
Yalnız değilsin. Terappin; zihnin ve bedenin için uzman kadrosuyla bütünsel sağlığında hep yanında.
✨ POD20 kodu ile: İlk ve tekli seanslarında geçerli %20 indirim seni bekliyor.
Kendine bir iyilik yap, bugün dinlenmeye ve iyileşmeye izin ver.
*
Bu bölüm "Terappin" hakkında reklam içerir.
*
bazen insana en büyük kötülüğü kendisi yapıyor. bu da o günlerden biriydi
Transkript
kendimden çok uzaklaştığımı hissediyorum.
ilhamım çok yok, mikrofonun karşısına geçemiyorum.
Beni besleyecek bazı kaynaklardan uzak mıyım?
Yoksa bir şeyler enerjimi mi tüketiyor diye çok sık düşünüyorum.
Bir de böyle çok yorgun hissettiğiniz, çok yoğun hissettiğiniz, bir şeylere zaman bulamadığınız,
tekliflere rahatlıkla evet diyemeyecek kadar bir şeylerin boğazınızı sıktığını hissettiğiniz dönemlerde
bazen böyle dönüp baktığınızda bu kadar yorgunluk ve yoğunluğa rağmen sanki hiçbir şey yapmamışsınız,
hiçbir çıktı yokmuş gibi hissettiğiniz olur.
O zamanlardan bir tanesindeyim.
Bu tarz belki metamorfoz diyerek romantize edebileceğim çok da emin olmadığım dönemleri birazcık böyle o şiddetli regle ağrısına çok benzetiyorum.
Hani böyle o ağrı artık tüylerinizi diken diken eder böyle boncuk boncuk terletir sizi.
O ağrı o kadar yoğundur ki geçmeye başladığında sanki ağrısız ve normal bir state'e ulaşmışsınız gibi değil de çok rahatlamışsınız.
inanılmaz gevşemişsiniz gibi hissedersiniz.
Kendinizi aslında o kadar yoğun bir ağrıdan çıkarttığı için.
Böyle zamanları belki zaman zaman işte
evet şu an çok yorgunsun, yoğunsun, sıkışıksın
ama bu geçtiğinde çok rahatlayacaksın
ve bu aslında seni çok rahat nefes aldığın bir zamana, bir döneme hazırlıyor şeklinde.
Telkin etsem de bu o ağrıyı yaşarken
sanki hiç geçmeyecekmiş gibi canımı yaktığını
ve zaman zaman beni böyle lanet okuttuğu gerçeğini değiştirmiyor tabii ki.
Bu sıralar çok kendimde değilim.
Bir şekilde hala günlerim dolu, arkadaşlarımla görüşüyorum, sosyalleşiyorum, bir şeyler paylaşıyorum,
bazı duyguları hissediyorum, çalışıyorum vs.
Ama sanki eski formumda değilim ve sürekli tam olarak yapamadığım şeylerin gözüme çarptığı
ve bundan çok rahatsızlık duyduğum için sanki kendi hayatımdaki o dağınıklıktan kaçmak adına
kapıyı çekip çıktığım bir dönemdeyim.
Hani böyle bazen dışarı çıkmak için hazırlanırken
bütün gardıola bir yere indirirsiniz.
Evi böyle savaş alanına çevirip çıkarsınız.
Dönünce halledeceğim dersiniz ama
sonra mesela atıyorum çok eğleniyorsunuz.
Çok güzel dans ediyorsunuz, bir şeyler içiyorsunuz falan ama
bir anda evine kadar dağınık bıraktığınız
ya da eve gidince nevresim takımını
geçirmeniz gerektiğini hatırladığınız
ve bütün o keyfin, neşenin
sizden bir sökülüp alındığı birkaç saniye vardır.
Onu hissediyorum üstümde.
Biraz kendi hayatımdan uzaklaşmamın sanki sebebi de bu.
