
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
yolda olmak, varmaktan daha kıymetliymiş. bu yüzdendir ki kısa bir moladan önce bu yolcuğun tadını çıkarmak adına sondan bir öncenin bölümüyle karşınızdayım bu kez. 3 ay doldurmuşuz birlikte bambaşka bir ülkede. kutlamak için yine bir aradayız. bu bölümde attığımız adımları, aştığımız duvarları ve bir o kadar da ördüklerimizi konuştum. çayı kahveyi kapın, bizim için de dünya için de büyük adımlar atma zamanı.
Transkript
araya neredeyse bir sezon finalik kadar zaman soktum bunun farkındayım.
Her hafta bu hafta bölümü atıyorum ulan deyip o hafta size bir bölüm sunmadığımın da farkındayım özür dilerim.
Ama bütün bunlar bir yana beni gerçekten tanıdığınızı ve böyle aslında size bir şeyler anlatamadığım her an size anlatacak şeyler biriktirdiğimi bildiğinizi düşünüyorum, hissediyorum.
Aslında sezon finali bölümüm hazır.
Sizin ses kayıtlarınız da var ve beni çok heyecanlandırıyor.
Ama galiba uzun süredir beklediğin, emek verdiğin bir şeye kısa süreliğine de olsa bir mola vermek, onun final adı altında anılması galiba biraz o vedayı çok zorlaştırıyor.
O yüzden midir bilinmez bir türlü elim bunu atmaya gitmedi.
Bugün de telefona bir baktım.
27 Mayıs ve ben Napoli'ye geleli tam 3 ay oluyor ve 3. ayımı burada bitirdim.
Sizinle birlikte bitirdim.
O yüzden bugünün kendine has bir bölümü hak ettiğini düşünüyorum.
Üçte bir keramet vardır gibi bir şey söylemiştik üçüncü bölümde Havanur'la.
Bunlar da bu arada aklıma böyle bir saniyelik olarak bir anda geliyor.
O kadar aslında hani nereye gidersem gideyim içimde taşıdığım bir noktadasınız benim için.
Ulan o kadar güzel girizgah yaptım yine bir yerde takıldım yani.
Mikrofon aldım kendime yani hiç aslında sizi uzun süreli bırakmaya niyetim yok.
Bunu da oradan anlayabilirsiniz.
Bugün arkadaşlarımın evindeyim kendileri yok.
Eve girdim, yurttan eşyalarımı almıştım.
Sonra yolda inanılmaz derecede sizinle konuşma isteğiyle dolup taştım.
Ve belki de günlerdir hatta aylardır ilk defa kendimle baş başa kalmak gibi bir fırsat yakalamışken
bunu sizinle doldurmak yapabileceğim en güzel şey olurdu.
O yüzden camın karşısına geçtim.
Hatta karşısına değil, camın önünde oturuyorum şu an mermerde.
Kendime kahve demleyecektim.
Zaman kaybetmek istemedim.
bir sigara saracaktım. Kağıdım yoktu.
Ben de çay demledim. Suyumu aldım.
Mikrofonumu taktım.
Taşın üstüne oturdum. Sizinle
konuşuyorum. Muhtemelen sesimi
sokaktan insanlar duyuyor.
Hatta belki karşıdaki evet
karşıdan bir kadınla beni seyrediyor.
Ama yabancı bir yerde olmanın
belki de kendini en
aşina ve en böyle hani
paradoks ama yabancı hissetmediğin
yanı zaman zaman anlaşılmamak.
Hani bu kadar anlaşılmanın peşinde
olup bunu kovaladığım bir platformda
kendi iç alanımda
bazen anlaşılmamanın
verdiği rahatlıkla size seslenmek de
ayrı bir güzelliğe sahipmiş. Bunu fark ettim.
Çünkü gönül rahatlığıyla
hani aslında
Türkiye'de de belki bunu yapsam girip
Spotify'dan dinlerler zaten ama
birileri gözünüzün içine bakarken ya da
sizi seyrederken konuşmak çok zor bir şey.
Ama ben bunu
kendi kendimi yargılarken
kendi konuşmalarımı kendi iç düşmanımla
Aslında sürekli eleştirirken zaman zaman yerin dibine sokarken yaşıyordum ama başka gözler tarafından izlenmek tabii ki biraz insanı şüpheye düşürüyor söyledikleri konusunda.
O yüzden burada böyle belki yoldan geçenlerin bunun hangi dil diye düşündükleri ya da bu kız ne yapıyor camın önünde eline mikrofonu almış dedikleri bir şeyi yapmak bile bana kendimi bundan 3 ay önce yabancısı olduğum sokaklara daha da aşina hissettiriyor.
