
neden eski sevgilimin normal people izlemesini istiyorum?
4 Ekim 2024 · 33 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
Dünyanın en iletişim özürlü iki insanının bir aşkı heba edişini bir sezon bağrımız delinerek izlediğimiz bu diziyi neden eski sevgilimizin izlemesini istiyoruz, hiç düşündünüz mü? Muhtemelen sizi anlasın, biraz olsun gösterdiğiniz çabayı ya da neler kaybettiğini görsün diye, di mi? Peki soruyorum size: sizi biraz olsun anlayabilmesi için böyle sıkıntılı bir ilişkiyi izlemesini beklediğiniz o partnerin, neden eski partneriniz olduğu ortada değil mi? :-)
Yeni bölümüm, iletişemeyen aşklarda kendine yer edinenlerin podcastinde yine emrinize amade. İyi dinlemeler olsun. Beni instagramdan takip etmeyi unutmayın!
Transkript
hiç fark ettiniz mi bilmiyorum ama aslında insanların da mevsim geçişleri var.
Tıpkı bir ağacın çiçeklenmesi, meyve vermesi, sonra yaprak dökmesi gibi.
Biz de her mevsim bir şekil değiştiriyoruz, bir deri değiştiriyoruz.
Aslında bunu zaten somut anlamda yapıyoruz.
Bronzlaşıyoruz, yanıyoruz, güneşin altında rengimiz, saçımız değişiyor.
Ama böyle bahsettiğim tam böyle bir mevsim geçişi değil de sanki aynı bedende farklı insanlar oluyoruz her mevsim.
Bu böyle özellikle Ekim ayıyla ve kışın artık ben geliyorum hazırlanın deyişiyle kendini çok net bir şekilde belli etti benim hayatımda ve bunu konuşmaya değer buldum.
3 gün önce Türkiye'den tekrardan İtalya'ya döndüm ve benim için 40 gün Türkiye'de geçirmek, çok güzel bir havayla geçirmek, her gününü dolu dolu geçirmek.
buraya geldiğimde geride bıraktığım şeyleri üzerime öyle bir yükledi ki böyle tatilden sonra girilen o kısa dönem depresyon gibi şimdi nasıl işi okulu takip edeceğim demek gibi odamın içinde bırakıp kapıyı kilitleyip çıktığım o bütün sorumluluklar problemler deadline'lar beni bekliyordu.
Bir de buna böyle çok keskin bir mevsim geçişi de eklenince bir anda İstanbul'da daha 3 gün önce birlikte olduğum Sima'yı, o olduğum Sima'yı tanıyamaz hale geldim.
Genellikle kışın böyle benim özellikle hem gözlemlediğim hem yaşadığım aslında aşamalar var ama bir de böyle iki tane çok keskin bir baş ve son gibi varış noktaları var.
Örneğin kışın bir dönemi ben hiç böyle evden çıkmak istemeyen ama daha depresif bir modda hiç sonrasını planlamayan yediği yemeklerin bulaşıkları masada böyle dağ gibi olan odadan zar zor çıktığım yatağın altında beni hep böyle hüzünlendirecek şeyleri dinlediğim izlediğim bir dönemim oluyor.
Bir de yine böyle evin içindeyim dışarı çıkmak çok istemiyorum ama kendi rutinlerimi oluşturduğum daha böyle Gilmore Girls tadında diyebildiğim bir dönemim oluyor.
Şu an böyle sanki ikisinin ortasındayım bir denge bulmaya çalışıyorum.
Hem biraz özensizim hem de bir yandan kendi rutinlerimi de oluşturmaya çalışıyorum.
Ve bu noktada fark ettiğim bir şey de insanın kendine çok yüklenmemesi gerekiyor.
Sırf bir zamanlar belli rutinleri oturttu diye uzun bir ara verdikten sonra tekrardan aynı performansı kendimizden beklemek biraz haksızlık olur.
O yüzden mesela bir gün içinde yapmak istediğim belli şeyler oluyor bunları not alıyorum.
Ama atıyorum saat 10'a alarm da kursam 12'de uyanıyorum.
Ama diyorum ki tamam şimdi bu yüzden karalar mı bağlayacağız yoksa günün geri kalanında yapmayı beklediğimiz şeylerin en azından bir kısmını halledecek miyiz?
ve o bir kısmı hallettiğimde de kendimle gurur duymaya gerçekten özen gösteriyorum.
Böyle böyle bir rutine oturtacağım umarım.
Umarım bu keskin İstanbul-Padova geçişi de yakın zamanlarda bünyemin alıştığı bir şey haline gelecek.
Ama bu süreçte ne yapmak istiyorum sorusunu kendime sorduğumda
şöyle bir kendime, bir odama, bir camdan dışarıya baktım
ve sanki neon harflerle birisi karşımdaki duvara Normal People izle yazdı.
