
Transkript
toplumun sizi kendinize küstürdükten sonra barışmanızı beklemek gibi
yüklediği çok saçma bir misyon var üstümüze.
Ben de bundan çok muzdaribim.
Ve bugün hazırsanız biraz bunun üzerine konuşacağız.
Sürekli insanın kendiyle barışık olması üzerine romantize ettiğimiz bazı şeylerden
öncelikle neden küstüğümüzü ve neden aslında kendimize bilendiğimizi
ve kim tarafından aslında bu nifak tohumunun biz ve biz arasına serpildiğini kaçırdığımızı düşünüyorum.
Yani bu aslında gerçekten biraz Oppenheimer'ın atom bombasını icat ettikten sonra kullanılmasına şok geçirmesi gibi bir şey.
Toplum ve insanların bakış açısı bir şekilde sizi kendinize düşman ettikten sonra sizden bunu düzeltmenizi bekliyor.
Ve bu bana sürekli bir türlü anlamadığım ve bir türlü de başarılı olamadığım bir geometri sınavını tekrar tekrar vermek zorundaymışım gibi hissettiriyor.
Ama sorsanız ne ben o geometri bilgilerini ileride kullanacağım ne de gerçekten hayatımı kurtaracak bir noktası var.
Ama lisede de değiliz.
Hani bir şeylere ulaşmak, belli bir sınıfa atlamak için bana verilen problemleri çözmek zorunda da değilim.
ve kendi hayatım üzerine bana benimle ilgili yaratılan problemleri sonrasında çözmek zorunda kalmak da
hep başkalarının sıçtığı boku temizlemek gibi bir şey aslında enami yani tabirle.
Biraz aslında beden olumlama teriminin hayatımıza girmesi noktasında bir adım daha geriden aslında bu duruma bakmak istiyorum.
Çok fazla bu konularda okuma falan yapmadım ne yalan söyleyeyim.
Genellikle zaten beden olumlama hatta beden olumsuzlama denilince de kendi hayatımda aslında yeterince örneğim var.
Geçtiğimiz günlerde Instagram'da gezerken bir tane video düştü keşfetime.
Bir kız gayet motive bir şekilde spor yapıyor ve işte vücudu istediği değişimlere uğruyor.
Ama bunu yaparken arkaya koyduğu ses bana oldukça problematik geldi.
Şöyle diyordu, seni üzen insanlarla bir daha karşılaştığında onlara daha iyisi olduğunu göster.
Daha iyi versiyonuna ulaştığını göster gibi bir şey.
Bu belki birçok noktada sadece vücut noktasına değil, kariyer anlamında, eğitim başarısı anlamında,
akademik kariyer anlamında ya da ilişkileriniz anlamında veya videoda da olduğu gibi
kişinin nasıl göründüğü noktasında
bence her anlamda problemli bir mentalite.
Çünkü bir şeyleri karşınızdaki bir insanı
enami yani tabirle göt etmek için yaptığınızda
ve bu başarıya ulaşsın ya da ulaşmasın
siz o göt ettiğiniz şeyi
yani o değiştirerek karşı tarafı aslında ne kaybettiğine
pişman ettiğiniz şeyi aslında
bir gard haline, bir silah haline getiriyorsunuz.
Getiriyoruz aslında ve bu silahın da insanın kendi elinde patlaması işten bile değil.
Hele ki kişinin kendi vücuduysa bu.
O yüzden hazırsanız çayınız kahveniz hazırsa bugün biraz kişinin kendi bedenini değiştirmekle belli noktada bir sevgiye layık olabilme mantığını nasıl kırabileceğimizi ya da nereden bunun başladığını konuşacağız.
Ben de bilmiyorum aslında. Biraz sizinle konuşurken ben de çözümleyeceğim.
Kahvemi demledim ve bunu konuşmak için oldukça hazırım.
Geçtiğimiz günlerde babam böyle 15 yıl öncesinden falan Facebook'tan hatırlatma gelen bazı fotoğrafları gönderdi bana.
10-11 yaşında falanım ve yani evet balık etli bir kız çocuğu var karşımda.
Ama ne o dönem hissettiğim ne de o dönem bana hissettirilen sağlıksız bir vücuda sahip olmadığımı 25 yaşımda fark ettiğimde suratıma tokat yemiş gibi oldum.
Çünkü insanın evet kendisinden de çıkartacağı çok fazla ders var.
Bazen geçmiş yaşantılarınız, önceki deneyimleriniz gerçekten bugününüze ışık tutuyor.
Ama geçmişinizdeki o kırılgan parçaları maalesef bir zaman makinesine binip geri dönüp düzeltememek ya da kendi yaralarınızı saramamak da aslında gerçekten biraz kırıcı.
Çünkü 25 yaşına gelip 15 yıl önceki simayın yara aldığı bazı noktaları fark ettiğimde belki şu an onlara pansuman yapmak için çok geç kaldım ve belki bir şekilde evet o yara kapandı.
Ama neticesinde bu şu an belki kaldırabileceğim acıların 15 yıl önce kaldırabileceğinden fazlasıyla mücadele ettiğimi veya belki de şu anki bir şeyleri kaldırma kapasitemin 15-16 yıl önce toplum tarafından bana dayatılan çok kilolusun, çok sağlıksızsın, seni böyle sevmezler, böyle evde kalırsın mantığı yüzünden belki de bir şeyleri kaldırma kapasiteminde azaltıldığını,
bir nevi aslında gücümün düştüğünü fark etmek tabii ki can sıkıcıydı benim için.