O yüzden hani böyle herkesin bir yolculuğa giderken ya da ne bileyim bebeklerin o yanlarından ayırmadığı battaniyesi bir nesnesi vardır ya benim için gerçekten sen o kız değil misin öyle oldu.
O yanımdan ayıramadığım, çok fazla manevi anlam yüklediğim ve belki de başkalarının anlamadığı, zaman zaman çok anlamsız bulduğu ya da onu hiç tanımayan, gerçek hayatta hiç yan yana gelmemiş, belki yüzünü dahi görmemiş insanlara bu kadar bir insanın kendi içini açması, evet garip gelebilir.
Zaman zaman bana da garip geliyor ama bu güzel bir gariplik. İnsanın bazen böyle içinde kalbini farklı attıran, hislerini farklı şekilde yaşattıran ve hislerini içinde tutmasına engel olan yani artık hislerini resmen dışarıya dolup taştıran bir duyguya, bir nesneye ihtiyacı var.
Ve benim bu inişli çıkışlı hayatımda son zamanlarda belki de en istikrarlı şeysiz olduğunuz için kendimi çok daha rahat hissediyorum.
Belki de bu yüzden Napoli'deki 3 ayım göz açıp kapayıncaya kadar geçti.
Çünkü o homeski duygusundan beni uzakta tutan bir şey zaten her zaman ev duygusunu hissettiğim bir şeyin bir bilgisayar kapağını kaldırdığımda ulaşabileceğim yakınlıkta olmasıydı.
o yüzden bu 3 ayın şerefine
karşınıza geçip sizlerle
birer çay içelim istedim
sizi çok özledim
özlemeye devam ediyorum
çünkü uzun zamandır böyle bir şeyi yüklememenin
onun için bir hazırlık yapmamanın
edit yapmamanın da böyle
içimde erattığı bir boşluk vardı
umarım her şey yolundadır
bu arada bu noktaya kadar dinlediyseniz
ve hala sezon finali bölümüm için
bana bir ses kaydı atmadıysanız
ama atmak istiyorsanız da
tam zamanı bana iletebilirsiniz.
Çünkü sizin sesinize yer vermeyi çok fazla istiyorum.
Bu böyle size belki de bu 3 ayda neler yaptım ve neleri yakalayabiliriz birlikte.
Onun bir küçük bir teaserı olacak.
Lütfen siz de kendinize bir çay demleyin, sigaranızı sırın, kahvenizi alın
ya da bir bira açın benim için.
Karşılıklı içelim, sohbet edelim.
Ben biraz böyle burada geçirdiğim zaman inanılmaz hızlı geçtikçe ve dönüşüm yaklaştıkça döndüğüm zaman beni bekleyecek olan şeylerin kaygısına kapıldım.
Ve bu belki de herkesin hayatında yaşadığı, yaşayacağı ya da belki de şu an içinde bulunduğu bir durum.
Özellikle sizin bunu çok relate edebileceğinizi düşünüyorum.
düşünüyorum. Çünkü bu insanın
sadece işte yurt dışındayken
ya da mezun olmasına çok az kalmışken
yaşadığı bir duygu değil aslında. Bu kaygı
hayatın ve duyguların her noktasında
insanın karşısına böyle aniden
bir tabela gibi belirebiliyor.
Ve bazen o tabelayı
görene kadar ilerlemişken geri geri
gitmek çok zor olabiliyor.
Ama bu yüzden arabaların geri vitesi
var. Yani demek ki bazen
geri geri gitmek beklenen
bir şey. O yüzden bu gerilemeleri
yapmak ve belki de daha önce
fark etmediğim o uyarı tabelalarını
görmek benim de hayatıma çok
karşına olmadığım ama şu an yaşarken
de çok da
yalnız hissetmediğim bir duygu. Çünkü
gerçekten birçok insanın da bununla mücadele
ettiğini biliyorum. Bunu daha önce de
söylemiştim. İnsanın belki de en bencil
özelliği bazı duyguları
yaşarken ve bunlar özellikle de çok
yorucu, tüketici
duygularken dünyada bunu yaşayan
tek insan olmadığını bilmek. Bu
bile gerçekten bazen insanı rahatlatıyor.
Bu bir bencillik olabilir.
Ama insanın hayatta kalmasını en azından benim günlerimi biraz daha rahat geçirmemi sağlıyor mu?
Sağlıyor.
O zaman teşekkürler bu bencillik.
Bazı zamanlarda da demek ki bencil olmak gerekiyor gerçekten insanın kendi sağlığı için.
Tabii zaman bu kadar hızlı geçince ve Türkiye'de beni bir şeyler bekleyince biliyorum ki Türkiye'ye geri döndüğümde ve anahtarımla kapımı açtığımda en son nasıl bıraktıysam öyle bulacağım.
Ama ev beni en son bıraktığı gibi bulmamış olacak.
