
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
insanlara gösterdiğim toleransın birazını kendime gösterebilsem ya da bırakılmaktan korktuğum kadar bırakma gücüm olduğunu da bi fark etsem dünya manyak bi yer olurdu dedim, ve bu bölümü kaydettim. ellerinizden öper
Transkript
Hani bazen bir kere başlasanız harika bir iş çıkartacağınızı bildiğiniz bir şeyi başlamak
ve belli bir noktaya getirmek en yorucu kısmıdır ya.
İşte bu bölüm tam olarak öyle bir bölüm.
Başladığımda ve tam olarak böyle belli bir hızı yakaladığımda
çok güzel bir bölüm ortaya çıkacak ama
bu galiba dördüncü denemen falan bugünkü bölüm için.
Aslında dün sözünü verdiğim, bugün paylaşmayı planladığım bölümü
şimdi paylaşıyorum ve kendimi en ufak bir motivasyon kırıntısı bulduğumda
guest lightlamayı acilen bırakmam lazım.
Hemen koşa koşa.
ben yeni bir bölüm getiriyorum size, yeni bir bölüm paylaşıyorum diyorum ve o söz vermiş olmanın ağırlığı beni bölüm kaydetmeye ittirsin istiyorum.
Ama dün maalesef böyle olmadı. En ufak bir boşluğumda o birkaç haftanın verdiği yorgunlukla uyuyakaldım.
Ama bu sabahta bir türlü kendime o sözünü verdiğim, erkenden kütüphaneye gideceğim, ders çalışacağım gücünü bulamayınca
Uzun bir aradan sonra da evde tek başıma olunca bu sizinle sohbet etmek için harika bir fırsat gibi göründü.
O yüzden karşınızdayım. Umarım bu e-maili hiçbir zaman kaybetmem ve tekrar tekrar konuşmaya, sizinle duygularımı, fikirlerimi paylaşmaya bu hızla devam ederim.
Çünkü bence birbirimizi bayağı bir özledik.
Öncelikle bayramınız kutlu olsun.
Bugünkü bölümde aslında uzun süredir üzerine düşündüğüm, yakın zamanda oldukça deneyimlediğim
Ve yaklaşık birkaç gün önce de ismini koyduğum ve sizin de okuduğunuz gibi kendim olduğum için özür dilemeyeceğim bir bölümle karşınızdayım.
Eminim bu hayatta herkes en az bir kere böyle başkalarının başına geldiğinde onlara karşı çok anlayışlı olduğu, onlarla özdeşim kurduğu
ama kendi başına geldiğinde aynı şeyleri yaşadığında acaba aynı anlayışı görecek miyim ya da ben mi hatalıyım endişesinin kurbanı olmuştur.
O yüzden en çok onların kurban bayramı kutlu olsun.
Hazırsanız da Sen O Kız Değil Misin'in 52. bölümü başlasın o zaman.
Bu sefer kendime böyle bir çay kahve falan yapmadım.
Açıkçası bu çay kahve eşliğinde podcast kaydetme ritüelini de Türkiye'de bırakmışım gibi hissediyorum.
Şimdi kendime bir sigara yaktım ve karşınızdayım.
Siz de çayınızı, kahvenizi, bayram kahvaltınızı,
tabii bunu gerçi akşam paylaşacağım
tatlınızı, neyinizi istiyorsanız
hiçbir şey yoksa duygularınızı
düşüncelerinizi yanınıza alın
arkanıza yaslanın ve
dinlemeye başlayın. Bakalım
kendinizden bir şeyler bulacak mısınız?
Bakalım bu bölümde
ben o kızmışım diyecek misiniz? Umarım dersiniz.
Ama umarım sadece olumlu kısımlar
için söylersiniz. Olumsuz şeyler
hissediyorsanız da bırakın ben onları
sizin yerinize hissetmeye devam ederim.
Nedendir bilinmez
bu kültürel bir şey mi?
Kadın olmakla ilgili mi?
Nasıl yetiştirildiğimizle ilgili mi?
Neler yaşadığımızla mı ilgili bilmiyorum.
Muhtemelen de aslında saydığım bütün bu faktörlerin bir birleşimi aslında.
Ben başkalarındaki birçok eylemi, bunu da kesinlikle böyle ben ne kadar humble, ne kadar böyle anlayışlı, melek gibi bir insanım diye söylemiyorum.
Aslında bu çok da düzeltmek, değiştirmek istediğim özelliklerden bir tanesi.
Ya da yapamıyorsam da gösterdiğim anlayışın en azından aynısından birazcık da olsun kendime de pay çıkartabileceğim, kendim de yararlanabileceğim bir şeye dönüştürmek istediğim bir özellik aslında.
İnsanların eylemlerini çok güzel açıklayabiliyorum kafamda, çok güzel justify edebiliyorum.
