
"Biz ne yaşıyoruz?" serimin 3. bölümünde mikrofonu gündemin içinden gençlere, öğrencilere tuttum. Sevgili Hava, Bertan ve Bartu harika sohbetleri, müthiş zihinleri ve umut veren güçleriyle evimize konuk oldular. Sen o kız değil misin'in en kalabalık bölümüne hoş geldiniz. Biz hiçbir zaman az değildik zaten.
Transkript
Herkese merhaba. Sen o kız değil misin?''in yeni bölümüne hoş geldiniz.
Bu benim biz ne yaşıyoruz serimin üçüncü ve en kalabalık bölümü.
Genel olarak Sen o kız değil misin?? en kalabalık bölümü.
Bugün dört kişiyiz. Benim haricimde bugün üç tane konuğum var.
Sen o kız değil misin?? ilk bölümlerinden belki hatırlayacağınız hava bugün bizlerle.
Aynı zamanda Bertan ve Bartu da bugün biraz da öğrenciler bu gündemde neler yapıyor, nasıl etkileniyor konuşmak için.
konuk geldiler ve hoş geldiler, hoş geldiniz.
Merhabalar.
Kalabalığız ve eminim söyleyeceğiniz şeyler de var.
Yani zaten dolu insanlarsınız.
Aslında ben de hala öğrenci personamı bırakmadım ama Türkiye'de öğrenci değilim artık.
O yüzden Türkiye'de bir öğrenci olarak hem bu kadar aktif bir şekilde gündemin içinde olmak
hem de bundan belki de en çok etkilenen tarafta olmak.
Gerçekten bir öğrencinin bir gününü nasıl etkiliyor?
Bu son iki haftadır, üç haftadır içinde olduğumuz süreçte siz neler yapıyorsunuz?
Ben olabildiğince az konuşarak mikrofonu size vermek istiyorum.
Muhtemelen siz de aynı şekilde hissediyorsunuzdur.
Sadece öğrencilik üzerinde değil ama öğrenciyken belli başlı sorumluluklarım var ya,
mesela sizin vize haftanız var şu an, benim teslim etmem gereken ödevler var vs.
İşte 19 Mart'ta beraber başlayan süreç içerisinde aslında
bence biz ve bizim gibi bir sürü öğrencinin hayatı böyle askıya alınmış oldu bir noktada.
Çünkü çok temel bir yerden çıkıyor mücadeleye dair motivasyonlar.
İşte varlığını özgürce yaşamak bir kadın öğrenci için, kampüsleri yeniden öz erkek kılabilmek vs.
Böyle bir noktadan çıktığı zaman da aslında şu an içinde bulunduğumuz süreç
okula dair ya da öğrencilik hayatına dair diğer sorumlulukların çok daha üstüne çıkmış vaziyette.
Ve sanmıyorum ki hiçbir öğrencinin, tırnak içinde bizim gibi olan hiçbir öğrencinin şu an olan biten dışında başka bir önceliği olduğunu ve aklını tamamen oraya verebildiğini.
O yüzden de kendi deneyimimden şeyi çok hissediyorum.
Saraçhane ile beraber başlayan süreç ve sonrası devam eden işte mitingler, eylemler ya da yürüyüşler, forumlar vs.
Bunların hepsi böyle her şeyin önüne geçtiği için ben özellikle böyle daha şu an durgun bir noktadayken o rutine geri dönmekte çok zorluk çekiyorum kendi adıma.
Çünkü yaptığın herhangi bir şey günün sonunda aslında hiçbir şey ifade etmiyormuş gibi bir karamsar his var ya çok da karanlık girmiş oldum aslında böyle bir niyetim yok ama şeyi çok hissediyorum yani.
Hani çok daha büyük bir karanlık var karşımızda ve biz böyle kendi yolumuzu aydınlattığımızda dahi bir şekilde ilerlediğimizde dahi sürekli o duvarla çarpışacaksın hissinden kurtulamadığım için.
Kendi adıma çok rutine dönmek, öğrencilikle alakalı yüksek lisans yapıyorum ben şimdi.
İşte teslim etmem gereken ödevler var vesaire.
Ama bunların hepsi şey gibi geliyor yani onu yapıyor olmak, bitiriyor olmak, teslim ediyor olmak vesaire arkadaşlarımızla içerideyken.
hiçbir anlam ifade etmiyor. O yüzden çok
ben ve benim gibi diğer
bir sürü insanın hayatının
çok askıda kaldığını düşünüyorum.
Kesinlikle.
Askıda kalmış hayatlarımız var. Bunu da yaratan
unsurlar bence şöyle görünüyor. Benim için en azından.
Hepimiz de benzer noktalardayız
diye tahmin ediyorum. Aslında eski bir şey vardı
ve kötüydü. Çok basitçe bakarsak yani.
Ve yeni bir şey doğurduk. Aslında bakarsanız
yaptık bunu bir şekilde. Bütün öğrenciler olarak
ya da eylemek alan herkesten. Öğrencilerden de çekmiyorum.
Destek olan basın o yayın organları
insanlar, dışarıdaki şey. Her şekilde
katkıysaydım. Yeni bir şey yaratmaya çalıştık.
Bunu kendi ellerimizle ördük.
Bir şekilde kendi mücadelemiz.
Hepimizin kendi mücadelesi bir şekilde.
Ve o yeniyi de aslında duyurmakta
şu an güçlük çekiyoruz. Sesimiz
ür çıkmıyor ne yazık ki.
Yavaş yavaş süreç buraya verilse de biraz daha duyulmaya
başlasak da ne kadar olsa
yalnızız. Eskide bıraktığımız şeylerde
geri dönemiyoruz doğal olarak. Çünkü eskideki şey
zaten kurtulması gereken şeylerdi.
Ama yeni bir şey de bize bir şey vaat etmemeye başladı
şu an. Vade etmiyor gibi görüldüğüm en azından
ama umut kapılarına sığınıyoruz.
Dolayısıyla normal kendi akıştaki hayatımıza
dönemememiz çok zor. Dönmemiz çok zor yani.
Dönemememiz de çok doğal. Ben de böyle karşılarım aynı şekilde.
Yani böyle
ilerlediği zaman bizim yapmamız gereken şey aslında
hep birlikte olmak. Organize olmak. Yani etrafımızdaki
insanları biraz daha sevmeyi öğrenmemiz gerekiyor.
Bu mücadelenin içerisindeki bizim kadar
yara almış. Yani manevi anlamda olsun ki fiziksel anlamda
zarar almış arkadaşlarımız var. İşkenceyi
görmüş kadınlarımız var. Bunları görüyoruz.
Hepimiz duyuyoruz. Hepsi gayet kanıtlı şeyler artık.
eylemlerde gayet müdahale, polisin sert müdahalesine
etkilen insanlar var. Ve hepimiz bunu
bir şekilde mağduruyuz. Arkadaşımız olması
ya da biz olması bir şey ifade etmiyor. Yanımızdaki insan
toplumun bir kesiminde bu yaşanıyorsa hepimiz yaşıyoruz
örtemeyiz. O yüzden
gerçekten bizim vardığımız noktada
etrafımızdaki insanlarla birleşmemiz, organize
etmemiz gerekiyor. Organize ve örgütlü olmak derken
kastım sadece eylemlerde değil
günlük hayatımızda da. Bulunurken
mesela iki kişiyle oturmaktan ziyade on kişiyle
oturmak bile çok basit bir yerden çok son bir fayda sağlayacağını
düşünüyorum. Bunları konuşmak,
Bunların öznesi insanlarla konuşmak yani özellikle.
Ama yani tepkisizlik de var.
Mesela şu an vize sürecindeyim yani havalı belirti.
O vize süreclerimiz var.
Arkadaşlarımızla konuşuyoruz.
Tepkisiz insanlar da görüyoruz ama hani aslında varmaya çalıştığımız şey bu.
Bunu konuşmayan insan da aslında bu sorunun bir şekilde öznesi.
Herkes bundan fayda zarar alacak yani alıyor da.
Kimisi belki farkında değil.
Kimisi tepki koymak istemiyor.
Kimisinin çekinceleri var ki haklı çekinceleri anlıyorum.
Hani baskı düzeyi gerçekten çok kötü.
Çok yoğun bir zulümle karşı karşıyayız yani.
alakası tutuklamalar yaşıyoruz. Gözaltılar sürekli rastgele.
Şafak baskınları. Normalde o
görümlüme bu uygulamayı aslında hepimizi
tekrardan tanıtmış oldular.
Yine de bunlardan yınlamak gerekiyor. Çünkü içerideki
arkadaşlarımızın mektuplarını okuyoruz. İçerideki
insanları duyuyoruz. Konuşuyoruz. Ve bize hani umut veriyorlar.
