
O kız sadece sevmek sevilmek yapmıyor, neden apolitik olmak gibi bir seçeneğimiz olmadığını da anlatıyor. Aşkı yine konuşuruz, önce yaşayacak bir düzen kurmamız lazım. İyi dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba. Bugün genel olarak burada konuştuğum şeylerden, belki podcast'in kapağından, isminden,
instagram hesabında bölümleri paylaştığım şeylerin renginden, tadından daha farklı bir şey konuşacağım.
Biraz politik olmak üzerine konuşacağım ve eğer bu cümleden sonra tamam bu bölüm çok da bana göre değil
çünkü ben politikayla çok da ilgilenmiyorum diyen birisiyseniz bu bölüm aslında tam da size hitap ediyor.
Yani aslında tam da size sesleniyorum.
Böyle oturup da içinde bulunduğumuz hayat, dünya ne kadar da zor, ülkemiz nereye gidiyor falan bunları konuşmayacağım.
Bunlar hepimizin bildiği şeyler zaten.
Sadece içinde bulunduğu topluma, dünyaya, yaşadığı hayata, başka insanların da bu hayatta bir şekilde var olma çabasına, gözünü yumuş insanlara karşı söyleyecek çok fazla şeyim olduğunu fark ettim ve mikrofonun başına geçtim.
Bugün çok güzel bir haber aldım aslında.
istatistik sınavını geçtim.
Birkaç bölüm önce istatistik
sınavına gireceğimi ve aranızda
eğer bilen varsa bana yardım edip
etmeyeceğini sormuştum. Ve dönüş
aldım. Birkaç tane dönüş aldım
hatta ve dönüş yapan dinleyicilerimden
bir tanesiyle Atakan'la da
karşılıklı çalışma şansımız
oldu. Kendisi bana istatistik öğretti
gerçekten ve sayesinde de bu
sınavı geçtim. Böylelikle
sizin de huzurlarınızda paylaşmak isterim
ki artık akademik hayatımın
Sadece test kısmı kaldı ve okulla ders noktasında bütün ilişkim bitmiş bulunuyor.
Bunun da verdiği rahatlıkla bugün ne yapacağım acaba diye düşündüm.
Ve kendimi mikrofonun karşısında buldum.
Aslında ben bugün Paris'e Deniz'in yanına gidecektim.
Deniz Özev'in hepinizin bildiği, sevdiği, bölümümüzü büyük bir iştahla dinlediği.
Fakat gidemedim.
Çünkü oturum kartım gelmedi.
ve oturum kartım olmadan kendi ülkemden başka hiçbir yere gidemediğim,
sadece İtalya-Türkiye arasında yolculuk edebileceğim bir sınıfa giriyorum.
Ve evet, bu da politik.
Belki gitmemem şu an için iyi oldu çünkü biraz hastalandım,
aslında oldukça yorgundum, belki mental olarak biraz da dinlenmeye ihtiyacım vardı
ve bunu bir işaret olarak gördüm evrende.
Başka bir zaman gidebilirim.
Yanan biletler olsun dedim ve çok da böyle karalar bağlamadım.
Ama bu bile bana bazı şeyleri düşündürttü tabii ki.
Yani ben neden içine doğduğum dünyada sonradan çizilmiş sınırlar ve bazı ülkelerin arasında gerçekleşen anlaşmalar yüzünden
aslında çok basit bir şekilde benim burada var olduğum ve belli bir süre sonra tekrardan toprağa geri döneceğim bir düzlemde
neden bazı sınırlarla karşılaşıp istediğim yerde olamıyorum?
Neden aslında bir açık hava hapishanesindeyim?
Bunu gerçekten merak ediyorum.
Ve bu beni çokça düşündürüyor.
Dün bir tane story attım.
Gelecek kaygısının, verdiğim kararların ve seçtiğim bir şeyin bana seçmediğim şeyi elimden tamamen alabilecek bir durum yaratmasının beni ne kadar hareketsiz bıraktığından bahsettim.
Aranızda yurt dışında yaşayanlar var.
Aranızda yurt dışına gitmek isteyenler var.
Aranızda yurt dışına gitme motivasyonu gerçekten belki farklı bir ülke görmek, farklı bir hayat kurmak olanlar var ya da gerçekten ben artık içinde bulunduğum sisteme, ülkeye katlanamıyorum ve kaçmak istiyorum diyenler var ve ben burada her iki motivasyonu da çok mantıklı buluyorum.
Kimsenin milliyetçilik kisvesi altında hayır ülkeni terk etmek de ne demekmiş, bu ülke böyle mi kuruldu mantığıyla
olduğu yerde hiç de istemediği muamelelerle yaşamak zorunda olduğunu kesinlikle düşünmüyorum.
Biz genellikle hep mağduru suçlamaya meyilli yetiştirildik bence ve böyle bir muameleye çok daha aşinayız.
Gideni suçlarız ama ona orada kalmak için hiçbir fırsat sunmayan sistemi suçlamayız, sorgulamayız.
Bu da çok ikiyüzlüce ve maalesef ki böyle gelmiş böyle gideceklere de çok alıştırılmış.
O yüzden vur ensesine al lokmasını noktasına gelmiş bir topluluğuz.
Hepimiz böyleyiz.
Bunu sadece Türkiye'de yaşayan insanlar için söylemiyorum.