Mesela arkadaşlarımla kaldığımda onların böyle evini toparlamak, orada kendime bir gün bile kalacak olsam küçük bir düzen yaratmak,
bir yere giderken laptopumu, tabletimi, ajandamı, kitabımı, her şeyimi yanımda götürüp işlerimi orada hallederim demek.
Sanki bana kendi hayatımdan biraz kaçmaya çalışan bir taraf var.
Ben bir yere bakmaktan kaçınıyorumu düşündürttü.
Bu aralar böyle çok iyi bir arkadaş da değilmişim gibi hissediyorum.
Arkadaşlarımın mesajlarına dönmüyorum, aramalarına dönmüyorum, arayacağım diyorum, unutuyorum.
Konuşmanın ortasına bir anda kopup gidiyorum, doğum günlerini unutuyorum ya da böyle bir plan yaptığımızda keşke iptal olsa diye bekliyorum içten içe.
Kendime ertesi gün ya da o gün için yapmak adına koyduğum görevleri yerine getirememenin ağırlığını hissediyorum üstümde.
Sanki böyle ya her şeyi tek seferde avcumun içinde tutacağım ya da tek bir şeyin bile kontrolünü sağlayamıyorsam hayatım artık yokuş aşağı gidiyormuş gibi bir duyguya kapılıyorum.
Tabi bir de ya bu aralar çok iyi bir arkadaş olamadım hissinin getirdiği sanki böyle birisi serzenişte bulunacak bir isyan edecek size kızacak kırılacak gibi bir his var.
Ama bu da yok.
Yani kimse de bana Simay artık hiç bizi arayıp sormuyorsun ortalarda yoksun ne yapıyorsun kayıplardasın da demiyor.
Bu da rahatlatıcı mı?
Yoksa bir yandan endişe verici mi?
Onu da tam anlamlandıramıyorum.
Yani ne kadar iyi arkadaşlarım var, ne kadar anlayışlılar beni biraz rahat ve kendi habitatımda belki de yolumu bulmam için bırakıyorlar diye mi düşünmeliyim?
Yoksa yokluğumun, sessizliğimin fark edilmediği bir önemsizlik seviyesine mi indirgendim diye yine tabii ki zihnimin arka tarafında belli sekmeler çalışmaya devam ediyor.
Şu an bile bir katarsis yapıyor ve doğaçlama bir şekilde aklıma gelenleri size anlatıyor olmama rağmen yani her zaman bildiğim şeyi yapıyor olmama rağmen kafamın arka tarafında bir ses bana şey diyor.
Boş konuşuyor olabilir misin?
Tam anlamıyla kendini ifade ettiğine emin misin?
Bu işi düzgün yapıyor musun?
Bak yoksa yine acaba 6 yıldır yaptığın podcast bir tesadüftü de sen aslında başarısız bir konuşmacı mısın?
Düşünceleri kol geziyor.
Kendi deneyim ve duygularınızı anlattığınız ve de bunların üzerinden belki belli dersler çıkarttığınız ya da başkalarına da küçük ipuçları, küçük tavsiyeler verdiğiniz bir alanınız varsa sen o kız değil misin gibi zaman zaman yaptığınız çıkarımları hayatınıza çok da uygulayamamak insana kendini iki yüzlü hissettiriyor.
Bu konuda yalan söyleyemeyeceğim.
Her zaman söylüyorum, aslında söylediğim şeye de inanıyorum.
Bir sıfırdan büyüktür.
Bir şeyleri yapmak, adım atmak, illa onu artı bir düzene, rutine oturttuğunuz zaman bu olmuştur.
O zamana kadar içine girdiğiniz mücadele ya da ağırkanlılık hiçbir şekilde bir adımdan, başarıdan, ilerlemeden sayılmaz gibi asla düşünmüyorum.
Gerçekten de bir şeyleri yapmak.
Kendi hayatımdan örnek vereceksem geçtiğimiz ay hem işte kedimin vefatı hem Türkiye'de olmamam akabinde bazı sağlık problemleri derken spora bir bir ay kadar belki bir aydan fazla ara verdim.
Ve bu hafta kendime verdiğim görev şuydu.
