
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
her şey biter. arkadaşlıklar da. artık üzerine konuşma vaktimiz geldi. kahvenizi demleyin ve arkanıza yaslanın. arkadaş olarak görülmeyi rafa kaldırıyoruz. sıra artık arkadaş olarak görmediklerimizde.
şarkı: I Love You So - The Walters
Transkript
Herkese selam.
2022'nin ilk bölümünde karşınızdayım.
sendromsuz pazartesi bölümünden sonra
biraz ara verdim
biraz düşündüm
konuşmak istediğim şeyler vardı ama
yapmam gereken şeylerin sorumluluğu biraz ağırdı
o yüzden konuşmayı erteledim
ve aklımda çok fazla konuşacak
şey olduğu için de size sordum
hem verdiğiniz yanıtlar çok yardımcı oldu
hem bazı yanıtlar
gerçekten çok fazla insandan gelmişti
o yüzden konuşmaktan kaçamayacağım
şeyler olduğunu fark ettim
hem de aslında benim de konuşmak istediğim şeylerdi
Arkadaşlık ilişkileri, biten arkadaşlıklar, yeni yıl kararları, kendini sevmek, toksik ilişkiler
Aslında her zaman hem konuşmak istediğim hem de her zaman konuştuğum konular
Ben de açıkçası bunlardan bu 3-5 tanesi arasına gidip geliyordum
Çoğunluk biten arkadaşlık ilişkilerini konuşmamı isteyince de artık bundan daha fazla kaçamayacağımı fark ettim
Aslında şimdiye kadar yaptığım bölümlerde ayrılık sürecini, ayrılık acısını, bir ilişkiyi bitirmeyi anlattığım her şey, her ne kadar bir romantik ilişki çıkarımı da olsa, arkadaşlık ilişkilerine çok rahatlıkla entegre edebileceğimiz şeyler.
Ben de bugün aslında biraz bunu konuşmak için geldim buraya.
Yani arkadaşlık ilişkilerinin bitişi ve bunu aşma süreci yani aşmak ne kadar doğru bilmiyorum bunu kabullenme ve bununla yaşama hayatına bir eksikle ya da belki de bu ilişkinin bitmesi gerekliyse ve artık o kişiye iyi geliyorsa bunun kazanımlarıyla yola devam etmek aslında hayatımızda bitirdiğimiz sonlandırdığımız birçok şeyin prosesiyle çok benzer.
Ama galiba biz çok fazla bunun üstüne düşünmüyoruz.
Birden fazla romantik ilişki yaşayanlar da vardır belki mutlaka ama
hani genelde eğer romantik ilişki böyle iki kişinin de ekstra üzerinde anlaştığı bir şey değilse,
başka insanlarla görüşmeyi ya da romantik paylaşımda bulunmayı tercih etmiyorlarsa,
o iki kişinin arasında olduğu gibi arkadaşlık da böyle aslında.
Ama birden fazla sevgilinin olması kadar kulağa yabancı gelmediği için bir insanın birden fazla yakın arkadaşının olması, çevresinin kalabalık olması.
Genellikle arkadaşlık ilişkileri bittiğinde hep şunu duyarız.
Ya biz varız, boşver, takma.
Hani tabii bunu romantik ilişkilerimiz bittiğinde de çok duyuyoruz.
Takma, boşver, düşünme, böyle olması gerekiyormuş gibi.
Ama arkadaşlık ilişkisinde bunu çok giydirmek kolay olmuyor.
Arkadaşlık ilişkilerinin bitişi bir romantik ilişkinin bitmesi kadar belki çok üzerine konuştuğumuz, çok başkalarıyla dertleştiğimiz bir şey değil
Halbuki çevre ne kadar kalabalık olursa olsun ve belki de artık bir insanın tek bir tane en yakın arkadaşı olmayacağını kabul ettiğimiz yaşlara girsek bile
Hatta hiç artık en yakın arkadaşım diyeceği birisi yokken, çevresi yakın olduğu insanlarla doluyken
Ama hani o The One dediğimiz yakınlıkta bir arkadaşı yokken bile aslında her birimizle kurduğumuz ilişki yani her biriyle kurduğumuz ilişki çok biricik.
Ama biz biraz bunu gözden kaçırıyor gibiyiz.
Bana sorarsanız her arkadaşlık ilişkisi tıpkı sevgililikteki gibi çok biricik ve o iki insanın arasındaki bir dinamik.
Bu bir grup arkadaşlığı da olsa kalabalık bir arkadaş grubunun içinde atıyorum 5-6 kişiyi kapsıyorsa bile o 6 kişinin aslında kombinasyonlarından bahsediyoruz.
Yani kombinasyon dersini yani kombinasyon konusunu çok unutmam ama 36 falan oluyor galiba.
Yani 36 farklı aslında arkadaşlıktan bahsediyoruz biz atıyorum 6 kişilik bir arkadaş grubunda.
Çünkü mesela mutlaka yaşamışsınızdır.
Ben bunu çok yaşıyordum.
Kalabalık bir arkadaş grubunun içindeysem hatta sayısı hiç önemli değil.
Küçük ya da büyük bir arkadaş grubunun içerisindeysem yaşadığım bazı şeyleri paylaşabileceğim insanlar o grupta değişiklik gösterebiliyordu.
Mesela romantik ilişkilerimi bir arkadaşımla, aile problemlerimi başka bir arkadaşımla, kendimle ilgili yaşadığım bazı durumları başka bir arkadaşımla daha rahat konuşabiliyordum.
Hani tabii ki sonuçta bir dinamik var ve bir araya geldiysek mutlaka her şeyi bir noktaya kadar konuşabiliyoruz demek oluyor bu.
Ama tabii ki de her zaman insanın bence o böyle kendine yakın olanı bulma arayışı, kendine benzer olanı bulma arayışı.
Çünkü hani çok kendini sevmeye kanalize olmuş insanlar olmadığımız için, kendine benzeyeni severek onun üstünden kendimizi kabul etme arayışımız hep olduğu için bir yerlerde bazı konuları da bazı paylaşımları da tek bir kişiyle, o grubun arasından başka bir kişiyle daha rahat paylaşabileceğimiz durumlar oluyor bence.
Yani ben bunu deneyimledim, çevremde de gördüm.
O yüzden aslında her arkadaşlık bittiğinde geriye kalan arkadaşlıklar ne kadar fazla olursa olsun aslında tıpkı romantik bir ilişki gibi yoğun bir yaz sürecine girmemizin çok normal olduğunu düşünüyorum.
Ama arkadaşlık ilişkilerini bitirmeyi de normalize etmemiz gerekiyor.
Mesela şunu duymuşsunuzdur.
Duymayanların şanslı olduğunu düşünüyorum.
Çünkü bu gerçekten insanın biraz hem yaşadığı ilişkiyi aslında küçümseyen, her ne kadar niyet öyle olmasa da,
hem yani önemsizleştiren, hem de nasıl desem, sanki bir arkadaşların bitimi, bir romantik ilişkinin bitmesi kadar acı veren bir prosese,
bir sürece sahip değilmiş gibi hissettiren bazı duyumlar alabiliyoruz.
İşte, aa siz çok yakındınız, niye öyle oldu?
Yani mesela bir ilişki bittiğinde romantik, arkadaşlara soruyor neden ayrıldınız.
İşte şöyleydi, böyleydi, çok kıskançtı ya da anlaşamıyorduk, bana zaman ayırmıyordu, konuşacak hiçbir şeyimiz kalmamıştı falan.