Bence dünyanın her yerinde böyle.
Ama gelin apolitik insanların beni neden bu kadar sinirlendirdiğine ve apolitik olmanın aslında bir tercih bir seçenek olmadığına gelmeden önce
başıma gelen daha doğrusu bir arkadaşımla yaşadığım bir sohbetten bahsedeceğim size.
İki gün önce çok sevdiğim bir arkadaşımla dışarı çıktım bir şeyler içmek için.
Kendisi İtalyan.
Doğma büyüme aslında Kuzey İtalyalı.
Ve burada da doktorasını yapıyor.
Çok tatlı, çok iyi niyetli, çok insancıl.
Gerçekten içinde kötü bir niyetin, kötü bir duygunun, ırkçılığın, ayrımcılığın olmadığına
kendim emin olduğum bir insan.
fakat başıma gelen bazı durumları
anlattığımda karşınızdakinde
eğer öyle bir kilit açılmadıysa
sizi hiç anlamayacağını
ne kadar iyi olursa olsun
sizin hissettiğiniz durumu
relate edemeyeceğini
maalesef gördüm ve
bir şeyler içmek, rahatlamak için çıktığımız bir akşamda
gerçekten kendimi masada hüngür hüngür
ağlarken buldum. Ben
İtalya'ya
yani bunu 100 bininci kez söylüyorum
çok isteyerek geldim. Burada geçirdiğim
6 aylık süre bana başka bir yerde de hayatın mümkün olabileceğini ve orada da mutlu olabileceğimi düşündürttü.
Ve bu hayalin peşinden gittim ve buraya geldim.
Ve İtalya'da da 3. yılımı yaşıyorum.
2,5 yıldır tam olarak burada yaşıyorum.
Ve bundan gerçekten mutluyum.
Bunun içerisinde bulunan mutsuzluklar, mücadeleler, zorlanmalar dahilinde söylüyorum.
Zaten içinde bulunduğum yaşam, içine doğduğum hayat da o kadar kolay değildi.
Ve ben zorlukların hiç olmadığı bir hayatı değil, kendi seçtiğim hayatın içindeki zorlukların olabileceğini biraz daha tercih etmek istedim.
O yüzden kendi seçimimden gerçekten mutluyum.
Diğer yandan da bir nevi American Dream dediğimiz şeyin bir Avrupa versiyonuna dönüştürülmüş.
Yurt dışında yaşamak, orada bir hayat kurmak gibi.
biraz daha böyle yaldızlı puntolarla, yaldızlı fontlarla yazılmış, bezenmiş bu hayalin aslında hiç de o kadar kurulduğu,
o kadar pompalandığı kadar güzel olmadığını da birinci elden deneyimlemiş oldum.
Ve acaba orada olsam ne olurdu demek yerine burada olup bunu deneyimleyebilmek bana gerçekten güçlü hissettiriyor.
Çabaladım ama diğer yandan tabii ki de bunu isteyip de belki yapamamış ya da henüz bu hayaline erişememiş insanlar başarısız oldukları için ya da yeterince çabalamadıkları için olmuyor.
Bazen elimizdeki şeyler bazen elimizde olmayan şeyler bize engel oluyor.
Biz ne kadar istersek isteyelim.
O yüzden tabii ki maalesef burada biraz şans da işin içine giriyor.
Örneğin benim şansımda ben buraya başvururken bundan 3 yıl önce bulunduğumuz konumum Türkiye olarak bu kadar da kötü olmamasıydı ve bu noktada da şanslıydım.
O yüzden başvurabildim.
Örneğin vize randevusu bulabildim.
Kabul aldığım üniversitenin kabul mektubu benim buraya gelmem için yeterliydi.
Ama belki haberlerde görmüşsünüzdür.
Şimdi insanlar başvurdukları üniversiteden kabul alsalar bile, burs alsalar bile bütün banka hesaplarını, ailelerinin hayatını, geçmişini, bütün dökümlerini o ülkenin huzuruna serseler bile bırakın kabul almayı bir vize randevusu bile bulamıyorlar.
Şimdi bu insanlara biz başarısız oldular ya da yeterince çalışmadılar diyemeyiz.
Burada onların önüne çekilen, onlardan tamamen bağımsız bambaşka bir set var.
Ben hayatımın yavaş yavaş en azından burada Kuzey İtalya'daki chapter'ını bitirmek istediğime karar verdiğim bir dönemindeyim.
Çünkü burada çok mutsuzum.
Burada kesinlikle daha güvenli, daha kendi hayatımın tehdit altında olduğunu hissetmediğim bir hayat sürebilirim.
Ama günün sonunda işten arta kalan zamanımı geçireceğim aktiviteler, sevdiğim insanlar, gitmek istediğim yerler yoksa
evet güvende hissediyorum ama çok sıkılıyorum noktasındaysam
kendimi huzursuz hissediyorsam, mutsuz hissediyorsam
iyi bir para kazanıyorum ama hayalimdeki işi
bana iyi gelen, kendimi geliştirdiğimi hissettiğim bir şey yapmıyorsam
bu bana bir simülasyondayım
ya da gerçekten birisi benimle sims oynuyormuş gibi hissettirmekten çok da uzaklaşmıyor.
Ben burada çok görünmez olduğumu hissediyorum.
