
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
hayatta en az bir kere duyduğun o "sen çok değiştin" lafı şimdiye kadar çoğunlukla bir suçlamaydı belki de, biliyorum. ama şimdi o cümleyi dolu dolu bir ÇOK ŞÜKÜRRRR ile karşılama zamanı. ya hep aynı kalsaydın?
Transkript
değişiyorum.
maalesef ve iyi ki değişiyorum.
Maalesef çünkü bazen iyi hissetmeye hiç olmadığı kadar ihtiyacım olduğunda
ve önceden bana iyi geldiğini bildiğim haliyle de yine iyi gelebileceğine inanmak istediğim şeyleri tekrardan karşıma aldığımda
bu bazen önceden çok güldüğüm bir dizi, bazen bana çok iyi gelen bir albüm,
bazen bana kendimi biraz daha iyi ve sıcak hissettirecek bir yemek artık hiç de o kadar iyi gelmiyor.
Hatta belki de ben onu böyle kötü hissettiğim anlarda kullanmak için depolamış ve çok da bitirmemeye çalışmışken
sonra açtığımda en çok ihtiyacım olduğunda bayatlamış olduğunu görüyorum.
Ve o zaman diyorum ki keşke bunu ileride bir gün kötü hissedersem kullanırım diye saklamaktansa
o an bütünüyle tadını çıkartsaydım.
Keşke bitirseydim.
Bunu her şeye uyarlayabilirsiniz.
Bir diziye, bir paket bisküviye, bir arkadaşa, bir sevgiliye.
Keşke kendimi durdurmasaydım.
Keşke bu kadar korkak olmasaydım.
Keşke karşımdakini korkutmaktan bu kadar korkmasaydım.
Keşke içimden geleni içimden geldiği zaman yapsaydım.
Daha doğru bir anı bekledim ve artık daha doğru bir an yok.
gibi hissettiriyor. Böyle çok
düşük hissettiğim dönemlerde
Modern Family'i izlemeye başlamıştım.
Ya da bilmiyorum belki de çok iyi hissettiğim
bir dönemdi. Sadece beni
hissettiğimden çok daha iyi
bir noktaya taşıdığını hatırlıyorum o dizinin.
Bana çok büyük bir konfor verdiğini.
Bugünlerde yeniden
öyle bir sıcak sarılmaya,
bir aşinalığa
özlem duyduğum bir vakitte
yeniden açtım ve
hiç de hissedemedim. Belki de
doğru an değildi. Belki de evet hala
bayatlamadı. Hala
ondan taze taze
tadabilirim ama belki de şu an canım bunu istemiyor.
Bilmiyorum. Ama işte
maalesef değişiyorum. Belki
o bana hala iyi gelecek ama şu an
iyi gelecek şey değil. Bilemiyorum.
Çünkü kendimle yeniden
tanışıyorum. Ama diğer
yandan iyi ki değişiyorum.
Çünkü nısır tutuyorum.
Şekilleniyorum.
Gerçekten büyüdükçe ağaç yaşken
eğilir lafını çok iyi anlıyorum.
Çünkü büyüdükçe gövdem daha da kalınlaşıyor.
Eğilip bükülmesi daha da zorlaşıyor.
Ve bunu çok seviyorum.
Böyle de olmalı.
Tamam diyorum artık galiba bu karakteri bayağı keskin bir şekilde şekillendirdik.
Artık buradan sonra bir şey değişmez herhalde diyorsun.
Belki yer değiştirmesi mümkün olmayacak kadar kök salıyor.
Ama en azından artık o kadar da kırılgan olmuyorsun.
Daha doğrusu kırılgan olmuyorsun değil de o kadar ırgalamamaya başlıyor seni.
Yani rüzgar rüzgarlığından bir şey kaybetmiyor aslında.
Sadece henüz büyümemiş bir fidanı belki daha kolay yerinden ediyor.
Bir ağacıysa sadece yalayıp geçiyor.
Haliyle evet ağaç biraz yaşken eğiliyor ve ben de büyüyorum.
Esnekliğimi yitiriyorum ve iyi ki de yitiriyorum.
Çünkü geçenlerde fark ettim ki çok tahammülsüzleşmişim.
