
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
62.bölümde o kızınız, 100% kazanç garantili bir yatırım tavsiyesiyle geldi: terapi.
hayatımın 5'te 1'ini terapide geçirmiş biri olarak sizlerle terapinin realitesini konuştum. çayınızı kahvenizi kapın ve arkanıza yaslanın.
Her zaman ve her yerde terapiye ulaşmak için Hiwell'den yararlanmak isterseniz: okız10 kodu sizi bekliyor <3
Transkript
hazırsanız bugün size harika bir yatırım tavsiyesi vermeye geldim.
Ve bu yatırım tavsiyesi kesinlikle sizin aslında risk alacağınız ve işin ucunda kaybetme ihtimalinin de olduğu bir yatırım tavsiyesi değil.
Bu kesinlikle bütün o ekme, biçme, sulama sürecine, bütün o prosese değecek ve mutlaka ve mutlaka meyvesini toplayacağınız bir şey.
Çünkü burada aslında suladığınız şey tam olarak kendiniz.
Ben de tabii ki terapiden bahsediyorum.
ben bildiğiniz üzere
5 yıldan fazla bir süredir
belki 6 yıldır terapiye
gidiyorum düzenli bir şekilde
bazen haftada bir
bazen haftada ikiye çıktığı oluyor
düzenli olarak haftada bir kere
en azından mutlaka
terapistimle görüşüyorum
hayatımın belki de
en bozulmamış rutinlerinden
bir tanesi ve gerçekten
ben nereye gitmiş olursam olayım
ve başka bir ülkede
başka bir evde bazen telefonumdan bazen bilgisayarımdan da bağlansam her zaman aslında stabilitesini koruyan ve o ortama girdiğim anda o bağlantıya tıkladığım anda bir anda benim yeniden simay olduğumu fark ettiğim hatırladığım ve birçok düşüncenin geri planda kaldığı seslerin gerçekten uğultuya dönüştüğü ve benim artık odağımı tamamen kendime ne hissettiğime ne yaşadığıma
tamamen odaklayabildiğim çok steril bir şeyden bahsediyorum.
Bazen gerçekten terefiden bahsettiğimde gözümün önüne böyle benim için çok steril tutulmuş,
çok hijyenik ve kimsenin içeriye dahil olamayacağı ve içeride konuşulan hiçbir şeyin de dışarı çıkmayacağına inandığım
çok böyle gizli ama bir o kadar da açık, bir o kadar da böyle gizli deyince o akla gelen böyle saklanılan bir alandan ziyade
sanki böyle çok hava dar ama sadece benim için orada olan bir ortamdan bahsediyormuşum gibi
gözümün önünde şekillendiriyorum bembeyaz bir odaymış gibi.
Ve bu 5 yılda tabii Aydın'da, İstanbul'da, Napoli'de, şu an Padova'da
ve bazen gerçekten farklı evlerde, farklı ülkelerde bu terapi sürecini uzunca bir süredir sürdürüyorum.
Ve her nerede olursam olayım beni bir anda gerçekten kendimle tekrardan o steril odaya sokan
çok garip bir geçişi var ve benim galiba en çok sevdiğim şey de bu.
Şimdi ben genel olarak zaten kendime mutlaka dinlenecek bir zaman ayırmaya çalışıyorum.
Ama o anlarda bile bazen gerçekten bir bezelye ayıklarken ya da sadece oturup yatakta uzanırken bile,
bir şeyler izlerken bile aslında beynimde binlerce sesin bir şekilde arsını dönüp durduğunu,
gerçekten bir sürü sekmenin kafamda bir yerde açık olduğunu hissettiğim anlar oluyor.
Ama terapiye girdiğimde o seslerden hangisini konuşmak istediğim, o sesleri artıp kulak verdiğim ve o seslerin gündelik hayatımda bana hükmetmesinden ziyade
o 45 dakikada benim hangi sesi konuşmak istediğim, hangi şeyi içimden getirmek istediğim ya da bazen hangi sessizlikle orada oturmak istediğime kendi başıma karar verdiğim bir süreç.