Her gün spora gideceksin.
Haziran'ın sonunda tekrardan seyahate çıkıyorsun yine spora gidemeyeceksin.
O yüzden Haziran ayında hiç kaçırmadan spora gitmek zorundasın diye kendime bir görev verdim.
Ama bu hafta sadece pazartesi ve salı günü spora gidebildim.
Bugün gidersem bu hafta 3 kere gitmiş olacağım.
Belki de gidemeyeceğim.
Ama zihnimin arka tarafında bir şey bana belki 1-1,5 aydır spora gitmiyorsun.
Ve bir şekilde bunu tekrardan hayatına haftana entegre edip 2 gün dahi olsa gittin aferin sana demiyor.
Kendime baştan koyduğum o görev o kadar keskin ve o kadar böyle direkt birden beşe beni sıçratacak.
Hiç araya böyle bir basamak koymadığım bir yerde ki iki gün gitmemi bırakın başarıdan saymamayı bırakın kendimi tatmin etmemeyi iki gün gitmek hiç gitmemekten daha bile kötü hissettiriyor.
Hiç gitmemiş olsam belki ya hiç gitmedim bak hani hiç değilse bir gün gitseydin diyecek içimdeki ses.
Ama hiç değilse bir iki gün gittiğimde bu sefer başka bir otorite yine simay olan ve yine beklentileri kendisinden fazla olan bir otorite bana dönüp diyor ki abi iki gün gideceğine hiç gitmeseydin yani.
Kendimden böyle bir şeye başladığım zaman hemen o işte harika olmak onu hemen hayatıma entegre etmek spora mı gidiyorsun o zaman abi düzgün de besleneceksin o zaman artık bu hafta her gün dışarı da çıkmayacaksın diye kendimi birçok koldan sıkıştırıyorum aslında.
Ve tabii ki de kendimden uzaklaşıyorum.
Çünkü kendime kendi hayatımda barınabileceğim tek bir alan bırakmadım.
Böyle kendi hayatımı bir devlet dairesine çevirdim.
Şöyle giyineceksin, düzgün oturacaksın, tırnaklarını kısaltacaksın falan gibi.
Kendi hayatımda böyle sandalyenin ucunda oturuyorum.
Kendi hayatımda böyle ayağım her an eşikten dışarı çıkmaya hazır.
Ve bu tabii ki de insanı çok demoralize ediyor.
Kendi hayatımda yer bulamadığım gibi başka insanların hayatına bir şekilde adapte olmaya çalıştığımda da önceliklendirdiğim şey o insanların rutini oluyor.
Kendi rutinlerim değil.
İşte bu da beni aslında belki bir aydır bir bölüm atmaya, bilgisayarın başına geçmeye, kim olduğumu hatırlamaya dair beni biraz bu alanlardan uzak tuttu.
Sanki böyle çok uykusuz, sersem, ne bileyim hangover gibi hissediyorum.
Her yaptığım işte bir sonraki adımı düşünüyorum ama ne bir sonraki adımdan ne de o an yaptığım işten tam anlamıyla tatmin olamıyorum.
Böyle geçiş dönemleri var gerçekten her insanın hayatında.
Zaten adet döngüsü bile öyle bir geçiş dönemi hissettiriyor ki bana.
Gerçekten bazen o ay sadece 3 gün falan iyi hissedebiliyorum kendimi.
Premenstrual döngü, postmenstrual döngü, Allah şimdi zaten regl olduğumda bilmem ne de.
kısa bir süre zaten kendimle sanki
connect edebiliyorum. Ve böyle bir dönemde
her ne kadar bu dönemin kendisi
beni bir şeyler üretmekten ve sizinle
konuşmaktan alıkoymuş olsa da
gidebileceğim başka hiçbir yer yokmuşçasına
ki belki de yok. Konuşmaya geldim.
Çünkü bir yerde
şunu duymaya ihtiyacım var.
Ben de aynısını yaşıyorum ya.
Abi evet ya gerçekten böyle falan.