Hani böyle gerçekten insan biraz büyüdüğünde kendi kendinin ebeveyni oluyor
ve kendi içindeki o kırılgan çocuğu bir noktada tamir etmeye çalışıyor.
Ama hani öyle ya da böyle 25 yıl içerisinde işte bunun kendimi bildiğim
ve kendi farkındalığımı oluşturduğum noktasından itibaren
belli başlı ideallerim, beklentilerim, neyi ne kadar istediğim az çok şekillendi.
Hala da şekilleniyor.
Ama bence bir insanın çocukluğu, 9-10 yaşları
yani tam anlamıyla böyle belki hakikaten işte ben kafe açmak istiyorum,
işte ben öğretmen olmak istiyorum, ben astronot olmak istiyorumların
hayal kisvesi altında çok da imkansız gelmediği,
gerçekten böyle hayatın farklı bir filtresinin olduğu,
Ve bir şeylerin belki gerçekten farklı sorumluluklar ya da işte nasıl desem daha farklı bir büyüme noktasında, en basitinden faturalarla, ne bileyim kirayla, 9-5 bir mesaiyle mücadele etmediğin,
hani yetişkin hayatına hala biraz yolunun olduğu bir dönemden bahsediyoruz ve bence gerçekten çok saf bir zihin aslında insanın, özellikle çocukluğu.
Şimdi o noktada bana çok kilolusun, şöylesin böylesin diye dayatılan şeylerle belki de kullanabileceğim hayal gücümün ya da o dönem sahip olduğum özgüvenle kırılmasaydı şahit neler yapabileceğimin tahminini bile aslında yapamıyorum şu an.
Ve bu aslında çok kırıcı ve geri döndürülemez bir şey. Gerçekten kalp kırıcı.
özellikle neler yapabilirdim daha, nasıl bir potansiyeldi'den ziyade
şu an baktığımda hiç de zorbalık yapmayacağım.
Yani ki zaten ne olursa olsun zorbalık yapmam birisine bedeni üzerinden özellikle.
Ama hani hakikaten de zorbalıkta neden yapılmış anlayamadım dediğim
balık etli bir kız çocuğu ki ne olurdu aşırı zayıf ya da aşırı kilolu olsa kime ne
O dönem neler hissettiğini hala içimde böyle bir sızı olarak taşıyor olman ve belki de 15 yıl sonra hala bu o dönem hissettiğim acının ya da zorbalığa uğramanın verdiği o kırılganlığın hala böyle etkileri hayatımda zaman zaman belirirken
hiç de öyle değilmişsin verdiği o ya ben kendime neden kol kanat geremedim benim için sarsıcı oldu.
Sarsıcı bir farkındalık oldu.
Tabi biliyorsunuz ki sen o kız değil misin?
Her şeyden de ders çıkartmak zorunda değiliz ile.
Bazı şeylerden de ders çıkartıp önümüze bakalım mantığı arasında gidip gelen bir aslında sesli günlük.
O yüzden böyle de ders olmaz olsun demekle birlikte bir noktada da
tamam belki 15 yıl önceki Sima'ya kol kanat geremedim.
Ama şu an hani daha da bilgeyim artık.
Hani dün bilgeydim.
Bana bir şey söylediklerinde üzüntümü belli etmiyordum.
Bugün artık erdim ve beni üzmelerine müsaade etmeyeceğim gibi.
Bir ileriye dönük aslında bir basamak atlamak diyebiliriz.
Ama tabii ki hani kesinlikle de insanın böyle zorbalığa uğrayarak ders çıkartmaya mı ihtiyacı var noktasında da kesinlikle katılıyorum size.
Bence böyle düşünüyorsunuz yani.
kesinlikle ders çıkartmak için insanın da gerçekten şamar oğlanına döndürülmeye asla ihtiyacı olmamalı.
Ama en azından şu an özellikle belki de hayatımda ilk defa içinde bulunduğum vücuttan bir şikayetim yokken
ya da işte spora gitmek benim için bir intikam makinesine dönüşmekten ziyade
harbiden ya biraz hareket edeyim artık, kondisyonum çok düştü ya da ne bileyim bir rutine binsin hayatımda bir şeyler gibi
daha sağlıklı ve daha beni kapsayan bir nedene dayandırıldığı için
daha kendimi aslında mental olarak da beden algım noktasında daha sağlıklı hissediyorum.
O yüzden belki bu mentalite 15 yıl önceki simayı korumama yetmedi ama
şu anki simayı korumamı ve belki işte 50 yaşına geldiğimde
o dönemki simayın korunmaya da ihtiyacı olmayacağı bir noktaya
eşmesine yardımcı olabilir diye umut ediyorum.
Ama gelin şu beden olumlama noktasında ve özellikle bu kadar da fazla terimin içerisinde kulaç atarken aslında beden olumlama kisvesi altında biraz da fazlaca mı basite indirgedik onu konuşmak istiyorum ben sizinle.
