
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
"beklentiler sadece üzer" benim için boş bir öğüt ya da yalnızca bir athena şarkısı. şimdi karşılanmamış tüm beklentilerinizi alın ve toplanın: kendi toprağımızda kendi imparatorluğumuzu inşa etmeye gidiyoruz. istediğimiz her şeyi kendimiz alıcaz.
Transkript
eğer aynı farkındalığa kaçıncı kez sahip olabilirsiniz yarışmasına katılsaydım kesinlikle birinci olurdum.
Çünkü bazı şeyleri hayatımda çok sık tekrar ettiğimi fark ettim.
Ama bu bir türlü öğrenemediğim, bir türlü kafama girmediği için değil.
Tıpkı böyle bir kitapta geçen bir cümle ya da bir filmdeki bir dizideki replik sizi çok etkilemişçesine onu tekrar tekrar okumak, istemek gibi.
Belki de biraz anlamamaktan değil daha fazla anlamak istemekten kaynaklı.
hayatta çıkartacağımız bütün dersler ya da varacağımız bütün farkındalıklar bence birbirinden farklı olmak zorunda değil.
Hatta insan bazen orada öylece duran bir şeye, hayatının bir kenarında varlığına alıştığı bir şeye bile toslayabilir.
Bunu da bugün neredeyse bir yıldır aynı yerde yaşamama rağmen banyodaki duvara kafamı çarpınca fark ettim.
Hep orada duruyordu ve ben bugün oraya tosladım.
Çünkü günün sonunda aslında biraz duvarların arasında kalmaya alışık varlıklarız.
Dört duvarın arasında bitiriyoruz günü.
Dört duvarın arasında başlıyoruz güne.
Marifet sadece o duvarların arasında bir şeyler yaşamak, o duvarların arasında bir hayat sığdırmak ya da o duvarları asacağınız şeylerle süslemek değil.
Bazen gerçekten çarpa çarpa yolunuzu bulmaktan geçiyor.
Çok karanlık bir odada ışığı açmadan kapıyı bulmaya çalışmak gibi.
O yüzden hayatımda bir şeyler tekrar tekrar karşıma çıktığında ya da bazı şeyleri yeniden deneyimlediğimde neden aynı yolu tekrardan alıyorum demektense bu sefer nasıl bir çıkarım yapabilirimi daha çok düşünüyorum.
Bunu böyle çok optimist bir yerden söylemiyorum.
Hayat her zaman böyle kötünün içindeki iyiyi bulmaktan ibaret değil.
Bunu zaten çok gerçekçi de bulmuyorum.
Ama bazen kötüyü layığıyla yaşamanın, içindeki iyiyi aramaktansa, içinde biraz da olsa kaybolmanın bizi daha fazla insan yaptığını düşünüyorum.
Dün Napoli'den döndüm, bu onuncu gidişimdi ve bu sefer belki de yine çıkarttığım bir ders, yine tüylerimi diken diken yapan şey, her gidişimde farklı bir versiyonuma bir şekilde şahit oluşumdu.
Aklıma her zaman geçmiş geliyor Napoli'ye gittiğimde.
Oraya gitmeden önceki halim, oraya gidip döndükten sonra oraya tekrardan dönebilmek için deli divane olan halim.
3 sene önce tekrardan aynı sınırlarda olmak, istediğim zaman Napoli'ye gidebilecek yakınlıkta olmak için verdiğim çaba.
2 sene önce nihayet gideceğimi fark ettiğimde o içimdeki heyecan aklıma geliyor.
Ve belki de beni böyle geçmişimle bir türlü düşman yapamayan, geçmişimi hatta bana unutturmayan ve her ne kadar zaman geçmiş olursa olsun belki bundan 3 sene önceki Sima'yı bile şimdiki eylemlerimle besleyen yegane şey de bu.
3 yıl önce Aydın'daki o küçük odada gösterdiğim çabanın şu an beni bir trene bir uçağa atlayıp birkaç saat sonra Napoli'de olabilecek bir noktaya getirmesinden gerçekten çok gururluyum
Bu gururu dile getirmekten çok da çekinmiyorum
Çünkü ben yaptım ben başardım kendime rağmen kendim sayesinde bunu yapabildim demek gerçekten zaman alan bir şeydi benim için
hayatta bazen hedeflediğimiz şeyler bir başkasının parmak şıklatmasıyla gerçekleştirebileceği kolaylıkta olabilir.
Ama hiçbirimiz aynı hayatın içine doğmuyoruz.
