
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
*
Yalnız değilsin. Terappin; zihnin ve bedenin için uzman kadrosuyla bütünsel sağlığında hep yanında.
✨ POD20 kodu ile: İlk ve tekli seanslarında geçerli %20 indirim seni bekliyor.
Kendine bir iyilik yap, bugün dinlenmeye ve iyileşmeye izin ver.
*
Bu bölüm “Odea” ve "Terappin" hakkında reklam içerir.
*
herkesin unutamadığı biri var mı? ve bu sanıldığı kadar korkutucu mu gerçekten? bad bunny'nin dtmf'sinden ilhamla, unutmamakla hatırlamak arasındaki farkın "keşkeler" olduğu üzerine bi sohbet. hoş geldiniz.
Transkript
Sanırım bekleyince kendiliğinden gelen bir doğru zaman yok ve onu ancak adım attığın zaman belki bir ihtimal gerçekleştirebiliyorsun.
O yüzden daha fazla bu bölümü kaydetmek için doğru bir anın gelmesini beklemeyi bıraktım ve mikrofonun karşısındayım.
Uzun bir zamandır herkesin gerçekten unutamadığı biri var mı sorusunu düşünüyorum. Belki birkaç haftadır.
Ama tabii bunu gün içerisinde zihnimin bir tarafında hep açık bir sekmede, sürekli dönen bir test gibi hayal ettiğinizde gerçekten birkaç haftada hayatımda bu soru çok fazla yer kapladı ve üzerine düşünmek için çokça zaman yarattım.
Bazen gerçekten kendimleyken laf lafı açıyor ama bunu tam olarak mikrofona ve sizin karşınıza taşıyamayacakmış gibi hissediyorum.
O doğru anı yaratmaya çalışıyorum.
Doğru zamanın kendiliğinden gelmesini bekliyorum ama dediğim gibi sanırım çok da beklediğinizde gelen bir şey değil.
Biraz nazlı.
O yüzden bugün bu konuyla ilgili artık beni yeterince motive eden ve yeterince gazlayan birkaç şey de çantama koyduktan sonra sanırım yeni bölümü kaydetmek için hazırım.
Saatler gece bir buçuğu gösteriyor.
Ben kendime bir kahve yaptım çünkü hür iradem olduğunu hatırladım.
Bugün görece yavaş bir gündü.
Kendimle çok baş başa kaldığım, belli rutinlerimi devam ettirmeye çalıştığım bir gündü.
Bazen böyle günün geri kalanının artık size ait olduğunu bildiğinizde yapacağınız çok da bir görev yoksa kendinize koyduğunuz o olan birkaç tane görevi de günün sonuna iteliyor iteliyor sonra kendinizi o belki de en rahat gününüzde yine bir şeylere yetişmeye çalışırken acele ederken buluyorsunuz.
Bu bölümü tabi gece 1.30'da kaydetmeye başlamamın böyle hissettiren bir tarafı var.
Ama gerçekten de zorlama olmadan şimdiye kadar hep olduğu gibi içimden gelerek sizle konuştuğumu da hatırlatmak isterim.
Neredeyse bir aydır görüşmüyorduk.
Umarım Şubat ayı sizin için güzel başlamıştır.
Benim için çok hareketli başladı ve bence yakında yapmaya başlayacağım şeylerden siz de çok keyif alacaksınız.
O tarafla ilgili çok spoiler vermeden ve biraz da bölümü böyle çok da uzatmadan konuya girmek istiyorum.
Hatırlarsanız size bundan böyle belki bir hafta önce ya da bilmiyorum birkaç gün önce
herkesin unutamadığı biri var mı sizce diye bir soru sormuştum.
Gelen yanıtların tam olarak böyle ortaklaştığı tek bir şey olduğunu söylemek çok mümkün olmaz.
Bir kısım unutulmayan insanların olduğuna inanıyor.
Bir kısım unutulmayan şeyin insanlar değil paylaşımlar, anılar ya da hayatların kesiştiği o erayı belki de unutamadığını söylüyor.
Bazı kişiler hayır yani herkes unutulur aslında sadece yeterince zaman geçmemiştir diyor.
Ya da birilerinin hiçbir açıklaması bile yok.
Öyle biri yok diyor ya da inşallah yoktur diyen de var.
Ben galiba hepinize söylediğiniz her argümanda ya da argümansız var ya da yok cevabında bir nebze de olsa katılıyorum.
Ama önce size bu sorunun neden kafamda oluştuğunu anlatmak isterim.
Sonuçta gizlimiz saklımız yok burada yıllardır.
yıllardır. Kendime aslında söz veriyorum
birileriyle tanıştığımda artık bunu çok ulu
orta anlatmayacağım çünkü
nazar değiyor. Ya da hani nazar
demeyelim ama cinks ediyorum.
