
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
Sevgili konuğum Eda ile iki küçük balık olarak koca denizleri konuştuk. Hayatta kalmak ile yaşamak arasındaki farkı, dış dünyanın canavarlığını ve bizi içine alan her şeyi sesli düşündüğümüz 33.bölüm huzurlarınızda. Durgun denizler güzel ama dalgaların keyfi ayrı olmasa sörf tahtası icat edilmezdi herhalde. İyi dinlemeler o kızlar <3
Music from Uppbeat:
https://uppbeat.io/t/northwestern/only-you
License code: 2MTOERDJMLIARXHX
Transkript
Herkese merhaba.
Sen Okuz Değil Misin'in 30 küsürüncü bölümlerinden bir tanesindeyiz.
Ve bugün yanımda bir konuğum var.
Eda bizlerle.
Hoş geldin.
Hoş buldum.
İyi misin Maycım sen nasılsın?
Ben de iyiyim.
Sen geldin daha iyi oldum.
Bugün aslında ben çok uzun süredir bölüm kaydetmiyor gibiyim.
Çünkü bir araba bir e-mail yakalamıştım.
Haftada bir yapayım diyordum.
Ama hani böyle bir şeyin güzel olacağını bildiğinde
hani böyle şey gibi
mesela öğleden sonra buluşmam varsa
akşamüstü falan o gün hiçbir şey yapamazsın ya.
Ben de hani
sana aydına gelince bir bölüm kaydedeceğiz olunca
çok böyle
kendi başıma bölüm kaydetmek istemedim.
O yüzden böyle siz buradayken
dedim ki alabileceğim maksimum bölümü alayım.
O yüzden çok teşekkür ederim geldiğin için.
Bugün sizlerle
aslında hani
Eda ile size bir şey anlatmaktan ziyade
bizim Eda ile normal sohbetimize
sizi dahil etmek istiyoruz.
O yüzden konunun bir başlığı
şu an yok. Nereden başlarız?
Nerede biter? Hiçbir fikrim yok.
Ama güzel, keyifli bir yolculuk
olacak bence dinleyenler için.
Bence de. O yüzden hoş geldiniz
o kızlar. Evet Eda.
Biraz bize bahset bakalım kendinden.
Biz de oradan bir şeyler bulalım.
Okey. Kendimden bahsedeyim.
Ben Eda.
Sima'yı çok seviyorum.
Neyim? Yani şu an herhalde kendimle ilgili
söyleyebileceğim en bariz şey tıp okuyorum.
Daha yeni, acilden döndüm.
Hala kafamda orada yaşadıklarım var.
21 yaşındayım.
Bu ülkeden çok muzdaripim.
Her 21 yaşındaki, 22 yaşındaki genç gibi.
Bunu kendime çok dert ediniyorum.
Seviyorum yaşamayı.
Evet aslında sen konuştukça benim aklıma bir şeyler geldi.
Mesela birincisi kendimizi tanımlarken aslında çok fazla şeyimiz olmasına rağmen mutlaka okuduğumuz bölüm bizi tanımlayan bir şey haline geliyor.
Evet, Türkiye'de bu var ya.
Mesela bu neden.
İkincisi yaşamayı sevmek zaten.
Benim konuşmayı çok sevdiğim şey.
Çünkü maalesef ki negatif bir dönemde yaşıyoruz.
Hani genel anlamda dünya biraz böyle ve ülkemizde çok işi kolaylaştırmıyor bizim için.
Ama hani gerçekten yaşamayı sevmek diye bir şey var.
Mesela Eda ile bunu konuşuyorduk bölümü kaydetmeden önce.
Yani ben gördüğüm bir şey söyledim.
Çok fazla rastlıyorum internette.
Senin hayatın çok güzel dendiğini başkalarına.
Aslında yaşamak güzel olan şey.
Ve gün herkese aynı saatte doğuyor, aynı saatte bitiyor.
Yani aslında hani şey tabii burada yaşam koçluğu yapmıyorum işte.
Ulan yeni günü selamlayın, yoga yapın falan değil tabii ki de.
Ama yani aslında hayatı güzel yapan şey...
Olması yaşadığımız.
Kesinlikle yani.
Çünkü çok büyük imkanlara sahip olup mutsuz olan insanlar var gerçekten.
Burada annem gibi şükret şeyini yapmıyorum ama...
Ama yapmalı da yazı yani bence bir noktada.
Ben biraz şeyi fark ettim.
Benim her zaman ulaşmak istediğim hayat, erişmek istediğim şeyler hep peşi sıra geldi.
Ben hiçbir hayatımın döneminde bir istasyon gibi bir mola vermedim.
Tamam şimdi şu anın tadını çıkartayım demedim.
Her zaman bir şey yapıyorsam aklım bir sonraki adımdaydı.
Mesela bu bölümü kaydediyorsam haftaya ne kaydedeceğimi düşünmeliyim gibi.
Her zaman bir sorunayı düşünüyordum.
Ama böyle yaşadığında gerçekten hayatın harikaysa bile tadını çıkartmıyorsun.
Çünkü sürekli karşıya bakıyorsun.
Arabayı kullanmayı uzun süredir beceren insanlar artık müzik de açar.
Yanından sigarasını da yakar.
Keyfini çıkartır.
Ben her zaman hayatı 23 senedir direksiyonun başında olmama rağmen çok kas katı yaşıyor.
Daha tam öğrenemedim. Öğreneyim ondan sonra.
Ama ne zaman yani.
O yüzden o şükretmek şöyle yarıyor.
Şükretmek aslında biraz
sahip olduklarını kabullenmek olduğu için
ancak kabullendiğinde bir sonraki basamağa
çıkabiliyorsun. Yoksa her zaman böyle
tepeye bakıyorsun. Acaba çıkabilecek
miyim diye. O yüzden belki biraz
şükretmeyi de hayata
empoze etmek iyi olabilir.
Ve bence hani arabayı kullanma süreci
de aslında kendi başına
unik bir olay. Arabayı
kullanmayı biliyor olmak çok başka
bir zevk getiriyor ama o arabayı kullanmayı
henüz öğreniyor olmak çok başka
bir zevk getiriyor. Mesela geçenlerde
ben şunu fark ettim.
Yine Instagram'da bir yerlerde görmüştüm.
Yeni bir şeylere
başlamak hep zordur ya.
Ben buna pek katılmıyorum.
Kendi
açımdan. Ama yine de
çok uzun zamanda yeni bir şeylere
başlamadığımı fark ettim.
Yeni bir şey öğrenmek, beceremediğim bir şey ile
kendini beceremediğim bir şeye
maruz bırakmak. O anın
heyecanını çok uzun zamandır tatmadığımı
ve çok özlediğimi fark ettim.
Ve dün babam ve kardeşimle
bilardo oynamaya gittik. Ve hayatımda
hiç bilardo oynamadım ve o an hani
öğrenmeye çalışıyorum ve gerçekten o an
aslında bilmediğim
bir şeyi öğrenme anı seni ister istemez
anda tutuyor. Çünkü
öğrenmeye çalışıyorsun. Yalnızca onu
düşünüyorsun. Ve bence yani bu
anları gerçekten yaşaya yaşaya. Bu da çok
klişe bir şey yani.