Hani birilerinin bana
ya ben acaba derdimi çok mu kötü anlattım
dediğim yerde çok güzel anlatmışsın
demesine ihtiyaç duyduğum için
ve belki de derinliklerde bir yerde simay içten içe birilerinin bir yerine temas edeceğini hissettiği için mikrofonun karşısına geçtim.
Ama gerçekten abartısız son bir aydır kendimle belki de irtibata geçtiğim nadir bir 15-20 dakika yaşıyorum.
Konuşacağım, editleyeceğim, sizinle paylaşacağım ve sonra kendime açtığım alanın verdiği rahatlıktan sonra işlerimi yapmaya devam edeceğim.
Hani böyle şey vardır ya sabah kakanızı yaptıktan sonra dışarı çıktığınızda günün kalitesi inanılmaz artıyor.
Çünkü bir şey yemekten, bir kahve içmekten, bir mekana oturmaktan, belki public bir yerde bir parkta bahçede oturmaktan sizi alıkoyabilecek bir şeyken o sabah kakası.
Bazı şeylerin böyle boşaltımını yapıp dışarı çıkmanın neden bu denli rahat olduğunu, rahatlatıcı olduğunu aslında bir örneği.
Size böyle bir benzetme yapmak istemem ama hani böyle bazen şey vardır ya bazı insanlar kendi evinden başka yere de sıçamaz hani.
Burası benim çöplüğüm.
Burası benim evde hissettiğim yer.
Ve bazı şeylere devam edebilmek, kendi alanımdan çıkabilmek, soluklanabilmek ve belki de kilometre çapımı genişletip daha farklı, daha uzak yerlere gidebilmem için önce bazı şeyleri bir evdeyken halletmem gerekiyor.
Yani şöyle söyleyeyim hani zaman zaman size FOMO yaşıyorum güneşli günlerde dışarı çıkamayınca kendimi çok kötü hissediyorum şimdi hemen böyle bir dışarı çıkmam lazım işte hava yağmurlu ve kapalı iken kendimi daha iyi hissediyorum bir şeylerden geri kalmamış gibi hissediyorum falan diyorum ya bu aralar tersine bir FOMO yaşıyorum.
Dışarı çıktıkça, sosyalleştikçe kendi başıma yapabileceklerimden bir şeyleri kaçırmışım gibi hissediyorum.
Hatta belki de şu an evde oturmak, bu pazar gününü evimde geçirmek, biraz olsun düzeni sağlamak,
dün eve süpürge ve vile de yapmış Sima'ya, oh yani onun sayesinde şöyle kafamızdaki bir tane rahatsız edici faktör silindi.
evin düzenini sağlamam gerekiyordu gibi bir yerden bir şeyleri kaçırmaktan keyif aldığım bir andayım.
Çünkü şimdiye kadar FOMO'yu çok tersine yaşıyordum.
Bir süredir of şimdi evde olsaydım ayaklarımı uzatırdım, kaş bıyığımı da aldırmadım, tırnaklarımı da kesmedim,
ay çamaşırları asmadım, şunu yapmadım, bunu yapmadım.
Sosyalleştiğim, dışarıda olduğum, aktiviteleri yakaladığım her an aklım kendisinden giderek uzaklaşan simayda kalıyordu.
O yüzden galiba benim biraz sakinleşmem gerekiyor.
Ve böyle nasıl desem mesela bu hafta içi annem gelecek.
Bir hafta on gün benimle kalacak.
Sonra onunla belki biraz tabii evin düzenini toparlamak işte yazlıkları kışlıkları ayırmak bazı eşyalarımı aydına göndermek gibi.
Annem her böyle evime geldiğinde bir tazelendiğim ve işte şimdi hayat yeniden başlıyor temiz bir sayfa açtım dediğim çok tatlı bir dönem oluyor.
O yüzden annemin gelecek olmasına çok heyecanlı olmakla birlikte.