Psikoloji yüksek lisansımı bitirmek üzereyim
Ama ben burada buranın ana dilini bilmediğim için terapi veremeyeceğim.
Podcast yapıyorum.
Bu benim hayatımın çok büyük bir parçası ve ilerleyen dönemde de yapmak istediğim tek şey olduğunu düşünüyorum.
Ama burada buna bir karşılığı yok.
Çünkü ben kendi dilimde konuşuyorum ve kendi dilimde konuşmasam bile genellikle içinde yetiştiğim şeylerin de aslında bana eklediği, bana yüklediği bazı hislerle ve duygularla mücadele ediyorum.
Bu yüzden zaten her nerede olursanız olun dinlediğinizde belki kendinizden bir şeyler bulmanızın sebebi de bu.
Çünkü aynı kökten geliyoruz aslında.
Toprağımız çok ama çok benzer.
O yüzden ben yaptığım şeylerle, tutkularımla burada tam olarak bir karşılık bulamadığımı hissediyorum.
O yüzden yeniden yer değiştirmek istiyorum.
Hatta hatırlayanlarınız vardır belki.
Dostum inan senin negatifliğine ihtiyacım yok bölümünde de söylemiştim.
Almanya'ya gittiğimde özellikle Berlin'de geçirdiğim zamanda kendimi tekrardan yeniden başka bir yerde de yaşayabilirim hissi içinde hissetmek beni çok canlandırmıştı.
O yüzden tabii ki de tercihlerimi sadece gittiğim yerde kalmak ya da çıktığım yere geri dönmek olarak sınırlandırmıyorum.
Ama her seferinde ben hala hayatta yapmak istediğim şeyleri çizmeye, bulmaya, yönümü bir şekilde kaybetmeden bir yerlere varmaya çalışırken
sistemin, hayatın bu kadar zorlaşması ve benim aşmam gereken benden bağımsız engellerin,
benim kendim seçmediğim, önüme koymadığım şeylerin beni bulması, bizi bulması bana çok adaletsizce geliyor.
Yaklaşık iki ay önce oturum kartımı yeniletmek için belgelerimin hepsini teslim ettim.
Kartım gelmediği için Paris'e gidemedim.
Ama bu çok basit, çok yüzeysel bir problem.
Göçmen ofisine gittiğimde sadece kartlarımı teslim etmek için bile
size biraz oradaki ortamı çizmek istiyorum, hayal ettirmek istiyorum.
Size bir randevu saati verilse de
insanların elinde sadece tek bir kağıdın bazen olduğu,
bazen hiçbir şeylerin olmadığı ama yine de o ofiste halletmeleri gereken işlerin olduğu.
Bu nedenle de randevular olmadığı için bir gece önceden bazen sabahın dördünde, üçünde sıraya girdikleri,
haliyle siz sabahın yedide, sekizde bile gitseniz yüzlerce insanın battaniyeleriyle, bebekleriyle, çocuklarıyla sırada beklediği oldukça kasvetli, oldukça umutsuz bir ortam.
Ve kendimi her sene oturum kartımı yeniletmeye gittiğimde elimde bütün dökümanlarım,
Tabi burada öğrenci olmamın kolaylaştırıcı okul tarafından bana verilmiş belgeleri, dokümanları var.
Hazırlanıp gidiyorum.
İşim daha hızlı bitiyor belki sıra bana geldiğinde.
Ama oraya her gittiğimde inanılmaz bir stresle, istemsizce kendimi oradaki diğer göçmenlerden daha farklı,
tırnak içinde daha kalifiye, daha kaliteli, bakın ama ben burada okuyorum ya da en basitinden
Ama bakın o kadar da koyu tenli değilim gibi bir ayrımla bir nevi ayırmaya çalıştığımı içten içe hissettim ve kendimden tiksindim.
İnanılmaz derecede kötü bir muamele gördüğünüz, hakikaten de ortamın yeterince temiz, steril, düzenli hissettirmediği,
çünkü insanların işinden koşa koşa çıkıp geldiği ya da belki bir gecedir orada beklediği, üşüdüğü, terlediği bir ortam.
Yani aslında ötekileştirilen, çirkinleştirilen, canavarlaştırılan bir nevi hijyenik olmayan bir şeyi biraz ötede tutmak gibi bir muamele gösteren o insanlar aslında zaten bu sistemin böyle işlemesinden dolayı bu hale geliyorlar.
herkese sıranın verildiği, herkese insan muamelesinin yapıldığı bir yerde
ne çalışanların bu kadar agresifleştiğini
ne de bu hizmetten yararlanması gereken insanların
bu kadar aslında elden ayaktan düştüğü bir durum yaşanmaya da bilir.
Ve geçenlerde kartım acaba geldi mi, sistem de bozuk, bana haber verilmedi,
benden sonra başvuran insanların kartı çıktı, durum ne?
Sadece sormak için gittiğimde görevliye belki beş kere,
Pardon bir şey sorabilir miyim dedim.
Ve beni görmesine duymasına rağmen o an meşgul olmamasına rağmen kapıyı defalarca kez suratıma kapattı.
En son artık bana bir 10 saniye ayırdığında ve ben derdimi ona anlattığımda sadece şunu söyledi.
Yarın sabah 6'da gel.
Kartın burada mı değil mi bilmiyorum.
