
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
Bundan 10 yıl önce, şu an olduğum yaşlarda dönüşmeyi beklediğim kişiden öyle uzağım ki. Peki bu başarısızlık mı, yoksa bu geçen sürede hayatın bana kendi akışında sunduğu şeyleri 10 yıl önce tahmin edemeyişimin bir nedeni mi? Konuştum, tartıştım. Hoş geldiniz
Transkript
olmayı umduğun kişi olmamak bence okey ya.
bununla yaşayabilirim galiba.
Geçenlerde oturdum ve
Otuzlarımda olmayı beklediğim kadından ne kadar uzak olduğumu fark ettim
Otuzuma çok yakınım bence
Üç yılım var
Yani iki ay sonra
Üç yılım olacak
27 Ocak doğum günüm not alabilirsiniz
Çok severim doğum günü kutlamalarını çok severim
Artık mesafe olarak gerçekten otuzuma yakınım
Ama bundan çok değil
Beş yıl önce
On yıl önce daha radikal bir şekilde
30 yaşımda olacağım kadına dair çok fazla imaj vardı gözümün önünde.
Oturmuş bir hayatı, düzeni, evi, arabası yani etrafımda 30'lu yaşlarındaki insanlara baktığımda ne gördüysem ona sahip olmayı bekliyordum.
Hani çok klişe bir laf vardır ya hayat siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir.
Aslında hakikaten öyle.
Siz planlar yapıyorsunuz bildiğiniz kadarıyla hayal gücünüzün el verdiği kadarıyla.
Hayal gücü sınırsızdır diyoruz ama bence belli bir noktada sınırsız olmakla birlikte hala da genişlemeye açık.
Yani sınırsız bir şeyi ne kadar genişleyebilir onu da bilmiyorum.
Ama bundan 10 yıl önce 30'larımda yapmayı hayal ettiğim şeylerin birçoğu belki şu an içinde olduğum hayata kıyasla çok gerçeklik dışı.
Çünkü aslında hayatta daha öğreneceğim, bilmediğim o kadar fazla şey vardı ki o yaşlarda da ki hala var.
O zaman şimdi şu an burada olduğum simayı hayal etmememin sebebi aslında şu an içinde bulunduğum hayatta bundan 10 yıl önce sahip olmadığım öğretileri kazanmış olman.
Bir kere yaşın küçükken dış dünyanın üzerimizdeki ellerini çok fazla hissedemiyoruz.
Yani hissettiğimiz elleri göremiyoruz daha doğrusu.
Evet bir evimin, arabamın, düzenli bir işimin, oturmuş bir ilişkimin olmasını bekliyordum bu yaşlardan.
Çünkü 30'da bunlara sahip olmak biraz öncesinde buna dair bir şeylerin elinde olması demek.
Hadi diyelim hayatımızın aşkıyla o an için doğru insanlarla ne zaman tanışacağımızın bir garantisi yok bu yarın da olabilir.
Ama en azından ev almak, araba almak bunlar biraz birikim gerektiren şeyler.
ve böyle bir hedefim varsa 30'dan benim şu an bunun %70'ini falan tamamlamış olmam gerekiyordu.
Ama öyle bir şey yok elimde.
Bu hani en somut anlamda söyleyebileceğim gerçek dışı parçası.
Ama onun dışında bir de şu an yaptığım ve bundan önce yapacağımı hayal etmediğim
çünkü var olduğunu bilmediğim eylemler var hayatımda.
Buna duygular da dahil.
O kadar farklı pratikler geliştiriyoruz ki hayatta.
Sıkı dinleyicilerim bilir.
Ben İtalya'daki ilk senemi doldurduktan sonra başka bir eve taşındım.
Ve bu evdeki mutfağımızda ocak elektrikli.
O yüzden her şey çalışmıyor.
Yani tencerenizin, tavanızın, çaydanlığınızın oradaki magnetiği sanırım tetiklemesi gerekiyor.
Hiçbir fikrim yok.
Ve bendeki evdeki mokapot çalışmıyor elektrikli ocakta.
Ve ben kahvemi öyle içiyorum yani geldiğimden beri.
Bu Napoli'den döndüğümden beri böyle.
çözümü bir tane tencerenin içine
ocakta çalışan bir tencerenin içine
mokapotu oturtarak kahvemi yapmakta buldum
ve bunu geçen Ağustos'ta keşfettim.
Yani bir yıl sonra
ve bu bir yıl içinde aslında bunu deneyebileceğime dair fikir gelmişti
ama bir türlü yapmadım.
O kadar çok galiba önemsemiyordum.
Çok evde kalmıyordum.
Haliyle böyle bir kahve yapamama mücadelem çok olmuyordu.
bir yıl sonra böyle bir çözümle bunu öğrendim mesela.
