
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
sevgili konuğum rüya ile bu bölümde aynı insanla iki kez tanışmaları, her şeyin bir sonu olduğunu bilerek de mutlu olmayı, gardımızı indirdiğimiz için yaralarla ayrıldığımız savaşları konuştuk. bölümün adı neden alışılmış yalnızlık derseniz dinleyip siz karar verin. e hoş geldiniz.
rüyanın YouTube kanalı için: https://www.youtube.com/@ruya.b
Transkript
Herkese merhaba. Sen O Kız Değil Misli'nin yeni bölümünde.
Bugün ben de uzun süredir istediğiniz bir konukla birlikteyim.
Rüya bugün bizlerle ve ben de aslında uzun süredir sessizliğimi sırf konuşacak şeyleri bulmak istediğim o yegane kişiye saklıyordum.
Ve bugün Rüya da bizimle. Bence inanılmaz dolu bir konuşma, bir sohbet olacak.
Hepiniz hoş geldiniz. Rüya sen de hoş geldin.
Merhabalar, hoş bulduk.
Nasılsın?
İyiyim, sen nasılsın?
Teşekkür ederim, ben de iyiyim. Çok teşekkür ederim öncelikle geldiğin için.
Çünkü senin benim dinleyicim olduğun, benim senin takipçin olduğun bir düzlemden burada ortak bir şey yapabilmek bence çok keyifli.
Kesinlikle.
Ve sen de takipçilerine sordun ve epey bir şey konuşmamızı istediler aslında ve çok da kıymetli şeyler istediler.
Bugün bakalım ne konuşacağız.
Ama ben önce seni hem bilenler bir daha bir hafızalarını tazelelesin hem de bilmeyenler bir tanısını istiyorum.
Kendinden bahsetmekte başlayabilirsin bence.
Tamam. Öncelikle ben de teşekkür ederim ve uzun zamandır dinlediğim için burada olmak çok sürer geliyor. Başlıyorum. Ben Rüya Rüya Pazar. Yurt dışında İrlanda'da şu an üniversite okuyorum ama yani yazları İstanbul'dayım. Asıl Karadenizliyim.
makine mühendisliği okuyorum
ikinci sınıf ve
başka
yani youtube kanalım var
ve video çekmeyi ve editlemeyi seviyorum
ama bazen kendimden soğuduğumda
video atmaya üşeniyorum ve böyle
geri atıyorum ama yine de
bir şeyler çekmeyi ben de kaydetmeyi
sonradan kendime geri bakmayı büyüdüğümü görmeyi
seviyorum böyle yani böyle
kolektif olmayı genel olarak seviyorum
o yüzden bu podcast yani çok heyecanlı
şu an çok güzel yani ben
heyecanlı paylaşıyorum kesinlikle.
Ve YouTube'a nasıl başladığını da böyle bir
sormak istiyorum aslında. Çünkü bunu hiç
seninle de konuşmadık. Tamam.
Ben böyle ortaokulda
başlamıştım aslında YouTube'a. Böyle bir tane
arkadaşım vardı ve onun dışında kimseyi
sevmediğime inanıyordum. O yüzden
hani belki böyle bir dış
dünya yani yaşadığım
hani küçük böyle hani yerden
sürekli gördüğüm insanlardan uzaklaşmak
için kullandım. Çünkü daha yaşım, dünyayı
keşfetmek için çok küçüktü yani.
ve öyle başladım. Sonra
aslında konuşmayı severek başladım. Sonra
garip bir şekilde editlemeyi
kaydetmeyi ve böyle kendimi susup
izlemeyi daha çok sevdim. O yüzden
birazcık kanalım tabi o eski ortaokul
videolarım yok ama böyle bir evrildi
ve daha
hani sadece anlarıma
dönüştü. Şu anda mesela
o YouTube'a başladığım halinden daha böyle
karakteristik bir alana dönüştürmeye
çalışıyorum. Peki böyle dönem
dönem geri dönüp o videolara baktığında
hayatını düzgün bir şekilde yansıttın
ya da o dönemki rüyayı gerçekten
represent ettiğini düşünüyor musun?
Evet.
Bence
ben yani hatta sene başlamadan
bunu söylemiştik aslında takipçilerimiz
bizim hani tanıyorlar ve bazı şeyleri
tahmin edebiliyorlar ki ben de bunu bazen
yorumlarda çok fark ediyorum.
Hani ben bir tabii ki videolarımda
çok bazen gerçekten realistik
olmayan veya majör yaşadığım
olayları gizleyip daha böyle
mesela cilt bakımı yaparken
çekiyorum kendimi orada sakin olmak için.
Ama mesela orada konuşmamamın bir sebebi
var veya orada sadece izlemelerinin
bir sebebi var. Yani geri dönüp baktığımda
ha tamam ben olayları
bildiğim için ve o zamanları hatırladığım için
doğru yansıttığımı düşünüyorum.
Ama bir yandan da böyle çok
düzenli, sakin ve
dingin olmasını istiyorum videolarımın.
Beni de öyle hissettirmesi için.
Ama beni öyle hissettirmesini istemem.
Yani aslında öyle olduğu anlamına gelmiyor.
Aslında biraz şey
senin nasıl hissetmek istediğini önceliklendirerek başladığın işlerde
bence daha gerçekçi ve daha uzun soğuklu bir şey yakalıyorsun.
Yani ben de podcastta böyle hissediyorum çünkü.
Hani ben de çok o dönemki hayatımda çok majör bir olayla başladığım için
hani aslında biraz konuşayım ve bana iyi gelsin noktasındaydı.
O yüzden belki zaman içinde bilmiyorum hiç bunu yaşadın mı
bazen insanların beklentileri seni biraz boğmaya başlıyor ne yalan söyleyeyim.
Yani insanlar senden bir şey bekliyor.
Çünkü sen üretiyorsun onlar tüketiyor ve anlaşılır bir şey ama hani bir durup bir düşünmesi de düşünmelerini de istiyor insan yani sonuçta ben hayatımdan bir şeyler yaşayıp da burada paylaşıyorum.
Baya seri üretimdeyim.
Hani o yüzden gerçekçiliğini bir noktada koruyabilmem için hayatın kendi akışında olmam lazım o yüzden belki bizim gibi kendi hayatından bir şeyler üreten insanların çok da üretim sürekliliği aynı olmuyor.
ama ben işin bu kısmını daha çok seviyorum
daha gerçekçi geliyor
ve biz seninle aslında bir buçuk senedir
yani sen daha önceden belki podcast'ı biliyorsun
ben hep ismem biliyordum
ilk defa böyle yüz yüze geliyoruz
ve aslında ikinci kez tanışıyoruz
ve senin de aynı zamanda
yani üreten iki insan olarak
ben de dönem dönem bazen eski bölümlerime bakıyorum
çok dinlemeye
evet onu soracaktım ben de sana
mesela ne zamanlar bakıyorsun eski bölümlerine
ya çok ben kendimi dinlemeye tahammül edemiyorum
ne yalan söyleyeyim
Ama arada dönüp baktığımda genellikle kendimi çok çıkmazlığa ya da artık bir şeylerin yoluna girmesine çok daha mümkünat yokmuş gibi hissettiğim dönemlerde ya bir dakika biz farklı şeyleri atlatmıştık ve nasıl atlattık diye aslında kendimden tüyü almak için dinliyorum.
Çünkü benim böyle hayatta birkaç çok korktuğum şey başıma geldi.
Yani bir arkadaşından kazık yemek.
Çünkü arkadaşlık benim çok romantize ettiğim bir şeydi.