Kimse şey demiyor. Hani bakın biz burada
mahvolduk. Siz sakın yapmayın. Durun.
Biz geri çekilin. Biz sakin olun. Bizi alın da
kurtulalım gibi bir yerden çekleşme. Herkes
şu an şeyin peşinde. Çıkalım.
Arkadaşlarımıza danışmaya devam edelim. Şu an herkesin
Ortak mücadele ise bu şekilde çekiliyor.
Gördüğüm, okuduğum.
Bir tane İstanbul'a veremem.
Bunun aksini konuşacağım.
Herkes.
O yüzden umudumuzu yükseltmemiz gerekiyor.
Birimize sığmamız gerekiyor.
Çünkü başka kimse yok.
Yalnızız.
Dünyadaki bütün gençler olarak daha güle güle çekebiliriz.
Mesela Sırbistan'daki öğrenci danışması da bize danışma gösteriyor.
Başka yerlerdeki ülkelerdekilerden.
Şu an tam olarak isteyemiyorum ama.
Medenistan'da bile gördük aslında.
Aynen öyle.
İşçi sınıfı selam yolluyor bize mesela.
Bunlar çok kıymetli deneyimler.
Ortak bir şey aslında mücadele ediyoruz.
Hani temelde Türkiye özelindeki durumların da yanı sıra bir de şöyle bir durum var bence.
Dünyada bir geleceksizlik var.
Ve bunu görüyoruz.
Daha global krizlerde de bunu görebiliyoruz.
Savaş tehlikeleri var.
Dünyada aktif savaşlar var.
Zulüm dünyanın her yerinde farklı şekillerde gösteriyor kendisini.
Aslında farklı formlarda ama aynı zihniyetten çıkma şeklinde görüyoruz.
Ve hepimizi hafifletmeye çalıştıkları şey aslında açlık, yoksulluk.
Ondan sonra potansiyel bir savaş korkusu.
Sürekli teyakkuzda kalmak.
Bunun beraberinde kendimizi oyalamak için aslında okuyabileceğimiz okullar.
anlam ifade etmeyen diplomalar hatta.
Geçim sağlayamayacağımız maaşlar.
Bunlar hepimiz aslında tepkiliyiz.
Bütün dünyada bu tepki koyuyoruz.
Bu bizim aslında arkadaşlarımızın da hepimizin de burada
diriliş göster motivasyonu da Saraçhane'de ve diğer her yerde yani.
Aslında bundan filizlenme diye tahmin ediyorum.
Sadece Türkiye Cumhuriyeti üzerindeki kendi sıkıntıları da değil aslında.
Global bir şekilde hafız edildiğimiz bir zindan var bakınca.
Ve bu geleceğe tepki koyuyoruz.
Ben buna inanıyorum.
Herkesin de sesinin aslında buna karşı çıktığına inanıyorum.
İmamoğlu'nun tıklanmasından mesela bahsediyoruz. Diğer siyasi örgüt diyorum pardon parti liderlerinin içeride olması mesela hepimiz için bir şey tabii ki kıstas bunu belirtiyoruz. İmamoğlu içeride diyoruz. Selahattin Demirtaş içeride diyoruz. Figen Yüksek da içeride diyoruz. Ümit Özdağ içeride diyoruz ve bu isimlerin hepsi aslında.
Bu stansiyel cumhurbaşkanı adaylığı aslında.
Kesinlikle aynen öyle yani.
Perdoğan'ın karşısında aday olarak görebileceğimiz insanlar.
Bu şekilde ilerliyor ve bunlar içeride diyerek ilerliyoruz.
Ama sadece bu değiliz.
Tabii ki bunun bir hukuk suunu farkındayız üzerinde.
Ama daha genel bir şeyle mücadele ediyoruz aslında.
Bu bir daha tekrarlanmasını da istiyoruz.
Bu sıkıntıyı bizim de çocuklarımız çekmesini istiyoruz mesela.
Aslında kendimize çocuk yaşta arkadaşlarımız zindanlara düşmesine rağmen de
kim zaman lise öğrencilerinin içeri düştüğünü gördük yani.
Onlar dahi kendi çocukları için mücadele ediyor aslında bakınca.
Ben buna inanıyorum.
Benim motivasyonum da bu.
Bence hepimizin de bu aslında.
Bize çok minik bir araya girmek istiyorum burada öğrenci meselesi üzerinde yine.
Polisle ya da genel itibariyle otoriteyle karşılaştığın yer aslında senin üniversite kapısından girdiğin andan itibaren başlıyor ya.
Yani işte güvenlikle karşılaşıyorsun.
Senin kazanarak hak ederek girdiğin okuldaki varlığını, oraya girerken yanında ne taşıdığını vesaire tüm bu şeyler aslında hep bir gözün içinde.
Halbuki aslında orası senin dayanışmayı, gerçekten hayata başlamayı ilk kez öğrendiğin, deneyimlediğin bir yer.
Ama orada dahi mütemadiyen bir rejim baskısı altındasın.
Ve bu bizim üniversiteye girdiğimiz dönemle beraber son 10 yıl içerisinde çok daha artmış durumda.
İşte Boğaziçi'nden başlayıp İSİL Üniversitesi'ne, MİVAYS'ın ana, daha bir sürü okula atanan kayyum rektörler vs.
Tüm bunlarla beraber aslında okulun içindeki geleneklerin de bir şekilde sindirilmeye çalışıldığı, dayanışmanın yok edilmeye çalışıldığı bir ortamdan bu dayanışmanın doğması bana şunu hissettiriyor ve aslında bir yandan da umudu oradan kuruyorum.
Gezi sonrası hiç böyle kitlesel ve gerçekten dayanışmayı bizim jenerasyonun deneyimleyebileceği bir alan olmadı ya aslında. Herkes kendi okulunun içerisinde bir şeyin hak savunuculuğunu yapmaya çalıştı.
Buna rağmen bu 10 yıllardır gelen sistematik kontrole rağmen buradan böyle üniversiteler arası bir dayanışma çıkmış olmasını çok umut verici buluyorum kendi adıma.
Kıymetli bir şey çünkü bu.
Oradaki baskıya ya da işte unutturulmaya çalışılan dayanışma kültürüne rağmen birilerinin hala bu konuda bunu bir refleks olarak yapıyor olması bence bayağı kıymetli.
Bu sürece dair de en öne çıkan şeylerden biri benim için.
Ben de aslında şudan birazcık konuya girmek istiyorum. Bu İstanbul Üniversitesi'nde eylemlerin ilk gününde olan aslında hiç kimsenin beklemediği o anda eylemde olan eylemcilerin de hiç beklemediği bir polis barikatının açılması durumu yaşandı.
Bunu bir mercek altına almak istiyorum. Bence bu çok enteresan, acayip bir konu.
Ya şöyle değerlendirmek gerekiyor bence.
Özellikle Türkiye'nin çok yakın tarihinde, paradigma aşağı yukarı yakın olduğu için, kıyaslanabilir olduğu için.
Çok çeşitli sebeplerden ötürü baskılar yaşandı. Eşitsizlikler, adaletsizlikler yaşandı.
Bu zaten yeni bir şey de değil.
Ama yaşanan adaletsizlikler, hukuksuzluklar, haksızlıklar farklı sebeplerden kaynaklandı.
Kimlik üzerinden olan oldu, sınıfsallık üzerinden oldu, din, dil, etnik kimlik falan filan bunlar hep yaşandı aslında.
Özellikle yakın tarihimizde çok daha bir şeylerin arkasına saklanarak da yaşandı.
Hepsinde bir böyle etkiye karşı tepki yaşandı.
Ama bu eylemde özellikle bu kadar hızlı örgütlenebilen ve bu kadar hızlı kalabalıklaşan,
çünkü sabahın çok erken saatlerinde oldu, 9 gibi oldu diye hatırlıyorum ben.
üniversitenin önüne toplanan biz hani üniversiteli gençlik olarak polis barikatı aşılabildi.
Hani bunun sebebi acaba?
Neden böyle oldu diye düşündüğümüzde ben aslında şöyle yorumluyorum.
Hani din, dil, etnik, kimlik, sınıfsallık bunlar evet.
Ama biz üniversiteli öğrenciler olarak da şunu yaşadık.
O güne giden süreçte Ekrem Emoğlu'nun diploması ve iptali.
Şimdi mevzu sadece Ekrem Emoğlu'nun diplomasının iptali değildi.
O diplome iptal olmasıyla beraber 30 tane daha kişinin diploması iptal oldu.
ve bunların arasında akademisyenler de vardı.
Profesörler.
Onların, aynen profesörler de vardı
ve onların ders verdiği insanların da diplomaları iptal oldu.
Şimdi biz orada eylem toplamında
üniversiteli öğrenciler vardı.
