
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
özel günleri klişe bulmak, özel günlerin kendisinden daha klişe kabul edelim. bugünü kutlayacağınız bir sevgiliniz yok mu? ya da partneriniz var ama özel günlere inanmıyor musunuz? kutlanacak bir şeyler bulmaya geldim. buyrun şöyle bi tabure çekmenin tam sırası. ben çayları söylüyorum
Transkript
Herkese merhaba.
Sen o kız değil misin?'iz? yeni bölümüne hoş geldiniz.
Eğer bunu sadece dinlemekle kalmayıp aynı zamanda görüyorsanız,
ilk video kestimi sizinle paylaşmışım demektir.
Ve yeni bir başlangıç için insanın biraz da aşinalık hissetmesi gerekiyor.
Yeni şeylere başlamak için bazen önce bir evi temizlemeniz gerekiyor,
önce bir masanızı düzenlemeniz gerekiyor,
önce kendinize bir kahve yapmanız gerekiyor.
Benim için de genellikle büyük başlangıçlar ve yeni değişiklikler için kendimi evde hissetmem gerekiyor ve o yüzden Napoli'deyim.
Sürekli bahsettiğim bir şeyi şimdi karşınıza çıkartmak ve bunu onun önünde yapmak, sizin karşınıza çıkarken kendime böyle sırtımı sıvazlayan bir güç bulmak bana iyi hissettiriyor.
O yüzden böyle bir başlangıcı burada yaptığım için çok mutluyum.
Arkada muhtemelen denizin sesini duyuyorsunuz.
Bir yandan da rüzgar var, güneş var.
Ve ben de aslında birkaç saat sonra Napoli'den ayrılacağım.
Ama öncesinde karşınıza onunla çıkmak istedim.
Hani böyle nihayet biriyle tanışırsınız ve yana yakıla ondan bahsedersiniz.
ve böyle en son
iş onun fotoğraflarını göstermeye gelir
ve belki de ilk defa hayatınızda
ya kanka aslında gerçekte daha iyi
fotoğraflarda çok iyi çıkmıyor falan
demenize gerek kalmaz. Gerçekten
onu görünüşüyle
güzelliğiyle
kabul etmiş ve hatta
onu paylaşmak için can atıyorsunuzdur.
Benim için tam olarak
öyle bir yerdeyim.
Bugün sevgililer günü.
Yani en azından siz bunu dinlediğinizde
ya da izlediğinizde sevgililer günü.
olmuş olacak.
Bilmiyorum, bu günü kutlayacağınız
bir partneriniz var mı?
Ya da partneriniz varsa bile sevgililer günü
kutlamaya değer buluyor musunuz?
Ama ben özel günleri klişe
bulmanın, özel günlerin kendisinden
daha klişe olduğunu düşünüyorum.
Tamam, günün sonunda belki
bunların kapitalizmin birer oyunu
olduğunu ve aslında günün sonunda
para harcamamız için
uydurulmuş şeyler olduğunu belki kabul edebiliriz
ama bu onların kötü olduğu
anlamına gelmiyor bence.
Çünkü hepimiz hayatın bizi inanılmaz derecede meşgul tutmasından, bize çok fazla sorumluluk yüklemesinden bence o kadar muzdaribiz ki hakikaten bize keyif veren ya da hakikaten kutlamaya değer olan bazı şeyleri bence çok göz ardı ediyoruz.
Eğer partnerini, sevgisini, aşkını zaten özel bir güne ihtiyaç duymadan kutlayabilen bir insansanız 14 Şubat sizin için sadece bunu yeniden dile getirmek için bir fırsat olacak.
Eğer yoğunluklarınızdan, sorumluluklarınızdan dolayı yeterince bir şeyleri takdir edemeyen bir insansanız da sizin için aslında güzel bir neden olacak.
Eğer 14 Şubat'ta bugünü anacak, bugünü birlikte kutlayacak bir significant one'ınız olduğunu düşünmüyorsanız ben aslında bugün biraz bu fikri değiştirmeye geldim.
Amacım böyle yaşam koçluğu falan yapmak değil.
hayat yaşamaya çok değer ve mutlaka oradan sevdiğiniz bir şey bulabilirsiniz gibi bir duygusal baskı yapmak hiç değil.
Sadece bu benim Napoli'deki 12. seyahatim.