Ben hayatımın belli dönemlerinde özellikle 3-4 sene öncesinde inanılmaz derecede spor yapıyordum.
Ki o zaman da zaten obsesif kompülsif bozuklukla mücadele ettiğim için rutinler hayatımda çok önemli bir yer kaplıyordu.
Aslında benim için de biraz o mental mücadelemin bir parçasıydı.
Ama hayatımdaki bir şeyleri sadece o rutinin yardımıyla bir sıraya sokmaktan ziyade artık benim için kolumun bacağımın birer santim incelmesi ya da karnımda bir kas belirtisinin olması benim için sanki böyle bir görüntü değişikliğinden ziyade ya da belki sağlığım için daha iyi bir gelişmeden ziyade
böyle bir çok daha farklı başarılara ulaşmama yardımcı olacak bir şeymiş gibi hissettiriyordu.
Yani sanki sevilmenin formülü benim ne kadar zayıf olduğumla ilgiliydi.
Şimdi özellikle bu çok sık aslında tekrar ettiğim bir şey ama bence benim bu hayatta keşfettiğim
gerçekten de çok yerinde factlerden bir tanesi olduğunu düşünüyorum.
İnsan birisi tarafından ya da birileri tarafından kalbi kırıldığında, incindiğinde
ve gerçekten de bir hataya maruz kaldığında bunun telafisini bekliyor ister istemez.
Ve bu telafi gelmediğinde de o kırgınlıkla kendi başına mücadele etmek zorunda kalıyor.
Yani sizi bir yılan soktuysa ve etrafınızda hiçbir şey yoksa bir şekilde aslında turnikeyi kendi kendinize yapmak zorunda kalıyorsunuz.
Ve o noktada aslında hatta belki instagramda görüyorsunuzdur bu böyle birine sizi ne kadar kırdığını anlatmayı birisi şöyle bir metaforlaştırmış.
Yani seni bir yılan sokmuş ve sen oraya bir panzehir bulmak ve o zehirin seni daha da etkilemesine önüne geçmekten ziyade
yılanı bulup, ya sen beni niye soktun, ben sana hiçbir şey yapmadım ki diye açıklama yapma ihtiyacı duyuyorsun diye
ve gerçekten belki bunu yaparken de hayatından bir şeyler kaybediyorsun, zehirleniyorsun aslında.
O yüzden o zehir daha fazla yayılmasın ve ben de kendi kendime bir çözüm bulayım diye
zaman zaman insan problemlerin kaynağını kendi üzerine üstlenmeye çok müsait bir noktada buluyor kendini.
Yani örneğin insanlar bana zaman zaman kendimi sevilmeye hiç değer değilmişim gibi hissettirdiğinde
ve bunun kendilerinden kaynaklı olduğunu ya da bunun bir yanlış anlaşılma olduğunu da asla deklare etmediklerinde
bu benim için başa çıkması çok zor bir düşünce olduğumdan dolayı
hep böyle bunun nedenini kendime üstleniyordum.
İşte ben demek ki sevilmeyi hak etmiyorum.
Peki ne noktada?
Kendime öz eleştiri yapıyorum.
İşte tabii ki bence iyi bir insan olmanın, iyi bir karaktere sahip olmanın çok da ucu bucağı yok.
Cam tabanı olan bir şey değil bu.
Ama gerçekten belli noktalarda artık tamam yani yapabildiğimin de en iyisini yapıyorum dediğinizde
ve özellikle bunlar da sizin olduğunuz karakterle ilgili ise
yani empati sahibi bir insan olmak, anlayışlı olmak, iyi bir dinleyici, iyi bir konuşmacı olmak,
belli başlı somut başarılarınız olduğuna inanmak gibi
ben bunları kendimde böyle tik atabiliyorken ve hala da sevildiğimi hissetmiyorken
yani sevildiğimi hissetmeye geçtim, bayağı da değersiz olduğuma inandırıldığımda
bunun kaynağını kendimde aramak her zaman böyle ışığı, o spot ışıklarını benim beden algıma çeviriyordu.
Yani demek ki ben yeterince güzel değilim, yeterince zayıf değilim gibi.
Ve gerçekten o rutin bir şekilde spor yapmak ve bir progres görmek insanın ayna karşısında
hani aslında ne kadar böyle ilerlediğini gösterirken sürekli bir sonraki adımı düşünmek.
Tamam işte kollarımı biraz incelttik ama şimdi bacaklarımı düzeltmeliyiz.
Yani zaten düzeltmek çok çok yanlış bir mentalite bence.
Yani neyi düzeltiyorsun ne bozuk.
Yani mesela önceden ben şey derdim.
Bir insanın şort giymesi için iki bacağın olması yeterli.
Hayır hiç bacağı olmasa da olur ya.
Yani bence bir insanın bir şeyi istediği gibi giymesi, yaşaması, yapması için hayatta ve özgür iradeli bir insan olması kafidir.
kolunun bacağının olması bile
gerekmiyor aslında.
Bu bile aslında kendi içine gelişen ve
ben bir tık sığ düşünüyormuşum
ya da sığ düşünmüyordum ama
daha da genişlettim bakış açımı
diyebileceğim bir şey.
Ama işte insan kendine gelince bunu
yapamıyor.