Bazen gerçekten okula da giden, yemeği de yapan ben olsam da, spora mı gideyim arkadaşlarımla mı buluşayım kararını veren ben olsam da bazen gerçekten hayatımdaki şeylerin ipi elimden kaçıyormuş gibi hissediyorum.
Ama her terapi için o koltuğa oturduğumda her şeyin kontrolünün bende olduğunu, neyi konuşmak istediğimi ve hatta bazen farkında olmadan aslında neyi oraya getirdiğimi ben de görüyorum.
Yani tıpkı böyle bir sürpriz kutu gibi.
Bazen o kutuya ne koyduğumu bilerek geliyorum.
Bazen terapide açıyorum ve içinden benim bile tahmin etmediğim bir şey çıkıyor.
Ama gerçekten kendimi orada bir başka insan da olsa kendimle çok baş başa hissediyorum.
Ve bence bir insanın kendiyle böyle bir yakınlık kurabilmesi,
kendini bu kadar tanımaya çalışması, tanıma süreci içinde olması
hayatın şu anki akışında o kadar mümkün değil ki.
O yüzden belki de en iyi yatırım falan diyorum buna.
Yani en büyük şey, yapılabilecek en büyük iyilik bu bir insanın kendine.
Çünkü bazen terafide hiç düşünmediğiniz ya da hiç hissetmek istemediğiniz bir şey pat diye gün yüzüne çıkabiliyor.
Ve o noktada kendinizle aslında tanışıyorsunuz.
Yani bir arkadaşınızı bir de çok ciddi bir ortamda görmek gibi ya da çok ciddi bir arkadaşınızı bir parti ortamına görüp
''Aa bu böyle birisiymiş.'' demek gibi.
Ben 5 yılı aşkın süredir her hafta kendimle yeniden tanışıyorum.
Ve gerçekten bunu hepinizin deneyimlemesini istiyorum.
Mutlaka da aranızda terapi sürecini yaşamış insanlar vardır.
Ve her terapi süreci de aslında bu kadar güllük gülistanlık geçmeyebiliyor.
Doğru terapisti bulabilmek bazen hayatınızda doğru bir insanı, doğru arkadaşı, doğru evi, doğru okulu, doğru yemeği bulmak gibi aslında bazen gerçekten fazlaca zaman ve efor gerektirebiliyor.
Belki de terapiye başlamanın, terapi sürecinin kendisinden daha zorlu olmasının yegane sebeplerinden bir tanesi de bu.
Çünkü nihayet artık bir psikolojik destek almaya karar verdiğinizde zaten maalesef ki bazı şeyler üzerinize binmiş oluyor, bazı yükleri sırtlamış oluyorsunuz.
Öyle bir noktada tamam artık ben galiba gerçekten terapiye başlayacağım, ben buna ihtiyaç duyuyorum dediğinizde
belki de bir de bunun bir arama kısmı olması biraz daha çekingen olmasına neden oluyor belki de.
Ama orada aslında en büyük adımlardan bir tanesi artık terapiye başlama kararını vermek
ve bunun zaman alabileceğini de aslında bir noktada kabullenmek.
Bazen gerçekten anında bir uyumlanmaya kalıyorsunuz.
Bazense bu zaman alıyor.
Ama yine de işin sonunda doğru ve uyumlu terapisti bulduğunuzda
tuttuğunuzda kendinizle artık o steril size özgü ortamda nihayet baş başa kalabileceğinizi bilmek
belki de bu süreçte pes etmemek için en büyük motivasyonlardan bir tanesi.
Ama tabii terapiyi olumlamak, terapiyi güzellemek terapinin en çok hak ettiği şeylerden bir tanesi ama
bunu tek başınıza yapın istemiyorum ve bence terapi her zaman ve herkes için ulaşılabilir olmalı.