İnsanların gözünün değdiğine çok inanmam ama
belki de anlattığım şeyin
büyüsüne ben kendim kapılıyor.
Olan küçücük bir şeyi böyle
iyice büyütüyor, büyütüyor. Sonra
olmadığında aslında belki de
olmamasına giden bütün yollara gözümü
kapattığım için çok büyük bir hayal
kırıklığı yaşıyorum. Bunları fark ettim.
O yüzden bunları fark ettikten sonra
kendimi hayatımda olup bitenlerden kimseyi haberdar etmemekle cezalandırmak değil,
daha temkinli olmakla alıştırmaya çalışıyorum galiba.
Tabii bir de bir taraftan her ne kadar içten içe öyle olmasını umsam da
bir şeyler yürümediğinde buradaki mevzunun nazar olmadığının da bilincindeyim.
Belki karşımdakiyle uyumlu değildik, belki ben beklentileri karşılayamadım,
belki karşımdaki karşılayamadı.
Ama her neyse mevzunun çevrenizle paylaşmak değil,
Paylaşırken bundan ne kadar etkilendiğinizle ilgili olduğunu galiba düşünüyorum.
En azından benim için böyle.
Genellikle böyle zihnimdeki şüpheleri çok fazla arkadaşlarımla paylaşmam.
Çok beni rahatsız etmedikçe.
Ve genellikle de bir insanı tanıtırken hayatımıza aldığımız kişiler de bizi bir noktada yansıtır.
Düşüncesine inanarak herhalde.
Daha da bir karşımdakine o insanı biraz daha allayıp pulluyorum.
Sonrasında bu allayıp pullamalar tabii ki de insanın bazen gerçekten kendi sırtına sapladığı bıçakta olabiliyor.
En egzajere tabirle.
Hani böyleydi diyorlar ya da demiyorlar ama sen öyle diyebileceklerini düşünüyorsun.
Ya da bu ayrılığı ya da bu olmayışı meşrulaştırmak için aslında zaten başından beri gözünü kapattığın o negatif özelliklere,
belki de senin için kriterlerinin dışında sayılabilecek davranışlara değiniyorsun.
Bu sefer de tamam madem böyleydi de niye o zaman denedin ki?
Neden görüşmeye devam ettin diye soruyorlar.
Ya da sen sorabileceklerini düşünüyorsun.
O yüzden galiba bu sonsuzlarca kez deneyimlediğim bu kısır döngüden sonra bir şeyleri anlatırken belki kapılmamayı, abartmamayı ve bir şeylere biraz daha dışarıdan bir perspektiften bakmayı denemeye çalışıyorum.
Böyle de uzun bir girizgah işte.
Yani kendi deitlerimin ya da tanıştığım insanların benim üzerimde bıraktığı belki de temkinlilik tam olarak böyle bir şey.
Tekrardan herkesin unutamadığı biri var mı sorusuna döndüğümüzde bu sorunun nereden doğduğunu size anlatacaktım.
Biriyle tanıştım.
Aslında çok yakın zamandır birbirimizi tanımaya çalışıyoruz diyebilirim.
Ve açıkçası bu iletişimin de bu tanışmanın da bana kısa sürede öğrettiği bazı küçük şeyler oldu gerçekten.
Öncelikle kendimde dev bir acelecilik fark ettim.
Yani hemen karşımdakinin böyle öncelikler listesine girmek, devamlı olarak hala ilgisinin bende olup olmadığının onayını almak, geçerliliğini almak.
Arada bir sessizlik varsa buna o kadar tahammülsüzleşmek ki sürekli ne zaman o sessizliğin tekrardan kesileceğini,
ne zaman karşımdakinin bana ulaşacağını düşünmek ve sanki hiç benim ulaşmak yazmak hakkım yokmuş gibi de
kendimi edilgenleştirmek gibi özellikleri çok sık kullandığımı fark ettim.
Şimdiye kadar en azından.
Ve bu birkaç haftalık tanışıklıkta bir şeylerin zaman içerisinde gerçekten yani kısa bir zaman da olsa
burada tabii ne kadar sık görüştüğü de insanların bence bir noktaya kadar etkili bir faktör ama
sandığımız kadar da büyük bir faktör değil.
Bunda belki bilahare size anlatırım niye böyle düşündüğümü.
ya da şimdi anlatayım ne fark eder.
Bazen bu podcast'in sahibi olduğumu unutuyorum.
O kadar.
Bu ailedensiniz yani benim için.
Neyse burayı isterseniz geçersiniz
ya da telefon kaydırırsınız diye düşünerek
neden birlikte geçirilen zamanın
ikili ilişkilerde tanışıklığa yardımcı olsa da
o kadar önemli bir faktör olmadığını düşünüyorum.