Aynı şartlarda yaşamıyoruz.
O yüzden kendimi başkalarıyla kıyaslamak yerine
kendimle bile kıyaslamadan
hani hep şey derler ya
kendinle yarış, kendinin en iyi versiyonu ol.
Ben bu yarışın aslında insanı kendinden çok uzaklaştırdığını düşünüyorum.
Ben bir şeyleri kendime karşı değil, kendim için yapıyorum.
Üç sene önceki Simay'ın hayal kurabilme yetisi sayesinde buradayım.
Mesela üniversite sınavına hazırlanırken nasıl bir güçle bunu tekrar yaptım, mezuna kalıp tekrardan hazırlandım hiçbir zaman anlayamayacağım.
O zamanki Simay içinde bir deli cesareti vardı.
Üniversiteyi bitirdiğimde,
ay yani ben nasıl gerçekten hem vizelere hem finallere hazırlanıyordum diyorum şu an.
Ama o zamanki Simay'ın öyle bir deli cesareti vardı.
Yapıyordu yani, oturuyordu, ağlaya ağlaya da olsa o sınavlara giriyordu.
Ben bir şeyleri kendime karşı değil, kendim için yaptım.
Şu an asla anlayamayacağım bir gücü, bir cesareti, bir uykusuzluğu kaldırabilen o Simay sayesinde yaptım.
Hayatta bir şeylerin, bazı öğretilerin, o yaşam koçu gibi konuşan insanların kendinle yarış, kendinin en iyi versiyonu o zırvalıklarını bir süre ben de dinledim.
Bir süre ben de bunlardan motivasyon buldum.
Belki ileride de bulacağım bilmiyorum ama şu an bunu çok safsatı olarak görüyorum.
O yüzden belki de 10. kez aynı yerde olmama rağmen her seferinde hem farklı bir şeyler inşa edebiliyorum hem de sürekli böyle aynı sokaktan da geçsem asla bir önceki İsmail olmayacağımı bilmenin rahatlığıyla sanki böyle o geçmişteki halimi elinden tutup o sokaklarda onunla gezermişçesine keyif alıyorum.
Nitekim öyle bir haftaydı.
Çok güzeldi benim için.
Kendimle baş başa kaldığım, tek başıma zaman geçirdiğim anlar oldu.
Bir balkonda oturmak, bir plajda oturup denizi seyretmek, dağları seyretmek,
gün batımından önce böyle hafif hafif artık gökyüzü hafif mora, turuncuya çalarken o sokaklarda yürümek,
tarif edilmez bir duygu benim için.
Bu benim için bir şehir, sizin için bir insan, bir kitap, bir hedef, bir konser, her şey olabilir.
Ama insanı böyle içindeyken çok tam hissettiren anlar vardır ya,
bazen böyle bunu çok etkilendiğiniz bir filmin artık son jeneriği akarken fark edersiniz.
İlk kez böyle bir şarkıyı dinlediğinizde fark edersiniz.
ve hiçbir zaman onu tekrar dinlediğinizde ilk dinlediğiniz, ilk izlediğiniz, ilk orada olduğunuz an tekrarlanmayacaktır.
Bunu bilirsiniz aslında.
Bir aralar bu düşünceye çok da kıktım.
Yani bir daha asla burada ilk olduğum anı yaşayamayacağım.
Bir daha asla bu filmi ilk izlediğimdeki duyguya sahip olamayacağım diye.
sonra bu değişimin, bu birike birike yeni bir sen olmanın
o filmi tekrar izlediğinde farklı duygulara, o şehre tekrar gittiğinde
farklı hislere yol açtığını görmemi sağladı.
Ve sanırım bu bana aslında tam olarak aynı dersleri tekrar almanın,
aynı duvarlara tekrar toslamanın o kadar da kötü bir şey olmadığını
çünkü toslayan yeni versiyonumun belki de bundan bambaşka bir çıkarımı olacağını
bana biraz kabul ettirdi.
Bugün de zaten bunun üzerine konuşacağım.
Ben beklentilerin üzdüğüne inanmıyorum.
Beklentiler sadece üzerin bir zırvalık ya da bir Athena şarkısı olduğuna inanmak istiyorum.
Çünkü beklentiler kendi kendilerine inşa edilmiyorlar.
Hayatınızda mutlaka en az bir kere çok şey bekliyorsun.
Bak bu kadar beklentiye girme, tesellisini, öğüdünü bir kere olsun duymuşsunuzdur.
Bir kere olsun.