Hani bir şekilde o ilişkinin bittiğini aslında arkadaşlarımıza anlatırken kendimize de anlatıp bu ayrılığı bir mantık düzlemini oturtmaya çalışıyoruz, meşrulaştırmaya çalışıyoruz.
Çünkü çok sevdiğimiz ya da artık sevmiyorsak bile bir zamanlar çok sevdiğimiz, zaman harcadığımız ve hayatımızın belli bir bölümünü, belli anıları paylaştığımız insan artık hayatımızda değil, eski yerinde değil.
Haliyle bu yaz sürecini küçük ya da büyük olsun yaşıyoruz ve yaşadığımız bu ayrılık sürecinde çektiğimiz acıyı meşrulaştırmak ve bu acıyı çektiğime gerçekten değiyor muyu görmek için aslında çevremizdekilere anlatırken kendimize anlatıyoruz.
Bilmiyorum hiç kendinizi böyle bir konumda buldunuz mu ama ben mesela ilişkilerim bittiğinde ya da birisiyle tartıştığımda her zaman kendi kendime böyle konuşup onu meşrulaştırmaya çalışırım.
Böyle parmaklarımla sayarım işte ya zaten şöyleydi, zaten bu ilerlemeyecekti, zaten sürseydi de uzun vadede bana zararlı olacaktı diye.
Böyle madde madde sayarım ki kendimi ikna edip o içimde bir yerde,
Simen bu ilişki bitmek zorunda mıydı? Acaba biraz dişini sıkabilir miydin?
Ya da acaba bu engebeler gittikten sonra yolunuz düzlüğe çıkar mıydı diyen o.
Acabalara bir yanıt niteliğinde hep böyle kanıtlar toplamaya çalışır mı?
Bu benim obsesif kompülsif bozukluğum olduğu için de olabilir.
Ya da hepimizde olan bir şeydir. İnsanidir ki zaten mental rahatsızlıkların da insani olduğunu buradan hatırlatmak isterim.
Bunu bilmiyorum. Ama bu benim çok sıklıkla yaptığım bir şey.
O yüzden de aslında arkadaşlarımızla ya da çevremizle, annemizle, babamızla ya da her kim neyse bir ayrılık prosesini anlatırken, bir ilişkiyi neden bitirdiğimizi açıklarken hep böyle belli nedenlere dayandırmaya çalışırız.
Ama bunu arkadaşlıklara yaptığımızda çevremizden şöyle bir duymanız.
Siz çok yakındınız.
Şimdi eğer ben bir toksik ilişkiyi bitirdiğimde arkadaş çevrem bana ya iyi yaptın ya zaten sana iyi gelmiyordu diyorsa bu arkadaşlık içerisinde de eğer bana iyi gelmediğini düşünüyorsam ya da zaman artık bunun bitmesi gerektiğini söylemişse ve daha fazla yollarımız aynı güzergâhta ilerlemiyorsa aslında yine bu desteği görmemiz gerekiyor.
Ama arkadaşlık böyle değil. Sanki böyle arkadaşlık ilişkilerimiz bittiğinde ve özellikle de bu arkadaşlık atıyorum birkaç sene sonra ya da bir süre sonra tekrar alevlendiğinde, tekrar o iki insan arkadaş olmaya karar verdiğinde, görüşmeye karar verdiğinde çevreden hep şöyle bir duyum alınıyor.
Yani ben alıyordum. Aa ne oldu siz konuşmuyordunuz. Evet konuşmuyordum ama bir şeyler değişti. Yani insan dinaminin aslında ne kadar aktif olduğunu, her an değiştiğini ve nasıl ki bu benim fikrim ama nasıl ki bence bir insanın hayatında tek bir tane doğru insan olmayacağı gibi bir insanın hayatında da tek bir hani sonsuza kadar yakın arkadaş mantığında biri olmak zorunda değil bence.
Benim mesela dıvan anlayışım şöyle. İnsan çok değişen bir varlık olduğu için ben dünden bu yana bile bir şeyleri değişmiş, bir şeyleri öğrenmiş ya da doğru bildiğim şeylerin aslında yanlış olduğunu farkına varabilmişsem, dünden farklı bir simaysam mutlaka ki karşımdaki insanlar da böyle olacak.
Ve aslında arkadaşlık ilişkileri, sevgililik yani her türlü insan dinamiği biraz şöyle.
Biraz Rus ruleti.
Yarın değiştiğimizde ve farklı bir insan olarak uyandığımıza da hala birbirimizin hayatında olabilecek miyiz?
Hala parçalarımız birbirine oturuyor olacak mı?
Aslında bunun riskiyle her gün bu arkadaşlıkları, bu ilişki dinamiklerini sürdürüyoruz.
O yüzden de bu değişiklikler söz konusu olduğunda bazı arkadaşlıkların bitmesi gibi
atıyorum birkaç
sene sonra o iki insanın yaşadığı
belli takım değişiklikler sonucunda
tekrardan anlaşabiliyor olması
çok olası bence. Hani bir şeye
aslında çok maruz kalmamak,
bir insanın her şeyi olmamak,
bir insanın en yakını, en sevdiği,
bir insanın
kısacası en iyi olmamanın ben
o kadar da aslında
negatif bir şey olmadığını biraz yaşım ilerledikçe
anladım. Belki bu
tam anlamıyla benim en yakın
arkadaşım diyebileceğim birini bulamamamdan
ya da belki de çevremde kimsenin
beni sen benim en yakın arkadaşımsın
diye şu an çağırmadığını hissettiğimden
belki üstünü örtmeye çalıştığım
meşrulaştırmaya çalıştığım onu daha böyle
kabul edilebilir bir hale getirmeye çalıştığım
bir savunma mekanizmasıdır ama
her ne olursa olsun benim şu anki
düşüncem aslında bir insanın eni olmamanın
biraz da sağlıklı olmadığını
düşünmekten yana. Çünkü
bir şeye ne kadar fazla maruz
kalırsan, bir şeyi ne kadar çok seversen
sev. Herkesin bir aslında
sıkılma, ondan bunalma
ya da artık onu eskisi kadar
sevmeme ya da eskisi kadar onun
unik, böyle biricik olduğunu
fark edememe gibi bir takılması
oluyor. Hani her gün
aynı kahvaltı ettiğiniz bir dönem
olur. Mesela favori kahvaltınızı keşfedersiniz
ve her gün onu yaparsınız.
Mesela ben geçen sene
abartısız bir sene boyunca her
sabah galiba yulafla pas yedim. Şu an
rafta yulaf görmeye bile dayanamıyorum.
Çünkü çok fazla maruz kaldım ona.
Çok sevdiğim, benim için çok keyifli yapması da yemesi de sonra temizlemesi de çok keyifli bir süreç olan bir şeydi yulaf lapası.
Ama kendimi onu sevdiğim için o kadar maruz bıraktım ki artık bir noktadan sonra birbirimizden sıkıldık.
Bana mesela iyi gelmemeye başladı.
Yani bir sene boyunca sürekli yediğim şey bir noktadan sonra benim mideme dokunmaya başladı.
Midemi bulandırmaya başladı.
Burada mide bulantısı falan arkadaşlık ilişkilerine kanalize edince çok kulağa böyle itici gelmesin demeye çalıştığım şey aslında çok fazla bir şeyin eni, favorisi olduğunda sanki o şeyden biraz sıkılma ihtimali artıyor.
Hani ben biraz gerçekten deneyimledikçe bu good but not the best'in aslında çok da fena olmadığını öğrenmeye başladım.