Neyse sonra ben böyle yavaş yavaş etrafıma
bakıyorum.
Bana psikoloğum bu vücut
algımla ilgili konuştuğumuzda
belki 4-5 sene önce
bana şey sormuştu. Kilolu insanları
gördüğünde onlara karşı içinde bir kin hissediyor musun?
Bu soru benim için
çok büyük bir çıkış noktası oldu. Çünkü hiçbir zaman
böyle hissetmedim. Hiç kimsenin vücuduna
bakıp ona karşı
ne bir kıskançlık
yani imrenmek tabi çok başka bir şey
bence ama ne bir kıskançlık
ne bir kötü niyet
ne bir nefret yani
değiştirsin bunu düzeltsin işte
kirlilik ya da hayır çok üzerime
baskı kuruyor falan. Hiç böyle negatif
bir şey hissetmedim. Ve o benim
aslında bütün bu zorbalığı
kendime yaptığım ve belki de öğrendiğim pattern zorbalığa uğramak olduğu için
etrafımda bana zorbalık yapacak kimse olmayınca kendi kendimin zorbası olduğumu fark etmemi sağladı.
Ve tabii ki de bu farkındalık böyle iki cümleyle açıklayabileceğim kadar da kolay bir süreç değildi benim için.
Şimdi herkesin tabii ki bir güzellik algısı var.
Herkesin daha böyle güzel bulduğu belki vücut tipleri, karakterler elbette var.
Çünkü güzelliğin belki de çok da objektif olmamasının en büyük örneklerinden bir tanesi.
En büyük sebeplerinden bir tanesi.
Ki bence böyle de olmalı.
Ama baktığımda gerçekten kendi vücut tarzımdaki insanları da oldukça beğendiğimi fark ettim.
Gayet alımlı, seksi vs.
Ama belki de bu noktada yine beni rahatsız eden şeylerden bir tanesi şuydu.
Bir kadın şort giyip çıktığında ya da süt yansız dışarı çıktığında ya da toplum standartlarında kilolu kabul edilen bir kadın bikiniyle denize girdiğinde ya da saçlarını kısaca kestirdiğinde ya da belki vücudunda herhangi bir engel olan bir insanın bununla yaşamayı sürdürdüğünde
insanların bunu görüşünün ve bunu yorumlayışının,
kendiyle barışık olmak, özgüvenli olmak, hisvesi altında nitelendirmesi beni çıldırtmaya başladı.
Çünkü yataktan kalkıyorsun ve bir güne başlıyorsun.
Ve yaptığın tek şey üstüne iki parça bir şey geçirip dışarı çıkmak ve o günkü işlerini yapmak.
Bir kahve içmek, markete gitmek, faturaları yatırmak.
Yani aslında hayatta olmaya devam ediyorsun.
Ve yani hayatta kalabildiği ya da yeni bir güne uyanabildiği için kimsenin kimseyi takdir etmediği ki bence edilmesi gereken bu dünyada birilerinin sadece toplum standartlarından 3-5 cm daha kalın bacaklara sahip olduğu için ne kadar güzel ya, kendiyle barışık denmesi beni çıldırtıyor.
Çünkü siz her şeyden önce neden bu vücut tipinin küsülmesi gereken bir şey olduğuna karar verdiniz ve bu kararı verirken biz neredeydik?
Bu gerçekten beni inanılmaz derecede sinirlendiriyor.
Ya da böyle bir insanın sadece var olduğu için, bak ne kadar özgüvenli görüyor musun?
Aslında sen de böyle şortlar falan giyebilirsin.
Ve evet ben de belki böyle şortlar giyebilirim.
Ama bu noktada benim odaklanmam ya da bizim odaklanmamız gereken şey, benim her şeyden önce zaten neden bu toplum tarafından benim işte şort giymek ya da askılı giymek için yeterince güzel ya da yeterince ince olmadığıma inandırılmam olmalı.
Sen eğer bu paterni özgür bir şekilde istediğini giyen bir kadını, bir erkeği, bir bireyi gördüğünde onu takdir etmek üzerinden yapıyorsan zaten her şeyden önce sanki o insan sadece olarak bir şey başarmış, bir level atlamış ve demek ki aslında belki de yapılması çok zor bir şey yapıyor gibi bir düşünceyi aslında ekiyorsun.
Yani bu noktada beni...
başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Ya da başladığınız zaman podcast'inizi büyütmenin
yollarını mı arıyorsunuz?
Fikrinizden yayına, format, kayıt,
podcast.bpt yanınızda.
ve podcast'iniz için en uygun paketi
hemen keşfedin.
Biraz beden olumlama
teriminde belki de
yavaş yavaş rahatsız eden bu oldu.
Yani beden olumlama
bence son yıllarda
en gerçekten kıymete binmesi gereken, en gerçekten herkesin öznerleştirmesi gereken
ve belki de okullarda okutulması gereken bir şey.
Ki özellikle ilkokulda, ortaokulda %100 yani okutulmalı.
Çünkü zorbalık ben ömrümde böyle bir şey görmedim.
Yani ortaokuldaki zorbalığı ben hayatımın hiçbir noktasında görmedim.
Kimse de görmesin yani böyle bir zorbalık.
Çok çok kötü gerçekten.
