
Sevgili arkadaşım Ezgi ile kendi değimiyle bir köy beraber büyüttüğü bebeği, markası Esora'yı, kendi dünyasını kuran bir kadın olmayı ve elbette aşkı konuştuk. pembe koltuğuna sığışmaz mıydınız?
Transkript
Merhabalar. Herkese merhaba.
Çok alışık değilim. Ben uzun süredir videocast yapmıyordum.
Yani bu da yapabilecek miyim? Editleyebilecek miyim? Çok emin olmamakla birlikte.
Bugün sevgili Ezgi Sezer ile birlikteyiz. Namıdiğer Esora ile birlikteyiz.
Nasılsın? Ben artık bu mikrofonu şöyle ortamıza koyup kendi koltuğuma böyle arkama yaslanıyorum.
iyiyim
ayağımla da tutayım
heyecanlandım
bu bir hayal
sen Serhat'ı bilir misin?
tabi tabi tanırım
ben hiç podcast dinlemiyorum aslında
bende
hiç podcast dinlemiyorum
Ece dolayısıyla seninle konuştuk
dedim madem öyle ben bir podcast dinleyeyim
bu arkadaşın
madem arkadaş oluyoruz biz terapistim değil de
diye
podcastlerini dinlemeyi öyle başladım
Sonra çalışırken inanılmaz aktı.
Zaten dinlediğim zaman çalışırken dinlemeyi seviyorum podcastı.
Evet Tiafa böyle kendi kendime bir şey yaparken aynen bence de.
Senle sanki konuşuyormuşumcasına.
Öyle dinlemeye başladım.
Sonra katıldım dediğin her şeye.
Aramıza hoş geldin.
Hoş bulduk.
Ben de yani senin zaten internetteki markanı, sonra oradan dolaylı bir yerden kişisel hesabını,
senin hayatını bir şekilde aslında çok ortak insan var bizim hayatımızda.
Onlardan görüyordum.
Ama şeyi çok tahayyül edemiyordum.
Acaba iyi anlaşır mıyız?
Nasıl anlaşırız?
Çünkü şeye çok denk geldim İstanbul'a taşındığımdan beri.
Çok iyi anlaşacağımı düşündüğüm insanlarla anlaşamamadığım çok oldu.
Ya da böyle hiç sevmem bu kelimeyi ama sektör denilebilecek bir şey içinde.
Çok böyle bazen insanların kötü gününe denk geldiğim oldu.
Bence bu beni biraz da böyle belki de bu bölümü çok önceden de çekiyor olabilirdik.
Ama belki de ya böyle bir markası olan bir kız var.
Ben de onu konuk olarak alayım demekten alıkoydu.
Ama bugün yeni arkadaşlar olarak böyle bir şey yapmamız belki de daha iyi bir zamanda mı oldu?
Bence de.
Hoş geldin.
Hoş bulduk.
Teşekkür ederim.
Ben önce bir kendinden bahset isterim.
Yani bence Ezgi'yi tanıyorsunuz.
Esora markasından.
Hem kendin hem Esora'nın doğuşu.
Yanınızda Arna da var.
Ben uzun bir süredir iki konuk aynen daha uzun.
Arama diyecekler olacak.
Aynen eminim olacaklar.
Hiç bayadır çok fazla statement'a bulundum.
O yüzden sana bırakıyorum.
Tabii mikrofon sende.
Ben Ezgi.
27 yaşındayım.
Bir anda yaş aldım.
Ben 28'im.
Ne zaman oldun?
Ocak'ta, Mart'ta.
Ben Eylül.
29'a çok daha yakınım artık.
Ben Eylül.
Ama 28 hissediyorum.
Ben zaten 27 yaşıma girince 28...
Bir ayağın çukurudan.
Aynen.
Aynen öyle.
Bir ayağım çukurda yani.
27 yaşındayım.
İstanbul'da doğdum. Burada büyüdüm.
Burada yaşıyorum şu anda.
Ben de İtalya'da Erasmus yaptım bu arada.
Gerçekten nerede?
Milano'da. Tam senlik.
Okul oraya götürüyordu.
Oraya gönderiyordu.
Bayağı sevdim. Hayatımı değiştirdi benim de.
Senin kadar olmasa da.
Dedim ki artık benim şey gibi.
Napoli'nin bile dili olsa
o kadar değil.
O kadar değil ama
falan hani gözünde büyütmüşsündür
bir erkeği illaki.
Hani Napoli'yi yine böyle
neyse
Napoli illaki mesela böyle söyleyecektir
ama
bence o sadece şehrimize verdiği değil
bizim de ondan bir şeyler alasımız varmış
diyelim. Kesinlikle.
Oradaki zaten hani şehrin ötesinde de
benim için yani arkadaşlıklarım
inanılmaz
hayatımı değiştirdi yani. Orada kendi
başımı kurmaya çalıştığım hayat ilk defa
Üniversitede de ailemle yaşıyordum çünkü İstanbul'da oldukları için ve üniversitede burada okuduğum için.
İlk defa her şeyden merkezden uzak bir hayat deneyimledim.
O benim hayatımı değiştirdi.
Neyse moda tasarım mezunuyum.
İstanbul'da okudum az önce dediğim gibi.
Ve moda tasarımcısıyım aslında mesleğim bu.
Takı tasarım hakkında uzun bir eğitimim olmamıştı.
Sektör içinde yani tasarımcı olarak ne kadar? 5 sene kadar çalıştım galiba.
2 sene full time çalıştım. Sonrasında freelance çalıştım.
Farklı farklı markalara tasarım hizmetleri sundum.
Tekstilin yanında ayakkabı, çanta gibi ürünler de yaptım.
Tasarımcı olmak da benim hayalimdi çocukluktan beri.
Yani bir şey yap, bir şey yaratmak hayalimdi diye.
Kendinden bir şey olacak yani.
Kesinlikle. Hep çocukluğumdan beri
resim yapıyordum, çizim yapıyordum.
Tasarım yapıyordum. Bir şeyler
dikiyordum, toka yapıyordum, yastık
dikiyordum, baskı yapıyordum. Hani hep
hiç kimse şaşırmadı zaten. Arlo yapma
olur mu?
Ses geliyor. Çok tatlı bir
şey. Bir doku.
İstiyordum
zaten yani.