Benim bir tane dövmem var.
Good but not the best diye.
Bir tane adam böyle ödül kazanmış gibi yani kafasında bir tane şapka var çubuk adamın.
Ve ikinci olmuş.
Good but not the best yani iyi ama en iyi değil.
Bu mesela benim mükemmelliyetçi tarafımı biraz dizginlemek için yaptırdığım bir dövmeydi.
Çünkü ben böyle bir şeyde en iyi olmazsam o şeyde ne kadar iyi olduğumun çok da bir önemi yok.
Çünkü bir şeyde sadece en iyi olmak ya da başarısız olmak vardır gibi bir düşünce içindeydim.
Ama bunu bir yerde aşmam gerektiğini biliyordum.
Benim yöntemim bunu vücuduna taşımakla başlamak oldu.
Ama yavaş yavaş bunu ilişkilerimde görmeye başladım.
Arkadaşlık ilişkilerimde en iyi değil de belki bir ikinci olmak, üçüncü olmak.
Aslında o kadar da fena değil.
Çünkü bir sürü insan tanıyan, her gün insan iletişimiyle geçen bir varlık olmamıza rağmen ben o insanın top 5'ine girebildiysem ya da çok sık konuşmamamıza rağmen bir durum olduğunda bir telefonu kaldırıp da Smile konuşabilir miyiz diyebileceği bir insan haline gelmişsem.
Yani good but not the bestsem benim için çok kâfi.
Çünkü bir insan bir şeyde en iyi olarak nitelendirildiğinde ona çok fazla hata payı vermiyoruz.
Aslında bu biraz çelişkili.
Sanki bir insan bizim enimiz olursa onun yaptığı her hatayı görmezden gelebilirmişiz gibi düşünüyoruz.
Ama bence öyle değil.
Bence yaptığı en ufak bir hata bile çok daha büyük bir hayal kırıklığına yol açabiliyor.
Çünkü kafamızda, aklımızda, zihnimizde onu mükemmelleştiriyoruz.
Aslında hata payını elinden alıyoruz.
O yüzden belki her şeyde biraz mesafeli olmak, bir şeyde en olmamak o kadar da fena değil.
Tabii ben de birilerinin en yakın arkadaşı olarak çağrılmayı, birilerinin her şeyi konuşabileceği insan olmayı çok isterim.
Ama galiba bunun sorumluluğunun altında da biraz ezilirim.
Ve hayal kırıklığına uğratırsam o insanla eskisi gibi olamayacağım ya da uzaklaşacağım ya da onu eskisi kadar sık göremeyeceğim gerçeğiyle, ihtimaliyle çok da yüzleşemem.
O yüzden klişe ama ben biraz kendimin en yakın arkadaşı olmaya çalışıyorum.
Şu an iyi anlaşıyoruz. Sonrası ne olur bilmiyorum.
Ama ne olursa olsun kendimi terk edemeyeceğim fikri beni biraz daha unutlandırıyor.
Ama en başta söylediğim şeye gelecek olursam yani bu girizgahtan sonra arkadaşlık ilişkilerinin ne kadar biricik olduğu ile ilgili.
Her insanla dinamimiz çok farklı.
Yani aynı şeyden muzdarip olsak da, aynı şeyleri yapıyor, yaşıyor, hissediyor olsak da,
hani olay olarak, aynı kıyafeti giyiyor olsak bile, herkesin üstünde duruşu çok farklı olduğu gibi,
aynı insanla arkadaş olsak bile, iki farklı insanın yeni bir kimya ortaya çıkartması çok başka ve
başka türlü, başka bir yerde bulabileceğimiz bir şeye benzemiyor.
O yüzden bir arkadaşlık bittiğinde de onu belki prosesleyememek, onun altında ezilmek,
Gerçekten normalize etmemiz gereken bir şey.
Çünkü bir insan sevgilisinden ayrılınca tamam şimdi diğer sevgililerime gideyim deme şansı çok olmadığı için ama arkadaşlık ilişkilerinde işte arkadaşıyla arası bozulduğunda bir başka arkadaşıyla konuşabilme ihtimali olduğu için sanki tamam ya takma bak başkaları da var gibi bir şeye sığınıyor gibiyiz ya da başkalarından bunun tesellisini duyabiliyoruz.
Ama bence en az çok sevilen bir sevgiliden ayrılmak kadar hatta belki daha fazla yoğun ve yorucu bir süreç biten arkadaşlıklar.
Çok değişiyorsunuz. Çok değişiyoruz.
Yani benim galiba üniversiteye başladığımda hayatta en çok istediğim şey kabul gördüğüm bir arkadaş grubuna sahip olmaktı.
Ben böyle çok girişken, çok konuşkan bir insandım.
Bence şu anki halimden bile az çok çocukluğumu çıkarabilirsiniz.
Tahmin edebilirsiniz.
Çocukken de ben çok konuşkandım.
Biraz böyle toplu, balık etli, yaşlılarına göre kilolu bir çocuktum.
Ve o dış görünüşten ötürü çok zorbalığa uğradığım bir dönemdi.
Ama kabul görme ihtiyacı her insanda biraz olduğu için ben de hep böyle çok okuyarak, çok yazarak, derste çok söz alarak
arkadaşlarımdan alamadığım kabulü öğretmenlerimden almaya çalışırdım.
Onların aferiniyle teselli bulmaya çalışırdım.
Ve arkadaşlarım tarafından yalnız bırakıldığımda, yani ilkokulda yaşadığımda bunu dış görünüşümden ötürü,
hani yanlarına yakışmadığımdan ötürü bitmiş bir arkadaşlıktı.
Hani ne kadar çocuksu olduğunu buradan anlayabilirsiniz.
Ama mesela bu benim kafamda çok büyük bir tohum ekti.
Düşması yani böyle, hani benim tamamen böyle toprağımı kurutacak bir tohum ekti.
Yani zararlı bir şey ekti benim zihnime.
Ben her zaman çok mükemmel olmalıyım kabul görmek için.
Hani sevilebilir olmak için kilo vermeyi düşünmek çok problemli bir düşünce.
Ya da sevilmek için belli dizileri izlemek, belli kitapları okumak, belli bir tarzda giyinmek gibi.
Hani aslında çok da karakterimizi belirlemeyecek şeyleri sırf kabul görmek için yapmak gibi bir tohum ekildi benim zihnime.
Ve bu çok zararlı bir tohumdu.
Ve ben bunun ilerleyen yıllarda hep acısını çektim.
Mesela lisede çok kendime ait bir arkadaş grubu bulamadım.
Yani şöyle lise yıllarımı düşündüğümde çok sürekli zaman geçirdiğim, bütün aktiviteleri birlikte yaptığım, kalmak için anneme yalvardığım arkadaşlıklarım vardı.
Ama sonra sonra fark ettim ki bu ilişki biraz benim bir şeyleri tolere etmemden dolayı yürüyor.
Yani tolere etmenin kötü bir şey olduğunu söylemiyorum.
Ama bir ilişki birinin hareketlerine ya da karakterine katlanmak, bunu tırnak içinde söylüyorum, katlanmak üzerine kuruluysa bu çok da sağlam bir temel olmuyor.
O yüzden mesela şu an geriye dönüp baktığımda çok güzel bir lise anım yok çünkü çok güzel lise arkadaşlıklarım olduğunu düşünmüyorum.
Sonra üniversiteye geldiğimde özellikle de lise bittikten sonra ben bir sene daha üniversiteye hazırlandığım için o süreçte çok yalnızdım.