O yüzden bazı değişimler biz her ne kadar onun içinde olsak da bizim kadar bizimle karşılaşan ve bizimle en son atıyorum aylar önce görüşmüş olan kişileri, şeyleri, nesneleri belki de evleri bile etkileyebiliyor.
Yani o eve tekrar gireceğim, eşyaları yerli yerinde bulacağım ama ben o eve tekrardan sığabilecek miyim?
O evde artık yeni Simaya yeni deneyimler kazanmış yeni kalp kırıklıkları ya da yeni heyecanlar yaşayarak ve valizini bir sürü deneyimle doldurarak buraya gelmiş Simaya bu evde yeniden bir yer olacak mı bilmiyorum.
Ve tabi ki bu endişeler evle kalmıyor.
Arkadaşlar, ilişkiler, okul, aile bunların hepsi üst üste geliyor.
Ve ben döndüğümde artık mezun olmuş ve bir noktada hayatın çok somut bir şekilde ne de hayatın demek çok fazla genel olur.
Türkiye'nin çizdiği çerçevede staj arayan, iş arayan, KPSS'ye hazırlanan, yüksek lisans için okul araştıran bir Sima'ya evrileceğim.
Ve bu kadar böyle hayatın hızlı, heyecanlı ve gerçekten bana iliklerime kadar genç hissettirdiği bir döneminden
tekrardan o sorumlulukların içine dalmak nasıl beni etkileyecek bilmiyorum.
Ama bunu sezon finali bölümümde de söylemiştim.
Dinlediğinizde eminim burası aklınıza kalacak çünkü şu an buradan onun bir teaserını veriyorum ama
Demiştim kendime evet bunlarla baş edeceğim ama yine kaçıp sığındığım ve bu değişimleri birlikte atlatacağım
Bir platform var benim sesli günlüğüm var birlikte atlatacağız
Aslında hiç görmediğim hiç tanımadığım ama bir o kadar da belki de hayatımda fiilen olan insanlardan daha yakın hissettiğim
Siz varsınız ve size çok fazlaca sorumluluk yüklüyorum belki de.
Ama her ilişkinin biraz sorumluluk olduğunu geçtiğimiz ilişkilerimizde çok fazla anladım.
O yüzden bu sorumluluğu da sevgiyle ve heyecanla yerine getiren iki taraf olduğumuzu düşünüyorum.
Zaten sezon finali yapma kararım da biraz bu yüzden çıktı.
Çünkü beklentinin bir insanı ne kadar yorduğunu ve özellikle karşılanmadığında ne kadar büyük hayal kırıklıklarına yol açtığını biliyorum.
O yüzden de düzenli yaptığım bir şeyden sonra bir anda düzensizliğin hakim olduğu bir hayata evrilince benim gündelik yaşantım.
Sizin benden bir beklentiniz vardır ve bunu karşılayamam endişesiyle biraz da sezon finaline sığınmak istedim.
Çünkü her bir mesaj aldığımda yeni mülölüm ne zaman geliyor seni çok özledik vs. diye.
Ay bu mesajları almak bile o kadar güzel ki ben ne yaptım da bu mesajları alıyorum ama.
bu mesajları alınca
mutlu olduğum kadar
içimde bir yer böyle sızlıyordu.
Yani ya ben de sizi özledim
ve ben de konuşmak istiyorum ama
bir oturamıyorum diye ve belki de
hani
gerçekten insanın anlatacak çok şey olunca
nereden başlayacağını bilemez ya. Belki de
bu yüzden kaçınıyordum biraz.
O zaman 10 dakikalık
girizgahtan sonra artık
sezondan bir öncesi, sondan
bir öncesi bölümümüze girişelim.
Ben gerçekten ilişkiler konusunda her türlü ilişki, kendimle olan ilişkim, eğitimle, hayatımla olan ilişkim,
yeniliklerle, yabancılıklarla, aşkla, arkadaşlıklarla, kaotik olan ilişkilerle olan her türlü ilişkimi çok fazla gözden geçirme fırsatı buluyorum burada.
O yüzden size anlatacak şeyim çok fazla birikiyor.
Ve eskinin nostaljinin ne kadar insanda yer ettiğini ve gerçekten nostaljiye bu kadar düşkün olmanın artık bir rahatsızlık olduğunu fark ettiğim bir evredeyim.
Çünkü her ne kadar bir şeyler yaşadıkça bazı şeyleri geride bıraktığımı düşünsem de bir noktada geçmişteki bir şeyleri sürekli yanımda taşıdığımı fark ettim.
Bu biraz eski ilişkilerimin bana yol açtığı bir pencereydi.
Biraz eski ilişkilerimin ve bu kadar kalbimi kıran şeylerin hala aklımda ve kalbimde çok büyük bir yer kapladığını fark etmemle karşıma çıkan bir şeydi.