O kadar eminim ki buna.
Bu benim annemle, arkadaşlarımla özellikle böyle romantik ilişkiler üzerine konuştuğumda çok duyduğum bir sözdü.
Bak bu kadar beklentiye girme.
Bak erkekler böyledir, ilişkiler böyledir.
Ne kadar çok beklentiye girersen o kadar çok üzülürsün falan.
Şimdi bunu bu kadar fazla insandan duyduğunuzda inanmak zorunda hissediyorsunuz.
Ama içimdeki bir şey bana bunun hep aksini söylüyordu.
Mesela ben mutlu bir ilişkide kendimi ancak beklentilerimi azalttığımda göreceksem o ilişkide gördüğüm şey sadece bana benzeyen başka bir insan olacak.
Ben olmayacağım.
Çünkü ben o beklentilerin sonucunda olan bir şey olmasam da ortaya çıkan o beklentiler benim olduğum insandan kaynaklı.
Yani ben nereye onlar oraya.
Zaman içerisinde bazı beklentilerinizin gereksiz olduğunu fark edebilirsiniz.
Zaman içerisinde yeni beklentiler kazanabilirsiniz.
Mesela ben podcast yapmaya başlayana kadar böyle bir beklentim tabii ki yoktu, olamazdı.
Ama şu an hayatımın bu kadar büyük bir parçası olduğu için hayatıma giren insanların buna ilgi göstermesini istiyorum.
Buna merak duyguların olmasını istiyorum.
Onların ne kadar podcast insanı olduğu, buna ne kadar mesai harcadıkları, ne kadar dinledikleri umurumda bile değil.
Çünkü orada mevzu onların ne kadar podcast sevdiği değil, onların ne kadar benim hayatıma, benim tutkularıma merak duyuyor olmaları ile ilgili.
Böyle bir beklenti oluştu mesela hayatımda.
Son 3 yıla kadar yoktu.
Ama ne zaman konuşmaya başladım, ne zaman söylediğim şeylere belki hayatımda hiç görmediğim ve görmeyeceğim binlerce insan kulak vermeye başladı,
bunu benim için yapılabilir ve mümkün kıldı,
O zaman hayatıma giren bir insanın da bunu pekala yapmasını bekliyorum.
Bu birileri için fazla bir beklenti olabilir ama bu benim bu beklentiden vazgeçmem için asla yeterli bir sebep değil.
Hayatımda 3 yıldır olan ve muhtemelen çok uzun yıllar olacak bir şeyden değil o insandan vazgeçerim en basitinden.
Bu kadar kolay olmayacağını da biliyorum ama günün sonunda kendi elimden tutmak istiyorum.
Kendimi seçmek istiyorum günün sonunda.
Çok fazla kez, Simay ben sanırım senin beklentilerini karşılayamayacağım cümlesini duydum.
Ve tabii ki kalbim kırıldı.
Tabii ki bunu birden fazla kez duyunca beklentilerimi önüme alıp, ya siz biraz fazla mı oluyorsunuz sorusunu sordum.
Problemin kaynağını kendimde aradım.
Doğru düzgün bir ilişki bile yaşamamışken bu beklentiler nereden geliyor sordum.
Filmlerden, dizilerden çok mu etkileniyorum falan dedim.
Ama yo, kendimden de uyu aslında biraz da beklentiler.
Kendime ne hak ettiğimi söyleyebilmek, hak ettiğimi düşündüğüm şeyleri belki günün sonunda elde edemesem de etmek için efor sarf etmek bu beklentileri oluşturuyor.
Belki de bu yüzden, Simay ben senin beklentilerini karşılayamam cümlesini duyduğumda aklımda beliren ilk düşünce şu oldu.
Hiç denedin mi?
Çünkü bir yanımda şunu çok iyi biliyor ki ben eforu takdir etmek konusunda gerçekten iyiyim.
Beklentileri karşılamak her zaman mümkün olmayabilir.
Ben de bu hayatta her hayalimi gerçekleştirmedim elbette.
Şimdiye kadar belki yapmak istediğim bir sürü şey, olmak istediğim bir sürü konum vardı.
Ama günün sonunda bir tanesi gerçekleşti ve ben bu geldiğim olduğum konumda mutlu olmayı öğrenmeye çalışıyorum.
O yüzden olay sadece bir beklentiyi yüzde yüzüyle karşılamak değil, bazen bir efor görmek, bir çaba görmek.
Hatta bazen çaba beklentinizin karşılanmasından bile çok daha tatmin edici olabiliyor.