Deneyin. Yeni şeyleri deneyin
falan filan ama kesinlikle
anda tutmaya yardımcı olan bir şey olduğunu
düşünüyorum. Ben zaten bu bölüm çok sık sık
seninle özellikle klişeler
üzerine konuşacağımızı düşünüyorum. Çünkü ben
yeni yıla girmek, yeni
yılı reddediyorum bölümümde.
Klişeleri içselleştirmek
anekdoduyla bitirmiştim bölümü.
O konuşma yaptığım kişi
bahsetim Eda, şu anki konuğum olan
dinlediğiniz Eda. Yani
klişeler mesela şey gibi
bana biraz şey hissettiriyor.
Hani mesela böyle lisede
falan herkesin işte
atıyorum rap keşfettiği
ama bunu söylemekten utandığı
sanki rap kötüdür.
Ya da Türkçe popu çok aşağıladığımız
bir dönem vardı ama mesela şu an
onun appreciation'ını yapıyoruz.
Türkçe pop çok iyi falan.
90'lar çok iyi falan.
Yani şey gibi biraz aslında
Türkçe pop yavan olabilir.
Tamam mı? Rap dinleyen
bazı insanlar gerçekten senin iletişim
kuramayacağın birileri olabilir. Ama bunlar
klişe. Yani bunlar biraz şey
aslında. Olmaya da bilir yani.
Yani ben rap dinlemiyorum ya. Ben her zaman
jazz dinliyorum. Ben her zaman işte şunu
dinliyorum. Bence bunlar çok daha klişe.
Ben şeyi anlamıyorum tam olarak.
Klişenin nesi kötü?
Hani bunu söylemiştim
bir bölümde. Önyargı
insanı çok kötü yapar falan. Aslında hani
önyargının anlamı çok da kötü bir şey değil.
Çünkü birine ilk etapta bence bu
insan çok iyi diye de bir önyargı.
Önyargı tanımadan önce sahip olduğun
düşünce. Ya da mesela bencillik.
Bencillik niye kötü olsun ki? Ben olmak yani.
Bencillik.
Hani benden geliyor. Ne kadar kötü olabilir ki?
Ben kendimden gelen bir şeyle ne kadar, maksimum ne kadar zarar verebilirim kendime bile isteyerek.
O yüzden ben şeyi fark ettim.
İşte bencillik, önyargı, klişe.
Bunlar aslında çok nötr kelimeler.
Sadece hani böyle adı çıkmış 9'a inmez 8'e.
Halbuki ne var abi klişe olsa hayatımızda?
Yani ne var gerçekten çıkıp da işte
abi hayat çok güzel lan falan demek.
ya da gerçekten kendini kötü hisseden birine
hadi çık bir yürüyüş yap demek.
Neden kötü ki yani? Klişe
evet ama demek ki birileri zamanında
yürüyüşe çıkmış kötü hissederken
ve iyi gelmiş ki bu bir kürt haline
gelmiş yani. Evet.
Bu yüzden klişe. Bence...
Lütfen.
Bu kadar aslında
klişe diye onları
karşı kötü bir on yargı
koymamızın nedeni
aslında çoğunun ve bence
nispeten yeni jenerasyon.
Hep bir sınırın dışında
olayım, farklı olayım
hissiyatı.
Unique olacağım diye
anı gerçekten
geçirmiyor. Yani bu nasıl biliyor musun?
Hani büyüdükçe ben biraz bunu fark ediyorum.
Çünkü hala tabii ki de
hala çok gencim.
Ve
bazen gerçekten şey beni çok tüketiyor.
Mesela ben
dans eden birisini izlerken
onu takdir etmekten ziyade
keşke zamanında dansa başlasaydım
pişmanlığını yaşıyorum. Piyano çalan birini
gördüğümde abi keşke şu an piyano
çalıyor olsaydım. Halbuki kendime baktığımda
birçok şeyi yapmışım.
Belki ben de birilerinin işte abi ben de
podcast yapayım demesi için
belki bir şey yaktım kafalarında falan.
Ama şeyi anlamıyorum.
Sürekli bir şeyleri görüp
onları yapmak istiyorum. Ama hayat
her şeyi mükemmel
yapabilmem için yeterli
değil. En büyük çelişkim
şu. Her şeyi mükemmel
yapmak istemek. Evet tam bunu düşünüyordum.
Ve her şeyi yapmak istemek. İkisi
aynı çatı altında yaşayamayan
iki düşman gibi. Kesinlikle.
Ve ben seçimimi yaptım biliyor musun?
Harika. Bu ne kadar
uygulanabilir bir seçim bilmiyorum ama
ve hani aslında
toplumun bize çizdiği ve Türkiye'de
doğmuş olmanın bize çizdiği
yolla aslında çok ters bir şey.
Ama ben tek bir konuda iyi olmak
yerine gerçekten her konuda
kötü olmak istediğime karar verdim.
Çok iyi ya. Aynı şekilde mesela
çok iyi dans eden bir şey
bir çift gördüm instagramda
ve dedim ki
hani keşke dans etseydim
değil yani şu ana kadar da aslında
her şeye denedim. 10 çeşit
spor yaptım, baleye de gittim
her türlü müzikaletlerine denedim. Hiçbirine
tutunamadım. Ama bunu hiçbir zaman
aslında geriye bakıp da
of ben hiçbirini beceremedim şeklinde
değil de ben her şeyi gerçekten denedim
gözüyle baktım.
Yani aslında gerçekten bütün bu
en başında kendimi tanıtırken
dediğim yaşamayı severim, hayatı seviyorum
kısmı gerçekten benim en
başından beri iliklerimi işlemiş gibi hissediyorum.
Ben tersini hiç deneyimlemedim gibi hissediyorum.
Ve zamanla aslında
tersini
aslında her şeyi tersini
deneyimledikten sonra anlarsın ya.
Bir tek bu konuda ben de öyle olmamış gibi hissediyorum.
Mesela sen konuşurken
sana tam şey diyecektim. Yani bilimle
çok şanslısın. Söyleyeyim ki bunun şansla
bir ilgisi yok. Sen belki bunu ne zaman
öğrendiğini, ne zaman hayatı sevmenin iyiliklerini
işlediğini bilmiyorsun, hatırlamıyorsun.
Ama bunu hatırlamamak bunun şansı
ya da havadan gelen bir şey olduğunu göstermiyor.
Demek ki senin hayata
deneyimlemen, pratiğin sana bunu
öğretmiş. Yani sen aslında bunu
kendi kendine kazanmışsın hayatı sevmeyi.
Bütün kötü anlarıyla yani.
Bunu kabullenmek.
Ve
hani dedin ya ben her şeyle kötü olmayı
kabul ederim. Yani bunu tercih ederim.
Bu bence çok wise bir şey yani.
Benim mesela gerçekten en azından şu an çok kolay kolay erişemeyeceğim bir nokta gibi geliyor bana.
Çünkü ben böyle şey, bir şeyleri görünce çok gıpta eden bir insanım.
Benim hayatım hep gıpta etmek üzerine geçti.
Ve bu gıptanın bana yaptığı en büyük zarar şu.
Kendi yaptığım şeyleri inanılmaz küçümsemeye başlıyorsun.
Aslında kendi hayatında öyle de böyle yaptığın güzel şeyler var, kalbur üstü yaptığın ama onları takdir etmiyorsun.
Ve hayatındaki şeyleri takdir etmek bence insan pratiği.