Diplomasını daha sahip olamayan,
diploma için mücadele eden öğrenciler vardı
ve diploması olup da yüksek lisansını yapanlar vardı
veya sadece endişeli bir kalabalık vardı.
Ama o toplandı.
Bunun sebebi aslında şuydu.
Ekrem Emel Oğlan'ın sürecinde
insanlar sabah kalktıklarında
gözaltı ve tutuklama işte haberi gelecekti.
şunu fark ettiler. Mevzu sadece etnik,
dil, din, kimlik falan değil.
Artık herkese sıra geliyor. Artık daha da
önemlisi şu üniversite toplama açısından.
Bir bürokratik curcuna var.
Diploma iptaline gidebilecek.
Kafkayız bir şey yaşanıyor. Ben diploma için
uğraşırken diplomalar keyfiyetle
iptal edilebiliyor. Ben artık
bırak herhangi bir kimliği veya sınıf sağlığı
varoluşumla tehdit ediliyorum.
Ve binebilecek hiçbir şeyim kalmadı.
Sabah insanlar buna uyandı ve bunun
ani tepkisiyle toplandılar
ve kendilerinin bırak polisin bile
beklemediğim bir başarıyla karşı karşıya kaldık sabah sabah.
Ve bu bir kılıcım yaktı.
Çok önemli bir kazanımdı bence insanlar için.
Şunun farkına vardılar.
Artık senin kaşının, gözünün, renginin hiçbir önemi yok.
İnandığın şeyin, konuştuğun dilin, ana dilinin,
işte cinsel tercihlerin yönelimlerinin,
herhangi bir kimin hiçbir önemi yok.
Varoluşunla tehdit ediliyorsun.
İnsanlar sabah bunun farkına vardılar.
Ve bu çok önemli bir kazanım oldu ki
aslında en başından beri
ben hani anasından şahsım adına konuşayım.
CHP'yi veya herhangi bir siyasi partiyi
ciddi muhalef örgütler olarak görmüyordum.
Ve CHP'nin de, Özgür Özel'in de veya diğer siyasilerin de
somut kazanımlar elde edebileceklerini, en azından gençliğin ateşini doğru değerlendirebileceğini göremiyordum.
Ve birkaç günde bu benim şüphem devam etti aslında.
Çünkü belli bir ideolojik şeyim falan var, buna inancım yoktu.
Ama biz aslında o kıvılcımla beraber ve Saraçhane'deki eylemlerle beraber,
o toplam olarak aslında CHP'yi de buna zorladık.
Yani ciddi bir muhalefet yapısı olmaya biz bunu zorladık.
gençler olarak yaptık biz bunu. Biz bunu başardık.
Ve bunu başaran insanlar
varoluşu ve tehdit edildikleri için
yan yana
bir yerde bozkurt işareti yapan çocuk da
bir yerde zafir işareti yapan çocuk da
sol yumruk kaldıran da beraberlerdi.
Çünkü mevzu artık varoluşu tehdit ediyordu.
İnsanlar bunun çok hızlı farkına varabilirler.
Ve o eylemsellik
devam etti. Sıkıntı şurada oldu
bence ve bayram tatilinin
araya girmesiyle beraber süreç
boyunca hani zamanı böyle biz
elastikiyet kazandırdıkça
o işte sulanmaya başladı.
Biz aforoz etmeye başladık.
Sen niye buradasın demeye başladık.
Farklı ideolojik işte arka planlardan gelen insanlara.
Veya şunu dedik.
Sen bunu daha çok tabii ki işte orada eylem alanında olmayıp da işte sanatçı kitlesinde
veya aydın, teknik aydın kitlesinde olanları söyledik.
Sen şu anda bize destek çıkıyorsun ama sen de zamanında bunu yapmıştın dedik.
Veya sen sessiz kalıyorsun ama sen sessiz kalmanın da bir bedeli olduğunu bilmiyorsun
Gibi şeylerle aslında böyle bir taraf tutmaya mecbur baktık insanları.
Ve o taraf tutma işinin sonucunda da aslında biz zarar görüyoruz.
Bölündük.
Yani egemen sahiplerinin en çok işine gelen şey aslında bölmektir.
Hiçbir şey yapmasa da biz zaten didişe didişe günün sonunda onların ekmeğine yağ sürüyoruz.
Aynen.
Maalesef ki o didişme araçlarının da bize o egemen sahipler veriyorlar.
Yoksa hepimiz insanız.
Hepimiz aynı kaderi 3-5 yukarı paylaşıyoruz.
Din farklı, dil farklı veya işte farklı kimliklerimiz farklı olabilir.
Ama hani zaten birileri bize bu farklılıklarda bir sıkıntı var diyene kadar o farklılıklarda hiçbir sıkıntı yok.
Bize o farklılıklar bir zenginlik yaratıyor.
Bizim bunun acilen bir farkına varmamız gerekiyor aslında.
Bir kendimizle barışmamız gerekiyor.
Neden burada olduğumuzu hatırlamamız gerekiyor.
Varoluşumuz tehdit ediliyor.
Buna bir geri dönmek gerekiyor bence.
Bence burada benim çok konuşmak istediğim bir şeye parmak bastım gerçekten.
insanların çok büyük bir kısmında şöyle bir yani tepkisizliği şöyle bir mantık çerçevesine dayandırmak var.
Ya ben İmamoğlu'nu sevmiyorum ya da ben bir siyasi lideri desteklemiyorum.
Ben onun arkasında olmak istemiyorum gibi.
Halbuki dediğin şey şu noktada çok önemli.
Bu aslında İmamoğlu davası değil.
Onun üzerinden yani hakikaten şu an Türkiye'nin bir seçilmiş belediye başkanı ve 3 kere
Ve onun dışında da çok muhtemel belki kazanmasına da çok yüksek ihtimalle bakılan bir cumhurbaşkanı adayı iken bir anda hakikaten böyle belki açıklamasının da çok verilmediği çünkü birçok insanın da açıklamasına zaten ihtiyaç bile duymayacağı bir kararla bir diploma iptali oldu.
Ve bu aslında günün sonunda senin dediğin gibi zaten bana kalırsa bir siyasi liderle ya da bir devlet memuruyla halk hiçbir zaman zaten bu kadar ayrıştırılmamalıydı.
Araya bu kadar uçurum konmamalıydı.
Ama madem kondu ve bunu yaşıyoruz biraz da hani realiteyi konuşalım.
Daha yüksek ve görünür bir mertebede olan bir insana bile bu yapılıyorsa demek ki bizim gerçekten ensemizden tutan birisi var, hissi geldi.
O yüzden ben burada şeyi de hep yani çünkü dinleyici kitlem de benim genç yani sizin yaşınızdalar benim yaşımdalar.
Bunun bir insan davası olmadığını aslında hatta belki de yüzyıllar boyunca son özellikle son 10 yıllarda daha da pompalanan daha bencil ve korkak olma mantığına sahipsen bile zaten bencilsen konuşmalısın.
Çünkü sıra sana geliyor gibi bir yerden de şu an ben içinde bulunduğumuz duruma hangi perspektiften baksam perspektif bana aynı şeyi veriyor.
Dayanışacaksın. Başka yolu yok.
Kesinlikle böyle dayanışmayla ölmemiz gerekiyor.
Çünkü aslında karşımızdaki taraf diyelim, öyle tanımlıyoruz zaten öyle tanımlamak gerekiyor.
Çünkü bu tarafı aslında biz yaratmadık.
Karşımızdaki taraf bunu yarattı yani.
Ayrım yapmıyor kendi içlerinde.
Onların etnik ayrımları yok.
Onların din ayrımları da yok aslında.
Onların eğlence hayata ayrımları da yok.
Onların hayata bakış açısında da bir ayrım yok.
sermaye tarafında hükümlenmiş insanlardan bahsediyoruz.
Ama bizim tam aksi bir durumumuz var.
Biz her şeyden bölünmeye çok meyilliyiz.
Kimi zaman alanda atılan bir slogandan tepkiler doğuyor.
Tabii ki bazı sloganlara tepkiler göstermek gerekiyor.
Ben buna katılıyorum.
Ben alanda şahsen iris rejist sloganı duymak istemem.
Bu çünkü aslında dediğim şey karşı tarafa hizmet eden bir şey olduğu için istemem.
Ama kimisi orada kendini gayet homoseksüel olarak belirtmek ister.
Kimisi orada kürt olarak bulunmak ister.
Ama verdiği sayık orada bulunma amacı aslında bunu beklerler.
Orada bulunma amacı kendisini temsil ederek ben de sizin yanınızdayım olarak.
Hani ben de sizin yanınızdayım derse ben de sizim.
Bu şekilde geliyorlar.