İnsanların problemlerini dinlemek ya da bunları anlamlandırmak bir yana, insanların bazı eylemlerini ya böyle hissetmiştir, böyle düşünmüştür.
Ya da şimdi bana bunu anlattığı için belki kendini çok kötü hissediyordur ama bunun normal olduğunu ona hissettirmeliyim diye böyle inanılmaz bir aslında efor sarf ederken buluyorum sıklıkla kendimi.
Bundan çok pişman değilim.
Bence bu güzel de bir özellik.
Çünkü zaten bu kadar anlaşılmamak ve ayrıştırmak üzerine kurulduğu bir dünyada insanların birbirlerine göstereceği en ufak bir empatinin gerçekten çok küçük ortamları bile yeşertebileceğini düşünüyorum.
Ama nedense bu kendime geldiğinde sürekli insanların beni bir problem yaratıcı, bir problem kaynağı ya da problemsiz yaşayamayan bir insan gibi görmesinden korkuyorum.
Ama bu hatta dün fark ettiğim bir şey.
Dün bir arkadaşımla yaşadığım bir konuşma üzerine fark ettiğim bir şey ki belki de bölümü kaydetmememin dün yararı bu olmuştur.
Çünkü o konuşma bile bana aslında üzerine söyleyecek birçok şey kazandırdı.
Ben de onları da bugün sepetime doldurup karşınıza çıktım.
Şu bir gerçek ki, benim kendimi bir problem kaynağıymış gibi görmem.
Ya da problemsiz yaşayamıyor muyum acaba diye düşünmem.
Her şey böyle düzgün giderken, ortalık süt limanken, acaba ben mi bazı problemleri çıkartıyorum?
Çünkü sorunsuz bir hayata, sorunsuz ilişkilere çok da alışık değil miyim diye düşünmem bir anda olmadı.
Bu da zaman aldı.
Hayatıma giren bazı insanlar gerçekten bana ben bir problem kaynağıymışım gibi hissettirdi.
En basitinden yaşadığım son romantik ilişkide aslında bunun çok sıklıkla bana impoz edildiğini fark ettim.
Burada kesinlikle böyle mağduru oynamıyorum.
Her ilişkinin mutlaka karşılıklı yapılan hataları mevcuttur.
Hatta bazen hatalardan bir tanesi de belki de bu hataların yapılmasına müsaade etmektir.
Ben öyle ya da böyle artık üzerine konuşabileceğim kadar geride bıraktığım
Ama hani böyle bazı yaralar çok derindir ve kapanmış olsa bile sadece o dikiş izini görmek, ona bir dokunmak bile insanı böyle o acıya doğru bir flashback yapmasına neden olur ve içi bir sızlar ya.
Böyle dişinize soğuk bir şey değmesi gibi.
Bunu tabii zaman zaman hissediyorum.
Ama nasıl ki bana empoze edilmiş bu sen problem kaynağısın ve problemsiz yaşayamıyorsun simay algısını bir günde kazanmadıysam,
bundan kurtulmam da aslında zaman alacak bir şey.
Ve tabii ki de başka insanlar tarafından ilişkiler içerisinde zamanla üzerinize yüklenmiş,
bunları da bir şekilde benimsemek durumunda kaldığınız bazı şeylerle sonrasında tek başınıza mücadele etmeniz ayrı bir ağırlık.
Ama hayatınıza giren yeni insanları, özellikle sağlıklı insanları, sağlıklı ilişki paternlerini de maalesef ki bu iyileşme sürecine dahil etmek bazen insana çok büyük bir vicdani ağırlık veriyor.
Mesela eminim sevdiğiniz bir insanın kendisiyle olan bir mücadelesine biraz olsun yararınız olabileceğini düşündüğünüz bir şey varsa bunu yapmaktan, yardım etmekten geri durmazsınız.
O kişinin içinde bulunduğu bu süreci belki en sağlıklı şekilde atlatması için ne gerekiyorsa yaparsınız.
Ya da yapacağınız hiçbir şey yoksa bile en azından o kişinin mücadele etmek durumunda kalacağı yeni durumlar belki de yaratmazsınız.
Hani belki alacağı yol kişinin kendine özeldir ama siz de böyle yolda gördüğünüz o küçük engelleri belki kaldırırsınız.
Ama nedense bu bana geldiğinde, yani o yolu alması gereken kişi ben olduğumda ve belki de birilerinin bana yardım ettiği belli süreçlerde kendimi inanılmaz mahcup hissediyorum.
