
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
değişim, devinim, dönüp dolaşıp aynı yere gelmek ama bıraktığın gibi bulamamak falan filan. dünya yuvarlak olunca ne kadar yol kat etsem de geldiğim yere geri döndüm. geri geri gitmekten iyidir diyelim. huzurlarınızda bölüm 6. şehirler bile değişmiş, biz hep aynı.
Transkript
Merhaba arkadaşlar.
Ben Simay.
Siz de benim sesim olan sarı okuz değil misiniz?
Hoş geldiniz.
Bugün 6. bölümle karşınızdayım.
Bölümün ismi yine belli değil ve yine ben uzun bir süre konuştuktan sonra içinden cımbızla bir şeyler çekeceğim ve bölümün adına karar vereceğim.
Umarım iyisinizdir.
Ben bir takım değişiklikler yaptım.
Böyle 2. bölümde baya bir laf attığım işte yok artık kendime ait hissetmiyorum, memlekette bile memlekette gibi hissetmiyorum, kayıp hissediyorum falan dediğim yere memlekete döndüm.
ama kayıp hislerimle birlikte döndüm
sanki böyle küsmüş iki tane çocuğu
bir odaya tıkıp hadi bakalım
öpüşüp barışın dercesine
bir zorlama yaptım aslında biraz kendime
ama buraya dönüşümü
kürkçü dükkanına dönmek gibi
nitelendirmiyorum
illa ama illa yani bu bölümde
bu kürkçü dükkanı lafına
değinmeyi kafama koymuştum
bir tweeti gördüğümden beri
şöyle diyordu
tilki
kürkçü dükkana gidene kadar bir sürü yere uğrar ve hepsi kendini kürkçü dükkanı zanneder diye.
O yüzden belki burası da benim dönüp dolaşıp gideceğim yer değil, döneceğim yer değil de sadece uğrak noktalarımdan bir tanesidir.
Çünkü içinde bulunduğum, bulunacağım ortamları değiştiremediğimi fark ettiğimden beri o ortama dair bakış açımı değiştirmeye çalışıyorum.
Ve belki buranın benim için bir uğrak nokta olduğunu, sadece bir dinlenme tesisi olduğunu kendime böyle benimsetebilirsem belki burada geçirdiğim sürede daha fazla gerçekten dinlenebilirim diye düşünüyorum.
Umuyorum da denebilir.
Böyle bir değişikliğe galiba biraz ihtiyacım vardı.
Çünkü bence bir şehirde birine aşık olduğunuzda o şehre de aşık oluyorsunuz.
Ve o kişiden ayrıldığınızda o şehir tabii ki kolaylıkla ayrılabildiğiniz bir konumda olmuyor.
Ama o ilişkiyi de toksikleştirmek istemiyordum.
Çünkü İstanbul benim gerçekten aşık olduğum bir yer.
Çok güzel ya da çok üzüntülü, çok ağlamalı, çok gülmeli bir sürü anı sığdırdım birçok sokağına.
Ve açıkçası aramızın bozulmasını çok istemedim.
O yüzden İstanbul'dan biraz uzaklaşmak bana iyi gelecek diye düşündüm.
ve ailemin yanına geldim.
Bu ortam değişikliği çok da fena olmadı aslında.
Şu an bilgisayarımın fanı mı çalışıyor onu kontrol etmem lazım.
Çünkü kendimi gerçekten biraz İstanbul'da
böyle yataktan çıkmayarak, yemek yapmayarak ya da hiç güne başlamayarak
sanki biraz cezalandırıyor gibiydim.
Ama buraya gelince ister istemez kendi kurallarıma göre değil de
Ve bu evde yaşantısını sürdüren insanların kurallarına göre yaşamak zorunda olduğum için farklı bir düzen iki gün içinde bile aslında bende baya bir değişiklik yaptı.
O yüzden bir süre burada kalmayı düşünüyorum.
Ama tabii bu dönüşte de şöyle bir şey var.