Sonra işte işe başlayınca falan bu böyle
rutinleşince aslında tasarımdan
çok fabrika gibi bir şeye
bir şey yaratmak ve üretmekten çok
fabrika hissi oldu ve bu beni mutsuz etmeye başladı.
Farklı insanlarla çalışmak, onların brieflerine göre çalışmak,
kendi tasarım dilinin aslında ürünlere yansıtmaması
çünkü bir ısvarlama üzere ürün yapmak.
Onu benimsemek daha mı zor oluyordu?
Orada ortaya çıkarttığın şeyi.
Evet, kesinlikle.
Mesela belki de marka seni hiç temsil etmiyor
ama sen iş için onu yapmak durumundasın
ve günün sonunda o ezginin bir yerde de imzasını taşıyor.
Evet, kesinlikle.
tam olarak öyle oluyordu.
Yapıyorum işte. Erkeklere tişört.
Ne gibi?
Ve ona rağmen giymeyi bilmiyorlar.
Evet ona rağmen. Aynen öyle.
Ben de giymiyordum çoğu şeyi.
Aynen onu diyecek. İtselleştirmemek
çok zor ki. Şey de sıkıntı
zaten. Hani
beyaz yakı olmak zorunda da değilsin.
Belki daha esnektir ama günün sonunda
bir markanın ya da bir patronun altında
çalıştığında onu benimsemek
de problematik geliyor bana.
Hani çok böyle
çalıştığı şirket sanki onunmuş gibi
benimseyen insan kaynakları çalışanları
olur ya o da bir yani ne?
O da problemli.
Ama senin gibi ortaya günün sonunda
bir üretim çıkartan bir yerde benimsememek
de çok. Dilemma yani.
İlk yıllarımda çok benimsiyordum
bu arada. Hani ürün benim ürünüm
falan gibi değil de hani tasarım olarak değil de
kalite olarak. Biz yaptık. Biz yaptık.
Bunu biz ürettik. Hala derim bu arada.
Üstündekini ben yaptım bu arada.
Hala derim ama hani her kontekste
söylemem bunu.
hani mesela sokakta tanımadığım
birini görünce böyle
falan oluyorum sadece ama hani diğer
cümleler için konuşuyorum Esora harici.
Evet.
Esora'yı görünce peki gidiyor
ama zaten seni tanıyordur Esora
kızları. Bazısı tanıyor, bazısı
tanımıyor. Bazısı belki de tanımıyormuş gibi
yapıyorum. Ben ama şöyle hani
şöyle falan diyorum insanlara.
Nereden aldın?
Rahatsız etmek istemiyorum tabii ki insanları ve bu arada çok az
denk geliyorum. Geçen hafta iki kere
denk geldim ve sapık gibi baktım.
Arkadaşlarım falan sordu. Bakın
sonra takıyor falan diye. Çok tatlı.
Aynı hafta içinde ilk defa 3 tanımadığım
insanda gördüm.
Yani şeyler hariç işte pop-uplar
hariç orada zaten takarak geliyorlar işte
sohbet ediyoruz insanlarla zaten.
Rahatsız etmemeye çalışıyorum insanlara
ama şöyle bir bakıyorum yani.
Ben çok isterdim yani böyle
bazen metroda falan yanımdakilerin
ekranına bakıyorum. Ulan bir de
beni dinliyorsa var ya ne olayı olur şimdi.
Olmuyor ama bir kere
Hatta o kraliçe bana sonra diyemattı bir bölümden onu söylemiştim.
Böyle çocuğun adını bile unuttuğum bir date'eydim yani.
Pekala. Bazen hepsini hatırlıyor muyum acaba diye de korkuyorum.
Bazen de unutmuyor.
Bu da kafa yani. Çok taşımamak lazım.
Böyle yürüyoruz akaletlerden böyle yukarıya doğru.
Sohbet ediyoruz. Ben o yüzden çok fark etmedim birinin bize baktığını, bize doğru yürüdüğünü.
ve böyle ileriden bir hatun geliyor yani böyle rap rap geliyor
ve bir anda sadece yanımdan geçerken hani durup konuşmadı da
kulaklığı çıkarıp seni dinliyorum şu an yapıp gitti
ya ikonikti
yanımdaki çocuk da diyor ki ben bana bakıyor zannettim
sana kimse bakmaz ben varken
ben de şans eseri bakmışım sana
o yüzden hani let that sink yani
yani hani
o yüzden evet ben de çok herhalde
birinin beni dinlediğini görsem yolda
olay olurdu
ama bu çok gururlandırıyordum
seni çok bir kere ağladım
ilk defa gördüğümde
istiklal caddesinde yanımdan geçti böyle
baby star
falan oldum böyle sonra böyle ağlayarak
gülmeye devam ettim falan
ilk tanımadığım böyle karşılaştığım görmeydi
isim herhalde geliyor
ee sonrayı ben uydurdum ya
Yani markayı da uydurdum, ismini de uydurdum.
Şöyle uydurdum.
Markayı zaten kurmam şöyle oldu.
Ben artık yapamıyorum böyle.
Ben kendime ait bir şey yapmam lazım.
Zaten bunu hep diyordum.
Çocukluğumdan beri diyordum dediğim gibi.
Ve mükemmel bir liyet beklentisinin içindeydim kendimden.
Hani öyle bir şey yapacağım ki onu bulana kadar hiçbir şey yapmayacağım ama falan gibi bir şey hissediyordum.
Sonra artık çaresizliğe dönüştü bu.
Hayattan keyif alamamaya dönüştüm işte ve hamamda bunu hep de söylüyorum.
Tek başıma hamama gittim böyle işte göbek taşında yatıyorum.
Abi ben takım markası kurayım falan oldum.
Ve hani çıktım hamamdan işe gittim işte toplantıma girdim falan.
Oradan da çıktım sonra bir arkadaşımın takım markası var ona yazdım.
Böyle böyle takım markası kuracağım bana yardımcı olur musun?
Olurum tabii falan dedi.
Sonra bir hafta bir iki hafta içinde tasarımları yaptım.
Çünkü ilk koleksiyonun bütün imgeleri benim zaten çocukluğumdan beri çizdiğim şeylerdi.
Hep yani eller, gözler, işte yıldızlar bir yeni çıktı.
Yıldız ama sanırım hamamın etkisi olduğunu düşünüyorum.
Hamam yıldızlarının.
Aa evet o deliklerden bahsediyorsun.
Aynen öyle.
Suratlar yani ben her şeye surat çizerim.
