
Senede bir gün babalar günü. Kalan her gün ise olmayan babaların. Kendi kendimin ebeveyni olmak beni bir anda inanılmaz büyüttü. Fakat bir anda da o kadar küçüldüm. Bu kızı büyütür ve ona ihtiyaç duyduğu şefkati verirken, her gün mahrum kaldıklarımın yüzüme vurulduğu bir hayat yaşıyorum. Ama yine de seçimlerimden memnunum. Günümüz kutlu olsun.
Transkript
Bugün babalar günüymüş. İnternete girince, fotoğraflar görünce ve işte içinde kuzenlerin, dayıların, eniştelerin olduğu bir whatsapp grubunda babalar günü kutlanınca aslında fark ettim.
O yüzden bu benim için çok spontane bir bölüm olacak.
Ama nedense ne söyleyeceğim konusunda ya da cümlelerimi düzgün kurup kurmayacağım konusunda hiçbir endişem yok.
Çünkü aslında bu bölümde söyleyeceğim şeyler zaten benim ömrüm boyunca hissettiğim şeyler.
Sadece belki de bugün gerçekten bunları söylememe vesile oldu.
Ben hayatı boyunca babasıyla ilişkisi çok kötü olan bir kız çocuğu değildim.
Hatta her zamanda babama ne kadar düşkün olduğum,
işte küçükken ne kadar böyle babacı bir kız çocuğu olduğum,
babam bir iş seyahatine ya da başka bir yere gittiğinde
ne kadar ağladığım, sızlandığımla ilgili hikayeler dinleyerek büyüdüm.
Aslında bu hikayeleri dinlemek çok da işimi kolaylaştırmadı.
Çünkü günün sonunda kötüye giden bir ilişki ya da kendimi hiç mutlu, huzurlu, yeterince takdir edilmiş ya da yeterince başı okşanmış bir kız çocuğu gibi hissetmemeye başladığımda
bana anlatılan bu hikayeler bir türlü kafamda düzgün bir yere oturmuyordu.
Babası uzağa gidince bu kadar ağlayan bir kız çocuğuna zamanında ne verilmiş olabilir ki?
Şu an ben hiç de böyle hissetmiyorum sorgusunu.
Çok uzun süre yaşadım.
Büyüdükçe kız çocuklarının babalarından uzaklaşması aslında bir şehir efsanesi değil.
Burada işin içine ne giriyor?
Acaba toplumun bakış açısı, kız çocuklarının babalarına hep bir mesafeli olması,
mesafenin her zaman saygıyı ölçen bir şey olarak kabul edilmesi mi bilmiyorum.
Ben gerçekten göreceğim modern, açık görüşlü, egeli bir aile tarafından yetiştirildim.
Yetiştiriliş tarzıma her zaman müteşekkir olacağım.
Ama bence bizim özellikle Orta Doğu toplumlarının sık sık bunun doğru olduğunu kabul ederek büyük bir hataya düştüğü bir düşünce var ki
annelik, babalık ya da bakım veren olmak.
Çünkü herkesin annesi babası olmayabilir.
Kimi başkaları tarafından büyütülmüştür, kimi başka bir otoriteye anne ya da baba demiştir.
Ya da anne ya da baba dediği otoriteden hiç de böyle bir his almamıştır, edinememiştir.
O yüzden ben bakım veren demeyi tercih edeceğim.
Orta Doğulu toplumların özellikle bakım verene, anneliğe, babalığa, ebeveynliğe yüklediği o kutsal anlamın ben sağlıklı bir aile kurmakta, sağlıklı bir ebeveyn çocuk ilişkisi geliştirmekte özellikle de ebeveynlerin topuğuna sıktığını düşünüyorum.
Bir çocuğa ihtiyacı olan şeyleri vermek, onu okutmak, onu yaşatmak, onu mutlu etmek lütfedilecek bir şeymiş gibi davranılıyor ve bu benim galiba hayatta en tahammül edemediğim şeylerden bir tanesi.