Eski ilişkilerimi böyle yeni ilişkilerimde bana yardımcı olacak birer deneyim kanalı olarak kullanıyorum tabii ki de.
Ama geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımla bunun üzerine bir şeyler konuştuk.
Eski deneyimlerinden ders çıkartmak çok başka bir şey ve çok güzel bir şey.
Ama eski ilişkilerinde yaşadığın deneyimlerin sonucunda kendine bir gard oluşturup bunu her seferinde yeni ilişkilerine yansıtmak bambaşka bir şey ve tamamen aslında problematik bir sen doğuruyor.
Çünkü sürekli olarak eski ilişkilerindeki kalp kırıklıklarının sende yarattığı o korkuyla hani tıpkı böyle sokakta sürekli hayatta kalma mücadelesi veren sokak hayvanları vardır.
İşte kediler, köpekler ve sen onu sevmek için yaklaşına senden korkar.
Mesela bu benim her zaman çok kalbimi kıran bir şeydir.
Çünkü hep şey düşünürüm.
Ya sana ne yaptılar ki kaçıyorsun benden diye.
Çünkü artık bizi o kadar da yabancı değiller.
Aynı dünyayı paylaşıyoruz.
Biraz onların hayat alanını işgal ettik.
Hatta biraz değil.
Basbayağı.
Bu hep benim böyle içimde bir noktayı sızlatırdı.
O yüzden İstanbul'daki kedileri falan çok böyle daha fazla bir severim.
Daha bana böyle iç rahatlığı verirler.
Demek ki başları okşanıyor ki benden kaçmıyorlar diye.
İnsanlar da aslında bu noktada, yani biz de bu noktada aslında sokak hayvanlarıyla çok aynı konumdayız biraz.
Eğer eski deneyimlerimizi kendimize böyle bir duvar olarak kullanıyorsak.
Aslında bu çok basit ve çok arkeik bir savunma mekanizması.
Çok fazla da hayatı ve çok fazla kalp kırıklığını kurtarmıştır.
Buna hiç diyecek bir lafım yok.
Ama bu duvarı ören kadar, bu duvarın karşı tarafında kalmış.
Yani bu duvar ona karşı örülmüş bir insansanız aslında bunun o kadar da keyif verici bir şey olmadığını o zaman fark ediyorsunuz.
Ben her zaman bunu kesinlikle övünmek için söylemiyorum.
Çünkü o kadar fazla kalp kırıklığı yaşadım ki bu özelliğim sonucunda bununla övünmek tam bir avamaklık olur.
Ama gerçekten hayatımda böyle ne zaman bir kalp kırıklığı yaşasam biraz da herhalde genç olmanın ve hayattan inanılmaz bir umut beklemenin verdiği bir şey olsa gerek.
Hep şey diyordum tamam kalbim bir kere daha kırıldı.
Demek ki bir sonraki insan benim için daha doğru olacak.
Ya da doğru insana doğru hislere bir adım daha yaklaştım.
Sonuçta hep şey gibi düşünüyordum.
Bir insanın kaç tane yanlış seçeneği olabilir ki?
Atıyorum 20 tanenin içinden bir tane doğru varsa.
Belki ben sürekli yanlış olanları seçtim ama mutlaka bir gün doğruyu da bulacağım gibi.
Hep böyle bir içten içe umut besliyordum.
Çok sevdiğim.
bir arkadaşımın Berke'nin
yıllar önce bir dövme fikri vardı.
İşte bir kere yenil
bir daha yenil.
En iyi şekilde yenil.
Sürekli yeniliyorsan yenilmenin en iyisi
ol şeklinde bir sözü dövme
yaptırma fikri vardı.
Geçenlerde bu benim tekrar aklıma geldi.
Bir anda böyle. Yolda yürürken
gerçekten bir anda Berke'nin bu dövme
fikri geldi aklıma.
Bilmiyorum kendisi bile hatırlıyor mu.
Bu dövmenin
aklıma tekrardan gelmesiyle aslında
bana üzerine düşündürten şey şu oldu.
Yeniliyorsan daha iyi yenil.
Bir daha yenil.
Tekrar yenil gibi bir şeyi dövme yaptırma fikrini bir insan kabul etmiş.
Yani böyle bir fikir aklında bir anda ampul gibi yanmışsa
aslında yenilmenin ne kadar insan doğasında olduğunu
ve yenile yenile biraz daha galibiyetin tadına varabileceğimizi
kabullenmiş bir insan olmaktan geçtiğini bana düşündürttü.
Ve gerçekten çok gurur duydum Berke'yle.
Ve sonrasında bu biraz bana böyle bir ilham oldu.
Dedim ki sen hayatında çok fazla...