Hani insana böyle bir çocuk dünyaya getirme noktasında harbiden soru işareti oluşturuyor.
Yani ben bu çocuğu ne kadar özgüvenli yetiştirirsem yetiştireyim ortaokulda bu çocuğu mahvedecekler gibi bir algı var benim kafamda.
Benim için gerçekten ben aydına döndüğümde ve ortaokulumun lisemin önünden geçerken böyle içim rahatsız oluyor.
Yani hani sanki duvarlar üstüme üstüme geliyor.
O kadar kötü kodladım ki kafamda.
Çünkü hayatımdaki bir şeyleri belki de yapma sıralamam ya da önceliklendirme sıralamam bile çok etkilendi.
Yani ben çok kitap okuyan bir çocuktum. Çok gerçekten konuşkan böyle ya bence podcast yapacağım belliydi benim o zamandan.
Ama bu kadar böyle aşırı fazla kitap okuyan, aşırı fazla böyle öğretmenleriyle sürekli bir şeyler yapmaya çalışan ve belki yaşıtlarından uzak bir çocuğun o noktada sorgulanması neden böyle olduğu bir düşünülmesi de gerekiyordu.
Çünkü ben yaşıtlarımdan göremediğim kabulü çok çalışarak, çok kitap okuyarak, öğretmenlerimin takdirini falan kazanarak bir şekilde kompansiye etmeye çalışıyordum.
Çünkü şöyle bir mantık vardı.
Simay da biraz kilolu bir çocuk ama çok kitap okuyor.
Sanki bunun karşılığı buymuş gibi, bunun telafisi buymuş gibi.
Kaldı ki belki de bu benim vücudumun kusurlu ve yapacağım diğer şeylerle telafisi mümkün olan bir kusur olduğuna inanmama neden oldu.
Bir insanın bence vücudunu kullanarak işte tabii ki bu mantık bir noktadan sonra şuna evriliyor.
Yani ben çok kilo vereceğim ve herkesi pişman edeceğim.
Okey ben bunu çok yaşadım hayatımda.
Belki yaptım da.
Bunun sonrasında nelere yol açtığını ve aslında bu mantığı değiştirmenin vücudun kendisini değiştirmekten çok daha zor olduğunu gerçekten zor yoldan öğrendim.
Yani şu bir gerçek ki insan başta da söylediğim gibi vücudundaki bazı değişiklikleri birilerinin canını yakmak ya da bir intikam aracı olarak kullanmaya başladığında,
yani bir silah haline getirdiğinde o silahı taşımanın bir ağırlığı olmaya başlıyor.
Ve bu silah sizin vücudunuzsa, her gün uyandığınız şeyse patlaması da aslında çok kolay, çok riskli ve çok da yüzdesi yüksek bir şeye dönüşüyor.
Ve bence bu vücut değişikliğinin valide olmak, onaylanmak noktasında bir kere de gerçekten kazancını gördüyseniz
rahata ermiyorsunuz işte sandığınız gibi.
artık bütün değer kavramınız, bütün o kuramlarınız kafanızdaki o vücut algısı üzerine kuruluyor ve
hani o noktada yediğiniz hamburger cheat day olmaya başlıyor.
Şeker korktuğunuz bir şeye dönüşüyor.
Kokteyl içmek ya da bir cips yemek böyle ben bugün ne yedim ve bunu hak ettim bir noktasında bir şeye evriliyor.
Çünkü hani o vücuda bir emek sarf ettiniz bir değeri görmek ve sevilebilmek için ve karşılığını da aldınız.
Şimdi ona gözünüz gibi bakmak zorundasınız.
Çünkü artık bütün sevilme paterniniz nasıl göründüğünüz üzerine kurulu oldu.
Haliyle o kol, o bacak, o gıdı biraz belirginleştiğinde işte ne bileyim göbeğiniz bir pırt çıktığında tamam mahvoldu artık.
Yani bütün sevgi paterni değişecek.
ve hani o kadar değişime açık bir et parçasından bahsediyoruz ki
yani bu gerçekten nasıl değişecek ben de bilmiyorum.
Aslında biraz bu bölüm serzeniş de benim için.
Yani ben beden olumlamak istemiyorum.
Çünkü ben bedenin olumsuzlanması noktasında zaten o kaynağı kesmek gerektiği düşüncesindeyim.
Ya tabii ki de zorbalığın önüne geçemiyorsunuz.
Ben her keşfette dolaştığımda ve her böyle karşıma çıkan şeylerin yorumuna baktığımda cinnet geçiriyorum.
Çünkü hani zorbalığın bu kadar farklı varyasyonu nasıl oluşabilir?
Nasıl bu kadar kolay olabilir ki?
Evet gerçekten de kolay olması zaten bu kadar hızlı yayılmasının sebeplerinden bir tanesi.
Ama bütün bunlar olurken böyle bu beden olumlamanın da bazı noktalarda kişiyi bir ikileme soktuğunu düşünüyorum.
Ya da bazı iki yüzlülüklere neden olduğunu düşünüyorum.
Onu biraz aslında açıklamak istiyorum size.
Yani nasıl düşündüğümü.
Bilmiyorum bana katılacak mısınız?
Mesela insanların özellikle böyle sosyal medyada işte ben senin sağlığın için aslında bunu söylüyorum.