Hem bana yaşatılan ya da belki de kendi kendime de yaşattığım, yaşatılmasına müsaade ettiğim şeylerin bir başkasının da bedeli olacağını bilmek, bir başkasının da ödeyeceği bir bedel olduğunu bilmek, düşünmek bana çok büyük bir ağırlık veriyor.
kendi başıma gelse yani bir başkasının
yaşadığı durumda yardımcı
pozisyonda olsam aksine kendimi çok
yararlı çok iyi hissedeceğim şeylerde
karşıdaki böyle hisseder miyi
çok da aslında
bunun empatisini kuramıyorum
bilmiyorum bence anladınız beni
bakmayın benim böyle burada bıdır bıdır
konuştuğuma çok böyle
bilge sözler falan ettiğimi çok da bilge
sözler sarf ettiğimi düşünmüyorum ama
bu bölümü özellikle
böyle yaklaşık bir buçuk sene
önce falan bir tane dinleyicim bana şey
demişti. Bazen yaşam koçu gibi konuşuyorsun
çok sinirimi bozuyor diye. Özellikle
o kişinin bu bölümün dinlemesini çok isterdim.
Bak bakalım nasıl yaşam koçuyum.
Böyle kendi hayatının içine sıçmış
bir yaşam koçu olabilir mi?
Hadi gel bir dinle şu bölümü derdim
gerçekten. Umarım da dinliyordur.
Bu bir yana ben
oldukça
manipüle edildim. Ama tabii ki
de her çok iyi
manipüle edilen insan gibi ortalıkta
tek bir tane böyle
kılçık bulamazdınız. O yüzden
manipüle edilmediğime dair de manipüle
edildim. Burada
gerçekten mağdur oynamıyorum. Bir noktada da
salaklık bendeydi yani.
Ama çok küçük anekdotlar verecek olursam
hani geçen bölümde bu iki gün önce
paylaştığım bölümde şeyden bahsettim ya size
ben artık başıma gelen şeyleri
sadece böyle metaforik olarak değil
çatır çatır anlatacağım diye. İşte onlardan
bir tanesi bu bölüm. Benim
yaşadığım son ilişkide aslında
biraz böyleydi.
Yani çok net örnekler verebileceğim bir ilişkiydi.
Ben bu kadar böyle konuşan, konuşmanın her şeyi çözdüğüne inanan ve zaten bunu da kendi mesleği haline getirmiş bir insan olarak
tabii ki kendi özel ilişkilerimde de bir şeyleri her zaman konuşarak çözmeye çalışıyorum.
Bu silence, threatmentler falan hiç bana göre değil.
Çok büyük bir anksiyete kaynağı hatta.
ben oturalım konuşalım
hani birbirimizi anlamaya çalışalım
ve anlaşılmıyorsak da farklı
varyasyonlarıyla anlatmaya çalışalım
derdinde bir insanım.
Ama fark ettim ki son ilişkimde
sıklıkla kendimi
dinlenmek için bile
karşı taraf tarafından izin
isterken buluyordum. Yani lütfen
bak ben şimdi bir şey anlatacağım ama beni lütfen
anlamaya çalış. Ya da lütfen empati
kurmaya çalış. Ya da şimdi sana
biraz beni üzen şeylerden bahsedeceğim ama
Ama bak biz seninle aynı taraftayız.
Hani savaşmıyoruz.
Çünkü yine belki 20. kez falan söyleyeceğim ama
insanın kendiyle olduğu savaşında galip veya mağlup olmak diye bir şey söz konusu değildir.
Mutlaka ve mutlaka ikisinde yaşar insan.
Çünkü iki cephede de sen savaşıyorsun.
Bu ikili ilişkilerde de böyle, yakın ilişkilerde de böyle.
Eğer yaşanan o anlaşmazlık bir savaşa dönüşüyorsa
taraflardan birinin kazanması mümkün değil.
Çünkü diğer taraf kaybettiğinde ve sen hala o ilişkiyi, o iletişimi sürdürdüğün sürece
senin de aslında bir noktan kaybetmiş oluyor.
Çünkü sen eve galip döndüğünü zannediyorsun ama mağlup olanla birlikte dönüyorsun.
O yüzden aslında bunun bir savaş olmadığını ya da illa bir savaş varsa
bu iki kişinin aynı cephede yer aldığını sıklıkla kendilerine hatırlatmaları
Belki de o ilişkiyi aşamalı olarak daha ileriye taşıyacak bir şey.
Ama tabii ki bu söylendiği kadar kolay değil.
Nitekim benim ilişkimde de böyle değildi.
Maalesef oldukça zor bir paterni vardı.
Kendimi sıklıkla, kendim olduğum için özür dilerken,
içinde bulunduğum sıkıntıları, gerçekten böyle göğüs kafesimi sıkan,
beni rahatsız eden, konuşmasam çatlayacağım ve karşı tarafla paylaşmak zorunda hissettiğim,
Çünkü ilişkimi de aslında baz alan, sadece beni değil, ilişkimi de baz alan şeyleri paylaşmaktan çok çekindiyim.