O yüzden birisi çıkıp karşıma ben senin beklentilerini karşılayamam ya da karşılayamıyorum dediğinde artık o insana tamam da hiç denedin mi diye sorma cesaretini gösteriyorum.
Çünkü ben eğer o beklentimin karşılanması için bir adım bile atılmayan bir noktadaysam muhtemelen zaten hiçbir zaman karşılanmayacaklar.
Çünkü denememiş bile.
Bunu hak etmediğimi, buna asla tamah etmeyeceğimi de gerçekten kendimden öğreniyorum.
Kendim için yaptığım şeyler, ben de kendimi yüzde yüzüyle seven, kabul eden bir yapıya sahip değilim.
Bazı sabahlar aynı kıyafeti giysem de içinde hiç iyi hissetmiyorum.
Aynı rutini yapsam da bazı sabahlar cildimi çok kötü görüyorum.
Aynı şeyi yesem de ertesi gün çok midemi bulandırıyor.
Ben bile aynı şeyleri sergilememe rağmen aynı tatmini alamıyorum.
Ama kendim için sarf ettiğim eforu ve bu eforun her zaman bir şekilde filizlendiğini, bundan tatmin olduğunu, bu eforu takdir ettiğini kendimden biliyorum.
Ben bunu kendim için kendime rağmen sevmediğim, kızdığım, tartıştığım noktalara rağmen yapabiliyorsam bir başkasından da görmenin o kadar zor olmadığını düşünüyorum.
Hem kendi ilişkilerim hem şu an yakın arkadaşlarımın içinden geçtiği bazı süreçlerde dönüp dolaşıp geldiğimiz, dönüp dolaşıp böyle tekrar tekrar duyduğumuz bir nokta var.
Ben bir ilişkiye hazır değilim.
Ben bir şeye hazır olmamak yani.
Ben buna da çok inanmıyorum.
Bir ilişkiye hazır olmamak diye bir şey çok benim lügatımda yok.
Bunu da bir ilişkiye çok da hazır olduğumu fark ederek aslında gördüm.
Ben gerçekten bir ilişkiye çok hazırım.
Sadece o insan geldiğinde.
Bu demek değil ki hayatımdaki her şey tam ve tek eksik ilişki.
Ama hayatımdaki her şey bir şekilde idare edebildiğim noktada.
Bir noktada dediğim gibi hala bir şeylerin mücadelesini veriyorum.
Başka bir noktada mutlu olmaya çalışıyorum.
Beni bekleyen sorumluluklar, beni bekleyen mutluluklar ve mutsuzluklar var.
Bunlarla çevriliyim.
Ben de böyle inzivaya çekilmiş insanlardan ve sorumluluklardan uzak bir hayat tabii ki yaşamıyorum.
Ama bir ilişkiye hazır değilim gibi bir şey hiç hissetmedim hayatımda.
Çünkü bir ilişkiye hazır olmamak diye bir şey yoktur.
O insanla o yala girmek istememek vardır.
O nedenle birisi bana ben bir ilişkiye hazır değilim dediğinde
ben orada sanki bir Türkçe öğretmeni kurduğumuz bir cümleyi düzeltircesine
Yok, sen benimle bir ilişkiye hazır değilsin diyebiliyorum ve bunu da hiç artık şahsi algılamıyorum.
Hatırlarsanız birkaç kez bölümlerde şunu tekrar ettim.
Hayatımın belli bir noktasına kadar yetersiz olmanın mücadelesini verdim.
İstediğim sevgiye erişememenin ya da beklentilerimin karşılıksız kalmasının sebebinin yetersiz olmamla ilgili olduğunu düşündüm.
Şimdi de zaman zaman fazla olmamdan kaynaklı bir mücadele veriyormuşum gibi hissediyorum.
Bazı insanlara fazla, bazı insanlara yorucu, ağır, tahammülü zor ya da işte onların da söylediği gibi karşılanması mümkün olmayan beklentilere sahip biriymişim gibi hissettiriyorum belki de.
Ama olay benim fazla olmam, eksik olmam değil.
Ben şu an tam hissediyorum ve neyi hak ettiğimi yavaş yavaş çözdüğümü düşünüyorum.
O nedenle birinin benimle bir ilişkiye hazır olmaması da çok anlaşılır bir şey.
Ama insan günün sonunda en azından ben seninle bir şeye hazır değilim cümlesini söyleyebilecek, sarf edebilecek cesarette biriyle karşı karşıya olmak istiyor.