O yüzden bugün Hayval ile karşınıza geldim.
Üçüncü yılına girerken sen o kız değil misin artık büyüyor ve bu tabii ki de sizin sayenizde.
O yüzden burada konuştuğum şeyler benden size akarken sizin için de bir şeyler olsun ve size bir şeyler sunabileyim istiyorum.
O yüzden de bugün biraz Hayval'den bahsetmek istiyorum.
Hayval bilgisayarınızdan, telefonunuzdan katılarak terapi sürecinizi başlatabileceğiniz çok güzel bir uygulama aslında.
Zaten her zaman ve herkes için terapinin ulaşılabilir olması motivasyonuyla da bu yola çıkan insanlar tarafından oluşturulmuş bir uygulama.
Burada belki de en önemlisi hayatınızdaki değişikliklerde ve bazı adaptasyon gerektiren zorlu süreçlerde sizin her zaman ulaşabileceğiniz bir noktada terapinin olması.
Ben gerçekten çok yoğun dönemlerimde, ülke değiştirdiğimde, hayatımın çalışan bir insan olmuşken hop tekrar öğrenci olma sürecine yeniden evrildiği,
ki 20'li yaşlarda oldukça da dalgalı, oldukça da böyle grafiğin düz gitmediği hem duygusal hem fiziksel anlamda sürekli hareket halinde olduğum dönemlerde
böyle kendimden de uzaklaştığımı hissettiğim zamanlar oluyor.
Ben neredeyim? Bana ait olan ne dediğim? Kendimi çok kayıp hissettiğim anlar oluyor.
O noktada 3 gün sonra terapim var düşüncesi bile benim için o kadar rahatlatıcı oluyor ki.
Çünkü ben nerede olursam olayım.
Geçen hafta İstanbul'da girdiğim terapim mesela.
Şu an başka bir ülkede, başka bir evde başka insanlarla yaşıyorum.
Beni yine bekliyor.
Yani ben nereye gidersem gideyim ve yanımda neyi götürmeye karar vermiş olursam olayım.
O seansa girdiğimde aşinalık hissine, kendimle baş başa kalmaya ve tanıdık biriyle kendimle olmaya böyle derin bir oh çekiyorum.
O nedenle bazen sadece özellikle terapinin gerçekten o iyi gelen tarafıyla karşılaşmaya başladığınızda, kendinizle tanışmaya, kendinizi daha da derinden keşfetmeye başladığınızda bazen sadece terapim var düşüncesi bile inanılmaz bir rahatlama getiriyor insana.
Çünkü onun artık size has olduğunu biliyorsunuz.
Hani bu stil gibi esinlendiğiniz ya da aldığınız bir fikir,
oraya ben de gideyim dediğiniz bir şeyden ziyade yüzde yüz size özgü ve siz ne getirirseniz o şekilde şekillenen,
öyle de aslında bulunduğu kabın şeklini alan ve o kap siz ne getirirseniz o alan çok kendine has bir şey.
ve bence herkesin hayatında bu denli kendine has bir şey olmalı.
Benim hayatımda da bu terapiye tekabül ediyor.
Ama hani bahsettim ya bazen o eşleşmeyi bulmak zor olabiliyor
ve özellikle nihayet ya evet ben bunu yapmaya karar verdim dediğiniz bir anda
belki tabii ki terapinin nasıl görüldüğüyle de ilgili bu
o noktaya geldiğinizde bazen gerçekten size uygun terapisti bulmaya eforunuz kalmayabiliyor.
O yüzden de Hayvel'de Hayvel'e kayıt olduktan sonra çözdüğünüz ilk formla sizin karşınıza çıkan terapisi de 15 dakikalık bir ön görüşme yapıyorsunuz.
Ve bu görüşmede aslında uyumlanıp uyumlanmadığınızı görme şansınız oluyor.
