
kendime ait bir odada, kendime ait olmasını kabullenemediğim düşüncelerle baş başa bir 10 dakikama hoş geldiniz. oturmaz mıydınız?
Transkript
Herkese merhaba.
Evet.
Eğer bu bölümü sadece dinlemiyor, aynı zamanda izliyorsanız, bu ben.
Burası da benim Mart ayından beri yaşadığım hayat dolu evim.
Zaten burada benden önce oldukça hayat vardı.
Hatta çoğu zaman benim kendimi şarj ettiğim bir yerdi.
O yüzden şimdi burada bir yaşam oluşunu devam ettiren kişi olmak
bana gerçekten kendimi seçilmiş kişi gibi hissettiriyor.
Bunun için canım arkadaşım Berfin'e tekrardan çok teşekkür ederim.
Uzun süredir aslında hayatımdan bir şeyleri videoya çekmek ve sizinle paylaşmak istiyordum ama bunun için yeterli ekipmanım, bilgim ve zamanım olmadığını düşünüyordum.
Ama geçenlerde Türkiye hattımı kullanmak için sadece yanımda gezdirdiğim eski telefonun masadan bana göz kırpınca aslında oradan da bir şeyler yapabileceğimi, orayı da pekala kullanabileceğimi fark ettim ve en kötü ne olabilir ki diyerek oldukça titreyen bir tripod ve iPhone 7 ile cuma akşamımı kaydetmeye başladım.
Hiçbir şeyi bölmedim aslında.
Gerçekten kahvemi yaptım.
Gerçekten sonrasında şahit olacağınız her şeyi dakikalarca yaptım.
Hatta bulmaca çözmeye başlamıştım ve bir yarım saat bulmaca çözerken video var telefonumda.
Oraları böyle hızlandırarak koydum.
Ama bu bir şeylere başlamak için her zaman elinizin altında her şeyin en iyisi olması gerektiği inancını belki biraz olsun kırar.
Ve yalan değil.
Benim de aslında sürekli böyle ya bana şununla ilgili konuş deyin, ben onunla ilgili saatlerce konuşurum diyen kendi konuşma ve hikaye anlatıcılık gücüne çok güvenen bir tarafım vardı.
Ve aslında ben de biraz onu test etmek istiyorum.
Bu videoyu kaydederken yani bu anlarımı çekerken tam olarak neden bahsedeceğimi bilmiyordum ama neden bahsedecek olduğunu bilmemenin konuşmaya çok değer olduğunu düşünüyorum.
Bu böyle benim yapmam gereken çok fazla iş varken bir anda öylesine bir yerden çıkıp aklıma bir fikir olarak gelip yapmaya karar verdiğim bir şey.
Ve ben hayatın toplamının tam olarak bundan ibaret olduğunu düşünüyorum.
Böyle çok ciddi işleriniz varken bir anda kalkıp buzdolabındaki magnetleri tekrardan düzenlemek istersiniz.
Birden böyle gözünüze bir toz takılır ve evi toplamaya karar verirsiniz.
Bir anda gözünüz bir şeye takılır ve belki de yıllardır ertelediğiniz bir diziyi izlemeye karar verirsiniz.
Bazı günler gerçekten böyledir.
Çok hayal ettiğiniz, çok içinde olmak istediğiniz,
şöyle hiç kimse arayıp sormasa da böyle bomboş bir gün geçirsem, güzelce dinlensem dediğiniz bir anda,
bu anı ne kadar istediğiniz, ne kadar hayalini kurduğunuz artık aklınıza bile gelmez.
Belki de acaba bu bittikten sonra ne yapacağım düşüncesini sürekli hayal etmekten.
O an yaptığınız şeyin belki de farkına varmazsınız.
Benim son dönemde hayatım böyle geçiyor.
Film izlerken diğer yandan Reels izliyorum.
Bazen TikTok kaydırıyorum, tweet okuyorum, arkadaşlarıma cevap veriyorum.
Sonra filmin çok önemli bir yerini kaçırmış oluyorum.
Hop geri alıyorum.
2 saatlik film oluyor 4 saat.
Bu da iyi ihtimalle.
Bazen günlerce sürüyor.
