
Transkript
Herkese merhaba.
Ben Simay ve sizler de benim 2 yıldır yapmakta olduğum podcast'imin belki de ilk kez hepinizden gerçekten sonuna kadar dinlemesini, dikkat kesilmesini ve eğer mümkünse paylaşmasını isteyeceğim.
Benim için oldukça heyecanlı ve belki de duygulardan hem bu kadar arındırılmış hem de bu kadar duygularla iç içe ilk bölümüne hoş geldiniz.
25 yaşındayım
Eğer bu bölümü ilk defa dinleyenler olacaksa
Çünkü bir yanım öyle olacağını hissediyor
Psikoloğum ve şimdilerde İtalya'da yüksek lisans yapıyorum
Şu anda ise ailemi ziyaret için ve oy kullanmak için Türkiye'ye geri geldim
Çok büyük kitleler tabii ki belki benim erişebileceğimin daha dışında
Ama iki yıldır öyle ya da böyle yaptığım
ve çeşitli şeylerin bende uyandırdığı duygularla yola çıktığım bu konuşma serüveninde, konuşan, anlatıcı olma serüveninde
öyle ya da böyle gerçekten beklediğimin çok üstünde insana ulaştım.
Ama galiba burada rakamsallıktan daha önemli olan şey benim ulaştığım kitlenin Türkiye'nin neresine tekabül ediyor oluşu.
Çünkü ben çoğunluğu %70'i 18 ile 22 yaş arasında değişen 60 bin tane insana hitap ediyorum galiba.
Ve bu benim gerçekten tahmin edebileceğimin çok üzerinde.
Bugün konuşmak istediğim şey de kendime çok büyük bir misyon yüklediğim için değil kesinlikle.
Ama herkesin bence bu hayatta inancı ne olursa olsun
gerçekten her gün belki de ya da her an öyle ya da böyle kendi iyisiyle, kötüsüyle, kendi cezaları ya da mükafatlarıyla,
kendi iç günah ve sevaplarıyla bir şekilde aslında bir tartıda yerini aldığı bir tane tanrısı var bence.
Ve bu insanın kendi iç vicdanı.
Onun dışında kimin neye inandığı, ne kadar inandığı ve inandığı şeyin ne kadar geçerli olduğu benim hiçbir zaman yargılayabileceğim ya da üzerine yorum yapabileceğim bir şey değil.
Ve ben de herkesle değişenden ziyade, herkesle ortaklaştığına inandığım bu iç sesin, bu vicdanın beni harekete geçirmesiyle bugün karşınızdayım.
Ve bugün evet sizinle seçimi konuşacağım.
Politikacı değilim.
Kesinlikle bir politik arka planım yok.
Ama 20'li yaşlarını Türkiye'de geçirmiş, yani 20'li yaşlarına kadar özellikle,
Türkiye'de yetişmiş, büyümüş, haliyle de belki farklı hükümet görmemiş o jenerasyondan biri olarak
her ne kadar politik bir arka planım olmasa da politikanın oldukça,
belki de gerektiğinden çok daha fazlaca içerisindeyim.
bugün aslında beni konuşturan şey
herkes yapıyor ben de yapmalıyım değil
hatta keşke herkes yapsa
bugün aslında her ne kadar oldukça olumlu
oldukça pozitif ve umut dolu bir noktada olsam da
beni bugün harekete geçiren şey
bugün konuşmazsam ve yarın bir gün
keşke o gün konuşsaydım
keşke birkaç kişiye belki öyle ya da böyle dokunabilseydimin
çok geç kalmış olmak olarak
bir şekilde hayatıma etki etmesi.
Ben az çok dinleyenlerin tahmin edebileceği üzere
geç kalmalardan, keşkelerden oldukça çekinen,
bu yüzden de aklına gelen her şeyi yapan bir insanım.
Bugün de aslında aklıma geleni değil,
aklımda çok uzun süredir olanı ve belki de artık
herkesin öyle ya da böyle söylemesi gereken bir şeyi söyleyeceğim.