Yani bir şey alırım boş tercih ederim alacağım şeyi.
Sonra üzerine surat çizerim onu hani.
Her şeyin böyle bir plain olmasının üzerine bir şey.
Hep böyleydi yani.
O yüzden çok kolay geldi bana bu.
Aşırı kolay yaptım. Hatta ilk koleksiyonda el yoktu.
Hug, ear cuff var.
Sonra annem dedi ki sen niye el koymadın?
Nasıl yani el olmaz? Bir şey koy falan dedi.
Annemin şeyiyle, tamam anne falan deyip hani el, ear cuff ekledim.
İşte belli bir bütçede ürün çıkarabiliyordum çünkü falan falan gibisinden.
Sonra ismini düşünmeye başladım.
Ne olabilir, ne olabilir? Bu benim bir parçam.
Bari E'nin şeyini seviyorum.
diyorum. E'li bir şey olsun.
Hadi E olmuşken S de olsun
adım soyadım. Ne olabilir? İşte
Esso oldu önce falan. Sonra
Mert arkadaşım. O ne ilaç gibi
olmaz falan dedi. Esso da çok
iyi bir isim. Öyle mi?
Çok iyi. Yani sana da şey oldu mu?
Bulduktan sonra daha da başka isim
olmazmış gerçekten. Evet. Evet.
Kesinlikle. Esso'ya oldu. Heh falan oldu.
Aynen aynen. Ama anlamı varmış bu arada.
Aa. Evet. Japonca'da
Painting in the Sky demekmiş.
Daha ne olsun? Daha ne olsun?
arkadaşlar. Evet.
Singapur'da hatta Esora diye bir Japon restoranı
var. Çok komik. Biz işte Edler'de
Esora aratmaları var. Singapur
çıkıyor. Hani niye falan dedi hatta arkadaşımız.
Çünkü orada bir restoran varmış.
Çok iyi. Bir gün gidersin.
Bir gün gideceğim. Gerçekten ziyaret edeceğim orayı.
Ya evet bu tarz
isim bulma, bir şeyin adını koyma
daha böyle
romantik bir hikaye bekliyor
bence insanlar. Ama benim
de mesela sen o kız değilmişsin öyle olmuş.
Yani bir anda geldi. Nasıl geldiğini bilmiyorum.
Bir daha o güne dönsem bu ismi de bulamam muhtemelen.
Sadece işte o araki ayrılığımda birisi bana sen şunun eski sevgilisi değil misin gibi bir şey söyledi.
Ve o dönem gerçekten beni hayatta tanımlayan çok az şey vardı.
Ben mesela hala şeye şaşırıyorum bilmiyorum senin içine geçerli mi bu.
Ben bundan önce ne yapıyordum?
Yani mesela ben psikologum, ben aydınlıyım, ben işte kedi insanıyım, ben kova burcuyum gibi çok fazla etiketten bahsedebilirim.
Ama bu etiketlerin çoğu ya çok eski Simay'ın verdiği kararlar ne okuyacağı gibi ya da zaten benim o gün doğmamın atıyorum bir sonucu gibi.
Çok da benlik bir şey değil.
O yüzden hani podcast yapana kadar ne yapıyordumu hiç bilmiyordu.
Ve gerçekten de o zamanlar beni tanımlayan çoğu şey şuydu.
Onun eski sevgilisi olan kız.
İşte içip içip kusan kız.
İşte şununla kavga eden kız gibi.
Çünkü benden önce namım belki de çok beni tanımlamasını istemediğim bir şekilde insanların kulağına gidiyordu.
Ama şimdi sen o kız değil misin Simay olmak beni çok mutlu ediyor.
O yüzden sen de Esra Ezgi'sin.
Ben de Esra Ezgi'yim.
Beni Esra diyorlar bana mesela.
Çok alıştım o artık falan.
Çok güzel bir spor seninki de.
Çünkü her yere çekilebilir.
Pozitif, negatif, nötr.
Aynen aynen.
Yani bu bir ara it girl kavramıyla bir arada kaynadığım olmuştu.
Böyle bir papara yemiştim böyle birisinden.
Ulan it girl olma çabanız batsın falan diye.
O iş soru bu arada.
Sonra da düşündüm şu hani
velhasıl it girl diyorum kendime.
Bunda ne büyük bir problem var ki?
Yani bence bir de gerçekten
bunu bazen kadınlar da yapıyor.
O yüzden genelleyemeyeceğim bir şey ama
kendiyle ilgili bir statementta
kendiyle ilgili bir eminlikte bulunan
kadını görmeye çok tahammülsüz insanlar var.
Kesinlikle.
Hani ulan içgörlü olma çabanız
vatsın. So what? Yani ben içgörlüm
belki de. Ben o kızım. Yani
bunu ben
dramatolksla konuşmuştuk pastayla.
Yani
abi clean girl var ki messy girl
var. Messy girl var ki clean girl var.
Zaten birileri içgörlü
olacak ki sen ben içgörlü
değilim diyeceksin. Yani bu yüzden o kadar
da insanların çabasını
aşağı çekme şeyini çok anlamıyorum.
Kesinlikle. Belki ben de öyleydim
önceden bilmiyorum ama bununla barış
imzaladığından beri işte senin gibi
kadınlarla karşı karşıya gelmek çok
mutlu ediyor beni. Beni de aynı şekilde.
Peki
Esora kızlarına
gelelim o zaman biraz.
Nasıl bir his?
Yani senin takını
takıyorlar. Görüyorsun duygulanıyorsun.
Harika bir şey. Senin tasarımını
taşıyor bu insanlar. Peki
sevmediğin birini de görmek?
O bayağı tadımı kaçırıyor.
Yani
birkaç
case'de yaşadım.
Sevmediğim ya da atıyorum eskiden sevdiğim sonra
garip şeyleri hissettiğim, hiçbir zaman
sevmediğim. Lan ne ara
olmuş bu falan böyle siparişte ismini
aradım. Yüz yüzeyken mi aldı o zaman
ben niye hatırlamıyorum. Çaldı mı
bu? Böyle düşündüğümde
oluyor. Ve garip
bir his çünkü çok
sevgiden çıkan ürünler.
Tasarım olarak da, üretim olarak da
veya arkadaşları ile çalışan birisi.