Yani bu kadar küçük detayları zaten gelecekteki versiyonlarımızın hayatlarında çok hayal etmiyoruz.
Onlar zaten hayatın genel akışı.
Biz bir hat çiziyoruz işte şu yum olsun, bu yum olsun, şu noktaya, şu title'a erişmiş olayım gibi.
Daha böyle büyük başlıklar altında yazıyoruz belki de beklentilerimizi.
Ama demek istediğim şey bir kahve cezbesini ocakta çalıştırmak değil.
Demek istediğim, olmayı umduğum hayattan çok uzakta olmam.
Yani hala öğrenciyim mesela.
Hala düzenli bir işim yok, düzenli bir gelirim yok.
Daha yetişkinim, daha fazla sorumluluğum var.
Ama onları karşılayacak güç bugün elimdeyse yarın olabileceğinin garantisi yok.
Yani hiç yoktan o sahip olmayı umduğum stabil hayata gerçekten çok uzağım.
Ve bundan mutluyum.
bazen kendini nasıl tanımlayacağını bilmediğinde ve bunda zorlandığında
özellikle kendinle ilgili iyi şeyler söylemek noktasında
dilinin ucuna hiçbir şey gelmediğinde
ne olduğunu düşünmek yerine bazen ne olmadığını düşünmek de yol gösterici olabiliyor.
Bu sözü bin kere falan söyledim bin birinciye söylüyorum ama
o gibideki replik yani bence her şeyin özeti.
Yetişkinliğin özeti hatta.
yetişkin, sağlıklı bir insanın biraz da sevilmemesi lazım gibi.
Biraz da bir şeylere benzemememiz lazım.
Biraz da bir şeylerin karşısında olmamız lazım.
Her zaman sevilmek, her zaman eğlendirmek,
herkesi tatmin etmek hiç zaten mümkün şeyler değil.
O yüzden bir şeylere benzememek,
belki bundan 10 yıl önce umduğum 30'la uyumlu olmamak,
onu sevmemek ya da o beni tanısa beni sevmeyeceğini bilmek,
Bana bir yerde belki hala ne olduğumu söylemese de ne olmadığımı söylüyor.
Ve o kadar fazla kendini bir şey sanan insanlarla yaşıyoruz ki sanmakla bilmek arasındaki o çok ince çizgi o kalabalıkla zaten görünür olmaktan çıkmış.
Kim gerçekten kendini biliyor, kim gerçekten sadece aslında kendini bir şey zannediyor fark etmek biraz zaman alıyor.
Özellikle kişinin kendisi ise bu.
Çünkü otomatikman kendimle ilgili her şeyi biliyorum gibi bir özgüven var.
Biz o kadar da bilmediğimiz için günün sonunda hepimiz bir şeylerden muzdaribiz.
Ama terapiye gidiyoruz ama dertleşiyoruz ama benim kendimle sorunum ne sorusunu soruyoruz.
Belki farklı insanlar, farklı ilişkiler, farklı eşyalar üzerinden yine kendimiz olarak başımıza bazı çoraplar örüyoruz.
Bazı ilişkileri belki mahvediyoruz ya da karşımızdakinin bizi mahvetmesine müsaade ediyoruz.
Çünkü aslında orada bizim kendimizle ilgili bir oturmamışlık var.
O yüzden hayat senden seni tanımanı bu kadar net bir şekilde bekliyorken ben zaten kendimi biliyorum özgüveniyle yaşamak çok kolay.
Birçok insan da bunu yapıyor.
Kimse gelip de ben kendimi bir şey sanıyorum demez.
O kendini nasıl bildiğini anlatır.
Sen onun kendini bir şey zannedip zannetmediğini çıkartırsın.
O yüzden bu noktadan baktığımızda zaten bu kadar zor bir şeyken kendini bilmek, bazen ne olmadığını bilmenin de cevaba giden sağlıklı yollardan bir tanesi olduğunu düşünüyorum.
Bazı sorulara çok aşinasındır. Şak diye doğru cevabı verirsin. Neyi seçmen gerektiğini biliyorsundur. Şıklarda ona gidersin.
Bazen çok emin olamazsın. Olmayanları eleyerek doğruya ulaşmaya çalışırsın.
Şimdi 27 olmama çok az kalmışken çok seviyorum böyle doğum günlerinde, doğum günlerine yaklaşan günlerde geçmiş yaşı bir yad etmeyi, bir bakmayı şöyle bir neler yapmışızı görmeyi çok seviyorum.
Hatta bu bölümü kaydetmeden önce gerçekten ne konuşacağımı bilmiyordum.
Sadece biraz galerimde dolaştım.
Bu böyle aranızda ben podcast yapmak istiyorum ama ne konuşacağımı bilmiyorum ya konum tükenirse diyenlere benden bir ipucu olsun.