Normal People benim dinleyici kitlemin çok aşina olduğunu düşündüğüm bir dizi.
Aynı zamanda bir kitap aslında.
Sally Rooney'nin 2018 yılında çıkarttığı 2020 yılında da bir mini dizi olarak yayınlanmış bir şey.
Benim son dönemde hakikaten yani gerçi bunda benim çok fazla bir şey izlemememle, takip etmememle de ilgisi olduğunu düşünüyorum ama
hem okuduğum hem izlediğim en birbiriyle uyumlu uyarlamalardan bir tanesiydi.
Hatta ben önce izledim sonra okudum.
2020 yılında Covid zamanında izlemiştim.
Çok depresif bir dönemde olduğumu da hatırlıyorum.
Kitabı da 2021 yılında Erasmus'ta Napoli'deyken bitirmiştim.
Akabinde tekrar tekrar izledim.
Hem izleyip okuduktan sonra bir de üzerine tekrar izleyip gerçekten ne kadar tutarlı olduğunu anlamak istedim.
Kendime böyle bir misyon edindim.
Ve hayatımın farklı dönemlerinde, farklı yıllarında da Normal People benim açıp izlediğim ya da hiç izlememiş olan arkadaşlarıma eşlik ettiğim bir alışkanlık haline geldi.
İzlemeyenlerin de bu bölümden sonra açıp izleyeceğini düşünüyorum.
Bence bir diziden, bir filmden, bir kitaptan keyif almak için hakikaten çevredeki faktörlere de biraz kulak vermek gerekiyor.
Eğer izleyeceğiniz şey atıyorum Friends gibi ya da Modern Family gibi zaten çok uzun sürekliliği olan ve içerisinde hem yazın hem kışın hem belli kutlamaların olduğu haliyle içinde bulunduğunuz mevsime zamana göre random bir bölümünü izleyebileceğiniz bir şey değilse
Normal People gibi, Fleabag gibi bir kısa diziyse eğer
o zaman biraz da aslında o an ne kadar orada anlatılan şeyi hissedebileceğiniz
atıyorum ne kadar yaz ya da ne kadar kış olduğu ve
sizin o mevsimi ne kadar hissettiğinizle de ilgili olduğunu düşünüyorum.
O yüzden benim için Ekim, Kasım hatta işte kış genel olarak
sonbahar ve kış doğrudan Normal People zamanıdır.
İnanılmaz derecede de özdeşim kurmanızı hakikaten kolaylaştırıyor diye düşünüyorum.
Tabii bu noktada bu kadar dramatik bir şeyle neden özdeşim kurmaya ihtiyaç duyduğumuzu da biraz konuşabiliriz.
Ben her türlü duygunun hissedilmesi taraftarıyım.
İnsanların negatif duyguları sürekli pozitife çevirmeye çalışması, her şeyden bir ders, bir karakter gelişimi çıkartmaya çalışması çok fanı olduğum bir şey değil.
Bazen isyan edersin, bazen ağlarsın, bazen üzülürsün, bazen aşk acısı çekersin.
Sürekli ders oldu ya da bundan bir hikaye çıkartacağım, bundan sonra şöyle bir karakter olacağım gibi
sıfırdan bir hikaye yazmaya gerek yok bence.
Bazen sadece terk edilirsin, bazen sadece saatlerce yatakta oturup hüzünlü şarkılar dinlersin.
İsyan edersin.
Yani bir gün böyle bir şey hissettim ve bu benim kırılma noktam oldu diye bir şey olmak zorunda değil yani.
Her hayatımızdaki duygu bir kırılma noktası olsaydı herhalde paramparça insanlar olurduk.
Biraz da bazı şeyleri sadece hissetmek, çok derine inmek, çok bir şeylere yaslamamak da gerekiyor diye düşünüyorum.
Hüzün de bunlardan bir tanesi.
Hatta bana sorarsanız benim en sevdiğim duygulardan bir tanesi hüzün.
Birçok şeyi çok anlamlı yapıyor.
Ben böyle hayatımda uzun süreli sağlıklı bir ilişkimin olduğu ya da romantik bir şey olmasın ama hani kafayı takacak bir şeyimin olmadığı dönemlerde hüzünlü şarkıları artık relate edemeyeceğim diye çok üzülürdüm.
Ama ne zamanki şöyle slightly bir aşk acısı, bir situationship aman diyeyim önümden geçiversin hemen böyle başlarım dramatik şarkılar dinlemeye, gecenin bir vakti balkonun önünde camın önünde bir sigara yakıp böyle dışarıyı izlemeye falan bayılırım yani.
O dramayı içimde hissetmeye bayılırım.