Ama bunu böyle söyleyince kulağa negatif geldiği gibi hiç de negatif hissetmiyorum gerçekten.
Yani tahammülsüzleşmişim dediğimde evet olumsuz bir şey, bir azalma var.
Ama belki de normal seviyelere iniyor.
Aslında o kadar yüksekti ki, o kadar anormal bir seviyedeydi ki bu tahammülsüzleşmek beni belki de normal bir tahammül çizgisine ancak getiriyor.
Her yüksek olan şey çok mükemmel sonuçlar doğursaydı herhalde insanlar kolesterolünü falan düşürmeye çalışmazdı zaten.
Söz konusu bir şeyin fazlasıysa tahammülüm bile fazlası zarar gerçekten.
Artık böyle bir şeylere tahammül edememeye başladım.
Artık sivri dilli bir insan oldum.
Ama bu böyle çok insana delip geçen bir sivri dillilik değil.
Sadece ben çok köşesizdim bence.
insanların açtığı sınırları onlara hatırlatmak yerine sınırlarımı daraltmaya belki de daha meyilliydim
ve bir gün baktım çok küçücük bir alandayım
kendimi sanki böyle o sınır çizemediğim şeylerle bir duvarın arasına sıkıştırmışım
şimdi değiştikçe sanki üstüme üstüme gelen her şeyi kendimden uzaklaştırıyorum
ve bu da duyulduğu gibi negatif değil aslında
Evet bir şeyleri ittirmek, uzaklaştırmak, tahammülsüzleşmek ne kadar olumsuz şeyler çağrıştırıyor ama aslında sadece insanlara çoktan olmaları gerektikleri, çoktan durmaları gerektikleri yeri gösteriyorsun.
O yüzden bu değişimi de seviyorum iyi ki diyorum. Belki artık tekrardan onu karşıma alamayacağım onu hissedemeyeceğim o değişen eski versiyonumla tam anlamıyla vedalaşamadığım için içimde bir keşke ya da bir maalesef kalıyor.
ama diğer yandan değiştiği halde bu yeni versiyonuyla tanıştığım kızı da sevmeye başlıyorum.
O yüzden de iyi ki diyorum.
Ve bu maalesef ve iyi ki hayatımın çok fazla şeyinde hissettiğimi de düşünüyorum, görüyorum.
Hepiniz en az bir kere sen çok değiştin lafını duymuşsunuzdur.
Duymalısınız da.
hala duymadıysanız bence bir gün duyacaksınız ve o zaman çok büyük bir ölçüde de tamamlanacaksınız.
%100 böyle olmasa da çok büyük bir çoğunlukla sen çok değiştin cümlesinin
genellikle artık sizi yeterince suistimal edemeyen insanlar tarafından söylendiğine inanıyorum.
İnsanlar sizden istediklerini alıştıkları hızda alamadıklarında
hatta hiç alamadıklarında artık onlar için eskisi kadar ulaşılabilir olmadığınızda
sizi belki de değişmekle suçlayacaklar ya da suçladılar.
Aslında bir yerde çok da yanlış değiller.
Evet değiştin, farklı bir şey yapıyorsun.
Ama bu bunun başından beri yapman gereken şey olduğunu değiştirmiyor.
Sen aslında sadece akıllandın.
Sen aslında sadece burnun sürtüle sürtüle öğrendin.
Ben fark ettim ki insanlar aslında söyledikleri kadar açık iletişime açık değiller.
Herkes açık iletişimin çok önemli bir şey olduğunu söylüyor.
Herkes benimle ilgili bir problemim varsa söyle tamam mı?
Ya da benden bir şey istersen söyle tamam mı falan.
Açık iletişim.
Eğer bir şey beni rahatsız ettiyse söylemeliyim.
Eğer seni rahatsız ettiysem bunu bilmeliyim falan.
Hiç de öyle olmuyor.
Alttan almaya çalışıyoruz.
Hatta belki de bir gün biriktire biriktire çok daha büyük patlamak istediğimiz için alttan alıyoruz.
Bilmiyorum ama alttan alıyoruz.