Ya da hani günün birinde bir uyanıyorsun ve hiç sevilmediğini hissediyorsun falan.
Böyle gerçekten kabusum olan şeyler gerçek hayatta karşıma çıktı ve düşünürken atlatması zor şeylerdi.
Ama yaşadım ve atlattım.
O yüzden çok beklenmedik şeylerle karşılaştığımda böyle sanki tutorial izlermişim gibi YouTube'dan.
Cevapları geçmişte arıyorsun.
Aynen cevabı kendimde ve geçmişte arıyorum.
Zaman zaman dinliyorum yani ve aslında hali hazırda olan, yaşamış, bitmiş bir simayla yeniden tanışıyorum.
Burada seninle ikinci kez tanışıyorum ve sana da gelen aslında konuşmamızı istedikleri konulardan biri bir insanla ikinci kez tanışmaktı.
Aslında biraz oradan başlamak istiyorum.
Belki şeyden başlayabilirim
Sana şunu sorarak
Hiç böyle hayatta birisiyle tanıştığın
Ve bunun böyle bir hezeyanla sonuçlandığı
Ve belki tekrar tanışırız
Dediğin ya da umduğun biri oldu mu?
Kesinlikle oldu
Bu genellikle
Lisenin
Mesela ortaokulun ortasından
Lisenin başına kadar olan kısımda
Çünkü hep ben de seni dediğin gibi
Arkadaşlıklarımı çok romantize edip
Hep sonsuza kadar sürecekmiş gibi hissediyorum
Hatta daha
Mesela dün bir arkadaşımla yakın bir arkadaşımla kavga ettiğimde bile bu beni etkilemesinden daha duygusal sebeplere yöneliyorum.
Ve hayatımda gerçekten birkaç insanla ikinci kez tanıştığıma inandım.
Veya belki birinci kez tanıştım ve hoşuma gitmedi.
İkinci kez tanışmaktan korktum.
Ama belki ileride ikinci kez tanıştığımda ve ben de büyüdüğümde ve o da büyüdüğümde sanki...
Belki bu evrilmiş hallerimiz birbirini sever ve birbirine iyi gelir.
Ama hani o zamanda şu an iyi gelmemesini bile bir romantize etme durumu olduğunu düşünüyorum.
Ya bence biraz şey yani romantize etmek biraz hayatın gündelik akışını kolaylaştıran bir şey.
Biraz daha tahammülü kolaylaştırıyor.
Aynen öyle.
Yani ben mesela romantik ilişkileri son dönemde hayatımda çok kutsallaştırmaya başladım.
Belki uzun süredir yaşamadığımdan da kaynaklı.
Ne anlamda peki kutsallaştırdığın?
Yani.
Rutinine katarak mı?
Evet yani şöyle bende olmayan bir şey şu an ve istediğim bir şey.
ve en son yaşadığım romantik ilişki çok da sağlıklı değildi falan.
Ondan önce yaşadığım ilişkide de şeyi fark ettim.
Benim sevgililik olarak adlandırdığım şey aslında o dönemki partnerimin
randevulaştığı bir kadın olarak beni konumlandırdığı bir şeymiş.
Yani alma verme dengemiz bozukmuş.
Anladım.
O yüzden ben aslında uzun süredir bir romantik ilişki içinde değilim.
Belki bu yüzden de hayattaki birçok şeyi fazlaca romantize ediyorum.
Hani bir boşluğu dolduruyorum.
Ama bence ikili ilişkilerin inanılmaz böyle gerçekten kutsallaştırdığım
tarafı özellikle 20'li yaşlılarda
ki sen 20'lerin başındasın.
Ben ortalarını bitirmek üzereyim.
Çok şöyle bir tarafı var yani her gün
inanılmaz değişiyorsun. Mesela
belki bu bölümü kaydettikten sonra evine
giderken bambaşka bir kapı açılacak
hayatında. Sen her gün
değişiyorsun ve partnerin de değişiyor.
Bir de 20'li yaşlarda hayata
çok fazla meşgale giriyor. Üniversite gibi
aileden ayrılmak gibi.
Hobilerin değişiyor. Birçok şey değişiyor.
Bu partnerin içine geçerli ve
aslında ilişki biraz bir Rus
ruleti. Yani bizim yarınki versiyonlarımız
hala birbirini seviyor olacak mı?
Yani aslında her gün hem kendi
versiyonunla tanışıyorsun hem o
insanın kendi versiyonunla tanışması için
alan tanıyorsun ve sonra yeni
versiyonlarınız bir araya geliyor ve şey
bugün de seviyor muyum aslında?
O yüzden aslında her gün birisiyle
yeniden tekrar tekrar tanışıyorsun
ve patlak vermemesini
umuyorsun sadece. Hani
korkutucu bir tarafı var ama çok da
çekici geliyor bana. Kesinlikle
katılıyorum dediklerine. Yani bu başta
bahsettiğim şeyin tam tersi olayı aslında.
İlk başta ilk tanıştığın
versiyonlar belki birbirini seviyor ama
her gün yeniden tanıştığında belki
sen daha kendinin
ben bugün nasıl değişeyim diye düşünmezken
başkasını düşünmek de zor.
Özellikle dediğin gibi 20'li yaşların başında
insan rutinde kaybolmaktan
çok kendi içine dönmeyi veya
başkasının içine bakmaya vakit ayırmak
bence düşünüldüğünden de daha zor.
O yüzden işte
günlük yapmak, kendinin sesini
kaydetmek, hayatını
kaydetmek insan yine böyle bir
ayakları yere sağlam basıyor. Diyor ki tamam
ben en azından bu versiyonumu biliyorum
şu an geri dönüp bakabilirim. Evet.
Birisiyle tanışınca ismini not almak gibi bir şey aslında.
Kesinlikle. Kesinlikle. Aynen
öyle. Hatta ben de sevgilimle ilk
tanışımda ismini not almıştım birinden
duyunca ve
hani şu an geri dönüp o nota
baktığımda bile o hisleri geri de hissediyorum.
Yani zaten bence bu yüzden çok fazla
yani belki jenerasyon olarak
bir şeyler kaydetmeye meraklıyız. Yani
o versiyonları kaybetmekten
çok korkuyoruz ama aslında
ben onları kaybettiğimizi düşünmüyorum. Sadece
üstüne ya bir şeyler ekleniyor
ya da bir şeyler çıkıyor ama
yani bu böyle bir acıyla
bir ayrılıkla büyümek gibi bir şey.