Hani nasıl pratik etmezsen piyano çalmayı unutursun, spor yapmazsan uzun bir süre hamlanırsın.
Yaptığın şeylerin takdiri de bunun pratiği aslında.
Takdir etmezsen o şeyi unutuyorsun.
Takdir ede ede kendine nerede olduğunu hatırlatman lazım.
Çünkü dış dünya seni küçümsemeye çok hazır.
Seni ezmeye, sana kendini yetersiz hissettirmeye çoktan razı.
Dış dünya resmen canavar gibi.
Sen dışarı çık ve ben sana kendini kötü hissettireyim diye hazırda bekliyor.
Senin belki bu savaşı kaybetmen çok olası çünkü hayat yüz yıllardır devam ediyor, milyar yıldır devam ediyor ve sen orada küçük bir parçasın.
Ama yine de hani şey vardır ya mevzu kaybetmek ya da kazanmak değil aslında mücadele etmek.
Aslında yaşam gerçekten harbiden bir mücadele yani.
Sabancının oğluna da mücadele, bize de mücadele.
O mücadele yani dış dünya ile aslında iç dünyayı birbirinden ayrı olarak tutma mücadelesi bence.
Bunu ne kadar başarabilirsen, dış dünyanın kendi gerçekliğine, etkisini ne kadar minimalize edebilirsen bence o kadar kendini takdir edebiliyorsun.
Bir tane söz var. Muhtemelen yanlış söyleyeceğim. Tam hatırlamıyorum ama en azından ana fikrini hatırladı.
Hani faunustaki en büyük balık olmak okyanusta bazen en küçük balık olmaya tekabül ediyor gerçekten.
Ama sonuçta sen yüzmeyi ve kula çatmayı o faunusta bir noktada pratik ediyorsun.
İnsanın iç dünyası da o.
O iç dünyada ne kadar pratik yaparsan, çarptığın köşeleri, nerede saklanacağını, nerede yem bulacağını öğrendiğinde
okyanusta işin daha da kolaylaşıyor.
Bu demek değil ki okyanusta hala yenebilirsin.
Hala biri seni tüketebilir.
Senden daha büyük canlılar da var.
Ama sen pratiğini o küçük fanusta yapıyorsun.
O yüzden her insan kendi fanusunda biraz kaynıyor, pişiyor.
Ve o fanusu biraz güzelleştirmek olay yani.
O zaman biraz kendi fanusundan bahsetsene bize.
Benim fanosuma sevgi kavramı yeni yeni girmeye başladı aslında.
İnsan kendi iç dünyasında bu kadar çok vakit geçirince aslında dış dünyayı bu kadar ekarte edince
hani sevgi için sonuçta o sevginin nesnesine de ihtiyaç var ya.
Özne benim, özne var tamam ama o nesne dış dünyaya ait bir nesne.
O yüzden aslında biraz geç keşfettim gibi hissediyorum.
bunun günlük hayatımda bana çok bir
etkisi oldu mu? Hayır ama
bir overthinker olarak yine
aslında çok fazla
davranışımın temelinde yattığını
fark ediyorum. O yüzden evet
şu anki fanusunda
sevgiye
yer açmak
yine çok klişe
ve aslında daha fazla sevgiyi istemek
ve çekmeye çalışmak
var bolca
ve tabii ki ben de
hani evet burada biraz ahkam kestim
yani ama. Bu da bir
bir şey. Yani sırf mesela
21 yaşındasın ve önünde belki
çok uzun bir hayat var falan diye
tabii ki birilerinden deneyimin az olacak.
Birilerinden pratiğin az olacak. Ama sen 21
yıllık Eda'nın hayatında
bir tanesin yani. Yapabileceğin
ve deneyimleyebileceğin maksimum noktadasın.
Her zaman şöyle düşünüyorum. Eğer 5
dakika sonra öleceksem hayatımın en
yaşlı anındayım şu an. O yüzden
kime göre yani bu deneyimler? Hani
klişe olabilir. Ahkam kesiyor olabilirsin.
ama bu senin pratiğin yani.
Hani bu şey gibi felsefeci adam
çok fazla ahkam keser ya
ben bunu biliyorum şunu biliyorum falan filan
ama o bilgiyi satıyor.
Çünkü o bilgiye sahip olduğunu düşünüyor.
Okuyor, öğreniyor ve ahkam kesiyor.
Ve bence bu bile bir noktada
mesela benim eleştirdiğim bir şey.
Bence zaten bir insanın ahkam kesebileceği
ve bundan ötürü yargılanmayacağı
tek bir şey var. O da kendi hayat dersleri.
Çünkü kimse onu senin gibi
anlamayacak.
Şunu diyecektim ben de tam o zaman.
doya doya ahkam kesebiliyorum yani.
Ahkammış oldur bu. Aynen.
Küçüklüğümden beri aslında
akademik başarının
ve dünyaya
açılmanın bu noktada ve dünyamı
genişletmenin
en büyük hedefim olduğunu
öğrenerek büyüdüm.
Kendi kendime de bunu öğrettim. Aslında
tırnak içerisinde dış dünya da bana bunu öğretti.
Ve son zamanlarda
fark ediyorum ki yani aslında senin sorunun
senin fanusun nasıldı ama ben
öyle bir cevap veriyorum ki şu an fanusun nasıl bir
değişim sürecinden geçiyor. Bence harika
gibi cevaplıyorum. Aslında balıklığını
anlatıyorsun ve bu çok güzel.
Ve son zamanlarda
aslında o
fanusun da o iç dünyanın
o küçük iç dünyanın da
sana
kendine yetebileceğini fark ettim.
Şu an okuduğum
bölüm ve seçtiğim meslek aslında
insanın hayatının
%80'ini falan
tüketen sonradan bir
bölüm. Aslında sen balıklarının
çok büyük kısmını başkalarının fanusuna geçiriyorsun
bu mesleğe bakarsak. Evet.
Bu biraz gerekiyor gibi. Gerçekten de gerekiyor
gibi.
Ve belki de bu bölümü seçmemde
bu görüşümün de etkisi olmuştur.
Hani bir şeyler yapacağım.
İnsanların hayatına dokunacağım.
Evet. Olayı. Ama işte
son zamanlarda ve hani şey de aynı zamanda
yurt dışına çıkacağım.
Hani böyle ülke ülke gezeceğim.
Yani hala tabii ki buna
bambaşka, bu dediğime bambaşka yerlerden
bakabiliriz. Hala ilk dışına çıkmak ve
ülke ülke gezmek istiyorum. Ama bunu
bir şu şekilde
yapmak var.
Mesleğini ön planda tutarak.
Oraya gitmek için birinin seni çağırmasını
bekleyerek veya oraya gitmek için
hani oraya
beyin göçü yapmak
belki de var. Bir yandan da
aslında
şu anki isteğime geliyorum.
Aydın'da
veya Ege'nin güzel küçük bir köyünde, güzel bir evimde, ailemle, köpeklerimle yaşayıp
ve hayatımın %80'ini değil de belki %50'sini, %60'ını mesleğim haline getirip
kalan %'lik kısımları da beyin göçü ile değil de turist olarak ülkelere gezmek gibi bir yere geldim aslında son zamanlarda.
Yani biraz şöyle bir şey.
Ben bu dünyaya bir şey katmak için eğer kendimi çok hırpalayacaksam bırakayım da o bana bir şeyler katsın.