İşte ben aslında senin iyiliğini düşünüyorum.
Bak bu yaşta böyle olmak çok zor.
Bence bu kiloda olmamalısın.
Ya da biraz kilo almalısın.
Biraz kilo vermelisin.
genellikle sonrasında bunun artık yöntemine kadar eleştirebildiklerini
ya da bu hakkı kendine gördükleri daha da sağlıksız bir paterne yol açtığını
ben siz de görmüşsünüzdür.
Yani birisi tüp mide ameliyatı oluyor altındaki yorumlar kolaya kaçmışsın.
Daha kaç yaşındasın spor yapabilirdin ama sen yağ çektirmeyi tercih etmişsin.
Sen tüp mide ameliyatı olmayı tercih etmişsin.
Ya da tüp mide ameliyatı olmuş artık geri dönüşü yok yani
onun iyileşme sürecinde
hiç tüp mide ameliyatı
olmuş birisi gibi yemek yemiyorsun.
İnsan birazcık yemek yerken kendini
frenler. Sen böyle devam edersen
daha da çok kilo alırsın.
Ya da
çok belki de zayıf kabul edilen
birisinin yalnız biraz
bence kilo almasın, biraz yemelisin
bence şöyle olmalı ama aynı
zamanda hani ye
ama bizim sana dur bu vücut
çok iyi dediğimiz noktada da dur
yani gibi. Bir de
yaptırımları var. Bir de böyle yaptırımlarda
bulunuyorlar. Ve hani bütün bunlar
olurken de hani böyle işte
Kore'de bile işte
böyle insanların geçebileceği turnikeleri
çok daraltmışlardı. Aslında bunun da biraz
body negativity oldu.
Zorbalık olduğu ile ilgili böyle bir şey izlemiştim.
Yani böyle şeylerde hani
bir de sanki
fix bir şey varmış gibi
ona da oturtmaya çalışıyorlar.
Ya şimdi öyle bir şey ki bu
sen istediğin bedene
indiğinde bu birilerinin istediği beden
olmuyor zaten. Ama
binlerce insanın da sürekli
yorumuna maruz kalıyorsun. Kilo veriyorsun.
Bu sefer o gerçekçi
olmayan vücut talepleri senden
selülitlerini de yok etmeni,
çatlaklarını da ortadan kaybetmeni,
yağ sarkıklıklarını da düzeltmeni talep ediyor.
Ve bunu ne için yapıyorsun?
Yani göz önünde
olmak, instagram
kullanmak, sosyal medyada var olmak
ya da bir oyuncu olmak ya da
ne bileyim sürekli insanlarla zaten
öyle ya da böyle etkileşim içerisindeyiz.
Bu bana sürekli insanlara onların gözüne hitap edeceğim noktada bir birey olmak gibi bir görev yüklemiyor ki.
Ben kimseye zarar vermiyorum.
Kimsenin çıkıp da kafasına silah dayamıyorum.
Saygılı, işte ne bileyim, sokakta kimseye taşkınlık yapmadan yolunu yürüyen bir insanım.
Ve aslında bir toplum içerisinde yaşamanın zaten sorumluluklarını yerine getiriyorum.
Ve ben bütün bunları yaparken toplumun benden istediği bedene düşmem mi gerçekten yaptığım bütün eylemleri daha geçerli kılacak?
Zaten tabii ki şimdi şu da var.
Biliyorsunuz ki işte zaten kadın bedeni üzerinde yıllardır yani yüzyıllardır süren sürekli böyle bir kalıba oturtma mantığı var.
Özellikle bence bu yeni jenerasyonda işte artık tic girl'lerin daha artık kabul edilebilir olduğu.
Aa işte ince bel, büyük popo okey tamam.
Ama bu ince beli büyük popoyu isterlerken aynı zamanda bu vücudun selülitlerinin de olabileceğini, çatlaklarının olabileceğini ya da ayva göbeğinin olabileceğini kabul etmiyorlar.
Yani dümdüz bir göbeğin olacak ama çok güzel bir kalçan olacak, güzel göğüslerin olacak.
Okey tamam bunu istiyorsun ama hiç böyle gerçek bir beden ve bu gerçek bedene sahip olabileceği belli özellikleri de ekleyemiyorlar.
Yani bu kafada asla şekillenmiyor.
Ya tabii ki bunun etkilendiği çok fazla şey var.
Yani Victoria's Secret'ten tutun da porno endüstrisine kadar ama ben bu noktada belki konuşabilecek yetkinliğe çok da sahip değilim.
Biraz daha böyle araştırılıp konuşulması gerektiğini düşünüyorum.
Ben sadece bu herkes kadar aslında bu beden üzerinde kişiye yüklenen ve yapılan zorbalığın bir mağduru olarak ve sonrasındaki bu mağduriyeti kendi kendime yaşatarak aslında bu süreci deneyimlediğim için burada konuşuyorum.
Bir de tabii ki beden olumlama denince hep böyle insanın kafasında bir kadın vücudunun belirmesi de beni rahatsız eden şeylerden bir tanesi.
Tabii ki de zorbalığın cinsiyeti yok.
Erkekler de beden olumlamanın aslında faydalarını görebilir.