Evet. Aynen öyle. Her şeyi
gerçekten sevgiyle çıkıyor. Ben
Esra'yı gerçekten çok seviyorum. Yani
onun da markaya geçtiğini
düşünmek istiyorum. O yüzden
sevmediğim insanlar da görünce bir böyle
falan oluyorum. Ama ne yapayım
o da sevmiş. Teşekkürler bir yandan da.
Ama sinirimi de bozuyor.
Ama bence bir yandan
sevmediğin birinde
onu görmenin bile senin onu üretmenini
durdurmaması da
negatif bir duyguyla çok iyi bir
başa çıkma yöntemi bence.
Ben mesela beni sevmeyen
beni sevmeyen biri zaten dinlemez ama
benim sevmediğim biri belki dinliyordur.
Herkesi sevemem çünkü ben bunu kabullendim artık.
Herkesi sevmemeliyim zaten.
Belli bir karakterim varsa
sevmeyeceğim birilerini.
Ama hani bazen düşündüğümde
beni de galiba çok negatiften
ziyade bir tık peki
dinle bakalım falan gibi
hissettiriyor. Hatta belki de
yakınlaştırıyor
bile olabilir zihnen.
Zihnen bir tık daha hala
mesafeliyim ama en azından aramda
bir duvar yok. En azından transparan bir cam
var gibi. Evet. Ama
ben senin yerinde olsam götüm kalkardı.
Ya genelde
zaten bilmiyorum yani. Benim de sevmediğim
insanlar var ama mesela nefret hissettiğim insanlar
yok. Ya var mı? Ya vardır
bu arada. Arasam. Arasam
mutlaka vardır. Hani şu spesifik olarak
aklıma gelen çok insan yok.
Ama evet yani böyle mesela zamanında
çok da bayılmadığım insanların
müşterim olduğunu görmek götümü ciddi
kaldırıyor. Hani bir şey yaşadığım değil de
Mesela vay bunu sevmiyorum atıyorum hani.
Başıma bir şey geldiğinden değil onun dolayısıyla ama hani.
Zamanında vay bunu sevmemişim.
Zamanında bana bir ters bakmış.
Beni bir eziklemiş mesela.
Ha bu çok oldu mesela.
İşte sen stajyer miydin bu arada?
Deyip de şu an.
Takılı takılı.
Mesela böyle hı memnunsun umarım.
Sevindim memnun olmana güle güle kullanıyorum.
Hani o benim götümü kaldırıyor.
Çok iyi.
Evet onu yaşıyorum.
Arkadaşlarımla çalışmak nasıl bir şey?
Arkadaşlarımla çalışmak benim için harika bir şey.
Ben arkadaş konusunda çok şanslı olduğumu düşünüyorum.
Maşallah şanslı olduğumu.
Bir kıçını kaşıyım.
Bir kıçını kaşıyım.
Çok şanslı olduğumu düşünüyorum ama bu da tabi şans bir günde elde edilmedi yani.
Hani bu arkadaş komünitesi.
Böyle hani bir bebeği köy yetiştirir derler ya.
Esora da öyle yani. Esora bir bebek ve benim köyüm Esora'yı yetiştiriyoruz hep beraber.
Ve bu köydeki çoğu insanın da bebeği var.
Ve biz hepsine bir ağzına bir lokma koyuyoruz yani.
Çevrendeki herkes bir şeyin üretimi içerisinde.
Evet, aynen öyle.
X şeyinin üretimi, alakasız üretimler ama bir şey üretiyorlar sürekli.
Ve hep oradalar.
Hep neye ihtiyacım olursa her pop-up'ta oradalar.
Markanın arkasındalar, önündeler, yanındalar.
Yani çekimlerde bile işte fotoğrafını çeken, videoyu çeken, modellik yapan ürünleri.
Mesela ben hiç influencer marketing yapmadım.
Gerçekten arkadaşlarım işte sektörel çalışa çalışa.
severek taktıkları için
bir organik bir kitlem
oluştu yavaş yavaş.
İnsanlar sevdiği için Esoray'ı.
Yani gerçekten sevgiyle büyüyen bir bebek.
Köyüm Esoray'ı sevgiyle büyütüyor.
O da insanlara sevgi veriyor.
Olacağım şimdi. Çok tatlı.
Çok tatlı. Şey de çok güzel bir şey değil mi
Ezgiye? Mesela
arkadaşların işte senin takılarını
da takıyorlar ve bir yerde de
aslında senin ayaklı kart vizitlerin
onlar. Öyleler. Ve günün sonunda
içini de rahatlatan bir şey olsa gerek.
Belki o gün sen çalışmadın.
O gün işine dair bir şey yapmadın.
Ama arkadaşın
senin işte star profesorlarında
şöyle bir salınırken
birisi sordu ya da sormasına bile gerek yok.
Belki de o kadar hani
eminsindir ki o zaten onu pazarlayacak yani.
O çok iyi bir flex.
Ben de hani şey oluyorum.
Seni önerdim dediğinde birisi
sen beni önerdin.
Çok tatlı bir şey gerçekten.
Çok aşırı inanılmaz şey hissediyorum.
Bir de şöyle bir şey var.
Beni tanıdığın için takmıyorsun değil mi?
Seviyorsun gerçekten. Sürekli böyleyim
herkese. Ya da mesela o gün eserli
takmadın. Neden takmadın? Alınıyorum
mesela. Alınma abla. Dünyada bir sürü takı
var. Ama merak ediyorum.
Neden bugün takmadın? Aşkım
ne bileyim falan diyor. Ortak çocuk olunca
sen bugün alacaktın kreşten.
Evet. Peki şey soracağım.
Yani bu aklıma
gelmeyecek çünkü. O kadar
pembe, toz pembe, tatlı ve
kız şeyler konuşuyoruz ki
aslında işin zorlayıcı bir arka planı
olduğu kısmı
zihnimden gitti. Çünkü bunu çok keyifli bir yerden
anlatıyorsun ama günün sonunda sen
oturup sadece hani
böyle ne denir ona
işte minniler ve santa atlı taklidi
sen bayağı işte esnafla
iç içeceksin ve yani
günün sonunda
farklı dillerde konuşmak zorunda kalıyorsun
belki de. Bir de
sen öyle görünmesen bile
zaten sadece kadın olmak bile sana bir
naif etiketini şak diye yapıştırdığı
bir noktada.
Ki çıtı pıtı bir kız çetsin yani.
Bu da bir fark.
Orada nasıl zorlanmadan?
Zorlanmadan da diyemem. Oradaki zorlanma nasıl?