Neyse bir kereden bir şey olmaz diyoruz
Hadi bu seferlik ben toplayayım
Hadi bu seferlik uyar mıyım
Ya da yok ya ben baştan gerçekten
Bu açık iletişimi sürdüreceğim
Bunu başlatacağım
Ve ilk hatasını söyleyeceğim karşımdakine
Belki unuttu, belki bilerek yaptı
Belki farkında değil
Ama bunu yanlış yaptın
Ya da ben bunu istemiyorum diyeceğim
Diyoruz, yapıyoruz
Ve şöyle bir şeyle karşılaşıyoruz
Tamam da bir kere oluyor
Yani buna o kadar alışığız ki zaten belki de otomatikman karşımızdaki tamam da bir kereden bir şey olmaz diyecek diye ya da demeye hakkı var diye genellikle bir şeyleri sineye çekiyoruz.
Sonra ne oluyor?
Aslında söylemediğimiz şeyler, bizi rahatsız eden hiçbir şey öyle sizin onu bıraktığınız yerde kendi kendine kaybolmuyor ya da birisi sizin yeriniz onu taşımıyor, onu yaşamıyor.
Onlar içinizde birikiyor.
Ve bu sefer belki de hiç vermeyeceğiniz tepkiler veriyorsunuz.
Belki de bu sefer hiç olmadığınız kadar sert bir dil kullanıyorsunuz.
Ya da belki de artık tahammül sınırlarınızın gerçekten yeniden çizilmesine ihtiyaç duyuyorsunuz.
Evet bu değişmek.
Evet belki bunu yaptığınızda karşınızdaki sizi değişmekle suçlayacak.
Nitekim şuna da kızamıyorum.
Bazen böyle insanlara gereğinden fazla anlayış gösteriyorum.
Sonra artık bir gün bu böyle olmayacak deyip orada sınırımı çizmek istediğimde karşımdaki tabii ki de bana ama şimdiye kadar hiç böyle değildi diyor.
Karşımdakinin içine girdiği beklentiyi de ben kendi kendime yaratıyorum.
Aslında biraz kendimin enayisi oluyorum.
Ama işte artık bunu yapmak istemiyorum ve artık bunu yapamıyorum da.
İstesem de tolerans gösteremiyorum.
İstesem de bazı sınırları çiziyorum.
Çünkü kabuk bağlıyorum.
Gövdem kalınlaşıyor, büyüyorum. Artık rüzgar beni o kadar da eğip bükmüyor. Artık insanların beklentilerini karşılayamazsam ya da onlara hayır dersem beni eskisi kadar sevmezler ya da onların onayını alamam diye çok da korkmuyorum.
Çünkü eğer beni sevdilerse zaten hayır deme ihtimalimin de var olduğunu bilecekler. Zaten hayır diyenin de reddedenin de bu sefer yapamam bu kez olmaz diyenin de ben olduğumu bilecekler ve beni ben olduğum için seven birisi yanıtlarımla da sevecek diyorum en azından.
buna inanmak istiyorum.
Tabii ki de hala benim için
tolerans seviyemin çok yüksek olduğu insanlar var.
Ama en azından eskisi kadar kalabalık değiller.
Hayatıma baktım, arkadaşlarıma
ve son dönemde
aslında zaman zaman içine düştüğüm melankoliyi
belki de giderek derinleştirenin
kendim olduğunu fark ettim.
Aslında biraz da belki o dramayı sevmemden
ya da belki de birazcık
o üzüntüyü dibine kadar yaşamaktan aldığım
küçük bir hazdan ötürü. Bilmiyorum.
Ama kendimi
kötü hissettiğimde sanki
tam anlamıyla yalnızım.
Kimsem yok. Kimsenin umurunda
değilmişim gibi düşünmeye daha meyilli
oluyorum. Ama fark ettim ki
aslında istesem de istemesem de
sevdiğim insanlarla
kendimi bir yerde kuşatmışım.
O yüzden böyle dört tarafım
bu insanlarla sarılmışken
yalnız olduğuma, sevilmediğime
kimsenin beni umursamayacağına
kendimi inandırmak sadece kendimi
kandırmak olur. Hala bazen
yalnız hissediyorum. Doğru.
Çünkü yalnız hissetmek
etrafınızın ne kadar kalabalık
olduğu ile anlaşılabilir bir şey değil her zaman.
Bununla ölçülmüyor.
Evet hala bazen yalnız hissediyorum.