Yenilmiş bir insansın Simay.
Ve çok fazla yenildiğin için belki de kazanmana ne kadar emek gerektirdiğini biliyorsun ve kazandığın zamanlara bu kadar fazla tutuluyorsun diye.
O yüzden bu yenilmeler ve kazanmalar, inişler ve çıkışlar geçenlerde de mutlaka ve mutlaka bahsetmişimdir.
Biraz daha bana böyle işte bu polyanacılığı, eğer yanlış bir insan varsa hayatımda demek ki doğruya bir adım yaklaştı mı?
düştüysek kalkarız, yenildiysek kazanırız, yenilginin tadı buymuş şimdi biraz da galibiyeti tadalım gibi
hep böyle ileriye dönük aslında umutlar veren bir nasıl desem bir kaynak haline geldi benim için.
Bunlar gerçekten bir noktada züğürt tesellisi olabilir ama gerçekten beni ayakta tutuyor mu tutuyor
ve ben beni ayakta tutan şeylerin insanların bakış açısından nasıl göründüğünü çok fazla düşünen
ve bunun üzerine inanılmaz derecede kafa yoran bir insandım.
Hala daha bunun ibarelerini taşıyorum bence hayatımda.
Hala daha zaman zaman insanların benim inançlarım, benim sevdiğim şeyler ve benim tutkularım üzerindeki düşüncelerini
zaman zaman gereğinden fazla düşünüyorum.
Bunun gereği nedir derseniz hiç düşünmemek bence.
Ben o noktaya biraz ulaşmaya çalışıyorum.
Belki de o yüzden benim için şu an camın kenarında,
belki de sokaktan geçen herkesin beni duyabileceği bir şekilde
hislerim üzerine böyle konuşmak
benim için çok büyük bir adım
belki de. O hiç umursamama
noktasına beni götürebilecek küçük bir adım
belki de. Zaten hayatta böyle
hani Neil Armstrong'a
çıktığında
benim için küçük ama dünya için çok
büyük bir adımdı demişti.
Yani aslında bizim
normalde hayatta yaptığımız şeylerin
tam tersi. Bizim için yaptığımız
attığımız adımlar büyükken
dünya için belki de hiçbir şey ifade etmiyor.
İşte Neil Armstrong da Ay'a çıktığı için dünya için çok büyük bir adım atmış oluyor.
Ama belki de hayatı biraz Neil Armstrong özgüveninde yaşamak gerekiyor.
Gerçekten attığımız adımların dünya için de büyük olduğunu, bizim için de bilahare o kadar büyük olduğunu
hatta belki de zaman zaman bizim için küçük adımlar olduğunu kabul etmek gerekiyor.
Çünkü adımları küçük tutmak, varmak istediğimiz yere bizi belki biraz daha geciktiriyor.
Ve bence özellikle 20'li yaşlarda olmanın en güzel kısmı ne kadar yavaş yürürsen yürü etrafına mutlaka görülmeye değer bir şeyler oluyor.
O yüzden ben de adımlarımı küçük tutup ama bu adımların dünya içinde o kadar anlamsız olmadığını bilerek hareket eden bir simay olmak istiyorum.
Bunu da sizinle paylaşıyorum çünkü benim sizde bir şeyler bulduğum kadar sizinle bende bir şeyler bulduğunuzu biliyorum, hissediyorum içten içe.
Buna nasıl vardığımı yaparsanız bu arada sorar mısınız sormaz mısınız bilmiyorum ama bu zaten biraz sessiz röportaj benim için.
Sen o kız değil misin?
Şimdiye kadar hiç kötü yorum aldı olmadı.
Ama biliyorum ki hani seveni var sevmeyeni var.
Çevremde dinleyeni var dinlemeyeni var.
Dinlemesini çok istediğim ama dinlemeyen arkadaşlarım var falan.
Ya da bunu hani biraz daha çok fazla şey paylaşıyorsun.
Hani bu kadarı hoş mu doğru mu falan diye sürekli dünyanın doğru ve yanlış skalasını oturtmak isteyenler var biliyorum.
Ve ben hayatım boyunca insanların benim hakkımda ne düşündüğüne inanılmaz kafa yormuş.
Hatta zaman zaman ne düşündüklerini bilmediğim zamanlarda bile onların benim hakkımda kötü şeyler düşündüğünü onlara atayıp bunun üzerinden kötü hissetmiş bir insanım.
Hala da yapıyorum bunu.
Ama şunu fark ettim.
Sen o kız değil misin?
Bu podcast ve içimdekileri söylememe dair, 6 aydır burada paylaştığım sayısız bölüme dair kötü bir şey söylendiğinde ya da beğenilmediğinde ya da birileri bunu eleştirdiğinde kılım kıpırdamıyor.
Kesinlikle rahatsız olmuyorum.