Çünkü kanadı temsil eden birisi yok.
Aslında birisi mamaması da en güzel şey.
Çünkü halkız.
Her kanattan insanlarla burada toplanmış vaziyetteyiz.
Yani alandaki ayrıştırmacalar o yüzden kötü.
O yüzden amaca uygun olmayan sloganlar sadece tehlikeli olarak görüyorum ben.
Hani ayrıştırıcı sloganları tehlikeli olarak görüyorum.
Birbirimizi ayrıştırmayalım.
Yanımızdaki insanlar çünkü çok şey göz alarak geliyorlar.
Ben yanımdaki herkese bunu düşünerek gelirim.
Elindeki dövize değil de, elindeki banklarda değil de orada bulunma amacını aslında bilerek hareket ediyorum.
Hani çok fazla şey var.
İnsanlar ailelerin evine şabak bastırmaktan korkuyorlar.
Haklı olarak korkuyorlar.
Çünkü kaygıları var.
Ailesinden kabul görmeme kaygısı da var çok insanın beraberinde.
Okulları ile ilgili dipon arayla, mezuniyetlere ya da sınavlara yakın sıkıntılar yaşamaktan korkuyorlar.
Çok haklılar.
Yaşadıklarını görüyoruz.
Korkuları anlıyoruz ama korkuya rağmen orada bulunuyorlar.
Yani gerçek bir cesaret timsahı olur aslında.
Bir de korku ya orada zaten esas bulunma amacı.
Zaten böyle bir korku içerisinde yaşamasak biz niye toplanalım ki yani?
Kesinlikle öyle.
Artık korkudan bıktığımız için çıkıyoruz yani.
Korkuya rağmen adımlar atıyoruz aslında.
Bu şekilde ilerliyoruz yani.
Yanımızdaki herkesin de öyle bulundurabilmek gerekiyor.
İnsanlar da hani bizden daha cesur değiller ya da biz onlardan daha cesur değiliz aslında.
Hepimiz ortak bir şeyin içindeyiz.
Hepimizin kaybedecek şeyleri vardı.
Ama kaybedecek şeylerimizin hiçbir önemi yok.
Gerçekten bunu görmüş olduk yani.
Çünkü kaybettikçe önemsizleşiyor aslında.
Arkada kaldığı zaman fark ediyorsun ki geride kalan şeyin çok da eminim.
Bu süreçten önceki hayatlarımız gerçekten boştu yani.
Eski normalimiz dediğimiz şey.
Yani yaptığımız hayatlar, yaşadığımız şeyler.
Futbol maçı takip olsun, kafelerde saatlerce oturmak olsun.
Tuttuğun takım bile seni ortada bıraktı ya günün sonunda.
Kesinlikle öyle.
Dolayısıyla onlar da aslında tarafını belli etmiş oldular yani.
Bu konuda şeyi çok düşünüyorum.
İster istemez mesela oraya gittiğinde belli bir imaj vermek istiyorsun ya ne bileyim işte sen şey dedin ya homoseksüel olarak orada bulunmak istiyorsun.
Çünkü aslında o hakka karşı da orada bulunuyorsun o hakkını muhafaza edebilmek için.
O yüzden şeyi çok kıymetli buluyorum.
Böyle işte farklı takımların taraftarı olan insanlar onlar orada birleşiyor.
Ve bu insanlar aslında o futbol kulüplerinin pratiklerinden mütemadiyen şeyi öğrenmiş durumda.
Bunu söylediğim için özür dilerim işte biz size koyuyoruz biz size takıyoruz falan. Böyle bir söylemde çıkıp yani taraftar halk nezdinde bunun orada aslında bir dayanışma olması işte ne bileyim Beşiktaş formalı bir de Galatasaray formalı birinin bir yerde birleşiyor olması şey gösteriyor.
Yani bu ülkedeki büyük siyasi parti olsun, şirketler olsun, kulüpler olsun herhangi bir oluşum aslında o bölünmeyi zaten onlar yaratıyor ve bu onların işine geliyor aslında.
Sen orada kenetlendiğin sürece zaten onları bir şekilde rahatsız ediyor oluyorsun orada ya da işte o korkuya karşı durabiliyorsun orada.
Dolayısıyla o noktada özellikle takım alegorisi kurmak en şey oluyor, bunun en somut örneği oluyor benim gözümde.
Çünkü günün sonunda aslında Galatasaray'da olsan ya da başka bir siyasi partinin içinde de olsan muhalif kanattan bahsediyorum.
Yaşanan her türlü haksızlık, hukuksuzluk bir şekilde dönüyor, dolaşıyor.
Sen arkasına dönmüş olduğunu dahi düşünsen sana.
Kuyruğu bir şekilde sana değiyor yani.
Ondan temas etmeden kaçabilmen hiç mümkün değil.
Halk sana yani.
Bir de aslında çok unrealistik bir şey de istemiyorsunuz, istemiyoruz.
Yani biz yine istiyoruz ki tamam abi Fenerbahçe Galatasaray birbirini sevmeyebilir ya da parti başkanları yine çıkıp kavgalarını verebilir.
Ama bunu demokratik bir ortamda yapmak ne bileyim hakikaten futbol izliyorken futbol izlemek ya da içeceğin sudan yiyeceğin alacağın makarnaya pirince kadar
acaba ben kime şu an gerçekten rant sağlıyor mu düşünmeden yaşamak da mümkün olsa gerek yani.
Ve aslında hani sizde böyle ütopya herkes kardeş ve herkes birbirini sevsin gibi bir yerden bakmıyorsunuz yani.
Çünkü herkesin birini sevmesi herkesin herkesi sevmesi de mümkün değil.
Yani yetişkin insan sevilmeyecektir.
Çünkü birinin sevilmeyeceği birinin onu sevmeyeceği düşünceleri vardır.
Ya da zaten sevmeyeceği düşüncelerle biraz da insanın karşı karşıya gelmesi onun böyle bir şeyleri düşünme ve filtreden geçirme prosesine de yol açar.
O yüzden ben severim zıtlıkları ya da karşılıkları ama siz konuşurken aklıma şey geldi.
Ben çok hep metafor kullanırım.
Ya böyle hiç hamurla oynadınız mı bilmiyorum.
Yani işte su koyarsın, yağ koyarsın, un koyarsın.
Eğer biraz parçalanmaya başladıysa bir sıvı eklemen gerekir.
Fazla vıcık vıcık olduysa artık ele yapışıyorsa biraz un eklersin falan.
Yani senin günün sonunda ele yapışmayan ama topak topakta olmayan bir bütün yaratma için zaten farklı materyallere ihtiyacın var.
O yüzden sen ırka ayırarak, cinsel yönelimi ayırarak, hangi partili olduğunu, hangi takımlı olduğunu ayırarak hiçbir yere varamazsın.
O konuda çok katılıyorum size gerçekten.
Hatta ben de şeyi eklemek istiyorum yani.
Sen dedin çok doğru dedin hani insanları birbirine zorla sevdirmek gibi bir hani gücümüz olmamalı.
Başta bu zaten çok hani ne alaka bir güç olurdu.
Ama şuna inanıyorum ben hani en azından belli bariz şeyler var.
İnsanların birbirlerini sevmemelerini sağlayan belli başlı faktörler var.
Mesela hani futbol önünden gidelim oradan devam edelim.
Aslında spor gibi bilim gibi işte bazı alanlar çok kıymetli şeyler ama bu alanların insanların birbirlerine düşman olmasını sağlayacak şekilde kullanılması çok büyük bir sıkıntı.
Ve bunu aslında ortaya atan da yine güç sahipleri oluyor.
Yani Allah aşkına 8 milyon kişinin 10 milyon kişiye karşı bir gecede inanılmaz bilenmesinin sebebi aslında bir futbol maçında bir gol atılması.
Çok basit bir şeyden ortaya çıkan bir şey.
Yani nedir ki yani bu?
Ama spor oluyor aslında orada çok kıymetli bir şey aslında yani hepimizin çalışmasak hani 8 saat boyunca 10 saat boyunca gece vardiyasına kalmadan yani boş günlerimiz olsa yapacağımız tek şey bilim spor ve kültürel faaliyetler ve o kültürel faaliyet kapısı penceresi bize açıldığında bir derbide biz sadece sinir oluyoruz.
Ve bu hani çatışmanın kazananı da yok aslında.
Bir taraf kazanıyor ama öbür taraf kaybediyor.
8 milyon insan öfkeli oluyor.
Nedensizce.
Bir gol atıldığı için.
Spor yapıldığı için.
Aslında temel faktör buradan başlıyor.
Veya eylem alanındaki mozaikten yine bahsetmiştik.
Ona koyacağız buna koyacağız.
Eylem alanında ne gerek var?