Yani bütün arkadaşlarım üniversiteye gitmişti ve ben tekrardan küçük bir şehirde kimsenin olmadığı bir dönemde ders çalışmaya odaklanmıştım.
O süreç, o yalnızlık süreci bana tekrar böyle geriye dönüp ki o zaman için geriye dönmek çok zor değildi çünkü bir sene önceye bakmam yeterliydi.
Arkadaşlık ilişkilerimdeki sallantıyı sırf kendime ait hissetmek için aslında bazı noktalarımı yonttuğumu bana fark ettirdi.
Yani böyle sanki o arkadaşlık dinamiğinde küçük bir yer vardı, küçük bir boşluk.
Ve ben oraya sığmak için kolumdan bacağımdan feragat etmiş gibiydim.
Kolumdan bacağımdan feragat etmek de bu noktada çok yanlış.
Çünkü ben her zaman söylerim.
Bence ikili ilişkiler birbirini törpüler.
Şeytan tırnağını keser ve bu tırnağın daha sağlıklı uzamasına, büyümesine yardımcı olur.
Ama bir ilişki dinamiği o tırnağı kökünden kesiyorsa sağlıksızdır.
Ve ben bir arkadaşlık ilişkimden benim sivri yanlarımı tabii ki törpülemesini beklerim.
Ama kolumdan, bacağımdan ya da o noktaya sığınmak için karakterimdeki bazı temel yapı taşlarından feragat etmem aslında ne kadar toksik olduğunu gösteriyordu.
Ama lisedeki aidiyet duygusu büyüdükçe sahip olduğum aidiyet duygusundan daha çocuksu olduğu için bunun ayrı dında değildim.
Sonra üniversiteye geldiğimde
bu arada neyi fark ettim biliyor musunuz?
İnanılmaz TED Talk gibi konuşuyorum bugün.
Böyle
benim için derin bir konu olduğunu şu an fark ettim.
Hala da konuşacak çok şeyim var. Bakalım
bütün gece buradayız herhalde.
Bu akşamı böyle bir yayına koymam lazım.
Bakalım. Devam ediyorum.
Neyse söylemek istedim.
Sizi çok seviyorum bu arada.
Benim çok kalabalık bir yakın arkadaş grubum olduğunu
hissettiniz bana. Teşekkür ederim.
Anyways devam ediyorum.
Sonra üniversiteye geldim.
Böyle bir arkadaş dinaminin içine girdim.
Ve gerçekten hani üniversite 1'de hep şey muhabbeti vardı o zaman Twitter'da işte.
Üniversiteye yeni gidenler için hep şey derdi işte üst sınıflar tweet atarlar falan işte.
Şimdi böyle insanlar 70 kişi öyle yemeğine çıkıyor ama işte bir sene sonra kimse kimsenin yüzüne bile bakmayacak falan.
Bunları gördüm.
Ama ben böyle bir anda çok oturmuş bir arkadaş grubunun içinde buldum kendimi.
Sanki böyle benim daha hangi üniversiteyi, hangi bölümü, hangi dönem kazanacağım bile belli değilken
böyle sanki o gelecekten arkadaşlarım bana böyle yer tutmuşlar.
Ben oraya yetişince hala hazırda arkadaşlarım bana yer tuttuğunu biliyorum rahatlığıyla sanki.
Üniversiteye girdim gibi hissettim.
Ve terapiye başladığımda terapistime hep söylediğim şey şuydu.
Ben oturaklı bir arkadaş grubu istiyorum.
Çünkü benim için bir insanın gençliğini yaşamak arkadaşlarıyla çok ilgiliydi.
Hala da böyle.
Hala da.
Ama bizim çok unuttuğumuz bir şey var.
Ben burada hani böyle akıl veren olmak istemiyorum.
Hayattan çıkarımlarımı anlatıyorum size.
Bunu da artık söylememe gerek yok herhalde.
Yani bir buçuk yıldır bu yolda birlikteyiz ama.
Yani ben bunu daha önce de söyledim.
Hani kötü olmasa iyinin anlamı olmayacak.
Mutsuzluk zaten mutluluktan kökenini alıyor. Bunlar hep bağlantılı. O yüzden de arkadaşlık ve bir arkadaşla ilişkini bitirmek, arkadaşla olmak ya da arkadaşsız olmak ya da yalnızlık eşittir.
İşte kendinle kalmak, kendinle arkadaş olmak gibi aslında arkadaşlık kelimesi kökeni bence içinde bazı noktalarda arkadaşsız kalmayı da barındırıyor.
Mesela gençlik arkadaşlıkla yaşanır.
Haliyle arkadaşlığın bitmesi de gençliğin bir parçasıdır.
Arkadaşlıktaki kavgalar da bir gençliğin parçasıdır.
Hani nasıl ki bir ayrılık iki kişinin kararıyla oturup konuşmasıyla ya da bir kişi ayrılmak istiyorsa karşı tarafa bunu açıklamasıyla sonlanır ve ayrılık da sevginin içinde dahildir Atüleyhan.
Arkadaşlığın bitmesi ve hatta arkadaşsız kalmak da bunun bir parçası.
Biz bu noktayı görmüyoruz.
Ya da gençliğin çok büyük bir bölümü arkadaşlığa bağlı evet ama arkadaşsız kalıp kiminle arkadaş olmak istediğine karar vermek de gençliğin çok büyük bir parçasını oluşturuyor.
Ve bence belki de en kıymetli kısmı.
Çünkü ne istediğini arıyorsun.
Hani yaşamışsınızdır mutlaka.
Bir şeyi çok isteyip onu elde ettikten sonra seni beklediğin kadar tatmin etmemesi.
Ve o yolda olmak, arıyor olmak sürecinin daha keyifli olması.
Ben bunu da söylemiştim.
Hatta Anıl'la yaptığımız bölümde ben yolda olmayı varmaktan daha çok seviyorum.
Çünkü yolda olduğum süre boyunca hep hayal kurabiliyorum Barış Nokta'mla ilgili.
O yüzden bunların da gençliğin bir parçası olduğunu biraz kabul etmeye çalışıyorum.
Ama hep terapistime şey diyordum.
Ben çok oturmuş bir arkadaş dinaminin içinde olmak istiyorum.
Hani çok yakın olduğumuz, hep birlikte olduğumuz, her şeyi paylaştığımız falan.
Ve gerçekten buna sahip oldum.
tamamlanmış
hatta tamamlandıktan sonra
oha benim bu noktam eksik miymiş
dediğim kendime gerçekten
çok bir bütünlük içinde hissettiğim
arkadaşlıklarım oldu.
Ve bir şeyin
iyisini tattığınız zaman
bir önceki deneyimlerinizin aslında o kadar
lezzetli olmadığını fark ettiğiniz bir an
vardır ya işte o zaman önceki
arkadaşlıklarımdaki sağlıksız noktaları
daha net bir şekilde görebilmeye başladım.
Ama üniversite bitti.
Ve
Ve gerçekten bazı insanları birbirine bağlayan ortak nokta artık orada olmamaya başladığında,
her zaman gittiğiniz kafenin orada olmaması gibi,
ne bileyim Friends'de mesela her zaman gittikleri kafenin kapandığını düşünün falan.
Şu an aklıma orası geldi.
Ya da mesela 80'li siteden Kozmopolitan'ı çıkarın, toplanıp ne içecekler yani.
O arkadaşlığın aslında görünmez bir ekip arkadaşı o insanları bir araya toplayan yer oluyor.
