
fazla düşünmeden, fazla düşünmek üzerine fazlaca konuştuk. ben ve iç sesim size iyi dinlemeler diliyoruz. rotayı yeniden oluşturmaktan korkmayın, yola çıkın. öptüm.
Hiwell ile terapi sürecinize başlamak isterseniz "senokiz10" kodu hala aktif!
Transkript
kaydediyorum şu an başladı işte de yani her şey
geri alınabilir ve her şey düzeltilebilir bu hayatta.
Anyways. Çok da
haklısın. Herkese merhaba.
Sen o kız değil misin?? yeni bölümüne
hoş geldiniz. Bugün
yine doğaçlama bir şekilde konuşuyor
olacağım ama size birkaç bölümdür
sürekli bahsettiğim en yakın
arkadaşım en yakın arkadaşım Ece
şöyle dedi Ece böyle dedi dediğim
Ece ile birlikteyim. İsmini mi veriyor musun ya?
Verdim birkaç kere evet. Merhaba
o zaman herkese. Bilen bilmeyen
Herkese.
Aynen. Ece yanımda.
Bugün aslında Ece ile sabah yemekhaneye gidiyorduk.
Ve yolda yürürken bana bir şeyler sor.
Ben de overthink etmeden bunlara cevap vereceğim dedim.
Ama galiba çok mümkün olmadı.
Başlayamadık zaten.
Aynen. Çünkü Ece zaten şöyle bir giriş yaptı.
Ben şu an overthink etmeden bir soru bulamıyorum zaten.
Haliyle öyle olunca hem sorulan sorular hem de verilen cevaplar çok komplike bir hale aldı.
Ve bazen sadece overthink'i düşünmenin bile overthink'i beraberinde getirdiğini yani kendisinin de aslında bir overthink eseri olduğunu fark etmiş olduk.
Böyle saçma bir matruşka ilişkisi var bence.
Bir şeyi düşünmekle aşırı düşünmeyi düşünmek gibi.
Ya galiba hatırlıyor musun sana geçenlerde şey sordum.
Hiçbir şey yapmadan böyle yine uzanıp TikTok falan izlediğimiz bir şeydi galiba.
Hiç düşünmemeyi düşünüyor musun gibi bir cümle kurdum.
Evet hiç düşünmeyi bırakıyor muyuz diye sordum galiba.
Evet yani bırakıyor muyuz?
Ben de bir düşündüm.
Sonra yok galiba bırakamıyoruz dedim.
Çok zor ya.
Yani hiç düşünmediğimiz bir an yok ve ben buna ne zaman başladığımızı da bilmiyorum yani.
Bir gün başlıyorsun düşünmeye ve bu hiç durmuyor.
Hiç. Bir de ben nasıl yaptığımızı da çok merak ediyorum.
Çünkü biliyorsun bazı insanların iç sesi yok.
Yok mu?
Yok.
Ne?
Ne?
Baya iç sesleri yok.
içlerinden konuştukları bir kimse yok yani.
O zaman
çok iyi bir ürün yerleştirme
yapacağım şimdi.
Bence bir insanın iç sesinin olmaması
aslında o kişinin
ona böyle
neyi nasıl yapması gerektiğini söylemeyen
bir guide'dan, onun
yoksulluğundan geliyor.
Ve mesela terapi böyle bir şey değil
tabii ki kimse sana şunu şöyle yapmalısın
demiyor. Ama aslında sen o odada
kendin konuşmaya
ve bir şeyleri anlatmaya başladığında, bir şeyleri konuşmaya, paylaşmaya,
belki çözümlemeye değer bulduğunda
sana birisi yol göstermiyor ama sanki sen böyle kendi yolunu bulurken
birisi sana ışık tutuyormuş gibi.
Yani yine bir terapi güzellemesiyle karşınızdayım.
O yüzden ne yapıyoruz?
Yine Haywell'den bahsediyoruz galiba.
Biliyorsunuz ki size özel Seno Kız 10 koduyla
Haywell'den kendinize bir indirim alarak
aslında terapi sürecinize başlayabiliyordunuz.
Hem kodun hala geçerli olduğunu anımsatmak hem de bilmeyenlere Hayvel'den ben de kısaca bahsetmek isterim o zaman.
Hayvel, ulaşılabilir ve sürdürülebilir terapiyi desteklemek adına kurulmuş bir online danışmanlık uygulaması.
Bünyesinde binden fazla klinik psikolog bulunduruyor.
Bu nedenle özellikle bana kalırsa terapiye başlamanın belki de en zorlayıcı tarafı olan bu süreci kiminle yürüteceğim sorusu da bir nebze hafiflemiş oluyor.
Çünkü ücretsiz 15 dakikalık ön görüşmelerle kendinize en uygun psikoloğu seçebilir ve terapi sürecinize başlayabilirsiniz.
Tabii ki bu sadece iç sesiniz yoksa geçerli olacak bir şey değil.
Siz hala kendi iç sesinizi dinleyebilir, iç sesinizi geliştirebilir ya da belki de iç sesinizi yeniden keşfedebilirsiniz.