Ben aile yapısının, anneliğin, babalığın hiçbir zaman kutsal olduğunu düşünmedim.
Ama bunun yetiştirilişimle ilgili olduğunu düşünmüyorum.
Çünkü aynı ailede bir abim olmasına rağmen o anneliği, babalığı çok kutsal görür mesela.
Ama tabii bu da başka bir konu.
Aynı anne baba sizi yetiştirse de, dünyaya getirse de kardeşinizle hiçbir zaman aynı anne baba tarafından yetiştirilmiş olmuyorsunuz aslında.
pratikleri de, yaklaşımları da, belki zaman zaman evlat kayırmaları da
tabii ki de sizin bu aile içerisindeki yetiştirilme deneyiminizi bence çokça etkiliyor.
Ben hayatın karşıma çıkarttığı zorlanmalarda, teklemelerde,
bazen gerçekten bu hayatta olmak istemeyişlerimde
sık sık abim tarafından beni de aynı anne baba yetiştirdi,
ben niye senin gibi değilim ki gibi eleştirilere maruz kaldım ama
bunu onun bazı şeyleri göremeyişine vermeyi ve insanlara bana söyledikleri şeyler ya da benimle kuramadıkları empatiden ötürü öfkeli olmaktansa
kendime ihtiyaç duyduğum şefkati göstermeye daha çok zaman ayırmaya çalışıyorum.
Yani ne kadar başarılıyım tabii orası tartışılır ama deniyorum.
İki yetişkin insanın bu dünyaya bir çocuk getirmeye karar vermesiyle birlikte,
Tamam bazen kaza kurşunları olabilir, bazen plansız bir şekilde bir bebek dünyaya gelmek durumunda kalmış olabilir ama neticesinde artık bu bir sorumluluk öyle ya da böyle alındı.
Ve dünyaya gelen şey yeni bir birey aslında.
Sıfırdan ambalajı hiç açılmamış bir birey.
Ve bu bireyde henüz sevgi, saygı gibi soyut duygular, soyut edinimler yok.
Ve bu edinimler sadece anne baba çevre tarafından yüklenecek şeyler değil aynı zamanda yüklendikten sonra kazanılacak da şeyler.
Yani bir bakım verenin çocuğa sevginin saygının ne olduğunu öğretmesi ayrı bir şey.
Bu sevgiye ve bu saygıya nail olması bu sevgiden ve saygıdan faydalanması apayrı bir şey.
Galiba burada biraz ebeveynlerin ya da bizim gibi toplumlardaki ebeveynlerin şirazesi biraz kaymış durumda.
Ben hiçbir zaman bir çocuğun onu yetiştiren kişiye sonsuz bir sevgi, saygı ve minnet duyması gerektiğini düşünmüyorum.
Hiçbir zaman da bunu savunmayacağım.
Hatta bir çocuğu mutlu etmenin, onun istediği bir şeyi ona almanın bile bir lütuf olduğunu her zaman hissettirir bence ebeveynler.
Yani en azından %80 böyle olduğunu düşünüyorum.
Ama aslında bir çocuğu mutlu etmek, onu bu hayatta gülümsetebilmek, sırtını sıvazlamak, belki evet bunlar karın doyurmak, uyutmak, ona barınacağı bir yer sağlamak gibi çok temel ihtiyaçlara girmese de aslında çok temel ihtiyaçlar.
Ve biz nedense bir evladın yüzünü gülümsetecek herhangi bir şey yapıldığında buna karşılık ekstra bir sevgi, saygı, minnet, bir ayaklara kapanma bekleyen ebeveynlerin çoğunlukta olduğu bir toplumda yaşıyoruz.
Ben sevgi dilini çocuklarına bir şeyler alarak onların istediklerini günün sonunda onları ne kadar ağlatsa da hayır dese de yalvartsa da yaparak göstermeye çalışan bir babanın çocuğuyum.
gerçekten asla inkar edemeyeceğim ki
istediğim şeyler hep gerçekleştirildi.
Ama ben de zaten hiçbir zaman
ailemin karşılayabileceğinden fazlasını
istememeyi öğrendim.