Hani gerçekten birini geride bırakır
mıyız? Hani gerçekten ben kimseyi
hani eski arkadaşlıklar, eski
sevgililer, ailenden
biri olabilir. Hani ben gerçekten hiçbir
şeyi geride bıraktığımıza inanmadığım için
bu yeni
versiyonlarımızı da yani tanıştığımız
belki hani geri dönüp baktığımızda
ben bu insanla nasıl arkadaştım
şu an olamam diyoruz
ve sonradan diyoruz ki artık ben bu insan değilim
ama sen o insansın
sadece farklı bir şeyler katıldı
veya eksildi
çok aslında kümülatif bir şey yani sürekli birikiyorsun
ve yani
bu kadar birikmeye nasıl ağırlaşmıyoruz
ya da belki ağırlaşmak mı bizim işte bu gerçek hayatta
depresyon dediğimiz
ya da büyümek dediğimiz şey bilmiyorum ama
aslında şey aklıma geldi
sen şu anki sevgimle ilk tanıştığımda
adımı not aldım dediğinde
şeyi fark ettim ya aslında
biz birisiyle
yeniden tanışmak değil de ya da
bir insanla işte tekrardan tanışmak
istiyorum değil aslında biz kimi hatırlamak
istediğimize kendimiz karar veriyoruz
ve belki de işin güzel tarafı o yani
bir noktada da aslında
çünkü hayat çok senin dışında
dönmeye devam ediyor ve aslında
belki de birçok noktadan
senin yerine de karar veriliyor o yüzden
biricik hayatında kimleri
hatırlamak istediğine karar vermek kimleri
tutmak istediğine karar vermek çok kıymetli
ya da hani dedin ya ben artık bu
insanla arkadaş olmak istemiyorum diyorsun
ama bunun için bile aslında belli
bir deneyim gerekiyor yani
bir şeyleri deneyeceksin ya mesela
bende şey çok oldu yani
birisiyle çok yakınım her şey çok yolunda
gidiyor ama içimde bir şey asla tutmuyor
yani tutmuyor biliyorum yani
bir şey kötü çıkacak hani
annen böyle bir arkadaşın
hiç gözü tutmaz ve mutlaka bir şey çıkar ya
bir noktadan sonra
belki de bizim jenerasyonun bu
büyüme noktasındaki yemesinin çok hızlı
olmasından kendi kendinin annesi
oluyorsun ve içinde bir şeyler aslında
seni dürtüyor neyin sana iyi gelip gelmeyeceği
ile ilgili yani
benim çok hayatımda böyle
bu insanla tekrar tanışmak isterim
olayım birkaç kere oldu
ve son dönemde oldu
yani bir tanesi şey
belki bir tık daha aslında intikam
vari bir duygu hani
o insanlarla olduktan sonraki versiyonun
çok büyük bir iğme kazandığında
onu görmesini istiyorsun
aslında beni durduran şey ya da
ayağımdaki pranga belki de
bu insanın kendisiydi ve
onsuz yapabiliteni göstermek
istiyorsun bu belki biraz
Türk kadını olmakla bile ilgili olabilir
her şey ayaklarını çok fazla yere
bastırdığı için
bilmiyorum çok neyle ilgili bir orada
hissetmiştim bir de çok fazla
emek sarfettiğim ve bir türlü
düzgün bir çıktısını alamadığım bir ilişkiden
sonra hani belki
bir 10 yıl geçer ve tanıştığımızda
tekrar birbirimizi buluruz
ve severiz gibi bir umut vardı içimde.
Ama bunun da aslında yani
25 yaşındayım 10 yıl sonra
35 olacağım. Hani 10 yıl sonra yeniden
tanışmak harbiden yeniden tanışmak
mı oluyor? Yani çok sıfırdan bir adam
tanımak aslında. Hani
bu umut da aslında biraz şey
şu anki Simay'ın sadece sırtına
bir teselli gibi. Yani
bilmiyorum çok hayatımda galiba
yeniden tanışmak istediğim insan
yok gibi benim.
Şu an evet öncelikle şeye değinmek istiyorum.
Hani hatırlamak istediklerimizi biz seçiyoruz.
Gerçekten öyle.
Asıl o bahsettiğin depresyonda da hani kendimizi hatırlamak istediğimiz ama biz seçmediğimiz için ve her şeyi hatırladığımız için bence orada problemler çıkıyor.
Çünkü eşit bir teraziye koyamıyoruz karşıdaki insanla kendimizi.
Kendimizi tam çıplaklığıyla böyle yargılarken karşıdaki insanı hatırlamak istediğimiz kısımlarına hatta insanı hatırlamak istediğimizde koyuyoruz.
O bir dengesizlik ve aslında kafamızda haksızlık ediyoruz kendimize.
Kesinlikle.
Çünkü ben de bunu kuzenimle, arkadaşlıklarımla, sevgilimle çok konuşuyorum.
Ve çok yani insanların fikrini merak ettim bir konuda.
Ve tam dediğin bir şey.
Hani doğru zaman doğru insan.
Hani o insan senin hayatına doğru zamanda girmedi olayına.
Ben mesela şahsen hep şey diye düşünüyorum.
Yani bunu düşünmek gerçekten çok yıpratıcı.
Çünkü kontrol edemeyeceğim büyük bir döngüde, belki cahillik mutluluktur derler ya, o kadar farkında olmana gerek yoktu her şeyin.
Evet, farkındalık çok büyük bir lanet bu arada bence.
Aynen öyle.
Ve şeye katılmıyorum. Ben kendi en azından deneyimlerimle, bir insan gelmesi gerektiği zaman da hayatına gelir ve bir oday olması gerektiği zaman da olur.
Sen bunu hak ettin, bunun yaşaman gerekiyordu büyümek için değil. Belki onu yaşamasaydın da büyüyecektin.
Ama senin hayatında yani sen daha 35'i mesela diyorsun yarın olacağı bilmiyoruz ve hani bilmiyorum ya ben onun gerçekten böyle bir kendini teselli etme durumu olduğunu düşünüyorum.
Bu zaman doğru değil belki 10 yıl sonra doğrudur.
10 yıl sonra tekrar tanışırız.
Bence o insan zaten o zaman hayatına girmesi gerektiği için girdi.
10 yıl sonra da aynı durum yaşanabilir tabii ki olur ama biraz kendimiz böyle düşündüğümüzde en azından ben böyle çok taktığım için bir kere bunu düşündüğümde o düşünceden kopamıyorum ve onu beynimin arkasına atıp hayatıma devam edemiyorum.
Şey gibi ya hani böyle hazırsın artık ve çok sıcak yani denize girmen gerekiyor ama bir türlü giremiyorsun yani.
Aynen öyle.
Bir türlü salamıyorsun kenarda olmayı.
Evet.
Kesinlikle.
Şey soracaktım sana yani peki başına kötü bir şey geldiğinde ya da gerçekten ben bunu hak etmediğim dediğinde onun tesellisini nasıl veriyorsun kendine?
Yani kendini nasıl telkin ediyorsun başına kötü bir şey geldiğinde?
Ya da çok büyük bir kırgınlık yaşadığında hani senin elinde olmayan dış bir şey seni etkilediğinde nasıl başa çıkıyorsun?
Yani şey durumu, öyle durumlarda üzüntüden çok sinir duygusunu hissediyorum.
Çünkü ben bu kadar hassas olurken, dikkat ederken bu nasıl oluyor?
Kendinin orada kontrolde olmadığını hissetmek çok üzücü gerçekten.
Senin etkin dışında gerçekleşen olaylar yüzünden üzüldüğünde.
Ve ben kendimi teselli etme şeklim, kendime tamam bu durumda kontrolde değildim.
Ama bundan sonrasında benim bunu gerçekten nasıl hissettireceği konusunda kontrol sahibiyim.
Hani bu şey demek değil.
Bir anda sabah 6'da uyanmaya başlayıp koşuya çıkıyorum çok büyük bir hayal kırıklığı yaşadıktan sonra.
Hayatımı düzene sokuyorum.
Hayır.
Hiç sokmuyorum yani haftalarca, aylarca belki.
Hayal kırıklığını yaşıyorum ama her zaman kendime hayal kırıklığının ben olmadığımı hatırlatıyorum.
Kendi başkasına karşı bir hayal kırıklığının olduğunu hatırlatıyorum.
ve gerçekten her şeyin de geçici olduğunu sürekli hatırlatıyorum kendime.
Çünkü kendi sinirim hislerim bile o kadar değişiyor ki
daha bunun farkına varamayıp ileriyi göremiyorum.
Hani çok sancılı.