Almaya hazırlayayım yalnızca kendimi.
Aslında bütün ilişkiler biraz böyle ya.
Mesela her ilişki kendi içinde belli bir noktada tolerans seviyesine sahiptir.
Tolera etmeden iş yürümez.
Tolera etmek olmasa benim mesela ailem 35 yıldır evli olmazdı annemle babam.
Ama hani tolere etmekle bir de ben bunu biraz geleneksel yetiştiriliş tarzımızla da ilgili olduğunu düşünüyorum.
Tolere etmek bir şeye katlanmakla çok karıştırılıyor.
Yani dış dünya canavar olsun ya da olmasın ki bu biraz bizim onun görüş açımızla ilgili.
Ama şöyle bir şey var.
Dış dünya dış dünya da olsa ve bensiz olmaya devam edecekse de sonuçta biz karşılıklı bir etkileşim halindeyiz.
Ve ben dış dünyanın bana getirdiği bazı şeyleri tolere ediyorum.
Mesela bana ne kadar aykırı olursa olsun ben artık 9-5 çalışıp aylık işte aldığım maaşla geçinmeyi, anlamadığım bir şekilde su faturası ödemeyi mesela tolere ediyorum.
Çünkü dış dünyaya uyum sağlamak zorundayım.
Ama ben bir şeylere katlanmak zorunda değilim.
Bana verilen bir tane hayatı eğer o dış dünya için hırpalanarak yaşayacaksan belki de dış dünya bunu o kadar da hak etmiyordur yani.
Dediğin gibi hani bence dış dünyanın zaten onun için kendisini hırpalayan bir doktora artık o kadar ihtiyacı yok.
Sen belki de dış dünyadan kendini kopartıp kendine daha fazla yatırım yaptığında belki ona daha fazla etkin olacaksın.
Evet ben buna da kesinlikle katılıyorum.
Yani bencillik bence beraberinde sencilliği çok getiriyor.
Önce kendini seven başkasını sevebiliyor yani.
Ben var ya sana bunu soracaktım.
Bunun hakkında ne düşünüyorsun diye.
İnanılmaz doğru bir şey.
Yani kendini sevmeden de hayat geçer.
Kesinlikle geçer.
Ve hani mutsuz da olacaksın diye bir kaydı yok.
Kendini sevmezsin ve harbiden mutlu da bir hayat yaşarsın.
Bu nasıl bir şey biliyor musun?
Böyle sanki çok uzun süredir ben bilmediğim bir şekilde telefonumun üstünde bir ambalajla yaşıyordum.
Haberim yoktu orada ambalaj olduğundan tamam mı?
Sonra birisi bana gelip dedi ki sen bunu niye ambalajla kullanıyorsun ki bunu çıkartsana.
O zaman bak dokunma gücü işte bilmem nesi daha iyi oluyor.
Ve benim bir anda dünyam değişiyor.
Bu demek değil ki ben o ambalajlayken de hani gayet devam edebiliyordum aslında.
Ama kendini sevmek o ambalajı çıkartmak gibi.
Bir anda aldığın zevk, aldığın verim, dokunma gücün, onu kullanma arzun inanılmaz derecede artıyor.
Ben bugün kendimi severek uyanmadım mesela.
Ama günün geri kalanında kendime biraz sempati duymaya başladım.
Ve bu bana günün sonunu kendimi severek bitirmeler çok büyük bir umut veriyor.
Ve bunu yapa yapa pratikle işte zaten kazanılacak bir şey.
Bir de bence mesela ya mutlaka benim çektiğim bir bölümün ilk ilişkilere gelmediği olmadığı üstüne Eda.
Ama şeyi merak ediyorum yani bu konudaki fikrini.
Ben biraz şey düşünüyorum.
Kendini sevmenin bence en büyük yararı, pratiği.
Bunu gerçek hayatta deneyimleme şansı.
Şimdi insan ve bu her türlü ilişkide, senin tıpla ilişkinde bile aslında.
Bizim dışımızdaki şeyler nankör biraz.
Biz de birilerine göre nankörüz.
Ama kendi iç dünyamızda kendimizi tanıdığımız için
senin mesela nankörlük seviyen, senin karakterin kadar olduğu için
sen onu absürt bulmuyorsun.
O senin böyle bir uzun haline geliyor.
herkes kadar. Senin mesela
Eda olarak
ben mesela %60 nankör
%30 bencil
şöyle böyleysem sen atıyorum mesela
%20 nankörsün ama %70
bencilsin
işte %10 da şu busun falan.
Bu aslında herkesin kendi pratiği. Herkesde olan
sadece aroma boyutu
farklı olan esanslar bunlar bence.
Ve ben şey düşünüyorum
sen ne kadar
nankör olursan ol çünkü bu yüzdeleri
başkaları biliyor. Hani bu şey gibi
Mesela annenin yaptığı yemeği dışarıda yediğinde tadını çok daha farklı algılarsın.
Aynı yemek, aynı malzemeler.
Ama oradaki bir karabiberin fazlalığı bile dikkatini çeker.
Çünkü senin pratiğinin dışındadır.
O yüzden mesela biz de başkalarının normalleştirdiği, onların nankörlük seviyelerini çok fazla deneyimliyoruz.
Mesela tıp da nankör bir bölüm.
Sevgililer bir yerde nankör.
Arkadaşlıklar emek vermezsen nankör.
O noktada kendini sevme pratiği şöyle çok işe yarıyor.
İnsanlar nankör olduğu için, bölümler, meslekler nankör olduğu için sana sevilmeye değer olmadığını, başarısız olduğunu hissettirmeye çok meyilliler.
Ama sen kendini sevme pratiğine sahipsen çıkıp kendi avukatın olabiliyorsun.
Oğlum ben sevilmeye değerim diyebiliyorsun.
Evet ve bütün bunları hayattan dahil edebiliyorsun.
O nankör meslekleri, nankör ilişkileri, nankör arkadaşlıklarını hayatına kendine zarar vermeden dahil edebiliyorsun.
Aynen. Her şeyden verim alıyorsun.
Yani karakterinde mesela bencilliği daha fazla olan bir insanın o noktasıyla çatışmamak için onunla farklı bir iletişim kurmayı öğreniyorsun.
Hani yetişkin olmak belki de biraz böyle.
Hoşuna gitmeyen şeyleri kesip atmak yerine ziyan olmasın diye oradan alabileceğini almak.
Yani biber dolması sevmeyince kabuğunu çıkarıp içini yemek.
Çünkü israf etmek istemiyorsun bir şeyleri hayatta.
Bu arada aşırı gıcık olurum ben.
biber dolmasının kabuğunu
sıyırıp da sadece içini yiyenlere de
dipnot. Yani evet bak
aslında o ilk sana ben
klişeleri içselleştirmekle fındık söylediğimde de
şunu söylemiştim. Bunu da bu arada aslında annem
söylemişti bana. Yetişkin olmak
bu demek bence demiştim. Klişeleri
içselleştirmek. Aynı senin dediğin gibi
büyüdükçe aslında
neye tolere edip neye
katlanacağımızı seçiyoruz. Aynen.
Ve bu şekilde oluşturuyor.
nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Ya da başladığınız zaman podcast'inizi
Fikrinizden yayına, format,
podcast.bpt yanınızda.