Ya da erkekler de bedenleri üzerinden zorbalığa uğrayabiliyorlar.
Hatta öyle bir şey ki aslında bu beden olumlama ve işte beden üzerinden yapılan zorbalık kadın vücudu da o kadar indirgenmiş ki
o kadar işte sadece çatlakla, selülitle, kilolu olmakla, sarkık göğsünün olması, çok zayıf olmak, çok kilolu olmak vesairelerle açıklanmış ki
erkeklerin aslında belki de yüzyıllardır birbirlerine yaptıkları penis aşağılama, penis boylarını karşılaştırma
ya da çok böyle vücut tüyleri olan birisini böyle işte ayı olmakla, mağara ayısı olmakla, kazak mı giyiyorsun sen diye aslında
tırnak içinde şakalarla aşağılamakla aslında yine aynı şekilde beden üzerinden zorbalığa birbirlerine uğrattıklarının farkında olmuyorlar.
Bu da aslında çok üzücü bir şey.
Yani gerçekten hani feminizm herkes içindir aslında denildiği gibi beden olumlama da herkes için aslında.
Ama bunun bile kadın bedenine indirgenmesi ve kadın bedeni tek aşağılanan şey
haydi şimdi onu düzeltelim ve olumlayalım noktasında bir yerden bakılması da çok üzücü.
Hatta bir de şey çok komik geliyor bana.
Beden olumlama süper bir şey ama bunu olumlamayalım.
Bunu olumladığınız zaman obeziteyi aslında destekliyorsunuz.
Hiç kimse de anoreksiyeyi, bulumiyeyi destekliyor muyuz acaba yanlışlıkla?
Altına biraz da biz kömür ateşi atıyor muyuz?
Biraz da biz onun böyle ateşini harlıyor muyuz diye düşünmüyor.
Yani gerçekten bu öyle bir eşik ki sürekli böyle kilolu olanın hor görüldüğünü düşünüldü ve bu noktada zayıf vücutların indirgendiği.
Hatta ya keşke işte ben de bulumi olsam, keşke ben de çok zayıf olsam çünkü zaten kilo almak çok kolay bir paten gibi.
Aslında kişinin kendi bireysel sürecinin de azımsandığı.
Yine aynı şekilde erkek bedeni üzerinden yapılan aşağılamaların aslında beden olumlamayla belki biraz daha üzerinden gelinebileceği, üstesinden gelinebileceği gerçeğinin bir türlü farkında olunulmayışı beni rahatsız eden ve bu sürecin, toplumun ikiyüzlülüğü olarak nitelendirdiğim şeylerden bir tanesi.
Yani tabii ki yine bence bir noktaya varamadık.
Ben sadece bu noktada neler yaşadığımı paylaşmak istedim sizinle.
Ama en başında söylediğim gibi ben bu toplumun bizi bize küstürüp sonra da haydi bakalım barış diye önümüze böyle bir puzzle şeklinde bunu sunmasından çok şikayetçiyim, çok rahatsızım.
Kendi bedenimle barışmak demeyeceğim.
Kendi bedenimi kabul ettiğim ve aslında o ilüzyonlardan arındırdığım noktada hayat kalitemin müthiş derecede arttığını fark ettim.
Yani ben gerçekten şort giyme noktasında inanılmaz rahatsızlık çeken ve 23-24 yaşıma kadar dışarıda şort giymeyen
ve böyle yüzeceğim bikiniyle işte atıyorum, bikini mayo giyeceğim zamanlar
hep böyle hani zaten o yaz
vücuduna hazırlanmak işte
yaza şu kadar kaldı işte şunu yapalım
bunu yapalım zayıflama çayı içelim
işte sabahları bu kürü yapalım
mantığından çokça nasibini almış
bir insanım ama gerçekten
şöyle söyleyeyim
benim hayatımda aslında biraz da
kendimi kabul etmenin bana getirdiği
kazançlardan bahsetmek istiyorum
kesinlikle kolay bir yol olmadı
ama yediğim
şeylerin düşman
olmadığı, korkutucu, yani canavar
olmadığını kabul etmek. Belki
yiyeceğim birkaç paket
cipsini ya da işte koca bir
McDonald's menüsünün
bana uğradığım zorbalık kadar zarar
vermeyeceğinin farkına varmak.
Bu hayatta her zaman dengeli bir yaşamın
mümkün olduğunu bilebilmek.
İpin ucunu
kaçırmanın çok bireysel deneyimler
üzerinden olduğunu ve
herkesin ucunu kaçıracağı
ipin kendine has olduğunu
fark etmek. İşte şort
giyebilmenin, bikini giyebilmenin
istediğim zaman uzun bir elbise
giyebilmenin ya da ne yapmak istiyorsam
o saç stiline sahip olmanın
yüzümün nasıl bir şekilde, vücudumun
nasıl bir kalınlıkta, nasıl bir incelikte
olduğundan daha bağımsız olduğunu
fark etmek benim hayatımda
yemekle ilişkimi,
gardolabımla ilişkimi, hani gerçekten
sahip olduğum bütün kıyafetler bile
sanki baştan aşağıya yenilendi. Çünkü
her şey benim için artık
birbiriyle giyilebilir oldu. Yani önceden
Ama ben bir crop top ile şort giyemem.