Evet belki özel dersler aldım.
Evet belki matematiğim çok kötüydü.
Çok pahalı bir hocaya gittim.
Evet belki son senemde ben de o
temel lise furyasıyla dershaneme geçtim.
Ve lisemi bıraktım.
Bir sene mezuna kaldım.
Evet bazı masraflar çıkarttım gerçekten.
Ama bu sadece ailemin bunu karşılayıp karşılayamayacağını bilmekten değil, kendi potansiyelimi bilmek, kendime inanmak ve biraz daha kendi sınırlarımı zorlamak istememden geçiyordu.
Ben neden ailelerin, özellikle de babaların kendi yetiştirdikleri çocuğu günü sonunda düşman belleyip, aslında belki de bir evlat değil, yetiştiriş şekliyle belki de kendine bir düşman, bir rakip yetiştirdiğini anlamaya çalışmadıklarını düşünüyorum.
Eğer günün sonunda senin dünyaya getirdiğin, bakımını verdiğin çocuk sana artık bileniyorsa belki de sen kendi çocuğunu değil ona yüklediklerinle kendi rakibini yetiştirmişsindir.
Belki de sarf ettiğin emek bir sevginin değil böyle bir öfkenin filizlenmesine neden olmuştur.
Hiç düşündün mü diye insan bazen sormak istiyor ama genellikle de eğer ortada böyle bir soru varsa mutlaka bu soruyu soracağınız muhatap ortalıkta yoktur.
Bana hayatta verilen emeğin, harcanan paranın, zamanın karşılığını hep verdiğimi düşündüm.
Gerçekten kazanabileceğimi düşünmediğim üniversiteye gittim.
Gerçekten atlatamayacağımı düşündüğüm şeyleri atlattım.
Radikal biri oldum, sivri dilli biri oldum.
Ama hiçbir zaman gerçekten yaptığım hiçbir eylemle ailemin yüzünü kızartacak hiçbir şey yapmadım.
Gerçekten gurur duyacakları bir çocuk oldum.
Ama babam gurur duyabileceği bir çocuğun aynı zamanda sivri dilli, kendi düşünceleri olan, kendi ahlaki, etik değerlerine karşı olan şeylere karşı her zaman dimdik duran,
Eğer bu babasıysa bile ona karşı da hiçbir zaman lafını esirgemeyecek kadar kendisinin arkasında duran bir kız çocuğu olduğumu maalesef kabul etmek istemedim.
Güzel şeylerin, gurur duyulacak şeylerin, saygın şeylerin faturası da ağır olabilir.
Babamın beni kabul edemeyişinde aslında takdiri buldum.
O kadar inatçı, o kadar dediğim dedik, o kadar kendi düşüncelerinde sabit bir adamdı ki benim ona karşı çıkışımı her zaman otoritesine bir tehdit olarak gördü.
Ve böylesine bir otorite beni tehdit olarak görüyorsa ben de gerçekten kaçın kurasıymışım dedim.
Ve takdiri baş okşamayı, sırt sıvazlamayı bunlardan çıkartmaya çalıştım.
Bu da bir mücadeledir. O zorlanmanın içerisinden de sevgiyi, takdiri ama babadır çocuğunu severi çıkartmaya çalışmak gerçekten çok zor.
Böyle denizin dibine dalıp midyeyi istiridyeyi çıkartıp onu açmak, onun içindeki o öze ulaşmak gibi bir şey.
Ama günün sonunda benim bunu yapabilmem, yapmaya çalışmam.
hala daha benim bir çocuk olarak başımın okşanmasına, gece alnıma bir öpücük kondurulmasına, sırtımın sıvazlanmasına,
bazen sırf başıma bir şey gelecek korkusundan azarlanmaya dair duyduğum ihtiyacı tabii ki hiçbir zaman tam anlamıyla dindirmedi.