Açıklamadaki linke tıklayın, kısa testi
çözün ve podcast'iniz için en uygun
paketi hemen keşfedin.
Bence de
ve bence dış dünya
gibi etkimizin olmadığı şeylere
katlanmak biraz daha
kabul edilebilir olur çünkü etkin yok.
Ama işte hayatına alacağın insanın, arkadaşın, mesleğin, oturacağın evin yani senin seçim hakkın olduğun şeylerde olabildiğince minimum katlanma ve maksimum toleransın olması gerektiğini düşünüyorum.
Mesela bu işte o kişi kendini sevmeye de biraz aslında geliyor.
Kendime ben tolere etmeliyim kendimi.
Mesela bir günü verimsiz geçirdiğimde ya bu kızdan nefret ediyorum demek yerine
yani evet çok güzel bir gün geçirmedik ama
daha önümüzde yarın var
demek çok büyük bir tolere gücü.
Ve ben gerçekten bunu kendime veremezsem
kimseye veremem.
Ben şöyle düşünüyorum.
Evet bugün çok güzel geçirmedik ama önümüzde
yarın vardan ziyade
evet bugün çok güzel geçirmedik
ama kötü günlerimiz olsun ki
iyi günler iyi olabilsin.
Yani o kötü ve iyi sıfatları da
aslında zıt olarak birbirleriyle
var oluyorlar ya.
yani yine aslında böyle
dediğinde bence o anı yok edip
geleceğe odaklanmış
oluyorsun. Bence bunun
yerine ya benim en azından kendi
pratiğimde yağmur çalıştığım ve sağlıklı
bulduğum
ziyan etmemek işte ya.
O günü ziyan etmemek. Kötü
müydü? Kötüydü. Tamam abi yani
kötü günleri de aynen
yani o dışarıda yağmur yağdığında
üzüldüğünde o kötü
günler olmazsa seni duygulandıran şarkıları
ne zaman dinleyeceksin? Çok haklısın.
Kesinlikle. Bak mesela
bana bir akıl verdin.
Ben gerçekten biraz onu bırakmalıyım.
Yarın var önümüzde. Çünkü
harbiden yarın da kötü geçebilir ve
bu sefer demoralize olurum.
Hiç gerek yok. Çok haklısın. Zaten bu şey
dedin ya ne zaman dinleyeceğiz bu şarkıları.
Mesela ben mutlu bir
ilişkim olduğu dönemlerde biraz şeye sinirleniyorum
içten içe. Çok güzel bir
romantik böyle dramatik bir albüm çıkıyor
mesela. Onun tadına vararak dinleyememe
üzüntüsü anladın mı? Gerçekten
aslında her şeyin bir zamanı var.
Ve
biraz ben
çok zaten çok klişe bir podcast benim podcast'im
yani. Çok klişelere konuşuyorum ve seviyorum
bunu. Çünkü benim
sizle özel hayat pratiğim bu yani.
Ben ne konuşabilirim ki burada? Bunun dışında
konuşmak sahtelik olur.
Ama gerçekten
aslında ben burada
klişeleri içselleştirmemiz gerektiğini bildiğim
için, mutsuz günlerin varlığını kabul
ettiğim için hani yüzde yüz bir
wise woman olduğum için bunları söylemiyorum.
Aslında konuşurken kendimi ikna etmeye
çalışıyorum. Evet. Hani. Hepimiz
öyleyiz bence. Değil mi?
Terapi böyle bir şey mesela. Arkadaşla konuşmak
böyle bir şey. Bir şey söyledikçe o
somut kendini de dinledikçe ancak
onu gerçekten pratiğe dökebiliyorsun ve
inanıyorsun. Yani mesela bu yüzden
hani
bir şeyi çok istiyorsundur
olmasını hayal ediyorsun. İşte bir okuldan kabul
almayı çok istiyorsun mesela.
İkiyi ayrılıyor bence burada insan. Birileri diyor ki
bunu söylemeyeyim de cings etmeyeyim. Ama nazar
değmesin. Bir de diyor ki söyleyeyim
manifest edeyim. Hani söyledikçe
olur. Kendime inanayım. Ben bu ikincisini
tarafından. Ben birden ikiye geçtim.
Ben hani bunu diyorum. Bunda gerçekten
senin mesela çok etkin oldu.
Hani şey öğrendim yani.
Nazar dediğimiz şey ki bunu ben
bir bölümde söyledim zaten. Nazar dediğin şey
aslında tamamen. Ona nazar dediğimiz
için nazar bence. Yani bir de nasıl biliyor musun?
Nazar değeceği falan aslında biliyorsun
işte şöyle bir şey olmadığını.
sadece şimdi ben bunu söylüyorum
ama gerçek olmazsa
bu insanlara nasıl bunu açıklayacağım
korkusu aslında. Hep bir mahcubiyet.
Veya kendime.
Yani aslında bu mahcubiyet olmamalı. Çünkü sen
zaten insansın yani. Hani
travmatik olmayan insan hayatı
yok anladın mı? Hatasız insan hayatı yok
yani. Yok. Kesinlikle yok. Kesinlikle.
O yüzden hani şey
gerçekten. Manifest
etmek. Yani ona böyle
zaten şöyle bir şey var.
manifest etmek de aslında içinde olmama ihtimali
her zaman barındırıyor. Ama sen manifest
ettikçe onu ne kadar istediğini
kabul ediyorsun, anlıyorsun,
fark ediyorsun, ulan diyorsun. 3 ay oldu ben
hala aynı şeyi manifest ediyorum.
Mesela ben gerçekten işte yurt dışından kabul almayı
inanılmaz manifest ediyorum. Ve şey
diyorum. Hala olmayabilir. Ama ben
hala manifest etmeye devam edeceğim. Olana
kadar ve olduğunda diyeceğim ki
ben bunu manifest ettiğim için oldu.
Zaten bu erzama böyledir. Bir şey istediğin gibi olduğunda
o mutsuz anlar bir anda
silinmeye başlar. Olmadığı anları düşünmezsin.
Çünkü artık olmuştur yani.
O yüzden ben de o nazar şeyini
çok yanlış buluyorum.
Yani çok insan demoraliz ettiğini
düşünüyorum. Aklıma şey getirdi
bu dediğin.
Bunu biri genel
insan oğlu için mi söylemişti?
Artık orasını hatırlamıyorum ama
insan oğlu bir şey başardığında
onu kendi
sayesinde başardığını, başaramadığında
ise dış güçler yüzünden
başaramadığını düşünür diye.
Ne kadar doğru.
Çok doğru.
Ve bir şey söyleyeyim mi?
Ya bence doğru hani.
Böyle de olmalı gibi bir noktada belki.
Ve bunu nereden bakan biri olarak söylüyorum sana.
Ben de bunda her şeyin etkisi olduğunu düşünüyorum.
Türkiye'nin, kadın olmanın falanların falanları.
Mesela ben de şöyleyim.
Ben bu bahsettiğin insanı çok yani çok gerçekten insanoğlu böyle.
Ama bizim çok büyük bir yüzlerimizde ben buna çok üzülüyorum.
Genç özellikle bizim jenerasyonu.
bir şeyi başardığında şans olduğunu düşünüp
başaramadığında senin suçun olduğunu düşünmek.
Ve işin en zıttı tarafı da
hani şeydir ya
geçmiş jenerasyonların kavgasının bedelini
bu jenerasyonlar öder.