Bazı şeyleri evet İstanbul'da bırakabiliyorsunuz.
Yani evi bıraktım, eşyalarımı bıraktım, arkadaşlarımı bıraktım.
Ama kaçamadığım hisler tabii ki benimle birlikte geldi.
Benimle birlikte uçağa bindiler.
Benim yine seyahatimde, yolculuğumda, uykumda, uyanıklığımda yanımda olmaya da devam ediyorlar.
Ama onları geride bırakamazdım.
Zaten bıraksaydım da bu sefer sanki burada geçirdiğim bütün süre boyunca İstanbul'da çok büyük bir dağınıklık bırakmışım gibi.
Ki aslında bir noktada da öyle.
Çok büyük bir ruhsal dağınıklık bırakmış olacaktım.
ve döndüğümde o yol yorgunluğunun üstüne bütün o dağınıklıkla yüzleşmek
bana belki buraya gelmeden önce hissettiğimden daha fazla yalnız ve daha fazla çaresiz hissettirecekti.
O yüzden böyle sanki bitmemiş bir kitabı yanına alır gibi
ben de o hisleri de valizime koyup buraya geldim.
Burada yemek yapmakla ya da ne bileyim evin düzeniyle, alışverişiyle ben ilgilenmediğim için
24 saatin 24'ünü de o hisleri düzene sokmak için harcayabileceğimi biliyorum.
Ve insan elinde bir şeyleri harcayabilme lüksü olduğunu bildiğinde çok da zaten harcama ya da zamanını ona vermeye yeltenmiyor.
Çünkü zaten sınırsız sayıda zamanı olduğunu, günü olduğunu bir noktada biliyor.
Ben de o yüzden çok kendi üstüme gelmiyorum.
Bir şeyleri düşünme zamanının geldiğinde zaten sıraya gireceğini ve onları düşüneceğimi biliyorum.
Şimdi böyle kendime bir bardak çay aldım.
Suyumu doldurdum, bilgisayarın karşısına geçtim ve bu sefer alışılagelmişin dışında pencereden dışarıya bakarak değil duvarı seyrederek bu bölümü kaydediyorum.
Belki bu da aşina olduğumuz, ortaklaştığımız durumlardan bir tanesidir.
İçinde bir sürü şey varken, konuşmak istediğim birçok konu varken bomboş duvara bakmak.
Ve belki siz de zaman zaman benim gibi böyle gözlerinizi kapatıp hatta bu işte o kadar iyileşiyorsunuz ki bazen gözünüz açıkken bile sanki bir projeksiyon makinesiyle yansıtır gibi o duvara sizi duymasını istediğiniz insanların yüzünü yapıştırıyorsunuz.
Ben de öyle yapıyorum.
Ama ilk bölümlerde gerçekten spesifik yüzler vardı beni duymasını istediğim.
Ama son günlerde artık o yüzlerin yerini tanıdığım tanımadığım ama sadece beni duymasından keyif aldığım insanlar bir noktada siz aldınız.
geçen bölümü arkadaşlarımla
ben kaydettikten sonra dinlerken
orada böyle bir 5 dakika falan
gizgahta size teşekkür ediyorum
sonra dalgasına şey dedim işte
ben galiba her bölümde böyle bir 5 dakikayı
teşekkür ederek yiyeceğim diye
ama harbiden öyle oluyor yani
mutlaka size teşekkür ediyorum yani
onu yapmadan geçemiyorum bu da alışkanlıklarımdan
bir tanesi oldu
belki siz sonumdan da anlarsınız
bir nebze daha iyi hissediyorum
çünkü bir şeylere
başlamak gerçekten bitirmenin
yarısıymış.
Ben biraz bu dönemde yaşadığım
sıkıntılardan ötürü yaşamaya çok çekiniyordum.
Çünkü yaşamaya bir kere başladığınızda
onu bitirmek çok da kolay olmuyor.
Sizi içine çekiyor.