Ve böyle paylaşmadan önce küçük bir girizgah yaptığım, böyle bir trailer sunduğum,
şimdi ben bunları bunları konuşacağım, lütfen anlayış göster, lütfen benim seninle savaşmadığımı bil, lütfen empati kurmaya çalış.
Bak ben ilişkimiz için bunu anlatmaya çalışıyorum, ben senin tarafından anlaşılmak istiyorum diye
böyle kısa bir özetle kişinin empatisini kazanmak için adeta böyle ellerimi açtığım, yakardığım bir ilişkinin içerisindeydim.
Ve bu da bu ilişkinin normali olmuştu.
Haliyle bir insana bir kere yaşadığınız bir sıkıntının sizin içinizden gelen bir şeyden kaynaklandığını söyleyin ve oturup izleyin.
Bunun nasıl kullanıldığını.
Bunu tabii ki her insan yapar demiyorum.
Bence birçok insan yapıyor ama yapmayan da çok da azınlık diyemeyiz.
Yapmayan, gerçekten kişinin kendi kişisel problemleriyle bazı olaylardan rahatsız olmanın o kadar da iç içe geçmediğini,
bazen kişinin ne kadar bireysel problemleri olsa da bu onun başka faktörlerden rahatsız olabileceği gerçeğini onun elinden almadığını bilen
ve bu bilinçlilikle hareket eden insanlar da var.
Bunun gibi olmaya çalışan, bu paterne erişmeye çalışan insanlar da var.
Ben de bence onlardan bir tanesiyim.
Ama ben genel olarak da kendisiyle çatışma halinde olduğum dönemlerden geçmiş birisi olarak,
bazen gerçekten kendi kendimi gaslightladığımı, kendi kendimi manipüle ettiğimi, kendi ayağımı kaydırdığımı bilen birisi olarak bunu zaman zaman bazı insanlarla paylaştım.
kendimle yaşadığım sıkıntıları, kendi problemlerimi, kendi kaynağı olduğum ve belki de çözüm noktasında da kendime yetemediğim bazı kaygılarımı, endişelerimi insanlarla paylaştım.
Ama sonrasında fark ettim ki aynı insanlar bazen kendilerinin sebep olduğu bir problemi benden duyduklarında bunun gerçekten bizim ilişkimizdeki bir pürüz olduğunu değil,
Zaten Simay kendisi problem yaratan bir insan olduğunu, kendiyle de çatışma halinde olduğunu bana söylemişti.
Muhtemelen de aslında şu an bu ortaya sunduğu problem aslında bizim ilişkimizle ilgili değil ya da benimle ilgili değil.
Çünkü Simay zaten kendisi de söylemişti ben problem yaratıyorum bazen kendi ayağımı kaydırıyorum diye.
Bu da muhtemelen onlardan bir tanesi.
Böyle diyenler de var ve ben de bunu deneyimledim.
Maalesef bunu yapıyorlar evet.
Siz insanlara gardınızı indiriyorsunuz.
Sonra insan ilişkileri. Mutlaka yara alıyorsunuz. Bazen bu yaralamalar bilinçli oluyor, bazen bilinçsiz oluyor. Bilinçsiz olduğuna inanmak istiyorsunuz. O bunu yapmaz, yapmak istememiştir diyorsunuz.
Ve bir şekilde bak buradan yara aldım ben. Senin o savurduğun söz ya da o bana fırlattığın şey benim burama denk geldi ve beni biraz yaraladı aslında diyorsunuz.
diyorsunuz ve karşı taraftan şu cevabı
alıyorsunuz.
Sen zaten kanıyordun.
Evet ben kanıyordum ama
bu senin bir çizik
dağıtabileceği hakkını sana kim
yani sana kim verdi ki bu hakkı?
Bu ayrımı
yapamayan insanlardan uzak
durmanız gerekiyor. Ben
bayağı deneyimleyerek
ve belki de aynı dersi
alttan defalarca alarak
geçtim. Başarısı tartışılır
ama bazı dersler vardır ya
tamam geçtim ya o yeter.
Bu o derslerden bir tanesiydi.
Ve şimdi yavaş yavaş ama çok da emin adımlarla,
o yüzden çok emin adımlarla olduğu için de bu hızı yavaş olarak değil,
çok yerinde, kararında olarak nitelendirdiğim bir dönemin içerisindeyim.
Hem kendimle hem de başkalarıyla olan ilişkimde bu sağlam temeli kurmaya çalışıyorum.
Çünkü sağlam temel onun üzerine kurduğumuz şeyin yıkılmayacağı anlamına gelmiyor.
Ama yıkıldığı vakit çok da derine inmeden en azından yine yüzeyden bir şeyleri inşa etmeye başlama gücünü size veriyor.