Ama
hissettiğim şey yalnızlıksa onu yaşamak
istiyorum. Kendimi hiç sevilmediğimle
kandırmak istemiyorum. Önceden
bunu yapmaya daha meyilliydim.
İşte bu da iyi ki değişiyorum
dediğim yerlerden bir tanesi.
20 yıllık bir arkadaşım var.
Sanırım hayatımda en uzun süreli arkadaşım.
Hiç kopmadığımız, hayatımızın her dönemlerine şahit olduğumuz, belki daha uzak, belki daha yakın.
Ama 20 yıldır kesintisiz bir şekilde birbirimizin neredeyse attığı her adımı biliyoruz.
Birçoğunda yanındaydık çünkü.
Bir 10 gün sonra beni ziyarete gelecek ve çok başka yerlerdeyiz.
O Amerika'da, ben İtalya'dayım, en son Türkiye'de görüştük.
En son iki iki buçuk yıl önce buradaydı yanımdaydı
Ben buraya ilk taşındığımda ne yapacağımı bilmezken
Ve ben de bu şehri hiç bilmiyordum
Onunla anlamaya onunla gezmeye çalışıyordum
Şimdi e neredeyse avcumun içi gibi biliyorum ve tekrardan buraya geliyor
Sadece iki günlüğüne sadece iyi olduğundan emin olmak istediği için
Sadece bundan bir hafta on gün önce telefonda konuşurken
İyi hissetmediğimi söylediğim için
Şimdi böyle bir şey varken kendimi sevilmediğime ikna etmeye çalışmak çok büyük bir haksızlık olur. Evet toleranssızlaşıyorum, tahammülsüzleşiyorum ama bazı insanlara karşı ve gereğinden fazla gösterdiğim tahammülü artık biriktirmeye, tutumlu olmaya ve hiç de bu tahammülü hak etmeyen ya da buna ihtiyacı olmayan, bunu göstermek zorunda olmadığım insanlara harcamaktansa biriktirerek
Hayatımdaki bu insanlara dağıtmak istiyorum
Beni sırf kötü hissettiğim için
Görmeye gelen bir arkadaşıma
10 tahammül gösteriyorsam
Şimdi 15 göstermek istiyorum
Yeter ki o 5'i
Manasız insanlara artık dağıtmayayım
Ben hemen hemen her şeyle ilgili playlist yaparım
Ve sonra belli bir süre sonra onların arasına gezerim
2017'de ne hissettiğimi
2020'de kime aşık olduğumu
hangi buhranlardan geçtiğimi
ne zamanlar çok keyifli olduğumu
o playlistlere bakarak anlıyorum.
Benim de biraz günlüğüm orası.
Bazen o şarkıları dinliyorum.
Bunun nesini beğenmişim diyorum.
Bazen bu şarkıyı ben nasıl keşfettim diyorum.
Kendimle gurur duyuyorum.
Aşık olursam dinleyeceğime dair yaptığım
bundan birkaç sene önceki bir playlisti dinlerken
keşke değişmeseydim diyorum.
Maalesef değiştim diyorum.
Çünkü belki ben aşık olana kadar
artık o şarkılar bana aşık olmakla ilgili hissettirmeyecekti ve öyle de oldu.
Yani tekrardan aşık olduğumda ve o playlist'i açtığımda
hiç de öyle hissetmiyordum, hiç de o şarkılar hissettiğim şeyi tanımlamıyordu.
O o zamanki Sima'yın aşık olsaydı dinleyeceği bir playlist'ti, olamadı.
O da öyle kaldı.
Ama diğer yandan da iyi ki değişiyorum.
Hayatımdaki insanlar değişiyor, ilişkilenmeler değişiyor.
Bazen şarkılar aynı kalıyor.
O şarkıyı dinlerken düşündüğüm insan değişiyor.
Hiç unutmuyorum.
Erasmus'tayken Napoli'de bir erkek arkadaşım vardı.
Roberto.
Hayatımdaki herkes ona bir şekilde hakimdir.
Bende ki etkisi çok büyüktür.
İyi kötü orası tartışılır ama
günün sonunda ne yaparsa yapsın
beni Napoli ile tanıştırdığı için
ona her zaman müteşekkir olacağım ama
bir gün böyle bir şarkı dinlerken
bir anda çok sinirlendi.