Başkasının sancısını da anladığımı zannetmek ona haksızlık gibi geliyor.
Peki bu hani neyin ne zaman olacağını bilememek
ya da hayal kırıklıklarının olabileceğini bilmek.
Yani biraz da hayatın geçiciliği dedin.
Sana da gelen sorulardan birinde şey vardı.
hani hayatın bu geçiciliğini
bilmeme rağmen nasıl mutlu
olabilirim diye sormuştu birisi. Evet.
Ben onu düşünüyorum yani kafamda yer
etti biraz. Mesela sen
ne düşünüyorsun bu konuda yani
şimdi ben de düşünüyorum
bir yandan yani hayat geçiciyken nasıl
mutlu olabilirim diye.
Açıkçası bu biraz
zor bir ikilem yani
ya gerçekten yani hayatın geçici
olduğu gerçeğine tamamen
tutulu kalıp bu yüzden mutlu olmalıyım
diye düşünmek bana biraz şey gibi hissettiriyor.
Mesela yurt dışına
çıktığında görülmesi gereken her yeri
görmek ve o yüzden sürekli
Google Maps'e falan bakılı kalarak
gezmek gibi ve bu benim... Ve döndüğünde bir şey
hatırlamamak. Hiçbir şey hatırlamıyorsun. Evet. Çünkü
internete gördüğün ve birilerinin
önerdiği bir mekana gitmişsin.
Görmen gerektiği için belki ilgi
duymadığın halde bir müzeye gitmişsin. Sanki akışa
böyle sahip çıkmaya çalışıyorsun. Evet ama
yani hani birisi sana sormuş ya
ya akıntıya kapılırsam ama yanlış yöne
gidersem. Hani biraz
başkalarının çizdiği yolda gitmek
kolaycılık aslında yani
hani bu tamamen işte seyahat hesapları
falan evet hayatı kolaylaştıran şeyler
ama biraz da insanın kendi yolunu
çizmesine müsaade etmiyor
mesela ben onu artık son
bu tamamen artık belki de
taşınmış olmanın rahatlığı da şeyden
artık buradasın ve acele etmene gerek yok
aynen hallolur bir şekilde
o yüzden o map olayını
tamamen çıkarttım hayatımdan
kaybola kaybola öğrenmek ve bu
evet belki hani
bunu görmelisin denilen şeyleri göremedim
belki de yani ben İstanbul'da bile
görmem gerektiğini düşündüğüm birçok yere
daha gitmedim falan adalara geçen sene
gittim mesela falan
evet belki senin
böyle kesinlikle görmesi
gereken yerlerden alı tutuyor
ama yani düşününce de sırf
herkes bunu gördü ya da görülmesi gerekiyor
diye ben de bunu yapmalı mıyım
yani ya ben bunu istemiyorsam gibi bir noktadan
da bakmamı sağladı
yani şu an mesela biraz daha şeyim
evet her şey geçici ve
Ve muhtemelen dünyanın yani benim en azından dünyamın sonu geldiğinde yakalayamayacağım ve yakalayamadığımda birçok şeyin gerçekliği evet olacak üzerimde.
Ama kendimi ne kadar gerçekleştirdim?
Yani başkalarının hayalinden ya da başkalarının bu yapılmalı, bu görülmeli, bu yemek yenilmeli dediği şeylerin dışında kendi içimdeki tatmini ne kadar gerçekleştirdim?
Belki de o önemli.
hani çünkü biliyorum hayat geçici falan ama
hani bu endişeyle
başkalarının çizdiği yolda yürümek
bana çok da kazançlı gelmiyor
hani ve belki de
kendi başıma buyruk yaşam beni daha çok
mutlu ediyor diyebilirim hani bunu düşündüm
açıkçası bilmiyorum bu
geçicilik ve mutluluk
için bir cevap olur mu ama
peki şey konusunda ne düşünüyorsun yani
kendin mesela dedin ya
mepe bakmıyorum kayboluyorum ben de buna
katılıyorum ben de mesela bilmediğim tren
istasyonlarında inip yeni bir yere gittiğimde
hani bakmayı gezmeyi
severim. Hani bu kaybolma
hani hissinin nereden geldiğini düşünüyorsun?
Yani kaygıdan mı? Hani ya
başıma bir şey gelirse burada biri yok
kaygısından mı geliyor ya da
hani bir şey gelirse bir şey yapamam.
Yok bence tamamen
aslında bir şeyleri kaçırma
korkusundan geliyor. Yani sana bir şey olmasından
değil. Hatta belki bu
ikimiz de şu an Türkiye'de yaşamıyoruz
ve hani görece en azından
hayatta kalma noktasına tehdit hissettiğimiz yerlerde değiliz.
O yüzden onu değil ama şeyi çok yaşıyorum.
Yani herkesin mutlu olduğu, herkesin beğendiği, çoğunluğun gittiği bir yere gitmezsem
hayatımda bir şey eksik kalacak korkusun.
Çünkü sanki o bir garanti. Mutluluk orada duruyor ve sen bilerek oraya gitmiyorsun.
Gitmiyoruz. Hani gitmeliyim yani çünkü çok garanti.
Mesela ben her Kadıköy'e geldiğimde farklı bir mekan keşfetmek isteyen tarafımla
ya şimdi tatmin olmazsam
hali hazırda bildiğim alıştığım yerlere
gideyim birinin önerdiği yere gideyim
noktasında hep sıkışıp kalıyorum
ama geçen bununla ilgili çok
güzel bir ders verdi bana hayat
herkesin aşırı önerdiği bir restorana gittim
ama yani gitmezsem öleceğim
böyle bir hastalıkla gittim ve hiç
yani hiç tatmin olmadım
mideme çok dokundu çok keyifsizdi
verdiğim paradan hiç keyif alamadım
falan ve belki de ilk defa
artık hani ne yargılanmaktan ne de
insanların çoğunluğun fikrine
aykırı bir şey söylemekten tabi yani
politik bir söylem değil ama hani
ben bu restoranı hiç beğenmedim diyebilmek
bile bir noktada insanı korkutuyor yani
çünkü yalnız kalmaktan harbiden korkuyorsun
yani fikirlerinle bile
arkadaşlarımı arayıp dedim ki hani iğrençti
hani gerçekten rezildi falan
bu çok kötüydü falan
ve sonra şey yani kimse ne
çünkü şöyle bir düşünce var yani
herkesin beğendiğini ben beğenmiyorum diye
ben dışlanacağım da ya beğenmeyenler
beğenenleri dışlarsa. Yani aslında her zaman
senin de çoğunluk olma şansın
var ya da çoğunluk olmana gerek yok. Kendi
fikrinin arkasında durabilirsin yani.
Hani o yüzden şey oldum. Birçok
aslında
o kaybolma korkum, kaybetme korkumdan
geliyor. Yani ya mutlak bir
keyfi, mutlak bir lezzeti, mutlak bir
eğlenceyi kaçırırsam ama
son dönemde şöyle yaşıyorum ve ben bu çok
rahatlatıyor benim özellikle ansiyetimi.
Böyle olması
gerekiyormuş. Yani o yemeği yedim
ve beğenmedim. Okey böyle olması gerekiyormuş.
en azından içimde kalmadı.
Geçen mesela İETT kartımı kaybettim
ve yani sinir krizi geçirmeme çok az
kalmıştı. Dedim ki tamam bu benim
3 otobüs kaçırmama neden oldu
ve belki gerçekten o 3 otobüsten birinde
istemediğim bir şey yaşanacaktı falan.