O yüzden aslında...
Ağır adımlarla da olsa temelden bir şeyleri sağlam almak her zaman daha korumacı, daha garantici diyebiliriz.
Her neyse başta da söylediğim gibi bu tabii ki bir gecede kazanılmış bir kötü özellik olmadığı gibi bunu düzeltmek de aslında o kadar kısa sürmüyor.
O yüzden her ne kadar ben şimdi biraz daha sağlıklı ilişkiler kurmaya çalışıyorum hem kendimle hem başkalarıyla desem de bu da aslında zaman alan ve ister istemez de geçmiş deneyimlerimden etkilenen bir süreç aslında.
Şu an böyle insanlarla konuşurken, özellikle bir kişiyle konuşurken ve yeni tanıştığım bir dönemde kendimden bahsederken sıklıkla özür dilediğimi, çok konuştuğum için özür dilerim, biliyorum çok konuştum, çok mu uzun anlattım,
Senin problemlerine sıktım değil mi? Benim problemli bir insan olduğumu mu düşünüyorsun gibi sorular sorduğumu, bunları sormadığımda da üzerine çokça düşündüğümü ve hatta o kişiye bunu sorup da cevabını alana kadar da aslında inanılmaz derecede kendi kendimi böyle yiyip bitirdiğimi fark ettim.
Ve gerçekten de kendime anlattığım neredeyse bütün konuşmalar benim özür dilerim, biraz zamanını aldım dememle ya da herhangi bir sebepten ötürü kendimce bir sebep yaratıp özür dileyeceğim bir konuma getirerek, bir özürle bitirerek sonlandırdım, nokta koydum.
konuşmalara dönüştü. Ve ben bunu
aslında şöyle fark ettim. Karşı tarafın
bana neden kendin olduğun için
özür diliyorsun ki demesiyle
bu belki de son dönemde
yüzüme yediğim
en ağır ama en beni kendime
getiren ve en olumlu tokatlardan
bir tanesiydi. Tabii ki burada şiddetin
hiçbir türlüsünü özellikle de duygusal
olanını hiçbir şekilde
normalize etmiyoruz. Ama
böyle bir tokat yemek
hani insanı gerçekten o
baygınlıktan çıkartan bir tokat
aslında. O yüzden niyeti de
yapılışı da hem yararlı hem de
iyi niyetli bir tokat.
Belki bunu tokat olarak değerlendirmem
bile şu an problematiktir ve belki
birkaç bölüm sonra da
hani o sizi kendinize getiren bazı
sözler var ya onlar tokat değil aslında
şeklinde. Onlar size
uzatılmış bir zeytin dalı
aslında. Onlar size uzatılmış bir
beyaz bayrak aslında diye
daha farklı bir şekilde de metaforlaştırabilirim.
Kim bilir. Ama şu an bana duygusal anlamda beni kendime getiren bir tokat olarak onu anlamlandırmak istedim.
Nitekim de gerçekten öyle hissettirdi.
Gerçekten bir oturup düşündüm. Ben neden kendim olduğum için özür diliyorum diye.
Çünkü belki şunu yaşamışsınızdır.
Bazen böyle içinizdeki bir şey sizi rahatsız eder.
Karşı tarafın yaptığı bir şey canınızı sıkar. Böyle konuşmak istersiniz yani.
ve hiç şunu düşünmezsiniz.
Ben böyleyim yani en azından.
Sizi bilmiyorum ama ben bunu
konuşmazsam karşımdaki
insandan uzaklaşacağım ya. Hiç düşünmem.
Her zaman şunu söylüyorum.
Karşı taraf şunu yaptı. Bilerek
ya da bilmeyerek. Ben de rahatsız
oldum. Şimdi ben bunu söylersem
kesin benden uzaklaşacak.
Aklı mantığa sığıyor mu?
Tabii ki uzaklaşabilir.
Tabii ki diyebilir. Benim için bu bir problem
değil. Bu seni rahatsız ediyorsa yapabileceğim
bir şey yok der ve uzaklaşır belki.
Evet yani insan ilişkisinden bahsediyoruz.
Sonsuzluk kadar bir ihtimal
yani böyle gittikçe gidiyor.
Binlerce varyasyonu var.
Bilemezsin neyle karşılaşacağını.
Ama hani gerçekten
karşı taraftan seni
rahatsız eden, bilinçli ya da
bilinçsiz yapılmış bir eylemden
bahsediyoruz ve bu seni rahatsız ediyor.
Ve o iletişimin, o ilişkinin
daha iyiye gitmesi için de
seni belki de kendin olmaktan
ya da o iletişim içinde daha rahat olmaktan alıkoyacak bazı şeyleri.
Tabii ki de konuşarak çözmek.
Ya bilmiyorum bunun farkında mıydın ama ben bundan biraz rahatsız oldum.