Ve dedi ki ben seni bunun bir playlistinde görmüştüm.
Eski sevgiline yaptığım bir playlist.
Sen bu şarkıyı dinleyince kesin onu düşünüyorsundur.
Öyle çok sinirlendi, çok üzüldü, kıskandı falan.
Çok gülünç geldi bana o an.
Tabii ki kızdım da yani böyle bir şeyin kıskançlığına.
Çünkü dedim ki yani ben bir şarkıda sadece bir insanı düşünebileceksem ve sonra o insan hayatımdan çıkınca o şarkıyı bir daha hiç dinleyemeyeceksem hiçbir şey dinleyemem ki.
Çünkü sürekli şarkı dinliyorum.
Sürekli bir şeyler dinlerken bir insanı düşünüyorum.
Onunla ilgili senaryolar kuruyorum ya da şanslıysam ve anılarım varsa onlara geri gidiyorum.
Bazen şarkılar aynı kalıyor insanlar değişiyor.
Allah biliyor ben bir şarkıda kaç farklı insan için gözyaşı dökmüşümdür.
Kaç farklısında işte tam olarak bu insan bu şarkı deyip sonra aynı cümleyi bir başkası için kurmuşumdur.
Ama şimdi düşünüyorum da o kadar da haksız değildir Roberto.
Çünkü belki kendisi bunu gerçekleştirdi, kendini gerçekleştiren bir kehanete yol açtı ama
o öyle söyledikten sonra belki de hiç de öyle olmayışıyla bir şekilde o şarkı benim eski sevgilimle kodlandı kafamda.
Şimdi de bazen böyle bir şarkı dinlerken zihnimin derinliklerinden başka bir insanın,
başka bir anının patlamasına, bir anda ön plana çıkmasına ve böyle spot ışıklarının altına geçmesine bayılıyorum aslında.
sanki böyle galerinizde gezip videoları izlemek gibi
ya da o live fotoğrafları
fotoğraflara biraz basılı tutunca
o birkaç saniyelik anı yakalayıp
böyle olmuş demek gibi
bu özelliğimi çok seviyorum mesela
belli bir yerden sonra
unutmayı
sonra hatırlayabildiğim için çok seviyorum
dolapta bir anda dondurma olduğunu
hatırlamak ve tam da
ihtiyacınız varken aslında
onun orada olduğunu bilmek gibi
unuttuğunuza şükrediyorsunuz çünkü eğer
unutmamış olsaydınız onu çoktan tüketirdiniz.
Ama unuttunuz ve
tam da ihtiyacınız varken hatırladınız.
Ya da belki de ihtiyacınız yoktu.
Her şey yolundaydı.
Ama şimdi gününüz çok daha güzel geçecek.
Böyle bir şey.
O yüzden unutmayı çok seviyorum.
Sonra hatırlıyorum.
Bir yerde
belki negatif şeyleri unuttuğum için
çünkü bunları taşımaya dair
hafızamın belki daha kısıtlı
olmasından negatif şeyleri
unutuyorum. Güzel anıları
hatırlıyorum. Zaten böyle
ne kadar fazla kötü şeyin fotoğrafını
çekmişizdir ki ne kadar fazla kötü olayı
videoya almışızdır.
Genelde güzel anların, hatırlamak
istediğimiz şeylerin fotoğrafını, videosunu çekiyoruz.
Ben de işte böyle bir şarkıyla
kafamda o insanın klasöründe
böyle bir klip açıyormuş gibi hissediyorum.
Bazen tabii
çok güzel şarkıları
çok manasız
insanlara heba ediyorum. Sonra
bir şekilde onu da değiştirmenin yolunu buluyorum.
İyi ki değişiyorum.
İyi ki başka şeyler yaşıyorum.
Şarkıları kimsenin belayetine bırakmamış oluyorum.
Aylar sonra hatta belki de İtalya'ya taşındığımdan beri
yıllar sonra ilk defa kendi başıma, yalnız başıma evdeyim.
Ben uzun yıllar tek başıma yaşadım.
Sonra tekrardan öğrencilik hayatıma dönünce ve İtalya'ya taşınınca
ister istemez başka insanlarla yaşamaya başladım.