Bu belki de biraz beni
hani hayatın akışında nasıl
mutlu olurumu düşünmekten ziyade
sanki hayatın akışında yaşanabilecek
mutsuzluklardan beni alıkoyuyormuş
gibi düşündürüyor ve
mutlu olmak güzel, mutsuz
olmamayı da ben bir kazanç olarak görüyorum.
biraz böyle bir pozitivizm basıyorum kendime
bilmiyorum sen nasıl baş ediyorsun
hayat geçiciyken mutlu
olmakla
ben bir şeylerin
geçici olmasını
çoğunlukla negatif bir şey olarak
düşünmemeye çalışıyorum en azından geçicilik
kavramını genel olarak çünkü
hani mutsuzlukların geçici olması
seni mutlu ediyor
bir podcast
fikriniz var ama nereden başlayacağınızı
bilmiyor musunuz ya da başladığınız
Podcast BPT yanınızda.
Mutlulukların geçici olması yeni mutluluklar getiriyor.
Hani biliyorum ki, kesinlikle şeye katılıyorum bu arada,
mutsuz olmamak, bir şey hani böyle numb hissetmek gibi,
Hani bir yere böyle çok sanki moda gibiydi böyle depresyon kavramı hani insanlar için yatakta böyle
Nutellayı yiyip pijamalarla üç gün yıkanmamak değil her gün hazırlanıp o işe gidip düzgün bir hayatın var gibi gözükse de aslında
orada sen bir şey hissetmemenin sana yaşattığı o böyle hani yalnızlık.
Çünkü insan mutsuz hissetse bile başkalarının da mutsuz hissettiğini bilmesi gerçekten çok onu iyi hissettiriyor.
Gerçekten insanlar hani hep paylaşır ve hani sosyal varlıkları samam ama hep de sosyal olmak istemiyoruz.
Kafamızın bir yanında bunu düşünmek bizi rahatlatırken hiçbir şey hissetmediğinde hani başka biri de hiçbir şey hissetmiyor olabilir mi?
Hani hiçbir şey hissetmiyorum ama bu özel bir his diyorsun.
Hani bunun iki şeyden bahsedeceğim.
Bir hani bu hissin verdiği konfor o da sorulardan biriydi.
Yani bu yalnızlık ve bir şey hissetmeme alanı içinde artık buna alışmış olmak ve bundan çıkmak istememek.
Çünkü bence bu bizim konumuza çok bağlanıyor.
Hani böyle olduğu için oradan çıkmak istemememizin sebebi mutlu olup onun biteceğini hissetmek istememek.
Yani o insanı daha çok korkutuyor belki.
Ve bu da çok saçma kendimize inandırdığımız bir şey.
Hani ben hep küçükken de mesela hep şeye inanırdım.
Aklımda böyle yani kalmış.
Ben de bunu böyle bir tane terapimde fark ettim.
Hani böyle soru soru soru soru sonra bir şey söylersen böyle haa olur ya aynen.
Böyle hep aklımda mesela bir tane güzel bir şey oldu.
İki tane aynı ve bilmiyorum okuduğum bölüm genel ilgi alanlarımla mı kaynaklı ama hep böyle siyah beyaz bir insanımdır.
Hani 2x mutlu olduysam 4x bölü 2 mutsuz olacağım.
aynı aslında birbirini dengeleyecek
güç olarak
ve bu beni hep çok korkutur o yüzden
derim ki ben baştan mutlu olmazsam
ve çok yoğun hissetmezsem bir şeyi
zaten mutsuzluğumun bitme korkusunu
yaşamayacağım ve şu anki bu
böyle ruh halinde okula
gidiyorum sınavlarım iyi derslerime
odaklanıyorum dışarıdan evet
ne kadar düzenli bir hayat
çoğu youtube videomda aslında bunu
maalesef reklamını yapıyor
hani aa ne kadar güzel işte
düzenli hayat şöyle hayat
böyle hayat ama mesela
oradan çıkıp yeni bir şey deneyip
mutsuz olduğumda ki bu gerçekten
20'li yaşlarımda kendime sözümdü
aslında bu yılın başında
kendime sözümdü
hata yapmaktan korkmayacağım
mutsuz olursam da mutsuzum
mutlu olursam da mutluyum
bir şey hissetmezsem de bu geçici
o geçicilik bana bu bağlamda çok rahatlık veriyor
ama çok mutlu olduğum zamanları
düşünüyorum
mesela hani gerçekten
böyle çok fazla hayatımda iyi giden şeylerden de
bahsetmeyi sevmem.
Genelde güzel bir şey olunca
biraz kendi mutluluğumu şey gibi değil.
Nazar diyen insanların gözü
kalır gibi değil ama bir hissi
kendine saklamak da çok özel. Özellikle o mutluluğu.
Ve en başta o mutluluğu
kendime sakladığımda zaten onun o
peak noktasını yaşıyorum. Sonra onu
paylaştığımda evet çoğalıyor.
Ama benden şey korkusu
gidiyor. Hani sanki
mesela bir formül bulan
birinin o formülü hep kullanıldığında
o hatırlanıyor ve kalıcı bir hale geliyor ya
ben bir mutluluğumu paylaştığımda
o insanlar için kalıcı hale geliyor.
Çünkü insanların mutluluğu da benim için
öyle. Bir de bu birazcık
şey sağlıyor. Hani insanlardan
ilham almak, ilham vermeyi de sağladığını
düşünüyorum. Ya böyle
yani paylaşmak ve
en başında o en yoğun olduğunu
hissettiğinde kendini saklamak
bana gerçekten onun avı geçecek
zaten. Ben şimdi mutlu olmayayım.
Hayır zaten madem ben
kendime diyorum, madem bu kadar mantıklısın
işte çok her şeyi biliyorsun
o zaman zaten geçecek bir şeyi
şu an kendini soyutlayıp en yoğun bir şekilde
yaşamak istemez misin?
Yaşa ve kurtul aslında. Aynen öyle.
Bir de bu geçse bile sen zaten
kendin nesin ve bunu yaşamış biri
olarak devam edeceksin.
Bunu yaşadığındaki kişi de sen olmayacaksın.
Kendini yeniden tanıyacaksın.
Belki hayal kırıklığını, belki
beklentilerini yeniden tanıyacaksın ve bu sana
bundan da daha büyük mutluluklar getirecek.
Hani günün sonunda
her şey bitecek çabalamak
çok mantıksız. Yani
sen kendin için çabalıyorsun
ve bu bitmeyecek hiçbir zaman.
Biraz aslında zaten evet her şey bitecek tabii ama
nasıl biteceğine karar
vermek bence senin elinde.
Güzel hatırlamak istemez misin?
Ben sonsuzluğun bir şeylerin bitebilme
ihtimalinden daha göz korkutucu olduğunu
düşünüyorum. Çünkü sonsuz
şansım ve sonsuz vaktim olsaydı
beni hiçbir şey harekete geçirmezdi muhtemelen.
Yani
bu son Napoli'ye gidişimde
kendi başıma yürürken böyle
yani hiç gitmediğim yerlere gideceğim dedim
ve gerçekten hani yanımda birisi olsa
ve onun beni sürüklediği yollar olsa çok
mızmızlanırdım ama biraz da
kendi başıma seçtiğim için çok mızmızlanmadım
ve böyle yürürken şey
dedim kendime bunu hatta not aldım
yani bunu dedim kesinlikle bir podcast
söyleyeceğim falan
kendi seçtiğim yollarda yorulmakta
bir sakınca görmüyorum yani
o bana çok büyük bir keyif veriyor
mesela başkalarının bana yüklediği
ve bunun sonunda kesinlikle
mutlu olacaksın Simay dediği şeyleri
yapmaktansa kendi bildiğimi okuyup
mutsuz olmak bana daha keyifli geliyor.