Ama eğer bu sürece bir an önce başlamak istiyorsanız Senokız10 koduyla Hayvel'e göz atmayı unutmayın.
Ece senin iç sesin var mı?
Var. Yani içimde konuştuğum biri var. Herhalde o benim iç sesim kendisi. Tanışmadık ama hiç konuşuyoruz sürekli.
Tartıştığın oluyor mu onunla?
Ya böyle sanki bir farklı birisi değil. Gerçekten benim iç sesim yani. Orada iyilik eki var. Benim sesim. Onunla konuşuyorum ama böyle çok çatışmıyorum.
Ama evet farklı fikirleri beyan ediyoruz. Ama bir tartışma yok yani aramızda.
Peki herhangi bir karar verdiğinde iç sesini dinlemiş mi oluyorsun sence yoksa ona aykırı bir şey mi yapmış oluyorsun?
Sanki birlikte karar veriyormuşuz gibi.
Ekiyoruz, biçiyoruz, bir şeyler analiz ediyoruz.
Ortak bir noktaya varıp karar alıyoruz gibi geliyor daha çok bana.
Ben galiba çok net bir şekilde iç sesimle deli dehşet kavga ettiğim zamanları hatırlıyorum.
Özellikle böyle hani obsesyonla biraz mücadele ettiğim bir dönemdi.
Çok böyle tam covid zamanı hani aydına dönmüşüm ve ne zaman tekrar İstanbul'a gideceğim belli değil.
Ve hani böyle o kadar aslında İstanbul'u da hani beni kurtaracak o içinde bulunduğum durumdan çıkacak.
İstanbul'dayken kıymetini bilememişim ama sonra 6 ay 7 ay aile evine tekrar aile hayatına böyle geri dönmüşüm.
Ne zaman çıkacağımı bilmiyorum falan.
Sürekli böyle bir odanın içinde kendi başıma artık hani kitap okuyorsun.
İşte herkesin böyle deli gibi plates yaptığı, spor yaptığı bir dönem vardı falan.
Ne bileyim evde biz de ekmek yapıyoruz, banana bread yapıyoruz falan.
Artık yapılabilecek her şeyi yapmışım kendimle ama
sanki bunları kendimle geçirdiğim zamandan keyif aldığım için değil de
o sesleri hep bastırmak için, o overthink'ten kaçmak için yapmışım.
İç sese sahip olmak bence harika bir duygu.
Yani gerçekten hani yalnızlığın da böyle tercih edilebilir ya da olumlanabilir taraflarını görmeni sağlıyor.
Ama eğer iç sesini fazlaca geliştirirsen o böyle bir gün sana baş kaldırmaya başlıyor.
Yani hani böyle şeyden korkuyoruz ya işte AI bizim yaptığımız işleri mi yapacak falan.
Hani güçleniyor işte dünyayı robotlar yönetecek ve duyguları olmadığı için işte bizi paramparça edecekler falan.
iç sesim de böyle benim belli bir noktadan sonra
2020'de terminatöre
dönüşmüştü. Yani ben ne desem
karşı bir argüman sunuyor.
O argümanlara ben daha
güçlü yanıt veriyorum ama iç ses de benim
olduğu için o da çok güçlü argümanlar
sunuyor. Ben böyle böyle
hani artık ne yapacağım
falan kafasındaydım. Sonra
o iç sesleri işte yani iç sesi
iç sesler olmaya başladı
gerçekten. Yani böyle resmen kendine
bir fan kitlesi oluşturdu.
artık böyle ben de yavaş yavaş
bir yandan artık o iç sese
ben de bir fanatize olmaya
başladım yani o kadar da
haksız değil galiba falan olmaya başladım
hani insanın kendi iç sesi
bile olsa sınır çekmesi
gerekiyormuş bir şeylere yani
dur ama orada falan demeyi öğrenmen
gerekiyor bazen kendine bile
zor bir süreç değil
emin değil mi benim için gibi
o iç sesleri o seninle kavga etmeye
çalışıyor böyle bağırıyor çağırıyor falan
sen onu biraz sakinleştirmeye çalışıyorsun
daha çok. Yani gerçekten
mesela şu an düşününce
sanki böyle o 2020'den
sonra bir şekilde iç sesimle böyle
el falan sıkışmışım hani tamam bak
bu kadar da tartışmasak mı
artık hani aynı bedeni paylaşıyoruz
aynı beyni paylaşıyoruz, aynı duyguları
paylaşıyoruz hani. Sonra
yavaş yavaş galiba gerçekten
sadece doğruları yaparak değil
yanlışları da yaparak, yanlış insanları
da seçerek sanki böyle
iç sesimin söylediklerini yapmak
değil de onun sempatisini kazanarak
tekrardan kendimle o iç barışı sağladığımı
düşünüyorum. Çünkü
bir iç sese sahip olduğunda belli
bir yerden sonra artık o
hiyerarşi bozulduğunda o
iç ses tarafından çok yargılanmaya başlıyorsun.