Çünkü diyelim ki biriyle tanıştınız.
Şimdi size iki farklı senaryo anlatacağım.
İki durumda da tam bir aylık bir periyoddan bahsedelim.
Bir tarafta bu insanla çok fazla görüşüyorsunuz.
Böyle ilk randevunuz bile çok uzun sürüyor.
Hatta belki bir gün.
Ve böyle haftada 3-4 görüşmeye, bir görüştükten sonra ertesi gün hemen yeni bir plan yapmaya çalışırken buluyorsunuz kendinizi.
Ve haliyle belki de bir ayda baktığımızda 15 kere falan buluşmuşsunuz.
Ya da 2 ay diyelim böyle 2 ayda neredeyse 4 hafta falan buluşmuşsunuz.
Bir de diğer tarafta yine 2 aylık bir tanışıklık ama
Önce bir buluşmuşsunuz sonra diğer hafta sonu bir hafta sonra falan buluşmuşsunuz.
Sonra o hafta içi bir kahve içmişsiniz.
Bir 10 gün girmiş siz memlekete gitmişsiniz işiniz gücünüz varmış bir denkleşememişsiniz.
Belki biraz mesajlaşmışsınız dönünce tekrardan bir şeyler içmişsiniz.
Belki biraz özlemek belki biraz merak etmek ya da gerçekten araya giren o kısa süreli mesafede artık boşluğunu yadırgamak mı neyse.
belki o hafta birkaç kere buluşmuşsunuz ve diyelim ki bu iki ayda taş çatlasın 7 kere 8 kere buluştunuz.
Ben burada diyemem ki ilk etapta çok hızlı tanışan insanlar ve çok sık görüşen kişiler birbirlerini tam anlamıyla tanıyamaz.
Bence evet bir noktada eşit bile diyebiliriz diğer senaryoyla kıyasladığımızda.
Ama burada zamanın bir insanın davranışlarında, hislerinde, kaslarında nasıl bir esneklik, nasıl bir yumuşama ya da nasıl bir kasılma yarattığı gerçeğini ekarte etmiş oluyoruz ilk senaryoda.
Her şey çok hızlı ve bir refleks gibi gelişiyor.
Bir gün görüşüyorsun, ertesi gün özlüyorsun, yine görüşüyorsun.
O özlemin tam olarak neye tekabül ettiğini deneyimlemeden kendini o yoksunluğunu hissettiğin şeye yoğun bir şekilde maruz bırakıyorsun.
Yani belki de evet rol yapmıyorsun ama içinde olduğun karakter çok uzun sürüyor.
İnsan bir noktada eve girince bir süt yerini çıkartmak ister.
Kot pantolonla oturmak istemez mesela.
Pijamasını ya da eşofmanını geçirir üstüne.
Bir yere ait hissetmek, bir yerde konfora ulaşmak, biraz daha değişmek, o makyaja silmek,
seni belki daha dik gösteren ama bir taraftan da sıkan şeyleri artık çıkartıp bir kenara katlamak ya.
Sanki ilk senaryoda biraz o acelecilik, o hız belki de buna engel oluyor.
Ama diğer tarafta bu insanla olmadığın ya da konuşmadığın anlarda nasıl bir sen olduğunu da görme şansın oluyor.
Katlanamadığın şey o insanın olmaması mı yoksa kendinle baş başa kalmak mı gibi daha varoluşsal sorularla bir noktada yüzleşiyorsun.
O yüzden isterseniz bana boomer deyin ve bence kesinlikle yaş almamın bunda çok etkisi var.
Çünkü bu podcastta ilk başladığımda 22 yaşlarım derken bildiğim bir şey var ki belki de o dönem ilişkilenmelerin böyle olduğundan ve hızlı yakınlaşmalara bir anda birinin bana aşık olmasına ihtiyacım olduğundan böyle bir date'den sonra direkt tutuşulan elleri ya da ya ben galiba bu datingi hep sileceğim ya ben buldum ya demeleri meşrulaştırıyordum.
Yanlış da değildi o zaman doğru hissettiriyordu ama şimdi hayatımın geldiği noktada beni meşgul eden şeyler ya da sahip olduğum sorumluluklar, zorunluluklar beni zaten ister istemez biriyle çok hızlı yakınlık kurmak ve ona çok fazla zaman ayırmaktan alıkoyuyor.
Haliyle bu tanıştığım insanda da gerçekten aslında ilk etapta çok sık görüştük.
Yani çok kısa sürede daha uzun zaman geçirdik diyebilirim.
Ve bunun bende belli beklentiler oluşturduğunu fark ettim başta.
Daha doğrusu beklentiler doğru kelime tercihi olmadı da belli gözlemler.