Ne zaman koyulmuş eylem alanında?
Mesela borç yükleminde koyulmuş mu birisine?
Lenin çıkıp kapitalistler koyacağız mı diyor.
Daha değerli şeylerden bahsediyor mesela.
Bunun olması gerekiyor.
Bizim ağzımızdan çıkan şeylerin de bir bedelinin, bir ağırlığının olması gerekiyor o esnada.
Çünkü biz orada bir gösteri toplumu olarak dışarı çıkmadık.
Tamam birçoğumuz ilk eylemine çıkıyor bizim yaş grubumuzda olanlar.
Hani çok arka plan olarak siyasi bilinç veya ideolojik bilinci sahip olan insanlar değiller.
Veya hayatlarının da belli bir davası yok ilk eylemleri.
Ve o ilk eylemi tanıtma aşamasında daha bilinçli olan toplam olarak orada o insanlara şunu açıklamamız gerekiyor.
Biz burada bir gerçekliğin peşindeyiz.
Burada her ne oluyorsa, burada bir taraflar varsa, bu taraflar çatışıyorlarsa bu gerçek bir şey.
Bu bir gösteri değil.
Burası polisin barikatının önüne gidip story çekip kaçma alanı değil.
Burası Zülfüli Vanali konseri de değil.
Burada çok gerçek bir şey oluyor.
Burada tarih de belirleniyor.
Tarih hep böyle zaten çatışmalardan doğmuştur.
Ve genelde de şiddetle yoğunlaşmıştır.
Ve şu anda tam olarak o oluyor.
Bunun farkına vardırması gerekiyor insanların.
Ve farkına varamadığı noktada da işte sulanmaya başlıyor.
Pikachu'lar ortaya çıkıyor.
İşte alakasız sloganlarla işte erkekler o erkekliklerini falan dışarı atıyorlar.
İşte takım forması giyiliyor her ne sebeptense mesela.
Hani sen orada hiçbir şey olarak değilsin fenerli olarak oradasın.
Öbür tarafta da galasralı olarak orada.
Yani fenerli ve galasralı orada.
Ama sen kimsin?
Hani sen neredesin?
Sen giydiğin formayla orada sadece fenerli olarak gelmişsin.
Ama hani insan olarak gelmeyi de deneyebilirsin mesela.
Veya ezilen birisi olarak gelmeyi deneyebilirsin.
Mesela hükümet galasayı ne kadar baskılıyor?
veya Fenerbahçe'yi ne kadar baskılıyor?
Fenerbahçe'nin şu anki başkanı Ali Koç mesela bir sermayedar değil mi?
Ne kadar baskılanıyor olabilir?
Sen o Fenerbahçe formasını giydiğinde kendine kongre üyesi falan yapmıyorsun.
Sen orada bir vatandaşsın.
Çinko Karban vatandaşsın.
Ve Çinko Karban vatandaş olarak varlığın tehdit altındayken biraz da öyle gelmeye özen gösterebilirsin mesela.
Şeyi fark ettim sen konuşurken.
Bizim aslında ne kadar güçlü bir formamız varmış vatandaşlık diye
ve biz onun üstüne sürekli atanmış sıfatlar giye giye aslında içimizdeki atleti unutmuşuz anladın mı?
Bizi esas o annemizin işte terleyeceksin diye giydirdiği atlet gibi ya da sırtımıza sokuşturduğu havlu gibi
bizi esas saran hakikaten belki bir yerde ama gelenekselcilikle ama hakikaten doğru bir yerden
bizi belki de koruyan, kollayan o şeyin üstüne o kadar fazla sıfat giymişiz ki
sanki üstüne giydiğimiz katmanlar
daha güçlüymüş gibi ama hepsinin
altında vatandaşlık var
yani ve sen onun için
ona rağmen ve onun sayesinde
oradasın. Aynen öyle ve daha vahim
olan şunu da eklemek istiyorum. İnsanlar
bir ilizyon içerisindeler. O üzerine
kattıkları bir katmanla
beraber kendilerinin dokunulmaz olacağını
veya çok meşhur bir şey yaptıklarının bilincinde
olduğunu zannediyorlar. Tamamen de yanlış.
Şöyle diyorlar mesela ben Türk bayrağı
taşırsam bana hiçbir şey yaşanmaz.
Veya işte Atatürk
üzerinde Türk bayrağıyla gezersen polis bana dokunamaz.
Çünkü ben zaten meşru bir şey yapıyorum.
Ben orada hani tırnak içinde vatanı kurtarıyorum gibi bir ilüzyon içerisinde.
Ama hani polis açısından çok da bir fark olmuyor.
Yani bizzat o Atatürk imajına gelecek şekilde tekme atıyor.
Ve aslında insanlar ne kadar kandırılıkların farkında bile değil.
Yani 100 yıllık bir cumhuriyet tarihinde resmi ideoloji kemalizmdir.
Bu nettir.
Ve sen Atatürk bayrağıyla beraber aslında resmi ideolojinin temsilcisi olarak oradasın.
Ama polisin umurunda değil.
Senin ilizyonla inandığın hiçbir zırh seni korumayacak.
İnsanların bunu maalesef görmesi gerekiyordu.
Biz hep en başından beri biliyorduk ama o görüntülerin de basına yayılması gerekiyordu.
Sosyal medyada paylaşılması gerekiyordu.
Oradaki hakikat ancak böyle ortaya çıkabilirdi.
Bunlar aslında maalesef yaşanması gereken kötü şeyler diyebiliriz yani.
Bunun farkına varmak gerektiğini düşünüyorum ben.
Bu bahsettiğimiz işte formadır zırhtır ya da bize orada koruyacağını düşündüğümüz daha üst kimliklerle beraber bir imaj yaratma görüntüsü.
Şeyi beraber de deneyimlediğimiz için.
Ya günün sonunda orada gaz yediğin zaman ya da işte polis senin üzerine şullanmaya başladığı anda bunların hiçbirinin önemi kalmıyor ya.
Yani ne bileyim elindeki ilacı mesela sıktığın insan az önce bozkurt mu yapmıştı diye bakmıyorsun yani.
Ya da işte gelip senden yardım istediğinde elindeki Türk bayrağı ya da döviz senin umurunda olmuyor.
Orada tamamen birbirini kurtarmak amacıyla hareket ediyorsun.
Keza aynı şekilde oradan kaçarken de.
Yani senin elini tutan insanın sevdiğin bir insan olup olmamasına dikkat etmiyorsun.
Seni oradan çekip çıkaran biri o insan orada.
Dolayısıyla tüm bu kimlikler, kendini var etmek için kullandığın sıfatlar hepsi orada gerçekliğini kaybediyor.
Yani alandayken özellikle.
Orada tamamen birbirini ve kendini kurtarma çabasıyla hareket etmeye devam ediyorsun.
Bence bu olayın en çıplak gerçekliği de bu yani.
Tüm bu zaman içerisinde işte Gezi'den sonraki süreçte vs. bizi ayrıştırabilecek çok fazla şey oldu ya.
İşte Kürtçülük, Türkçülük, Zartürk bir sürü fazla şey.
İşte her türlü ideoloji.
Ama bir noktada şunu görüyorsun yani karşındaki düşman.
Sen ne olursan ol ondan olmadığın için sana düşman zaten.
başka bir şey olman senin varlığını
meşru kılmıyor ya da orada yediğin
polis tekmesini
geri çekmiyor senin üzerinde.
O yüzden evet önemli.
Çünkü oradan çektiğin zaman
zaten karşı taraf da asla şeyine bakmıyor.
Üzerimize koşarken mesela
üstümüze ne olduğunu baktıklarını çok düşünmüyorum.
Ya da biber gazını, bize gerçekten bir haşereymiş
sıkarken de bunu düşündüklerini düşünmüyorum.
Direkt saldırıyorlar sadece.
Her profilerini sanlar. Sadece senin bulunduğun konuma bakıyorlar.
Polisin ne kadar önemsin, ne kadar arkasındasın.
Ne yapıyorsun?
Ne diyorsun bile baktıklarını düşünmüyorum hatta.
Sadece kovulması gereken bir yani aslında varlık bile değilsin bakınca.
Barikatın önünde misin arkasında aslında?
Barikatın önünde misin?
Mitingde misin?
Sadece bu yani.
Oradaki konumuna bakıyorsun.
Orada nasıl bulunduğun bir önemi yok.
Yani sen en radikal sloganı miting alanında attığın zaman hiçbir şey olmuyor mesela.
Ama en makul sloganı gidip sen eylem alanında attığın zaman kovalanıyorsun.
Belki basın bile orada hani tutulmuyor.
Basın bile tutulmuyor.
Daha berbat bir durum yani.
Eylemci olmaya da gerek yok.