Ben herhangi bir politik partinin
ya da bir politikacının sempatizanı değilim.
Ben bir politikacıyım ya da herhangi bir devlet büyüğünü bir devlet memuru olarak halka haliyle bana hizmet edecek o pozisyona yani tekrardan ayaklarını yere değdirecek o noktaya getirmek isteyen,
haliyle aslında bir ütopyanın hayalini kurmayan ama artık bu distopyadan çıkmak isteyen ve normal bir hayatı sadece hayal etmekte kendini oldukça mutlu hissedeceğine inanan 25 yaşında genç bir Türk kadınıyım.
Yurt dışında okumam hiçbir zaman aslında ben yurt dışına artık gitmek istiyorum, Türkiye'deki imkanlar çok kısıtlı ya da burada mutlu değilim gibi olmadı.
Benim İtalya'ya gitme sürümerim gerçekten İtalya'yı romantize etmem ve İtalya'ya gitmek istememle ilgiliydi
O yüzden ben bugün sizlere Türkiye'yi terk etmiş ve Türkiye'ye geri dönmek isteyen bir genç olarak seslenmiyorum
Ama bunun da çok büyük bir çoğunluk olduğunun aslında derin bir üzüntüsünü yaşıyorum
Sadece bu gelişimde Türkiye'yi çok özlediğim için çok güzel zaman geçireceğim
sevdiklerimi göreceğim, istediğim yemekleri yiyeceğim gibi
çok büyük bir aslında mutlulukla geldim.
Çünkü 8 aydır uzaktayım.
Bu geldiğimde beni inanılmaz sarsan bir şeydi.
Ortaklaşan şeyin sadece ekonomi çok kötüleşmiş, fiyatlar çok artmıştan ziyade
ortak bir hüznün insanların üstüne bu kadar hakim olması
beni inanılmaz derecede sarstı.
Bu böyle sanki farkında olmadığım bir şey gibi gelmesin kulağa.
Bizim sürekli aklımız burada ve yaptığımız her güzel şeyin ya da aslında normalize edilmesi gereken ve hayatımızın gündeliğinde bir şekilde önümüze çıkan her şeyi yaşarken eminim ki aklımızda hepimizin ortaklaşan yegane tek bir şey var.
Ben bunu burada yapabiliyorken neden Türkiye'de yapamıyordum? Ben bunu burada yapabiliyorken neden Türkiye'de diğerleri yapamıyor?
ve geldiğimde belki de araya bu mesafe girmesinden, zaman girmesinden
tıpkı böyle birini çok uzun süre sonra görmek
ve onun kendinde bile fark etmediği değişiklikleri ilk bakışta görmek gibi.
Ben insanların üzerine yapışıp kalmış hüznün ağırlığı altında eziliyorum.
Daha geleli 6 gün oldu.
Ve sonra oturuyorum, düşünüyorum, her gün haberleri izliyorum.
İnanılmaz derecede politik tansiyonun yüksek olduğu bir dönemdeyiz.
4 gün sonra çok büyük bir seçime giriyoruz.
Ve belki de gerçekten Türk'ün Türk'ten başka dostu yok, bizi bizden başka anlamazı en fazla hissettiğim şeylerden bir tanesi de
her ne kadar katılmasam ve katılmak istemesem de, çünkü dostluğu, anlaşmayı ve insanların empati kurmasını
geldikleri milletle özdeşleştirmek istemesem de, şu bir gerçek.
insanlar gerçekten bizim ne kadar büyük bir yol ayrımında olduğumuzu ve kararların aslında ne kadar gerçekten büyük etkiler doğurabileceğinin farkında değil.
Yurt dışındaki herkes, hemen hemen herkes bizim kaygılarımızı gördüğünde bunun sadece bir seçim olduğunu, en kötü ihtimalle 5 sene sonra değiştirebileceğimizi vs. söylüyor.
Empatiden yoksulluğun, empati kursalar bile aslında anlaşılmanın çok zor.