Peki bu ilgi sürecek mi?
Bakın ben bunu bir test edeyim.
Ben bunu anlamaya çalışayım gibi.
Bunu kendimde biraz fark ettiğimde kafamı çok o tarafa çevirmek istemedim.
Ama sonra bir gün böyle birlikte kahvaltı ederken erkeklerin bir ayrılığı nasıl atlattığını sordum.
Kendimce bir Carrie Bradshaw eradaydım galiba ve araştırma yapıyordum.
Erkeklere onların perspektifini sorarak.
Böyle başta biraz arkadaşlarından örnek verdi falan ve sonra biliyorum onun da çok uzun süreli bir ilişkisi olmuş.
Ve hani böyle korkunç bitti, berbattı, rezildi denmeyecek türden.
Belki de hala içinde o kadar fazla saygının ve paylaşımın olduğu ki bir yerde o mumun hep içeride için için yandığı bir ilişkiden bahsediyoruz.
Uzun soluklu bir ilişki.
Şimdi tabii ben artık 28 yaşında biri olarak ve kendimden çok da küçük insanlarla karşılaşmamaya biraz özen göstermeye çalışarak karşıma çıkan insanların yani aşağı yukarı benimle yaşıt insanların bir ilişkisi olmuş olabileceği gerçeğine daha doğrusu ağırlıklı yüzlerinin burada olduğu gerçeğine zaten sırtımı çeviremem.
Nitekim çevirmek de istemem.
Bence gerçekten artık bu yaşlara gelmiş bir insanın bir ilişki deneyimlemiş olması önemli bir kriter.
Benim karşıma 30 yaşına gelip hiç daha önce romantik bir ilişki yaşamamış insan da çıktı.
Çok uzun soluklu ilişki yaşamış insan da çıktı.
Genellikle bu iki grubun kesişim noktası bir ilişkiye başlamaya dair duydukları kaygı.
Hiç ilişki yaşamamış olan şimdiye kadar uzunca bir süredir hayatında sahip olduğu o konfor alanının ne şekilde değişeceğine dair hiçbir tahmini olmadığı için korkuyor.
Ya da etrafında düzgün örnekler yoksa onlara benzemekten, güzel örnekler varsa da onlara benzeyememekten korkuyor.
Halihazırda bir ilişki deneyimlemiş kişi ise ona benzemesinden hatta belki de hiç benzemeyecek olmasından korkuyor.
Bazı insanlar böyle tekrarlayıcıdır ya her yeni ilişkide aslında belli bir paterni sürdürür.
Bunu gerçekten isteyen ya da bunun oluşmasından korkanlar da var bu dünyada.
Bu yaşlarda artık dateleşmek, biriyle tanışmak benim lügatımda onun geçmişinden getireceği bazı misafirleri de belki de hayatıma buyur etmem gerektiğini söylüyor bana.
Bunu ilişkinin üstüne gölgesi düşen bir üçüncü kişi gibi düşünmenizi istemem.
Buna benim polyanacılığım diyebilirsiniz ama ben çok kötü bir deneyim yaşamış birisi olarak bile bunu söylüyorsam sözüme ve benim inancıma inanmanızı isterim.
Benden yana durmanızı isterim.
Ben bir insanın geçmişindeki insanlara genellikle müteşekkir oluyorum.
Onu çok üzdülerse elbette bunu bağrıma basamam.
İçimden yükselen bir öfkeyi her zaman hissederim.
Ama bir yandan da karşıma çıktığı için şükrederim.
Belki de onun gerçekten yaralarını saracağım ve burada yara bandı olmaktan bahsetmiyorum.
Artık o iyileştireceğim derken kendini kullandırtan dönemlerim de bence geride kaldı.
Zamana bırakırken bir şeyleri ve zamana yayarken aslında iyileştirme yükünü zamanın kendisine bırakıyorum.
Ben sadece orada oluyorum o eli tutmak için.
Ama o eski sevgiliye bir şekilde bir saygı duyuyorum.
Hele iyiyse, güzel bir ilişkiyse bir ilişkiyi sürdürmekteki çabayı, sabrı bir noktada deneyimlemiştir.
selametle bir ilişkiyi yürütmeyi biliyordur.
Bunu eğer o insanla deneyimlediyse
teşekkürler diye simgeliyor.
Maalesef kötü bir ilişkiyse, kötü bir deneyimse
belki de bunun üstüne
tekrardan biriyle olabilme cesaretini göstermesine tutunuyor
ve yine bir yerde tamam bak
bu sefer böyle olmayacak deme noktasında
yine aslında o insanın hayatından geçip gittiği
ve belki de bıraktığı için onu
müteşekkir oluyorum.