Hani şey gibi düşündüm başta, neden rahatsız olmuyorum, benim çok sevdiğim bir şey.
Sonra şeyi fark ettim. Yaptığınız bir şeye çok fazla inandığınızda insanların inanmaması ya da insanların eleştirmesi sizi çok da gittiğiniz yoldan uzaklaştırmıyor.
Ve gerçekten biraz böyle 20'li yaşların artık isyankarlığı mı bende bir anda patlak veriyor bilmiyorum ama yaptığım şeyden çok eminim.
Yaptığım şeyin arkasındayım. O yüzden siz sevin ya da sevmeyin. Ben bu yolda kendimi buldum ve bunu yapmaya devam edeceğim diyebildim hayatımda ilk defa.
Bunu böyle duygusal bir konuşma diye yapmıyorum.
Ama kendinize gerçekten pay çıkartın diye söylüyorum.
Çünkü bildiğim bir şey varsa gerçekten siz de en az benim kadar kendinizi takdir etmekten çok yoksunuz.
Ama sizden kilometrelerce uzakta ve bu işe başladığında odasının penceresinden dışarı bakarak sokağın sesleriyle
10'dan bir 5-10 dakika önce hüngür hüngür ağlamış biri olarak size seslenerek çıktığım bu yolda
Şimdi 6 ayın sonunda hatta 7. ayı falan geçirdik zannedersem.
Napoli'de bambaşka bir şehirde, bambaşka bir ülkede, başka bir camın önünde ve başka bir sokağın sesleriyle size sesleniyorum.
Ve benim katettiğim yolların hepsinde kendinize fark çıkartabilirsiniz.
Buna hakkınız var.
O yüzden bunu hem biraz bu yüzden söylüyorum.
Hem de bana nasıl bir noktada bunun ilham olduğunu ve nasıl bir şeye aslında sebep olduğunuzu, yol açtığınızı görün istiyorum.
Kendini her konuda inanılmaz derecede eleştiren ve insanların eleştirilerini inanılmaz derecede ciddiye alan bir insan olarak
hayatımda ilk defa yaptığım bir işten hiçbir şekilde pişmanlık ya da eleştiri oklarının beni rahatsız edebileceği bir duygu hissetmeden
böyle başım tamamen dik bir şekilde ben ne yaptığımı biliyorum diyerek o eleştirinin içinden sıyrılabildim.
ve sonra yaptığım şeyin bir ödev, bir giyim tarzı, yani çok da inanılmaz somut bir şey olmadan
her ne kadar podcast'te, Spotify'da, Apple podcast'ta ulaşılabilecek somut bir şey olsa da
aslında onu oluşturan şeyler hislerim ve hayat içerisinde nerelere sürüklendiğim olduğunu göz önünde bulundurursak
aslında bir o kadar da soyut bir şey.
Ve bu soyutlukların hepsi böyle sanki bir puzzle gibi
birinci bölümden bu bölüme dair hepsini bir araya koyduğunuzda beni oluşturuyor.
Ve ben hayatımda ilk defa belki de bu podcast'in aldığı eleştirilere kulak asmadan
ve ben yaptığım şeyin arkasındayım diyerek belki de ilk defa dolaylı yönden kendimin arkasında durdum.
Ve bunun beni ne kadar duygulandırdığını, ne kadar heyecanlandırdığını size anlatamam.
Ama biraz olsun belki hissettirebilirim.
O yüzden de tekrardan karşınıza geldim.
ben hayatımda ilk defa yaptığım bir şeyle çok gurur duydum.
Ve sonra dönüp baktım ki yaptığım şey benim.
Sadece vücudumun, duygularımın, ruhumun daha önce ışık tutulmamış taraflarını bir ışık tutup
biraz da hani o insan zaman zaman karanlıktan korkar tek başına girmek istemez ya
onun verdiği korkuyla yanıma sizi alarak
siz de benden gelsenize şu karanlığa bir girip orada ne var ne yok bir bilmek istiyorum
diyerek çıktığım bu yolda nihayet gurur duyulacak bir şey buldum ve gurur duyduğum şeyin bütünü beni oluşturuyor.
Beni o kadar mutlu etti ki, beni o kadar mutlu ettiniz ki size seslenmemek ve size duygularımdan bahsetmemek haksızlık olurdu.
Buraya nereden geldiğimi ben hatırlıyorum bu arada hala paslanmadım.
Buraya geçtiğimiz günlerde eski deneyimlerimizin hayatımıza gelen yeni şeylere, yeni duygulara ve yeni insanlara duvar örmemesi konusundan gelmiştim.
Aslında biraz da böyle.
Ben burada anlattığım her şeyle biraz duvarları kırdığımı düşünüyorum.