Ben babasıyla iyi bir ilişkisi olmadığı için, düzgün yetiştirilmemiş, öfke problemleri olan,
Başarısız ya da işte erkeklerle ilişkisinde bu yüzden sürekli çuvallayan bir kadın değilim
Ve hatta sosyal medyada nedense özellikle kadınlara yüklenen bu
Babası olmadığı için böyle algısından oldukça rahatsızım
Benim hayatta sahip olduğum karakterde geldiğim noktada
Beni yetiştiren her şeyin elbette belli dozlarda etkisi vardır
Ama ben gösterdiğim bir tepkinin, öfkenin, bir adaletsizliğin karşısında duruşun, özellikle erkekliğin, erkek egemenliğin, patriyarkanın karşısında duruşumun, bu da babası olmadığı için böyle, bunun zaten babasıyla ilişkisi kötü olduğundan bu böyle gibi açıklanmasından çok rahatsızım.
Özellikle sosyal medyada çizilmiş bir stereotip var.
Bu oldukça sapkın, oldukça problemli ve eğer böyle bir düşünce yapısının ortadan kalkması için bir baba figürünün olmasına ihtiyaç duyuyorsanız bence esas problem sizin kendi kafanızda.
İşte annesiyle yaşayan, kedisi olan, babasıyla ilişkisi kötü, annesi babası ayrılmış, sanat sepetle uğraşan kız.
Çok amiyane bir şey bu değil mi kulağa gelen?
Ama sosyal medyada, Twitter dilinde erkekler tarafından bu öyle seksüalize edilmiş, öyle kolay kız gibi bir sıfatlandırmaya oturtulmuş ki ben idealize ettiğim bir baba figürü olmamasına rağmen hayatımda hatta belki de bir babanın nasıl olması gerektiğini kendi babamın öyle olamayışlarıyla anlamış bir genç kadın olarak şunu söyleyebilirim ki
benim hayatta geldiğim konuma mükemmel babaları olmasına rağmen gelemeyen erkekler var.
Ya da benim oğlum her şeyin en iyisini hak ediyorlarla büyütülmüş, pohpohlanmış adamlar
benim başka kadınların geldiği konumu bir türlü kendilerine yediremedikleri için ona sadece bok atıyorlar.
Yarattıkları öfkenin ya da sadece bir kadının içinde tuttuğu
hatta artık içinde tutmadığı öfkenin sorumlusunu bir erkeğin yoksunluğuna bağlıyorlar.
Ama belki de benim hayatta başardığım birçok şeyin babamın varlığından değil,
aksine babamın olmayışından doğduğunu, o hayatımda sürekli beni eleştiren, problem çıkartan,
ayağıma köstek olan bir adamın olmayışının beni belki de hayatta geldiğim bu başarılı yerde tutabildiğinin asla farkında olmayacaklar.
Çünkü erkekler hayatta bir şeyleri istedikleri gibi yapamadıklarında, kadınlara da engel olamadıklarında, kadınların sahip olduğu başarıdan kendilerine pay çıkartmak isterler.
Bunu da babalık kisvesi altında toplumsal normlarla ekmeğin üzerine sürer gibi bize yedirmeye çalışırlar.
Ama artık yemezler.
ben eğer burada binlerce insanın önünde
babamın olmayışını
daha doğrusu olmayan babalar gününü
kutluyorsam siz benim karşımda
durabileceğinizi mi zannediyorsunuz zaten
ateş olsanız cürmünüz kadar
yer yakmazsınız ama ben
bugün bu bölümü babalığa
isyan etmek için de kaydetmiyorum
aslında ben oldum olası
anneler günü babalar günü
böyle günlerde kendimi
çok da iyi hissetmiyorum
çok iyidir benim annemle ilişkim
tartışırız ederiz ama
bambaşka bir anne kız ilişkimiz vardır.
Hatta oradaki anne ve kız bizim için
çok içi boş, bizi tam anlamıyla
tanımlamayan sıfatlardır benim nezdimde.