Yani bir şey yapıyorsun
hani ya bunu buraya
koymayayım şimdi kızar gibi bir yerden
düşünmeye başlıyorsun. Mesela
bir arkadaşımın yaptığı
bir şeye iç sesim çok sinirleniyor ve
bana diyor ki buna karşılık
vermelisin yani bunu kabul etmemelisin
ama benim o ilişkilenme
stillerim
bağlanma şekillerim bir şekilde
böyle o insanı şey yapıyor benim gözümde
hani işte tartışmayayım
konflikten kaçınayım falan ama iç sesim
kuduruyor yani diyor ki Simay ama
çok fazla müsamaha gösteriyorsun
işte ben o zaman iç sesimle
aslında bana belki doğruyu göstermeye
çalışan beni belki daha iyi bir noktaya
taşımaya çalışan o sese karşı
işte toplumun
sosyal baskının bende yarattığı
şey arasında sıkışıp kalıyorum.
İç sesimle evet yani anlaşmaya
varıyorum gerçekten. Ama sonrasında
şunu fark ettim. Yani
iç sesimle tartışa tartışa belki
hani böyle bir yaş gelir ya
kardeşinin artık böyle belki
zaman geçirmek isteyeceğin birine
dönüşmesi yani. Ulan hani
küçüktü bu ya da ne bileyim benim abim lisedeydi.
Ama şimdi
böyle iki kelam edebiliriz galiba
diye düşünüyorsun ya. O böyle
o tartışmalar, o anlaşmazlıklar
azalmaya başlıyor. Onun gibi
hani senin de böyle
çok benim söylediğim ve senin sevdiğim
bir sözün var ya benim hayat bazen karşında
değil de yanındaymış gibi hissediyorsun.
Aslında it ses de öyle. Böyle bazen seninle
it gibi inatlaşıyor ama
aslında o bütün inatlaşmaların
sen daha iyi bir yerde
ol diye sana yapıldığını
fark ettiğin zaman hayat böyle
bir tık daha sanki duruluyor gibi hissediyorum.
Senden bir parça bir de o ses
yani. Senin dövmen benim çok
hoşuma gidiyor. Hangisi?
Bir tek düşmanım var. Bir düşmanım var.
Etlemeler yaparım.
Neden onu çok seviyorsun?
İç ses beni, iç sesimiz
bana o düşmanmış gibi geliyor işte.
Bizden biri.
Benim sahip olduğum bir şey zaten.
Kendimi hiç hiç
zaman ver, tanımıyorum.
Böyle doğru bir şey yaptığımda kendimle
gurur duymuyorum falan.
İç sesim böyle beni hep bu konuda engelliyormuş
gibi geliyor. Gurur duymama
noktasında mı? Bir hata
yaptığımda mesela tahammül edemiyorum kendime.
O iç sesim böyle nasıl böyle
bir şey yaparsın sen ya diye beni
yerle bir ediyor. Rezil ediyor beni kendi
kendime. Şey çok garip geldi şu an mesela
ben bu dövmeyi yaptırdım da
tanımıyordum seni. Yani ben bu dövmeyi
yaptıralım. Bu yaz işte
4 yıl olacak.
İnanamıyorum da nasıl geçtiğine zamanın.
Mesela o dövme üzerine çok
konuşmadık. Ben sadece sanırım şey dedim
yani işte bir düşmanım var o da benim
Demişimdir maksimum çok üzerine ve hikayesinde konuştuğum bir dövme değil.
Hatta belki bu bölümün kapağına o dövme yaparım ki insanlar da görür aslında.
Siz de görürsünüz.
Ben o dövmeyi yaptırdığımda aslında mental anlamda çok büyük bir mücadele veriyordum.
Böyle hani psikoloğa, psikiyatriste gittiğim dönemdi.
Tam böyle covid dönemi yaz oldu artık.
Üçüncü sınıf bitmek üzere.
Ben ne yapacağımı bilmiyorum.
Böyle son sene bir Erasmus'umu artık yapayım arzusu içindeyim ama Covid'den dolayı da ertelendi her şey.
Hani bırak Erasmus'a gidecek miyim gitmeyecek miyim sınav sonucumuzu bile bilmiyoruz ve aylar geçti.
Ben tabii artık herhalde böyle bir ihtimalin kalmadığını falan düşünüyordum.
Ve işte bir yandan da gerçekten depresyonla ve OKB ile mücadele ediyorum.
Obsesif kompülsif bozuklukla.
Sonrasında böyle tabii ilk böyle bir tanı aldığınızda profesyonel bir gözden.
tabii ki de hani bu size de
ağır geliyor gerçekten. Bana da çok ağır geldi.
Herkes için böyle değildir belki.
Bir yandan da tanı almanın rahatlatıcı
bir tarafı vardı. Hani bu
literatürde varsa demek ki ben
bundan belki de muzdarip olan tek kişi değilim
ve mutlaka birileri de bunu
üstesinden gelmiştir. Belki ben de
üstesinden gelenler
kafilesine katılırım gibi de bir umut aslında
var içinde. Ama bir yandan
da böyle ister
istemez hani mesela nasıl ki
üşütmen için işte atıyorum ıslak taşla
dışarı çıkman gerekiyor. Buzlu bir şey içmen
gerekiyor falan. Hani bir yandan
da düşünüyorsun.