Kartının burada olup olmadığına bakmam için bile yarın sabah 6'da gel.
Halbuki elimdeki kağıdı alacak.
QR kodu okutacak ve bana diyecek ki kartın burada değil gelme.
Ya da kartın burada ama şu an vermeyeceğim yarın gel.
Başka bir zaman gel.
Bana bir cevap vermek için bile benim ertesi sabah 6'da sıraya girmemi, saatlerce beklememi isteyebiliyor benden ve bunu sadece bana değil sırada bekleyen herkese söylüyorlar.
Yani ertesi sabah 6'da orada olması söylenen yüzlerce insan var.
ve bu muamelenin bende doğurduğu, bundan uzaklaşmak için kendimi diğer göçmenlerden ayırmam gerektiği ihtiyacı
bana kendimi her seferinde çok kirlenmiş hissettiriyor.
Sonra dönüp bakıyorum, insan gibi bir muamele görmüyorum ama hadi diyeyim ki senede bir kere oluyor boşver.
Olabilir, tamam buna da okeyim çünkü bürokrasi gerçekten maalesef birçok ülkede çok kötü bir şekilde işliyor.
Ama onun dışında beni anlayabilen insanları görmüyorum.
Beni anlamıyorlar şöyle bir yerden söylemiyorum.
Ofiste çok kapalılar, çok duygusuzlar, çok rasyoneller.
Hayır böyle değil.
Her zaman kendinize göre bir insan bulabilirsiniz.
Sizin kadar duygusal, sizin kadar espiritüel, sizin kadar belki içe kapanık, dışa dönük.
Olay bu değil.
Nereye gidersem gideyim, Türkiye tabii ki de her zaman benimle birlikte.
Ben orada doğdum, orada büyüdüm.
Karakterim ve olduğum her şey benim yetiştiğim toprakla ilgili.
Ve her şeyden önce benim bütün sevdiğim insanlar orada.
Benim orada olmamam belki beni hayatta tutabilir.
Ama orada hayatının riski altında olduğunu bildiğim çok fazla insan var.
Ve ben bunların hepsini tanıyor ya da seviyor olmak zorunda bile değilim.
Empatik bir insanım.
Ve tabii ki de ben de ülkemdeki insanların refah içinde yaşamasını istiyorum.
deprem olduğunda
ya da bundan birkaç hafta önce
Kartalkaya'da bir yangın çıktığında
ve 80'den fazla insan katledildiğinde aslında
bunu storylerde paylaştığımda
bununla ilgili bir şey söylediğimde
buradaki hiçbir arkadaşım bir saniye ne oluyor demiyor.
Ya da diyene benim
upuzun bir arka plan anlatmam gerekiyor.
Çünkü söylediğim şeyler
bizim normalleştirdiğimiz bazı kuralsızlıklar
onlara çok absürt geliyor.
Ve ben orada bir yasın içerisindeyken, bir öfkenin içerisindeyken bir de Türkiye'nin 20 yıllık politik tarihini karşımdaki insana anlatmak istemiyorum.
Aslında karşımdakinin de birazcık politik anlamda uyanık olmasını, biraz etrafının sadece İtalya'dan içinde bulunduğu ülkeden ibaret olmadığını,
başka ülkelerde de bir şeylerin yaşandığını bilmesini tabii ki istiyorum.
Bu politik kapalılık beni çok rahatsız ediyor.
Tabii bunu genelleyemiyorum.
İtalyanlayamıyorum.
Bazı günler burada çok daha rahat, çok daha konforlu, huzurlu elbette hissediyorum.
Ama son dönemde bu karamsarlık, bu yalnızlık kendini çok daha fazla göstermeye başladı.
Bir yanım bir süre Türkiye'de olmak, bir süre İstanbul'da yaşamak,
orada kendi geleceğime yatırım yapmak, podcast kariyerimi belki daha da genişletmek istiyor.
Ama diğer tarafım şu an evet İtalya'da olmak istemiyorum,
tekrardan Türkiye'de olmak istiyorum ama peki ya geri dönmek istersemin endişesini yaşıyor?
Çünkü maalesef biz şu an içinde bulunduğumuz politik durumdan ötürü ve dünyanın bizi konumlandırdığı yerden ötürü nerede olacağımıza dair karar vereceksek tek bir atışımız var noktasına getirildik.
Başka bir ülkeye gitmek için biraz para biriktireyim, biraz şunu yapayım, iznimi kullanayım, tatili bekleyeyim diyemiyoruz.
Dişinden tırnağından arttırıyorsun, paranı biriktiriyorsun belki, bir haftalık bir tatil yapacaksın.
Kolezyumu görmek istiyorsun
Eyfel Kulesini görmek istiyorsun
Almanya'ya gitmek istiyorsun
Bir hafta geçireceksin
Affedersin ama
Göt deliğine kadar her şeyi
Kanıtlamak zorundasın
Ve bunu sunduğunda bile
Seni çok manasız bir sebeple reddedebiliyorlar
Banka hesabında 5000-6000 euro
Görmek istiyorlar ve bunlar çok absürt paralar
Bunlar yabancı insanları için bile
Çok absürt paralar
Sen bunların hepsini
Bir şekilde belki karşılıyorsun
sayfa sayfa elinde böyle bir ansiklopedi gibi bir sürü dökümanla o vize ofisinin kapısında bekliyorsun.