Bu tamamen ücretsiz görüşmeden sonra eğer hala karşınızdaki psikologun sizinle uyumlanmadığını ya da sürece onunla devam etmek istemediğinizi düşünüyorsanız
tekrardan bir ön görüşme yapabiliyorsunuz başka bir psikologla.
ve bu görüşme hakkınız 10 tane falan var.
Bu 10 tane 15 dakikalık ön görüşmeden sonra farklı psikologlarla
hala kendinize uygun bir psikolog bulamadıysanız
aslında mutlaka size uygun birinin olabileceği düşüncesi
orada bir yerde olduğu için bunun da çok rahatlatıcı olduğunu düşünüyorum.
Danışan destek hattı size yardım etmek için orada oluyor.
O yüzden aslında bu yolun çetrefilli olabileceğini göz önünde bulundurarak
bunu kolaylaştırmak için çözüm önerileri getiren bir uygulamadan kesinlikle yararlanmanızı isterim.
Eğer aranızda ya ben terapiye başladım ama istediğimi bulamadım.
Ya ben terapiye başlamak istiyorum ama çekincelerim var diyen herkes için
o kız on koduyla siz de bence kendinize çok büyük bir yatırım yapabilirsiniz.
Linki de aşağıda paylaşacağım.
Spotify'ımda aynı zamanda senokızdeyimsin instagram hesabında bilgileri paylaşacağım.
o kız on koduyla Hayval'den yararlanabilirsiniz.
Bu da aslında benim sadece yatırım tavsiyesi vermekle kalmayıp
sizi de biraz cesaretlendirmek istediğim bir şey.
O yüzden eğer ya ben başlamak istiyorum amaatlarınız varsa
o amalarınızı bence bir kenara bırakmanın tam zamanı.
Şimdi tabii ben kendi terapi sürecimde
belki de böyle kabullenince bir oh çektiğim
Daha doğrusu ha tamam ya bu da böyleymiş dediğim şeylerden bir tanesi de iyi olma sürecinin çok lineer bir çizgide gitmediğini nihayet kabullendiğimde oldu.
Yani terapinin tabi Türkiye'de şöyle bir tarafı da var.
Ben şu an İtalya'da ve İtalyan kültüründeki birçok insanla interaksiyonda olduğum için şunu gerçekten bütün açık yürekliliğimle söylüyorum ki biz terapiyi Türkiye'de baya güzel normalleştirmeye, ayaklarını hak ettiği gibi yere bastırmaya başlamış nadir toplumlardan bir tanesiyiz.
Bu konuda da şaşırıyorum yani baya aslında beklenmedik bir şey.
Ama tabii ne olursa olsun hani hala işte ya psikologların doktor diye çağrıldığı ya da psikoloğa sıklıkla gitmenin negatiflikle eşleştirildiği bazı mindsetlerle tabii ki karşılaşabiliyoruz.
Belki de gerçekten böyle ben terapiye gitmek istiyorum yani bunun için spesifik bir sorunla mı gitmeliyim diyebilen ve bunun için kendine bu yatırımı yapan kişiler mutlaka vardır.
Ama tabii bu noktada da terapinin ne kadar ulaşılabilir ve karşılanabilir olduğu da çok büyük bir önem taşıyor.
O nedenle de zaten aslında bu tarz bir uygulamadan yararlanmak ve terapinin sizin zaten doğal bir hakkınız,
buna erişmek için çok büyük problemlerden ya da çok büyük zorlanmalardan geçmek mecburiyetinde olmadığınız,
zaten her zaman bu sosyal desteği, bu psikolojik desteği alabileceğiniz,
bunun ihtiyaç noktasına gelmesi için,
hani tıpkı bizim genel temel ihtiyaçlarımızın uyumak, yemek yemek mesela,
bunun için illa saatlerce, günlerce uykusuz kalmaya,
günlerce aç kalmaya ihtiyacınız olmadığı gibi
acıkmayı illa böyle limitlerinde artık sonlarında...