Annem gittikten sonra bir seyahate çıkacağım, o seyahatten geleceğim, beni farklı sorumluluklar bekliyor olacak derken sanki dinlenmek, iyi hissetmek, güneşlenmek, uzanmak, uykunun tadını almak için aslında kendime armağan ettiğim tatiller bile sanki kendi başına bir sorumluluğa dönmüş gibi.
Yani şöyle söyleyeyim bir 10 ay önce falan en yakın arkadaşımla birlikte Atina'ya bilet almıştık.
Ve sonra bunu yazın da getirisiyle birlikte adaları da gördüğümüz, yüzdüğümüz bir deniz tatiline çevirmek istedik.
Nitekim yaptık da yani planlıyoruz işte biletlerimizi alıyoruz.
Yemin ederim kendime kaç gün Airbnb bulunacak, biletler alınacak diye görev yazıp
her gün o görevi bir ertesi güne sonra bir ertesi güne ertelediğimi anlatamam size.
Çünkü kontrolümün olmadığı daha doğrusu o şeyin benim üstümde daha fazla kontrolünün olduğu
istesem de istemesem de yapmak zorunda olduğum o kadar fazla şey var ki
yine konu aynı yere gelecek ama evin düzenini korumak, kedime bakmak, belli bir geliri kazanabilmek,
kiramı ödemek, sağlığıma dikkat etmek gibi gibi o kadar fazla benim üzerimde kontrolü olan şeyi tatmin etmeye ve tamamlamaya çalışıyorum ki
benimle %100 ilgili ne istersem onu yapabileceğim açıklığa sahip olan, esnekliğe sahip olan her şeyde olabildiğince erteliyorum.
Ve erteledikçe hem kendime rahat bir uyku çektirmiyorum, kaygılı, mutsuz, o işi halledene kadar aklının bir tarafında bu olduğu için
yaptığı hiçbir şeyden keyif almayan
uyuduğu hiçbir uykudan tat alamayan
bir simaya dönüşüyorum. Hem de
içimden bir taraf ya insan
düşmanına böyle yapmaz. Kendine niye bu
işkenceyi çektiriyorsun diyor ve bir de onunla
tartışıyorum. Bilmiyorum söylediğim kulağa
tanıdık mı geliyor, yabancı mı
geliyor? Dinlediğinizde ay çok
şükür bu kadar da değil mi diyorsunuz?
Yoksa anlaşıldığınıza mı seviniyorsunuz?
Hiç bilmiyorum. Lütfen bana yazın
ve konuşalım. Ama hani böyle
zaten kimse gelmez
gibi bir umutsuzluk ve
inançsızlıktan doğan bir nevi
kendinize acıyan bir taraftan
sanki bir sürü insanı
davet etmişsiniz doğum gününüze
ya da vereceğiniz bir partiye
çünkü oradaki temel motivasyonu
zaten kimse gelmeyecek olmuş ki bu ne
kadar acı ve sonra bir anda
hepsi gelmeye karar vermiş
ve siz şimdi dilediğiniz
davet ettiğiniz her şey
hayatınıza geldi diye sevinmek ya da
tadını çıkartmaktansa hem
nasılsa gelmezler inancıyla her
Herkesi davet eden tarafımıza bir mahcubiyet hissediyor.
Hem de herkes geldiği için o organizasyonu sağlamaya çalışırken yoruluyorsunuz.
Hayatımda tam olarak böyle hissediyorum.
Bir yerdeki bir güvensizlik, bir yerdeki bir yalnızlık, her şeyle yalnız başına başa çıkmaya alışmış tarafım.
O kadar fazla şeyi hayatına dahil etmiş ki.
Mesela kitap kulübü de var, sporda var, podcast da var, diğer podcast da var.
Kendi mesleğim var, kedim var.
Haziran'ın sonundaki tatil var o var bu var derken şimdi hepsi bir şekilde olmuş ve onları tamamlamamı gerçekleştirmemi bekliyor ve benim buna gücüm yok.
Ve gücümün olmadığını kabul etmekte zorlanmakla birlikte bir de aşk olsun Siman yani.