Yine de böyle günleri kutlamayı
çok sevmem. Tam böyle
insanların gözüne sokmak gibi bir yerden
da algılamıyorum. Çünkü gerçekten
anneliği, babalığı,
tadan, belki o sene ilk kez
kutlayacak olan ya da hakikaten
bugüne önem veren insanlar var. Yani
neden kutluyorsunuz? Neden insanların
gözüne sokuyorsunuz bakın olmayan da
var falan gibi bir yerden
yaklaşmıyorum sadece
anneliğin ve babalığın tek başına
romantize edilecek ya da saygı gösterilecek
bir şey olmadığını
aslında bu anneler babalar gününde
insanların kendi
annelik babalık deneyimlerini
bir bireyle bir başka
bakım verenle ya da onların orada
olmayışıyla aslında o deneyimi
o gün kutladıklarını düşünmek
istiyorum o yüzden benim bu günleri
kutlamakla bir problemim yok ama
Ben şahsen kendimi çok sevmiyorum bu günleri.
Evet bazı annelerin de babalar günü kutlu olsun.
Mesela benim annemin.
Ben gerçekten özellikle hayatımın son 10 yılına falan baktığımda neredeyse her şeyi annem sayesinde ve babama rağmen başarabildiğimi görüyorum.
Hatta başarısızlıklarımın bile bu kadar nevi şahsına münasır olmasında da yine annem sayesinde ve babama rağmen diyebileceğim bir noktadayım.
Yani bu sadece her şeyin mükemmel gidişi değil.
Bazı kusurlarında bu kadar simay oluşunda da etkili tabii ki.
Ama galiba bugün beni bunca yıldan sonra bugün bu babalar gününde mikrofonun karşısına geçiren şey kendi kendimin de ebeveyni olmaya çalışmam belki de.
En çok da bu sene.
Belki de o yüzden bu sene mikrofonun karşısına geçmeye karar verdim.
Babanıza ona çok ihtiyaç duyduğunuzda, gerçekten çok yalnız hissettiğinizde ya da hayatınızda sırtınızı yastayacak birine ihtiyacınız olduğunda değil de bazen gerçekten her şeyin altından kendi başınıza pekala da kalktığınızda, güçlü olduğunuzda, maddi manevi kendinize ve etrafınızdakilere yetebildiğinizde bazen daha çok ihtiyaç duyuyorsunuz.
O kadar fazla sorumluluk hissediyorum ki omuzlarımda arkadaşlar.
Beni anlayanlar olduğunu da biliyorum.
O kadar fazla sorumluluk hissediyorum ki bazen.
Günün sonunda azarlanacaksam da ya Simay bu böyle mi yapılır ağzına sıçayım senin de diyecekse de.
Ya da ne bileyim çok uzun bir öğüt seansı olacaksa da insan bazen neyse ya babama söylerim o halleder demek istiyor gerçekten.
Bazen bürokrasiyle çok uğraşıyorum.
Muhasebeciye gidiyorum.
Yok vergi dairesi yok şuydu.
Bağ kur borcu bilmem ne.
Ya ben bunları nereden bileyim Allah aşkına 27 yaşındayım.
İnsan babasına danışmak istiyor.
Bürüt ne net maaş ne baba ya ben çok anlamadım.
E devlette şu çıkmış ama ben bu kelimeleri çok bilmiyorum.
Ya da bir şey söyleyeceğim şimdi bu başkanlık sisteminde ne oluyor falan gibi.
Hani en angarya, en bilmediğim şeylerde bile bir telefonunu açıp insan babasına sormak istiyor.
O hal gerçekten sıkıştığında bir bin lira ateşlesene peder demek istiyor.
Demeyse bile diyebileceğini bilmek istiyor.
Ben zaten hayatımın son dört yılında ekonomik anlamda da bağımsızım.
Ama yine de kendinize yetebilmek hatta belki etrafınıza da artık bir şeyler alabilmek çok güzel bir duygu olmakla birlikte.
Bu sizin yardıma ne kadar muhtaç olduğunuzla ilgili değil, gerektiğinde yardım isteyebilecek birinin olduğunu bilmekle ilgili.
Böyle bir bilginin eksikliği bana bazen kendimi çok büyük, çok çok büyük olduğumdan çok daha büyük hissettiriyor.