Ve benim gerçekten yaşamaya daha hiç enerjim
kalmadığını hissediyordum.
Hala daha o enerjiden yoksunum.
Yani bundan 3 gün önce
öğlen 3'te falan uyanıyordum.
2 gün önce 12'de uyandım.
Bugün 10.30'da uyandım.
Böyle böyle
kendimle geçireceğim zamanı
hem arttırıyorum. Güne daha erken
başlıyorum. Hem de bir noktada aslında
kendimle takılıp şey diyorum.
Bu Simay da eğlenceli kızmış ya. Çok da fena
değilmiş aslında falan diyorum. O noktada
çok tatlı aslında. Sanki böyle
yeniden kendimi tanıyor gibiyim.
Çünkü zaten insana da
yani aynı olabildiği kaç dakika
var ki. Hani ben bir dakika önce bu cümleyi
kurduğum Simay'la aynı mıyım şimdi
yani. Farklı şeyler hissediyorum.
Bir dakika daha yaşlandım vesaire.
Yani orada bir sürü felsefek yorum yapılır herhalde ama felsefe benim çok da sevdiğim bir şey değil açıkçası.
Yani bir arkadaşımın önerisi üstüne işte şeyden bahsetmeye karar verdim.
Daha böyle değişimlerden, ortam değişikliğinden.
Aa dedim çok güzel konu tamam bundan bahsedeyim.
Ama düşününce de gerçekten ben İstanbul'da da hali hazırda odamda mutfakta yemek yaparken ya da ne bileyim işte salonda oturup böyle tişörte kasnakla bir şeyler işlerken bile hep aynı şeyleri düşünüyordum.
Yani onları beraberimde getirdiğim için çok da büyük bir farklılıktan bahsedemem.
Ama yine de farklı bir koltukta oturmak, farklı bir terlik giymek, masada bir anda tek başına değil de dört kişi olmak bile insana böyle ne bileyim daha iyi hissettiriyor.
sanki böyle bavulumdan çıkarttığım
işte eşyaları odama yerleştirirken
işte kıyafetlerimi ne bileyim
parfümü mü şampuanı mı vesaire
bu arada şampuan kullanmıyorum ben sabun
kullanıyorum çok uzun bir süredir ama
işte orada aklıma gelen ilk nesne buydu
parfüm de kullanmıyorum bu arada
baya yalan dolan üstüne dönen bir podcast
oldu bu
yani her neyse bavulumdaki belli başlı
şeyleri böyle odada yerleştirirken
etrafıma baktım
bir tek kendime yer bulamadım.
Yani ne o yatak bana ait geldi
ne o koltuk bana ait geldi.
Zaten ben buradan çıkar çıkmaz
annem hemen
daha önceki bölümlerde de bahsettiğim gibi
ben işte ütü masası, çamaşır sepetini
falan koyarlar ya hemen gitmiş
bir tane küçük televizyon yerleştirmiş falan.
Kendi örgü sepetini
getirmiş, kendi sehpasını getirmiş
falan. Ne bileyim benim yerde
durmasını çok sevdiğim tabloyu asmış.
E tabi bana tatlılık yapmak
istemiş. Kesinlikle bunu şey yapmıyorum. Buradan da
kendisine teşekkür ederim. Her bölümümün
çok tutkulu bir dinleyicisi kendisi.
Ama yine de böyle insan şey
diyor. Oha burada ben yoktum.
Bir sürü değişiklik olmuş. Şimdi ben
geldim. Sanki bir tek bana yer yok gibi.
Bir tek kendimi bu odada nereye konumlandıracağımı
bilemedim. Neyse
iki gündür buradayım. Yani üç gündür
buradayım. İki gecedir burada kalıyorum.
Yatağın sürekli sol tarafında
yatıyorum. Annem de diyor ki sol tarafta duruyorsun
sürekli düşeceksin yataktan falan.
Ama bilmiyor ki benim için kendimi o yatağın sol tarafına kanalize etmek bile çok zor.