Sen davet ettiğin hayatına entegre etmek istediğin şeylerin sana gelmeyeceğini düşünecek kadar da inançsızmışsın diye sanki böyle bir kusurumla yüzleşmiş gibiyim.
Günümün içerisinde sanki pişmanlık duymadığım ya da bir şeyleri ertelemediğim hiçbir an olmuyor gibi.
Yani her gün istisnasız bunu yaşıyorum.
Mesela 9'da alarm kuruyorum, yataktan 10'da kalkıyorum ve diyorum ki 9'da kalksaydım işte bir sürü işimi halledebilirdim ama o bir saat her şeyin ertelenmesine, gecikmesine neden oldu diyorum ve bütün günü burnumdan getiriyorum.
Ya da kendime her seferinde o gün tamamlanması mümkün olmayacak kadar görev verip hem o günü başaramadığım hissiyle kapatıyor hem de ertesi güne çok fazla iş yüküm birikti diyerek kendime daha gelmemiş günü zindan ediyorum.
Niye bunu yapıyorum gerçekten bilmiyorum.
Hani yine bu bir geçiş döneminin telkini var ve hayatımda maalesef klişeleşmiş taşlaşmış bir inanç da var.
Ben ne zaman zor bir dönemden geçsem sonrası düzlüktü diye.
Ama aslında bu çok üzücü bir inanç.
Çünkü bu sefer güzel şeyleri hak edebilmek ya da hayatınızı alabilmek için hep belli tümsekleri atlamanız gerektiği gibi bir inançla mücadele ediyorsunuz.
Bu da insanın kendine yapabileceği kalleşliklerden bir tanesi bence.
Böyle bir dönemdeyim.
Yani bu hafta herhalde 3 kere falan çamaşırları toplamam gerektiğini kendime yazıp her seferinde tamamlamadan o günü kapattım.
Bazen böyle çamaşırları makineye attım.
Oley be bugün en azından bir şeyin üstünü çizdim dedim.
Ama ertesi günkü Simay o çamaşırları asmaya üşendiği için ve çamaşırlar nem koktuğu için ikinciye üçüncüye yıkadığım oldu.
Aynı çamaşırları.
Belki de yapmam gereken çamaşırları yıkarken asmaya da gücü olup olmadığını kontrol etmekti Simay'ın.
İyi misin, emin misin, yapabilecek misin demekti.
Ama ben hep kendime bunu yapmaya gücüm, enerjim var mıyız sormadan o görevi atadım.
Sonra yapamadığım, tamamlayamadığım için kendime kızdım.
O yüzden kendimle iletişimsizleşmiş, kendimden uzaklaşmış da hissediyorum bir taraftan.
Ve bunu toparlamaya çalışıyorum.
Arkadaşlarımla sanki böyle bir anda bir kapak açılır ve duygularımı, düşüncelerimi paylaşmaya bir anda başlarsam
durduramam ve sanki yıkılırım gibi hissediyorum.
Hani böyle bir topu gergin tutan şey de içindeki hava basıncı ve bir yerden delinirse artık sekemez, kullanılamaz hale geliyor ya.
Sanki o yüzden içimde tuttuğum her şeyin belki de beni en rahatlatacak şey bu olmasına rağmen çıkıp gitmesine gönlüm razı olmuyor.
Çünkü sanki beni sadece o gerginlikler, sorumluluklar ayakta ve işlevsel tutuyormuş gibi hissediyorum.
Bunu sadece söylerken bile ne kadar problematik olduğunun ve kendime ne kadar haksızlık ettiğimin farkındayım.
Bunu da düzelteceğim, bunun da üzerine çalışacağım biliyorum ama galiba bir şeyleri yapmadan ya da ne yapmam gerektiğini düşünmeden önce kendime iyi hissediyor musun, harekete geçmek için hazır mısın diye sormam gerekiyor.
Sanki üzerimde hala Kasım ayından kalmış uykusuz bir gecenin etkisi varmış gibi hissediyorum.