Bazen de kendimi küçücük bir çocuk gibi hissediyorum.
Sadece sırtımı böyle bir duvara yaslayıp ağlamak istiyorum.
Ve kendi kendimin ebeveyni, annesi, babası olmaya başladıkça fark ettim ki evet bu kız çok da kolay handle edilebilecek bir kız değil.
Başına buyruk, dediğim dedik, inatçı, çok hassas, çok hassas ve bir sürü şey.
Ama kendime ebeveynlik yaptıkça fark ediyorum ki bazı şeyleri de gerçekten hiç hak etmemiş bu kız yani.
bazı sözleri, ihtiyacı varken bazen hiç duyulmamayı, dinlenmemeyi hiç hak etmemiş.
Yani bunu böyle dramatize etmek için söylemiyorum.
Annelik, babalık her zaman çok travmatik bir deneyimdir.
Travmatize olmayan bir ebeveyn çocuk ilişkisi asla bulamazsınız.
Asla. En sağlıklısında bile bazen ulan niye bu kadar sağlıklıydınızın yarattığı travmayı görebilirsiniz.
Ama neden bilmiyorum.
Belli bir yaştan sonra babam gece odada benim başucu lambamın ışığını kapatmaya geldiğinde ben çok kitap okur ve kitap okurken uyuyakalırdım küçükken özellikle.
Böyle başıma bir öpücü kondurmayı bir gün bıraktı.
Neden bilmiyorum.
Acaba nerede yanlış yaptığımı gerçekten düşündüm mesela.
Belki de o yüzden bazen bana bir sevgi verilmediğinde acaba ben mi bir yerde yanlış yapıyorumu bu yüzden derinden hissediyorum bu kadar.
Bilmiyorum.
Bu da benim kendimce bir analizim.
Terapiye başladığımda ve anksiyetem olduğunu fark ettiğimizde, bunu ailemle masada konuşmak istediğimde 20 yaşında bir genç kızdım.
Çok gençtim yani daha.
Dinlemek istememişti mesela babam.
Çünkü her şey onunla ilgiliydi ve başarılarımızı bu kadar üstlenen bir adamın, sahiplenen bir adamın,
tırnak içinde onun başarısızlık olarak nitelendirdiği şeylerden de sorumlu tutulmasına müsaade etmek istemedi.
Sanki benim anksiyetem, benim depresyonum, benim intihara meyilli olmam.
Günü sonunda onun babalığına birilerinin parmak tutması.
Bir dakika sen ne yaptın da bu çocuk böyle oldu demesine tekabül edecekmiş gibiydi.
Belki de derlerdi.
Ama günü sonunda bu soru mu daha yaralayıcı olurdu?
Yoksa çocuğunun gözünün önünde eriyip bitmesi mi?
Belli ki benim babam için cevap birinciydi.
Çok idealist, insanların onunla ilgili ne düşündüğünü çok önemseyen.
Oldukça saygı gören, onu böyle haftada 5 dakika 10 dakika gören bir esnafın, sokaktan geçen birinin, her zaman gittiği tütüncünün, şarküterideki adamın onunla ilgili ne düşündüğü,
içine doğdukları ailede onun babalığından nemalanan çocukların onunla ilgili ne düşündüğünden, ne hissettiğinden çok daha önemliydi.
Olabilir ama ben buna dur dediğimde ilkinde 22, ikinci seferde de 25 yaşımdaydım.
22 yaşımda babamla ilk konfliktimi, ilk büyük tartışmamı yaşadığımda psikolojimin hiç iyi olmadığı ve çok yalnızlık çektiğim bir dönemdeydim.
O kadar yaralanmıştım ki zaten genel anlamda.
Bir de artık böyle bir otoriteyle kavga etmeye hiç gücüm yoktu.
Yaklaşık 2-2,5 sene babamla hiç konuşmadım.
Hiçbir zaman bir özür de duymadım.
Babalar özür dilemezler genelde.