Bizim geçmiş jenerasyonlarımız
en basitinden işte siyasiler, öğretmenler, profesörler
hep böyle başardıklarında bir şeyi ben yaptım.
Başaramadıklarında dış dünya yüzünden
ve biz böyle yetiştirilmiş bir toplumun
yetiştirdiği
başarılarını şansa bağlayan bir
topluluğa dönüştük. Neden? Çünkü mesela
şey, krediyi her zaman
büyükler alıyor.
Biz seni okuttuk. Biz seni şuraya gönderdik.
Biz sana özenler sağladık. Anam sağ olsun.
Babam sağ olsun. Aynen. Adam aldı arabanın
arkasına bile babam sağ olsun yazıyor.
Kral krediyi babam verse bile
demek ki sen babanın kredi
vermeye güvenebileceği biri olmuşsun.
Bir şeyden kredi almak istiyorsan kendine
bir şeyden pay çıkartmak istiyorsan bunu yapmak
aslında gerçekten kolay. Hani
hatırlıyor musun şey demiştim ben sana
ben ikili ilişkilerimde çok takdir
edilmem ve kendimi
yetersiz hissederim. İlla sanki ortaya
bir sanat eseri
işte bir kitap yazmam lazım falan
gibi. Halbuki
yeni güne uyanmak bile takdire şayan
bir şey. Uyanıyorsun ya hani
dün mesela haberleri izliyorsun. Bütün moralin
altı soluyor. Hala ertesi gün
uyanıp da yüzünü yıkamaya enerji bulabiliyorsun.
Gözünü açabiliyorsun. En basit
minimalize edelim. Ya da bütün gün uyuyorsun.
Ama hala hayattasın, hala aktifsin ve hala bir şekilde bağlantını kopartmıyorsun dış dünyayla, hayatla.
O yüzden hani...
Kalmayı seçiyorsun her gün.
Aynen.
Bu çok takdire şayan bir şey.
Yani bu da klişe.
Varsın bu klişe olsun.
Lütfen olsun.
Evet lütfen olsun.
Yani ben istiyorum ki hiçbir şey yapmadan sadece hayatta olmak takdir edilsin ya.
Yani çünkü kolay bir dünyada mı yaşıyoruz Allah aşkına yani.
Takdir edelim yani bunu.
Hani şey olalım gerçekten.
ben yaptım. Ama mesela
başarısızlık olduğunda da dış güçler olmasın.
Başarısızlık da benim ya.
Anladın mı? Çünkü hani ben her zaman şey
düşünüyorum. Başarısızlık olmasaydı
başarı ne anlamı ifade ederdi ki?
Evet. O yüzden
ben mesela başarısızlıklarımı çok
içselleştiriyorum. Benim de pratiğim biraz
başarıyı kabul etmek olmalı.
Mesela
bunu söyledim sana gerçi.
Ben çok fazla böyle işte
bana bunu terapistim söylemişti.
Ya sen hani çok hayal ettiğim bir bölümümden mezun oldun.
Psikolog oldun.
Niye gurur duymuyorsun?
Ben harbiden şey oldum.
Aa harbiden.
Hani.
Ama yapamıyordum bunu yani.
Çünkü benim için bu, benim sıradanım olduğu için kazandım artık okuyorum yani.
Bir zahmet bitecek olduğu için gururlanmıyordum.
Sonra bugün bir iş görüşmesi yapıyordum.
Ve biraz karşımdakinin bana böyle ahkem kestiğini hissettim.
Psikolojiyle ilgili.
Ve bir anda şey oldum.
Ben psikologum ya.
Hani ben, sen bana bunu yapamazsın ya oldum hani içimden.
ve şeyi fark ettim.
Ben harbiden kalifiyeyim.
Birileri benden tabii ki çok daha iyi.
Ama ben o birileriyle
yarışmıyorum. Ben kendi hayatımda
yapabileceğimin en iyisiyim şu an.
Gelebileceğim en iyi noktadayım.
Sen 3 gün önceki simayla yarışıyorsun.
Aynen. O yüzden ben buyum yani.
Ve ben kendimi takdir etmediği için
yine kendini sevmeye geliyorum.
Kim beni niye takdir etsin ki?
Çünkü diyorum ya dış dünya seni ezmeye çok meyilli.
Bu dediğin aynısını tam olarak
ben de yaşadım.
sınav dönemlerinde
o klasik çöküntülerde
özellikle. Fakültenin
sınavlarından istediğim notu alamadığım
için iyi bir doktor olamayacağını
düşünmeler. Her sınav, her
sınav tekrardan. Senede 6 kere,
7 kere. Bunlar hayatımdaki
en büyük aslında beni
bana acı veren
olaylardı yani. En büyük stragglelarım
hep bunlardı. Ve sonra
bir arkadaşımın arkadaşı, Ümit
buradan selam söylüyorum. Dedi ki
Bir şeyler bir şeyler dedi beni avutacak.
Bence sen çok iyi bir doktor olacaksın dedi.
Ve bugün en keyfini çıkarttı.
Ne kadar doğru aslında tıp okumak.
İsterip girdiğim bir bölüm.
Ama ben yalnızca negatif kısımlarını, o zorlandığım kısımları görmeyi seçip aslında kendimi bu zevkten bile bile mahrum bırakmışım yani.
Ki işte birkaç gün acilde takıldım son günlerde.
Ve gerçekten aynısını dediğin gibi kalifiye hissettim kendimi.
3 gün önceki bana kıyasla kesinlikle kalifiye hissettim.
Ve bundan sonra çok eminim asla eskisi gibi zerreleyemeyecek benim psikolojim olsun Allah'a yani.
Şeyi soracağım sana.
Hani sen dedin ya işte bir hastaya kalp masajı yaparken resmen kaburgaların kırıldığını hissettin.
Resmen bayağı kırdım yani.
Ve bu aslında bunun bir parçası.
Bak aslında bir insanın hayatını kurtarma pratiğinde bile ona belli bir noktada zarar vermeyi göz alıyorsun.
Çünkü adam sağlam kaburgaları olsun ama mezarda mı yatsın yoksa kaburgaları kırılsın ama hayata mı dönsün?
Aslında tıp bile kendi içinde hata payına açık bir şey.
Ve sen eğer gerçekten işin hayat kurtarma kısmına odaklanırsan o kişiyi ampute etmeyi, kaburgasının kırılmasını görmüyorsun.
Çünkü orada mevzu hayat kurtarmak.
Kesinlikle.
Mesela ben terapiye başladım.
Bunu seninle konuşmuştuk.
Terapi gerçekten öyle bir şey ki kazdıkça daha derine iniyorsun.
kendini çok fazla keşfetmeye başlıyorsun
ve terapi ne zaman solunursa
solunansın sen artık hiçbir zaman
başladığın zamanki insan olmuyorsun. Çünkü çok
büyük bir farkındalık kazanıyorsun. Ve ben
mesela bazen şey düşünüyorum. Ben
terapide bu kadar bir şeyleri
konuşa konuşa fark etmeseydim
belki hiçbir zaman obsesif
tarafımla da yüzleşmeyecektim.
Bu beni bazen korkutuyor.
Acaba diyorum kendimi
deştikçe kendime biraz
zarar mı veriyorum? Hani bunu demiştik.
biraz ebeveynler neden çocukların
psikoloğa gitmesini istemez.