Bu her zaman bir yer olmak zorunda değil.
Bir his, bir acı, birlikte okunan bölüm, fanı olunan bir kitap, bir film, bir ide olabilir.
Yani işte feminist bir arkadaş grubunuz olabilir.
Ne bileyim sadece toplanıp bira içtiğiniz bir arkadaş grubunuz olabilir.
Meditasyon yaptığınız, sadece okulda görüştüğünüz falan filan.
Haliyle o dinamiği sağlayan, bağlayan kurdele artık olmadığında ve o kurdeleyi kesmeniz gerektiğinde o arkadaşlığın da böyle bir uzaklaştığını, o böyle çemberi birbirine bağlayan kurdele çıkınca biraz gevşemenin olduğunu görüyorsunuz.
Biliyorsunuz bazıları bu çemberin içindekiler süreci yan yana tamamladıkları için ya da belki de o kaynama sürecinde birbirlerine yapıştıkları için bu kurdelenin kesiminden çok da etkilenmiyorlar.
Ama ben biraz etkilenen olduğumu düşünüyorum genel anlamda arkadaşlık ilişkilerimde.
Ama bu tabii ki beni çok yaraladı başta.
Yani dedim ki nasıl olabilir böyle bir şey?
Biz birlikte dünyayı fethedecektik.
Yeni bir hayatın, yeni bir dünyanın mümkün olduğunu kılacaktık.
Mümkün kılacaktık yeni bir hayatı.
Birlikte çok fazla acı çekecektik.
Ve birlikte çektiğimiz için de çok daha az yer alınacaktık.
Ve galip gelme ihtimalimiz çok daha artacaktı.
Nasıl yani ben şimdi hayatım bana getirdikleriyle tek başıma mücadele etmek zorundayım.
Gibi bir endişe yaşadım.
Ve sonra böyle bir bebeğin ilk adımları gibi biraz düşe kalka, emeklemeye geri dönerek, bir yerlere tutunarak, bazen sırf düşmekten korktuğum için hiç kıpırdamayarak ilerlemeye başlayınca fark ettim ki,
evet o bazı dinamikleri bir arada tutan ip kesilmiş olabilir.
Ama bunu tekrardan bir kurdele metaforuna bağlayacaksak, kurdele bazı yeni başlangıçların açılışı için kesilir aslında.
Ve dedim ki belki de bir şeylerin bitmesi ya da eskisi kadar artık beni kendisine dahil hissettirmemesi yeni bir şeylerin başlangıcıdır.
Arkadaşlıkların belki de en nankör kısmı, her ne kadar o arkadaşlık dinaminde kendinizi rahat hissetseniz de,
ister istemez kendinizi ilk tanıttığınız o persona üzerinize yapışıp kalıyor.
Ve belki bir noktadan sonra artık bu personanın iyiye kullanılmadığını ya da istismara uğradığını, suistimal edildiğini fark ettiğinizde ve kendinize yeni bir daha zarara kapalı, daha gardınızı önünüze aldığınız bir pozisyona geçtiğinizde değişmekle suçlanıyorsunuz.
Bu belki de hatta sadece arkadaşlığın değil yani ilişkilerin belki de en nankör tarafı.
mesela şunu yaşarsınız
atıyorum bir arkadaşlarınızla
işte romantik ilişkinizi ya da flörtünüzü
falan konuşursunuz ya da
arkadaşlarınızla onlardan bağımsız
başka bir arkadaş grubunuzda yaşadığınız bir şey
konuşursunuz işte dersiniz ki
ya bana çok zarar veriyordu işte ben kendimi çok kötü
hissediyordum beni hiçbir yere
atıyorum çağırmıyorlardı şöyleydi de
böyleydi de
ben de artık işte onları aramayı bıraktım
arkadaşlarınız bunu takdir eder
çok iyi yapmışsın bak kendini böyle ezdirmeyeceksin
Kendini böyle kullandırmayacaksın.
Kendinin farkına varacaksın.
Onlar istiyorsa arar diye.
Ama bu durumu, bu atıyorum işte artık eskisi kadar yakın değiliz, artık onları aramıyorum dediğiniz arkadaşlıklarınızla konuştuğunuzda
ya da onların perspektifinden baktığınızda şunu görürsünüz.
Sen çok değiştin.
Sen hep arardın.
Sen hep yazardın.
Niye yapmadın? Niye olmadı?
Yani aslında seni şekillendiren şey bizzat o arkadaşlık.
Çünkü farklı insanlardan ilham alıyoruz.
Onlara bakarak ne olacağımızı ya da ne olmaktan kaçınmamız gerektiğine karar veriyoruz.
Şekilleniyoruz ve üzerimde imzan var.
Ama bir o kadar da hayatımda yaptığım bazı değişiklikler ya da artık bazı şeyleri yapmamaya verdiğim kararla değişmekle suçlanıyorum.
Değişmek ne zaman kötü bir şey oldu ki?
Ya da bu değişmek artık karşı tarafın menfaatleriyle uyuşmadığında mı suçlanacak bir şey haline geliyor?
Hani hepimizin önyargının sadece kötü anlamda kullanılmadığı bir insanın iyi olduğunu düşündüğümüzde de önyargı yaptığımızı öğrendiğimiz bir edebiyat dersi vardır.
Bir dil bilgisi dersi vardır.
Değişmek de mi böyle yani?
hani ben değiştiğimde
bundan etkileniyorsan
ama bu etkilenmen
senin menfaatinle çatışıyorsa
yani menfaatini etkileyen bir durumsa o zaman kötü bir şey.
Ama
sana dokunmuyorsa süper.
İnsan her zaman değişir mi?
Bu beni çok düşündürttü.
Ve baktım ki
ben galiba yaşadığım süre boyunca
ve varsa hala bir 50 senem falan
hep değişeceğim.
Haliyle
benim esneyebileceğim ve bazı değişimleri benimle kucaklayabilecek bir çevreye ihtiyacım var.
O yüzden bazı arkadaşlıklarımdaki dinamiklerin çok değiştiğini fark ettim.
Her zaman ben inanılmaz açıklama yapan bir insandım.
Çok fazla açıklama yapardım.
Konuşmadan edemezdim.
Ortada böyle hani odadaki fili düşünme gibi.
O böyle benim göğsümün üstünde bir yük haline gelirdi.
Benim bunu konuşmam lazım, bizim bunu çözmemiz lazım.
Sonra fark ettim ki bu bir dinamik.
En az benim kadar o insanda odadaki film farkında.
Ama o bunun için bir adım atmıyorsa belki de biraz bekleyip onun bunu kendi başına fark etmesi daha sağlıklı olacak.
Mesela geçen gün yakın arkadaşımla konuşuyordum.
Böyle artık eskisi kadar yakın olmadığı ama hani spesifik bir sorun yaşamadıkları bir arkadaşından bahsediyordu bana.
Neden böyle olduklarını, neden araya mesafe girdiğini bilmiyor.
Ve birkaç kere böyle yeni yıl kutlamak gibi ya da arada haneatını sormak gibi arkadaşım hep böyle adımlar atmış.
Ama çok böyle beklediği bir tepki, tavır almamış.
Ve bana yazdı geçenlerde.
Arkadaşımın doğum günü yaklaşıyor. Sence hediye alayım mı?
Ben aslında biraz fark etmesini istiyorum, sorgulamasını istiyorum dedi.
Mesela sonra düşündüm bu benim de çok yaptığım bir şey.