Çünkü bizzat deneyimlenmesi gereken çok farklı bir auranın içinde olduğumuzun her geçen gün yüzüme vurulmasıyla yaşıyorum son 8 aydır.
Ama belki de hayatı boyunca benimle aynı kültürü paylaşmamış birisinin beni anlamamasından veya benimle empati kuramamasından daha fazla canımı yakan bir şey varsa
aynı ortamda, aynı kültürde, aynı toprakta yetişmemize rağmen ve belki de son 20 yıldır aynı acılarla kavruluyor olmamıza rağmen
hala çevreme baktığımda bazı şeylerin yeterince sahip olduğu önemle insanların hayatına zuhur etmemesi belki de.
O yüzden bugün konuşacağım ve şu ana kadar konuştuğum şey kimin hayatına nasıl bir etkiye sahip olur inanın bilmiyorum.
Ama ben bunu yapmak zorunda hissediyorum.
hissediyorum. Çünkü benim için
bu hayatta her şeyin
ama her şeyin çözümü bir şekilde
konuşmaktan geçiyor. Bu yüzden iki yıldır
bunu yapıyorum. Bu yüzden psikoloji okuyorum.
Benim için hayatta her şey
insanın iletişim kurabilmesinden
geçiyor. Ve her ne kadar bu bazılarına
belki abartı gibi, egzecere
gibi gelse de ben gerçekten
belki bir sonraki seçime kadar
tekrardan konuşup
konuşabilecek miyim? Bir kadın olarak
bir insan olarak benim söylediğim
şeylerin gerçekten geçerliliği olacak mı?
Bunun için mücadele
ettiğimin farkındayım.
Ve bu tabii ki de beni oldukça
oldukça endişelendiriyor.
Değişimin çok korkutucu bir tarafı var.
Ben bunun farkındayım.
Çünkü ben de
bu bölümü dinleyen, dinleyecek
olan büyük bir çoğunluk
kadar hayatımda başka bir hükümet
görmedim. Şimdiye kadar
hayatımda belki
tek bakışta bir anda
görebileceğim çok majör değişiklikler
yaşamadım. Çünkü değişim
bir anda olmuyor.
Yani belki tek bakışta
ben hayatımda nelerin değiştiğini fark etmiyorum.
Ama her nasılsa
şu an içinde bulunduğumuz buhrana,
bu hale, endişelenmeye
hak ettiğimiz şeyleri
duyduğumuzda gözlerimizin dolacağı
çünkü bir yerlerde birinin
bizi anladığı ihtimaline
bu kadar duygulandığımız, ihtiyaç
duyduğumuz bir evreye nasılsa tek bir günde
gelmediysek elbette ki değişim de
tek bir günde olmayacak.
Ama benim buradaki endişem artık
karşımıza çıkacak değişimin
iyiden kötüye ya da kötüden
daha kötüye ziyade
içinde bulunduğumuz siz bunu iyi ya da
kötü nasıl değerlendiriyorsanız
değerlendirin daha iyi olması
yönünde. Çünkü
şöyle bir durum var
bu belki de benim
bir Türk
genci olmak noktasında en çok
kalbimi kıran şeylerden bir tanesi.
Ben aza tamah etmeye ve şükretmeye bu kadar mecbur bırakıldığımız, şükretmeye bu kadar alıştırılmışken de her seferinde biz belki şükretmek için gözlerimizi kapattığımızda elimizde avucumuzda ne varsa onlardan biraz biraz daha alınmasına artık sadece öfkeliyim.
Üzülmüyorum, hayal kırıklığına uğramıyorum. Sadece öfkeliyim.
Ve sürekli bize sağlanması gereken belli bir takım doğal haklarımızı bize lütufmuş gibi sunulmasından da çok şikayetçiyim.
Biz artık bundan daha kötü ne olabilir kilere...
Tamah etmemeliyiz. Biz artık öldürülmemek, tacize, tecavüze uğramamak, istediğimiz gibi giyinebilmek, istediğimiz insanlığı olabilmek,
korkmadan, hapse girmekten ya da yarın bir gün işe gireceğim zaman
karşıma çıkmasından endişe etmeden insanları, politikacıları eleştirebileceğim.