Ama bunun çok da tabii ki...
Tezlikle karıştırılmasını istemem.
Benim çok kısa süren bu son ilişkimde biliyorsunuz ki benim aslında zannettiğim şey
Ya ne kadar uzun soluklu birlikte büyüdükleri ama bir yandan da birbirlerini için için mahveden bir ilişkiymiş.
Keşke böyle olmasaymış ama ben şimdiye kadar hep böyle insanların bir yerde kendisinden ders çıkarttıkları ve sonra o aldıkları derslerle güzel ilişkiler kurdukları o aradaki basamak olduğunu hissetmiştim.
Benden sonra hep böyle sanki kısmetleri açılıyor gibi geliyordu.
Ve bir seferliğine de o kısmet benimki olsun istemiştim.
Evet kötü bir ilişki yaşamış ama belki de bu sefer benim sıramdır bir başka kadının topluma kazandırdığı bir erkekle birlikte olmak.
Belki de bu sefer ben topluma bir erkek kazandıran ya da yeniden bir sınava giren kişi olmam diye düşünmüştüm.
Öyle olmadı eski partnerim de eski partnerine döndü ama aynalar aynı yere deyip devam etmekte buldum ben iyileşmeyi.
Ve buna rağmen insanların geçmişine saygı duyuyorum onlara rağmen duyuyorum.
Yine de görüştüğüm kişinin böyle eski sevgilisiyle bir noktada hala bağının olduğunu bilmenin bana nasıl hissettirdiğini düşünmeye çalıştım.
Çünkü ondan önce birisiyle tanıştığımda o da eski sevgilisiyle çok yakın arkadaştı.
O kadar yakın arkadaş ki artık hani birlikte oldukları günleri belki farklı insanlarla imiş gibi kendilerinden azade başka biriymiş gibi hatırlıyorlar bilmiyorum.
Ya da benim de hayatımda daha önce belli bir noktada belki ilişkilendiğim ama sonra arkadaş olarak bu yola devam ettiğim insanlar oldu.
Çevremde bunu yapan, sürdürebilen başka insanlar, başka dostlarım da var.
Yine de insan bunu kendi görüştüğü kişiden duyduğunda sanki belki bir gece önce eski sevgilisini stoklayan kendisi değilmiş gibi,
sanki duygusal bir şarkı dinlerken aklına yaşanmamışlıklar gelmiyormuş gibi
insan bir anda karşısındakinin de bir eski sevgilisi olduğu gerçeğiyle sarsılıyor.
Hele benim gibi zaman zaman kendine güvenmekte ya da belki de gördüğü sevgiyi kabul etmekte güçlük çeken birisiyseniz
otomatikman o geçmişteki kişiyi kendinize bir rakip belliyorsunuz.
Halbuki bir durup kendine şunu sorman lazım.
Sen kimsin ya? Bir dur. Sınırını bil.
Sen de birilerinin eğer o unutamadığı insansan birinin gelip 10 günde senin saltanatını yıkmasını ister miydin?
Ya da yıkabileceğini düşünür müydün?
Ya da diyelim ki yıktı o zaman gerçekten o insan tarafından unutulmaz biri olduğuna inanmaya devam edebilir miydin?
Diye soruyorum.
Haliyle orada aslında bir anlığına basiretimi bağlayan ve beni bir anda sanki bir challenge'ın içindeyim.
Karşımdaki insanı gerçekten beğeniyor muyum, hoşlanıyor muyum?
benim ilgimi kendisine tutabilmek için bana nasıl doneler veriyor ya bakmadan
sırf geçmişinde unutamadığı ki buraya da bir parantez açmak isterim.
Gerçekten insan unutmak zorunda mı?
Unutmadan bu hayat yürümez mi?
Parantezi kapatıyorum buraya döneceğiz.
Bir insanı bir anda kendime bir challenge yapıyorum ve
ben sanki o unutturacak kişiymişim.
Öyle sevileceğim ki kimse artık hatırlanmayacak gibi bir misyon yükleniyorum.
Ya bir dursana.
Bir kere karşındaki insan bilmem kaç yıllık eski partnerini birlikte büyüdüğü kişiyi,
seninle geçirdiği 10 gününü unutabiliyorsa,
senin de biraz bu insana şüpheyle yaklaşman gerekmiyor mu?
Bir insanın geçmişine nasıl yaklaştığı, nasıl baktığı, onu nasıl anlattığı da
onunla ilgili çok şey söylemez mi bize?
Tabi bu düşünceler zihnimde böyle şu an size anlattığım gibi
hızla birbirini takip eden bir tren değildi.
Günlere yaya yaya, bu yüzden bu bölümü oldukça erteleye erteleye
kendimi sakinleştirdim.