Bu da tabii randevu bulabilirsen.
Ve sana biz senin geliş sebebini çok da yeterli bulmadık ya da biz senin çok da dönebileceğini düşünmüyoruz gibi
çok absürt bir sebeple reddediliyor.
Beni bu hayatta en demotive eden şey, bir şeyleri yapmak noktasını en çok yavaşlatan şey
bir şeylerin zorunluluk haline gelmesi.
Ben buraya kendim isteyerek geldim ve Türkiye'ye isteyerek dönmeliyim.
Buraya geri gelmek istiyorsam isteyerek yapmalıyım.
Ama şu an bir süre Türkiye'de yaşamak gibi bir hayali gerçekleştireceksem böyle bir planım varsa önce benim burada kalmayı garanti etmem lazım.
Neden?
Çünkü ya buraya gelmek istersem ama gelemezsem, potansiyel isteklerim, taleplerim ya da hayat değişikliklerim için bile benim 3-5 adım geriden ileriyi görmem gerekiyor.
Ve bu bana çok adaletsiz geliyor. Ben neden şu an ben burada olmak istiyorum ve bunu yapabilirim ya da yapamam istiyorum ya da istemiyorum gibi.
Evet ya da hayır noktasına ilerleyemiyorum da dallanıp budaklanan peki İtalya'da kalabilir miyim?
Peki buradan dönersem bir daha vize alamayabilirim. Vize alamazsam oturumuma tutunmam gerekiyor.
oturumumu nasıl uzatabilirim gibi
bunları sürekli düşünmek zorunda olmak
ve acaba hangi seçenek benim geleceğim için daha iyi noktasında
sürekli daha gelmemiş bir zamanı düşünmek
beni bugünü yaşamaktan çok alıkoyuyor.
Ve ben buna çok öfkeliyim.
İnanılmaz öfkeliyim.
Yurt dışında yaşayanlar beni çok iyi anlayacak.
Yurt dışına çıkmak isteyip içinde bulunduğumuz durumlardan ötürü
çıkamayanlar beni çok iyi anlayacak.
Buraya aslında yani yurt dışına bir şekilde kendimizi inanılmaz derecede kanıtlayarak geliyoruz.
Ve geldiğimizde bize ayrılan yer o kadar dışlanmış, o kadar soyutlanmış bir yerde ki ben buna çok öfkeleniyorum.
Aynı şey Türkiye'de de geçerli.
Bize hep en iyi üniversiteleri oku, işin hazır.
En iyi bölümleri oku, işin hazır.
Yaratıcılık namına bir şey yapmak isteyen çevremde kim varsa maalesef üniversiteye hazırlanırken bu yeteneği baltalandı.
Resim yapıp ne yapacaksın? Konservatuara girip ne yapacaksın?
Para bu işlerde değil.
Mühendis ol, doktor ol, öğretmen ol, altın bilezik, kesin bir işin olsun.
Tamam diyorsun, elimde bir altın bilezik olsun, mesleğim olsun.
Belki bu meslek sayesinde kazandığım parayla en azından hayallerimi biraz gerçekleştirebilirim.
Belki iş olarak yapamam ama hobi olarak müziğimi, sanatımı, çizimimi gerçekleştirebilirim diyorsun.
Sonra köle gibi çalıştığın ve kazandığın paranın kirana bile yetmediği bir sistemin içinde kavruluyorsun
Bırak hobini gerçekleştirmeyi bakalım bu ayın sonunu getirebilecek misin?
En iyi skorları yapıyorsun, sınavlara hazırlanıyorsun
Savcı olacağım, doktor olacağım, bunu yapacağım, şunu yapacağım diyorsun
Birileri torpilli olduğu için senin önüne geçiyor
Türkiye bilmem kaçıncası oluyorsun, mülakatta eğleniyorsun
Sana zaten içinde bulunduğun yer dışında başka bir yerde hayal kurma hakkını vermeyen hayat bir de bulunduğun yerde seni iyice örseliyor.
Zaten hayal kurmana engel olmuş.
Sen de tamam okey yani o zaman şunu yapayım diyorsun.
Yok onu da yapamazsın.
Çünkü ona biz bilmem kimin yeğenini yerleştirdik diyorlar.
Bu beni çok sinirlendiriyor ya.
Bu herkesi sinirlendiriyor bence.
Ama işte burada konu apolitikliğe geliyor.
Ben politika konuşmayı sevmiyorum.
Benim moralim bozuluyor.
Benim söylememle işler değişecek mi?
Okey, tamam.
Bana hala geçmeyen sebepler bunlar.
Ama şöyle söyleyeyim.
Ben inanılmaz derecede politik bir ailede yetiştim.
Farklı görüşlerden haber kanalları mutlaka çevire çevire izlenirdi bizim evde.
Kim neyi nasıl anlatıyor?
Bir sürü farklı gazete mutlaka eve alınırdı.
Kim aynı haberi hangi dilde anlatıyor?
Seçimler bizim için çok önemliydi.
Ben her seçimden sonra streslendiğimi, daha çok küçük yaştan itibaren ağladığımı ya da geleceğim için endişelendiğimi hatırlıyorum.
Ve evet hayatım, hayat kalitem, yaptığım şeyler belki o kadar radikal bir şekilde etkilenmedi bundan.