Ya bir meyve tabağıyla, ya sordukları saçma sapan bir soruyla, ya bazen kumandayı size vermeleriyle kendilerince bir özür dilerler.
Ben de hiçbir zaman bir özür duymadım.
Bir özür duymamama rağmen senelerce terapide babamı affetmeye çalıştım.
Affettim. Benim affedişim ilişkimizi normale çevirdi.
Hiç yaşanmamış gibi yine konuşmaya, yine ben ondan akıl almaya, yine bazı konularda onun da babalığını aslında bir nevi tatmin etmeye.
İşte ondan fikir alarak, onu dinleyerek, ona saygı göstererek bir şekilde o ilişkiyi sürdürmeye devam ettim.
25 yaşımdayken bundan 2 yaz önce yine patladı.
Yine bizim ilişkimiz böyle elimizde patladı.
Neden böyle oldu, nereden çıktı, nasıl bir tartışmaydı bu detayların hiçbiri önemli değil aslında.
Ve ben fark ettim ki hiçbir zaman edilmemiş bir özrün üstüne kurulmuş bir ilişki bir mayın tarlasına yürümekten çok farksız.
O gün birimizden biri yanlış bir yere bastı bu tarlada ve biz patladık.
O gün bugündür de babamla hiç konuşmuyorum.
Bunu utandığım için tanıdıklarımız dinleyecek diye ya da ailemle benimle ilgili çıkarımları olacak diye anlatmamazlık etmedim aslında.
anlatırsam çok büyük bir güç
önem atfetmiş olurum
korkusu da yoktu çünkü tabii ki de çok büyük bir güç
ve önem atfediyorum ben babası olmadan
kendini yetiştirmeye çalışan
bir kadınım Türkiye'de
tabii ki de bu çok zor bir şey
ama bugün nedense bir şey kanıma dokundu
babasıyla iyi ilişkisi olan
insanların fotoğraflarını
falan gördüğüm için değil de
çünkü birçoğunun aslında
çok problematik babalık
ilişkileri olmasına rağmen aslında
kutlanan bir gün olduğunu biliyorum.
Böyle yeni baba olmuş insanların fotoğraflarını,
onların eşlerinin o babalığı kutlayışını
ya da işte bir hayvana babalık etmiş kişilerin babalar günü falan bunları görünce
içime dokunan şey, ulan sağlıklı ilişki kurmak, sağlıksızı kurmaktan daha kolaydı.
Niye bunu seçtinin serzenişi aslında beni bugün konuşturdu.
Bir de yalan değil, dediğim gibi o sosyal medyada
seksüalize edilen oğlum kızın babasıyla ilişkisi de kötü ne kadar kolay bir kızdır falan
düşüncesi de o kadar öfkelendiğim bir şeydi ki bir türlü çıkıp da bunu belki de deklare etmek istemedim.
Bazen çok salakça şeylere duygulanıp ağlıyorum.
Hiç geleneksel biri değilimdir.
Bazı gelenekleri böyle bana çok kültürel ve çok ne bileyim romantik geldiği için yapmak isterim.
Ama mesela hiç hesapta yokken, evlenmeyi düşünmeyi bırakın hayatımda biri bile yokken, ben evlendiğimde beni kimden isteyecekler diye düşünüp ağladım mesela.
Ne alaka siman yani anladın mı?
Ya da işte ilk muhasebe, vergi, cart, çurt bu tür bürokratik şeylerle ilgilenmeye başladığımda da böyle başımı ellerimin arasına alıp ben bununla uğraşmak istemiyorum yani.
Bir baba lazımdı şu an derken buldum kendimi.
Bazen bir tesisatçı ararken sineklik takmaya çalışırken ya da ne bileyim bazen sadece boktan bir siyasetçi boktan bir şey yaptığında onu Facebook'tan ya da Instagram'dan göndermek isterken bir babanın eksikliğini tabii ki hissediyorum.
Ama günün sonunda o kadar da yoksulluğunu hissettiğim bir şey hiçbir zaman olmadı.
Çünkü babam varken de varlığıyla hayatı müthiş kolaylaştıran biri olmadı.