O yüzden böyle tabii ki bazen ev arkadaşlarımın evden çıktığı benim evde tek olduğum anlar oluyordu ama belli bir süre sonra geleceklerini bilmek iki ayağıma bir pöpüce sokuyordu.
Şimdi podcast kaydedeceğim ama bir saatim var bir saat içinde güzel bir bölüm çıkartmalıyım paylaşmak istediğim bir şey yapmalıyım ya da belki de odamı temizleyeceğim.
Canımın isteyip istemediğin hiçbir önemi yok onlar gelene kadar işlerimi bitirmek zorundayım.
Hep böyle bir deadline var ve bu çok da yalnız hissettirmiyor.
Aslında yalnız olmanın, yalnız yaşamanın en güzel tarafı zamanın esnek olabilmesi, zamanı bükebilmeniz.
Günün birisi uyanıp kapıları çarpmaya başladığında değil, siz gözünüzü açtığında başlaması.
Çok uzun bir süre sonra hem Türkiye'de hem İtalya'da baktığımızda bu olana ilk kez sahip oluyorum.
ve bu bölümü de o yüzden
Türkiye'de saat neredeyse
sabah dörtgen kaydediyorum.
Çünkü kimseyi uyandıramam.
Çünkü hiç böyle
geç bir saatte bir bölüm kaydetmeye
kalkıp acaba komşular rahatsız oluyor mu
onlara ses gidiyor mu diye deneyimleyecek
kadar bile zamanım olmadı.
İlk kez hakikaten İtalya'da tek başıma
yaşıyormuş gibi bir deneyim yaşıyorum.
Evi istediğim gibi temizledim.
Birkaç şeyi istediğim gibi dizayn
ettim. Hemen bir poğaça
yaptım mesela. Şimdi de bir podcast
kaydediyorum. Çünkü kafamın içinde vardı.
Bugün bir bölüm kaydedeceğim ama ne zaman,
ne zaman, ne zaman? Kısmet
gecenin ikisi neymiş? Ama mesela
yıllar sonra ilk kez
yalnız yaşıyor gibiyim. En azından
bir süreliğine böyle olacak. Sonra İstanbul'da
tekrardan yalnız yaşamaya döneceğim.
Ama
daha öncesinde yalnız yaşamış olmam,
daha öncesinde İstanbul'da yalnız
kalmış olmam. Şimdi benzer bir
deneyim olacağını ya da
Deneyim benzer olsa da duygularımın benzer olacağını garantilemiyor.
Mesela şu an olduğum insanın yalnız yaşamaya olan bakış açısı çok daha farklı.
Önceden bu sıkılana kadar sahip olduğum ve arada arkadaşlarımla, misafirlerle ya da başka yerlere misafir olarak bozduğum bir sessizlikti.
Şimdi buna gerçekten ihtiyacım var.
Şimdi gerçekten eğer haftaya başlamadan önce ve haftayı bitirmeden önce kendime ayıracağım yalnız bir zaman yoksa o haftayı çok kötü geçiriyorum
Kendime zaman ayırmak bir lüksten ziyade bir ihtiyaç haline geldi
Ara ara kendime yaptığım bir jest değil bir zorunluluk haline geldi
Çünkü değişiyorum
Çünkü artık insanlara kafam kaldırmıyor
artık gerçekten
iki gün üst üste dışarıdan yemek söylersam
bütün dengem bozuluyor
artık cidden keyfi bir şekilde
ortada hiç de öyle bir problem yokken
haberleri izliyorum
annemler dinlediğinde
çok sıkıcı şarkılar dediğim şeyleri
bazen arkada bana konfor versin diye açıyorum
büyüyorum
ve buna şahit olmak çok
duygusal geliyor bana
bilmiyorum belki hiç ebeveyn olmayacağım
belki tam anlamıyla bir canlıyı büyütmeyeceğim
üç buçuk yıldır
bir kedim var
ama onu sahiplendiğimizden beri
ben de çok evde olmadım
o annemin kedisi
benim evladım değil ben onun ablasıyım gibi hissediyorum
haliyle onunla çok zaman
geçirmiyorum onu tatillerde görüyorum
onu şımartmaya çalışıyorum
ve baktığımda
büyüttüğüm tek şey
benim aslında
ben onu büyütüyorum
Bazen ufal da cebime gir diyorum.