Hani böyle sanki biraz aslında o içten içe egomuzla da ilgili.
Hani ne kaybettiğini görsün bak.
Ben hala onu düşünüyorum.
Hala ona bir şeyler alıyorum.
Hala o benim aklımda.
İyi göstermek için aslında.
Ne kaybettiğini ya da ne kaybetmek üzere olduğunu göstermek için yaptığımız bazı şeyler vardır ya.
Ne bileyim hala konuşmadığınız arkadaşınızın artık Instagram'da hala fotoğraflarını beğenerek
hani bak ben yeterince olgunum demek gibi bir şey.
O sorgulatmayı yaşatma arzusunu çok iyi biliyorum.
Romantik ilişkilerimde özellikle çok yaşadığım bir şey.
Ayrılıktan sonra ne kaybettiğini görsün.
Benim bu ne kaybettiğini görsün arzum şuna dayanıyor.
Ben bir ilişkinin bitmesini çok kaldıramıyorum.
Ve bir ilişkinin bitmesi sonucunda kendini suçlamaya çok meyilli bir insanım.
haliyle o insan beni kaybettiğine pişmanlık duyarsa ben gerçekten iyi bir insan olduğuma dair inanca sahip olabileceğim.
O yüzden o insanın da bir an önce ben ne kaybetmişim ya demesini sağlamak için böyle ufak jestler, hatırlatmalar yapmak istiyorum.
O yüzden arkadaşımın bana sorduğu şey çok insaniydi ve bana da bu yönümü hatırlattı.
Ama hani her zaman terzi kendini sökün dikemez muhabbeti vardır ya aynen öyle.
kendime veremeyeceğim ama zannımca doğru olduğunu düşündüğüm bir şekilde yanıt verdim.
Bence biz bir insanın kendisini sorgulaması için
aramızdaki arkadaşlık ilişkisini tartması ya da biz ne ara bu hale geldiği düşünüp sorgulaması için
bizim bir şey yapmamız gerekiyorsa bu çok da doğal yollarla olmayacak.
Mesela herkesin çok inandığı bir şeyi sorguladığı bir dönem vardır.
Bu din olabilir.
Bir şeyin fanı olmak olabilir.
Takıntılı olduğu böyle bir stil, saç modeli, giyim tarzı bir yemek olabilir.
Bir düşünürsün böyle, bir sorsun.
Niye bunu yapıyorum dersin.
Mesela çok düzenli spor yaparsın 3 sene.
Bir gün bir bakarsın artık anlamsız gelir falan.
Mesela ben bunu din konusunda yaşamıştım.
Böyle lise sonda.
Ve böyle kafamda bir anda bazı şeyler oturmamaya başladı.
Bildiğim ve hissettiğim çelişmeye başladı.
Sonra bu sorgulamanın üstüne işte annemle konuşuyorum.
Ve anneme şey dedim işte sen nasıl böyle düşünürsün?
İşte gerçekten bu fikre katılıyor musun falan.
Ve çok ağır eleştiride bulundum.
Ve annem dedi ki yani sen sorgulamanı yapmış olabilirsin.
Ama ben yapmadım.
Ya da belki de yaptım.
Ama ben sorgulamalarım sonucunda hala inanmayı ya da inanmamayı seçiyorum.
Sırf sorguladığın ve artık fikrin değiştiği için
ben de sorguladığımda bu seninle aynı fikirde olacağım anlamına gelmiyor.
O yüzden fikrini lütfen kendine sakla demişti.
Başta çok agresif yaklaştım.
Ama yaşım ilerledikçe fark ettim ki,
hani çok büyüdüğümden demiyorum ama 7 sene önceden bahsediyorum.
Gerçekten şunu fark ettim.
Herkesin sorgulama süreci kendine has.
Ve doğal yollarla gerçekleşmediği sürece
aradaki bazı noktaları kaçırmak yalnız sonuca götürüyor sizi.
Tıpkı bir matematik problemi çözmek gibi.
O yüzden her insanın sorgulama sürecini biraz onlara bırakmak gerek.
Çünkü sen çevrendekilerden, biten arkadaşlığından, biten ilişkinden daha önce sorgulamaya başlamış olabilirsin.
Ama dünyada bir yerde senden daha önce bu sorgulamayı yapan birileri var.
O yüzden sen başkalarına göre geç kaldığın gibi izin ver, başkaları da sana göre sorgulamaya geç kalsın.
Hani herkesin gerçekten zamanı kendine göre.
O yüzden arkadaşıma dedim ki yani senin istemenle ve senin sorgulatmanla bu ilişkinin kıymetini anlayacaksa bu ilişkinin kıymetini anlama zamanı gelmemiştir.
Ve şu an bir şeyleri anlasa bile gerçekten bu arkadaşlığın ve senin hak ettiğin değeri tam olarak anlayıp bu ilişkiye nakledemeyecektir.
O yüzden zamana bırakmak en iyisi.
Arkadaşımın da biraz bunu duymaya ihtiyacı olduğunu biliyordum.
Çünkü bu benim de duymaya ihtiyaç duyduğum.
Ama kendime söyleyince çok da işe yaramayan bir teselliydi.
Çünkü bir şeyleri boş verdiğinizde, tırnak içinde çünkü çok da kolay değil.
Ve zamana bıraktığınızda aslında geçen her zaman biraz kendinizi atfettiğiniz değerden düşürüyor.
Ulan hala mı aklı başına gelmedi?
Hala mı aramızdaki soğukluğun farkında değil?
Nasıl bunu yapar?
Bu kadar mı önemsizim?
Bu kadar mı değersizim?
Beni bu kadar mı tanıyamadı gibi böyle aslında içten içe kabuğunuzu yiyen bir böceğe dönüşüyor.
Böyle içten içe kemiriyor sizi.
Ama bir noktadan sonra böyle kemire kemire artık sizin kökünüze denk geldiğinde,
yani o sert, dik duran noktamıza geldiğinde artık oradan sonrasında zarar vermemeye başlıyor.
Çünkü bana kalırsa böyle bir toprağın aşamaları gibi bazısına metrelerce derine inersiniz,
Bazısını bir kürek vuramazsınız.
Bazılarına böyle artık mamaya falan değeceğim zannedersiniz.
Her şeyin, her ilişkinin derinliği farklı.
Ve bir noktada artık erişemeyeceği, daha fazla derine inemeyeceği noktalar var.
Ve bence o noktayı da biz oluşturuyoruz zaten.
O yüzden o zaman içerisinde çürümenin de azaldığını ve artık o içi kemiren şeyin, o kemirgenin daha fazla ileriye gidemeyeceğini anladığınızda tamam diyorsunuz.
Benim artık iyileşmem başlıyor.
Şimdi bu kemerigenin işi bitti ve ben onun zarar verdiği noktaları onarmaya başlayacağım.
O yüzden o arkadaşlığı bitirme süreci bana kalırsa bir romantik ilişkiyi bitirmekten daha zor.
Çünkü genelde romantik ilişkiler böyle bir bıçak kesiği gibi bittiği için, şak diye kesildiği için ortadan, onu böyle yapıştırmak çok mümkün olmuyor.
Eski fonksiyonunu kazandıramıyorsunuz.
İşte kendinizce onu meşrulaştırıyorsunuz.
Biz bunları yaşadık, bu kadar romantik, bu kadar güzel bir ilişkimiz vardı.
Nasıl bu biter, nasıl böyle olur falan.
Ama arkadaşlıkta işte çok inanamıyorsunuz.