Sınırlarında yaşamak zorunda olmadığınız gibi karnınızı doyurmak için,
psikolojik bir destek almak için de, çünkü burada destekten bahsediyoruz.
Destek sadece yıkılmak üzere olan bir şeye verilmek mecburiyetinde değil.
Tabii ki verilebilir, tabii ki de ihtiyaçlar değişebilir ve bu ihtiyaçlar bir şeylerin sıklığını, yoğunluğunu etkileyebilir.
Bu noktada karar mekanizması olarak rol oynayabilir.
Ama bizim psikolojik destek alabilmemiz ve bunun ulaşılabilirliği bir şeylerin sadece yıkılmak üzereyken böyle ayaklandırılması değil.
ya neden yıkılsın ki?
Ya da neden daha güçlü olmasın ki?
Ya da neden daha şöyle olmasın ki?
Artık oradaki şöyle de işte o kadar kişisel ve sizin ne istediğinizle ilgili ki.
Ben o yüzden herkes terapiye gitmeli diyorum mesela.
Çünkü oradaki şu şöyle olsun, bu böyle olsun.
Bunu insan aslında ben 5 yıldır terapiye gidiyorum ama
25 yıllık bir background ile gidiyorum.
20 yaşımdayken başladığım terapi sürecimle şu an geldiğim noktada benim değişimim tabii ki her zaman çok düz bir çizgide olmadı.
Bazı seanslardan o seansa girdiğim moddan daha düşük çıktığım oldu.
Bazı seansların beni haftalarca düşündürttüğü oldu.
Ama bunun en güzel tarafı o seansın bende yarattığı etkileri sanki böyle farklı bir kapı açıldı benim hayatımda.
Farklı bir oda böyle sanki hayatımda böyle sanki beynimde ruhumda yani benim içimde sanki böyle bir ev var.
Ve ben o evde böyle kullanılmayan bir oda buldum.
Ve o odayı ne şekilde kullanacağım hatta neye karar vermişsem ve onun için yola çıkmışsam bile.
Örneğin dedim ki ben bu odayı çamaşır odası yapacağım dedim.
Ve böyle çamaşır odası yapmak için hazırlığımı yaparken aslında burayı böyle bir sanat atölyesi yapsam, burada resim çizsem fena olmaz mı dediğim.
Bunun için farklı yöntemlerle o odayı şekillendirmeye başladım.
Gerçekten terapi benim hayatımda böyle bir odaydı.
Ben o kapıdan içeri girdim, oraya ne yapmak istediğimi karar verdim.
Ve verdiğim kararın bu 5 yıl içinde değiştiği çok oldu.
Hatta öyle bir an geldi ki ben burayı böyle yapacağım diye yaptığım yatırımlara rağmen benim o evden pılımı pırtımı toplayıp çıktığım oldu.
Ama ne olursa olsun değişmeyen şey benim kendimi keşfetme serüvenim.
Ben çok değiştim 5 yılda.
Bazen çok geriye döndüm.
Bazen böyle gerçekten bir daire çizdiğimi falan hissediyordum.
Hayatımdan insanlar girdi, çıktı.
ama terapi hayatıma giren ya da çıkan insanlara değil,
hayatındaki giriş ve çıkışa, hayatındaki eşiğe odaklanmamı sağladı.
Ya bırak dedim bu kapıdan gireni ve çıkanı.
Bu kapı senin hayatına nereye açılıyor?
Ya bence hayatta o kadar fazla suni yoğunluğun içerisindeyiz ki
yani vergi falan ödemek gibi bir sunilik.
Yani faturaları ödüyoruz, hayatta kalmaya çalışıyoruz, para kazanıyoruz.
Para kazanmak için proje yetiştiriyoruz.
İşte etkinlik yapıyoruz.
Ya da öğretmensin, mühendissin.
İşte title'ına göre işler yapıyorsun.
Yani aslında böyle sanki bir simülasyonun içindeyiz.
Gerçekten sanki birisi Sims'de bizi yönlendiriyor gibi.