Kendinizi bir ilişkiye hazır olmayan bir...
Bir insanı beklerken bulduğunuz bir an olmuştur belki.
Acaba arkadaş kalırsak ya da hayatında olursam bir gün beni sever mi umudunu aranızda besleyenler olmuştur.
Ben de oradaydım, ben de yaptım aynısını.
ya da bir bitirme konuşmasında
ya acaba tamah etsem, talep etmeyi bıraksam, içimdekileri söylemesem
acaba bir yere gider mi diye
sırf karşınızdakiyle karşı karşıya kalmamak için, aynı safta yer almak için
kendinizi bile karşınıza almayı göze aldığınız anlar olmuştur mutlaka.
Ama bence doğru diye nitelendirebileceğimiz hiçbir şey
insanı kendiyle karşı karşıya bırakmamalı.
Bir ilişki inşa etmenin
sevgiye ve saygıya sahip olmaktan kaynaklı olduğunu düşünüyordum.
Sevgi ve saygı varsa o ilişki yürür.
Şimdi fark ettim ki
merak aslında bir ilişkiyi inşa eden şeylerden bir tanesi.
O kolonlardan bir tanesi kesinlikle.
Bu da mesela o aynı duvara tekrar tekrar toslamama rağmen
belki de son çarpışmalarımda çıkarttığım derslerden bir tanesi.
Karşınızdaki sizi merak etmiyorsa, burada nerede olduğunuz, ne giydiğiniz, kimle dışarı çıktığınız gibi bir meraktan değil.
O gün ne hissettiğiniz, o gün ne yediğiniz, güne nasıl başladığınız, ne konuştuğunuz, dersinizin nasıl geçtiği, gittiğiniz filmin nasıl olduğu.
En basitinden o gün sesinizin kulağa nasıl geldiğini merak eden bir insan bence sizin hayatınızda olmayı hak ediyor.
Ben elbette herkesin merak ettiği, herkesin gıpta ettiği bir hayat yaşadığımı iddia etmiyorum.
Ama herkesin de yaşadığı hayattan keyif aldığı bir noktada olmadığını ve içinde olduğu zamandan, andan keyif almanın gerçekten içinde yaşadığımız dünyada zor olduğunu biliyorum.
Haliyle bunu biraz olsun başarabilmeye başlamışken bu kadar yaklaşmışken bu hayatın da biraz olsun insanlarda bir merak duygusu uyandırmasını istiyorum.
Herkesle uyandırmasını istemiyorum.
Zaten herkesle bir iletişim kuramayız.
Herkesle bir ilişki içinde olamayız.
Ama bir kişiyi alacaksam o hayata, yıllardır içinde olduğum bu single life'ı sonlandırmaya karar verdiğim bir insan olacaksa,
benimle bu hayatı merak etmeye, keşfetmeye, farklı sayfalarda kendi hayatlarımızı yaşarken bir araya gelip de sanki bir kolabrasyon yapar gibi yeni bir kitap yazmaya istekli olmalarını bekliyorum.
Kendi kitaplarımızdan cümleler, alıntılar yapalım.
Exchange edip birbirimizin bu hayatta şimdiye kadar yazdığı, bulunduğu sayfaları okuyalım istiyorum.
Ama ortaya yeni bir şey çıkartmak, bir ilişki inşa etmek.
Çünkü kesinlikle bir insanın kendiyle olduğu gibi başka bir ilişkide de aynı versiyonuyla olduğunu düşünmüyorum.
Çok kimyasal bir şey.
Başka bir insanla tepkimeye girmek gibi aslında bir ilişkinin içinde olmak.
O farklı kitabı da bir şekilde yazalım.
Okuyalım. Belki yarıda bırakacağız ama belli bir noktaya kadar bir şeyi gerçekten ortaya koymuş olalım istiyorum.
Bu beklentiler çoksa buna da çok okeyim.
Mesela hep şey şakası yapıyorum annemle falan konuşurken ya da akrabalarla falan.
Ya ben ya böyle çok aniden evleneceğim Yıldırım nikahıyla ya da gerçekten böyle 10 tane kediyle falan yalnız öleceğim.
Hani çok ortası yok falan diye şaka yapıyorum.
Ama gerçekten yalnız kalabilmenin, yalnız ölmenin aslında mümkün olasılıklardan bir tanesi olduğunu fark ettim.
Buna böyle yalnız ölmek deyince çok negatif geliyor kulağa.
Ama yalnız yaşamak deyince o kadar da böyle depresif gelmemeye başladı.