Bazen özlüyorum.
Böyle annem bana şey derdi.
Senin o bebekliğini çok özlüyorum bazen.
Seninle oturur evcilik oynardık.
Kahve saatleri yapardık.
Aslında baktığımızda hala aynı şeyleri yapıyoruz.
Hala kahve saati yapıyoruz ama artık ben gerçek bir kahve içiyorum.
Artık sigara içiyorum annemin karşısında.
Ya da bazen gerçekten evcilik oynuyoruz.
Benim üstüme almam gereken bir doğalgaz oluyor.
Fatura ödemem gerekiyor.
artık beyazları kaç derecede yıkayacağımı daha iyi biliyorum
hala aynı şeyi yapıyoruz aslında
sadece ben artık 3 yaşında değilim
27 yaşındayım
yaptığımız şey aynı olsa bile mesela
değişmediğini söyleyebilir miyiz
çünkü bu kadın beni büyüttü
ve bakınca şahit olabileceğim
büyütebileceğim tek şey de bendim
ve yaptım bunu
belki sadece yeni yeni fark ediyorum
belki sadece otomatik olduğu için
ona çok da dikkat kesilmemiştim
Bu değişimin bir şekilde bir parçası oluyorum.
Ve bunu çok seviyorum.
Bazen maalesef.
En çok da ne zaman maalesef biliyor musunuz?
Çok inciniyorum.
Belki çok kalbim kırılıyor, terk ediliyorum.
O kadar çok kez başıma geldi ki.
Ağlıyorum, üzülüyorum, arkadaşlarımla konuşuyorum.
Sonra hayaller kurmaya başlıyorum.
Şöyle olacak, böyle olacak, bir gün şurada karşılaşacağız falan.
Tam böyle geçen sene bu zamanlar birisiyle tanışmıştım mesela.
Çok hızlı, çok güzel, çok keyifli, çok heyecanlı yeni bir ilişkilenmenin içinde gibi hissediyordum kendimi.
Böyle İtalya'ya geleceğim gibi büyük büyük laflar ki bunu çok duyarsınız yurt dışında yaşıyorsanız ama çok gerçekleşmez.
Halav gerçekleşti.
Benim için çok şaşırtıcıydı falan.
Sonra bir şekilde kötü bitti.
Ben tabii biraz geride kalan, üzülen oldum.
belki karşımdaki de çok üzüldü ama
ben bunları konuşmaktan
bunları söylemekten daha kaçınmayan taraf oldum
sonra işte
bir gün karşıma çıkacak bir gün çok pişman olacak
bir gün şöyle olacak falan
sonra değişiyorsun ve artık
o insanın üzülüp üzülmemesi umurunda bile olmuyor
çünkü
maalesef devam etmek zorunda oluyorsun
yeniden seviyorsun
ne bileyim ya da sevmeyi bırakıyorsun
başka şeyler giriyor
işin içine
ağlayacak üzülecek düşünecek zamanın oluyor ama deadline'lar seni bekliyor.
Belli bir süre üzülebiliyorsun falan.
Sonra bir bakıyorsun belki o hiç pişman olmadı.
Belki de o beklediğin pişmanlık, beklediğin özür hiç gelmeyecek diyorum kendime.
Ya da en kötüsü gelecek ve bende hiç o istediğim etkiyi, kurduğum hayali yaşatmayacak.
İşte bu maalesef değişiyorum dediğim yer.
geçmişteki halime
değişmeden bir önceki versiyonuma
hayatın hala borçlu olduğu şeyler vardı
bazı insanların hala borçlu olduğu özürler vardı
ve onları belki de hiç duyamayacağım
ama iyi ki değişiyorum
yeni hayaller, yeni senaryolar
hatta belki de yeni kalp kırıklıklarının doğurduğu
yeni özür beklentileri
ve sonra ne oluyor?
bu sefer onları senaryo kurmaya başlıyorsun
ve aslında umut ediyorsun
Umarım bir kez olsun andayken değişmeden, geride kalmadan, aşmak zorunda olmadan ya da ben o engeli aşmadan o özrü alırım.
Buna ihtiyaç duyuyorsun.