Kendimi sürekli hadi Simay yani bu andan zevk alman lazım, şu andan keyif alman lazım diyen.
Acaba şu an başka bir yerde mi olmak istiyordum?
Ne yapmam gerekiyor?
Şunu mu yesem? Şunu mu yapsam? Şuraya mı gitsem?
Evimi temizlesem?
Annem buzdolabını ne güzel düzenlemişti ama şimdi yavaş yavaş bozulmaya başladı.
Yavaş yavaş kirlenmeye başladı.
Buna bir gün ayırabilecek miyim?
Ama bu haftada gerçekten tezimin deadline'i var.
Halletmem lazım.
Ama havalar da artık yavaş yavaş soğumaya başlayacak.
Yaz bitiyor.
Biraz daha güneşlenmem lazım.
Tatil yapmam lazım.
Ben egeliyim.
Bu sene denize sadece bir kere girmemiş olmam lazım.
Bütün bunlar diş fırçalarken, elimi yüzümü yıkarken, tuvaletteyken, lenslerimi çıkartırken hep ama hep bir şekilde aklımda.
Şu an bunları dinliyorsunuz ya ben bunların hiçbirini bir yere yazmadım.
Durdurmuyorum bile.
Bunlar benim o kadar aşina olduğum düşünceler ki.
Böyle en ufak bir şey yaparken bile kafamın bir türlü susmadığını çok net bir şekilde görüyorum.
Kafamın içinde bir sürü sekme açık.
Bir tanesinde tezi bitirmeye çalışıyorum.
Birinde hala aşk arıyorum.
Birinde of ben biraz kilo mu aldım diyorum.
Diğerinde hayır Simay bunlara takılmıyoruz.
Sağlıklıyız ama bak bunları aşmıştık diyorum.
Bir yandan canım böyle uzun süredir sushi yemek istiyor.
Diğer yandan gördüğünüz o bamya'yı bitirmem lazım.
Tek yaşıyorum.
Tek yaşamak dünyadaki en büyük lütuf ve bazen en büyük lanet.
Hayatı her an birileriyle paylaşamadığım için paylaştığım anları sürekli etrafımda tutmak gibi bir hastalığım var.
Ama bu hastalığı çok seviyorum ve umarım peşimi bırakmaz.
Sanırım sadece dolu dolu bir gün geçirdiğimde koşa koşa eve gitmek istemeyi,
Evimde tek başıma zaman geçirirken de şu an dışarıda olmanın bana nasıl hissettireceğini düşünmekten,
şu an diye o belirtilen bir zaman dilimini yaşamayı çoktan bırakmışım gibi hissediyorum.
Ve bu gerçekten bir yandan da acı verici.
Çünkü ne zaman tam olarak anda hissedeceğim ya da anda hissetmek aslında sadece bir ilüzyon mu bilmiyorum.
Mesela bu izlediğiniz videoları, çamaşır toplayışımı, sonra çamaşırların hepsinin kurumadığını fark edince,
Onları orada öylece bırakışımı falan.
Bunların hepsini izlerken aklımdan sadece ne geçiyordu biliyor musunuz?
Kollarım ne kadar kalınlaşmış.
Yani ne alaka?
Anladın mı? Ne alaka?
Bazen kendimi çok ikiyüzlü hissediyorum.
Acaba bütün bu body positivity dediğim,
vücudumu artık çok seviyorum, çok özgüvenli hissediyorum dediğim zamanlar
gerçekten zayıf olduğum zamanlar mı?
Acaba gerçekten ben de bu lanet ettiğim düzenin bir parçası haline mi geldim diye kendimi çok yargılıyorum.
Bazen kendimi çok çirkin hissediyorum ve bazen bu çirkin hissedişimin kilomla hiçbir alakası olmadığını fark edince rahatlıyorum.
Tamam diyorum oley en azından bu kısmı aşmışız.
Ama sonra kendimi sevmeyişimle yüzleşmek zorunda kalıyorum.
Mesela bütün bu video kolum acaba çok mu kalın çıkmış diye düşünürken
diğer yanım o kendime hatta sizlere zaman zaman ya bu vücutla sarıp sarmaladığın hayatı bir anımsa ve onlara şükret diyen tarafımla resmen kavga ediyor.