Ya da oluşturmadan o duvarları, tuğlaları bir kenara ayırdığımı ve belki de onlarla yarın bir gün başımı sokabileceğim bir yuva oluşturmak için kullanmayı hedefliyorum.
Bilmiyorum.
Ama ben artık o tuğlaları araya duvar örmek yerine daha işlevsel ve beni daha fazla ayakta ve hayatta tutabilecek şeyler için kullanmaya karar verdim.
Önüme engel olacak şeylerden ziyade.
Geçtiğimiz günlerde arkadaşımla konuşurken de ona bunu söyledim.
Ona bunu söylerken de bunu sizinle de paylaşmak istedim.
Çünkü içinizden çok fazla insanın bu noktada muzdarip olduğunu biliyorum.
Eski deneyimlerimizin yaşadığımız şeylerin hatta yaşadığımız kadar yaşamadığımız ve yaşamaktan korktuğumuz şeylerin
bir sonraki, ilerideki deneyimlerimizi ve bizi bekleyen maceraları, heyecanları, insanları, aşkları ne kadar etkilediğini çok iyi biliyorum.
O yüzden belki biraz olsun bu gerçekten çivisi çıkmış dünyada polyanacılık yapmak gerekiyordur.
Belki de gerçekten o masallardaki mutlu son bizim de hayatımızda nihayetinde karşımıza çıkacak bir şeydir.
Belki biz her seferinde bu da mı kötü hikaye dediğimiz bir şey de belki sadece bir chapter'ı bitiriyoruzdur ve aslında bu kitabın tamamı değildir.
Belki şimdiye kadar işte benim 23 senelik hayatımda 23 tane chapter'da çok da belki mutlu olduğum an yoktur.
Ya da çok umutla başlayıp ulan bu kitap burada bitiyor herhalde dediğim ama sonrasında elimde patlayan şeyler olmuştur.
Ama belki de genç olmanın ve hayatta olmanın verdiği en güzel şey sayfalar çevir çevir bitmiyor.
O yüzden her seferinde ben kendimi ulan ne kötü bir hayat yaşıyorum ne kötü deneyimlerim var demektense kendimi şeye alıştırıyorum.
Oh tamam bir chapter'ı daha bitirdik.
Belki şimdi biraz mola verme zamanıdır ama tekrar okumaya devam et, tekrar yaşamaya devam et.
Belki gerçekten de ben bir mutlu son hikayesinin içine yer alıyorumdur.
Ama o sona daha çok olduğunu biliyorum.
O yüzden bunu daha önce söylemiştim size.
Yeni üzüntülere ve yeni kalp kırıklıklarına da o kadar hazırım.
O yüzden tabii ki eski deneyimleri kalp kırıklıklarını bir noktada insanın cebinde taşıması gerekiyor.
Ama ileride hayatına girecek kişilere karşı da bir duvar gibi örmemesi.
onları yani geçmişteki kalp kırıklıklarının yeni insanın da üstüne basacağı noktalar olacağı korkusuyla ilerlememesi gerekiyor.
Bunu da tabii ki her günün farklı bir deneyim ve hayata farklı bir insan soktuğu Erasmus'tan size söylüyorum.
O yüzden sözüme gerçekten inanın.
Her gün farklı bir insanla tanışıyorsunuz.
İlk gün tanıştığınızda ben bu insanla çok iyi anlaşırım dediğiniz kişiyle 3. haftadan sonra belki yüz yüze bakmıyorsunuz.
ya da başta çok rahatsız olduğunuz, yanına yaklaşamadığınız insanlarla bir anda can ciğer kuzu sarması oluyorsunuz.
Bazen ya ben bu insanla niye birlikteyim diyorsunuz.
Bazen keşke şu insanla biraz daha zaman geçirsem diyorsunuz.
Ama bütün bunların hepsi gerçekten her insanın birbirinden farklı bir şey olduğunu
ve eski deneyimlerle onlara bir duvar örecekseniz dünyada tuğla kalmayacağını hatırlatıyor size.
O yüzden bir noktadan sonra araya duvar örmeyi bir kenara bırakıyorsunuz.
Çünkü bugün bir duvar örerseniz yarın bir gün onun üstünden atlamak zorunda kalıyorsunuz.
O yüzden ben şu aralar dümdüz yollarda ilerlerken karşıma çıkan her fırsatla tanışmaya ve onlardan bir şeyler kazanmaya çalışıyorum.
Hayat gerçekten çok adil değil.
Özellikle de hassas kalpli ve çok verici bir insansanız zaten elinizde kolunuzda çok bir şey yokken sürekli birileriniz sizden bir şey aldı.
Ve eksildiğiniz bir dünya içinde sizden kalan son parçalarla nefes almaya.
o günü bitirmeye çalışıyorsunuz.