Bir kere her şeyden önce unutulmamış birisini yenmek
ya da onu unutturmak gibi bir görevim olmadığını
benim de pek hala hatırlanmaya değer bir insan olduğumu
belki de benim de unutulmaz biri olabileceğimi
çünkü neden insan sadece bir kişiyi unutamasın ki
gibi bir düşünce treniyle
belki de ulaşmak istediğim o durağa bir şekilde ulaştım.
İnsan kendi yaptığı şeyleri karşısındakinin de yaptığını görünce
bazen rahatsızlık duyabiliyor.
Bu üçkağıtçılık değil aslında.
Siz bir şeyleri yaparken kendi motivasyonunuzu biliyorsunuz.
Belki eski sevgilinizi sadece canınız sıkıldığından ya da belki de dalga geçmek için stokluyorsunuz ama
aynı şeyi karşınızdaki yaptığında bir eliniz ayağınız titriyor ve bir içinizde bir garip bir his oluşuyor.
Neden ki? Onu mu düşünüyor? Aklı mı onda?
Belki insanın kendi davranışlarını bir başkasına görünce bir türlü meşrulaştıramamasının sebebi kendine verdiği değerle ilgilidir.
Belki burada mevzu benim ikiyüzlülüğüm değil de söz konusu bensem karşımdakinin hep aklında bir başkası olur inancından doğan bir şey bilmiyorum.
Bazen böyle ne kadar gülerek anlatsanız da ne kadar kısa sürse de o boktan ilişkiler insanın üstüne gerçekten bir leke bırakabiliyor.
Benim de o lekem galiba hala bazı duyguların benim için orada olduğuna inanmakta zorlanmam.
Ama kıssadan ise esas gelmek istediğim yere daha belki varmadık, daha yolu anca yarılamışızdır ama varsın insanların unutamadığı biri olsun.
Ne önemi var ki? Söz konusu unutulmayan o eski sevgili bensem unutulmayan biri olduğunun varlığına inanmak isterim.
Söz konusu eğer karşımdaki ise geçmişini unutamayan yeterince zaman geçmemiştir inancına kapılmak isterim.
Eğer karşımdaki bana unutamadığım biri var mı diye soruyorsa yok cevabının gerçek olduğuna inanmak isterim.
Ama ben eski sevgilimi unutamadığı biri olduğunu soruyorsam var demesini ve o insan olmayı beklerim.
Yani aslında bu tek soruya bile vereceğiniz cevap sizin hangi koşullarda kime sorduğunuz ya da kim tarafından size sorulduğuyla çok farklı şekillerde yanıtlanabiliyor.
Burada o yüzden mevzunun bu sorunun cevabının ne olduğunu değil de neden benim söz konusu sevilmekse illa orada bir şeyin mücadelesini vermem gerektiğine inanmamla ilgili olduğunu bir kere daha fark ettim.
Aynı şeyleri hayatımın her yeni yaşında tekrar tekrar fark etmeyi aslında sıkıcı bulmuyorum.
Eğer bir dersten tam anlamıyla geçemediyseniz demek ki yeterince öğrenememişsinizdir.
O notların bir anlamı var.
Aksine galiba 23 yaşında hissettiğim ya benim sevilmekle ne alıp veremediğim var sorusunu 28'imde hala zaman zaman kendime soruyor olmam.
Bir yandan bana 30'u da 40'ı da 50'yi de o kadar yabancılaştırmıyor.
Çünkü o yaşlardaki Sima ile henüz tanışmamış olsam da bir yerlerde onun hala aynı sorulara cevap bulamadığını bilmekte yatan garip bir konfor bir tanıdıklık var.
Hiçbir şeyde anlaşamazsak o kadınla anlaşırız diyebiliyorum kendime.
Bugün Bad Bunny'nin Super Bowl Halftime şovu yayınlandı.
Atlayışa bakış mı konudan?
Ve sonra da bağlayışa odaklanın ama.
Ve aslında oldukça politik, oldukça da bir toplumu, bir kültürü, gelenekleri anlatan bence inanılmaz bir şovdu.
İzlemediyseniz mutlaka izleyin.
Ve sonra oturup albümü baştan dinledim.
Şarkıların hepsinin sözlerini böyle İngilizce çevresine bakıp bir daha dinledim.
Ve Debitir Hermas Fotos çalarken yani bu bölüme aslında ismini veren keşke daha fazla fotoğraf çekseydim çalarken sanki tam olarak neden bahsettiğini anlıyor gibiydim.
Keşke daha fazla fotoğraf çekseydim pişmanlığı beni Napoli'den ilk dönüşümde bulmuştu.