12 kez totalde buraya geldim.
Ve buraya ilk gelişim bundan tam 4 yıl önceydi.
4 yıl önce Şubat ayında yine aynen bu taşlarda oturmuş ilk pizzamı yiyordum.
Ve İstanbul'a geri dönmek için gün sayıyordum.
Hatırlıyorum böyle şafak 159 falan diye geri sayım yapıyordum.
Ama üstüne 11 kez daha buraya geldim.
Ve fark ettim ki aslında insanın böyle çok iyi bildiği ama orada yaşamadığı, sürekli oraya gitmediği bir yerin olması, bir şeyin olması çok kıymetli.
Bu bazen bir kafe olabilir, bazen bir mahalle olabilir, bazen başka bir şehir olabilir, bir insan bile olabilir.
Ama bir yeri çok iyi bilip, tanıyıp, sonra onu biraz özleyecek kadar ondan uzaklaşmak ve sonra onunla tekrardan kavuşmak inanılmaz bir deneyim.
Çünkü ilk ayak bastığınızda o tanıdık koku size belli anıları getirene kadar ilk etapta sanki ilk kez o şeyi tadıyor, ilk kez kokluyor, ilk kez orada bulunuyor gibi hissediyorsunuz.
Sonra o yabancılık yerini aşinalığa bırakıyor ve yavaş yavaş bir şeyleri hatırlamaya başlıyorsunuz.
Ve hatırladığınız şeyler her zaman çok kompleks olmak zorunda değil.
Bazen hatırlıyor musun burada ayağın takılıp düşmüştün ya da hatırlıyor musun buradan bir kitap almıştık ya da hatırlıyor musun buranın kahvesi çok kötüydü gibi.
Herhangi bir deneyim olabilir ama çok basit sekansları hatırlamak için zaman zaman yer değiştirmenin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum.
Ben bu şehirde çok kez iyileştim ve açıkçası kendimi çok daha iyi hissetmediğim bir dönemden geçiyordum.
Zaten en son bölümüm olan iyileşmek düz bir çizgi değil de biraz bundan bahsettim
Bazı günler diğerlerinden daha zor ve bazı günler sanki dün hiç zorlanmamışsınız gibi kolay ve hafifletici geçebilir
Ama iyileşmek düz bir çizgi değil
Ve aslında bizim hayat dediğimiz şey de o inişli çıkışlı grafikte biraz da kendi birikimlerimizden oluşturduğumuz bir sörf tahtasının üstünde biraz da süzülmek
Biraz da suyun üstünde kalmaya çalışmak
mesela bu benim
görece iyi hissettiğim günlerden bir tanesi
görece güneşin tadını çıkartabildiğim
ve günün havanın iyi oluşunun
bana kendimi kötü
ve geride kalmış hissettirmediği
günlerden bir tanesi
burada çok kez iyileştim ama aynı zamanda
çok kez hasta da oldum
çok kez kendimi burada kötü de hissettim
kayıp da hissettim
başka bir şeyin özlemini de çektim
ve fark ettim ki
Ama ilk etapta bu şehirle olan ilişkimi sanki bir love and hate ilişkisi.
Yani hem çok seviyorum ama hem de birbirimize çok zarar veriyoruz gibi bir yerden yorumlamayı tercih ediyordum.
Belki de bu o zamanlar ki Simay'ın biraz da sevgi anlayışıyla ilgili bir şeydi.
Ama şimdi bakıyorum ki benim bu şehirle ilişkim aslında sadece sevgi üzerine kurulu.
Evet burada ağladığım, burası tarafından anlaşılmadığımı, kuşatılmadığımı hissettiğim anlar da oldu.
Ama günün sonunda baktığımızda hiç içinde gözyaşı dökülmeyen, hiç üzülmediğiniz, hiç anlaşılmamış hissetmediğiniz bir ilişki mümkün mü?
Ya da bir ilişkide biraz olsun gözyaşı dökmek, biraz olsun sinirlenmek, başka bir şeyin özlemini çekmek o ilişkiyi sağlıksız gibi nitelendirmek için tek başına yeterli mi?
Zannetmiyorum.