Hani böyle evde
tek başına yemek yaparken
böyle kendini inanılmaz şef hissetmek
çok da kötü bir şey çıkartmak ama hani
ona kimseyi sunmuyorsun zaten.
O yüzden utanılacak bir şey de yok. Mahcup da
hissetmene gerek yok. Kendin yiyebilirsin
yani. Hani gerçekten
mesela başka birinin belki önüme koyduğu
kötü bir yemeği ben de reddederim ama
insan kendi yaptığı kötü bir yemekten
de gayet karnını doyurabiliyor.
Ama günün sonunda bunu ben yaptım
diyebilmek çok keyifli. Ben
çok fazla başka insanların
yarattığı şeylerin mutsuzluğu altında
ezildim. Ve bunu hep kendi
yarattığım mutluluklarla kompansa etmeye
çalıştım. Ama bunu bıraktım
ve başka insanlardan alabiliyorsam
mutluluk alayım. İlla bir mutsuzluk
yaşanacaksa da bunu kendim yaratayım. Çünkü
beni benden daha iyi bilen de yok
mantığıyla hareket ediyorum. Bu bana
iyi geldi mesela. Ama bu
senin söylediğin o
hani YouTube senin hayatının sonuçta daha
güzel tarafını belki de gösteriyor
ki güzellik de tartışılır
bu gerçekten biraz
insanları yanıltıyor bence
yani onlara bir
ilüzyon veriyor ve günün sonunda
onu üreten kişiye de şunu düşündürtüyor
sanki sen yeterince şükretmiyorsun
gibi ya da mutsuz olmaya
hakkın yokmuş gibi bilmiyorum hiç bunu hissettin mi
ama hani bana
mutsuz olduğum anlarda insanların
İtalya'da yaşıyorsun demeleri
beni çıldırtıyordu yani
Belki sen de karşılaşmışsındır bununla YouTube'da falan.
Evet kesinlikle yani.
Ben oraya dediğim gibi kendi hissetmek istediğim hisleri sunmak istiyorum insanlara ki bu da bana geçsin.
Onlar izlesin, onların yorumları.
Direkt enerjilerinin bana geçtiğine inanıyorum.
Ama bir yandan da ben bunları yapıyorum diye mutlu oluyorum.
Gerçekten mutlu olduğum zamanlarda da paylaşıyorum.
Mutsuz olduğum zamanlarda da.
Ama bir yandan da çok mutsuzluğumu, genel olarak mutsuzluğumu ve dertlerimi de paylaşan bir insan değilim.
Arkadaşlarımla, ailemle yani.
O yüzden sanki insanların hep böyle şey bir ruh halinde olduğuma inanıyorum.
İnsanların beni anlamasını bekliyorum.
Anlamayınca sinirleniyorum.
Ama hani sen belki onu söylemiyorsun ve o insan onu anlamayabilir.
O yüzden insanlar bana çok fazla şey demiyorlar.
O yüzden çok şükrediyorum gerçekten.
hani mesela ben bir şeyden
böbürlendim de abi hani ne alakası
var sen işte burada gösteriyorsun
şöyle güzel bir ailenle
yemeğe gidebilirsin çünkü bunlar için de çok
şükrediyorum ve çok özel şeyler olduğunun
farkındayım ama bu benim diğer
mutsuzluklarımı yani değersiz
kılmıyor kesinlikle ve
şey soracağım sana mesela hani
dedin ya kendi yarattığın mutsuzluğu
başkasının yarattığı mutsuzluğu tercih ederim
ben de en yakın
arkadaşımla yani bunu böyle
bir konuşmuştum. Çünkü
o da tam olarak bu böyle
kafa yapısındaydı. Hani bir
işin ama bu bence birazcık
mesela onun hayatında ve
benim için de genel olarak yani böyle düşündüğümde
kendimi sabote etmeye
götürdü beni. Çünkü daha
böyle sürekli gardın var
ve onu taşıyorsun gibi hissediyorsun.
Ve sen bu konu hakkında ne
düşünüyorsun? Sence kendini sabote ediyor musun bu yüzden?
Bence şöyle yani aslında
benim insanların
mutsuz etmesinden ziyade kendimi
mutsuz etmeyi tercih etmem. Biraz aslında
şöyle. Ben zaten insan
çok sosyal ve ben bence çarpı iki
falan dışa dönüyüm.
Ve tabii ki de insanlar tarafından çok mutsuz
ediliyorum. Özellikle romantik
hayatımda çok çok yaşıyorum bunu.
O noktada şöyle yorumlamamı
sağlıyor ve belki de sabotenin önüne
geçiyor. Karşı taraf beni mutsuz
ettiğinde illaki yaşanıyor bu.
Buna biraz aslında benim de alan tanıdığımı
söyleyerek. Sorumluluk
sahibi oluyor. Evet. Yani diyorum evet bu insan
beni mutsuz etti ve yanlış bir şey yaptı
Ve tabii ki de kimsenin de yaptığı şeyin sorumluluğunu onun omuzlarından almayı artık gücüm de yok.
Ama kontrollü hissetmek hoşunda gidiyor.
Ama diyorum ki yani ben demek ki bunu alan tanıdım.
Yani bu insana belki de gereğinden fazla açıldım ve onun bu noktada beni yaralamasına müsaade ettim.
Bu Gart olayına çok katılıyorum ve bence çok keyifsiz bir şey.
Yani gerçekten çok büyük bir ağırlık.
Gerçekten çok kalın bir şey yani üzerinde ve katlanamıyorsun artık.
Kıpırdayamıyorsun, esnekliğini kaybediyorsun falan.
Gart taşımaya çok okey değilim.
Mutsuzlukları tabii ki de yaşıyorum ama hani en azından şöyle bir şeyde bulunuyorum.
Mesela telefonuma eğer koruyucu bir kılıf takmadığım günlerde özellikle dikkat ediyorum telefonumu çantamda tutmaya, cebimde tutmaya.
Özel ilişkilerimde de gart giymek istemiyorsam ki özellikle gart giymek zorunda hissetmeyeceğim insanları hayatıma almayı tercih ediyorum.
Daha dikkatli oluyorum.
Daha böyle belki bıçaklanabileceğim, kurşun yiyebileceğim konuları belki daha böyle birebir olduğum alanlarda ve karşı tarafın silahsız olduğuna inandığım noktalarda açılıyorum.
Bu da biraz aslında büyürüyerek deneyimlediğim bir şeydi.
Normalde full faça, çırılçıplak giderdim insanların karşısına ve yani çok yara aldım.
Hatta belki zaman zaman başkasına sallanan bıçaklardan darbe aldım yani.
Hani o noktada sadece şey yaptım.
Yani ben baştan beyaz bayrakla gidiyorum ve baştan savaşmayı çok da sevmeyen insanları belki de hayatıma alıyorum.
O yüzden guard kullanmıyorum.
Ama şöyle de bir şey var yani hani yara almaya da çok negatif değilim.
Yani alacaksın.
Hani en kötü ya bazen böyle arkadaşını severken böyle yaralarsın ya yani.
Ya da kedini köpeğini böyle sıka sıka sevmek istersen.
Bazen sevme stillerini de yaralayabilir.
Hani orada biraz daha niyet önemli.
Ben de olabildiğince iyi niyetli insanları belki de alarak hayatımı filtrelemeye çalışıyorum.