Ben bu mental tanıyı bu
mental bozukluk tanısını alacak
neyi yanlış yaptım yani? Hani
bu şey bir soru da
değil yani. Hani böyle yargılayıcı da
bir soru değil. Hani hakikaten düşünüyorsun.
Şimdi nasıl ben
buzlu bir içecek içtim. İşte terli terli
dışarı çıktım ve üşüttüm. Tamam.
Bir sonuç var. Bir neden
sonuç var. Ben ne yaptım da
depresyondayım diyorsun.
Ya da bana ne oldu?
Çünkü her şey senin kendine yaptıklarınla değil
bazen dış etmenlerle de ilgili.
Tabii ben de her insanın yaptığı gibi
aslında ilk etapta hemen
en yakınımdakilere biraz
namluyu doğrulttum. İşte ailem
beni böyle yaptı, şöyle yaptı falan.
Belki doğruluk payı vardır tabii ki de.
Çünkü ben böyle bir şeylerin
kümülatif bir şekilde ilerlediğini
birikerek bazen insanların hayatına patlak
verdiğini okuduğum için de
belki de biliyorum. Ama sonra
fark ettim ki tamam bir noktaya kadar
belki insanların bana zarar
vermesine daha açıktım. Belki farkında
değildim. Özellikle çocuklukta
suistimal edilmeye daha açığız.
Ama sonra fark ettim ki
hani artık o zaman 21 yaşındaydım
daha 22 yaşındaydım.
Hani artık ben bu yaştayım.
Bir şeylerin daha farkındayım.
Benim için mesela farkındalığın çok
farklı bir yeri var. Belki biraz da acımasız
gelecek kulağa bu söylediğim şey ama bu benim
kendime yaptığım bir şey.
Başka insanların kararlarını yargılamıyorum ama
bir konuda farkındalığımı
kazandıktan sonra hala aynı
şeyi döne dolaşa yapıyorsam artık bu
biraz salaklık gibi
geliyor. Yani niye yapıyorsun ki kendine bunu
diyorum. Kendimle belki de o
iç sesimle en çok yaşadığım tartışma
burada patlak veriyor.
İşte o zaman ilk kez bu soruyu
sordum kendime. Tamam belki belli bir noktaya
kadar bir şeyleri fark etmedik.
İnsanlar her zaman bilerek de zarar vermiyor yani.
Bazen farkında olmuyorlar.
Ama dedim bunu bir yerden sonra kesmen lazım.
Artık 22 yaşına gelip hala ailenin seni incitmesine ya da sınırlarının ihlal edilmesine müsaade ediyorsan.
Bu salaklık artık yani.
Sen bu farkındalığı kazandıysan bir set çekmelisin dedim kendime.
Ve bu bir düşmanın var dövmesini yaptırdım.
Bu ailenmiş gibi görebilirsin.
Bir arkadaşın, bir iş arkadaşın, bir otoritenin kendisi olabilir o düşman.
Ama bence sen ona izin verdiğin müddetçe o senin düşmanına dönüşüyor.
Yani mesela savaşları düşün.
Sen o cepheye gittiğin için zaten savaşın içine giriyorsun.
Gitmezsen yok yani öyle bir şey.
Düşmanı aslında biraz o cepheye giderek biz var ediyoruz.
Biz onun varlığını kabul ediyoruz.
Geldim cepheye yani demek ki bir düşmanım var diyorsun.
O yüzden senin sınırını ihlal eden kadar o sınırın belki onlar tarafından görünür olmasına izin veren tarafın da düşmanın biraz parçası.
müttefiği en azından
o dönemki Simay öyle bir karar verdi
ve dedi ki tamam benim bir düşmanım var o da benim
ki Nitegüme Cakuzi'nin bir şarkısı
ki çok büyük hayranı değilim
o şarkı da en sevdiğim
şarkısı değil hani koca bir saçmalığı
daha çok seviyorum ama
şarkının sözleri de tam böyle
hani obsesif
kompülsif bozukluğu çok güzel
anlatan bir şarkıymış gibi geldi bana
çok anlaşılır hissettim
ve böyle bir şeyin
hani bu senin de çok dövmen var
bu dövmenin anlamı ne?
Ya da bir şeyi
vücudunda taşıyacak kadar çok seviyorsan
işte vardır bir anlamı.
Bazen yoktur arkadaşlar.
Bazen de böyle güzel hikayesi
vardır. Bazen böyle bir anlamının
olmaması ya da ya şarkı ismi
ama şarkıyı da o kadar sevmiyorum da
bunun bir hikayesi. Mesela bana kalırsa
çok daha anlatmaya değer bir şey
hakikaten. Mesela ben sana diyorum ki
bu sözü niye yazdırın? En sevdiğim şarkı.
Bitti. Bu sözü niye yazdırın?
en sevdiğim şarkı değil. Neden? İşte hep arkasından
böyle bir hikaye geliyor. Belki de bunu
yaratmak istedim. Bilmiyorum.