Çünkü her zaman orada olan bir şey artık yok.
Bence arkadaşlıkların arkasından aşk acısı çekmek normalize edilmeli.
Çünkü şunu duymuşsunuzdur ve belki de yaşamışsınızdır.
Yaşamanıza hiç temenni etmem. Gerçekten büyük bir ağrı saplıyor insanın kalbine.
Romantik ilişkiniz bittiğinde ya da bir arkadaşınızın çevrenizden birinin romantik ilişkisi bittiğinde şunu duyarsınız.
Ya ben ilişkimizin bittiğine üzülmüyorum da en yakın arkadaşımı kaybettim.
Hani bu ayrılığı bile gidip onunla dertleşerek atlatmak istiyorum.
Hani bu ayrılığı sanki onunla yaşamamışım gibi ona anlatmak istiyorum.
Aslında arkadaşlığın bitmesinin ne kadar yoğun bir ağrıya sebep olduğunu romantik ilişkinin içindeki benzetmeyle görüyoruz.
Çünkü romantik ilişkinin o kadar sanki bulunması zor bir şey.
Çünkü herkesin arkadaşı var ama herkesin sevgilisi yok.
Demek ki sevgiliye sahip olmak daha nadir.
Haliyle nadirse daha kıymetli bir şey.
Belki de nadir çünkü o kadar da talep edilmiyor.
Belki de nadir çünkü artık insanlara o kadar önem atletmiyor.
Arkadaşlık çok sık olduğu için mi önemsiz yoksa önemli ve kıymetli vazgeçilmez bir şey olduğu için mi herkes fellik fellik arkadaş arıyor ya da çok fazla arkadaşa sahip.
Çünkü tıpkı değerleneceğini düşündüğünüz bir şeye yatırım yapmak gibi insanlar yeni arkadaşlar ediniyor.
Bence biraz bakış açımızı değiştirmek gerekiyor arkadaşlıklara.
Ve arkadaşlığın üzerinden yani arkadaşlığın bitiminden sonra çekilen acıyı normalize etmemiz, onu biraz bağrımıza basmamız gerekiyor ama çok sevdiğim bir söz var.
Hep böyle karşıma çıkıyor işte instagramda falan.
Hayatınızdan çıkan insanları hala özlüyor olmanız onları geri istiyorsunuz anlamına gelmez.
O yüzden bunu romantik ilişkilerinizde de, her türlü ilişki dinaminizde de, ne bileyim biten üniversite hayatınıza dair bile düşünebilirsiniz, entegre edebilirsiniz.
Bir şeyleri özlemek, o şeyi hayatımda geri istiyorum demek değil.
Ya da aradan zaman geçtikten sonra o insanı tekrar hayatıma aldığımda bu tükürdüğümü yalıyorum demek değil.
Çünkü en başta da dediğim gibi değiştik ve ister istemez belki de bu değişiklik,
İlişiklik sanki yeni baştan tanışmak gibi bir şeye evrildi.
Evet o aradaki zamanı telafi etmeye, orada kaçırdıklarımızı birbirimize anlatmaya çalışıyoruz ama aslında yeniden tanışıyoruz.
Aslında bence insanların her gün birbirine günaydın demesi sanki yeniden tanışmak gibi bir şey.
Ama bazı ilişkilerin bitmesi gerekiyor.
Siz kendinize yakıştıramıyorsunuz, bu arkadaşlığa yakıştıramıyorsunuz ve belki de çok emek sarf ettiğiniz bir arkadaşlığının bitme fikri size başarısızmışsınız gibi hissettirebilir.
Bunlar benim yaşadığım, hissettiğim şeyler hala daha.
Ama hep şöyle düşünüyorum.
Bu kadar senede ben hayatıma onları entegre ettim.
Hani beni tanıyorlar, evet.
Ve ben bu süreç ne kadar değiştiysem, hayatımda yeni şeyler olduysa ya da bazı şeyler eksildiyse bile
bu sürece de şahit oldukları için beni gerçekten tanıyorlar.
O yüzden ben artık sessizsem, suskunsam, eskisi kadar konuşmuyorsam ya da artık bir şeyleri çözmek için çaba sarf edemiyorsam belki bu da benim değişimimin parçasıdır.
Ve beni gerçekten tanıyorlarsa buna da saygı göstereceklerdir.
Bir şeylerin başlaması gibi bitmesini de normalize etmemiz gerekiyor.
Ama bir o kadar da arkadaşlık bittiğinde ya da bir arkadaşlığın artık bitmesine karar verdiğimizde bence bundan dolayı da çok suçluluk duymamak gerekiyor.
Benim çok fazla şey arkadaşlığım oldu. O arkadaşlığı yürütmek için alttan aldığım, tolere ettiğim, kavga etmekten çekindiğim, probleme neden olabilir diye bazı şeylerimi paylaşmaktan çekindiğim, yargılanmaktan korktuğum için bazı şeyleri içime attığım.
Ve açıkçası bu düşünceler bir noktadan sonra böyle asileşip, içimde böyle bir topluluk oluşturup bana karşı güçlendiler ve bana bir gün şöyle dediler.
Sen bizi bu insanlardan saklıyorsan, bu insanlarla bizi paylaşamıyorsan, bizi niye hayatında, bu insanları niye hayatında tutuyorsun ya da bizi niye hayatında tutuyorsun?
Bu yaptığım şeyler atıyorum işte arkadaşlarımla paylaşamadığım, yargılanmaktan korktuğum ya da aramızı etkileyeceğini düşündüğüm bazı şeyleri paylaşamıyorum.
Bu şeyleri niye yapıyorum o zaman? Utanıyor muyum ya da yakıştırmıyor muyum kendime?
Cevap hayır. Ben ben olduğum için yaptım. İstediğim için yaptım.
Peki bu şeyleri hayatımda yapmak ve tutmak istememe rağmen bunları bazı insanlarla paylaşamıyorsam o zaman o insanları niye tutuyorum?
Aslında biraz survivor gibi. Bir tarafın her zaman elenmesi gerekiyor ki sen ilerle.
Eğer iki taraftan biri ilerlemezse o fazla kalıp kazananı belirlemek için çaba ve zaman sarf etmeye devam ediyorsun.
Böyle şampiyonluk maçı gibi. 90 dakikada kazanan kazanır. Kazanamazsa uzatmalara gider.
Uzatmalarda da kazanılmazsa penaltılara gider. Ama o maç öyle ya da böyle bir şampiyon elde edene kadar devam eder.
O yüzden bazı şeyleri paylaşamadığınızda artık paylaşırsanız karakterinizin böyle sanki bir saldırıya bir eleştiriye maruz kalacağını düşünüyorsanız ama hala da bu şeyleri yapmaktan vazgeçmek için bir nedeniniz yoksa belki de artık o toksik arkadaşlığı hayatınızdan çıkartmanız gerekiyordur.
Toksik ilişki kulağa çok aşina geliyor. Toksik arkadaşlık çok da yakıştırabildiğimiz bir şey değil belki de. Ama bazı arkadaşlıkların sırf başta güzeldi diye onu fazlasıyla tükettikçe bize zarar ve zehirlenmeye neden olabileceği gerçeği de kaçınamayacağımız bir şey.
belki de o yüzden bir şeyin eni olmamak gerekiyor.
Ne kadar fazla tüketirsen o kadar zehirlenme ihtimalinin artması gibi
ya da ondan bir anda uzaklaşmak istemek gibi.
Bazı arkadaşlıkların da artık bitmesi gerektiğini
yani insanın parmağı kangren oluyor ve bir sabah 9 parmakla uyanıyor.