Ama ben de sana şeyi çok sormak istiyorum.
Bu mutluluklar, mutsuzluklar falan buraya da çok bağlanabilir ama
her savaşta kazanmakla ilgili bir şey gelmişti sana bir soru yani bu konu.
Biraz onu konuşmak istiyorum aslında son olarak.
Yani benim çünkü başka insanların bu konuda fikrini çok merak ettiğim bir şey.
Sen her savaşta kazanmayı hedefleyen bir insan mısın?
Hayır.
Çok savaşa girdin mi sence?
Ben daha çok savaşa girmeyi işte deniyorum bu yılın başından beri.
Çünkü genellikle ben hep arkadaşlıklarımda veya her türlü insan ilişkimde bu hani confronting olayı var ya bir insana karşına alıp bak ben böyle böyle hissediyorum.
Senin ne hissettiğini merak ediyorum.
Sen benim için önemlisin.
O yüzden sana soruyorum.
Hani ben bu olayı o kadar çok yaptım ki hep böyle bunu bir savaş olarak gördüm.
Yani savaş hani o karşı kişiyle savaşmak değil ama bu bir insanı direkt karşına alıp açık açık konuşmak, konfront etmek benim için biz onunla aynı takımdayız demek.
Ama ben bu savaşlara başka savaşlara girdiğimde hayatta çok yara aldığım oldu ve şeye de çok katılıyorum dediğin hani başkalarına sallanan bıçaklar da bendeyiz burası.
Ama bu savaşlar günün sonunda hep yani ya hep ben dedim ya işte mesela genellikle bu savaşlardan veya kendimi kötü hissettiğimde kendi kendime de bir savaşa girdiğimde çok arkadaşlarıma bir şey anlatmam diye hep düşünüyordum.
...ve çok garip bir şekilde alışılmış yalnızlık hissi bende o kadar yüksekti ki...
...artık bir arkadaşım bana söyledi.
Mesela ben hep şey diyordum.
İşte Dublin'de hiç arkadaşım yok abi, zaten yalnızım falan diyordum ama...
...hani yalan resmen. Arkadaşım...
...yani gerçekten çok özel arkadaşlarım var, sosyalim.
Hani bir arkadaşım dedi ki bana, Rüya...
...mesela birinden bahsediyorum.
Aa işte şu arkadaşımda Emily de kaldı, Emily kim?
Aa abi arkadaşlarım var zaten falan oluyor.
Hani bu da birazcık hani o mesela o alışılmış yalnızın savaştan kaçmak olduğuna inanıyorum.
O yüzden daha çok savaşa girmeye çalışıyorum.
Ama her savaşı kazanmıyorum ve her savaşın kazanılması gerektiğine inanmıyorum.
Kimse ilk turda bir oyunu kazanmak istemez.
Hiçbir keyfi olmaz.
Doğru.
Yani kendi sürekli belki başka insanlarla savaşıyoruz.
Bu hani kendini karşılaştırmak olabilir.
Hani belki senin o insanla savaştığın o insanın fikri bile yok.
Kendimizi kendi kendimize yaralıyoruz.
Hani sanki şey gibi böyle bıçak dolu böyle bir duvara kendimiz yumruk atıyoruz.
Ve hani böyle bıçakla kapıyı açmak oldu sanki bıçak.
Biz kendimiz o kapıdan geçmeyi seçiyoruz.
Ama o kapıdan geçtikten sonra bir daha o kapıdan geçmemeyi öğreniyoruz.
Ve seni rahatlatan bu hani her şey olması gerektiği gibi oluyor hissi.
Gerçekten hayat motto'm.
Yani hani kötü şeyler, savaşlar oluyorsa olması gerektiği için oluyor.
O savaşı kaybettin mi? Bekle.
Hani şeye katılmıyorum.
Her mutlu olduğunda üzülecekisine katılmıyorum ama her üzüldüğünde mutlu olacağına katılıyorum.
Çünkü gerçekten o frekans ve o hani lineer olmayan döngü bazen onların işte o aşağıda belki savaş oluyor bazen yukarıda savaş oluyor.
Evet. Ya aslında şey gibi yani gerçekten gökyüzünün bir sınırı yok yani.
Evet.
Ama hani bir dibi var yani.
Aynen öyle.
Bir yerden sonra daha fazla aşağıya inememek var ve ister istemez tek yön yukarıysa bir şekilde yükseliyorsun.
Yani şey bence çok iyi bir metafor yani kapı kolu bıçak olan bir şeyi açarsın ve yara aldığın için belki bunu bu savaşı kaybetmek olarak nitelendirsin ama neticesinde bir kapı açtı.
Yani bazı savaşlar zaten bir noktada belki de kaybedilmeli.
çünkü mesela şey düşünüyorum
yani aslında savaş çok
insanların içindeki vahşeti entelektüelize
etmek için yaptıkları ve
hani güzellediği bir şey
yani işte toprak kazanmak işte
alanını büyütmek falan ama
büyük topraklarda büyük sorumluluklar getiriyor
ve ben neden hani ya şey gibi
ben bazen çok belki saçma bir örnek
olacak ama böyle çok zenginlerim
falan böyle dairede falan hani ev videolarını
izlediğimde kriz geçiriyorum bu ev nasıl
temizleniyor yani tek başına yaşıyorsun
Aynen öyle.
Beş odalı yani ev.
Hani belki de bütün savaşları da kazanmamak ve topraklarını genişletmemen lazım.
Çünkü nasıl bu sefer hepsine hakim olacaksın.
Çünkü senin olmadığın noktalarda da gerçekten krizler çıkacak ve nasıl müdahale edeceksin.
Hani insan kendi olduğu ortamda olsun küçük bir toprağı olsun ama orayı eksin bitsin ve kendine yetsin.
Ben de yani aslında bazı savaşların kaybedilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Hatta şey yani genel olarak zaten aslında sürekli kendiyle savaş içinde olan insanlarız
Ben hep şey söylerim yani bir insan kendiyle savaştığında zaten kazanmak diye bir şey yoktur
Mutlaka bir tarafın mağlup olacaktır
Bu çok sevdiğin insanlar olduğunda söz konusu kariyerin olduğunda ne bileyim beden algın olduğunda akademik kariyerin olduğunda
Zaten öyle ya da böyle her zaman iki tarafta sen oluyorsun
Çok sevdiğin biriyle tartıştığında da senin de dediğin gibi o kendini açıklama ihtiyacı o insanı senin kendi safında tutmak istemene neden oluyor.
Ben onu karşıma almak istemiyorum.
Evet ama bazen de anlaşılabilmek için karşı konutuklarda oturman gerekiyor.
Kesinlikle buna katılıyorum.
Yani bir de sevdiğin insanı da kaybetmesini istemezsin.
Karşısındaysan ve o kazanacaksa bir noktada belki sen kaybedeceksin.
Yani her savaşı kazanmak gerekmiyor belki de.
Aynen öyle.