Dışarıdaki arkadaşlarım burslarının yarısıyla son model telefonu alıyorken
ben sırf farklı bir politik ideolojiye sahibim diye
benden yaşça büyük ve hala hayatıma karar vermek zorunda olan
ve benim hayatım muhtemelen onu iki parmağının arasında olan insanların
Bana telefonunu çıkar gösteri dinlemek zorunda değilim.
Ben zaten her şeyin en iyisini hak ediyorum.
Son çıkan telefonu alıp almamak benim cebimdeki parayla ilgili olmamalı.
Benim mentalitemle ilgili olmalı.
Benim alkolü alıp almayacağım cebimdeki parayla ya da benim yüzde kaç vergi ödediğimle
ya da Türkiye'nin şu an sahip olduğu siyasal ideolojiyle ilgili olmamalı.
Benim o gün alkol içip içmek istemememle alakalı olmalı.
Ben bugün bu bölümü dinleyen kimseye herhangi bir insanın, herhangi bir partinin propagandasını yapmıyorum.
Ben bugün sadece size aslında ne kadar büyük bir güce sahip olduğumuzu hatırlatmak istiyorum.
Çünkü ben acaba nasıl bir potansiyele sahiptim?
Ben şimdiye kadar evet başardıklarım ve başarmadıklarım, başaramadıklarım oldu ama
ben daha farklı bir aurada, daha farklı bir ortamda neler yapabilirdi mi?
Her zaman çok merak ediyorum.
Ailemin belki sahip olduğu ve zamanla yitirdikleri gücü ben hiç deneyimlemedim.
Ama içten ince sahip olduğunu biliyorum.
Aldığım tarih derslerinde, hayat bilgisinde, seçme seçilme hakkıyla bir şekilde aslında her ne kadar mitolojik bir hikaye gibi gelse de ben halk olarak gerçekten benim seçme hakkım olduğunu, benim aslında burada söz sahibi olduğumu bir şekilde biliyorum.
Ve bunun bir efsaneden ziyade bir gerçek olduğuna inanmak istiyorum.
Ve galiba önümüzde gerçekten bir efsaneyi, mitolojik bir hikayeyi gerçek kılma ve böyle yıllar sonra şampiyonluk gören takımlar gibi
o şampiyonluğun anlatıldığı torunlar olmaktan ziyade yeni bir şampiyonluğu çocuklarına, arkadaşlarına anlatacak gençler olma ihtimalini taşıyoruz elimizde.
Ben çok umut doluyum. İnanılmaz umut doluyum.
Sadece etrafımda gördüğüm ve bu ziyaretimde insanların üzerine yapışmış olduğunu hissettiğim o toz bulutu gibi bir şekilde böyle insanın görüş açısını kapatan o umutsuzluğun silinmesini istiyorum sadece.
İnanılmaz derecede potansiyel sahibi insanlarız ve bu öyle bir potansiyel olmalı ki biz sürekli bunun maksimumuna ulaşmak için çalışmak zorunda olmamalıyız.
Biz potansiyeli olan ve bu potansiyeli hak ettiği hayatı, öldürülmediği hayatı, istediğini istediği zaman yapabildiği hayatı hak etmek için maksimumunda kullanmak zorunda olan değil,
o potansiyeli sadece istediği için kullanan ve potansiyelinin maksimumuna erişmese bile her zaman ve her zaman hak ettiği hayatı yaşayabilecek insanlar olduğumuzun bilincinde olmalıyız.
Bu belki çok böyle yaşam koçluğu gibi gelecek ama biz gerçekten kendi değerimizi ve ederimizi bilmiyorsak zaten bunu bize sağlayacak devlet büyüklerinin yönetimi altında olmayacağız.
O yüzden gerçekten önümüzde çok büyük, çok büyük bir seçim var.
Ve bu seçim belki benim böyle söylememden dolayı çok böyle kulağa egzajere geliyor.
Ne olur ya Allah aşkına yani gerçekten bir gecede şeriat mı gelecek gibi.