Bu aralar aslında dramatik hissetmeye dair genel olarak sebeplerim de olduğunu düşünüyorum.
Hem bir şehri değiştirmek hem çok isteyerek geldiğim bir yerde sızlanmaya başlamak.
Ya tabii ki de çok istedim diye sızlanmaya hakkım yok mu? Var elbette.
Ama yine de burada da bu kadar böyle triplere girmek hayal ettiğim istediğim bir şey değildi tabii ki de.
İstanbul'u özledim diye zırlamayı da çok hayal etmemiştim.
E bir de bir ayrılık atlattım onun zaten iletişimi yok koptu su kopacağı yani biliyorsunuz bence hepiniz hayatınızda en az birkaç kere bu kez son deyip hiç de son olmadığını bilerek birkaç kez bir ilişkiyi bitirir gibi yaptınız.
Haliyle aslında uzun süredir bitmekte olan bir şeyin içindeydim bu bile bir ilişkiyi sürdüren bir şey bu bile Atilla İlhan'ın neden ayrılıklar da sevdaya dahil dediğini açıklar gibi.
Haliyle bu yönden baktığımızda benim Normal People'ı izlemek için bahanem çok fazla.
Ama bir türlü bulamadım. Bir türlü tekrar izleyebileceğim bir yer bulamadım.
Şimdi fark ettiğim bir şey var ki benim etrafımda bu bende dahil olmak üzere
Normal People izleyen ve Normal People'ı bir ayrılıktan sonra izleyen ya da kafasında bir insan olarak izleyen bütün arkadaşlarım
çoğunluğu da kadın arkadaşlarım hep ayrıldıkları kişinin Normal People izlemesini çok istediler.
Eğer böyle iyi bir şekilde bittiyse o ilişki yani iyi bir şekilde kastım konuşarak hani kavgalar ederek işte Allah seni kahretsinler diyerek değil de böyle el sıkışarak belki yine bir yerde buruk hüzünlü ama iki insanın en azından iletişim kurabileceği şekilde bittiyse bu tarz durumlarda benzer böyle bir ayrılık yaşayan arkadaşlarımın hep eski sevgililerine işte normal people'ı önerdiğini biliyorum.
Benim için de bu böyle olmuştu.
Eğer böyle konuşabileceğiniz bir insan bile değilse artık eski sevginiz baya kötü ayrıldıysanız da
bu tarz ilişkilerden çıkan arkadaşlarımın da işte normal people reels'ları, postları, replikleri paylaştığı belli dönemler oldu.
Ben bunların hepsini yaşadım.
Çünkü yine normal people'da şöyle bir şey var ki böyle diziler hayatınızda tek bir insanla özdeşleşmeyebiliyor.
Çünkü aslında orada özdeşim kurduğunuz şey sizin hayatınızdaki insan değil sizin ilişkilenme şekliniz oluyor.
Haliyle partner ne kadar değişirse değişsin, ne kadar bir öncekinden farklı olursa olsun sizin sevme şekliniz ve sevgiyi kabul etme şekliniz aynı kaldığı sürece her partnerinizde normal people'ı keşke izlese dediğiniz, normal people'da bir parça bulduğunuz, o ilişkide benzerli kurduğunuz noktalar oluyor.
Çünkü aslında benzer olan orada sizsiniz ve bu yürümeyen ilişkideki partnerin sizi anlamasını istiyorsunuz.
Size yaptığı hataları, iletişimsizliğini değil de sizin aslında bu ilişkide kendinizi ne kadar verici, ne kadar bir şeylerden feragat etmeye hazır,
Yani ne kadar aslında bir ilişkide Marianne olduğunuzu karşınızdakine kanıtlamak istiyorsunuz.
Eğer aranızda Normal People izlemeyenler varsa, dediğim gibi ben bu bölümden sonra izleyeceklerini düşünüyorum.
O yüzden çok da spoiler vermek istemiyorum.
Ama kısaca şöyle bir hikayeyi anlatmak gerekirse Normal People, Conal ve Marianne adında Dublin'de yaşayan ve lisede aynı okula giden iki gencin hayatlarının belli bir sürecinde dönem dönem rastlaşmalarını, inişi çıkışlı ilişkilerini anlatan bir hikaye.
Böyle çok edepli bir şekilde anlattım ama aslında biz bir sezon boyunca iki iletişim özürlüsünün anlaşamayarak bir ilişkiyi ve belli duyguları nasıl heba ettiğini izliyoruz.
Sadece bu cümleyle bile bence aklınıza net bir ilişkiniz gelmiştir.
Aslında çok aşina olduğumuz bir hikaye var.