Çünkü diğerlerine zarar vermemek için ya da tamamen bir huzu kaybetmemek için
bazen insan bir parmağından bile vazgeçmek zorunda kalıyor.
O yüzden eğer bazı ilişkilerin sonucunda vazgeçmemiz gereken şey kendimiz ya da yaptığımız şeylerse belki de ne kadar acı verici olursa olsun o uzvu, o arkadaşlığı artık kesmemiz gerekiyor.
Ve bu demek değil ki yerine illa yeni bir parmak koymamız gerekiyor.
Evet koyabilirsiniz, evet tamamlayabilirsiniz ve belki hiçbir zaman eskisi gibi, doğalı gibi, en baştaki gibi olmayacak.
Ama çok büyük bir parçadan ve kendinizden vazgeçmemeniz için bazı şeyleri geç olmadan, daha fazla zehirlemeden kesip atmak gerekiyor.
Bence arkadaşlık bitirmek, üzerine yapıştırdığımız acımasız etiketi ortadan kaldırmamız gereken bir şey.
Bu arkadaşlığı bitiren sizseniz zaten anlayacaksınız ne dediğimi.
Ama bazen istemediğimiz halde bitirilen bir arkadaşlığın edilgen yani nesnesi olabiliyoruz.
Bazen özne bu arkadaşlığı bitirmek isteyebiliyor ve biz çat diye çok aşina olduğumuz bir şeyden ayrı hale geliyoruz.
Ayrı düşüyoruz.
Belki bundan ormanızı etmek gerekiyor.
Çünkü katil ve maktul olmak farklı şeyler. Etken ve edilgen olmak farklı şeyler. Ama etkenken sebepleriniz geçerliyse edilgen olduğumuzda da karşı tarafın kendince geçerli sebepleri olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.
Bazen açıklamaya çok ihtiyaç duyuyoruz. Bir şey duymak, neden bu ilişkinin artık bittiğini ya da eskisi kadar yakın olmadığımızı sormak, öğrenmek istiyoruz.
Ama öğrensek de ne değişecek?
Ya da belki de artık bu şeyin orada olmaması varlığından daha büyük bir rahatlama getirecek.
Belki dediğim gibi arkadaşsızlık da arkadaşlığın bir parçası olduğu için bizi zannettiğimiz kadar da yalnız hissettirmeyecek.
Ama galiba bu bölümün sonunda benim söyleyebileceğim şey bir şeyi ne kadar çok seversek sevelim alışkanlık olursa olsun bazı noktada bitmesine izin vermemiz gerekiyor.
Şu an karşımda bana Eda ile Tutkun'un hediye ettiği mum var.
Beni rahatlatması için onu yakmıştım.
Bugün o kızım.
Mesela ben bu mumu gıdım gıdım yakıyorum.
ve biliyorum yani bir gün böyle sabaha kadar yanacağı bir an olacak onu söndürmek istemeyeceğim.
Ama bittiği noktada söndürmezsem ya da yakmakta ısrar edersem
hem arkadaşlarımın bana hediye ettiği şeyi mahvetmiş olacağım
hem de belki de sahip olduğum evi, odayı ya da başka nesneleri de yakıp kül edeceğim.
Bir şey bitebilir ve belki de her şeyin bitecek olduğunu bilmek süreçten daha fazla keyif almamıza yönelik bir şeydir.
O yüzden bölüm sonunda söyleyebileceğim şey arkadaşlıkların bitmesini, arkadaşlıklar bittikten sonra çekilen acıyı ve bazen sırf başka arkadaşlarımız da var diye bu yas tutamayacağımız anlamına gelmediğini normalize edelim.
Finger crossed.
Yine bir şeyleri normalize etmişizdir umarım.
Kendi başıma bu kadar uzun konuşacağımı hiç düşünmüyordum.
20 dakikada biter diye düşünüyordum.
Şu an kaç dakika oldu bakmaya bile utanıyorum.
Ama belki de bu size biraz ilham olur.
Gerçekten arkadaşlarımın çok sayılı olduğu,
çok fazla arkadaşlığımın bittiği ya da artık eskisi kadar yakın olmadığımızı fark ettiğim
ve bunun böyle beni gerçekten kulağımın dibinde vızıldayan bir sinek gibi rahatsız ettiğini
ama onu bir türlü yakalayıp onunla hesaplaşamadığım hissettiğim bir dönemde
kendi başıma bile bu kadar uzun konuşabiliyorum.
Belki de yalnızlık ya da arkadaşsızlık o kadar da yalnızlığa ya da sessizliğe delalet etmiyordur.
Siz varsınız ve söylemeden edemeyeceğim.
Benim son dönemde hayatıma çok fazla, yani çok fazla değil belki sayıca
Ama gerçekten çok farklı, çok kendine özgü bir arkadaş güruhu girdi, bir insan güruhu girdi.
Ve zamanında yaşadığım hissizliklerin, hissetme arzularımın, yalnızlığın, arkadaşsızlığın ya da biten arkadaşlıklarımın sonucunda
şu an hayatıma aldığım arkadaşlarımda aslında fark etmeden ne kadar seçici olduğumu
Ve gerçekten bana ne kadar faydalı, bana ne kadar kendimi iyi hissettiren ve benim gelişimimde parmak izi olan insanlar olduğunu fark ettikçe aslında arkadaşsız kaldığım dönemle gurur duymaya ve hatta bazen iyi ki bu dönemi yaşadım demeye başlıyorum.
O yüzden bu kendini yalnız ya da bitmiş bir arkadaşlığın sonucunda çaresiz hissedenlere gelsin.
O sessizlik, o durgunluk neyi istediğinizi ve neyi istemediğinizi size çok gösteren bir şey.
Kendini bilenler var bu bölümü dinlerken.
İyi ki hayatıma girdiniz.
Çok seviyorum sizi.
Gerçekten insan hayatına çok fazla insan alınca, çok fazla yeni insanla tanışınca
o kalabalığın içinde bazen istediği, esas görmek istediği kişilerle çok göz kontağı kuramıyor.
Ama bir parti bittiğinde ev sahibi olarak sizin yanınızda kimler kalıyorsa yolu onlarla devam ediyorsunuz.
Çünkü onlar hem sizinle eğlenmiş hem de sonrasında evi toplamayı göze almış olanlar oluyor.
Onlara çok teşekkür ederim.
Özellikle de bu yolculuğunda beni yalnız bırakmadıkları için.
Ve otostopçu bile olduklarını düşünmüyorum.
Belki güzergahı bile birlikte çiziyoruz.
Çok teşekkür ederim hem o arkadaşlarıma hem de sizlere.
Benim bu yolda en yakın arkadaşım olduğunuz için.
Bilgisayar ekranına karşı saatlerce konuşarak bile aslında sadece kendinizi görerek ne kadar fazla arkadaşınız olduğunuzu görüyorsunuz.
Çünkü arkadaşlarınız olmasa bile onların sizin üzerinizdeki etkisi hep kalacağı için, sizi törpüledikleri, yonttukları için her ne kadar artık o insanlarla olmasanız da o insanlardan bir parça taşıyorsunuz.
O yüzden en büyük teşekkürüm ve minnetim kendime.
Kendi üzerimde izi olan herkesi zararlı ya da zararsız gerçekten çok seviyorum.
Çünkü şu anki halimden çok keyif alıyorum.
Umutsuzluğa alışmayın, yatağa küs girmeyin.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