Bir gün uykumu alamadım ve hala onun yorgunluğunu taşıyorum gibi.
Şey vardır ya işte bir güne ve dört ekmek aldık ve artık son dört aydır hiç taze ekmek yemiyoruz.
Full rotasyonda bayatlayan ekmekleri yiyoruz diye.
Maaşımla sadece kredi borcu ödüyor gibiyim.
Ve bunu zaten gerçek hayatta da yapıyorken bir de insanın kendiyle böyle bir dinamik yaşaması elbette çok sıkıştırıcı.
Yani bundan da sağ çıkacağız tabii ki.
Yaz geldi.
Senenin ortasındayız.
Bir sonraki yarısı kaldı geriye.
ve ben her zamanki gibi bir şeylere inanmaya, umutlu olmaya devam edeceğim ama
galiba kendime biraz daha şefkat, biraz daha anlayış göstermem gerekiyor.
Ve hala yapabiliyorken omuzlarıma daha sık öpücük kondurmam gerekiyor bana sorarsanız.
Bilmiyorum bu bölümden bir kıssa değilseniz var mı?
Bazı şeyleri tabii ki insan kendine göre çıkartıyor.
Ben en azından içimi rahatlattım.
En azından neden bu denli stres olduğumu belki biraz daha anlamlandırabildim.
Tabi bu süreçte yanımda kimler var kimler belki de bana hiç bulaşmayarak hiç dokunmayarak yanımda oluyor ya da kimler yanımda fiziken bulunmasına rağmen aslında bu strese sadece destek oluyor ve bu stresi büyütüyor.
Bunu düşünmek için de tabii ki daha iyi bir zaman olamazdı galiba.
Hani bazı anlar vardır ya böyle bir gün lazım olur diye bir şeyleri atmazsınız, kaldırmazsınız, kenara koymazsınız.
Sonra böyle bir gün bir anda yeter be dersiniz ve her şeyi çöpe atarsınız.
Hani ulan madem çöpe atacaktın niye 10 aydır bir kenarda duruyordu o kırık abajur mesela ya da o eski bir giysi poşeti.
Bunu düşünüp durursun.
Orada 10 ay kaldığıyla kalır.
Galiba böyle dönemlerden geçiyorum.
Bazı şeyleri hep böyle bir gün lazım olur, bir gün hallederim diye kenara koyduğum ama artık sabrım taştığı için her şeyi tek bir poşete doldurup çöpe atmaya çok yakın olduğum dönemlerdeyim.
Ama bir şeylerin hayatınızdan çıkması iyidir.
Belki de daha iyisine yer açıyordur demişti sevdiğim birisi.
Öyle düşünmek yine benim gibi romantiklerin zaten şanındandır.
Bu bölümde böyleydi.
Yine böyle mesela burada bile ulan oturdum bölüm kaydettin.
Hani hiçbir şey anlatmadın abi sen artık hiçbir şeyi iyi yapamıyorsun.
Ne akşam yemeği yapabiliyorsun ne evini temiz tutabiliyorsun.
Spora düzgün gidemiyorsun.
Rezilsin berbatsın falan diyor.
Konuşuyorsun yarım saattir ne anlattın diyor.
Ve sanki böyle mikrofonu kapatınca hüngür hüngür ağlayacak gibiyim.
Sanki böyle bu bölümü editlemek için bilgisayara karşıma aldığımda sen ne saçmalıyorsun deyip bilgisayara fırlatacak gibiyim.
Bilmiyorum bu bölümü dinlediyseniz dinleyebileceksiniz şayet.
Bilmiyorum ağlayıp zırladım mı ama demek ki bilgisayarımı fırlatıp kırmadım demektir.
Yine de bilmiyorum ya.
Bazı bölümler kötüdür herhalde.
Her gün et yemeyi yenmez sonuçta.
Neyse size söylediğim şeyi kendime de ara ara hatırlatmam gerekiyor ama
umutsuzluğa alışmayın, yatağa küs girmeyin.
Her gecenin bir sabahı var herhalde.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