Bir de bir şey daha soracağım.
mesela bu yirmilerin başında
hani dedik ya mesela toprak
aldığında o da yani ilk başta
mesela dünyayı bilmiyorlar keşfetmemişler
belki sınırsız toprak var zannediyorlar
ve bu onları böyle bir şey
sürükliyor yani sınırsız
ihtimal hep daha fazlası ve
bu yani yirmili yaşlarda
da hani yirmili yaşların
başında bu konu hakkında ne düşünüyorsun şu an ne düşünüyorsun
diye soracağım hani yirmili
yaşların başında sanki dünyalarca
ihtimal var hani bin tane ihtimal
var ve sen nereden başlayacağını
bilmiyorsun çünkü ben mesela
hep ne istediğimi bilen biri olarak görürdüm
arkadaşlarım ve ailem tarafından
hala annem böyle arada
arkadaşla mesela arkadaşının
çocuğunu duyar bir şeyi duyar bana der ki
çok şükür kızım sen öyle değilsin
ne istediğini baştan beri biliyordun ama
biliyordum ama hani ben de
ona rağmen ben bu kadar kaybolmuş
ve ihtimallerin
heyecanından üzülüyorsam yani
o zaman diğer insanlar ne hissediyor
acaba diye düşünüyorum
Yani ben galiba 20'lerin başında falan bu kadar sonsuz ihtimali çok derinden hissettim.
Çünkü çok küçük bir şehirden İstanbul'a geldim falan.
Ama böyle kendimi şeyi fark ettim o dönem.
Çok kendimin bile erişebileceğine inanmadığım hedefler koyuyordum.
Ama gerçekleşmeye başlamaları beni biraz korkuttu özgüvenliği yapmaktan ziyade.
Ve bu da benim aslında o toprak genişletme politikalarımda korkmama neden oldu.
Mesela Erasmus'a gitmeyi çok son dakikaya kadar reddetmeyi tercih ettim.
Yani böyle annemin falan gözünün içine bakıyordum gitme desin ve kalayım diye.
Çünkü korkuyordum yani sonsuz ihtimalin varlığı sonsuz da mutsuzluk ihtimali getirebiliyor ve geri dönebilecek miyim endişesi yaşıyordum.
Çünkü gerçekten bir kere yol almaya başladığında her zaman geri dönebilirsin.
Ama en basitinden hani terliyorsun mesela yani başladığın gibi olmuyorsun hiçbir zaman ya terliyorsun ya agresifleşiyorsun falan.
geri dönmek her zaman bir tercihti ama eskisi gibi olmayacağımı biliyordum.
Bu da böyle insanı biraz yürü Allah yürü yani sürekli hareket halindesin.
Ama zamanla şunu fark ettim.
Evet sonsuz ihtimal var gerçekten.
Ve ben galiba bu eski jenerasyonun para kazanınca bir ev bir araba alıp
oturaklı bir hayat yaşamasından ziyade
ben galiba bu kadar sonsuz ihtimalde kendi topraklarımı genişletmektense
vatandaş olmayı, kiracı olmayı tercih ettim ve bu beni çok rahatlattı.
Yani ben bu dünyada geçici olduğumu biliyorum.
Kiracı olmak istiyorum.
Çocuklarıma bir ev bırakmak gibi bir kaygım yok.
Onlar da çalışıp kendileri istediklerini yapabilirler.
Mesela benim ailemin en büyük derdi bize bir ev, bir araba falan bırakmaktı.
Abim umurunda bile değil yani.
Hani ben gezeyim, kamp yapayım tatillerimde falan kafasında bir insan.
Ben zaten Türkiye'de bir hayat kurmadım yani.
Hani ister istemez bir sonraki gelecekteki insanları düşünmek de istemiyorum.
Ben bu dünyada kiracı olayım.
Çünkü topraklar benim olduğumda sonsuz ihtimal.
İhtimal üstüne ihtimal.
Yani gerçekten kombinasyon gibi.
Toprak sahibi oluyorsun.
O toprakların başına gelebilecek ihtimalleri de düşünmek zorundasın.
Ve yıkıp baştan yapabilirsin.
Yani evet çok zorluyor beni.
Ben baya şey olayım.
Yani bu dünyada kiracı olayım.
İhtimallerimi ben yaratayım.
Bugün İtalya'da yaşıyorum ama yarın bir gün Fransa'ya gitmek istediğimde
sadece çantamı ve kafamın içindekiler
alıp çıkabileyim istiyorum. Toprak
sahibi olduğunda çok fazla uğraş
gerektiriyor. Yani ihtimaller
sonsuzdu. Farkındaydım
her zaman. Ama şey dedim yani
azaltabildiğim kadar azaltayım.
Hani çok ben
bu hayatta çok güç sahibi olmak istemiyorum
galiba. Hani vatandaş
olmak daha hoşuma gidiyor başkalarının hayatında.
Biraz böyle başa çıktım ya.
Anladım.
Eklemek istediğin bir şey var mı
senin? Ben de
şunu hissettim mesela.
Şimdi yurt dışına gittim, taşındım.
Orada da ihtimaller
sınırsız gibi hep
böyle düşünüyorum. Ve bu beni aslında
oraya ilk gittiğimde korkutsa da
sonrasında çok rahatlattı.
Çünkü asıl kendi kendime kaldığımda
gerçekten dediğin gibi
kafamın içindekileri ve çantamı
alıyorum ama kafamın içindekiler
benimle her yere geliyor.
Bu çok güzel bir şey.
Kendi etik değerlerini
bunca yıl yaşadığın, gördüğün, sevgiyi
verdiğin sevgiyi taşımak. Hani çünkü
kendi derinliğini bilip onu hatırlamak
insana huzur veriyor. Ama
bir yandan da kaçmak
ve bunu geçici bir şey bitti
deyip. Ya mesela bilmiyorum ben
buraya geldim. Hani bir insanla
ikinci kez tanışmak gibi bir tane
lisede, lisede
bir arkadaşımla buluştum. Ve böyle iki yıl konuşmamıştık.
Ama mesela ona mesaj
attım. Hani buluşalım, konuşalım gibisinden.
Sonra başka son zamanlarda
aramın kötüleştiği başka bir arkadaşımla buluştum.
Sonra dedim ki ya ben hani
sanki burada bir şeyleri kapatıp
orada gitmeye çalışıyorum ama hiçbiri
kapanmayacak. Hani bu şey gibi
en yakın arkadaşınla bir olayı
yüzüncü kez farklı bir perspektiften konuşursun ya
ya abi belki de böyle olmuştur.
Belki de şöyle olmuştur.
Kendinle de bunları yüz kere konuşuyorsun ve
bu
dediğin gibi yani sen kendin küçük bir
toprağını en baştan yıkıp
tekrar yapabilirsin ama
beni şey şunu bilmek en azından şu an için
beni çok iyi hissettiriyor. Hani istesem
o toprakları sanki tebeşirle çizmişim
gibi daha geniş de çizebilirim
o alanı. O alanını daha da
küçültebilirim gerekirse. Ama o tebeşir
benim elimde ve benim topraklarım
ve kimseye hani
bir o topraklar yani
ben kimseye hesap vermiyorum
yani. O bilmiyorum beni iyi hissettiriyor.
Özgür hissettiriyor en azından.
Sana ait bir şeyin olduğunda terk etme
hakkının da elinde olduğunu bilmek büyük bir
rahatlatıcı bence. Aynen öyle.
İşte geçicilik insanları
aslında bazen böyle mutlu ediyor.
Geçicilik okey bence o zaman.
Bence de okey. Her kalıcı şey
geçici olmayabilir ama birçok
geçici şey kalıcı olabilir.
Aynen öyle.
Geldiğin için çok teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim. Bence çok güzel bir bölüm oldu.
Çok güzel. Birçok şeye değindik.
Belki değinmeyi beklemediğimiz şeylere de değindik ama
burada olduğun için teşekkür ederim.
Bence sen de o kızsın.
Ya bunu duymak istedim.
O zaman umutsuzluğa alışmasınlar.
Yatağa da küs girmesinler.
Aynen öyle.
Bir sonraki bölümde görüşürüz.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