Ben şimdi yatağın sağ tarafına geçsem bile oraya uyum sağlayamayacak kadar artık konfor zonumdan çıkamayacak bir haldeyim.
Ki gerçekten beni tanıyanlarınız var.
Belki podcast'tan tanıyıp çıkarım yapanlarınız var ama
gerçekten normalde inanılmaz girişken, inanılmaz sürekli bir şeylere uyum sağlamaya çalışan bir insanım.
Hatta galiba biraz bundan da dem vuracağım.
Çünkü bir şeylere uyum sağlamaya dair o kadar büyük bir çaba içindeyim ki gerçekten yıllardır belki kendimi bildiğim bileli hani aynaya bakıp oha ben bir insanım farkındalığına vardığımdan beri artık şey düşünüyorum.
Bu ben miyim yoksa insanlara uyum sağlama çabamdan böyle binlerce maskeyi üst üste takmış biriyim ve artık kendime erişemiyorum bile mi?
O ayrımı yapamıyorum. O yüzden de böyle bu insandan yani binlerce maske takabilen, binlerce ortama girip uyum sağlayabilen bir insandan yatağın solundan sağına geçmeyi bile çok büyük bir şey yapamıyorum.
Bir değişim olarak gören bir insana evrilmek inanın benim için çok farklı bir şey.
Yani her aynaya baktığımda bambaşka bir insanla tanışıyormuşum gibi.
Ama küçük değişiklikler bile yapamayacak bir haldeyken kalkıp aşina olduğum evimden tekrardan buraya dönmek.
Gerçekten ikinci bölümde o hissederek söylediğim ya ben hiçbir yere ait hissedemiyorum durumuna hala daha sahipken kalkıp ailemin yanına gelmek bile benim için çok büyük bir adımdı.
O yüzden çayımdan, hop bilgisayar düşüyordu.
O yüzden çayımdan şimdi alacağım yudumu öncelikle siz görmeseniz de hepinize kadeh kaldırarak içeceğim.
o yüzden galiba
değişimler
bir noktada insana iyi geliyor
farklı bir ortamda olmak iyi geliyor
en kötü
gidiyorsunuz ailemizin yanına
ne bileyim sen çok zayıflamışsın
falan diyorlar
böyle bir hoşuna gidiyor
ya da ne bileyim normalde işte
kendi başınayken ders çalışırsın
10 kere böyle o zoom'daki
aynı kaydı dinlersin
evde turlarsın falan
Onu ailenin yanında yapıyorsun bir bok yaptığını zannediyorlar.
Bizimki de çok çalışıyor falan diyorlar.
Yani en azından bizim evde şu an durum bu.
O bile güzel yani.
Çünkü mesela geçen şey oldu.
Sofrada yemek yiyorum.
Bu aralar çok iştahsız olduğumdan bahsetmiş olmam lazım.
Pek iştahlı değilim.
Çok fazla yemek yesin falan yok.
Annem de bunu biliyor.
O çok endişeli falan.
Geçen böyle sofrada yemek yiyorum.
Annem de durmuş beni izliyor ve diyor ki.
O çok güzel yemek yiyorsun.
Aferin güzel kızıma falan.
Yani o kadar garip ki insanın yemek yenmesi bile takdir ediliyor bir ortamda.
Ve bana şey verdi bu.
Mutluluk verdi böyle yemek yememin bile takdir edilmesi.
Ve kendimi hiç takdir etmiyorum.
Kendimi hiç takdir etmiyorum.
Yani neden böyle, neden hiç takdire alışık değilim?
Ya da neden birileri bir şeyimi takdir ettiğinde onu direkt küçümsüyorum?
Bilmiyorum.
Mesela ben çok fazla işte böyle projeye falan giderdim.
İnsanlar bunu takdir ettiğinde hep açıklamam şu olurdu.
Ya şansına işte ya.
Yani bir anda oldu ben de bilmiyorum.
İşte gönderecek birini bulamadılar falan.