Bunu bir daha yapmasan olur mu?
Ya da yapacak mısın?
Okey o zaman ben bunun içinde yer almak istemiyorum.
Demek aslında ne kadar sağlıklı ve olması gereken gibi değil mi?
Ama nedense rahatsız olan ben olmama rağmen
ve bunu sadece söyleyip karşı tarafa nasıl bir harekette bulunacağını bununla ilgili
O kararı ona bırakmak varken hep şunu düşünüyorum.
Şimdi ben bu rahatsızlığımı söyleyeceğim.
Sonra karşıdaki de benden uzaklaşacak muhtemelen.
Benden soğuyacak.
Yani bilinçli ya da bilinçsiz beni rahatsız eden bir şey var.
Ya da çok aşikar bir hata var.
Ve ben bunu söylersem karşı tarafın benden uzaklaşacağını düşünüyorum.
Ama ben bunu söylemezsem ya da söyledim ve karşı taraf yapmaya devam etti.
Peki ben uzaklaşırsam ne olacak?
Peki benim duygularım? Hiç bunları düşünmüyorum.
Hiç kendime de insanları bırakma, beni rahatsız eden şeyleri bitirme.
Ben seni uyardım, sende bir değişim göremedim o yüzden ben bunun içine yer almak istemiyorum deme hakkını.
Hiç kendime reva görmediğimi fark ettim.
O yüzden oturdum ve dedim ki yok, bu bitmek zorunda ve ben kendim olduğum için artık özür dilemeyeceğim.
Ben buyum.
Tabii ki de ben buyumlara sığınmıyorum.
Ben buyum deyip de kendimi bu dünyaya geldiğim halde hiçbir şey eklemeden ve çıkartmadan bitirip bu hayatı yaşayıp öyle o şekilde yok olup gideceğim demiyorum.
Zaten mümkün değil.
Hiçbir şey yapmasan bile dış dünya seni öyle ya da böyle şekillendiriyor.
Peri bacası gibi bir şeyiz bu hayatta.
Sen durduğun yerde duran bir kayasın.
Hiçbir şey yapmasan gelip gider rüzgar seni şekillendiriyor.
Bir bakıyorsun insanların yaşadığı, mesken tuttuğu bir alana dönüşmüşsün.
Hiçbir şey yapmadan yani.
Bir de bir şeyler yaptığın varyasyonu düşün.
İşte o zaman insanın kendi kendisel dönüşümü başlıyor içinde.
Bu arada manyak bir metafor oldu.
Bunu yazın.
Bilmem bunu yazın ben unuturum çünkü.
Böyle demiştin deyin bana.
Bazen sizi rahatsız eden ya da belki de hoşunuza gitmeyen
ya da hata olarak nitelendirdiğiniz şeyler olabilir karşı taraftan gördüğünüz.
Bunu konuşursunuz.
Karşı taraf açıklama yapar.
Ve belki de siz şunu fark edersiniz yani.
Aa bu aslında o kadar da kafaya takılacak bir şey değilmiş.
Belki sizin perspektifiniz değişir.
Belki siz artık sizi rahatsız ettiğini düşündüğünüz şeyin belki sınırlarını daraltır ya da genişletirsiniz.
Aslında sizin de yararınız olacaktır mutlaka konuşmak.
Konuşacaksın.
Beni burada bu rahatsız etti diyeceksin.
Karşı taraf ya diyecek ki sana bir daha yapmayacağım.
Ya diyecek ki bence burada rahatsız edici bir şey yok.
Niye böyle düşündün?
Ve belki konuşacaksınız.
Ya karşı taraf evet haklısın aslında çok nokta atışı şeylerin var.
Ben bu noktada belki de daha dikkatli olmalıyım diyecek.
Ya da senin fikrin değişecek ve diyeceksin ki
evet ya çok güzel açıkladın aslında.
Belki de ben biraz bunu yanlış yorumladım.
Ya da belki de karşına gidecek ki
ya kardeşim ben yanlış bir şey yaptığımı düşünmüyorum.
Değişmeyeceğim.
ya gittiği yere kadar gidecek.
Ya senin sınırlarını ihlal ettiğini düşüneceksin ve tamam yani ben o zaman devam etmiyorum.
Okey.
Hani onu bir turnu sol kağıdı olarak göreceksin ve
okey demek ki buraya kadarmış diyeceksin ve el sıkışıp
bitireceksin sessiz ya da sesli bir şekilde.
Ama aslında her şekilde o iletişim
seni o rahatsızlık durumundan çıkartacak bir şey aslında.
Ya ne istediğini bileceksin.
Ya istediğin şeyler değişecek.
Ya ben bunu istemiyorum deyip çıkıp gireceksin kapıdan.
