
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
hayatın içinden 10 dakika, mutfakta bir kahve demleme seansında aklımda geçenlerle kulağınıza misafir olmaya geldim. bardağa dolu ya da boş tarafından bakmak bir tercih elbette, bardak kahveyle dolu olduğu sürece hiç dert değil. iyi dinlemeler <3
Transkript
Herkese selam.
Aa inanılmaz bir heyecan var içimde neden sesli konuşacağım diye.
Bugün böyle haftanın başında böyle isteyken ya da ders çalışıyorken okuldayken ya da işte o klasik pazartesi sendromunu derinden hissederken bir yerden böyle bir 5-10 dakikada olsa beni bir duyun istedim.
Arayı çok açmak istemiyorum.
Son bölümden sonra gerçekten podcast dünyasına bakış açım değişti.
Gerçekten burada sanırım bir yerim varmış gibi düşünüyorum.
Buradan tekrardan hepinize dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
İdil ve İrem'e katılıp da benim podcast'imi şenlendirdikleri için çok teşekkür ederim.
Ve en büyük teşekkürüm de tabii ki erkeklere.
Olmasalar da olmazdık.
Bu bölümü de yapamazdık.
Bu bölümü mutfaktan kaydediyorum.
Az önce yani benim için çok tembel bir pazartesi oluyor.
Emma Chamberlain'in bir tane videosunu izledim.
Ve belki işte benim anlatmaya çalıştığım şeylerin onun böyle hayat akışı içerisinde görmek çok hoşuma gitti.
ve çok YouTube
bir hal ki benim alanım olmayabilir ama
ben de böyle mutfaktayken
kahve hazırlıyorken size
sesleneyim istedim. O yüzden sesim arada
uzaklaşabilir, yakınlaşabilir.
Malzemeleri çıkartıyor olacağım.
Umarım iyisinizdir.
Benim için gerçekten
yani aslında hani
mantıken çok yapacak bir şeyim yokmuş gibi görünüyor.
Gerçekten günümün büyük bir
çoğunluğu uyumakla
işte uyanıp bir sonraki
uyku seansını beklemekle geçiyor.
Her gün kalkıyorum.
Ders çalışıyorum. Ama
kendimde fark ettiğim
bir şey oldu ki
durağanlığın bana iyi geldiğini
ya da gerçekten aslında
halledilebilir, başa çıkılabilir
bir şey olduğunu ya da hayatta bir şeylerin
gerçekten sorunsuz ilerleyebileceğini
hiç öğrenememişim.
Çünkü şu an hayatıma gerçekten
bir şeyler yolunda gidiyor.
Ve ben gizliden gizliye
bir problem yaratmaya çalıştığımın
çok farkındayım. Çünkü
hani
Türkiye gibi yani aslında. Mesela ben gerçekten
seçimsiz
nasıl dayanabildiğimizi
merak ediyorum. Çünkü
o kadar, ben sanki kendimi bildiğim
bile biz her sene seçim yapıyorduk ve
oy falan kullanıyorduk ve ben
24 yaşıma
gireceğim. 5 kere falan oy kullandım herhalde.
O yüzden benim için çok garip bir şey mesela
hala oy kullanmamamız falan.
aksiyon istiyoruz.
Mesela İskandinav ülkeleri falan bana çok
çok böyle sıkıcı geliyor.
Çünkü hiç aksiyon yok.
Oy falan kullanmıyorlar.
Biz bütün bakanların istediğini falan biliyoruz.
Bu yüzden hayatımda böyle.
Şu an hayatımın İskandinav
versiyonunu yaşıyor gibiyim.
Sakin, her şey yolunda.
Duran ama okey.
Ama ben
bir aksiyon istiyorum.
Ve bu aksiyonu, bu stresi de hep kötü üzerinden kendime yüklemeye çalışıyorum.
Bunu fark ettim.
Tabi bu da çok aslında olumlu bir şey değil.
Düzeltmem gereken, bu durağın aslında kıymetini bilmem gereken bir dönem.
Ama beni galiba bu farkındalıkta en çok üzen şey bir şeylerin yolunda gidiyor olmasına olan inançsızlığım.
Yani bir şeyler aslında yolunda gidiyor hayatımda.
hayatımda. Ama hep şey
bunu kimseye söyleme çünkü nazar
değer. Bunu kimseye söyleme çünkü
işte insanların gözü kalır. Aslında
bunu ben şu olduğunu fark ettim.