Öyle karar verdim.
Ve böyle renkli bir dövme. Çünkü
o süreçte kimse benim depresyonla
mücadele ettiğimi anlayamazdı. Hani çok
çok yakınımda değilse.
Çok renkliydim hala. Ama
mesela dövme bir çocuğun el yazısı gibi.
Çünkü çok dağınıktım. Yani sanki
yeniden öğreniyordum bir şeyleri.
O yüzden benim de favori
dövmelerimden bir tanesi. Ama
senle mesela hiç o zaman tanışmıyorduk.
Biz seninle yani yazın tanıştık ve
şu an hayatımda böyle bir yere
sahipsin. Onu böyle
senin de bir iç ses olarak algılaman
ve o düşman benim iç sesim
diyebilmen çok garip geldi.
Yani. Ecem Şah.
Bunu yapacağını biliyordum.
İşte böyle bir hikaye ya.
Yani gerçekten
böyle bir tarafı var.
Aklıma bir şey geldi şimdi benim bu anlattıklarından.
overthink'e zıplamaca. Hadi bakalım.
Bak şimdi nasıl bir şey. Bu da bir overthink'tir
aslında. Zaten seni dinlerken
bile düşünüyorumdur.
Varımdır yani. Çok kötü ya. Gerçekten
durmuyoruz. Onu fark ettim.
Bir yandan dediğin her şey gerçekten kelimesi
kelimesine dinledim ama bir yandan kafam hala
seni dinlerken bende hissettirdiklerin
bende uyandırdıkların
başka şeyleri düşünmeme yol açıyordu yani.
Onu fark ettim. Şimdi
sen dedin ki bazen
hasta oluyorum. Neden? Telli telli
soğuksu içiyorum. Dışarı çıkıyorum.
Buzlu içecek içiyorum.
Bazen sadece güneşe kanıyorsun.
O gün ince ceketini giyip dışarı çıkmak istiyorsun.
Ama akşam hava çok soğuyor.
Eve geliyorsun, hasta oluyorsun.
Sen sadece güneşe yanılıyorsun yani.
Sen yanıç hiçbir şey yapmıyorsun.
O yüzden kalkıp sonra iç sesinin de sana
sen niye böyle yaptın demesini dinlemeyeceksin.
Dur bir dakika kardeşim ya diyeceksin.
Biz kandırılamaz mıyız ya?
Herkes herkesi kandırabilir yani.
Biz de güneşe kandık.
Ne oldu? Hasta olduysak tamam.
İyileşeceğiz 5 güne bir haftaya.
Sonra bir daha güneş açacak.
Belki bir daha hasta olacağız.
Yani aynı hatayı da yapabiliriz.
Yine aynı iç ses bize yine kızabilir.
Biz yine iç sesle kavga edebiliriz.
Ama bu olağanı değiştirmeyecek gibi geldi yani bana.
Ya aslında zaten şöyle.
Neden biz sürekli hayattan ders çıkartmak zorundayız?
Biraz da iç ses ders çıkartsın.
Mesela ben yine güneşe aldanayım.
Ben güneşe aldanmama dersini çıkartamamış olayım.
Bu sefer de iç sesim benim böyle bir hata yapmamı kabul etsin.
Bundan ders çıkartsın.
Simay güneşi görünce dışarı çıkacak.
Hasta da olacak.
Söylenme artık.
Dinleyecek olsa dinlerdi desin mesela.
Yani böyle aslında o insanın kendine yüklenmesinin çok iyi bir özetiydi bence yaptığın örnekten.
İnanılmazdı yani.
Kelimeler kifayetsiz yani.
Beni sessiz bıraktın inanılmaz.
zordur arkadaşlar
sesiz bırakmak
gerçekten çok zor
mesela siz sessiz kaldığım anları duymayacaksınız
çünkü ben oraları keseceğim
non stop bir konuşmada imişsiniz gibi ama
gerçekten
ne söyleyeceğimi bilemedim
böyle sen konuşurken hakikaten
taşlar yerine oturdu ve belki de
biraz harbiden overthink'im
azaldı hani o aşırı düşünme
eylemim böyle
dün seninle bir tane reels izledik ya
davlumbazı kapatınca hissettiğim diye
Böyle bütün sesler daha artık berrak gelmeye başlıyor.
Sanki böyle çiçekler açıyor gün batımı, gün doğumu ne bileyim böyle kuş cıvıltıları falan.
Yaptığın tek şey bir eklentiyi kapatmak artık.
Ama o eklentiyi kapattığında sessizliği takdir etmeyi öğreniyorsun.
Dediğimiz gibi hiç düşünmeyi bırakmıyoruz.
Ama bir gün overthink'i bıraktığımızda düşünmek o kadar hafifletici geliyor ki.
O kadar işten bile değilmiş gibi geliyor ki.
Halbuki davlumbazı kapattığımızda başka sesler yok mu?
Hala var.
Ama artık onların o kadar rahatsız edici olmadığını, onların tahammül edilebilir olduğunu öğreniyorsun.