Bu zaman zaman rollerin değiştiği yani eğer straight bir ilişki anlatılıyorsa zaman zaman işte kadının popüler tarafta erkeğin daha tırnak içinde ezik görünmez tarafta olduğu ya da işte tam tersi erkeğin popüler kızın çok görünmez olduğu aşina olduğumuz senaryolardan.
bence bu jenerasyonun yani Normal People çocuklarının
bu diziyle bu kadar, bu kitapla bu kadar özdeşim kurmuş insanların
ergenliğine döndüğümüzde de çok sık böyle John Green falan görürüz bence.
Ve mesela bana kalırsa Normal People'daki Marianne yerinde kendini gören kadınların birçoğu da
bence çocukluklarında İpek Hong'un okumuştur mesela.
Hani bu benim için işte perşembe 49 sayısıyla aynıdır falan gibi.
Perşembe 7 sayısını çağrıştırır gibi.
Nedenini bir türlü kuramadığımız bağlantılardan bir tanesi belki de.
Ama eminim üzerine düşünsek bir sürü nokta buluruz böyle ilgili.
Büyüdükçe okuduğumuz, izlediğimiz, hikayelerdeki o karakterlerle özdeşim kurmamız
somut benzerliklerden ziyade hislere daha fazla yönelmeye başlıyor.
Aile yapımızı nasıl bir lisede okuduğunu nasıl bir odası nasıl bir tipi olduğunu değil de nasıl hissettiğini artık anlamaya başlıyoruz.
Ben bunu çok seviyorum.
Kendime baktığımda ya da normal people'da Marianne'le özdeşim kuran arkadaşlarıma baktığımda ya da o iletişim özürlü erkeği karşımda bulup Connell'ın pozisyonuna koyduğumda benzerlikleri çok da yakalayamıyorum dış dünyada.
Mesela ben evet belki lisenin en popüler kızı değildim ama Marianne gibi çok yabani de değildim.
Karşımdaki erkek Connell gibi böyle hayatı için mücadele eden ya da çok naif çok kibar biri değildi.
Belki öküzün tekiydi ama iletişimsizliğimiz ya da beraberken ve beraber değil ya da başkaları yanımızdayken sahip olduğumuz aura o dizide gördüğüme o hikayede şahit olduğum şeye çok benzerdi.
Neden eski partnerimizin Normal People izlemesini istiyoruz?
Biraz aslında çoğunlukla da kadın arkadaşlarımda gördüğüm hak ettiğinin altındaki muameleye tamah etmiş ve sonrasında beklentilerinin kriterlerinin çok altındaki bir şeye okey olmasına rağmen karşısındakinin ona giderek daha da azını reva görmesiyle inceldiği yerden kopmuş ilişkilerin aslında enkazında kalan kadınlardı bunlar.
Ben kadın erkek ilişkilerinde taktik kovalamak istemeyen ama yavaş yavaş da acaba gerçekten işler taktikle mi yürüyor dediğim bir noktadayım.
Bir insana çok fazla sevgi vermenin onu kaçırmak için yeterli olduğunu düşünmüyorum.
Ama karşınızdaki insan zaten kaçıngansa, zaten çok basit şeyleri karşılamakta bile çok fazla bir efor harcaması, kendini çok zorlaması gerekiyorsa
Siz bu insanı bu şekilde kabul ettiğinizde hatta bazı durumlarda affettiğinizde ve sevginizi vermeye devam ettiğinizde karşıdaki insan yavaş yavaş harcadığı eforu azaltıp sizin aslında sınırınızı ölçmeye çalışacaktır.
Sizi içeride tutacak kadar minimum efor neye tekabül ediyor? Bunu bulmaya çalışacaktır.
Normal People'da aslında bize bir sezon boyunca bunu gösteren bir hikaye.
Her kapıdan çıkmaya kalktığında, her rest çektiğinde, her oradan uzaklaştığında kendi hayatının önüne bakıp doğru ya da yanlış kararlar da verse kendi kararlarını vermeye başladığında arkasında koşturan, ona ihtiyaç duyan, ağlayarak onu arayan, onda teselli bulmaya çalışan bir erkek çıkıyor karşımıza.
Tabi burada Paul Mescal'in yakışıklılığı, o yavru köpek bakışlarıyla içimizi burkuşu da bizim Connell'ın yerine koyduğumuz o kafamızdaki bitmeyen ilişkiyi ya da o partneri bence biraz meşrulaştırıyor.
Yaptıklarını biraz hafife indirgememize neden oluyor.
Ama baktığımızda ortada korkunç bir davranış paterni var.
Burada sanki Maria'nın dizi boyunca hayatında verdiği diğer kararlar, kötü partner seçimleri, kendini psikolojik bir istismara bu kadar açık bir noktada bırakması, çok kırılgan olması ve diğer tarafta da ailesiyle yaşadığı problemlerin biraz da kan alın kollarında böyle tesellisinin mümkün olduğu şeyler olması.