Ben bu arada çok zorlanıyorum hep.
Yani bu mesela
beni zaten motive eden tek şey bu.
Hissettiğim sevgi
ve insanlardan gördüğüm sevgi.
Bu beni motive ediyor. Onun haricinde
her şey çok zor. Her şey çok zor yani.
Üretmek çok zor.
Zaten bir yılımı falan, iki yaşındayız sonra.
Satış açıları da iki yıl oldu.
İki yılı biraz geçti.
Bir buçuk yıl falan sürdü.
Beni ustaların bir nebze dikkate alması.
Çünkü onlara sipariş geçiyorum, sipariş geçiyorum.
Onlara para kazandırdıkça onlar da beni ciddiye almaya başladı.
İşte arada bir arkadaşım var.
Onun da faydası oldu.
Onun yardımlarıyla daha kolay iletişim kurabildim ustalarla.
Ama onun haricinde de bankalar, vergi dairesi, işte muhasebeciğim hani işin tasarım ve böyle işte tavşan kısmı 5 dakikaysa 23 saat de bu kalanı gibi bir şey yani hani.
O yüzden çok zorlanıyorum sürekli.
Ustalara gidiyorsun kutunu yaptırıyorsun.
Şey tavşan oluyor işin vergi kısmında o saati tutan tavşana dönüşüyor Selin Esoroban'ın yani.
Aynen zıplamayı bırakıyor.
O kısımda hakikaten öyle gerçekten.
Vergi falan ne yani?
Ben bu arada çok zor.
Kızlar hiç kızlık, kızlık.
Girls Girl ile hiç uymayan bir şey vergidir bence.
Gerçekten zor bir süreç.
Geçen hafta İstanbul Defter Zarlığından çıkıp hüngür hüngür ağladım.
Yürüdüm Fatih'te.
Yapacak bir şey yok.
Mesela böyle anlarda çok çaresiz hissediyorum.
Çünkü ben tasarımcıyım yani. Benim bir şirket yönetmek, insanlara iş vermek bununla alakalı bir deneyimim yok.
Bu arada karakterim çok bossy yani patron bir insan olduğunu düşünüyorum.
Ama yine de değilim tabii ki. Bir tasarımcıyım benim eğitimim böyle ben resim yapmak istiyorum.
Onun haricinde ama o kadar çok business işi var ki arkada.
Başka markalarla iş birliği yapmak, başka sitelerde ürünlerin satılması, bunları mesela reddedebilmek, pop-uplara katılmak,
oraya katılırken ki bile o bürokrasisi, oraya ben dünya kuruyorum bir tane mesela şato yaptırıyorum, şatomu götürüyorum ama o şatoyu götürene kadar başka şeyler,
o şakayı yaptırana kadar başka şeyler
hani hayal dünyamda
yaşamasam onları
zaten kaldıramam.
Çok haklısın evet. Yani ben de
galiba her ne kadar
çok zorlansam da şey bana
iyi gelmişti böyle. O zaman İtalya'daydım
artık İstanbul'a geri gelmeye
kararımı vermiştim ama işte muhasebecim
var. Bazı şeyleri konuşuyoruz
falan ve ben o sırada terk edilmişim.
Bir yandan da aşk acısı
çekiyorum ama onu bile takvimime
sıkıştırmam lazım çünkü görüşmelerim var.
Böyle oturup
yatağımın ucunda
muhasebeciyle telefon konuşmamı
kapattıktan sonra böyle ağlarken
bir anda durup dedim ki
ben vergi ödüyorum abi.
Ben vergi ödüyorken
Hisar üstündeki evinde arkadaşlarıyla
ezel dinleyip takılan çocuk
beni şu an ağlatamaz falan
diye böyle kalkmıştım yani
oturduğum yerden ve her ne kadar
çok zorlayıcı olsa da günün sonunda
oradan bile
çıkıp belki ilk etapta biraz
ışığını böyle bir şey yapsa da
titretse de oranın o kasveti,
bürokrasisi ve
erkeksiliği. Yine
oradan çıkınca bir yerden sonra kaldığın
yerden devam etmek ve onu bile halledebilmek
bana çok iyi hissettirmişti.
Yani o yüzden bazen muhasebecim
var. Bazen şöyle
evet yani yine geldi muhasebe
zamanı. Bazen de
ya benim muhasebecim var oluyor.
Bu beni de mutlu ediyor gerçekten.
Tamam öyle bir ikilem. Onun arasına
Gidip geliyorum ben de.
Bir de şeyi konuşmuştuk ya seninle
off record.
Patron olmayı benimsemek hakkında.
Yani bence evet
patronluk çok böyle
tokum elbiseli, despot ve
iş bilmez de
bir yerden. Yani hep aslında
biz patronların altında çalışmak biraz aslında
sen o emri
gerçekleştiriyorsun ama günün sonunda aslında
o düzeni bir yerde sen sağlıyorsun.
Küreği sen çekiyorsun.
patronluk bence bizim zihnimizde kötü
bir anlama karşılık geldiği için
çok içselleştiremiyoruz ama
bence bizim gibi ve
bir sürü üreten, içinden
geleni yapan insan sayesinde
bence patron algısı da yavaş yavaş
daha soft, insani
ve haliyle eleştirilebilir.
Bir yere gidecek gibi de bir
inanç var benim içimde. Evet benim içimde
de var. Hala ama kendimi
kendimin patronunun da
ben olduğunu ben. O zor.
O biraz zor yani idrak edemiyorum.
Yani sabah 8.30'da uyanmadığım günlerde, işe geç başladığım günlerde sıkıntı olmadığını kabul edemiyorum kendimden.
Ya da atıyorum mesela tasarım yapacaksam gece daha iyi çalıştığımı kabul edemiyorum.
Gece mi çalıştım? Uyu abla sabah.
Yine 8.30'da uyanmak zorundaysın.
Sensin ya.
Kime hesap vermeye çalışıyorsun yani?
Evet dış dünyanın o kurduğu katı kurallara uymamak sana kendini çok imposter hissettiriyor.
Ben de öyleyim.
Çok imposter hissettim.
Çalışmama rağmen bakıyorum.
Bugün sana dedim ya işte görüşmem var sonra geleceğim.
Ve şeyi düşünüyorum.
Şimdi bu hayatı ben seçtim ve sadece seçmedim.
Yani yaptım, inşa ettim.
Bana insanlar çok az çalışıyorsun ya seni çok kıskanıyorum dediğinde bir tane burası geliyor.