Yani aslında belki de bu yüzden bu aşırı düşünmenin de faydalı olduğu noktalar var.
Bir gün nihayet sustuğunda göz kapattığın, kulak tıkadığın birçok şeyi ne kadar kaplanılabilir, handle edilebilir olduğunu da görüyorsun.
Hani böyle de bir faydası var.
Hani varlığıyla belki rahatsız ediyor zaman zaman ama yokluğuyla oh dedirtiyorsun.
O rahatlamayı hissedebilmen için de belli bir noktaya kadar maruz kalman gerekiyor ki yokluğunu takdir et.
O yüzden hani insan gerçekten isteyince overthink'i bile romantize edebiliyor galiba.
Ben de şeyi düşünüyorum.
Bu overthink'in tersi tersi değil de overthink'in seviyesini azaltmamızın sebebi.
Acaba dinlemeye başlamamız mı?
Çünkü tamam artık karar verdik.
düşünmeden duramıyoruz. Düşünüyoruz sürekli
olarak. Daha az düşündüğüm
ya da düşüncelerimin beni yormadığı an
aslında
düşüncelerine çok önem verdiğim birini dinlerken
oluyor. Bu yüzden de bu
payıt kıyasını çok seviyorum.
Şey mi acaba? Sanırım
anlıyorum dediğin şeyi. Böyle
senin o söylediği
şeylere fazlaca dikkat kesildiğin
insanın sana bunları
anlatabilecek önemi vermesi
seni buna layık görmesi
seni de böyle aslında bir yerden
valide ediyor. Yani şey diyorsun
demek ki ben bunları duymaya
layığım. Bu düşüncelerin
paylaşılmasını hak eden bir tarafım var.
Demek ki benim
düşüncelerim de aslında kabul edilebilir ve
geçerli. Ya da kabul edilebilir olmak
zorunda değil ama paylaşmaya değer gibi
dindirici bir tarafı da var belki de
gerçekten dinlemenin, duymanın.
Ya ben hep şeyi
söylüyorum. Mesela duymak
ve dinlemek aslında aynı şeyler değil.
Hani her şeyi duyuyoruz çünkü ama
ne kadarına kulak kesiliyoruz ya da bazen
böyle hani mutlaka yaşamışsındır
sınıfta, bir arkadaş
grubunda. Sesler yani
hep var, hep var, hep var.
Bir cümleyi duyuyorsun. Sanki böyle
en sevdiği oyuncağı, en sevdiği
aktiviteyi duymuş bir kedi, köpek gibi böyle
kulak kesiliyorsun. Yani aslında
bir nevi duymaktan dinlemeye
geçiyorsun. Ona böyle bir
önem vermeye, ona bir kulak kesilmeye
başlıyorsun. Bu da aslında
farkında olmadan sürekli bir şeylere
çok dikkat verdiğimiz ama
arada böyle sivrilenleri seçtiğimiz bir özellik gibi ki bence bu da bir yetenek ve herkesde yok.
Hani ikinci el kıyafet alınarak biz birlikte gidiyoruz ya çünkü birimizin görmediğini diğeri görüyor.
Ne bileyim birbirimize gösterip bunu bununla giyersin falan diye akıl veriyorsun.
Bazen kendi gardırola unuttuğun bir şeyi arkadaşın sana hatırlatıyor.
Bak bunu bununla çok güzel kombinlersin diye.
O yüzden bazı şeyleri birlikte yapmak çok daha keyifli.
sanki onun gibi böyle neyi neyle kombinleyeceğini görebilmek gibi
aslında sürekli bir şeyleri bir değerlendirme süzgecinden geçiriyoruz
ama böyle nihayet bir şey gözümüze kulağımıza çarptığında
onu hemen alıp onun üstüne bir şeyler geliştiriyoruz.
Yani aslında bu sürekli düşünme eylemi içerisinde olmak
çok fazla anlama da aslında tekabül ediyor.
Demek ki sürekli duyuyorum.
Demek ki sürekli konuşmaya hazırım.
Demek ki sürekli bir cevap üretiyorum.
Bu da böyle insana şey hissettiriyor biraz nasıl desem.
Galiba ben sürekli çalışıyorum ya sürekli işliyorum.
Hani aslında bir yerden de kendine bir sempati besliyorsun.
O kadar da işe yaramaz değilim galiba demeye başlıyorsun diye düşünüyorum.
Overtink bizim bir yeteneğimiz oldu çıktı şimdi.
Güzellediğince yani overtinki.
Over olmadığı sürece.
Evet. Overthink'in güzellenebilecek tek tarafı nihayet ortadan kalktığında belki yokluğun böyle.
Onu da over ediyoruz.
Aynen. Overthink'i de evet fazlaca düşünüyoruz. Ben fazla mı düşünüyorum üzerine belki fazla kafa yoruyoruz.
Öyle çözebiliyoruz sanki.