Bazen kendimi iki yüzlü gibi hissediyorum.
Ama sonunda bu videoyu öyle ya da böyle attım ya.
Çünkü şunu kabul ediyorum.
İnsan bazen kendini zayıf hisseder.
Bazen şişman hisseder.
Bazen sağlıklı ya da sağlıksız hisseder ve bu nasıl göründüğünden çok bağımsızdır.
Bazen her zaman içinde çok iyi hissettiği kıyafeti giyer ve hiç de iyi hissetmez.
Bazen hiç ummadığı bir anda saçları, cildi parıl parıl bir şekilde uyanır.
Kendini bazen o kadar da beğenmemenin ya da ya acaba ben biraz bu aralar saldım mı ya,
ya çok kilo mu aldım ya da çok kilo mu verdim demenin doğrudan kendini sevmemekle
ya da belki de o vücudumu sev, kendini kabul et, her tipte vücut vardır algısına doğrudan karşı olmadığını kabul etmek de lazım.
Evet ben gerçekten bu videoda bence olduğumdan daha kilolu görünüyorum.
Ama eee?
Yani bunu söylediğimde insanların beni teselli etmesini beklemiyorsam,
bunu sadece gördüğüm bir şeyi söylemek olarak kabul ediyorumdur.
Tıpkı bu ventilatör beyaz, arkada iki tane mum yanıyor demek gibi.
Ama otomatikman o içimize serpilmiş olan, vücudunla ilgili söylediğin en ufak bir rahatsızlık seni body positivity'den uzaklaştırır.
Ve muhtemelen kilolu olduğunu düşündüğün için bunu söylüyorsundur algısına itiyor ama belki de öyle olmadığını kabul etmek lazım.
Ve evet ben bu videoda görece en iyi halimde değilim ve bunu kilodan bağımsız söylüyorum.
Gerçekten o gün kendimi çok da iyi hissetmiyordum.
Sıkılıyordum ama bir yandan hava birazcık esiyor diye hemen üzerime sweatshirt geçirecek kadar da hayatı seviyordum.
Burada annemi arıyorum.
HBO Max alsan benimle birlikte izler misin diye.
Neden bilmiyorum.
Parasını ben ödeyecek de olsam birisiyle bir şeyleri paylaşmak bana kendimi çok iyi hissettiriyor.
Galiba yetişkin olmanın en tatlı taraflarından bir tanesi de kazandığın yetişkin parasını hala çocuk aklında harcayabilmek.
İşte böyle.
Yani buna rağmen bu videoyu paylaşabiliyorum.
mesela. Çünkü bazı günler böyledir anladınız mı?
Yani kimse o çok
full HD çeken kameralarıyla ve
çok güzel ciltleri ve saçlarıyla yataktan
kalkmayabiliyor. Evde
süt yansız gezilir arkadaşlar.
Böyle belinize kadar çekilmiş bir
pantolonla oturursunuz. Evet.
Saçınızı çok güzel topladığınızı zannedersiniz
ve videoda fark edersiniz ki arkası
bok gibi görünüyor. Olur yani.
Bazen birazcık
hava serinledi diye hemen koşa koşa
üstünüze bir şey geçirirsiniz. Bazen gerçekten
kendinizi çirkin hissettiğiniz için bir yerle
Kapatmanız gerekir.
Kötü duyguları o kadar kaçılacak şeyler haline getiriyoruz ki bence.
Onları o kadar düşmanlaştırıyoruz ki aman Allah korusun aklımdan geçer.
Halbuki iyiyi iyi yapan biraz da kötünün varlığı değil mi?
Sağlıklı bir insan, sağlıklı düşünceleri olan bir insan olabilmek için biraz da sağlıksız yollardan geçmek gerekmez mi?
Hayat biraz da ışıkları söndürmek, pencereleri kapatmak değil midir?
Çünkü günün sonunda bunu yapıyorsan o pencereyi, o ışığı açacağın, aydınlatacağın bambaşka bir karanlıkta gelecektir.
Bakalım yerinde bitti mi?
Umutsuzluğa alışmayın, yatağa küs girmeyin.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