Çünkü ben bugün çok az çalışabilmek için muhtemelen sen zamanında lol falan atarken ben zaten çok çalışıyordum.
Hani sadece ne zaman çok çalışacağımız noktasında farklı zamanlar seçtik.
O yüzden bana sen de çok rahatsın diyemezsin oluyorum.
Ki bunu söylemem bile çok zaman aldı.
Yani bir dakika gidecek misin Arlo'cuğum?
Tamam.
Zaten aynen.
Artık müsaade yani şöyle.
Çok bile dayandım gayret üstüne.
Şöyle ve
Şirkelen onların da karıma bakın derdi.
Ya böyle şey hani
Ay ne diyordum ayol bu adamlarda ya.
İşte aman öyle.
Yani günün sonunda
Uf, yaktığımız var ama düşmüşsün.
Aynen.
Yani günün sonunda evet helal olsun bize bir yerde hissediyor musun sen de?
Ben hissediyorum.
Ben hissediyorum ya.
Evet.
Ece ile konuşuyorduk. Nasılsın?
Aşkım çok zorlanıyorum.
İki yıl önce burada olacağını hayal
bile etmezdin. Onu bir hatırla.
Doğru söylüyorsun.
Zorlanmakla
bir sıkıntım yokmuş.
Ama kendi seçtiği yolda
zorlanması ne keyifmiş.
Çok büyük keyif.
Günün sonunda mesela metroya çok yakınım diyorsun.
Ama günün sonunda metroya binip
gittiğin yer şey mesela işte
Levent'te plazada çalışacaksın.
Orada yolun ne kadar kolay olduğunun hiçbir önemi yok.
Ama insan keyifle ne kadar seviyor değil mi?
Büyükada'ya gidip hiking yapmayı.
Çünkü sen o yolu seçtin.
O yüzden ben de çok yoruluyorum.
Bazen böyle...
İşte annem diyor ki bir şeye ihtiyacın var mı?
Bu kadar çok şeye ihtiyacım var.
Evet.
Kesinlikle.
Ama aynı zamanda yok anne hallediyorum demek.
Çünkü ben annemle her şeyi paylaşan biriydim.
Ama artık yavaş yavaş belki de bazı şeyleri annemize söylemesek de olur.
falan'a gelmek evet bir yandan çok yorucu ama diğer yandan da böyle şey gibi oldum.
Aslında intention'ım kas yapmak değildi ama o kadar fazla şeyi taşıdım ki bir gün
aynanın karşısında oğlum bu ne lan hani biz buradan mı yiyeceğiz suşiyi falan
oldum yani.
O yüzden yani iyi hissettiriyor.
Bence tam tersi her şeyi ben hallederim ve hiçbir şey paylaşmamak bir haldeydi.
Çok problemli bir şey ya.
Çok problemli bir şey.
Bunu biraz kırmaya çalışmaya çalışıyorum.
Yani hani o işte
vergi dairesinin önünde bebek gibi ağlamamın
sebebi aslında yetişkin
bilmediğim bir yetişkin problemini
tek başıma çözememem yani.
Onu senin kabul etmen gerekiyormuş.
Senin orada ağlaman gerekiyormuş.
Böyle böyle böyle yap dedi. Ben de tamam dedim ve
durdu ağlamalarım mesela.
Yani bazımızın
o bebek gibi ağlamayı yaşaması gerekiyor.
Bazısı hep ağladıysa
su sert olması gerekiyor.
farklı yerlerden de geçsek
benzer bir yerde buluşabilmemiz
çok tatlı.
Bende de. Peki aşk?
Aşk?
Ya
ne anlamda aşk?
Yani
nasıl aşk hayatın?
Aşkla ilişkin nasıl? Yani bunu
sansasyonel, dedikodusal
bir yerden, magazinsel bir yerden sormuyorum.
Senin aşkla ilişkin nasıl? Mesela ben
çok uzun süredir ilişkim yok ama
aşkı çok seviyorum.
Ve benim üretimimdeki en temel
şey, kaynak, besleyici
aşk mesela. Sende nerede?
Ben de aşkı çok seviyorum ama
her şey olduğu gibi ona da bir direncim var.
Uzaktan seviyorum onu.
İşte arkadaşlarımın aşkı
ya da işte başkalarının
aşkını çok
içimde hissediyorum yani.
Ağlıyorum çok mesela. Ama evde
ve kendi kendimeyken. Onun haricinde
kabuğum böyle çok sert
ve ara birazdan ağlayacak.
Diye böyle önden spoiler
verdi.
Kabuğum çok sert o yüzden aşka izin
vermiyorum sanırım ve orada böyle çok
Bir bak gel.
Şu nefretiyle ağlıyor.
Bir bekleyelim onu.
Bekleyelim.
Evet.
Evet.
Çok uzun yıllar annem babama böyle
idare etmiş. Bunu fark ediyorum.
Evet evet aynen aynen.
Abla bakim sen birazdan susar falan diye bana böyle falan yapardı.
Abi evet ya valla Arlo çok haklısın bizi koruduğun için.
Koruduğun için teşekkür ederim.
Onun da erkekliğine bir kez yaban gelmesin gel.
Otur oradan.
Evet son bir cümlemizi de kurduk.
Son lafı sen ettin bravo.
Peki bu kabuk sertleşti mi sert miydi oldu mu?
Bu kabuk hep sertti bence.
Zamanla da sertleşti.
Yani böyle sonra bazı insanları kabuğumu kırdım.
Sonra pişman oldum.
Daha da sertleşti.
Daha da sertleşti.
Bir de şu an öyle bir şeye geldim ki.
Mesela bunu çok düşünüyorum.
Ben ilişki insanı mıyım acaba?
Çünkü benim de ciddi ilişkilerim oluyor.
Ama ciddi ilişkim olmuyor.
Ben ilişki insanı mıyım değil miyim?
Bunu çok düşünüyorum.
Ben ilişki insanıyım aslında.
O yüzden ilişkim yok mesela.
Çünkü yaptığını yapacağını biliyorsun değil mi?
Ben böyle düşünüyorum.
O yüzden tercih etmiyorum.
Bir insanın bir falsosu varsa benim için bir de şey bana rahatsız ediyor beni.
Bir erkekle anılmak.
Evet.
O mesela ben bilmiyorum nasıl söz edeyim.