Bir noktada bir yeri kapatarak dengelemeliyim mantığından çıktı.
Ve bir anda belki hayatıma benim 4-5 yıldır aynı şekilde sahip olduğum gardolabın bir anda belki 50 farklı kombinle bir yenilenmesi gibi bir şeye el verdi her şeyden önce.
Gidebileceğim mekanların sayısı arttı kafamın içerisinde.
Tadabileceğim yemekler, mutfak kültürüm, içki kültürüm bunlar değişti.
Kendimi mutlu etmek için bir şeylerin fedakarlığını yapmak ya da öncesinde cefa çekmek gibi bir sistemin olmadığını kabullendim her şeyden önce.
Spor yapmadan da istediğim yemeği yiyebileceğim.
Zaten sporla olan ilişkimi düzeltti her şeyden önce.
Çünkü eğer spor sizin için yemek istediğiniz hamburgere ulaşma aracıysa,
sporu bir noktadan sonra çok bıkkınlık veren ve aslında bir ceza sistemi gibi sizi sürekli yoran ve kırbaçlayan
ve hani kamçılamanın kırbaçlanmaya döndüğü aslında bir cezalandırma sisteminin bir parçası haline geldiğini kabul ettim.
Ve spora olan bakış açım değişti.
Gerçekten benim için çok keyifli ve bana kendimi iyi hissettiren,
yani gerçekten mutluluk hormonumu arttıran ve uykumu düzenleyen, ne bileyim kas ağrılarımı azaltan bir yardımcı haline geldi.
Ve sporu böyle görmek ama aynı zamanda biraya, şaraba olan bakış açımında kaç tane küp şekeri eşit olduğundan ziyade
arkadaşlarımla geçireceğim güzel bir ana tekabül etmesi onu da olumlamamı sağladı.
Yani eğer spor bana iyi gelen bir şeyse ve kabul edilebilirse bira da bana iyi gelen bir şey ve kabul edilebilir.
Aşırı spor yaptığımda bunun zararı varsa, evet aşırı alkol tükettiğimde de zararı vardır elbette.
Ama aşırı kilo vermek, aşırı kilo almak, aşırı şöyle olmak, aşırı böyle olmak.
Bunları tartışacağımız kadar zorbalığın aşırısı bile olmadan çok çok daha zararlı olduğunu kabul etmek
biraz da belki insanların söylenmene kulak tıkamamı sağladı.
Kesinlikle ders vermiyorum.
Çünkü mutlaka ve mutlaka benim de gün içerisinde, hafta içerisinde, dönem dönem kendi bedenime bakış açımın değiştiği, aynı kıyafeti giyip aynı rutini sergilesem de kendimi o kadar iyi hissetmediğim şeylerin, anların tabii ki yaşandığını söyleyebilirim.
Yani kesinlikle ben erdim artık.
Haydi bakalım siz de bunu yapın gibi motivasyonla konuşmuyorum.
Sadece anlattığım şeylerin çok herkesin aslında bir noktada deneyimlediği, yaşadığı.
ve bu kadar yalnız olmadığını bilirken deneyimleme noktasında yalnız hissettiğini bildiğim şeyler.
O yüzden bir kez daha hepimiz bunu yaşıyoruz ve bu noktada asla yalnız değilsin
ama hepimizin yaşaması da senin yaşadığın deneyimin biricikliğini asla kırmıyor.
Sen daha fazla yorulabilir ya da daha kolay atlatabilirsin.
Ama sen sensin noktasında size söylemek istediğim bir şeydi
ve belki de konuşurken de her zaman olduğu gibi elbette bana da çok iyi geldi.
Umarım dinleyen herkese de iyi gelmiştir.
Yani bence duyuluyorsunuz, varsınız.
Ben en azından etrafıma kendimle ilişkim düzene girdiğinde ve olması gerektiği noktaya geldiğinde
çevreye bakış açımın ve perspektifimin daha genişlediğini,
hani gerçekten iPhone kamerası gibi birden böyle bir anda 0-5 zoom'a çekildim ve
aynı noktada durmama rağmen görüş alanıma daha fazla şeyler girmeye başladı gibi hissediyorum.
Çünkü gözlerimi, düşünce yapımı kendi bedenim üzerinden çekmeye başladım.
Gerçekten yol biraz etrafa bakarak yaşanıyor.
Çok da belli bir noktaya, bir haritaya kilitlenerek çok da tadı çıkmıyor.
Bu noktada insanın kendi bedeni bir barış noktası olmamalı.
O barış noktasına giderken içerisinde olduğu araç olmalı.
Ve o aracın da bakımlarını ihmal etmemeli insan kendisi.
Yani herkesin yolu da kendine, aracı da kendine, sırf toplum sizden çok lüks bir arabaya dönüşmenizi istiyor diye çıkacağınız yollar hiç de o arabayla çekilmeyecekken ona dönüşmenin bence çok da bir anlamı yok.
Öyle bir bölümdü işte. Siz umutsuzluğa alışmayın, yatağa küs girmeyin.
Bu bölüm tabii ki sadece zorbalığa uğrayanlara özel değildi.
Eğer bu bölümü dinleyen ve zamanında zorbalık yapmış birisi varsa da yapma artık.
Bir sonraki bölümde görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