Dizi boyunca da bu iki insanın birbiriyle birlikte bir ilişki içerisinde aslında olması gerektiğine bizi ikna ediyor.
Ama baktığımızda bence çok da öyle değil.
yani eğer bir insan hayatının iyi noktalarında da bir insana bir aroma gibi ihtiyaç duymuyorsa
onunla hayatı olduğundan daha güzel olmuyorsa
yani hayat zaten kötü bu insana daha az kötü gibi bir noktada
bence o insana bir mecburiyet geliştirmek çok da sağlıklı bir ilişki olmayacağının sinyallerini veren bir şey
ve bunu da çok sık görüyoruz aslında
kendi ailesinde bir şey yaşayınca kanalın ailesine gitmesi
ya da okulda arkadaşları ile ilişkileri ile kötü bir şey yaşadığında hep kanalın orada olması ve onu koruması.
Tabi burada koruyucu, araya giren, Maria'nın tarafını tutan, ona parmak sallayacak birisini yere indirip böyle tekme tokat dövecek bir erkek de bizim hoşumuza giden bir şey tabi.
Yani burada çünkü senin için aslında ayakları üzerinde duran bir partner orada insanın canının çektiği şey.
yani benim için milleti tekme tokat dövecek bir erkek değil benim aradığım.
Benim duygularımı önceliklendirip harekete geçen bir partner.
Ama baktığımızda Maria'nın hayatında dışarıdan olan birçok şeyde orada olmasına ve ona destek olmasına rağmen
Maria'nın hayatına kendi Conal olarak varlığı aslında kıza çok zarar veren bir şeydi.
Kendi değerini sürekli sorgulatan,
hayatta ne kadar başarılı olursa olsun Conan her hayatına geri girdiğinde
o lisede görünmez olan Marianne'e geri döndüğünü biz görüyorduk aslında.
Yani partnerinin zorlu anları olacaktır ve onun yanında durmak, onu savunmak
tabii ki çok kıymetli bir şey ama sen de bu hayatın içinde o insana kendin olarak da belli zorluklar çıkartıyorsan
onun hayatında bir tümsek haline geliyorsan kendinden başla.
Bırak o insan zaten hayatındaki diğer problemlerle kendi başına baş edebilecek güce sahip olsun ama sana ne kadar efor harcıyor.
Bu noktada biraz ikiyüzlü buluyorum.
Bir de dizide, hikayede sık sık şu karşımıza çıkıyor.
Bu ikilinin bir araya geldiği, birbirlerine tekrardan sıcaklık gösterdiği birçok anın öncesinde bir kaos yaşanmış oluyor.
İki taraftan birinin mutlaka diğerine bir şekilde ihtiyacı oluyor.
Ya çok kötü bir şey yaşıyor ya çok sarhoş oluyor ya ağlıyor, tetikleniyor, kötü bir haber alıyor.
Hemen karşısındakine ulaşmak istiyor.
Şimdi bu birinin bence safe space'ı olmaktan bağımsız da bir şey yani.
Sadece bununla açıklanamaz.
Birine kötü anlarında sığınabilmek elbette çok güzel bir şey.
Hani bize hep derler ya işte kötü gün dostunun ne kadar kıymetli olduğunu.
Ben valla büyüdükçe iyi gün dostunun daha zor bulunan bir şey olduğunu fark ettim.
İnsanlar kötü anınızda yanınızda oluyor ama bazıları aslında sizin kötü oluşunuzu izlemek ve kendine şükredecek bir şeyler çıkartmak için orada oluyor.
İnsan esas hayattaki güzellikleri birlikte onu kıskanmadan onunla paylaşarak o güzelliği belki de ikiye katlayacak.
İyi gün dostlarına büyüdükçe bence daha fazla ihtiyaç duyuyor ve bu romantik ilişkilerimizde de böyle bence.
Çok böyle kötü giden ilişkilerde ya da belki kendi ilişkinizde mutlu anları saymakta zorlandığınız ilişkilerde neden bulunduğunuzu ya da karşınızdaki insana neden hala bu ilişkide kalmaya devam ettiğini sorduğunuzda şöyle bir cevap almanız çok muhtemeldir.
Benim çok yanımda oldu.
Zor zamanlarım da oradaydı.
Şimdi bu güzel bir şey ama bir ilişkiyi sürdürmek için tek ölçüt olmamalı.
Çünkü o zaman o insanı kafanda ister istemez kötü anılarla özdeşleştiriyorsun.
Ne zaman kötü bir an olsa bu insanda orada olacak şeklinde koşulluyorsun kendini Pavlov'un köpeği gibi.
Bu sefer orada aslında o insan bir yardımcı faktör de olsa onu kötü olaylarla ilişkilendirdiğimiz gerçeği değişmiyor.