Hatırlıyorum mesela bir gün bir seçimden sonra bana şöyle demişti babam.
Sen yine aynı hayatını yaşamaya devam edeceksin.
Yine kahveni içmeye, dışarı çıkmaya devam edeceksin.
Ama sen zaten kendi hayatını değiştirmek için değil,
başka insanlar da güzel hayatlar yaşayabilsin diye
politik anlamda bir şeyler yapmak, uyanık olmak, oy vermek zorundasın.
Ben bu bilinçle yetiştiğim için evet mutluyum.
Ama politik anlamda ailemle benzer görüşlere sahip olmak
beni doğrudan papağan gibi ailemin görüşlerini tekrar etmeye de itmedi.
savunduğum politik görüşten insanlarla da ters düştüğüm oldu.
Kendi bizzat oy verdiğim insanları eleştirdiğim de oldu ve olacak
çünkü öbür türlü hiçbir şeyi iyileştiremem.
Zaten sana uyumlu bir ailede yetişmişsin.
O yüzden bu argümanları sunmak senin için kolay olmalı diye de düşünmeyin.
Bazen benzer fikirde olduğunuz insanlarla çatışmak çok daha zorlayıcı olabiliyor.
Ama benim burada şükran duyduğum şey
politik bir bilincin bana küçük yaşta zaten yerleştirilmesiydi.
Bu her ailede böyle olmak zorunda değil.
Ama hepimiz okula gittik, hepimiz lisede, üniversitede okuduk ya da belki üniversiteye gitmedik ama bir iş hayatına girdik, insanlarla kaynaştık, farklı görüşlerden insanlarla olduk.
Ya da hiç kimseyle doğrudan birebir bu konuda bir iletişimimiz olmadıysa bile verilen kararlardan, koyulan kurallardan, yasalardan hepimizin hayatı etkileniyor.
Ve bu işler böyleyken insanların ben apolitiyim, ben politikayla ilgilenmiyorum savunması beni inanılmaz derecede rahatsız ediyor.
Ben bizim apolitik olma hakkımız olduğunu düşünmüyorum.
Ben kimsenin apolitik olma hakkı olduğunu düşünmüyorum.
Bilmiyorum yani Finlandiya'da falan yaşamıyorsanız bence apolitik olmaya hakkınız yok.
Mekanların 12'den sonra müzik çalmaması seni etkilemedi mi mesela?
Ben dışarı çıkmıyorum mu dedin? Tamam.
Çok büyük vergiler geldi alkole. Ya ben alkol tüketmiyorum.
Beni çok da ilgilendirmiyor mu dedin.
Tamam.
Her şeye inanılmaz derecede zam geldi.
Ya ben iyi kazanıyorum.
Ben her zaman 50 liralık alıyorum dedin.
Bir şekilde onu da belki kabullendin.
Tamam.
İnsanlar sokakta öldürülüyor, vuruluyor.
Kim vurduya gidiyor.
Ya ben güvenli bir sokakta, güvenli bir mahallede yaşıyorum dedin.
Ona da tamam.
Ama sen bundan birebir etkilenmiyorsan bile çevrende etkileşimde olduğun insanlar etkileniyor.
Yani sen belki hala huzur içinde kahveni içiyorsun.
Ama kahveni içeceğin bir arkadaş bulamadığında ne yapacaksın?
Kahveni de içebileceğin bir mekan bulamadığında ne yapacaksın?
Yarın bir gün ben kahveyi sevmiyorum o yüzden yasaklıyorum diyen bir sistemin içinde olduğunda ne yapacaksın mesela?
Bu böyle.
Henüz bunun ucu bana dokunmuyor mantığındaki insanları ben anlayamıyorum.
Çünkü hayat bu kadar senden mi ibaret gerçekten?
Gerçekten seni hiç mi etkilemiyor?
Çok güzel bir tweet okudum.
Kartalkaya'daki yangından sonra atılmış bir tweetti.
Önceden kendimi bir şekilde başarılı olursam, kendime bir şeyler katarsam, iyi bir işim, iyi bir eğitimim olursa
bir şekilde kendime kurduğum bir fanusta güzel bir hayat yaşayabilirime inandırmıştım.
Ama artık ne kadar eğitimli, ne kadar başarılı, ne kadar iyi para kazanan biri olsam da hayatımın tehlike altında olduğunu görmek beni çok umutsuzlaştırdı diye.
Aynen böyle.
Sizler ne diyor musunuz ki Kartalkaya'da ölen insanlar, müthiş derecede zengin insanlar.
Müthiş derecede zengin insanlar Bolu'da falan kayak yapmıyor arkadaşlar.
Onların muhtemelen kayak merkezleri var zaten.
Yani bu Eat the Rich olayını da çok yanlış anlıyoruz bence.
Akademisyenler, doktorlar, dişinden tırnağından arttırıp çocuklarıyla, ailesiyle bir tatile gitmek isteyen insanlar
ya da biraz para biriktirmek için orada çalışan insanlar orada öldü.
Ve çok feci bir şekilde öldü.
Yani siz böyle kendinize güvenli bir alan inşa etmek ya bana zaten dokunmuyor bu o yüzden çok da beni bağlamıyor dediğiniz yerde de aslında tehlike altındasınız.
O yüzden apolitik insanlara hiç tahammülüm kalmadı.