Arada böyle neler yaptığına bakmak çok fazla şey hatırlatıyor.
O fotoğraflar, bugün bunu yemiştik, buraya gitmiştik, şöyle bir şey olmuştular kafana üşüştüğünde.
Duygular, düşünceler, o zamanki senin belki de hissettiği kaygılar, korkular.
Böyle bir film şeridi gibi geçiyor gözünün önünden ve konuşacak daha ne kadar çok şey olduğunu hatırlıyorsun.
Ben çok seviyorum bu küçük triyi, hayatımda zaman zaman yapmayı, kendi hayatımdan kopya çekmeyi seviyorum.
Ve bu böyle başlayan bir bölümde aslında.
Şöyle bir baktım, geçen yaza, bu yaza, içinden bir türlü çıkamadığımız 2024'e şöyle bir göz attım.
Ve böyle olacağını ummadığım bir sürü şey var.
Elimin altında böyle olacağını ummadığım çok fazla olay, benimle olacağını ummadığım çok fazla insan ve benimle olacağını zannettiğim çok fazla tanıdık yabancılar var.
O kadar garip bir şey ki insanın şöyle bir iki üç adım geriden şöyle yaptıklarına bir göz atması.
Belki otuzlarımdan beklediğim o sakinliğe hala sahip olmamamın sebebi.
Hani bir tren bir yere gecikirse ikinci durağa da gecikmeli gidecektir düşüncesiyle.
Hızlı giderse ondan bir önceki trene çarpabilir ihtimaliyle.
Nasıl ki bir yerde bir şey geciktiğinde sıradakiler de etkileniyor.
Belki ben aralarda yaşadıklarım ve yaşayamadıklarımla, kendime zaman zaman o açtığım alanla, verdiğim zamanla tamam al ne yapıyorsan yap hadi demelerimle
belki bazı yıllarımı
geriden yaşıyorum.
Bilmiyorum. Belki 30'dan beklediğim
beni 35'te bulacak.
Belki 35 olduğumda
yok o da değilmiş diyeceğim.
Ama şu an olduğum şey
şu an yaşadığım hayat
şu an yaptığım çok basit eylemler.
Bakın gerçekten çok basit eylemler.
Yani sabah kalkınca
bu tost toplama ruloları
var ya onunla şöyle bir
yatağımın üstünden geçmek.
Her gün vitamin içiyorum
diye kendime ilaç kutusu alıp her pazar günü onu tek tek doldurmak.
Bunları çok seviyorum.
Bir evim olmadığı için bir odayı tamamen bana kendimi evde hissettirecek bir yere dönüştürmek.
Belki otuzlarımdan beklediğim somut şeylere sahip değilim.
Ama sahip olmayı o zamanlar bile ummadığım çok fazla soyut şeyle kuşatılmış durumdayım.
Bu gerçekten insana günün sonunda gerçek zenginliğin ne olduğunu hatırlatıyor ve bir kere daha klişelere sığınıyoruz.
Olmak istediğin insan olmamak okeydir bence ya.
Hatta bazen bir şeye ulaşmanın, o şey olmanın, ona dönüşmenin kendisindense o olmayı isteme sürecinin, orada olmayı isteme sürecinin çok daha keyif dolu olduğunu düşünüyorum.
Yine bir Napoli örneğiyle kapatacağım bu bölümü ama biliyorsunuz ben Napoli'ye çok tez gittim.
İlk gidişimde 6 ay orada kaldım ve sonrasında toplamda 11 kez ziyaret ettim orayı.
Ve her zaman en sevdiğim şey deniz kenarına gidip Vezüv'ü izlemek oldu.
Ve bu 11 gidişimin hiçbirinde ben o dağın tepesine çıkmadım.
Oradan çıkıp bir de Napoli'ye bakmadım.
Çünkü bir gün fotoğrafını gördüm. Vezüb'ün tepesine çıkmış tırmanış yapan arkadaşlarımın. Oradan Napoli'yi çektikleri fotoğrafı gördüm.
Ve bana o kadar çıplak, o kadar yabancı geldi ki ben Napoli'yi bu manzarayla seviyorum. Onun tepesine çıkıp onsuz bir Napoli'yi görmek istemiyorum diye düşündüm.
ve galiba çok uzun bir süre daha ne kadar gidersem gideyim o dağın tepesine çıkmayacağım.
Bazı şeyler oraya ulaştığında onu uzaktan izlediğin kadar güzel olmayabilir.
Geçen bölümde Şems'in söylediği şey benim gerçekten her gün aklıma geliyor ama
ya hayatının altı üstünden güzelse,
ya hayatının otuzlarında olmayı beklediğim versiyonunun senden şu an öğrenecek çok daha fazla şeyi varsa.
Yaşamadan bilemeyeceğiz.
Umutsuz dağılışmayın, yatağa küs girmeyin.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