Çünkü galiba karar verdiğim şeylerden bir tanesi tatmin olmadığım bir şeye tamah etmek
ve dışarıdaki insanlara, ilişkilere, aşklara böyle gıttayla bakmaktansa
yalnız başı ve bir mutluluk inşa edebilmek.
Bir ilişkide ne istediğimi galiba bana fark ettiren anlardan bir tanesinin
şu an içinde olduğum hayat ve zaman dilimi olmasının sebebi de
bir şekilde arkadaşlarımla dışarı çıktığımda, sosyalleştiğimde
kendi başıma bir kitap okumanın, bir film izlemenin de
yemek yapmanın da bana keyif verdiğini anlamaya başladığımda aslında başladı.
Mesela ben bugün galiba biraz yalnız kalmak istiyorum diyebilmek.
bugün ben dışarı çıkmayacağım diyebilmek, spora tek başıma gitmek ya da planları iptal etmek bana çok iyi geldi.
Kendi başıma bir hayat sürdürebildiğimi ve buna rağmen bir ilişki istediğimi bilmek gerçekten beni çok rahatlattı.
Çünkü bir döneme kadar bir ilişkinin içerisinde olmaya çok muhtaç olduğumu, bir ilişkim olmadan çok eksik olduğumu hissetmekle mücadele ettim.
Çok yakın bir zamana kadar.
O nedenle de belki reddedilişlerim, terkedilişlerim, beklentilerini karşılayamam simay cümlesini duyuşlarım beni her seferinde çok fazla yıktı.
Ama tekrar tekrar aynı enkazın altına kalmak istemiyorsanız ya çok daha güçlü bir temel atacaksınız ya da oradan taşınacaksınız.
Bulunduğum noktadan memnun olduğum için taşınmak yerine oraya çok daha güvenli bir yer inşa etmeye çalıştım.
Bu da galiba kendimle olan ilişkime tekabül ediyor.
Şu an mesela kendi başıma sosyalleşebilmek, kendimle keyifli zaman geçirebilmek, kendi başıma konuştuğumda da bazı problemlerin en azından potansiyel çözümlerini bulabilmek
bir ilişkinin hayatına daha böyle temel bir esanstan ziyade sonradan eklenebilen ve belki de olan şeyi daha da güzelleştiren bir aroma olduğunu bana biraz da öğretti, gösterdi.
Böyle olunca da insan şunu fark ediyor.
Ya ben zaten olduğu gibi iyiyim. Bunun zaten tadı bu şekilde güzel.
Ben buna yeni bir şey ekleyeceksem beklentim tabii ki de bunun şu anki tadından daha iyi olması.
Yoksa ben neden zaten elimde olan, tadını beğendiğim, keyif aldığım bir şeyi mahvedeyim?
Eğer ben günün sonunda koyduğum bu sınırlar ve kriterlerden ötürü yalnızsam oturup o elimdeki kahvenin tadını tek başıma çıkartmayı bilmeliyim bence.
ilişkilerin sürekli iletişimde kalmak, birbirinizi update etmekten falan ibaret olduğunu kesinlikle düşünmüyorum.
İletişimde olmayı çok seven bir insanım.
Konuşmayı, karşımda olan o insan orada değilse bile onunla bir şeyleri paylaşmayı,
ona bir ses kaydı atmayı, bir fotoğraf atmayı ya da müsait olmama ihtimaline rağmen onu bir aramayı çok seviyorum.
Ama bu gerçekleştiği takdirde yani o fotoğrafı attıysam, o telefonu açtıysam
yaşadığım duyguyu daha da böyle katlayacak bir şey.
Yaşanmadığı sürece güzelliğinden bir şey götürmüyor olmalı.
Önceden biraz daha mutluluklarımı, başarılarımı
ancak paylaşacağım yegane bir insan varsa kutlayabilirim gibi düşünüyordum.
Şu an öyle düşünmüyorum.
Ama yine de insan bir şeyleri tekrar tekrar fark ettiğinde
ve artık böyle son upgrade edildiği noktaya geldiğinde
şunu fark ediyor.
Siz yeni bir versiyonuz oldunuz.
Tıpkı bir telefon gibi, iOS gibi upgrade ettiniz, update oldunuz.
Bazı telefonlar sizi kaldırmayacak.
iPhone 7'ye artık o güncelleme gelmeyecek.