Belki o zorlayıcı parkuru günün sonunda beni bu kadar dişli bir yetişkin kadın yapmak noktasında bana çok yardımcı olmuştur ama
kimseyi ayağıma takmaya çalıştığı çelmelerin üstünden ben atlayabildim diye tebrik etmeyeceğim.
Ben zor bir babayla büyüdüm.
Beni modern, açık görüşlü, okumayı araştırmayı seven ya da ne bileyim ne giydiğine ne yaptığına karışılmasına müsaade etmeyen bir genç olarak yetiştirdikleri için
elbette aile yapıma çok müteşekkirim.
Ama kanka bu zaten olması gerekendi.
Bence iyi ebeveynlik, iyi babalık,
yapılması gerekenleri yaptığınız için takdir beklemektense
bir bireyi yetiştirirken
onun da bir birey olarak kendince geliştirebileceği yeni ihtiyaçlara
nasıl destek olabilirsinizi birazcık düşünmek.
Hayat zaten hepimizi rüzgarıyla, yağmuruyla, güneşiyle
Bazen yakacak, bazen ıslatacak, bazen toprağımız nemsiz kalacak, çatlayacak.
Ama bir şekilde büyüyeceğiz.
Bir şekilde bazen o rüzgar dallarımızı kıracak.
Biz kimseden bize ne güneş, ne yağmur, ne rüzgar olmasını beklemiyoruz.
Ama bütün bunlar olurken bazen üstümüzde bir tente, bir şemsiye olmak,
bazen o rüzgarı kesmek için etrafımızda bir bariyer olmak,
bazen sadece toprağı havalandırmak bence o kadar da zor değil.
Ama zaten günün sonunda bunlar zor olduğu için benim babam bunları yapamadı gibi bir sonuç.
Benim hiçbir zaman ne ulaşacağım ne de kabul edeceğim bir şey olacak.
Yine de her ne kadar çok kolay bir karar olmasa da aramızda ebeveyniyle, annesiyle, babasıyla ilişkisini kesen, kopartan,
belki çok genç yaşta kendi başına kalmak zorunda kalan insanlar olduğunu biliyorum.
Cinsel çelik yapmak istemem ama özellikle kız çocuklarını çok iyi anlıyorum.
O ilişkiyi bir kez kestiğinde hem çok büyüyorsun, öne alınamaz bir şekilde yetişkinleşiyorsun.
Hem de artık kendinin anne babası olduğun için bir anda çok küçülüyorsun.
Bir anda o yaşayamadığın, görmek istediğin bütün şefkati kendinden almak istiyorsun.
Bazen insanlar da arıyorsun.
Biliyorum ama o ilişkiyi, o bağı kesmek hiç kolay değil.
Onu da biliyorum.
O yüzden yapabilen, yapmayı düşünen herkesi takdir etmekle, tebrik etmekle birlikte yapamayanları da anlıyorum.
Onlara da kızmıyorum zaten ben kimim ki kızacağım.
Ama bu bölüm benden size gelsin ya.
Yani ne kadar dolmuşum be kardeşim.
Ve gerçekten mutluluk ve gurur gözyaşları döküyorum.
olduğum kadınla
büyüttüğüm kız çocuğuyla
son bir yılda
geçen sene mesela annemin babalar gününü kutlarken
nitekim bu sene de öyle ama
bir de kendimde yeni babalık vasıfları bulmakla
o kadar gurur duyuyorum ki
benim de babalar günüm kutlu olsun
ve en çok da var olmayan babaların günü kutlu olsun
çünkü bazen olmayışınız
varoluşunuzdan çok daha fazla
fayda sağladı bizlere.
Öyle. Harika rahatladım ya.
Oh! En çok
bizim günümüz kutlu olsun.
Çünkü biz bu dünyada olmasaydık
ve hayatta kalmakta bu kadar inat etmeseydik
kimseyi de
ne ana ne de baba ederdik.
Umutsuzluğa alışmayın.
Yatağa küs girmeyin. Sizi seviyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
