tarz anlarda, angaryalarda, sıfırdan başlamakta, bunu partnersiz yaptığınızda ki tabii ki yapabilirsiniz dediğim gibi, çok farklı bir seviye kilidi açılıyor bence.
E tamam yani o zaman hani ben bundan sonrasında bir partnere ihtiyaç duymam gibi bir kilitten bahsetmiyorum.
Bunların hepsini tek başınıza yapmanın verdiği bir göt kalkıklığıyla çok ihtiyaç duyulan bir göt kalkıklığından bahsediyorum burada.
Mesela ben bu eve kolay kolay herkese çağırmam.
Kolay kolay herkes benim kanepemde oturamaz artık.
Benim gelmesi için 20 gün bekleyip bu hiç de ergonomik olmayan ofis sandalyesinin üstüne tünediğim.
Annemin geçen bir fotoğrafını çektim.
yerde şeyde yatıyor.
Pilates matının üstünde.
Öyle dizi izliyor televizyondan.
Ve böyle kırlentim, yastığım da çok olmadığı için
kadın kafasının altına kilimleri katlayıp koymuş.
Hani bizim kadar o koltuğu hak eden yok yani.
Öyle ben sizin dışarıda nerelerde sürttüğünü bilmediğim
götünüzü o koltuğun üstüne oturtmam yani.
Böyle bir özgüven geldi.
Bu hayatı ilmek ilmek işlemiş olmanın verdiği
bunu kiminle paylaşacaksın?
Kıskançlığı, o hayatı biraz olsun alıkoyma.
ihtiyacı geldi ki bence bu zaten olmalıydı.
Bence bu kadar geç bile kalmamalıydı.
Bu noktaya kadar yaptığım şeyler ilmek ilmek değil miydi?
Hepimizin öyle.
Ama fark etmiyorsunuz.
Hani tamamen sıfırdan başlamak bana bunu fark ettirdi.
Ama böyle olmayabilirdi.
Bunu da aslında dinleyenler için böyle olmasın diye söylüyorum.
Hani ben sıfırdan başlarken bazı şeylerin kıymetini anladım ama
bunun için sıfırdan başlamanıza hiç de gerek yok.
Sizin de elinizde olan her şey, yaptığınız her şey
içerisinde o kadar fazla sizin DNA'nızı taşıyor ki
bunu gerçekten herhangi biriyle paylaşmaya ne kadar değer noktasında
standartları çok yükseltmek gerekiyor.
Bir kahveyi paylaşırsın, bir mahallede yürüyüşü paylaşırsın
ama o hayatın derin dehlizlerini, gerçekten salon koltuğunuzu,
hangi mahallede oturduğunuzu, en sevdiğiniz, sizi en mutlu eden anıyı,
arkadaşlarınızı, en iyi outfitinizi paylaşmak için bence biraz daha fazlasını beklemek lazım.
Bu tabii ki sadece ne kadar ortaya emek sarf ettiğim, ne kadar sıfırdan başladığımla da ilgili değil.
Yani bu eve gelen birisi şöyle bir mutfağın önünden geçse ki kapısı yok mesela mutfağımın,
buzdolabına baktığını, üzerine koyduğum magnetlerle, mıknatıslarla yapıştırdığım bütün o fotoğraflardan,
arkadaşlarımın yazdığı notlardan benim hayatımın çok özel bir kısmını görebilir.
Niye görsün?
İnsanın aslında dışarıdaki hayatlara, ilişkilere imrendiği, baktığı, kıskandığı kadar
kendi hayatını da başkalarından kıskanması gerekiyormuş.
Ve şu an tam olarak böyle bir yerdeyim.
Evime annem ve bu süreçte bazı işleri halletmek için işte çalışanlar, servisler, ekipler dışında kimse gelmedi.
O yüzden bu evi, bu evin sadece ışığını, sıcaklığını artıracak insanlarla doldurmaya dair bir challenge'a girdim ben de.
Ve bunu annem de dün yolcu ettikten sonra ona o da gittikten sonra ilk kez sizinle yaptığımı da size söylemek isterim.
Siz tabii ki de bu evin onur konuğusunuz benim için.
Bakalım burada bizi daha neler bekliyor ben de bilmiyorum.
Ama ben sadece buradayım yeni evimdeyim.
Yavaş yavaş bir şeyleri yapıyorum.
Sizin de haberiniz olsun demek için bu bölümü kaydettim.
Ve çok inanarak, hissederek söylüyorum ki bu hafta bir bölüm daha atacağım nasipse.
Çünkü konuşmayı çok özlemişim.
Şimdi kahvemi içmeye ve günün geri kalanındaki işlere bakmaya dönmem gerekiyor.
Ama siz zengin kalkışı yapıp bu bölümü erken bitirmemle birlikte şimdilik dağılabilirsiniz.
Daha uzun bir oturmaya bekliyorum sizi.
Umutsuzluğa alışmayın, yatağa küs girmeyin.
Gerçekten her gecenin bir sabahı varmış.
Bir yere ev demek için bazen onu ev yapan kişinin siz olması gerekiyormuş.
Kolları sıvayın.
Gerçekten sonuç buna değiyor.
Öpüyorum sizi.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