Hep bir şeyler yapıyoruz ve o daha büyük bir şeye hizmet ediyor.
İşte maaşını alıyorsun, faturalarını ödüyorsun, iki sosyalleşiyorsun falan ve böyle bir fanusun içinde yaşıyorsun.
Ve bu soniyeliğin içerisinde bütün bunları %100 benliğinde yapsam bile ki bunun mümkünatından çok da emin değilim.
Gerçekten bunların % kaçını yaparken kendinle baş başa olduğunu hissediyorsun.
Ya da bunların kaçında sen gerçekten orada hem öznesi hem de nesnesisin bu işin.
Hem etkeni hem de edilgenisin.
Örneğin işte bir şey yapıyorsun.
O işte atıyorum o ayın sonundaki bir rapora hizmet edecek.
Ama aslında senin için o işi yapmak ayın sonunda alacağın maaşa ve o maaşla arkadaşlarınla ya da kendi başına yapacağın etkinliğe tekabül ediyor.
Yani hayatımızda yaptığımız bazı şeylerin bize ulaşması için bile çok dolaylı bir yoldan, çok çetrefilli, çok böyle dolanbaçlı bazı yollardan geçmesi gerekiyor.
Bazen arkadaşlarına içeceğin bir bira için gerçekten o hafta ne kadar mesai yaptığın çok büyük bir önem arz ediyor.
Böyle olunca bu suni yorgunluk senin aslında kendinle kurduğun iletişimin önündeki engel.
Hatta öyle ki böyle sanki bir cam transparan aranızda bir duvar varmış gibi, bir pencere varmış gibi kendini görüyorsun.
Ama ulaşmak, sesini duyurmak ya da o cama çok yaklaşmak bir şeyleri o kadar da çözümlemiyor.
Cama yaklaştıkça buğulanıyorsun ve kendini görmekten, camın arkasına geçmekten daha da uzaklaşıyorsun.
Terapi benim için hocamın tamamen ortadan kalktığı, hatta hocamın yerini bir aynanın aldığı ve benim nihayet kendime nasılsın dediğim süreç.
Ben kendime nasılsın demeyi öğrenmeseydim ve nihayet bu soruya verdiğim cevapların arkasında yatan anlamları,
iyiysem neden iyi, kötüysem neden kötü bunları sorgulamaya başlamasaydım sanırım ne podcast yapabilirdim,
Ne başka bir ülkeye taşınmak gibi bir cesaret gösterebilirdim.
Ne de yeni bir şeylere adapte olabilirdim.
Çünkü terapi süreci benim kendime adapte olmamı sağladı.
Ben neyim? Ben kimim?
Ve ben 5 sene önceki simaydeysem ben demek ki değişebilirim gibi bir kabule yol açtı.
O yüzden ben bu hayatta bendeki neler değişir bilemiyorum.
Ama değişimin olabileceğine bir ihtimal, bir açıklık bırakıyorum.
Ve bu açıklık benim belki de hayatımda ne yaşarsam yaşayayım.
Ben kendime bir 45 dakika veriyorum ve bu 45 dakika sadece benim için benden bana diyebildiğim bir şey.
Bu gerçekten normalize edilmeli.
Bu gerçekten olmalı yani.
Ben hayatımda böyle bazen partnerlerimde falan onlara arkadaşlarıma anlatırken hatta terapistime anlatırken nasıl biri sorusuna hep şu cevap veriyorum.
Eğer varsa bu.
Ya terapiye gidiyor yani.
Çünkü terapi beni öyle bir noktaya getirdi ki hayatımda, öyle farkındalıklara ulaştırdı ki kendi hayatımda da bu farkındalıklara ulaşabilme ihtimali olan biriyle tanışmak beni çok heyecanlandırıyor.
Çünkü insanın kendi kendiyle karşı karşıya kalması her zaman tabii ki o kadar da güllük gülistanlık olmayabiliyor.