Hani böyle çocukken anneniz belki size kızdığında, belki bir fiske vurduğunda ya da sizi azarladığında böyle etinizi kıstırdığında
Canınızı yakan anneniz bile olsa böyle anne diye ağlarsınız ya ya da en azından böyle bir çocuğa şahit olmuşsunuzdur
Annesinden biraz fırça ya da dayak yiyip yine anne diye ağlayan
Galiba bu şehir benim için biraz öyle
Bugün amacım böyle size oturup Napoli'yi güzellemek değil
Nitekim bunu çok çekez yaptım.
Benim amacım biraz da etrafınıza baktığınızda belki bir şehirle, bir mahalleyle, bir insanla, bir hayvanla, bir objeyle, bir diziyle, filmle, bunun varyasyonları sonsuza kadar gider.
Belki de daha önce farkına varmadığınız ya da tam olarak elinize alıp bakmadığınız için ne kadar kıymetli olduğunu, henüz fark etmediğiniz bir ilişkinin herkesin hayatında mutlaka olduğuna inanmam.
Bugün 14 Şubat ve insanlar neyi kutluyor mesela?
Yani gerçekten sevgilisi olan bir insanı hayal edelim ya da eğer bunu dinleyenler arasında işte partneri olan birisi varsa bugün ne yapacağını, ne planladığını bir düşünsün.
İnsanlar neyi kutluyor mesela?
Yani hakikaten sadece bir günü mü kutluyorsunuz yoksa partnerinizi, ilişkinizi, birlikte aştığınız şeyleri ya da birlikte başardıklarınızı mı kutluyorsunuz?
Tam olarak neyi kutluyorsunuz, neyi kutluyoruz?
Bunu ben de çokça düşünüyorum.
Yeni yıl ve doğum günüm benim çok arka arkaya.
Aralarında 26 gün var.
Ocağın başında yeni bir yıla girip ocağın sonunda da ben yeni bir yaşa giriyorum.
Ve bu sene belki ilk defa bir insan doğum gününde neyi kutları biraz daha düşünmeye vaktim oldu.
Aslında henüz içinde bana ne getirdiğini bilmediğim bir yılı kutlamıyorum, bir yaşı kutlamıyorum
Şimdiye kadar istikrarlı bir şekilde, belki bazen hiç yapamayacakmışım gibi gelse de
Bir yıl daha hayatta kalabilmiş olmamı kutluyorum aslında
O yüzden ben özel günleri çok seviyorum, ben klişeleri de çok seviyorum
Ben o cheesy, çok tahmin edilebilir, romantik olan her şeyi çok seviyorum
Ben karşınızda oturmuş bir şehri hayal ediyorum.
Şu arkada bir ucunu gördüğünüz dağın benim tarafımca kaç saat seyredildiğini,
onun üzerine ne kadar fazla şey düşündüğümü burada anlatmam çok mümkün değil.
Ben klişelerle kuşatılmış olmayı seviyorum.
Hayatıma baktığımda mutlu olacak bir şey görmeyi seviyorum.
Ve galiba bunu empoze etmeye çalışıyorum.
Yani amacım böyle bir yaşam koçluğu değil.
Hele toksik pozitiflik hiç değil.
Ama düşünüp baktığımızda bence kutlamaya değer çok fazla şey var.
Ve bunu gözden daha fazla kaçıralım çok istemiyorum.
TikTok'ta bir yakın var belki görmüşsünüzdür.
Çocukluğumu kahve içmeye çıkarttım diye.
buraya her geldiğimde
o an içindeyken çok da fark etmediğim
çok da neler yaptığını bilmediğim
anı yaşadığım farklı bir versiyonumla
baş başa oturma şansını elde ediyormuş gibi hissediyorum
geçenlerde şeyi düşündüm
şimdiki aklım olsa cümlesini
şimdiki aklım olsa şunu farklı yapardım
şimdiki aklım olsa bunu okurdum
aslında zaten
şimdiki aklın
Bundan önceki versiyonlarında olmadığı için farklı kararlar verdin.
Ve şimdiki aklına da aslında biraz geçmişte verdiğin kararlarla ulaştın.
Yani bu biraz şey demeye benziyor.
Ya keşke bu otobüs şuraya gitse.
Hayır oraya gitmiyor.
Sen de bunu biliyorsun aslında.
Zaten orada olmadığın için buna keşke diyorsun.