çünkü bir de şu var yani bizde
bir şeyin en çokunu yapmak
hani biz gerçekten böyle
misafirin önüne
az koymuş olmayayım da gerekirse
tabakta kalanları çöpe atarım
mantığıyla bizi yetiştiren annelerin
çocuğuyuz
yeter yeter Selma teyze diyeceğim mesela
annen bunu bir kaşık daha ekleyecek
senin böyle tam doyacağın miktarı
söyleyebilmen için
daha tabağa hiçbir şey koymadan yeter
demen lazım çünkü biliyorsun o ekleyecek
Şimdi biz böyle anneler tarafından böyle hatta toplumun kendisi böyle böyle bir toplum tarafından yetiştirildikten sonra hani fazlası zarar bizde yok.
Atasözlerinde var eylemde yok.
O yüzden ne ne kadar fazla olursa o kadar iyi gibi.
Bu da toplumun çok büyük bir ikiyüzlülüğü gibi geliyor bana.
Her şeyin fazlasını yapıyorsun ve bunun için alkış alıyorsun ama bu fazlalık beraberinde fazla mutsuzluk, fazla yalnızlık, fazla düşünmeyi getirdiğinde insanlar bir de artık bunu düzeltir misin demeye başlıyor.
Yani benim belki de bu hayatta olmamın, insan olmamın en böyle beni inciten, hassaslaştıran tarafı da bana yüklenen fazlalıkların sonucunda yaşanan şeyleri, aldığım çıktıları tek başıma çözmek zorundaymışım gibi bırakılmam.
O yüzden belki fazla düşünmek, fazla yapmak, sonrasında fazla yalnız kalmak ve bunlarla fazlaca tek başına uğraşmayı getiriyor.
Hani her şeyin fazlası zarar kesinlikle hayatımıza artık böyle hani uygulamamız gereken bir şey yani.
Her insanın hayatında böyle hani bu yazılmalı bir yere ne bileyim dövmesi falan yapılmalı.
Yeni doğan çocuklara bu böyle okutulmalı belki de kulaklarına falan.
Her şeyin fazlası zarar.
ama belki bir gün her şeyin fazlası zararı normalleştirdiğimizde
azın da o kadar iyi bir şey olmadığını konuşmaya başlayacağız
ama sanki ona hala daha çok zaman varmış gibi hissediyorum.
Bir de mesela bu fazla vermekle ilgili
bence beni çok iyi anlayacağın seni
ve dinleyenleri de çok iyi anlayacağını düşündüğün bir konu var.
Mesela zaman zaman hatta çoğunlukla biliyorsun
ben aşklardan falan bahsediyorum.
Özellikle de böyle falsolu girişimlerden.
Mesela benim problemim ne?
Bence çok fazla vermek.
Yani hak ettiğinden fazla kıymeti vermek, fazla zaman ayırmak ya da kendimden feragat etmeye çok açık olmak.
Bunu yaptığında karşıdaki de vermiyorsa sana karşılığını, ne bileyim açıklama bile alamıyorsan, bir cevap almak için bile günlerce bekliyorsan o kişiyi suçluyorsun.
Diyorsun ki yani ben bu kadar yaptım, bu kadar vericiydim, hiç karşılığını alamadım falan.
Ama hiç sormuyorsun.
Acaba sen bir insana ihtiyacından fazlasını vermiş ve onu da biraz zorunluluk altında, bir zan altında bırakmış olabilir misin?
Hani hep toplum da belki bizi böyle yetiştirdiği için çok fazla vermenin, çok fedakar olmanın böyle çok güzellendiği bir toplumdan geliyoruz.
Öyle olunca da ne kadar aslında sadık, ne kadar fedakar, ne kadar eli gönlü bol falan diye bunu güzelliyoruz.
Ve karşılık vermeyeni suçluyoruz.
Halbuki bu böyle bazen bir küveti dolduğunda kapatmak gibi.
O taşarsa ne olacak?
Fazlaca su akıttığı için asla o musluğu takdir etmeyeceğiz.
Aksine, of şimdi yerleri temizlemem lazım, bir sürü su boşa gitti, su faturasına yansıyacak bu.
Senin fazlaca akıttığın suyun bile faturası senden çıkıyorken,
insanlara fazlaca verdiğin şeylerin bedelini tabii ki sen ödeyeceksin.
Karşındaki insana ben sana çok verdim niye almadın diye onu suçlayamazsın ki.
Bu haksızlık değil mi yani? Sana karşındaki şunu diyecek. Ya ben sizden bir bardak su istemiştim. Hani siz bana damacana verdiniz de ben ne yapacağım ki bunu yani?
Hani vermeyin kendiniz için. Mesela hiç fazlaca verdiğimiz şeyi heba etmemek yerine kendimize harcamayı, bekletmeyi, depolamayı beceremiyoruz.
mesela bu kadar sevgiyi ben bir insana
love bombing dediğim şekilde
baskılamak onu böyle onun altında
gerçekten bırakmak yerine
istediği kadarını
verebilseydim kalanını sana
kendime kedime anneme
derslerime aynanın
karşısına geçip ya Ece ben çok mu çirkinleştim
bu ara demelerime verseydim
dünya daha katlanılır bir yer
olmaz mıydı sence benim için
herkes için olmuş bitmişti bile
o yüzden bence
Ve birisi fazlasını istemediğinde sırf biz fazlaca veriyoruz diye bunu da normalize etmememiz lazım.