Basın tutulmuyor orada ya.
Evinde oturan bilmeyecek yani bu ülkenin bir yerinde çok kalabalık bir güruh o an ne yaşıyor.
Bilmeyecek yani basın orada.
Tabii ki bilmeyecek yani.
Bilme ihtimali olabilir mi?
Aman aman yani.
Ben şöyle bir realite ile karşılaştığımda bunu umutsuzluk taciri gibi bir yerden asla söylemiyorum.
Hiç de öyle bir yerde değilim zaten ama şaşırtıcıydı benim için.
Bayramda bir memlekete gittiğimde esnafla yani çok da sevdiğim tatlı bir abla işte.
5 dakikalık bir konuşma yani Maltepe'de cumartesi günü o büyük miting var.
Haberi yok.
Haberi yok.
Yani hani 2 milyon insan vardır yoktur orasında değilim.
Ama çok büyük bir kalabalık var yani.
Çok büyük bir kalabalık yani şuradan bir anda 20 kişi bir yere gitse ben ne oluyor lan diye gittiği yöne bir bakarım.
Türkiye'den en kalabalık şehrinde böyle bir yer böyle bir olay gerçekleşiyor.
ve bunun başında da sonuçta şu an Türkiye'nin
birinci siyasi partisi var
ve insanların haberi yok
yani kanka bırak haberi olsun
günün sonunda ne düşünmesi gerektiğine
o karar versin
senin onun haberi olmadığı için
insanlar da neyden mahrum bırakıldığını da bilmediği için
özgürlüksüzlük
özgürsüzlükle sınandığının farkında değil
bu körlük
beni korkutan şey
yani
benim sırtımı görmemem sırtımın olmadığı anlamına
gelmiyor ki
O yüzden evet maalesef bir şeyler zaten göz önünde bilinçli bir şekilde tutulmasa da bence insanların da biraz şöyle bir arkasına dönmesi gerekiyor ki ne kadar komiktir, ne kadar sarkastiktir ki arkana dönmek için hakikaten biraz omurgaya ihtiyacın var günün sonunda.
Kesinlikle öyle. Mesela direkt hani dediğine çok aslında paralel olarak aynı şekilde beslenen bir şey.
Mesela miting alanındaki insanlar ve elem alanındaki insanlar.
Sarıçan'ın üzerinde söylüyorum.
Hani bizzat kendi yaşadığımız bir deneyim.
Biz arkadayken iki tane adam geldi.
Miting alanından yanımıza doğru geldiler.
Ve hani tepkiler şeydi.
Yüzü faydalanan anlaşılıyordu direkt.
Hani burada ne oluyor?
Kendi içlerinde bunu konuşuyorlar yani.
Hani aslında bizim sadece 50 metre falan uzağımızdalar.
Belki daha bile az yani.
10 metre falan uzağımızdaki insanlar burada ne oluyor diyor yani.
Geldikleri zaman.
Hani onlarla konuştuğumuzda farkında olmadıklarını gösteriyor üstüne.
Mesela gittim konuştum.
Dedim ki hani abi dedim burada bir ikilik var ve farkında siz de geldiğinizde gördüğünüz yani.
Siz orada miting alanında türküler söylenirken, şarkılar söylenirken hani biz burada ölüyoruz.
Açıkçası gerçekten ölüyoruz yani.
Nefes alamıyor insanlar.
Boğulmuş herkes birbirini eziyor.
Gerçekten bir panik havası var.
Polis zulüm had safhada.
Ve hani arka planda konserler devam ediyor.
Ama konserdeki insanların da bir günahı yok aslında bakınca.
Hani tabii ki günahı olan bir kitle vardır.
Ama insanın da şeyi yok.
Farkında olmadığı için tepki de bekleyemiyorsunuz doğal olarak.
Geldikleri zaman hani konuştuğun zaman mesela hani direkt biz bunu görüyoruz.
Burası çok yanlışmış tarzı bir tepki oluştuğunu görebiliyorsun.
Mesela söylediğim de şey biz burada bu haldeyiz.
Siz orada böyle bir şeydesiniz ve benim istediğim şey hepimizin aslında istediği şey bu işleri ortadan kaldırmak.
Hani bizim ortak bir mücadelemiz varsa farklı yollarla yapmayalım.
Aynı yolda yürüyelim.
Hani radikallik, metotlar, yöntemler bunlara oturup hep beraber tartışalım.
Yöntemimiz belli olsun.
Ama öte tartışma yerini korumak lazım.
O zemini kuralım, o tartışma zemini kuralım.
hani yöntemimizi ona göre belirleyelim ama beraber kuralım.
Hani bir milyon insan olarak en yanlış eylemi yapabiliriz.
Bin kişi olarak kendi oraya şey yapmamızdan daha etkili olacak.
Ben kesinlikle buna inanıyorum.
Çünkü kalabalık işte her zaman daha fazla dinlenir.
Özellikle böyle bir yapıda yani.
Geldiklerinde hani insanların da aslında ben bunu sahip olduğu gibi görüyorum.
Mesela ilerleyen süreçlerde bu biraz daha ortadan kalktı.
Yani daha çok hani daha böyle gençleri serbest bırakın tarzı takılan insanların da
aslında mücadelenin birazdan sahne geldiklerinde fark ediyorum.
Kendi çocuklarının tıklanmasından, arkadaşlarının gördüklerinin,
Çocuk olarak gördüğüm insanların aslında cezaevinde olmasından rahatsız olduğunu görüyorum.
İnsanların samimiyetine inanıyorum.
Bilmedikleri için kötü olduklarını düşünmüyorum sadece yani.
Anlattığın zaman karşı tarafta gerçekten o tepkiyi görebiliyorsun.
Ve hani senin yanında durmak istediğini de biliyorsun.
Ben buna inanıyorum yani.
Yan yana gelmeliyiz.
Bir şekilde yan yana gelmeliyiz hepimiz yani.
Bir şekilde ortak bir sesimiz varsa nasıl çıkaracağımızı beraber konuşmalıyız.
Ben buna inanıyorum.
İşte bu eyleme, eylemde yanına gelip senin bilgilendirdiğin insanlar üzerinden tekrardan öğrencilerin aslında ne kadar yalnız bırakıldığıyla alakalı o noktaya dönmek istiyorum.
Şimdi orada kitlenin çok büyük bir yoğunluğu eylem alanı için bahsediyorum özellikle.
Öğrencilerden oluşuyor ya ve bizim oradan yani bugün bir sürü tahliye haberi aldık ama günün sonunda o dönem bittiğinde 300 tane arkadaşımızı almışlardı bize o alan bizden o alanlardan.
Ve yaşanılanlar geçmeyecek öyle çıkartmakla olan bir şeydir.
Evet ve şeyi hissediyorum orada yani gerçekten herhangi bir günah keçili atfetmek adına değil ama
hani o miting alanındaki insanların hemen arkasında yaşanıyor ya bu.
İşte biz püskürtüldüğümüzde metroya doğru kovalandığımızda ve bizim işte kalabalığın arasından elini tutmaya çalıştığımız arkadaşların
montlarından, çantalarından tutup çekip önce dövüp sonrasında gözaltına alıp ve tutuklama kararı verildiğinde vesaire.
şeyi çok hissetmiştim yani.
Gerçekten öğrenciler olarak toplum içerisinde
nasıl bir karanlığa maruz kaldığımız
bence üst jenerasyonlar tarafından çok anlaşılmadığı için
ve biz de aslında bu karanlıktan başka bir şey bilmediğimiz için
bunun nedenle ağır bir şey olduğunu
bu zamanlar haricinde oturup bir kahvede bu kadar olur mu
yağdan ileriye götüremediğimiz için
aslında hem kendi içimizde öğrenciler olarak
hem de toplumun nezdinde aslında
Çok yalnız bırakıldığımızı hissediyorum bu noktada.
Dolayısıyla şeyi görmek gerekiyor yani.
Burada kitlesel olarak baktığımızda işte eylemciler arasında öğrencilerin yoğunluklu olarak ortaya çıkması
ya da işte barikatın İstanbul Üniversitesi öğrencileri tarafından yıkılmasının vesaire bunların hepsinin birer sebebi var.
Ve 3 jenerasyondaki insanların da bence tıpkı işte arkasını dönüp bakan Aydın'daki başka bir insan gibi.
Onların da böyle ara sıra bu insanların derdine bunlardan alınan şeyle neyin mücadelesini veriyorlar diye sormaları gerekiyor bence.
O zaman işte şeyin söyleminin de değişeceğini düşünüyorum.
Çocukları serbest bırakından daha farklı bir noktaya girecek.
Yani insanların hayatları ellerinden alınıyor.
O zaman işte onlar çocuk olmuyor yani.