Bu buluştuğum arkadaşım bana şöyle bir şey söyledi.
Ya ben zaten göçmen politikalarının bu kadar sert olmasına karşıyım.
Ben ülkemde tabii ki de göçmenlerin olmasına anlayış gösteriyorum.
Bizim zaten göçmenlere ihtiyacımız var dedi.
ve bunun ne kadar ofansif bir cümle olduğunun farkında bile değil.
Ülkesine neden mültecilere ihtiyacı var?
Çünkü İtalya'nın nüfusu genç değil.
Çünkü İtalya'da onların domateslerini toplayacak, tarlada çalışacak,
hamallık yapacak insanlar yok çünkü bunu tercih etmiyorlar.
Okuyan kesim de başka ülkelere gidiyor, daha kuzeye yerleşiyor.
Ben okumuşum, hayal kurmuşum, bir şekilde kendimi kanıtlayıp buraya gelmişim
ve senin bana reva gördüğün şey
senin yüzüne bile bakmadığın işleri bana yaptırmak mı?
Ya da ben sizin genç nüfusunuz yok diye
buraya gelip damızlık hayvan gibi
size çocuk mu vermek zorundayım?
Sizin nüfusunuzu mu gençleştirmek zorundayım?
Halbuki ben belki burada yaşamak bile istemiyorum.
Ben sadece Temmuz ayında mezun olduğumda
kep atarken annem yanımda olsun istiyorum.
Ben sadece annemle çıkıp
kolezyumu görmek istiyorum.
İspanya'da tapas yemek istiyorum.
Ama bize gösterdikleri anlayış,
bize gösterdikleri nezaket, kibarlık, hoşgörü bile o kadar.
Siz bizim işimizi görüyorsunuz o yüzden bize lazımsınız noktasında ki
içine sokulduğumuz duruma bakın.
Şu an dünyadaki hemen hemen her ülkenin çok da iyi bir pozisyonda olmadığını
ya da her ülkenin kendi içinde kendi problemlerini yaşadığını tabii ki biliyorum.
O yüzden bir kıyasa girmek en sevmediğim şey.
Ama asla özdeşimi kuramayacakları
ve umuyorum ki de hiçbir zaman kurmak zorunda kalmayacakları bir şey var ki
bu insanlar farklı bir yere gitmek, farklı bir hayat yaşamak istediklerinde
biraz para biriktirmeleri yeterli.
Ama biz şu an bu noktaya gelsek bile, bir şeyleri hazırlasak, biriktirsek, arttırsak bile
sahip olduğumuz konumdan dolayı insani bir muamele görmüyoruz.
Ve içinde olduğumuz bu muamele böyleyken apolitik olmayı seçen, sessiz olmayı seçen
ya benim söylediklerimle bir şey değişecek mi diyen insanlara karşı çok büyük bir öfke var içimde.
Ve o yüzden eğer biraz olsun ben çok politikayla ilgilenmiyorum diyorsanız
kendinize şunu sorun.
Politikayla ilgilenmiyorsun.
Peki sence seçimler, yasalar, değişen sistem seni hiç etkilemedi mi?
Sistem sana şöyle bir şey söylüyor mu?
Ben bu yasayı değiştiriyorum ama sadece politik bilinci olanlar için.
A politikler çocuk farkında oynamaya devam edebilir.
Hayat sana böyle bir şey söylüyor mu?
Söylemiyor.
Sen verilen kuralların, değişen yasaların, alınan kararların etkisi altında kalıyor musun?
Kalıyorsun.
Her geçen gün paran değer kaybediyor, sahip olduğun pasaport anlamını yitiriyor mu?
Yitiriyor.
O zaman sen apolitik falan değilsin.
Sen sesini çıkartmaktan korkuyorsun.
Ve bu korkuyu da çok iyi anlıyorum.
Ama zaten yerleştirilmek istenen şey bu korku değil miydi?
Annem bu bölümü dinlediğinde çok üzülecek mesela.
Keşke konuşmasaydın bak.
Dikkat et başına bir şey gelecek.
Şimdiye kadar konuşmadım ama başıma bir şey gelmedi mi?
İçinde bulunduğum ülkede kendimi mutsuz hissediyorum.
Geri dönmek çok istediğimde bile korkuyorum.
Başka bir ülkede kalabilmek için bir şeyleri garanti etmek zorunda olduğumu hissediyorum.
Çünkü her an bir şey patlak verebilir.
Konuşmadım belki şimdiye kadar.
Biraz daha temkinli davrandım.
Ne değişti?
Kendimi alınan kararlardan koruyabildim mi?
Hayır.
O zaman konuşmam lazım.
Politik bilincin böyle bir şey olduğunu düşünüyorum.
Mesela bu benim attığım story ile bir şey değişecek mi mantığı?
Atmak istemeyebilirsin, paylaşmak istemeyebilirsin.
Ama bu yine de politik bir bilinç geliştirmenin önüne geçmez tabii ki de.
Kendi görüşlerin vardır, çevrendeki insanlarla bir etkileşimin vardır.
Konuşuyorsunuzdur, harekete geçiyorsunuzdur, etrafında olan biteni biliyorsunuzdur.
Story atmazsın, okey.
Ama oradaki story atmak, elini taşın altına koymak noktasında da paylaşmak istediğim bir şey var.