Ve galiba bu umarım geç kalmaz, umarım zamanında gelir, umarım ben değişmeden, ben bırakmadan gelirler.
İnsanı da biraz o değişmek ve hala aynı kalmak arasında tutan şey.
bir yarın böyle yavaş yavaş değişmeye başlarken ve o değişim böyle seni sararken
hala diğer tarafta köklerine tutunmaya çalışıyorsun.
Maalesef değişiyorum çünkü bazen değişmek zorunda bırakılıyorum.
Duygularımı değiştirmek zorunda kalıyorum.
Bazen karşılıklı bulduğum bir sevme eyleminde yalnız bırakılıyorum
ve artık benim de bir yerden sonra bırakmam gerekiyor tek başıma bu sevmeyi.
Sürdüremeyeceğimi fark ediyorum.
Ve maalesef değişiyorum. İstemeye istemeye bazı şeyleri bırakıyorum. Ama iyi ki de değişiyorum çünkü bu acıya daha fazla katlanamazdım.
Bazen siz acıyı bırakamadığınızda, siz o üzüntüye saplanıp kaldığınızda zorla değişiyorsunuz.
Bir şey sizi zorla o saplandığınız yerden çekip çıkartıyor. Belki çiziliyorsunuz, belki o hengamede biraz darbe alıyorsunuz.
orada bir arbede yaşanıyor ama o değişim sizi saplandığınız şeyden zorla çıkartıyor.
O yüzden iyi ki değişiyorum çünkü aslında belki de sınırlarım zorlandığında o değişim beni kurtarıyor.
Bu bazen yeter artık yapmayacağım, yeter artık orada olmayacağım demekle kendini gösteriyor.
Bazen tamam artık daha fazla ağlayamayacağım dediğinizde.
bazen bir şans daha verebilirim demek de belki geçiyor değişmek.
Belki kimimizin tahammülü düşerken
belki de tahammülü yükselmesi gerekenler de daha sabırlı,
daha anlayışlı, daha geniş alanlar açan bir insana dönüşüyor.
Bu değişimleri yaşarken
belki biz tahammülümüzü azaltırken
aslında tahammüle ihtiyacı olan insanların o fazlalığı almasını sağlıyoruz.
Belki böyle böyle insanlarla eşitleniyoruz ve dengimiz olan birisiyle karşılaşabileceğimizi hayal ediyoruz.
O yüzden bugün fark ettim.
Çok net bir şekilde fark ettim.
Değişiyorum.
Akşama köfte yaparım diye buzluktan sabah indirdiğim kıymaya bakıp ama ben şimdi hiç köfte yemek istemiyorum gidiyorum birkaç saat sonra.
Değişiyorum.
Umut ediyorum.
kıymayı indirip akşamına yapmakta ama az geçtiysem
belki bir gün bunu da bırakabilirim.
Belki bir gün buna da dur diyebilirim.
Ya da belki bir gün buna da şans verebilirim.
Kendinizde böyle çok radikal değişiklikler yakalayamıyorsanız
ya da o büyülü sen çok değiştin lafını henüz duymadıysanız
değişimin küçük şeylerde de pekala olabileceğine biraz göz açmakta fayda var.
Belki bu böyle bir anda çok radikal bir değişiklik yaparak kendini gösterecek bir değişim değildir.
Belki de bir anda kahkül kestirmeye karar vermenizde,
bir gün bir anda yıllardır aynı şekilde duran yatağınızın artık duvara değil de cam ayaslı olmasına karar verdiğinizde,
bir anda sigarayı bıraktığınızda ya da belki de başladığınızda.
Ama değişim aslında çok küçük şeylerdi.
ve o kadar fazla oluyor ki
değiştiğiniz noktalara bakmaya karar verdiğinizde
ona bakana kadar geçen zamanda bile
asla bir önceki siz olmayacaksınız.
O yüzden değişiyoruz.
Maalesef ve iyi ki.
Böyle bir bölümdü.
Bence çok da güzeldi.
İnsanın gerçekten biraz da evde yalnız kalmaya ihtiyacı varmış ki
odayı biraz da düşünceleri doldursun.
Umutsuzluğa alışmayın, yatağa küs girmeyin.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Harika bir konuğum var.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