Çünkü gerçekleşmeyen şeyler için biraz keşke diyoruz.
O yüzden çok klişe ama ben yaş aldıkça klişelere çok sırtını yaslayan bir insana dönüşüyorum.
Gitgide gerçekten anneme benziyorum.
Her yaşın kendince bir güzelliği var.
Yani ben kesinlikle şimdiki aklım olsa bırakın 23-24 yaşıma geri dönmeyi bundan birkaç ay önce yaptığım hataları bile yapmazdım.
O kararları bile vermezdim.
Ama onları zaten şimdiki aklım olmalı için verdim.
O yüzden o kızla da biraz gurur duymak...
O kızla da biraz güvenmek zorundayım. O kızın da verdiği kararların arkasında durmak zorundayım.
Hani bazen çok yakın bir arkadaşınız çok büyük bir hata yapıyor ama sonra diyorsunuz ya hani ne yaparsa yapsın ben onun yanındayım.
Bunu biraz kendimize de yapmamız lazım.
Kendimize ne kadar anlayışlı davranıyoruz bilmiyorum.
Ve sanki biraz kendimize belli bir anlayış göstermemiz için önce çok acımasızca davranmamız ya da gerçekten kendimizin biraz canını yakmamız gerekiyor gibi düşünüyoruz.
Bunu değiştirmeye çalışıyorum ama belki de biraz böyle öğreniyoruz.
Biraz kendimize sert davranıyoruz, en ufak bir hatada çok yükleniyoruz.
Ne bileyim canını acıtıyoruz kendimizin gerçekten.
Ve sonra biraz zaman geçince belki ya da belki başkaları tarafından canımız yanınca buna da gerek var mıydı gerçekten gibi bir empati geliştiriyoruz.
Ben gerçekten kendime çok acımasızca davrandığım anlar olduğunun farkındayım.
Kendimi biraz burnundan getirdiğimin, başka bir insan yaptığında saçmalama olur böyle şeyler diyebileceğim şeylerde
kendime çok üstten bir şekilde parmak salladığımı bazen yakalıyorum.
Ama bu aralar anlayış göstermeye çalışıyorum.
Çünkü fark ettiğim bir şey var ki,
eğer kötü hissettiğiniz anlarda biraz olsun kendinize kötü hissetmek için alan tanıdığınızda,
tamam bir gün yataktan çıkma, bir günde kötü hisset ne olacak ki dediğinizde,
yarın bir gün zaman sizi o yataktan kalkmaya, o pencereyi açmaya,
o sahile gelmeye ittiğinde de onu da çok üzerine düşünmeden, ben bunu hak ediyor muyum demeden yapabilir hale geliyorsunuz.
Kötü duyguları yaşamanın iyi duyguları da ben bunu hak ediyor muyum sorgulaması yapmadan yaşayabilmenin önünü açtığını düşünüyorum.
O yüzden yeni bir yaşta, yeni bir yılda kendimle biraz daha yakınlaşmayı tercih ediyorum.
O yüzden de şimdiye kadar çok fazla ve çok farklı versiyonuma şahit olmuş bir şehre tekrardan gelip biraz da kendimi hatırlamaya çalıştım.
Ve birkaç saat sonra dediğim gibi uçağım var ama gitmeden önce sizin de karşınıza geçip burada,
beni ben yapan belki tam anlamıyla olmasa da çok büyük boşluklarımı dolduran bir yerden size seslenmek istedim.
Aslında çok benzer yerler görüyoruz, çok benzer insanlarla tanışıyoruz, çok benzer kıyafetler giyiyoruz, benzer şarkılar dinliyoruz.
Mesela buranın moda sahil olmadığına kimseyi ikna edemem belki ya da bilmiyorum Konya altına da benziyor olabilir ama ben Napoli'deyim.
Hatta daha güzelini söyleyeyim ben moda sahile gittiğimde de aynı Napoli gibi deyip mutlu oluyorum.
Bazen kuşadasında yürürken de sadece denizden ötürü orayı Napoli'ye benzetip daha tatmin olmuş bir şekilde yürüyorum.
Aslında baktığımızda ne gördüğümüz değil, onda ne bulduğumuz bir şeyleri daha kutlanası yapıyor.
O yüzden bence 14 Şubat'ta bir partnerinizin olup olmamasının hiçbir önemi yok.