Bazen korkutucu şeyler, hiç o noktasına ışık değmesini geçtim.
Orada öyle bir karanlık noktanın olduğunu bile bilmediğimiz.
ya da bildiğimiz ama çok değinmek istemediğimiz bazı şeyler olabiliyor.
Bazen sessizlik içerisine durabiliyoruz.
Ben galiba sessizliğin de anlam ifade ettiğini tedebide öğrendim.
Hani bazen böyle bir ay, iki ay bölüm atmıyorum ya da uzun süre sessiz kalıyorum ve siz de bana yazıyorsunuz.
Simay yeni bölüm gelecek mi?
Ben aslında kendi içimde hala bölüm çekiyor gibiyim.
Hala sen o kız değil misin içindeyim.
Çünkü benim için artık sessizlik de en az konuşmak ve bir şeyleri anlatmak kadar anlam kazandı.
Çünkü sessiz olduğum anlarda ne konuşmak istediğime karar vermek için çok daha büyük bir açıklığa ihtiyacım oluyor.
Ve gerçekten kendinize sorun.
Hayatınızın kaçta kaçında, gündelik hayatınızın, 24 saatinizin, hiç de uyumadığınız 10-15 saatinde gerçekten kendinize ne kadar baş başa kalıyorsunuz?
Kendinizi ne kadar dinliyorsunuz?
Ya da kendinizi dinlediğiniz o ortam, duygularınızı döktüğünüz o ortam ne kadar steril.
Hani tıpkı gerçekten içinizdeki bir şeyi çıkarıp masaya koymak gibi.
O masanın sterilizasyonuna ne kadar güvenebiliyorsun bazen?
Ya da gerçekten karşılaşacağın, kendinle konuşacağın şeye ne kadar hazırsın?
Aslında bu sürecin bu kadar şahsına münasır olması da çok güzel.
Sen neye ne kadar hazırsın ya da sen ne yapmak istiyorsun o kadar bireysel ki.
Aslında ben kendimi galiba çok da özel hissetmeyi öğrendim en çok.
Bir şeyleri şekillendirme gücüm olduğunu, kendimi kabul etmeyi, kabul edemediğim noktada onu değiştirmekten ziyade neden kabul edebildiğimi ya da neden kabul edemediğimi sorgulamayı.
Aslında nedenler ve niçinler hayatında hep çok sorduğum sorulardı.
Ama kendime sormadığım için hep böyle sanki bir şeyi 3. 4. aşamasından yakalamak gibi.
Anlamaya çalışmakla böyle kaşlarımı çatarak ne oluyor şu an diye algılamaya çalışmaktan birçok şeyi, birçok detayı belki de gözden kaçırıyordum.
Ama o nedenleri niçinleri kendime sormak, konuşmak, bazen bilmemek bana insan olduğumu çok hissettirdi.
Destek almak için illa yıkılmak üzere olmadığımı ama yıkılmak üzere olduğumda da bunun da benim insan olmamın bir parçası olduğunu bana kabul ettirdi.
Yani yatırım tavsiyem böyle o kızlar.
Kullanırsınız, kullanmazsınız ama pişman olmayacağınıza çok eminim.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Oldukça uzun konuştum.
Bu da benim için bir terapi zaten.
Ama dediğim gibi bu konuşmaları yapabilmek sessiz kaldığım anlardan doğuyor.
Kendimi ayırdığım zamanlardan doğuyor.
Hani ben böyle duygularımdan çokça bahsediyorum ya.
Hatta bana bazılarınız yazıyor işte ya bunu nasıl düşündün falan.
Kendimi tanımakla başladı galiba.
Ve konuşmak, dinlenmek ve düşüncelerinizin bir anlam ifade ettiğini görmek inanılmaz iyileştirici bir şey.
Biz mütevazı olmak üzerine yetiştirilmiş bir toplumdan çıkmış insanlarız.