10 sene sorunumuz için çünkü mücadele vermeye çalışıyoruz.
Bir de bir şey daha eklemek istiyorum.
Bu işte büyük şirketlerden, partilerden vs. bahsettik ya.
Ben artık bunu şey gibi görüyorum.
Bence bir mücadele söz konusuysa burada.
Artık çok sığ bir şey de söyleyebilirim şu anda ama biraz iyilerin ve kötülerin mücadelesi gibi bir noktaya evriliyor.
Çünkü çok temel bir şey için o alanda bulunuyorsun.
Yaşamak için yani.
Ve iyilerin genelde de cephanesi çok boştur ya.
Yani bunu Marvel filmlerinde bile 10 yaşında izliyorduk, görüyorduk yani.
Tabii ki burada bizim temennimiz o filmlerdeki gibi biraz da iyilerin kazanması.
Hatta belki de gerçekten belli bir yerden sonra reyting ve gişe için sanki bu kötülük hep sistematik bir şekilde devam etmiş gibi oldu.
Yani söylediğiniz şeyler bence inanılmaz bir perspektif sağlıyor. İnanılmaz yerlerden konuşuyorsunuz. Zaten yaşı küçük insanlar değilsiniz kesinlikle ama diğer yandan bence bu yaşın gerektirdiği şeyleri tamamen bir kenara bırakmış.
zaten o gerektirdiklerini yaşayabilmek
için bir alan oluşturma derdindesiniz
ve gerektirdiği dediğim kısım ne biliyor musun?
Yani randevuya çıkmak
vize, finaller, bütler, sınavlar
işte ara tatilde
nereye gitsek ya da
nerede ne yapsak hani bunlar
olmalıyken siz tamam bunları yaşayacağız
hatta belki de bu uğurda
yıllar geçecek ve yaşayamayacağız
yani zaman aşımına uğramış olacak ama
bunların yaşanabildiği bir alan için
bu yaşlarda bu kadar bilinçli olmak
hem evet çok güzel hem de
İnsan bazen gerçekten bu kadar bilinçli de olmak zorunda olmadığım bir hayat keşke mümkün olsaydı diyor.
Evet ben de farklı bir yerden şöyle demek istiyorum.
Aslında sizin dediklerinizin üstüne ekleme gibi olacak.
Şöyle genişçe alayım.
Ünlü bir filozofun şöyle bir dialektiği var.
Melek ve cennet kavramından gelen.
Şöyle bir dialektik.
Önce şöyle diyor.
Şunu öneriyor.
Biz bir cennet kuracağız ve o cennet içerisinde yaşayan her insan da melek olacak.
Ve bunun karşısında da ikinci tarafta şu var. Biz insanları melek yapacağız ve o melekleşen insanlar cenneti zaten kuracaklar gibi bir dialektik var.
Ve ben aslında burada ikincisine çok hak veriyorum. Çünkü değişimi getirecek olan şey aslında bizzat paradigmanın kendiliğinden değişmesi.
Şimdi doğru dediniz hani aydındaki insan hiçbirinden haberi yok veya haberi olduğu ölçüde veya olmadığı ölçüde aslında ihmaliyle de beraber ya yanlış düşünüyor ya hiç düşünmüyor.
Yanlış düşündüğünde de işte saçmalıyor aslında.
Yani basmadan ne veriyorsa onu kendinde hiç katma diye bile katmayıp geri sunuyor.
Şimdi biz şunu yaşadık.
Eylemselleşme belli bir zirveye vardıktan sonra kurban bayramı başladı.
Ve üniversite öğrencileri olarak çünkü muhatap olarak onları alıyorum.
Aktör olarak asıl aktör olarak onları alıyorum.
Memleketlerimize döndük.
O aile yapısıyla karşı karşıya geldik.
Zaten gerici olmasıyla bilinen bir kurumdur da.
Ve hep Twitter'da şeyleri gördük.
işte dedem böyle diyor, teyzem böyle diyor.
İşte benim hal ve tavırlar tarzında bir hani sessiz kalma durumu.
Yani aslında şöyle bir şey var.
Sen aslında orada hani kendini orada göstermen gerekiyor.
Yani İsa'nın havarileri gibi dört bir yana yayılıp aslında bizim oradan coşturmamız gerekiyor insanları.
Çünkü yine melek ve cennete geri dönelim.
İnsanı melek değiştirmeden, insanı değiştirmeden, transforma etmeden o cennet de kurulmayacak.
Sen git aileni değiştirmeye başla.
Ben biliyorum evet hani biz gençlik olarak aslında devletten, hükümetten, polisten korkumuz yok.
Biz ailenin kendisinden korkuyoruz.
Bizim asıl cephe orada dönüyor.
Sen çok doğru söyledin az önce.
Sen gidiyorsun orada işte bir şeyler söylüyorlar ve sen dinliyorsun.
Buna tamah ediyorsun ve geri dönüyorsun.
Ve oradan bir mizah yaratıyorsun.
Bunu bir gösteri olarak sunuyorsun.
Ama aslında sen inanılmaz bir fırsatı kaçırmışsın.
Evet biliyorum gideceksin tartışacaksın.
Tatlar kaçacak.
Bayramın neşesi gidecek.
Çok inanmasam da o bayram neşesini.
E gidecek ama gitsin.
Yani eylem alanında lafını böldüm.
Bertanlar şöyle bir devir gördük biz.
Biz şu anda her ne yaşıyorsak daha kötüsünü yaşayamayız.
En kötüsü şu anda yaşadığımız şey zaten.
Ya bayramın neşesi gitmesi mi muhabbet?
Veya senin annenle babanla dedenle amcanla aranın kötüleşmesi mi muhabbet sence?
Daha büyük bir sıkıntı var.
Git oraya o insanları değiştirmekten başla.
Herkes çevresini değiştirmekten başla.
Sadece aile kurumu da değil aslında daha komünel bir yapıdan geliyor.
Senin çevrende en fazla insanlarla, işte vakit geçirdiğin insanlar,
işte arkadaş çevren olur, kafede oturduğun insanlar olur,
üniversite kulüplerinde eylemselleşememiş insanlar olur.
Değişimi oradan başlatmak gerekiyor.
Tutacaksın elinden, bir kütüphaneye gitme sabahında,
study buddy olarak yanındaki insanla, yol üstü bir eyleme gideceksin.
Sürekli dönüyor çünkü.
O insana, ona da o harekete de katmak gerekiyor.
Fikrinin ne olduğundan bağımsız.
Gel gör.
Değişim burada başlar.
Ve bu zaten hani hali hazırda 300 kişi şu anda mesela içerideydi.
Tahliye olanlar var tabii ama 300 kişi içerideyse bir 300 bin kişi de şu an dışarıda ama eylemdeydi.
Ve biz zaten çevremizden başlayarak hiç orada olmamış 10 kişi değiştirmeye başlasak inanılmaz sayılara erişebiliyoruz bir anda.
Bilinç ve eylemsellik bakımından.
Bunun değerlendirilmesi gerekiyor.
Bunu mizaha dönüştürmememiz gerekiyor.
Ve o oradaki ilk aktör olarak 300 bin genç aslında burada öncü bir rol oynuyor.
Önder ve örnek olabilir. Bunun kaçırılmaması gerekiyor.
Bence inanılmaz bir sohbet ve her seferinde konuşacak şeylerin hem lafın lafı açması evet çok iyi bir bölümü yapıyor ama insan günün sonunda keşke bu kadar şeyi masaya yatırmak zorunda kalmasaydık da diyor.
Yavaş yavaş bölümün sonuna gelirken yine mikrofonu tekrardan size uzatıp sizin dinleyicilere kendi içinizden, vicdanınızdan, hala şuur olan düşüncelerinizden getirmek istedikleriniz için size bırakıyorum. Sahne sizindir.
Ben naçizane dervalıp bunun altını çizmek istiyorum.
Çünkü bir gençlik hareketi olarak neden dışarıda olduğumuzu ve özellikle neden dışarıda olmadığımızın iyi bir bilinçlenmesi gerektiğini düşünüyorum kendi toplumumuz açısından.
Şöyle bir gerçek var.
Biz Ekrem İmamoğlu'nun Cumhurbaşkanlığı macerası serüveni için dışarıda değiliz kesinlikle.
Bu daha öncesine de varıyor.
Veya dışarıda şu anki güncel eylemliliğimiz, pratiğimiz de hani CHP'nin, Özgür Özel'in veya diğer birleşenlerinin oraya veya buraya miting çağrısını, boykot çağrısını aşıyor.
Tabii ki içinde barındırıyor ama kesinlikle aşıyor.
Bunun farkında olmamız gerekiyor.