Ve hatta bazen kötü durumlarda hep bize destek olması bize kendisinin yaşattığı kötü olayları azımsamamıza, görmememize neden olabiliyor diye düşünüyorum.
ve bu ikilinin ilişkisinde de bu çok karşımıza çıkan bir şey.
Bu yüzden de bence birçoğumuz kendimizde bir şeyler buluyoruz
ve bu iletişim özürlülüğü iki kişinin paylaştığı bir ortak problem olduğu için de
partnerimizi de bunu izlemeye ve bu deneyimde yalnız olmamaya çekmek istiyoruz biraz.
Bir de bir yandan aslında sürekli karşısındakine bir şeyler veren,
karşısındakinden çok çok daha onsuz bir şekilde başarıyla ilerleyebilen bir karakter görüyoruz Mariyan'a baktığımızda.
Her ne kadar belki duygusal anlamda içinde çok büyük bir boşlukla mücadele de etse
ve bu boşluk tam da kanalın şeklinde olsa da
şu bir gerçek ki bu kız aslında kendi başına kendi ayaklarının üstünde çok da rahat durabiliyor.
Başarılar elde ediyor, güzel bir sosyal çevre kurabiliyor.
Öte yandan kanalın başarısı daha akademik düzeyde kalmış ve hayatındaki diğer şeyler kötü gidince haliyle o akademinin de negatif yönde etkilendiği, sosyal anlamda çok sık tökezlediği,
hatta belki de lisedeki o altın çocuk olmanın bedelini ilerleyen yıllarda hayatın farklı noktalarında, üniversitede, sosyal çevrede görünmez olmayı deneyimleyerek ödediğini görüyoruz.
Ama Marian ise tam tersine aslında hiç popüler olmamaktan giderek kabul görmeye, görünür olmaya hatta dikkat çekmeye giden bir yolculuk çiziyor karşımızda.
Şimdi bu noktada da onsuz daha iyi olmasına rağmen sık sık ona dönen, onun sırtını sıvazlayan, orada olan hatta sırf onun yanında olmak için sevmediği birçok şeye de göz yummak zorunda kalan bir karakter görüyoruz.
Mesela lisede onu zorbalayan insanlarla sırf Connell için bir araya gelmesi.
Bu çok spoiler sayılmaz bence.
Bu da yine aslında özdeşim kurduğumuzda normal people'ı benim eski sevgilim kesinlikle izlemeli beni anlamak için, bizi anlamak için dediğinizde kendinize şöyle bir durup okları uzatmanız gereken bir konuymuş gibi geliyor bana.
bazı insanlara geri döndüğünüzde hayatınız ne kadar değişmiş olursa olsun o insana geri dönmek o insanla ilk zamanlarda sahip olduğunuz duygulara pozisyonlara geri dönmenizi beraberinde getiriyor.
Ben buna inanıyorum. O yüzden de aradan ne kadar zaman geçmiş ve hayatları ne kadar farklı yollara gitmiş olursa olsun bir araya geldiklerinde liseyi bir anda yaşamaya başlayan aynı lisedeki iletişimsizliklerini sürdürmeye devam eden iki insan görüyoruz.
Hatta dizide biz bu insanların başkalarıyla iletişime pekala kurabildikleri ilişkilerde olduğunu bile görüyoruz.
Connell'ın çok sağlıklı bir ilişkisi oluyor mesela.
Maria'nın belki kendi içinde toksiklikleri olan ama pekala iletişim kurabildiği, önceliklendirildiği, görüldüğü,
kısacası Connell'la lisedeki o kaçak ilişkilerinde sahip olamadığı her şeyi deneyimlediği ilişkiler yaşadığını görüyoruz.
Yani bu insanlar ilişki sürdürebilen kişiler.
Bir araya geldiklerinde sürdüremiyorlar. İletişim becerileri ne kadar geliştirmiş olurlarsa olsunlar birbirlerine geri döndüklerinde o özürlülük bir şekilde yeniden doğuyor aralarında bir kimya gibi.
Bazı ilişkilerin böyle biraz ara verelim bir kendimize çeki düzen verelim daha iyi olup tekrardan birbirimize dönelim şeklinde bittiğine şahit olmuşsunuzdur.
Ve bu iki insan hakikaten birbirinden uzaklaştığında görece daha iyi bile olabilir.
Peki yaklaştıklarında bu iyi halin sürdüğünü kaç kez gördük?
Bence bir elin parmağını geçmez.
Aslında içten içe partnerinize bak ben sensiz neler yapabilir, nerelere gelebilirim ama seninle olmak gibi bir fedakarlık yapıyorum dediğimiz,
ilişki içerisinde o göremediğimiz kıymeti karşımızdakinin yokluğumuzla anlamasını beklediğimiz bir durumun içindeyiz biz.