Etrafınıza baktığınızda eminim ki kutlamaya değer bir şey görmek çok mümkün.
Bir de galiba şu ipucunu vermeden geçemeyeceğim ama kutlamaya değer bir şey bulmak istediğinizde hayatta biraz sessiz kalıp etrafı izlemek bir şeyleri gerçekten kolaylaştırıyor.
Etrafıma baktığımda bu havada bile yüzen çocukları ya da köpeğini gezdiren insanları, ayakkabılarını çıkartıp kumsalda uzanmış insanları görmek,
karşımda bir çiftin sarmaş dolaş güneşlenmesi, insanların koşuya çıkması, birilerinin bisiklet sürmesi, sokak çalgıcılarının para kazanmaya çalışması.
Bilmiyorum birilerinin aslında benim sadece oturup izlediğim sahnelerin ana karakteri olması bana umut veriyor.
Geçenlerde yine deniz kenarında otururken şey gördüm.
Böyle yelkenliler var.
Hava çok güzel, deniz dümdüz ve öylece açılmışlar.
Bunun böyle Napoli'nin bir bitki örtüsü gibi olduğunu düşünün.
Yani denizlere ne zaman baksanız yelkenli görüyorsunuz.
Ve sonra fark ettim ki sonuçta bu doğal bir şey değil.
Yani bu bir insanın yaptığı bir şey.
Bir insan bugün sabah kalkıp yelkenlesiyle denizde açılmaya karar verdi ve bu benim bugünkü manzaramı oluşturuyor.
Yani ben oturup sadece denizi, ağaçları, gökyüzünü izlemiyorum.
Ben bir insanın aslında bugün verdiği bir karar sayesinde bambaşka bir görsel şölen yaşıyorum.
Ve o insan farkında bile olmadan benim hayatımı, o gün izlediğim şeyi, o günümü güzelleştiriyor.
Belki canımı çektiriyor daha önce hiç denemediğim bir şeye.
O yüzden kendi hayatınızda kutlamaya değer bir şey görmediğinizde etrafınızdaki insanları nasıl gördüğünüz ve nasıl izlediğinizden biraz feyz almak mümkün.
Çünkü siz de onların görüş açısındasınız.
Muhtemelen onlar da bizi izliyor.
Muhtemelen onlar da bizi görüyor.
Belki şu an karşımdaki insanlar da kız oturdu 20 dakikadır konuşuyor diyor.
Belki birileri hangi dilde konuştuğumu merak ediyor.
Belki birileri beni cesur buluyor.
Belki yaptığım şeyi çok cringe buluyor.
Ama neticesinde birileri de beni görüyor.
Belki ben de bugün birilerinin baktığı yönde bir insanım.
Belki birilerinin deniz manzarasının önünü kesiyorum.
ya da belki de onu daha güzelleştiriyorum, daha da doğallaştırıyorum bilmiyorum.
Ama zaman zaman insanları sanki onların başrolü olduğu bir filmi dışarıdan izliyormuş gibi gözlemlemek
bana da kendi hayatımda belki ben çok kendime bu değeri biçmekte zorlansam da
birilerinin de aynı romantizmle bana bakabileceğine dair bir inanç veriyor.
Bu da hayatımda kutlamaya değer şeyler bulmamı biraz kolaylaştırıyor.
O yüzden kutlamaya değer bir şeyiniz varsa sizin için çok mutluyum.
Bulmakta zorlanıyorsanız da çok radikal bir şey yapmak zorunda değilsiniz.
Bazen sadece birkaç adım atmak, güneşin altında şöyle bir uzanmak ya da güneş yoksa yağmurun, karın, kışın tadını çıkartmak.
kutlamaya değer bir şeyler bulmaya başlamak için
güzel bir nokta.
O yüzden neyi kutluyoruz
sorusu aklınıza geliyorsa
çok fazla cevap verebileceğinizden ben eminim.
O cevabı bulmakta zorlananlar da
bu bölümü dinleyebilir.
Bunu yaptığım, karşınıza geçtiğim
sizinle bir şekilde yüz yüze konuşabildiğim için
Ve bunu dünya üzerinde en sevdiğim yerde yaptığım için çok mutluyum.
Hayatımın çok büyük bir kısmını denize yakın bir şehirde geçirdim.