Benim bu konuda galiba en çok endişelendiren İran, Afganistan.
Çünkü Afganistan'da da insanlar okuyordu, müzik yapıyordu.
Sokaklarda billboardlar vardı.
Kadınlar model olabiliyordu, kadınlar okula gidebiliyordu.
Müzik kitapları vardı, resimli kitaplar vardı.
İnsanların laptopu, telefonu vardı. Ne kadar basit geliyor değil mi 21. yüzyılda?
Şu an yok mesela.
Şu an içinde görsel olan bir kitap kullanamıyorlar.
Şu an içinde nota olan bir müzik kitabı kullanamıyorlar.
Elbette bir şeyler zaman alıyor.
Elbette hayat tarzımız eğer elbette iyiye ya da kötüye göre değişecekse bu da zaman alacak.
Ama biz bu zamanın artık neresinde olduğumuzu bilmiyoruz.
Bu değişim yarın da olabilir, evet.
Pazar günü de olabilir.
Pazartesi de olabilir.
Bir beş sene sonra da olabilir.
Ama ben artık değişimin içinde olmayı normalleştirmek.
Ama bu değişimin her zaman herkesin, halkın lehine olduğu bir sistemde yaşamak istiyorum.
Ben dediğim gibi farklı bir hükümet görmedim, bir değişim görmedim.
Sadece bir şekilde bütün bu aura içerisinde şekillenen karakterimle neyi hak ettiğimi ve neyi hak etmediğimi biraz biraz karar verdim.
Neyi hak ettiğimi dair hala daha çok fazla soru işaretim var ama bildiğim bir şey varsa ben bunu hak etmiyorum.
Ben gecenin bir vakti telefonla konuşuyormuş gibi davranmak zorunda hissetmek istemiyorum.
Semtine göre giyinmek, semtine göre davranmak istemiyorum.
Ben kendim olmak istiyorum.
Kendim olduğum için kabul görmek istiyorum.
Kabul edilmek ya da edilmemek bir insanın beni hayatına alıp almamasıyla ölçülsün istiyorum.
Öldürüp öldürmememle değil.
Yarın bir gün başıma bir şey gelirse benim arkamda bir devlet var, haklarım var, hukuk var, avukatlar var, yasalar var diyebilmek istiyorum.
Ben bugün başka bir insanın hakkını ararken yarın benim bu tweetimin, bu paylaşımımın paylaşıldığı, artık simay da aramızda değil de ki o özne olmak istemiyorum ve kimsenin olmasını istemiyorum.
Bu hayatta bana verilen can ya bana verilen tarafından alınsın ya benim tarafımdan alınsın.
Bu hayat bana bir kere verildiyse artık benim tek elimde olsun ve kimsenin bu hayat üzerinde başka bir söz hakkı olmasını istiyorum.
Herkesin de en basitinden bunu hak ettiğini düşünüyorum.
Maalesef ki biz çok fazla bastırıldık ve çok fazla layık olmadığımız şeye hak ettiğimizden fazlası zaten buymuş gibi inandırıldık.
Bunun değişmesi lazım. Bence bir kere bir şeyleri değiştirebildiğini görmesi lazım bu halkın.
Sonra zaten kim olursa olsun istediğimiz zaman değiştirebileceğimiz gücüne inanıyor olacağız.
Çünkü sahip olduğumuz gücü bir kere göreceğiz.
İnsan böyle kendine güvenmeyince bırakın sistemi değiştirmeyi, yerden 5 kiloluk damacanayı kaldıramaz.
Ama galiba bu sefer insanın herkesin kendi için o sandığa gidip gerekeni yapması gerekiyor.
Ve maalesef böyle bir dersin tırnak içinde söylüyorum.
Böyle acı bir gerçeğin hiçbir zaman gerçekleşmesini istemezdim.
Ama şunu unutmamak gerekiyor ki 14 Mayıs sabahı bu ülkede 50 bin kişi oy kullanamayacak.
Çünkü bu 50 bin kişi yaklaşık 3 ay önce öldü.