İstemeye istemeye ayrılığa bir nevi aslında partnerinin eylemleri ya da eylemsizlikleriyle itilmiş, hiç istemeden ayrılmış ya da bir anda karşısındaki tarafından geride bırakılmış, ortada bırakılmış,
Aslında belki de ayrılmak için en fazla sebebe sahip kişi de olsa bu ilişkide karşısındakine kendi içinde defalarca şans vermiş ve günün sonunda da karşısındaki tarafından terk edilmiş insanlar da var aramızda ve bence bu yüzden normal people'a çok özdeşim kuruyoruz.
Belki izler, belki o kızı anlar, görür ve biraz da beni anlar gibi bir ihtiyaçtan geliyor.
Ama öyle ya da böyle ne kadar zaman geçirdiğiniz, ilişkinizin ne kadar sürdüğü ya da başlayıp başlamadığı bile önemli değil.
Bir insanı sevecek, bir diziyi izlerken ondan bir şeyler görebilecek kadar tanıdığınızı hissediyorsanız o insanın da biraz sizi tanıması gerekmez miydi?
Yani gerçekten sizin duygularınızı anlaması için bir diziyi izlemesine ihtiyacı var mı?
Aynı şekilde storyde bazı şarkıları, bazı postları, replikleri de neden paylaşıyoruz?
Bu da biraz aslında bizim kendi durumumuzu bir fotoğrafla, bir şarkı sözüyle, bir replikle, bir çizimle bizim yerimize ifade eden kişilerin belki mesajı.
O bizi anlamasını istediğimiz kişiye dokunur diye düşünüyoruz.
O yüzden normal people'ı izlesin diye bekliyoruz ya da gözü karartıp yazıyoruz bunu izle diye.
Ve şunu da fark ettim çoğunlukla izlemiyorlar da.
Çünkü zaten o karşısındakinin önerilerine kulak veren, söylediklerine dikkat eden, onu önceliklendiren bir partner olsaydı
günün sonunda Normal People'da hiçbir zaman önerilen bir dizi olmayacaktı.
Ya da yan yana oturup birlikte izleyip, aşkım biz hiç böyle olmayalım tamam mı diyecekleri bir ilişki olacaktı.
Yani aslında senin o insana neden Normal People'ı öneriyor olduğun bile, önermek istediğin bile
bu ilişkinin neden bittiğini çok net bir şekilde gösteren bir şey.
Siz konuşamıyordunuz, siz iletişemiyordunuz.
Sizin aranızda cümleler, kelimeler birbirinden sekiyordu.
Bir de normal people da belli anlar
hakikaten insana oha ben de bunu yaşadım dedirtiyor.
Ve bu herkeste çok farklılık gösterebilir.
Mesela genellikle Maria'nın sadece baş başa oldukları
ya da fiziksel anlamda yakınlaştıkları zamanlarda
kendini güzel hissetmesi, sevilebilir hissetmesi,
belki de bu yüzden de ilerleyen ilişkilerinde
hep cinselliğini, fiziğini bu kadar ortada yaşaması
ya da karşısındakine itaat etmesi çok şey açıklıyor.
Conal ona ne kadar zarar verirse versin,
özgüveni ne kadar zedelemiş olursa olsun
bir aileye ihtiyaç duyduğunda onun yanına gitmesi
zaten alıştığı ve normalinin bu olduğunu zannettiği aile ilişkilerinin
içerisinde çok fazla şiddetin olmasından kaynaklı diye düşünüyorum.
Yani o zaten doğru düzgün bir ilişki yaşamamış ailesinde.
Aile ilişkisinin her halükarda içinde biraz olsun kötülüğü, şiddeti barındırdığına inandırılmış.
O yüzden Connell ona sevgi gösterdiğinde o kadarcık zarara da göz yummasını kolaylaştırdı diye düşünüyorum.
Mesela hiç dizi bittikten sonra acaba sonra ne olduğu düşündünüz mü?
Ben düşündüm ve nasıl olur ne olur kaç kere denerler kaç kere daha bir araya gelirler hatta benim kafamdaki sondan sonra da bir devamı olur mu bilememekle birlikte ben bu ikilinin bir araya gelebileceğine çok da inanmıyorum.
Ve fark ettim ki bu diziyi önerdiğim, öneremediğim ama izlemesini çok istediğim, izlerse beni anlayacağına inandığım bütün eski partnerlerim de aslında bir tarafım bizim hiçbir zaman bir araya gelmeyeceğimizden çok da emindi.
Tekrar tekrar izledikçe farklı noktalarına odaklandığınız, farklı karakterleri anlamaya başladığınız, küçük detayları gördüğünüz bir favori diziniz vardır.