Ve hayatımın son 7 yılında da İstanbul'daydım.
O yüzden denize bu kadar yakın olmanın belli bir yerden sonra onun artık hayatımın normal bir parçası olup
gündelik hayatımın bir parçası ve çok da dikkatimi çekmeyecek bir şey olmasını beklerdim.
Ama ben hala her vapura bindiğimde, her iot kokusunu aldığımda
ya da her aydından kuşadasına bir saatlik yoldan geçtiğimizde heyecanlanıyorum.
Hala bazen yapacak hiçbir şeyim yoksa vapura biniyorum.
Bazen Kuzey İtalya'da beni depresif hissettiren yegane şeyin denizden uzak olmak olduğunu düşünüyorum.
haliyle hayatımın bu kadar büyük bir parçasında var olan bir şey bile her gün beni şaşırtmaya
hatta bazen sırf ona yakın olmam için bir trene bir uçağa atlamama neden oluyorsa
belki de kutlamaya değer bir şey bulmak için o kadar mucizevi bir şey yaşamaya
çok büyük bir karşılaşmaya çok büyük bir rastlantıya gerek yoktur
belki bazen sadece sahile inmek gerekiyordur
uzun bir süredir yemediğiniz bir tatlıyı yemek
ne bileyim
bir kahve yapmaktır belki ya.
Yani o romantizmi artık size bırakıyorum.
Ama ben şu an
karşıma baktığımda
sırf güneşten ötürü
biraz gözlerimi kısmak zorunda olduğum için
çok mutluyum.
Ve yalan değil.
Bunu takdir etmem için
biraz bulutlu, kapalı ve güneşten yoksun
günler yaşamam gerekiyordu.
Ama bence hepimiz hayatımızda yeterince depresif duruma sahibiz.
O yüzden o depresif durumların da çok basit şeylerin bile iyileştiriciliğini görmeyi kolaylaştırdığını düşünüyorum.
Nitekim bir güneşe çıkmanın, denize yakın olmanın, bazen çok uzun süredir aramadığınız bir arkadaşı aramanın bile iyileştiriciliği bana umut veriyor.
Açılan yaraların, karşılanmayan beklentilerin dünyanın sonu olmadığını hissettiriyor
Ben bu sevgililer gününde yine yalnızım
Ama hayatımın aşkı ileyim, Napoli'deyim
Bir şehirle özdeşleşmek, onun hakkında defalarca konuşmak
Ve bunu sonunda onunla birlikte sizin karşınızda yapmak benim için çok büyük bir mutluluk
Ben bu şehre çok kez sevdiğim bir insanı getirmek istedim.
Ama her seferinde Napoli bana sanki onunla ilişkimi bir başkasına, bir üçüncüye göstermek için çok özel olduğunu hatırlatmak istercesine beni yavaşlattı.
Ve bir şekilde buraya sevdiğim bir insanı getirmeme müsaade etmedi.
Bunun iki cevabı olduğunu düşünüyorum.
Ya birincisi gerçekten aramızdaki bağ bu şehirle o kadar güçlü ki onu alelade bir adamla paylaşmama müsaade etmiyor.
Tıpkı ailenizle, arkadaşlarınızla, partnerinizi tanıştırmak için biraz zaman geçmesini ve emin olmayı beklemek gibi.
Ya da belki de bir üçüncü kişiye ihtiyacım olmadığını, benim zaten Napoli ile aramdaki ilişkinin yeterince romantik olduğunu bana ısrarla göstermeye çalışıyor.
Cevap her neyse, 27 yaşımda ve Napoli'deki 4. yılımda burada yine sadece şehirle baş başayım.
Buna da şahit olduğunuz için bence çok şanslıyım.
O yüzden sevgiler gününüz kutlu olsun.
Bir sevgiliye değil, sadece sevgi duyduğunuz bir şeye sahip olmanız bence bu günü kutlamak için yeterli.
Umarım hayatınızda onu o kadar çok sevdiğiniz bir şey olur ki
14 Şubat'ı klişe bulmaktan ziyade
365 günü sanki 14 Şubat'mış gibi yaşayabilirsiniz
Benim bugünden temennim bu
Her zaman olduğu gibi
Umutsuzluğa alışmayın
Yatağa küs girmeyin
Napoli'den sevgilerle.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