Verdikleri vergiler onlar için harcanmadığından,
hayatları iki kağıt arasına sıkıştırıldığından,
İhmalkarlıktan, belki yakın bir parti tanıdıkları olmadığından, belki durumları olmadığından, sesleri çıkmadığından ya da onlar adına konuşabilecek herkes de o anda başka bir enkaz altında olduğundan bu ülkede 50 bin kişi öldü.
Bunların bir kısmı oy kullanacaktı, bir kısmı pazar sabahına umutla uyanacaktı, bir kısmı şu an belki benimle, bizimle kendi politik görüşü için tartışıyor olacaktı.
Bu insanların tartışma hakkı, nefes alma hakkı, birilerini sevme, birilerini seçme hakkı ellerinden alındı.
Bu ülkede 50 bin insan öldü.
Bir günde öldü yani.
Hatta bir günde de değil.
Uzun uzun böyle yavaş yavaş öldü.
Ve hepimiz kalan bütün sahalar bunu izledik.
Bence o süreçte hepimizin içinde bir şeyler öldü.
Ben bugün o ölen tarafı yaşarsın ve oy kullanmaya giderken bir kişi değil 50 bin artı bir kişi olarak oy kullanalım istiyorum.
Kime oy verdiğiniz hiç önemli değil. Bir şeyleri değiştirme gücümüzün elimizde olduğunun bize öğretildiği bir ailede yetiştim.
Bunun için de bugün ailem bunu dinleyecektir. Onlara ayrıca teşekkür ederim.
Her zaman içimdeki sesi dinlediğim ve o oyu sadece kendim için vermiş olmadığımın bilincinde olduğumdan mutlu da hissediyorum.
Bu bilinci yaşadınız mı, ilk oyunuz mu, daha önce kullandığınız oylarda başka birinin tahakkümü de olmuş olabilir.
Ama bu ilk seçiminiz gibi.
İlk defa aşık olmuşsunuz.
İlk defa en sevdiğiniz yemeği yemişsiniz gibi.
İlk defa gerçekten çok büyük bir değişimin parçası olduğunuzu hissettiğiniz en güzel seçiminiz olur umarım.
Neyi seçerseniz seçin.
Herhangi bir pusulaya o tercihi basmadan önce ben neyi hak ediyorum diye sorun bence.
Eminim çok fazla şeyi değiştirecektir bu.
Biz herhangi bir ütopya istemiyoruz.
Normal bir hayatımız olsun istiyoruz.
Ama bence bu saatten sonra bu distopyadan çıkan bütün kapılar zaten çok güzel bir ütopyaya açılacaktır.
Hak ettiğimiz de budur diye düşünüyorum.
Her şeyin çok güzel, hak ettiğimiz kadar güzel olacağı ve hak ettiğimiz kadarın zaten umduğumuzdan ve hayal edebileceğimizden bile güzel olduğu nice günlerin olacağına inanıyorum.
Ne olur bilinmez tabii.
Pazartesi sabahı nasıl bir güne uyanırız bilmiyorum.
Ama yine de bugün bunları söyleyebilmenin mutluluğunu yaşıyorum.
Umarım dinlemişsinizdir. Umarım çevrenizde de paylaşırsınız.
Belki bugün bu bölüm kapanışı şimdiye kadar söylediklerim içerisinde en anlamlısı olacak.
50 kere söyledim bunu. 51.si benim için çok daha anlamlı.
Umutsuzluğa alışmayın. Yatağa küs girmeyin.
Oy vermeyi de unutmayın. Çünkü değişim bizimle başlıyor.
Bu demirde kimse sultan değil, kimler değil, bizdir gyan değil.
Bu kadar güvenli hiç güvenilir, kimse şah değil, vadi şah değil.
Bu zamanda kimse sultan değil, kimler değil, bizdir gyan değil.
Bu kadar güvenli hiç güvenilir, kimse şah değil, vadi şah değil.
Bu demirde kimse sultan değil, kimler değil, bizdir gyan değil.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