O yüzden baktım ki madem bu bir alışveriş
ve ben verdiğim kadarını alamıyorum
bazen zaman zaman verdiğimden
daha fazlasını talep etmenin arsızlık
olmayacağını kabullendim. Ya da
arsızlıksa da arsızlık. Çünkü burada
hep şey yapıyorum mesela. Bazen bir şey yapıyorum.
Bazen bir mekanda
çok sesli bir şekilde gülüyorum.
Ağzımdan bir küfür kaçıyor. Yolda yürürken
takılıp düşüyorum. Daha sonra diyorum ki beni bir daha
nerede görecekler? Hani sanki Türkiye'de
beni bir kere gören bir daha görecekmiş gibi
bir algı var ama burada böyle
yabancı olanın verdiği rahatlıkla
beni bir daha nerede görecekler diyorum ama
aslında bunu genele vurduğunda hepimiz dünyada da
yabancıyız. Beni bir daha nerede görecekler?
Beni bir daha nerede hatırlayacaklar?
Hatırlasalar bile umursayacaklar mı? Ya da onların
hiç mi ayağa takılmadı da
düşmediler?
O yüzden biraz daha böyle
yabancı olmanın ve
zaman zaman anlaşılmamanın verdiği
rahatlıkla kendimi daha fazla
anlamaya başladım.
Hazır kendimi anlamışken de çözdüğüm bulmacaları, çözdüğüm labirentleri sizinle paylaşmak istedim.
Belki sizin kendi iç labirentinizde yolu bulmanızda biraz da olsa bir harita işlevi görür.
Tabii ki herkesin yolu farklı.
Herkesin çizdiği yol, gideceği yol, hayatı farklı.
Bir de hayat öyle bir şey ki siz bir labirenti geçip sonunda düzlüğe ulaştım derken karşınıza çok daha büyük bir engebe çıkabiliyor.
Ama ne olursa olsun benim haritam sizin yolunuza yol olmasa bile
Ben size burada bu yolların biteceğinin ve en nihayetinde gerçekten çok güzel bir manzaraya ulaşabileceğimizin sözcüsü olarak buradayım.
Umarım bana inanırsınız ama bence inanıyorsunuz.
Biz 7 aydır bu yolda boşuna birlikte değiliz.
Ben bu bölüm çok duyguluyum, çok duygusalım.
Size sezon finalinden önce böyle bir seslenmek, ben buradayım hani merak etmeyin demek için buradayım.
Gerçekten beni şu an bambaşka bir ülkede ve başka bir şehirde,
üstelik bundan birkaç öğün de önce inanılmaz kayıp ve ben burada ne yapıyorum dediğim
ama artık sokaklarında kendi evimmiş gibi gezdiğim bir yerden size seslenmek
ve ilk başladığım yerdeki, ilk başladığım zamandaki gibi
bu sefer başka bir sokağa ve belki başka maceralara açılan bir camdan dışarı bakarak size seslenmek
beni çok duygulandırdı.
İyi ki buradasınız.
İyi ki aynı camdan dışarıya bakmasak da manzaramı sizinle paylaşabilecek kadar şanslıyım.
İyi ki buradasınız.
İyi ki kulağınız bende.
İyi ki gözünüz bende.
Dilerim duygularınız da birliktedir.
Dilerim kalplerimiz de birlikte atıyordur.
Ben her bölümü yine böyle bir yaşlı insan edasıyla bitirmeye ant içtim galiba.
Sizi çok seviyorum.
böyle
gittiğim şehirlerden hep
anı olsun diye bir magnet, bir rozet, bir kart
postal alıyorum ama
inanın onları getireceğimde
işte Türkiye'deki buzdolabımı
astığımda buzdolabım ne kadar renklenecekse
İtalya belki daha farkında değil ama
ben onlara buradan götüreceğimden
çok daha kıymetli bir şey getirdim
sizi ve yeni maceralarımı getirdim
çünkü beni bazen yataktan kaldıran şey
anlatacak hikayeler
biriktirme isteği oluyor
Bunu sağladığınız için ve bunu 7 aydır istisnasız yaptığınız için çok teşekkür ederim.
Kendinizi işe yaramaz, hiçbir şey yapmıyor ya da çok motive siz hissedebilirsiniz.
Çok insani bir şey ama çok uzaklarda bir yerde bir kızın hayatına dokunduğunuzu bilin.
Sizi çok seviyorum.
Umutsuzluğa alışmayın, yatağa küs girmeyin.
Yataklar değişiyor, şekiller değişiyor ama insanın umudu olduktan sonra her gün aynı güneşle doğuyor.
O yüzden sizinle aynı güneşin altında doğup aynı güneşi batırdığımız için çok şanslı hissediyorum.
Sizi seviyorum. Kocaman öpücükler o kızdan.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