Gerçekten takdir edilecek bir şey olup olmaması zaten tartışılır.
O sizin ona atıf ettiğiniz değerle ilgili.
Ama yaptığınız şeyleri birisi takdir ettiğinde de onu neden kabul etmiyoruz bilmiyorum.
Mesela neden iltifata bu kadar yabancı insanlarız?
Kültürle mi ilgili, jenerasyonla mı ilgili, cinsiyetle mi ilgili yoksa daha önce hiç takdir görmemekle mi ilgili bilmiyorum.
Ama insanlar gerçekten takdir edilebilecek şeylerimi de takdir etse hemen böyle ona bir karşı argüman sunuyorum.
Bunu da uzun süredir doğru düzgün yemek yemedikten sonra annem ne kadar güzel yemek yiyorsun falan deyince bozmayarak
o takdiri kabul ederek
yine böyle kendime
beyaz bayrak salladım.
Çünkü tabii ki burada size şey demeyeceğim işte
her yeni güne şükredin, şükrederek
uyanın, inanılmaz güzel olacak,
hayat size güzellikler getirecek falan
değil çünkü evet okey
hayatın güzellikler getireceğini hepimiz biliyoruz
ama hayat beraberinde kaosta
getiriyor ve bize kimse bunu söylemiyor.
Herkes diyor ki işte çok güzel şeyler
olacak, biri seni çok sevecek, çok kıymet
verdiğin biri olacak. Evet doğru
ama kimse o kişinin ne kadar
kalbimi kırabileceğinden bahsetmiyor.
Ya da İstanbul'a gideceksin, üniversite
hayatı çok güzel olacak, gezeceksin,
tozacaksın diyor. Evet ama kimse
konser biletlerinin 150 lira olduğunu söylemiyor.
Kimse aşk acısının çok fazla olduğunu
ya da ne bileyim
bazen gerçekten doğalgaz faturasından
korkup 3 tane ceketi üst üste giymek
gerekeceğini ya da ne bileyim
böyle dışarıda içmek çok zor
olduğu için yani artık çok pahalı olduğu için
böyle tek elden birayı alıp
bir parkta içmemiz gerekebileceğini, ne bileyim bazen kendi gözyaşımızı kendi kendimize silmek zorunda kalacağımızı kimse söylemiyor.
Herkes dünyanın toz pembe tarafını bize anlatıyor ve hayata bize toz pembe tanıtıyor.
Sonra biz hayatla tanıştığımızda bütün o bokun püsürün altında kalıyoruz.
Halbuki baştan bize bu hayatın ne kadar boktan olabileceğini söyleseler belki ona göre yanımızda dezenfektanımızla gezeriz.
Ama öyle değil ve dünya galiba artık bu sahte tanımlamalardan, onu toz pembe tanıtılmasından o kadar rahatsız ki işte böyle virüslerle, ne bileyim farklı farklı çeşitli pisliklerle bizi böyle dezenfektanlarla, maskelerle, eldivenlerle, ne bileyim kolonyalarla dolaşmaya zorlayarak bizi hayata kendi kendine hazırladı yani.
Kendini bize, bizi de kendisine hazırladı bir noktada.
Yani dünyaya ben müteşekkirim.
Ama her yeni günün mükemmel, güzel, mükemmel, güneşli olduğu için falan değil.
Dünyaya özellikle 2020 senesine çok müteşekkirim.
Çünkü kendisinin ne kadar boktan olabileceğini kendi kendine gösterebileceği kadar da erdemli ve kendini tanıyan bir şeymiş.
O yüzden teşekkürler evren.
En azından aramızda boktan olduğunu kabul eden birileri var.