Ama öyle ya da böyle bir şekilde ilerisi için seni daha rahat ettirecek, daha konforlu bir alanı inşa ediyor olacaksın.
Ama işte ben bunu söylersem, karşı taraf uzaklaşır mı, karşı taraf kopar mı, karşı taraf gider mi?
Tam tersi düşünmeye başladım.
Ve belki de olması gereken buydu.
Peki ya ben uzaklaşırsam? Peki ya ben vazgeçersem?
Peki benim karşı tarafı kaybetmekten korktuğum kadar, karşı taraf neden beni kaybetmekten korkmasın ki?
ya da karşı tarafın bir şeyleri bitirme hakkı olduğu kadar benim neden bitirme hakkım olmasın?
Çünkü pekala karşı taraf bir gün bana,
Asimay sen şurada şöyle söyledin ama benim çok hoşuma gitmedi ya da bu yaklaşımını sevmedim dedi.
Ben olsam ne yapardım mesela?
Ben olsam her zaman yaptığım gibi.
Anlamaya çalışırım.
Eğer katılıyorsam, fark etmeden yaptığım bir şeyse ya da bilinçli bir düşmanlılıkla, bir öfkeyle yaptığım bir şeyse yapmamaya çalışırım.
Dinleyip de karşı tarafı katılmıyorsam katılmadığımı açıklarım.
Eğer karşı tarafın değiştirmemi rica ettiği, istediği şey benim alanımı ihlal ediyorsa kendimi değiştirmeyeceğimi söylerim.
Gerçekten belki karşı tarafın problemi beni ondan uzaklaştırır.
Karşı tarafın benden duyduğu rahatsızlık belki beni ondan geriye çeker olabilir.
Ama benim buna hakkım var.
Karşı tarafımda var.
Ve ben neden sürekli söz konusu benim yaşadığım rahatsızlıklar olunca terk edileceğimi düşünüyorum da neden ben insanları terk etmiyorum?
Ben insanları terk etmiyorsam neden onlar beni terk etsin?
Ya da birileri beni zamanında terk etti, ortada bıraktı diye bu herkesin terk edeceği anlamına mı gelir?
Ya da hepsini geçtim benim terk edilmeye layık bir insan olduğum anlamına mı gelir?
Hayır aslında.
Zaten bu hayatta sürdürmesi en zor ilişkilerden bir tanesi olan insanın kendiyle ilişkisini öyle ya da böyle sürdürüyoruz
Ve bu hayat boyu süren bir şey
Düşmanınsa da yaşamak zorundasın o düşmanla
En iyi dostunsa ne âlâ
Ama aslında sürekli kendinle non-stop bir iletişim içindesin
Zaten ilişkilerin en zorunu, en en en zorunu
O iki sesin de bazen birden fazla sesin de senden çıktığı, sen olduğun çok karışık, bazen yalnızlığa, bazen bir grup aktivitesine tekabül eden bir paternin içindesin hayatın boyunca.
Bırak da hayatına dışarıdan dahil ettiği insanlar bunu kolaylaştırsın ya.
Bunu istemek lütuf olmamalı yani ya da bu bir lütufsa bunu vermek zor olmamalı.
İnsan bazen gerçekten kendinden ders çıkartmalı.
Ben eğer bu anlayışı gösteriyorsam, ben birilerini dinliyorsam, benden kaynaklı ya da benimle bağlantısı olup olmayan her şeyi müthiş bir sessizlikle dinleyebiliyorsam, zaman zaman firelerim oluyordur.
Anlamaya çalışıyorsam, o kişinin hayatını daha ne kadar kolaylaştırabilirim diye düşünüyorsam, bunu beklemek, bunu istemek, bunu görmediğimde oradan uzaklaşmak yanlış bir şey olmamalı.
İnsanın biraz bencil olması o kadar da kötü bir şey olmamalı.
Bunu söyledim galiba.
Yani söylediğime çok yeminim.
İnsan biraz bencil olacak.
Yoksa hiçbir zaman sencil olamaz diye.
İşte ben bunu tekrar öğrenmeye çalıştım.
Aynı dersi alttan aldım.
Ama bu sefer çok iyi bir hocaya denk geldiğim için sadece geçmekle kalmayıp
belki de dersi de sevdiğim ve belki de ilgi alanlarımı da buna göre şekillendireceğim bir dönemin içerisindeyim.
O yüzden bunu sizinle de paylaşmak istedim.
Bazen insan aynı dersi defalarca alır ve kendini suçlar yani ben geri zekalı mıyım da mı anlamıyorum diye.
Ama karşı tarafın bazen anlatma kabiliyetinin olmadığı gerçeğini de kabul etmek lazım.
Bütün kredileri kendi üstümüze almıyorsak bütün problemlerin kaynağı da olmadığımızı bilmemiz lazım.