Normal People benim için onlardan bir tanesi ve bu sefer tekrardan bir yerden bulup izleyeceğim.
Eski partilerimin de izlemesini kesinlikle umut edeceğim ama izleyeceğini zannetmiyorum.
İzlerse ve bana ulaşırsa çoktan iş işten geçti diyeceğimi de biliyorum.
Son izlediğimde ikisinde de çokça hata buldum.
Hatta çoğunlukla Conal da buldum.
Kızın tekrar tekrar orada olmayı kabul etmesi, kendini o pozisyona sokması beni çok kızdırdı.
Sonrasında aslında bunun kendime yönelttiğim bir öfke olduğunu fark ettim.
İnsan böyle şeyler izlediğinde benzer bir şey hiç yaşamasa da
tamam ya onlar zaten benim için bu işin içine sıçtı, benim de benzer bir şey yaşamama gerek yok demiyor.
Yaşamadıysa da mutlaka yaşıyor.
Yaşadıysa işte bütün bu bölüm konuştuğum gibi bir benzerlik buluyor mutlaka.
Hatta bazen canı çekiyor.
Çünkü o kadar problemin içerisinde mutlu oldukları anlar insanın o kadar dikkatini, duygularını yakalıyor ki
sanki gerçekten küçük bir an için bütün bu psikolojik şiddet, bu bütün travma katlanılabilirmiş gibi geliyor.
Vallahi eğer aranızda ben hiç izlemedim ya da ya ben izledim ama hiçbir eski sevgilimin bunu izlemesiyle
beni anlayabileceğini düşünmedim diyen şanslı bir azınlık varsa onları kutluyorum.
Benim için o gemi çoktan kalktı galiba.
En az 4 tane erkeğin Normal People izleyip beni anlamasını beklediğimi söyleyebilirim.
Ama burada günün sonunda Maria'nın belki yapmaya çalıştığını ya da bizim izlerken yapması gerektiğini düşündüğümüz şeyi
uygulamaya sokmanın tam zamanı.
Belki de gerçekten orada zaman zaman iyi gelişine bir bağımlılık geliştirip
bütün bu yalnızlığa boyun eğmektense, bu ihtiyaçların göz ardı edilmesine boyun eğmektense artık kapıdan gerçekten çıkmak gerekiyor.
Genellikle de böyle bitişler çok keskin olmaz.
Çok ağır laflar edip sonra geri döndüğünüz ilişkileriniz de olmuştur.
Bazen ilişkiler hakikaten random bir gün, bir bankta da bitebilir yani.
Benim öyle oldu mesela.
En az beş kere çok keskin çıkışlar yaptığım, sahneyi terk ettiğim yere
sanki konser bittikten sonra bir daha bir dönüp bir şarkı patlatacağı kesin olan bir grubu izlemek gibi
çok şaşalı bir çıkış yapıp sonra geri dönüyordum tezahüratlara dayanamayıp.
Ama bu sefer belki de hiç ben de beklemezken çünkü keskin sözler ve punchline'lar söylemeye hiç de efor harcamazken
birkaç saatlik bir konuşmayla bir bankın üzerinde bütün derdimi tasamı bırakıp kendi yoluma baktım.
Tabi bu kadar kolay değil ama bazı şeylerin bence gerçekten artık fişini çekmek gerekiyor.
Bunun vicdani yükümlülüğünü bir kenara bırakabilmek gerekiyor.
Bir şeyin sürekli ha canlandı ha canlanacak, ha uyandı ha uyanacak halinde o bitkisel hayattan çıkmasını beklemek gerçekten çok yorucu.
İnsan bazen ya ölse bitse şu fişi bir çeksek de en azından başı sonu belli bir acıyı yaşasak ve bitse böyle bu belirsizlik tüketiyor derken buluyor.
eylemsizlik, olduğun yerde kalmak
ayakta dikilmek gerçekten yorucu bir şey
o yüzden harekete geçmek lazım
belki de bu sefer çıkartacağım ders budur
belki de birinin beni anlamasını beklemek yerine
gerçekten benim olanın
zaten beni anlamak için
böyle problemli bir şeyi izleyip relate etmesine
ihtiyacı olmayacağını kabullenmem gerekiyor
benim normal people çıkarımım buydu
hakikaten de çok normal
iki insan izledik
ya da belki de hepimiz çok anormal olduğumuz için bunu normalleştirdik.
İşte böyle bir bölümdü.
Umarım çok daha keyifli şeyleri özdeşim kurmasını bekleyerek partnerinize attığınız
ya da böyle iletişim özürlülerini yan yana izleyip
ay biz iyi ki böyle değiliz diyeceğiniz ilişkileriniz olur.
Siz yine de her zamanki gibi umutsuzluğa alışmayın, yatağa küs girmeyin.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