Siz kendinizi o iPhone 7'de de upgrade olmaya bu kadar kanalize ederseniz ya o telefon çekecek ya da siz sahip olduğunuz özellikleri kullanamaz hale geleceksiniz.
Geliştikçe daha yüksek versiyonlarda ancak karşılık bulacağız belki de.
Biz gelişeceğiz ve bizi belli bir seviyenin üstündeki versiyonlar, belli bir seviyenin üstündeki telefonlar kaldırabilecek.
Zaten öyle olsun.
Şimdi biliyorum mesela en son çıkan iPhone'u effort etmek çok da kolay değil.
Harbiden çok pahalı bir telefon.
Buradan gidelim.
Siz iOS'un son versiyonu oldunuz.
Bu demek değil ki yeni bir upgrade olmayacak.
Kesinlikle olacak.
Ama son versiyonusunuz.
Son model telefonlarda son model iPhone'larda çalışabiliyor olacaksınız.
E afford etmesi zor.
Herkeste yok.
O yüzden karşınıza çıkan insanların hepsi sizi kaldırabilecek ağırlıkta olmuyor.
Süper.
Bazen geldiğiniz konumdan dolayı reddedilmek ya da kabul görmemek o insanlar sizi kaldıramayacağı için ya da siz orada tüm versiyonlarınızı hayata geçiremeyeceğiniz için de olabilir.
Ben artık hayatımı teğet geçen ya da bir köprüymüş gibi bir noktadan bir noktaya geçmek için hayatımdan böyle kayıp giden insanlara baktığımda biraz da minnet duyuyorum.
kendimi tatmin olmamış
ya da eksik ya da
bir şeyleri böyle tatmin seviyesini
tutmak için sürekli
hem kendim hem de karşımdaki için
çabalayacağım çok yoğun bir mesain
içerisinde bulmaktansa
hayatımdan çıkmalarına ve belki de beni
kendimden daha az bir şeye
mecbur bırakmadıkları için
onlara bir tık da böyle minnet duyarken
buluyorum. Belki bu yüzden de
çok düşmansı duygular beslemiyorum.
Hayal kırıklığı tabii ki
yaşıyorum. Bu da böyle en
insani özelliklerden bir tanesi.
Tekrar tekrar aynı şeyin
beni hayal kırıklığına uğratmasına izin verebiliyorum.
Bazen hatta kendime
yalan söylüyorum. Olsun
en kötü ihtimalle bir hafta
geçirmiş olacağız. En kötü ihtimalle
yeni anılar biriktireceğim.
En kötü ihtimalle üzerine bir bölüm
kaydederim diye. Ama yine de
insan gerçekten hayal kırıklığına uğrayınca
bir tık tadı kaçıyor.
Aynı yerden ne kadar kırılabilirim
ki diyorsunuz.
Ve o kadar fazla olasılık var ki.
Buna polyanacılık mı dersiniz bilmiyorum.
Ama aynı yerden kırılmakla bile artık o kadar da küskün değilim.
Çünkü belki tekrardan bacağım kırıldığında tam da o anda çok ihtiyaç duyduğum bir koltuk değneği yanımda olacak.
Bazı kırgınlıkların da bazı yıkımların da hayatınıza nasıl bir el uzatacağını ya da seni oradan nasıl kaldıracağını bilemiyorsun.
İnsanı da biraz ayakta tutan bu umut zaten.
O yüzden belki de umut ve beklenti bana kalırsa birbirine çok yakın duygular.
İnsan umut olmadan harekete geçemiyor.
Ve o umut her zaman içinde bir beklentiye sahip bence.
İyi sevilmek, başarılı olmak, güzel olmak, eğlenebilmek, iyi bir uyku çekebilmek bile biraz da hayattan duyduğumuz, o günden duyduğumuz beklentiyle alakalı.
O yüzden ben beklentilerin üzdüğüne inanmıyorum.
Beklentilerin günümüze nasıl bir adım atacağımızla ilgili bize bir yol çizdiğini düşünüyorum.
Üzen şey beklentiler değil.
Üzen şey o beklentileri karşılamadığı için sizi fazla beklentiye sahip olduğunuza inandıran insanlar.
O yüzden günün sonunda ne olursa olsun kendinizi seçin ve o beklentilere sahip olmanızın bir sebebi, bir öz saygısı, bir öz sevgisi olduğunu bence tekrar edin.
Ben bunu yapmaya çalışıyorum ve bana iyi gelmeyen hiçbir şeyi şimdiye kadar burada önermedim.