Değiliz çünkü.
Belki de buradaki en büyük problem bütün problemlerin kaynağı olduğunu düşünmektir.
Bunu geçtiğinde zaten aslında diğerleri de ortadan kalkıyor.
O biraz önce bahsettiğim düzgün bir temel kurmak da buna tekabül ediyor belki de.
İşte o temeli atmaya çalıştığım bir dönemdeyim.
Umarım birilerine de anlaşıldığını hissettirmişimdir bu bölümde.
Çok kendim olduğum için özür dilemek istemiyorum.
Kendim olduğumda bunun içerdiği bazı sıkıntıları, bazı sivri köşeleri tabii ki de törpülemek benim elimde olan bir şey.
Ve bu törpü, yani insan kendini törpülediğinde hem törpüyü tutan hem de törpülediği tırnak kendine ait oluyor zaten.
O yüzden bugün birileri bu bölümü bir yerlerde dinliyorsa ve eğer bir gün olsun kendini ben çok mu problem yaratıyorum diye düşünüyorsa hadi diyelim öyle olsun.
Gerçekten insan bazen kendi kendine problem yaratıyor.
Yaptım, yapıyorum, yapacağım da muhtemelen.
Muhtemelen.
Düzgün bir iletişim, düzgün bir ilişki insana bunu bile çok güzel bir şekilde öğretebilir aslında.
Hani bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp derler ya.
Bazen öğretmemek de ayıp bence.
Bazen insanın bildiği bilgiyi paylaşmaması da ayıp.
Belki de ben bu motivasyonla iki senedir karşınızda konuşuyorum.
Belki de bu motivasyonla bazen bilmediğimi hissettiğim yerlerde öğretmek yerine sessizliğe gömülüyorum.
ve belki de bazen çoğunlukla, bazen değil hatta, ilişkilerimde çok öğretmen gibi bir pozisyon almadan kendi deneyimlerimi paylaşmaya çalışıyorum.
O yüzden bunu beklemek, anlayış görmek istemek işten bile olmamalı ve bunun içine kendime alan ve hak tanımalıyım.
O yüzden kendim olduğum için özür dileyecek değilim.
Bir gün eğer kendim olmak arkasına sığındığım şeyler benim önüme taş olursa, kendim olmayı bir bahane kullandığım için kendimden ve herkesten özür dilerim zaten.
Ama bugün kendim olduğum için, zamanında yaşadığım kötü deneyimler, travmalar beni etkilediği için, maalesef bu yara izlerini yeni ilişkilerime, yeni iletişimlerime taşıdığım için kimseden özür dileyecek değilim.
Ha tabii ki kimseye bedel ödetmeyeceğim.
Ha tabii ki bu kimseye bedel ödeteceğim anlamına gelmiyor.
Kimse beni hayatına almanın bir bedeli vardır.
Şimdi bunu ödesin gibi bir beklentinin içine sokulmamalı da.
Ama zaten bahsettiğim şey bu değil.
Bence siz beni yine her zaman olduğu gibi anladınız.
Ama insan ilişkileri biraz da bedel ödemektir.
Biraz da fedakarlıktır.
Ve günün sonunda da aslında mükafatı birlikte paylaşmaktır.
O yüzden evet ben olmanın, bu kendim tekilinde söylemiyorum herkes için, ben olmanın ağırlıkları var.
Ama nasıl ki insanlar sizinle gülüyor, eğleniyor, sizi hayatlarında tutuyor, sizi hayatlarında tutmak istiyor, sizinle olmak istiyor.
Tabii ki maalesef bunun da bazı bedelleri oluyor.
Bazen kendi sebep olmadıkları gözyaşlarını silmek durumunda kalıyorlar.
ama bu o kadar kötü mü?
Bu o kadar
büyük bir fedakarlık mı?
Ya da o kadar insanüstü bir şey mi?
Yani hani
bu kadar da iyiliği yapalım yani
ve bu kadar da iyiliği hak edelim bence.
O yüzden kendim olduğum için
kimseden özür dileyecek değilim diyorum.
Daha fazla uzatmadan da
bu bölümü burada bitiriyorum galiba.
Umutsuzluğa alışmayın.
Yatağa küskürmeyin.
Umarım kendimiz olduğumuz için
kimseden özür dilemediğimiz
hatta kendin olduğun için
teşekkür ederim'i
duyduğumuz günler olur.
Ben bunun başlangıcını yapayım o zaman.
Bu bölümü her nerede, nasıl ve
kimle dinliyorsan
kendin olduğun için
ve kendin olma mücadeleni sürdürdüğün için
hala başlamadıysan da
başlama gücünü bir şekilde aradığın için
ben sana teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde görüşürüz o zaman.
Altyazı M.K.
kestiğiniz için en uygun paketi hemen
keşfedin.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