Ama ben açıkçası bu noktada geldiğimiz yerde bizimle olacak adamın bizimle anılacağını düşünüyorum.
Evet doğru.
Yani o kızın sevgilisi bak işte Esora'nın şey var ya Ezgi onun manitası diye anılacağını düşünüyorum.
Bu da bizim tek elimizden çıkartıp, şu noktada söyleyebilirim ben de bunu bana da çok diyorlar çünkü çok madem romantiksin, ilişki istiyorsun niye bulamıyorsun?
Bulamıyor değilim.
Tamam mı? Bulamıyor değilim.
İlişki yapmak çok kolay bir şey bence.
Evet çok kolay bir şey.
Çok kolay.
Yani ben bazen dating hep de sola kaydırırken çok eminim onlardan biri benim hayatımın aşkı.
Ama ben hayatta yaptıklarımla da biraz seçme şansına sahip değil miyim yani?
Kesinlikle.
Ben bütün adamlar çok kötü olduğu için en optimali bulmaya çalışmıyorum.
Ben iyiler içinden ben esmer istiyorum diyebilecek şımarıklığı gösterebilmek istiyorum.
Çünkü ben bunu yarattım.
O adam da günü geldiğinde beni reddetmek de bir o kadar özgür tabii ki de.
Ama ilişki yapmak aslında çok kolay.
Biriyle olabilmek çok kolay.
sadece ben
canımın istediği şeyi
bulana kadar sadece
küçük altlıklarla, aperatiflerle
flörtlerle hayatımı geçirebiliyorum
ama ben çok açım diye
mesela şey olur ya
karnın aşırı aç
annenin yaptığı o burun kıvırdığın
yemeği gece dolapta
böyle ışıkla arıyorsun
hani yemek istiyorsun. Ben bunu istemiyorum
hayatımda. Ben gerekirse küçük küçük
atıştırmalıklar yapayım ama
o fine dining'ı böyle
tadım menüsünü böyle la ile yiyeyim istiyorum.
Açıkçası.
Ve ama şöyle bir şey de var.
Evet biz seçme şansı olan kadınlarız çok şükür
falan filan ama
geldiğimiz yerde artık biraz da adam
bizle anılır gibi bir imajı da
çizdiğimiz için
pek de tercih edilmiyor olabilir miyiz acaba?
Evet kesinlikle olabiliriz.
Çünkü
erkeklik bizim kendimizi
inşa ettiğimiz kadar zor kurulan bir şey değil.
Direkt böyle veriliyor yani.
Öyle doğuyorlar.
Aynen asa veriyorlar sünnet düğününde.
Yani daha tasviri basit bir şey olamaz yani.
Ama günün sonunda ona bu kadar basit verilen bir şeyin ondan alınması fikri çok sarsıcı olabilir erkekler için.
Aynen öyle.
O yüzden ben de hani bunu kaldırabilecek insanlara bir şey arıyorsam aradığım şey bu.
Bunu kaldırabilecek birisi.
Ya da kaldırıyormuş gibi gözüken de çok insan var ama onu anlıyorum artık gözümden.
Değil mi?
Aynen.
Çok belli oluyor.
Onun o kırılgan egosu ufak ufak aralardan gözüküyor sana yani.
Kıskanıldığını hissediyor musun?
Hissettin mi bir ilişkide yani şey partnerinin seni kıskandığını?
Böyle başka erkeklerden demiyorum anladın mı?
Evet evet çok çok hissettim.
Kendin de yap.
Bunu ben de yaşıyorum.
Yani bu söylediğim şey bile konuştuğumuz nokta bile dinleyen bir kesime çok itici gelebilir.
Ben buna da çok razıyım.
Çünkü bazı insanların söylediğim şeyleri itici bulması da durduğum yeri çok netleştiriyor gibi hissediyorum kendi teritoriumu ama yani benim birçok ilişkimin şu yönden yani flörtümün falan yürümemesinin sebebi şuydu.
Hatta bir tanesi çok açık bir şekilde bana şey demişti yani ben sana ne verebileceğimi bilmiyorum.
Yani sana yardım edebileceğim bir yer yok.
Hani sana mesela staj bulayım iş bulayım desem yok.
Borç vereyim desem gerek yok.
duygusal olarak seni valide etmeme
çok da gerek yok. Kendinin de
farkındasın. Ve
ne istediğin belli. Güzel
deyitler istiyorsun. Sevildiğini, gurur duyulduğunu
görmek istiyorsun.
Ve ben de onu bilmiyorum.
Yani o da şimdiye kadar hep ilişkilerini
karşısındaki insana sürekli
bir babacanlık göstermiş.
Benim ona ihtiyacım olmaması
diyorken ben sana bir şey veremem.
O yüzden bu şey
bence ihtiyaç ve istekten
İki farklı şey yani.
İhtiyaç doğrusuyla, ihtiyaç olduğu için ilişkilenmek.
Arkadaşlıklarda da böyle.
Bir noktada çok toksik ve toksik bir yere belki gitmiyor ama birey olamıyorsun bir noktada.
Yani benliğini kaybediyorsun bence ihtiyaçtan olunca.
Ama istekten olunca o insanla beraber olmayı seçince sen her şeye rağmen ya da işte saç istediğin için o zaman bence güzel bir şey oluyor.
Evet yani bir de bazı ihtiyaçlar o insanlarken de doğabilir.
Evet.
Senin doğrudan bir şeyleri tamamlamana çok da gerek olmayabilir ama bence dediğim gibi yani ben kendimin farkına vardıkça ve kendimi sevdikçe opsiyonlarım artar zannediyordum ama azaldı aslında.
Çünkü bir o kadar da benim olduğum kişinin artık seçmeyeceği adamlar elendi.
Bir de benim olduğum kişiyi kaldıramayacak adamlar elendi.
Böyle bir avuç kaldık işte.
Nasıl hepsine bakalım işte deniyoruz.
Aynen öyle ama ben mutluyum memnunum hayatımdan çok.
Yani bu seçme özgürlüğü bayağı keyifli bir şey.
Hiç kimseye ihtiyacım yok yani.
Ama Seda Seyhan gibi ben seçilmem seçerim demiş.
Aynen öyle.
Haklı.
Kesinlikle.
Keyfime bakıyorum.
Çok güzel.
Bence evet yani şey bile bizim jenerasyonun boşanmaktan korkmaması bile daha az tercih edilesi yapıyor bize.