Çünkü o etiket için aslında. İster istemez
kendini etiketliyorsun yani.
Galiba benim bir sıkıntım var. Düzeltilmesi
gereken bir şeylerim var ki gidiyorum.
Olur. Aynen. Ama
uzun vadede
baktığımda ben oksiyete tanısı
aldım. Depresyonu atlattım.
OKB'yi atlattım falan. Ve ben
psikoloğuma bir gün şey dedim. Ben kendimi
sürekli
OKB olarak tanımlıyorum.
Sanki OKB artık
benim bir özelliğim haline geldi.
Senin ben Eda tıp okuyorum demen gibi.
Ben Simay, ben OKB'yim gibi bir şey.
Ve bunun aslında beni ne kadar geride tuttuğunu
fark ettim. Sonra bana psikologum dedi ki
tanı alman, evet tanı aldın
ama bu geçti.
Kendine OKB'yim değil değil.
Ben bazı durumlarda obsesif
savunmalar geliştiriyorum diye tanımladığın
zaman aslında kendi biriciğini
görüyorsun. Bu şey gibi ben Simay ve
bu akşam sarma yedim gibi bir şey.
Ben Simay ve bu durumla karşılaştığında
obsesif bir savunma geliştirdim. Bu benim bir parçam.
bu benim bütünüm değil. Değil.
OKB beni oluşturmuyor. Yaşadığım şeyler
bir şekilde OKB'yi oluşturdu ve ben onlarla
baş ettim. Yani OKB'yle
yüzleştim ve acı çektim terapide
ama uzun vadede kendimi
daha büyük bir noktadan görmeye
başladım ve belki ömrümü gerçekten
5 sene uzattım. O yüzden sen de
birinin kaburgasını kırdın ama
onu hayatta tutmak için. Tıpta
mesela başarısız bir puan aldın.
Kendi beklentinin altında bir şey
aldın ama bu hala senin
3-5 sene sonra
gündelik hayatını bir parça
sonra hayat kurtaracağın gerçeğini
zedelemeyecek. Benim hayatta
en sevmediğim şey evdeki
vitrinler. Salondaki o annelerin
çeyizinden kalan vitrin takımı. Hiç sevmem. Bence
evde çok büyük bir kalabalıktır.
Çünkü o vitrin oradadır. Yer
kaplar ve içindeki hiçbir şey kullanılmaz.
Benim annemin 25 senedir
durduğu böyle çim porselenleri var.
Bir kere çay içmedim içinde. Neden
abi? Çünkü annem onu kullanmadan
ölüp gidecek. Sonra ben onları annemin
hatırası diye kullanmadan ölüp gideceğim.
Çocuğum aynısını yapacak falan ve bir gün muhtemelen benim Çin porselenlerim Feriköy pazarında 1 liraya satılacak.
Ne gerek var ki?
Hani yine 1 liraya satılsın ama satın alan benim anılarımı da beraberinde alsın yani.
Onu çay doldururken kendi anılarını eklesin.
Hani ben vitrinde duran bir jenerasyonun yetiştirdiği çocuklar olduğumuzu düşünüyorum.
O yüzden aslında zedelenmek, güzel bir şeye erişmek için bazen zedelemeyi göze almanın bizi zorlamasının bu yüzden olduğunu düşünüyorum.
Çünkü vitrinden bir şey çıkartırsın aman kırılacak.
Kırılmasan ne olacak?
Mesela işte kaburgası kırıldı adamın ama maksat onu hayatta tutmaktı.
Ben sırf o vitrindeki şey kırılacak korkusuyla neden çay içme zevkimden mahrum kalayım ki?
Gibi bir şey.
O yüzden ben galiba biraz artık o vitrinden çıkan jenerasyon olmamızı istiyorum.
Umuyorum.
Böyle olmaya çalışıyorum.
Kırılabilirim.
Ama dünya bu yüzden yapıştırıcıyı geliştirdi yani.
demek ki kırılma pratiği var bu dünyanın.
Yoksa niye ohu var anladın mı?
Neden tamirci var mesela dünyada?
Bozulma pratiği olmasaydı niye tamirci olsun?
Hani zaten niye terapist
var anladın mı?
O yüzden bitiriden çıkmak lazım.
Kırılmayı göze almak lazım.
Dünya yapıştırıyor.
Kırılıp yapışıp, kırılıp
yapışıp yani ancak o şekilde gerçekten
bir yaşanmışlık
bütünü oluşturabiliriz
aslında. Hiç dokunulmamış
Hiç dokunulmamış, hiç darbe yememiş, hiç tozlanmamış ve silinmemiş,
aslında tırnıkçısında ot gibi yaşamaktansa,
gerçekten hani o şey de vardır ya, Çinlilerin miydi neydi, bir onarma sanatı böyle altında kalan.
Bir de şey, bunlar kesin böyle yine bir, kesin böyle eski bir adam söyledi böyle bir şeyi ahkam kesilen dönemde.
O yüzden çok bu bölüme uyuyor.
Hani şey de var gerçekten.
Bu bir gerçek.
Bir şeyi çok seviyorsan, mesela çok kullanıyorsun tamam mı bir bardağı ve düşürdün sapı kırıldı.
Yani artık ona bir şey yapamazsın.
Ama onu çok sevdiysen, o gerçekten bir kupa olarak hayattaki görevini yerine getirdiyse annem her zaman onları saksı yapar.
Onu bir şekilde hayatta tutmaya devam eder.
O yüzden belki hayat pratikleri seni kıracak.
Ve belki hayata geliş amacını zedeleyecek ve bir noktada kullanılması hale geleceksin.
Hani hep futbolculara şey derler ya abi diplomalı futbolcu olmak lazım sakatlansan ne yapacaksın falan diye.
Hayat futbolcu gibi yaşamak lazım aslında.
Hani istediğin yaptığın şey bu olabilir ama zedelenmeye çok açık.
O yüzden her zaman hani kenarda bir şey tut diye.
Tabii benim burada dediğim o kenarda tuttuğun şey diploma olmak zorunda değil.
Gayrimenkul olmak zorunda değil.
Sen olmalısın.
Yani sen kendini ne kadar aslında kapsamlı ne kadar esnek bir yapın varsa o kadar fazla kapı açılıyor sana.
Mesela ben bugün kırılabilirim.
Beni atıyorum, hani hep çıkar ya televizyonlara.
Ben mühendistim ve işte sonra bir gün İtalya'da bir yere gittim ve pizzacı açmaya kayberdim.
Geçen öğle birini izledim.
İzmir taraflarında Bergama'da kadın mühendis İtalya'ya gidiyorlar.
Diyorlar ki neden Türkiye'de böyle bir yer yok?
Varlarının yoklarını satıp Bergama'da inanılmaz küçük böyle çok tatlı bir köy evini alıp İtalyan mutfağı açıyorlar.
Şimdi o kadın hala bir zamanlar mühendisti ve kimse bu gerçeği değiştirmeyecek.
ama mühendislik mesleğinden mutsuz diye
hayatını bu şekilde bitirmek yerine
o kulpü kırılan bir bardak gibi
oha benim bu formum daha yılan
diyebilmiş.
Ben galiba öyle olmak istiyorum.
Ben de. Yani kastettiğim tam olarak buydu.
Bir şeyde en iyi olmak değil de
her şeyde kötü olmak.