Bunu daha önce
söylemiş olabilirim. Ama hayat
zaten tekrarlara düşmek ve zaten çıkarttığımız
dersleri tekrar tekrar
almakla ilgili biraz. Şunu
fark ettim.
Aslında nazardan falan
korkmuyoruz.
İstediğimiz sonucu elde edemezsek
karşılaşabileceğimiz tırnak içindeki başarısızlığın başka insanlar tarafından nasıl karşılanacağından,
başka insanlara hayal kırıklığını uğratmaktan ya da başka insanların bize acımasından korkuyoruz.
Ve kendi eylemlerimiz ya da eylemsizliklerimizde bile kendimizi uğratacağımız hayal kırıklığı
ya da kendimizde duyacağımız gurur her zaman ikinci planda oluyor.
Ve bunu ne kadar değiştirmem gereken bir şey olduğunu ama inanılmaz derecede de
karakterimle iç içe geçtiğini ve
adeta bundan kurtulmak için
böyle bıçak altına yatman
falan gerekiyormuş gibi hissediyorum. O yüzden
bu parçamdan ayrılmak çok da kolay olmayacak
gibi.
Ama en azından bir noktada
bunu fark etmek ve
galiba sırf bir şey
benimle iç içe geçti diye
ondan ayrılmamak
çok da sağlıklı bir karar olmayacak diye
düşünmek galiba uzun zamanlar yaptığım
en olgunca şey. Yani böyle kene gibi
Hani sırf o sana yapıştı ve artık bir parçal oldu ve işte onu çıkartmak çok acılı bir proses gibi görünüyor diye ondan kurtulmamak uzun vadede zehirleyecektir seni.
Kanını emecek yani.
Birçok insanın, birçok eylemin, birçok hayatımızda zaten var işte çıkartmayayım ya hani benim eski arkadaşım falan diye hayatımızda tuttuğumuz insanların bize negatifi basan her şeyin de hayatımızda olmasındaki temel sebebin bu olduğunu düşünüyorum.
Umarım böyle kıpırdamam sizi çok rahatsız etmemiştir.
Kahve demleniyor.
Ben de oturdum biraz.
Buradan oturarak devam edeceğim.
Yani bunun farkındalığıyla bugün güne başladım ve...
Aydın'dayım, hiç evden çıkmıyorum.
Ama inanılmaz saçma, hiç beklemediğim bir mutluluk hakkım.
Bir şeylerin yolunda gitmesine, bir şeyleri gerçekten geliştirmeye ve başarmaya dair
kendime ilerleme görmek beni çok mutlu etti.
Hayatımdaki ilerlemeler, kendim için aldığım aksiyonlar,
Yani benim için, benim karakterimdeki bir insan için telefonu kapatıp ya da işte interneti falan kapatıp, telefonu bir kenara koyup tamam şimdi kendim için bu derse odaklanacağım ya da kendim için bu filme odaklanacağım demenin ne kadar zor olduğunu belki aranızda tahmin edenler, hissedenler vardır.
Bu duyguyu çok yaşamanızı istemem ama öyle bir şey ki sanki 2 saatlik bir film için telefonunuzu kapatıp kenara koyarsanız hayatın geri kalanından uzaklaşacaksınız ya da hayat akışında arka plana düşeceksiniz, yakalayamayacaksınız.
Sanki siz 2 saat film izleyeceksiniz ve geri döndüğünüzde dünya sessiz devam ediyor ve sizin bıraktığınız boşluğu başka şeylerle doldurmuş olacak gibi bir endişe var hep içimde.
O yüzden mesela dün yatağa girdim ve 12.30 falan sanırım yani abartısız 2 aydır 3 aydır falan uyumak için yatağa girdiğim en erken saatte ve gerçekten çok uykum vardı.
Ama bir arkadaşım yazdı sonra hadi bir işte tweetleri okuyayım hadi bir işte gündeme bakayım falan derken yine benim uyumam 2.30 falan buldu.
Neden? Çünkü bir şeylerden geri kalma korkusu.
Birine cevap vermezsem ne düşünür korkusu?
Ya da ya o an bana ihtiyacı varsa ve ben elimden geleni yapamamış olursam zamanında doğru yerde olamazsam korkusu?
Ama bütün bunlara ilk defa yani belki ilk defa değil ama ben ilk defa duydum bu sesi, kendime yaptığım bu serzenişi.