Yani her şeyin fazlası zarar ama kime zarar?
Yani hem karşımızdaki insanları bazen zan altında bırakıyoruz.
Mesela ben de çok biliyorsun insan reddedemiyorum hayatımda.
ya da birini ya biz seninle aynı sayfada değiliz diyebilmek için birisinin yanında onun suratına
yine üzerine fazlaca bir overthink etmiş olmam gerekiyor.
Nihayet bunu söylediğimde kendimi çok kötü hissediyorum.
Karşılık veremedim duygularına, aynı sayfada değildik.
Ne olurdu bir kere de ben beni seveni sevseydim falan diye kendimi suçluyorum.
Halbuki aslında hem kendime saygılı bir şey yapmış oluyorum
Hem de karşındaki insana dur bak ben bu kadarını istemiyorum.
Bunu hak eden birisi vardır demeyi öğreniyorum.
Şimdi şunu biliyorum.
Böyle bazen aradığın sevgiyi ya da beklentilerini birinin sana verdiğini gördüğünde
tatmin olmasan da ya da almak istediğin kişiden almasan da bunları
belli bir noktaya kadar aslında böyle onaylandığını hissediyorsun.
Ya hiç bunu da bulamazsam duygusuyla ona dört elle sarılıyorsun.
Ama aslında uzun vadede iki tarafı da çok büyük bir zararın altına sokuyorsun.
Çünkü hem sen ona karşılık veremeyeceksin hem de karşı tarafın da aslında bir şeyi sana boşu boşuna karşılıksızca fazla fazla vermesine sebep oluyorsun.
İsrafa yol açıyorsun aslında.
Halbuki çok belki argo olacak ama yol vermeyi öğrensek ki kaç kere bize yol verilmiştir.
Kaç kere o yolları yürümüşüzdür yani.
Biz de yol vermeyi öğrensek zararın neresinden dönsen kar dediğin gibi belki adam şimdi 3 saat geri sürecek ama 10 saat geri sürmekten iyidir yani.
Hem de sen başka araçlara otostop çekmeyi öğreneceksin yani.
Rotayından oluşturuyor.
Aynen.
Hani bir salsan değil mi?
Bir salsan aslında iki taraf için de iyi bir şey yapacaksın.
Yani bazen mevzu belki kim az kim çok yapıyor kim çok düşünüyor kim az karşılık veriyor değil de neye hak ettiğini vermek ve belki de sana bir şey fazlaca üzerine düşünmeye seni itiyorsa bu neden benim normalimle yetinmiyor sorusunu sormak.
Bir şey sürekli seni tüketiyorsa fazla fazla bir şey yapmanı istiyorsa orada bir yanlışlık vardır yani.
Bu insanın bazen kendi iç sesi bile olabilir.
Bir konu senin onun üzerine çok fazla düşünmen, bütün böyle alt dalların sonucuna varman, böyle olursa ne olur?
A planım ne, B planım ne, C planım ne ya boşver.
Alfabe 29 harfi ya.
Kim Z planını görmüş ki bu hayatta?
Z'ye kadar yolun var yani.
Niye sürekli A olmazsa B, B olmazsa C'yi düşünüyorsun?
Yani 29 kere hata yapma hakkın var.
En kötü ihtimalle A02 dersin.
Baştan başlarsın.
A1.1
Yani ya ben 6 aydır İtalyanca dersi alıyorum hala.
2.1'deyim yani.
Progress böyle zaman alıyor.
Yani bir şeyin üstüne aşırı düşünmen seni onun masterı yapmayacak.
Ama bir şey üzerine zamana yararak düşünmeyi öğrensen belki istediğin yere varacaksın.
Böyle de bir conclusion'a vardım ben.
sen ne düşünüyorsun? inanılmaz
inanılmaz
bunun üzerine düşüneceğim ama çok düşünmeyeceğim
zamana yayacağım
ve aklımın bir kenarında kalacak yani
yer edecek eminim
o zaman ben bu bölümün adını
rota yeniden oluşturuluyor koyuyorum
ve
geldikleri dinledikleri için
herkese çok teşekkür ediyorum
şey diyecekler kız da 2-3 kelime
konuştu ama iyi konuştu
fazla konuşmasına gerek yoktu çünkü
Çünkü nedir fazlalık?
Fazlalıktır ya.
Fazlalıktır.
Sen bu bölüme benim iç sesim olarak katıldın.
Ve ben onunla bir barış imzaladığımı, yani o barış sözleşmesini bir sene daha uzattım.
Hani böyle transfer futbolcu gibi.
Bu iç sesle ben bir sene daha oynarım dedirttin bana.
Çok teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim.
O zaman umutsuzluğa alışmayın.
Yatağa kes girmeyin.
Görüşürüz.
sen bu kadar zevk alıyor musun
bu yaptığın şeyden
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