Ben Napoli'ye giderken ne Napoli'nin ne olduğunu biliyordum ne nasıl bir şehir olduğunu ne Vezub'un tam olarak hangi yanardağı olduğunu nasıl bir hikayesinin olduğunu bunların hiçbirini bilmiyordum.
Benim gözümde ben bir köye gidiyordum.
6 ay geçirecektim.
Şanslıysam belki o meşhur şehirleri dolaşıp evime dönecektim.
Ve annemlerin buzdolabına yeni magnetler yapıştıracaktım.
Hiç öyle olmadı.
Napoli'de öyle şeyler yaşadım ki aslında çok da ele avuca sığmaz hikayeler değildi.
Sadece hayatımı değiştirdi gerçekten.
Yani bir kitap okudum ve hayatım değişti cümlesini.
Klişe olsa da bana hakikaten söyleten bir şehirdi.
Bir şehir gördüm ve hayatımın bütün rotası değişti.
Yüksek lisans gibi bir hayalim yokken,
sırf bu hayalin peşinde, yani İtalya hayalinin peşinde,
kendimi bir anda son 3 yıldır İtalya'da yaşarken buldum.
Napoli'den ilk döndüğümde, o katlanılmaz özlemle sürekli telefonumda fotoğraflara bakarken,
Vesub'ün doğru düzgün telefonunda çekilmiş tek bir fotoğrafı vardı.
Ve bu benim o kadar canımı yaktı ki.
Böyle o internete Vesub yazdığınızda çıkan aşırı kontrastlı,
Satürasyonu yüksek
Çok parlak ya da çok profesyonel makineyle çekilmiş
Dağ fotoğraflarına
Deniz kenarına bakmak istemiyordum
Ben burada bunu yapmıştık
Şurada şunu yemiştik
Burada yüzmüş tükteki o bizdenliği arıyordum
Ve yeterince yer yoktu galerimde
Ve bunun pişmanlığını yaşadım
Bir buçuk sene boyunca
Bir buçuk sene sonra İtalya'ya nihayet taşındığımda
Ertesi gün zaten Napoli'ye bilet almıştım
Ve bu hatayı bir daha asla yapmayacağıma yemin ettim kendime
O yüzden belki bu anlattığım telefonumu eline aldığında kanka sen niye 2 terabayt iCloud kullanıyorsun diyen arkadaşlarıma da bir cevap olmuştur.
Keşke daha fazla fotoğraf çekseydim.
Benim hayatımda yaşadığım en içime oturan pişmanlıklardan biriydi ve hayata çok teşekkür ederim ki bana bunu telafi edebilecek şansı sundu.
Ben de hakikaten onun için uğraştım.
Ama aslında buradan esas gelmek istediğim şey ben Napoli'de öyle güzel bir aşk yaşadım ki güzel olan aşkın kendisi kesinlikle değildi.
İlişki kesinlikle değildi.
Sanki o ben ve Napoli'nin arasında bir ilişkiydi ve Roberto bizi tanıştıran şeydi, bizi yakınlaştıran şeydi.
Herkes benim Roberto ile olduğumu ve Napoli'de tanıştığımı zannediyordu ama ben Napoli ile birlikteydim ve beni Roberto onunla tanıştırmıştı.
Skuterina bindiğimizde ve benim normal şartlarda toplu taşımayla, taksiyle ya da yürüyerek gidemeyeceğim yerlere beni götürdüğünde,
bir anda kendimi Sorrento'da gizli bir mağarada yüzerken bulduğumda
o zamanlar KYK 500 lira falandı.
Bütün KYK'mla ikimizde çok güzel bir yemek ısmarlayabildiğimde
benim zaten Napoli ile aramda unutulmayacak bir ilişki başlamıştı.
Ve ben hala unutamıyorum Napoli'yi.
Hala en ufak bir yıkık döküklük gördüğümde ve o benim içimi ısıttığında
oraya baktığımda kasvetten ziyade neden aidiyeti gördüğümü ben anlıyorum.
Hayatımda bir anda makarna böyle üşendiğim için elimin gittiği değil de hakikaten kendimi mutlu etmek istediğimde pişirdiğim bir şeye dönüştüğünde anlıyorum zaten.
Benim de unutamadığım biri var.
Bir şey o, bir şehir.
Ama ne fark eder ki?
Benim hayatımda herkes bir noktada Roberto'yu duymuştur.
İsmini bu kadar rahat söyleyebilmemin de sebebi bu bölümü zaten dinlese de anlamayacak olması.
İşte belki de öyle bir şehirdi ki 5-6 yıldır size kaydettiğim her bölümde kimden bahsettiğimi sadece ben ve belki birkaç yakın arkadaşım bilirken artık rahatlıkla binlercenizle bu ismi paylaşabiliyorum.
Belki de Napoli'nin yine bana kattığı şeylerden biriydi bu özgürlük alanı.