Peki Simay sen?
Yani benim şu an senin uyumana ihtiyacım var.
Benim şu an senin dinlenmene ihtiyacım var.
Niye bana bunu yapmıyorsun ve niye herkes için bunu yapıyorsun?
Çünkü hayatının sonuna kadar senin olacak insanın bile bir ömrü var.
Bir son kullanma tarihi var hayatında.
Ama senin forever ride or die'ın kendinsin.
Biraz kendini dinle ya falan.
Bu hep böyle söylediğim, hep önerdiğim, hep insanlara sen daha kıymetlisin, sen daha biriciksin dediğim ama iş kendime gelince çok yürürlüğe sokamadığım bir şeydi.
Ama böyle bir süredir bir şeylerin yolunda gitmesi, artık hayatımda yani sanki olmazsa çok büyük bir boşluğun açılacağını düşündüğüm birçok şeyin yerini çok daha kıymetli değerlendirebilmem.
Oralara yeni şeyler koymak yerine hani böyle gerçekten sanki aynı bedene yeniden taşınmışım.
taşınmışım. Bütün eşyaları boşaltmışım.
İşte ihtiyaç sahiplerine
vermişim, dağıtmışım, atmışım.
Bir kenara kaldırmışım ve şu an
kendi benliğimde sanki böyle
bomboş ve doldurulmayı bekleyen bir
ev gibi köşelerinde dans ediyorum.
Köşe bucak temizliyorum. Böyle
aha burada bu varmış diyorum ve bu farkındalık
süreci o kadar keyifli ki
artık biri beni dışarı davet ettiğine yok.
Ben gelmeyeceğim diyebiliyorum ve bunun için
bahane uydurmaya gerek yok. Çünkü
kendime ayırmak istediğim zaman
zaten sebeplerin en kıymetlisi bence.
Ne bileyim, dedim ya bugün Emma'yı izledim ve yataktan iki gün çıkmamak da normal.
Bir yerlere gitmek için hazır hissetmemek ya da biraz kendini ittirmek de normal.
Bazen geri düşmek de normal.
Benim de mesela şu an yapmam gereken birkaç önemli şey var.
Oturup onlarla uğraşmam lazım ama hiç içimden gelmiyor.
başlarsam gayet normal ve güzel bir şekilde bitireceğimi bildiğim için de biraz aslında şey
nasılsa yaparım özgüveni var.
Bu özgüveni de hissetmeli çok uzun zaman oldu.
O yüzden bu ertelemeyi istediğim bir şeyle tamamlamak ve size tekrardan böyle bir gelmek
bir 10 dakikada 15 dakikada olsa haftanın başında bir sesimi duyurmak istedim.
Umarım haftanız süper geçecek.
Umarım çok güzel bir başlangıç yaptınız.
Veya kötü bir başlangıç yaptınız olabilir.
Her şey daha iyi olacak zaten.
Bu kaçarı olmayan bir şey.
Yani en negatif ihtimalle bile, en böyle bütün negatifleri aldığımızda bile şu an kötü bir hali sindirmek ve öğrenmek bir sonraki karşılaşmada onunla nasıl baş edeceğini öğreniyor.
Yine darbe yiyorsun ama en azından birkaç tane böyle tekmeden, yumruktan sıyrılmayı beceriyorsun.
İnsan öğrenmeye çok açık ve dışarısı insanın kendi içi bile binbir türlü bilgiyle dolu.
Böyle size yaşam koçluğu falan yapmak istemiyorum.
Zaten en kötü anlarımda da siz buradaydınız.
Ama olay ulan bu zamanında bu kadar bok gibi hisseden kız mı akıl veriyorsa değil.
Zamanında bu kadar bok gibi hisseden kız bile bir pazartesi yumukla gözünü açıyorsa gerçekten hayat yaşamaya değermiş demenin küçük bir anekdotu.
Benim kahvem oldu.
dolduruyorum. Kapatıyorum
bölümü ve kahvemi içmeye gidiyorum.
Şimdiye kadar hep demledikten sonra
kahvemi içerken
sizinle konuşmuştum. Yine hayatımın
bir noktasında ben bir şey hazırlarken
yanımda oldunuz. Çok teşekkür ederim.
Sizi öpüyorum.
Umutsuzluğa alışmayın. Ne yatağa
ne de yeni bir haftaya küs girmeyin.
Sevgiler size.
Altyazı M.K.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