Kendimizi değiştirmeye başladıktan sonra çevremizi değiştirmeye başlamanın ve daha sonrasında da değişen çevreyle paradigmanın değişmesi
Ve buna giden süreçte de anca gerçek değişimlerin, siyasi değişimlerin olabileceğinin tarafındayım.
Yani ben böyle düşünüyorum.
En azından birden beş alalım kişi olarak.
Bu beş yüz olsun, bin olsun.
Ve söylenen dil, konuşulan şeyler değişsin.
Ve anca bu şekilde değişim gelebilsin diye düşünüyorum.
Benim kanaatim bu yönde açıkçası.
Aynen öyle.
Ben de aynı noktaya katılarak şunu eklemek istiyorum sadece.
Liderlerin söylemlerinde kısıtlık almamalıyız kesinlikle.
Yani korkumuz da burada, şekillenmemeli cesaretimiz de bunun yolu çıkmamalı.
Çünkü aslında önümüzde duran insanlar gerimizde bizi önde yürüyen olarak halkız.
Sadece bu şekilde ilerliyoruz.
Bizim eylemlerimize göre aslında yöneticiler, daha yönetici olmayanlar da buna göre şekil alıyorlar, buna göre kalıp alıyorlar.
Bizim önümüze takacak gücümüz var herkese aslında.
Biz bir yürümeye başlarsak, kalabalık bir yürüyüş başlatırsak arkamızdaki insanları tahmin bile edemeyiz.
Yani gerçekten buna sıkışıp kalırsak eğer, bir liderin söylemi bizi kısıtlıyorsa ya da açıyorsa, öyle olmaması gerekiyor.
Biz bunu dönüştürerek
Kudret'e sahibiz. Kim olarak? Halk olarak sadece.
Bizim söylemlerimiz bunu yaratacak.
Bizim kullandığımız sloganlar bizi sınırlamamalı.
Bizim kendi bulunduğumuz
alan içerisindeki dahil olacak müttefiklerimiz
kendisini zaten zamanla belli edecek. Yeter ki biz güçlü
bir şekilde yürüdüm. Yeter ki sesimiz güçlü
sıksın. Ben buna inanıyorum. Bu şekilde
ilerlediğimiz noktada
kazanımları kimse tahmin edemez.
Şu an belki hepimiz sıkılıyoruz. Hepimiz bunu aldık.
Biraz umudumuz gidiyor, geliyor.
Söylemlerle kalıyoruz çünkü. Liderler
Özgür Özel mesela bir miting yapıyor.
yeniden coşku kazanıyoruz. Sonra sokaklardan
çekilmiyor yine şey ama böyle bir şey olması gerekiyor. Bizim
umudumuz hep olması lazım. Liderlerin
dışında da kendimize inanmamız lazım.
Yanımızdaki arkadaşlarımıza güvenmemiz, onları
sevmemiz gerekiyor. Bu şekilde sığınmamız gerekiyor
birbirimize. Çünkü şu noktada
eylemli olabiliriz ama gerçekten bir şey varabilirsek
herkese ben sınırsız bir eğlence vaat ediyorum
direkt ben. Bu çok doğal bir şekilde
gelişecek. Kimse fark etmeyecek ama bir şekilde
yüzlerdeki gülüşler
değişmeye başlayacak. Mutluluklar daha gerçek olmaya
başlayacak. Bu yolun sonu hep buraya çıkar.
Tarifte yaşanmışsa da böyle çıkar.
O yüzden herkese sadece söyleyeceğim şey umutlu olalım.
Hepimiz.
Kendimiz de yitiriyoruz.
Ben dünyanın en umutlu insan olarak bunu söylemiyorum.
Benim de umudum gidiyor, geliyor.
Ama umuda sığınmamız gerekiyor.
Birimize yaslanmamız gerekiyor.
Ben buna inanıyorum kesinlikle.
Ben de şöyle bitireyim.
Şey söyleme var ya hep.
Bu ülke bize hayat borçlu gibi.
Aynı zamanda bunu kişisel bir yerden şöyle de görüyorum.
İşte kendi çocukluğum da dahil olmak üzere
benim aile içinde ya da işte tanımadığım
Çok fazla insana kendimi borçlu hissediyorum bu konuda.
Ve özellikle de işte içeri alman arkadaşlarımızın yanında hiç tanımadığımız, görmediğimiz ama anarak büyüdüğümüz.
İşte Ali İsmail Berkin.
İsmini sayamayacağım kadar çok fazla kaybımız olduğu için böyle teker teker de sıralamıyorum.
Ve artık şeyin hayaliyle devam etmeye çalışıyorum ben de.
Ya da işte umudumu öyle bir yerden diri tutmaya çalışıyorum.
Bir fotoğrafa baktığım zaman acıyı yası ya da işte onun haberini aldığım ilk zamanı değil de bir şeyler başarmış olmanın ve hiçbir şeyin boşuna olmadığını hissetmenin rahatlığıyla Ali İsmail'in fotoğrafının gözünün içine bakmak istiyorum mesela.
Dolayısıyla böyle bir yerden devam edebilme gücü kazanıyorum sanırım kendi adıma.
Böyle çünkü çok fazla kayıp verdik ve vermeye de devam ediyoruz.
Yani kaybetmekten başka bir şey yaşamayı deneyimlemek aslında böyle bir yerden çıkıyor.
Aydınlık bir yer olduğunu görebilmek ya da en azından oraya varabileceğime inanmak.
Dolayısıyla evet umutlu kalabilmek en önemli silahımız sanırım şu an.
Yani zaten kontrastlar dünyasında karanlık varsa demek ki aydınlık da vardır diyebilmek.
diyebilmek. Siyah varsa
beyazın varlığı siyahı da siyah
yapandır diyebilmek belki de günün
sonunda biraz olsun içleri rahatlatan
bir şey. İnanılmazdı bence
sizi dinlemek, fikirleriniz
dediğim gibi aramızda müthiş
bir jenerasyon farkı yok. 5-6 yaş
var ama bu 5-6
yaşta bile, bu 5-6 yıllık farkta
bile benim yaşayabilme
şansını bir şekilde ucundan yakaladığım
ve sizin şu an belki hakikaten
günümüz şartlarında kolay
kolay edinemeyeceğiniz bir sürü
şeyin olduğunu bilmenin bile benim üstümdeki
vicdani ağırlığını ben anlatamam.
Yani karşıma geçip bunları konuşmanız
buradan seslenmeniz
beni hem çok gururlandırdı hem
üzdü. Zaman zaman tüylerim diken diken oldu
ama ben de yani
tamamen aşk meşk konuşuruz, ilişkileri
tartışırız diye başladığım bir yolda
ilk günden beri bölümleri hep umutsuzluğa
alışmayın, yatağa küs girmeyin diye
bitiriyordum. Bir gün bu sözün bu kadar
yerinde olacağını hiç tahmin etmek
istemezdim bile.
Ama o günlerden birindeyiz ve galiba
günün sonunda çok da diyecek bir şey yok.
İyi ki geldiniz.
Benim için çok gerçekten gurur verici bir şeydi.
Yani sizi dinlemek, bu muhabbete birinci elden herkesten önce şahit olmak.
Dört kişinin bana bu kadar güçlü hissettirdiği bir düzlemde
gerçekten binler, milyonlar olduğumuzda neler yapabileceğimizi bir kere daha gösterdiniz.
İyi ki varsınız.
Yani şunu da söyleyerek bitirmek istiyorum.
Hiçbir gencin zaten ama çok iyi okullarda okudu
Ama çok parlak bir çocuktu gibi bu ülkeye ya da kimseye mütevazi bir hayat sunma, kabul edilebilir bir hayat sunma zorunluluğu da yok.
Okumaya da bilir, çok başarısız bir akademik kariyeri de olabilir, bir işte dikiş de tutturamayabilir ama günün sonunda insan hayatında yapacağı hataları ve başarısızlıkları bile kendi seçme özgürlüğüne sahip olmalı.
O yüzden benim buradan ricam dinleyenlere haksızlığa uğrayan kimseyi ama çok parlak bir çocuktu ama çok başarılıydı ama çok sanatla sepetle ilgilenirdi diye meşrulaştırmaya çalışmayın.
Onun var olması ve yaşaması zaten gerekiyor ve en temel hakkı da bu diyerek belki bitirebilirim.
Bertan, Bartu ve Hava ile birlikteydik.
Dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum sizlere eğer bu noktaya kadar dinlediyseniz.
Öyle içinizden birileri geldi size konuştu.
konuştu. Umarım içinizde bir şeyler biraz
olsun kıpırdamaya başlamıştır.
Ama baharın rüzgarı da öyledir zaten.
Biraz titretir ama iyi ki de
vardır yani. Esen kalın.
Bir sonraki bölümde görüşürüz herhalde.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