O yüzden bazen söylediklerimizin kim için ne kadar anlam ifade ettiğine o kadar odaklanıyoruz ki neyi neden söylediğimizi çok sorgulamıyoruz.
Ama ben kendimi dinlediğimde, kendimi bilmeye başladığımda kimseyi etkilemeden, kendimi etkilemeye çalışmadan, kimsenin onayını almaya çalışmadan sadece pür bir şekilde söylediklerime kulak vermeyi öğrendim.
inanın hayatınızdaki her şeyle
herkesle ilişkiniz
çok daha sağlam temeller üzerine oturuyor
çünkü her şeyden önce
kendinizle çok sıfırdan
çok pür bir şeye başlamış oluyorsunuz
bu sürecin içerisinde
olmuş olanlar ya da şu an içerisinde
bulunanlar bence söylediklerimi anlayacaktır
o yüzden herkes için
terapi diyerek bitiriyorum
her zaman olduğu gibi
umutsuzluğa alışmayın
yatağa küs girmeyin
Ben bu tavsiyeyi öylesine olsun diye değil, gerçekten yaşadığım şeylerle,
ben yatağa küs girmesem de olurmuş ya da ben umutsuzluğa alışmasam da olurmuş.
Çünkü ben umutsuzluğa alışmamayı en umutsuz anlarımdan nasıl bir noktaya geldiğimle,
yatağa küs girmemeyi küs girdiğim ya da barışık girdiğim sabahların gecesinden ne kadar farklı olduğunu fark ettiğimde aslında öğrendim.
Aslında size her bölümün sonunda umutsuzluğa alışmayın, yatağa küs girmeyin derken gerçekten yaşanmış bir şeyin, deneyimlenmiş bir şeyin arkasından sesleniyorum.
Siz de bence gerçekten terapinin içindeyseniz zaten biliyorsunuz ya da öğreneceksiniz.
Başlayacaksanız da fark edeceksiniz ki kendinizi tanımaya ve kendinize bu iyiliği, bu yatırımı yaptığınızda
yatağa küs girmenin ve umutsuzluğa alışmanın hiç de gerekli bir şey olmadığını çok güzel fark ediyorsunuz.
Ve ben onu o bölümün sonunda söylemesem de
siz kendi kendinize aslında kendi kulağınıza fısıldamaya başlıyorsunuz.
Aslında bir noktada kendi kendinizi böyle kolunuzun altına alıp
hadi bakalım bizi şöyle bir yol bekliyor falan derken buluyorsunuz.
Benim de mutlaka bir gün tabii terapi sürecim bitecek.
Her şeyin bittiği gibi, bu bölümün bitecek olduğu gibi birazdan.
Ama öğrendikleriniz sizle öyle bir baki kalıyor ki siz zaten oradan sonrasında böyle bir şeyi haritayla öğrenmek gibi
ve sonrasında aşinalık kazanıp artık böyle gözünüz kapalı o sokaklarda yürümek gibi kendi sokaklarınızda yürümeyi öğreniyorsunuz.
Ve hala daha bazen kendi sokaklarınızda kaybolabilirsiniz.
Ama kendi sokaklarınız olduğunu bildiğiniz için içinizde hiçbir tehlike ve tehdit hissetmeden özgürce yürüyebiliyorsunuz.
Ve günün sonunda ne kadar zaman alırsa alsın kendi yolunuzu buluyorsunuz.
O yüzden ben gerçekten bir de sizin huzurunuzda bir yol aydınlatıcısı olan bu terapiye ve psikolojiye gerçekten çok teşekkür ederim.
Benim hayatımda bir çığır açtı ve bana size seslenme gücünü kazandırdı.
O yüzden inanıyorum ki söylediğim şeylerin samimiyetinin de farkındasınız.
Bu yatırım tavsiyesini kullanacaksınız bence.
Öyle ya da böyle bence hepiniz zaten kendini dinlemeyi ve tanımayı çokça da hak ediyorsunuz.
Sizi öpüyorum. O zaman görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