O yüzden demem o ki, size burada bir şeylere şükretmeniz gerektiğini söylemeyeceğim.
küçük değişimleri
kabullenin her yeni gün kendinize
bir şeyler ekleyin falan demeyeceğim
değişimlere ayak uyduramadığınız olacak
çünkü çok sabit bir şekilde
3 saat otursanız bile ayağa kalktığınızda
ayağınız uyuşmuş oluyor
belki doğduğunuzdan beri işte ne bileyim
6 aylıktan 1 yaşınızdan beri
adım atıyorsunuz dünyada
zaman zaman koşuyorsunuz ama ilerliyorsunuz
ama bazen 3 saat
oturduğunuz yerden kalktığınızda o ilk adımda
bocalıyorsunuz yani evet
Hayat bazen ezbere bildiğiniz şeyleri bile unutturabiliyor size.
Çünkü bazı şeyleri yaptığınızda küçük değişimler çok büyük hafılamalar yaşatabiliyor.
O yüzden değişimleri kabullenin bağırınıza basın falan demeyeceğim.
Bunu söyleyecek en son insanım zaten.
Sadece ben size hayatın ne kadar boktan olabileceğini hatırlatmak istiyorum.
Hayat toz pembe değil.
ama toz pembe olduğuna kendini ömür boyu hazırlayıp
sonra hayatın egzoz dumanın altında kaldığınızda
çok büyük bir hayal kırıklığı yaşamanızdansa
hayatın ne kadar boktan olabileceğinize kendinizi hazırlayıp
toz pembeliği gördüğünüzde
böyle dışarı çıktığınızda
ve işte ne bileyim gökyüzünün çok tatlı
o gün havanın çok güzel ve evrenin sizden yanı olduğunu gördüğünüzde
olabileceğinizden çok daha fazla mutlu olmanızı istiyorum
umarım bunu başarırız hep birlikte
dünya bok gibi
ama zaman zaman güzel şeyler olmuyor değil.
Aşık oluyoruz ama
kalbimiz kırılmıyor değil.
Çok çalışıyoruz ama vizelerden,
finallerden kalmıyoruz değil.
O yüzden her güzel şeyin kötü tarafları da var.
Kendinizi kötüye hazırlayın
sonra daha fazla sevinin
falan gibi bir modda yapmış olabilirim.
Çok aslında öyle demek istememiştim.
Sadece
kötü olmasaydı
iyinin de içi boşaltılacaktı.
O yüzden kötüyü kötü, iyiyi de
iyi olduğu için kabulleniyorum.
ve birlikte çok güzel bir meç olduklarını da kimse inkar edemez.
Ben bu bölümü bitiriyorum.
Başından sonuna kadar tamamen nereden başladığımı bile unuttuğum birbiriyle uyumsuz bir bölümdü.
Ama aile evinde her şey biraz öyledir.
Mesela pijamalarınız çok uyumsuzdur.
Odanız artık size ait değildir.
Çay içtiğiniz bardak aşina olduğunuz kupa değildir.
Bazen anne babanız bile çok yabancı gelir.
O yüzden bu bölümü de gündelik yaşantınızdan bir şeymiş gibi bağrınıza basın işte.
Hatta beğenmediyseniz deyin ki bu podcast'ın bu bölümü dünyanın boktan tarafı.
O yüzden daha iyileri vardır herhalde.
Neden daha iyisi 7. bölüm olmasın?
7. bölümde görüşene kadar umutsuzluğa alışmayın.
Yatağa nasıl girilmeyeceğini siz benden daha iyi biliyorsunuz zaten.
Görüşürüz.
Yaktım yürüyorum sana ama biraz zaman alacak.
Yollar ürkütücü ve karanlık.
Senin cesaretin, senin güneşin.
Sızar içime
İnsanlar değişir, şehirler değişir
Biz hep aynı
İnsanlar değişir, şehirler değişir
Biz hep aynı
Sen yokken öğrendim birkaç şeyi
Birden fazla aşk varmış bil istediğim
Sözler tutulmamak sevgiler gelip geçmek içinmiş
Müzik
Altyazı M.K.
Biz hep aynı.
İnsanlar değişir, şehirler değişir.
Biz hep aynı.
çözün ve podcast'iniz için en uygun
paketi hemen keşfedin.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