Mesela bu
son konuştuklarımızda aslında
belki 10 dakika önce bilmiyorum. Hiç zaman
nasıl geçtiği konusunda hiçbir fikrim yok şu an.
Tek bir
konu üzerinde, tek bir alan üzerinde
çok profesyonelleşmiş, çok
spesifik aslında hayatını
yönlendirmiş bir insan olduğunu
düşünüyorum. Aslında
kırılmaya da çok mahal vermiyor.
Öyle bir durum. Çünkü kendini inanılmaz
kalkanlar geliştirmiş oluyorsun. Aynen.
Ve bence bir noktada aslında kendini
diğer şeyleri de kapatmış oluyorsun gibi.
Aynen. Yani bu
direkt bu kötü
bir şeydir diye etiketlemek istemiyorum. Bunu tercih eden
bir sürü insan var tabii ki. Ben de öyleydim.
ve hani hala bu okey bir şey.
Tabii ki. Ama
işte bu kadar spesifikleşip
kendini bu kadar
sağlama almak tam olarak aslında
kırılmamak için
sağlama alıp aldıktan sonra
o exchange'in
olması kesinlikle daha çok zorlaşıyor.
Kesinlikle. Ya çünkü
kalkan seni darbelerden koruyabilir ama
hayat gerçekten bu kadar saldırgan mı?
Yani hani bu şey gibi
eve hırsız girebilir diye sürekli kapıları
ekstrem bir şekilde kilitli tutmak,
kapıları açmamak. Evet belki
seni hırsızdan koruyacak ama evine asla misafir
gelmeyecek. Kimse sana bir kap çorba
ikram etmeyecek. Kimse kapınızı çalıp
bir kahve içelim demeyecek.
Veya sen belki dışarıya adım atmaya korkak hale
geleceksin. Evet ve şöyle bir şey var.
Kapını açtığında
belki misafir kadar hırsıza da
kucak açmış oluyorsun.
Ama misafiri kazandığında
evine yarın bir gün hırsız girerse seni teselli
edecek insanları bulmuş oluyorsun.
O yüzden bence bir noktada kalkanlarını indirmek ve hayatın sana getirebileceklerine açık olmak hayat sana kötü bir şey getirdiğinde onlarla mücadele edecek gücü de beraberinde getiriyor.
Mesela ben çok böyle arkadaş fitrine çok inanılmaz kendimi kapattığım korktuğum bir dönemde tanıştım seninle Erasmus'a gidecektim.
Ve döndüğümde bütün dengeler değişmişti.
Bir anda bütün böyle arkadaşlığa bakış açım değişti.
Ve geriye baktığımda benim 6 ay önce tanıştığım random bir kız, şu an burada oturup benim konuştuğum biri.
Şimdi ben arkadaş kaybedebilirim, Erasmus'a gideceğim, hiç bu topa girmeyeyim diye o gün sen beni davet ettiğinde ilterişle sana gelmeseydim,
şu an dünya bir bölümden mahrum kalacaktı ama ben çok daha fazla şeyden mahrum kalacaktım.
O yüzden hiç mutsuz değilim kapılarımı açtığım için.
En kötü şöyle olacaktı.
Eda diye biri o hayatımda olmayacaktı ama ben
ben 6 ay önce işte
10 ay önce Erasmus'a gitmeden önce bir tane
arkadaşın evinde oturup çok güzeldi ya muhabbet
diyebileceğim. Hala kazançlıyım.
Ama bak mesela o
10 ay önceki pratik kapılarımı
açmam bana şu an
hayatımda olan şeylerde telefonu açıp
Eda ben bayağı kötüyüm ya
diyebilecek birini kazandırıyor.
Şimdi ben hırsızım
ya da hayatıma giren kalp kırıklıklarının
üzüntüsünü yaşayayım yoksa
bunu birlikte deneyimleyebileceğim bir arkadaşın varlığına mı sevineyim?
İkincisini seçtiğinde hayat bakışın çok değişiyor.
Filtre kalkıyor yani.
Ve gerçek renklerini görmeye başlıyorsun bir şeylerin.
Ve her gün bu seçimi yapmak
gerçekten takdir aşağıya yan bir şey.
Ya fanus güzel.
Kendi iç dünyanı kabul etmek için.
Ama o fanusta öğrendiğin şeylerin
çok büyük bir okyanusta
sana öğretilir olacağını
bilmeyi hep kenarda tutmak.
O fanusu kendi okyanusun
haline getirmek belki.
Aynen. Kulaç atmaktan vazgeçmemek belki de en kıymetlisi.
O faunusu kırmak, o faunusun kırılmasına izin vermek.
O faunusu okyanusun içine atıp, o okyanusun getirdiklerini ve senden götürdüklerini kabul etmek.
Gerçekten faunustaki en büyük balık olmaktansa okyanusta olmak belki daha kabul edilesidir.
Ama bunun için önce faunusun her yerini ezberlemek, öğrenmek, oradan keyif almak gerekiyor.
Sonra dış dünyayı açmak belki daha kolay olacak.
diğer balıklarla gezmek, sürüye girip
kendini korumak. Mesela faunusun içinde
zararı tamamen kapalısın.
Ama okyanusa girdiğinde de
zararlarla birlikte. Sürüye rağmen kendin
olabiliyor. Aynen. Ve o sürüyle
kendini korumayı öğreniyorsun. Farklı
olmana rağmen bir sürüye kabul edilmenin
kabul karlığını
oha ben demek ki kabul edilebilir
bir insanmışımını öğreniyorsun.
Hani ben
diyorum ya sana hep. Ben biraz
kendini sevilebilir olduğumu
senin gibi biri beni sevdiğinde fark ediyorum
diye. O yüzden
sürüye katılmak ve
ben kabul edilebilirim demek çok daha güzel.
Kabul edilebilecek kadar aynı
ve o iletişimi
sürdürebilecek kadar da
ilgi çekici ve farklı olabilmek.
Aynen. O zaman galiba bu bölümün
biraz öğretisi şey oldu hani
falnusu itselleştir, yüz, kulaç at
ama okyanusa katılmak
seni korkutmasın. Dış dünyada
okyanus ve bazen korkutucu
olabiliyor ama ben korkutucu
ve tek başına gezen bir köpek balığı olmaktansa
sürüyle gezen küçük bir balık
olmayı ve kendime güvende hissetmeyi
tercih ediyorum galiba. Ben de ediyorum.
O zaman bu bölüme
benim sürümdeki beni koruyan
bir balık olarak katıldığı için çok teşekkür ederim.
Ben sana çok teşekkür ederim.
Ve sularımız birbirine karışmış.
İyi ki. Hoş geldin
tekrar ve tekrardan hoş geleceğin
bölümlere. Bunun son olduğunu hiç
düşünmüyorum. Bence şurada geri bildirimler alacağım.
Bu bölümle ilgili.
Keyifliydi yani bence. Çok keyifliydi.
İyi ki geldin.
İyi ki geldim.
Söylemek istediğin bir şey var mı dinleyicilerimize?
Yalnız hatırlamıyorsam Halaymet yorumlara göndermesi de olacak biraz.
Camınızı kırın arkadaşlar.
Camınızın kırılmasınlar korkmayın.
Çok teşekkür ederim.
Ben çok teşekkür ederim.
O zaman umursuzlaşmayın.
Ya takip et girmeyin.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