Çünkü abi bu beni boşar lan gibi bir imaj bile çiziyor olabilir.
Evleniyorsam da parti için evleniyorum.
Aynen aynen.
Kesinlikle.
Arkadaşlarınla eğlenmek için evlenmek.
gibi bir şey. Evet. Peki.
Yine biraz daha işin
o kısmına geleceğim ama bunu
soracaklardır. Sana da
soruyorlardır belki.
Bir şeyler üretmek isteyen ama
nereden başlayacağını bilemeyen insanlara
tavsiyen ne olurdu?
Ne olurdu?
Ben de o insanlardan biriydim.
Bana vahiy geldi diye
düşünüyorum ama halbuki
hayatta gördüğüm ve deneyimlediğim
her şey birikti, birikti, birikti,
birikti, birikti. Sonra aslında
bir anda gelmiş gibi ortaya
çıktı. O yüzden hani
mükemmeliyet
beklentisini bitirerek
başlamak iğrenç ve klişe bir şey
söyledim ama bence çok
doğru da bir şey.
Çünkü onu bekledikçe hani şimdi mi?
Şimdi mi? Şimdi mi diye bekledikçe olmuyor.
Bir de bence orijinal bir fikre
sahip olmak. Yani
ben çok orijinal bir fikre
sahiptim gibi bir yerden söylemiyorum bunu ama
çok orijinal ötesinde çok
inandığın bir şey. Çok
sevdiğim bir şeyse direkt başlamak.
Çünkü o işte yine sevgiyle büyüyor
etrafındakilerle. Başladığın zaman
bir şekilde gidiyor.
Bir şeye güvenmek, kendine inanmak,
fikre sahip olmak,
bir fikre sahip olmak, sonra onu
sevmek ve tak diye başlamak.
Peki sence
Esora böyle falsosuz,
sıkıntısız, hatasız mı?
Tık tık tık tık tık tık tık. Yoksa
bizi çünkü mutlaka bazı yerleri hiç
görmüyoruz ama sıçtım
dediğin oldu mu?
Ya ben bir böyle bir şirketsel şeylerde bir sıçtım.
İşte vergi bilmem ne.
Orada hepimiz bir sıçtık zaten.
Bir sıçtık yani.
Aynen sıçtık.
Normal çünkü ne bileyim ben yani gibi bir yerden mesela kendimi affediyorum.
Benim yaptığım bir hata değil de yanlış insanlarla çalıştım diyeyim.
Onun haricinde çok fazla sıçmık oldu ya.
Mesela yani en ufağından pop-up'a gidiyorum.
Ürün götürmeyi unutmuşum mesela yanımda sallıyorum.
Hani böyle şeyler, minik minik şeyler de oldu.
Ama onun haricinde ben adımlarımı çok çok emin emin atmaya çalıştım hep yani.
Ama falsolarım hep oldu ya.
Yani spesifik şu an aklıma...
Bakayım bir düşüneyim.
Mesela ilk web sitesini satışa açtım.
Vergi eklemeyi unutmuşum mesela.
Senden gitti.
Sonra bana der ki benden gitti.
Sonra zam geldi biz bakarken.
Çünkü KDV eklemeyi unutmuşum.
Bir daha yapmam.
Bir daha yaptım.
İkinci koleksiyonda da aynı şeyi yaptım falan.
Bir daha yapmam. Bir daha yapmadım.
Benim aşk hayatım.
İki kere minimum.
Gidenlerden gitti.
Oğlum sen ucuzdun falan
yaptılar yani bana da.
KDV'yi koymuşsun.
Şimdi terapistime ödüyoruz aynen KDV'yi.
Hani bu minik bir şeydi
ama komik de bir şeydi. İnsanların da
fark ettiği bir şeydi. Onun haricinde
yani web sitesinde bir şey
yanlış yazıyor. Birisi bana söylüyor.
Sağol falan diyorum. Düzeltiyorum.
Bir kere mesela birisi için
indirim kodu oluşturdum.
Bütün siteye oluşturmuşum.
Hani sadece kod değil herkese
o ürün indirimle. Uyardı beni
mesela. Şey çok sarhoş olunca
herkese şat ısmarlamak gibi.
Bir kere sarhoşken müşteriye cevap
veriyordum. Çok yani ben bir de
hani öyle bir şeyim de yok.
Hem de sayfalarım var.
Yok yani hani görmüşüm onu
ve cevap vermek istemişim. Yorum yazmışım sonra
chat'i bittiğe yazdırdım. Düzgün cümle
kursun diye. Yazdım yazdım şey sonra
şöyle diyebilirsin.
iki nokta üst üste bu şekilde yorum yazmış.
Yoruma cevap veriyorum ve sabah fark ettim bunu.
Kızcağız bana bir şey sormuş
bir şey söylemiş. Ben de şöyle diyebilirsin
iki nokta üst üste cümlemi yazmışım.
Sabah cevap ver direkt.
O gece cevap vermesen de olur.
Gibi sürekli böyle minik umarım kimse
fark etmemiştir. Hatalarım çok oluyor.
Ve burada herkese söylemen de
tatlı oldu aynen. Bizim kimseden
gizlimiz tatlımız. Yok vergisini
ödeyen, kraliçeler gibi yaşayan
aynen öyle. O kızlarız.
iyi ki geldin
teşekkür ederim
çok mutlu oldum
sohbetimizi ettik
bir de sizin dinleyemeyeceğiniz şeyleri
konuşalım
iyi ki geldin çok güzel bir sohbetti
ben üreten kadınlar görmeye bayılıyorum
ve
şey gibi değil
her şey daha az cringe oluyor değil
her şey daha cringe oluyor
ve i love it
hatalarımızla kazalarımızla
günün sonunda takı dünyasında
üretim dünyasında, erkeklerin
car car car konuştuğu dünyalarda
konuşan ve hala kendi
hatasını yapan kadınlar olmak çok
şahsına münasır. Seni
tebrik ediyorum. Ben de seni tebrik ediyorum.
İyi ki geldin. İyi ki geldim. Hoş geldin.
What a place yani.
Esora Şatosu'ndan. Esora Şatosu. Aynen.
Şimdi insanlar geldiği için
hemen böyle burayı şeyye tekrar
apartmana çevireceksin şatonu. Aynen öyle.
Dudu Perri. Evet.
O zaman umutsuzluğa
Alışmasınlar. Yatağı da küs.
Girmesinler. Görüşürüz.
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