Ben zaten işte büyük kitlelere hitap eden insanların kesinlikle bir şey söylemesi gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü sen o insanlara hitap ediyorsun.
Onlar bir yerde senin müşterin belki.
Sanatçıysan onlar senin konserine geliyor.
İnfluencer'san onlar senin linkine tıklıyor.
Ve sen kendin belki bu sistemden çok da yanıp kavrulmuyorsan bile senin hitap ettiğin kitle eğer o linke tıklayamayacaksa, o alışverişi yapamayacaksa, o konsere, o filme bilet alamayacaksa sen de aslında yanıyorsun.
Yani en kötü ihtimalle biraz bencil bile olabilirsin ve bir şeyler paylaşabilirsin.
Kendi küçük sörkılımda da neden bu tarz paylaşımları görmek istiyorum?
Çünkü içinde bulunduğumuz düzen o kadar tekinsizleşti ki ben bu insanın benimle aynı yerde olduğunu ya da benim için güvenli bir insan olabileceğini görmek istiyorum.
Bir kadın cinayeti yaşandığında bununla ilgili paylaşım yapan bir insan gördüğümde biraz olsun aynı fikirde olduğumu görmek bana tekinsiz bir sokakta göz teması kurup biraz olsun bana orada güvende hissettiren bir insan varmış gibi hissettiriyor.
O yüzden sessizliği, apolitikliği, bana çok da ucu dokunmuyor diyen insanları anlamıyorum.
Böyle bir insansanız da biraz elinizi vicdanınıza koymanız gerektiğini düşünüyorum.
Çok pesimist bir bölüm oldu farkındayım ama gerçekler böyle.
Bir taraftan ailemin ister istemez Simay bari doktora yap, Simay orada herhangi bir işe gir, bak güvende ol sorularına maruz kalmak.
ama bunların hiçbirinin benim yapmak istediğim, olmak istediğim insanla alakasının olmaması,
güvende olmak ama mutsuz olmakla, mutlu olabileceğim bir yerde yarını çıkarıp çıkartamayacağım bilmemek o kadar kötü iki seçenek ki.
İki ucu boklu değnek dedikleri şey tam olarak bu aslında.
Bunu hak etmiyoruz ya.
Bunu hak etmiyoruz.
Yakın bir arkadaşım bugün Vietnam'a gitti.
Kız arkadaşını ziyaret etmeye.
ve fark ettim ki benim bir Türk olarak
Vietnam'a gitmekmiş, Güney Amerika'ya gitmekmiş,
yok Afrika'ya gitmekmiş,
hiç böyle hayallerim olmadığını fark ettim.
Benim hayallerim Fransa'ya gideyim,
Almanya'ya gideyim,
Must See'nin yerleri göreyim, sonra döneyim.
Yani biz hayal kurabileceğimiz dünya noktasına bile çok sınırlandırılmışız.
Ve o sınırlandırılan hayali bile gerçekleştirmek neredeyse imkansız artık.
Halbuki benim bugün bilet alıp Vietnam'a giden arkadaşımla ne gibi bir farkım var?
Ne gibi bir farkım var doğduğum yer dışında?
Yani siz yarın ekmek 100 lira olduğunda da onu karşılayabilirsiniz.
Bir kahve 500 lira olduğunda ki birçok yerde artık neredeyse öyle zaten.
Yine karşılayabilirsiniz.
Benim param yetiyor diyebilirsiniz.
Yetmesi bir şeylerin yolunda olduğunu gösteriyor mu?
Arttır.
Arttırdığın parayla hayal kur mesela.
Hobilerini gerçekleştir.
Yapmak istediklerini yap.
Yatırım yap.
Ne bileyim başka bir şeye çarçur et.
Bir şeyleri karşılayabilmek bunun sana reva görüldüğü ve senin de sadece buna karşılık geldiğin anlamına gelmiyor.
Biz nedense bunu çok aşamadık bence.
Hayatımın belki de böyle dönüm noktalarından bir tanesinde ve bana verilen bir tane hayat varken
yapmak istediğim şeylerin peşinden gitmek yerine
ama peki ya seçmediklerim arasındaki bir tanesi
gelecekteki benim hayatımı kurtaracaksayı düşünmek
beni mahvediyor.
Gelip gelmeyeceğinden bile emin olmadığım
uzak bir zaman dilimi için
bugünümü heba ediyorum.
O yüzden de
hiçbir zaman apolitik olmayacağım galiba.
Bu da böyle bir bölümdü, böyle bir serzenişti.
Ben kendimi kendime kanıtlamak istiyordum
ama kendimi sürekli başkalarına yeterli olduğuma,
beni zannettikleri gibi olmadığıma kanıtlamaya çalışırken bulmak
beni kendimden çok uzaklaştırdı.
O yüzden apolitik olmayın ya.
Biraz gözünüzü açın bence.
Biraz gözünüzü açalım yani.
Ben o kızım yani.
Bir gün gelecek aşk konuşacağım.
Bir gün gelecek politik bilinç aşılamaya çalışacağım.
Yalnız değiliz.
Ama yalnız bırakılmaya çok meyilliyiz.
Yine de umutsuzluğa alışmayın, yatağa küs girmeyin.
Belki daha parlak bir yarın hakikaten mümkün.
O da konuşursak.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