Amacım asla yaşam koçluğu değil çünkü her zaman bir sonraki bölümde bir öncekinde söylediklerimi yalanlayabilecek bir hayatın da içinde olduğumu biliyorum.
Ama o günü bana geçirten, o günü kurtaran şeyin de gerçekçiliğini kabul etmek lazım.
Önümüzdeki bölümde sizinle ne paylaşacağım bilmiyorum.
Napoli'ye 11. gidişimde neler hissedeceğim bilmiyorum.
Ama bir şey beni bir bölüm daha çekmeye, bir kere daha Napoli'ye gitmeye, bir kere daha aşkı denemeye itecek.
Ve bunu yapan yegane şey benim şimdiye kadar geldiğim nokta, şimdiye kadarki kalp kırıklıklarım, başarısızlıklarım, başarılarım, sevilmelerim ve sevilmemelerim.
Kendime böyle üniversitedeyken falan sanırım hayat mottoları belirliyordum.
Bunlardan bir tanesi de şuydu.
Eğer bir gün birisi bana ben mi şu mu gibi bir soru sorarsa her neyle kıyaslıyor olursa olsun diğer şeyi seçerim.
Çünkü beni gerçekten seven ve sahiplenen, kabullenen birisi böyle bir seçim arasında beni bırakmamalı.
Bu hala da böyle çok belki sıkı sıkıya bağlı olmasam da çünkü çok kullanma ihtiyacı duymadım hayatta ama
hala güvendiğim felsefelerden bir tanesi.
O yüzden bir gün birisi beni kendi beklentilerimle o kişiyle kurabileceğim yavan bir ilişki arasında seçim yapmak zorunda bırakırsa her zaman kendi beklentilerimi seçeceğim.
Çünkü biliyorum ki kimse karşılamasa bile ben karşılayacağım ya da en azından karşılamak için efor sarf edeceğim.
Ve başta da dediğim gibi ben eforu takdir edebilen bir insanım.
bir başkasının sarf edeceğinden bile emin olmadığım bir eforu bir gün takdir ederim umuduyla elimde çiçeklerle beklemektense
ben kendi bahçemi inşa edeceğim.
Böylelikle kimseye bir buket yapmama, o çiçekleri kopartmama ve birisine onları ikram etmeme gerek kalmayacak.
Tabii ki koparttığım çok çiçek oldu.
Tabii ki bana sorulmadan bahçeme giren çok insan oldu.
Ama kökü bende diyebilmek, bu toprak benim diyebilmek, bazen nadasa bırakmak ama bunu onun kendi sağlığı ve iyiliği için yapmak gerçekten güzel bir şey.
İnsan yaşadıkça bir yerde umut besliyor.
Birini bulmaya, bir duyguya ait olmaya, bir yerde kendini kendi gibi hissetmeye.
Bunu hiç yaşamadıysa bile deneyimleyebilme ihtimaliyle aslında bir sonraki güne uyanıyor.
Ha tabii ki tam böyle açılmamış çiçekleri koparttığım, bahçeme izinsiz girildiği ya da elimde bir buketle bekleyip kimseye veremediğim için o çiçeklerin solduğunu izlemek zorunda kaldığım anlar oldu.
Ama bu toprak benim diyebilmek ve bazen boş olduğu için üzülmektense onu nadasa bıraktığın ve bunu onun kendi iyiliği için, kendi verimi için yaptığını bilmek belki de günün sonunda insan için en çok rahatlatan şey.
Bu hayatın kökü sizde.
Birileri sizden ne kadar keserse kessin, her zaman kaldığı yerden uzayacağını mutlaka bilmek lazım.
Olay o kökü ne kadar beslediğiniz, ne kadar taradığınız, onu ne kadar güneşe maruz bıraktığınızla ilgili.
O yüzden belki de verebileceğim tek tavsiye sizi kendi toprağınızı bırakmak zorunda bırakan insanlarla olmayı bırakın.
O yola sarf edeceğiniz eforla öyle bir şey inşa edersiniz ki zaten birçok insanın uğrak noktası olursunuz.
Ama bu da önemli değil.
Olduğun yerde mutlu olmak ve burası benim diyebilmek bence bir insanın bu hayatta kurabileceği en büyük imparatorluk.
Bugün de bayağı konuştuk.
Bakalım.
Benim beklentim bu bölümün bayağı bir dinlenmesi.
Ama kimse karşılamazsa ben oturup tekrar tekrar dinleyeceğim.
Umutsuzluğa alışmayın.
Yatağa küs girmeyin.
Hepinizi çok öpüyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