Dediğim gibi benim hayatımda herkes Roberto'yu bilir.
Ona aşinadır.
Tanışanlar da var.
Ama günün sonunda gerçekten zorlu ve tadını çıkartamadığımız toksik bir ilişkiydi.
Çocukluk ilişkisiydi sanki.
Tam böyle büyüme çağlarımız denk gelmişti.
Ama neden hala mesela benim 28 yaşımda İstanbul'da oturduğum evde,
onun çektiği bir fotoğraf çerçevede ya da onun babaannesinin taktığı lakap benim 5 yıldır ayak bileğimde.
Onun da hayatında bir şeyler değişti tabii ki.
Fotoğrafçı olmaya karar verdi, İstanbul'la tanıştı.
Bütün portfolyosunu ara gülerden esinlenerek yaptı mesela.
Yani biz de birileriyiz gerçekten.
Ben de birilerinin unutamadığı kişiyim.
Ama şimdi onun gerçekten uzun süredir tahminimce de güzel bir ilişkisi var.
Ve bu belli ki beni unutmasına neden olmadı.
Ve ben bir ilişkinin unutulmazıyken başka bir ilişkinin yürümesine engel olmuyorsam
belki de benim de biriyle sağlıklı bir ilişki yürütebilmem için
illa geçmişindeki her şeyi unutmuş olmasına gerek yoktur.
Belki de gerçekten ya yeterince zaman geçmemiştir
Ya da o insanın kendisini değil de bizi tanıştırdığı, vesile olduğu, aracı olduğu şeyleri sevmektir.
Ve ben mesela sanırım bana ne kadar seçenek sunulursa sunulsun, hiçbir zaman içerisinde Napoli ile tanışmadığım bir evrende bulunmak istemiyorum.
Çok hoşuma giden bir tweet gördüm geçen.
Hayatım ne kadar kötü giderse gitsin, başka bir senaryoda seninle karşılaşmazdık diye buna katlanıyorum.
Eğer hayatınızda bir şey size benzeri bir cümle kurduruyorsa bırakın unutmayın ya.
İnsan unutmadan da sevebilir yeniden.
Unutmadan da yaşayabilir.
Hör gücünde biraz olsun daha yer vardır.
Yenilerini de alabilir.
Bir başkasını da bir öncekinin yanında hatırlamayı sürdürebilir aslında.
Böyle bir rahatladım.
Napoli'yi ne kadar özlediğimi hatırladım.
Aslında zaman zaman galeride kaybolduğumda görmek istediğim şeyin eski sevgilim değil içinde yaşadığım zaman olduğunu hatırladım.
Ya da varsın hakikaten mevzu ne şehirler, ne kazandığınız öğretiler, ne karşınızdakine size neler verdiği olsun.
Belki de gerçekten sadece o insanı özlüyorsunuz.
E olsun hepimiz neticesinde insanların hayatında belli bir noktada misafir değil miyiz?
Aslında birer turistiz gerçekten.
O yüzden belki de insanlar ve şehirler birbirinden o kadar farklı değildir.
Belki de unutulmamak söz konusu insan olduğunda o kadar korkulacak bir şey değildir.
Belki de bütün bu ne kadar oldu 30-40 dakikadır anlatmaya çalıştığım şey şu ki hatırlanmak istiyorsanız başkalarının da unutulmaz olabileceği gerçeğine katlanmak zorundasınız.
Ve o kadar da korkunç bir şey değil.
Dileğim söz konusu unutamadığınız kişide unutamadığınız şeyin ihtimaller, yaşanmamışlıklar ya da o bir sürü keşke fotoğraf çekseydim, keşke daha fazla öpseydim, keşke daha fazla sarıldımlar olmadığı güzelliği, kahkahaları, gerçekleşmiş şeyleri unutamadığınız birisinin olmasıdır.
Bu diğer senaryonun çok korkunç olduğu anlamına gelmiyor ama belki birazcık acıtacağını söylemek o kadar da yanlış olmaz.
bilmiyorum size ne zaman oldu ama
ben bir gün hemşireye bana iğne yapmadan önce acıyacak mı diye sorduğumda
ilk kez bir tanesi evet biraz yakacak demişti
o zaman artık can yanması konusunda yalan söylenmeyecek kadar büyüdüğümü fark ettim
o yüzden ben de size yalan söylemiyorum
eğer keşke daha fazla ile başlayan şeylerden kaynaklı unutamadığınız bir şeyler varsa
evet biraz yakacak
ama hepsi sizin iyiliğiniz için
Umutsuz dağılışmayın, yatağa küs girmeyin.
Vaktiniz varken daha fazla fotoğraf çekmenizi öğütlesem yeridir bence.
Hoşçakalın.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
