
Dertlerin içinden yüzerek geçeceğiz. İyi tatiller dilerim.
Transkript
bu bölümü muhtemelen beklemiyordunuz.
yani daha doğrusu bir video cast beklemiyordunuz diye düşünüyorum.
ben de beklemiyordum.
ama böyle bir süredir ne zaman bir tatile bir seyahate gitsem yanıma bu yaka mikrofonunu alıp belki konuşurum.
belki bir anda ilham gelir.
belki anlatacağım şeyler olur diye de.
kendime böyle bir ihtimal bir şans tanıyordum.
Bunu yapamadım son zamanda
Ama bir 10 gündür Yunanistan'dayım
Ve aslında düşüncelerimi not aldığım
Kendi kendime arada ses kayıtları attığım
Bazı şeyler böyle aklımdan geçtiğinde
Bunları ben mikrofonu açtığım o ana
O simaya saklıyorum dediğim bir tatil geçiriyorum
Ve karşınızdayım
2 gün sonra tatilim bitiyor
Yaklaşık bir 10 gündür Yunanistan'da olmuş olacağım bu süreçte
Ve bölümün adından da anlayacağınız üzere aslında tatildeyken kalbinizin kırık olması, kalbiniz kırıkken tatile çıkmak hakkında konuştuğum bir bölüm olacak.
Arkamda Ikarya Adası, benim de bu tatil boyunca seyahat ettiğim, ziyaret ettiğim 3. ada ki hayatımda da ziyaret ettiğim zaten 3. Yunan Adası olarak.
Arkamda bu manzara.
Arkadaşlarım içeride hazırlanıyorlar, duş alıyorlar.
Muhtemelen ben bu bölümü bitirdikten sonra da bir kabun kesip yiyeceğiz ve sohbet edeceğiz.
Belki biraz sarhoş olacağız.
Ama ben öncesinde bu içten duygularımı biz bir baş başa konuşalım istedim.
Bazı notlar aldım.
Yanıma suyumu aldım.
Sizi konumlandırdığım setup'ın altında böyle bir yaklaşık herhalde 10-12 tane kitap var.
Böyle sıkıştırdım sizi oraya.
Ve genellikle hem mikrofon taşıyacak kadar hazırlıklı hem de kolaylıkla bir setup kuracak kadar kendime hazırlık yapmamış olmaktan garip bir keyif alıyorum.
Şu an böyle karşımda kaldığımız Airbnb'nin masası ve üzerinde ev sahibinin dizili kitapların üstünde telefonumu koyup karşınızda konuşmak garip bir şekilde bana haz veriyor.
Her an düştü düşecek gibi bir korku yaşasam da söyleyeceğim şeylerin muhtemelen akışı çok değişmeyecek gibi hissediyorum.
Hoş geldiniz.
Umarım haziran çok güzel geçmiştir.
Bugün 1 Temmuz.
Tabii ben bunu sizinle ne zaman paylaşabilirim bilmiyorum ama herhalde bölümü paylaşırken de çok uğraşmayacağım.
Belki duraksamalarımla, ara ara etrafa bakmalarımla ya da düşüncelerimi bir düzene, bir sıraya sokmalarımla.
Bütün bu konuştuğum ve sessiz kaldığım sürece şahit olmanızı çok istiyorum.
Hoş geldiniz.
Böyle tatillerin genelde sonlarına doğru şey olur ya
Artık yavaş yavaş ne bileyim kıyafetleriniz iyice kirlenmiştir
Temiz kıyafetiniz temiz çamaşırınız kalmaz
Ne bileyim cildiniz yanmıştır belki soyulmaya başlamıştır
Benim mesela artık kulaklarım tıkandı
Birkaç gün önce başka bir adadaydık orada bir böcek ısırdı
Bacaklarım alerji oldu falan.
Yavaş yavaş böyle sosyal pilimin bittiği, vücudumun da yavaş yavaş alarm verdiği ve belki biraz kaçarcasına çıktığım yerleri özlemeye başladığım o dönemine girdim tatilin.
Belki de tatilin amacı çok dinlenmek değildir diye de düşünmüyor değilim.
Çünkü inanılmaz yorulduğumu da fark ettim.
Çok erken saatte kalkıyorum, çok geç saatte yatıyorum ya da ertesi sabaha valizimi hazırlamam gerekmesi ya da sabahki simayı düşünerek geceden valizimi kapatmak gibi bir rutinin içerisinde olmak.
Tatilden sonra biraz daha bir tatil, bu sefer hiçbir şey yapmamanın suçlu hissettirmediği daha kısa bir tatile ihtiyacım varmış gibi hissediyorum.
Çünkü farklı bir yeri ziyaret etmenin insanın üzerinde yarattığı bir de bir sosyal bir baskı var.
Belki yarın bir gün masada işte ben de bu yaz Yunan adalarına gittim dediğimde oradan birisi şuraya gittin ama değil mi falan dediğinde herhalde hayır demekten de korkuyorum.
O yüzden tatiller pek dinlendirici değil ne yalan söyleyeyim.
Belki de o yüzden de şu an bu balkonda kendime yarattığım bir 20-30 dakika dinlenmeye en yakını hissettiğim şey olacak.
Ve bütün bu süreç içerisinde de kalbim kırıktı hakikaten.
hani bilmiyorum şimdi
bunu muhtemelen YouTube'a da yükleyeceğim
ve YouTube'da algoritma nasıl işliyor
çok bilmiyorum. Benim çok dinleyicim
olmayan insanların karşına
çıktığım bir tarafı var gerçekten
YouTube'a yüklediğim videokeslerin
ve hani birisi çıkıp şeyde
diyebilir. Ya arkana almışsın bir tane Yunan
adasını. Deniz manzarasının
karşısına geçmiş bir şey. Kalp kırıklığının
edebiyatını yapıyorsun diyebilirsiniz.
Ne yalan söyleyeyim bunu ben de kendime söyledim.
Ya Simay hani abi Yunan adasındasın.
Bu tatili çok uzun süredir istiyordun ve hak ettin.
Gerçekten bunu aylar öncesinden planladın.
Geçtiğimiz Ekim'de ben bir konsere bilet aldım ve sonrasında Atina'dan hazır gelmişken bir adaları mı gezsek diye.
İki iken de böyle dörde çıktığımız ve dört arkadaş bu tatili gerçekleştirdiğimiz bir plan aslında bu.
Ben de ne yalan söyleyeyim benzer bir düşüncedeydim.
gerçekten mızmızlanacak mısın?
Yani bunu mu yapacaksın kendine?
Falan dedim ama sonra
evet abi bunu yapacağım.
Günün sonunda kalp kırıklığı
böyle sizin tam evden çıkarken
işte evi böyle
yerde bütün kıyafetlerle bıraktığınız
ya da tam belki evden çıkacakken
bir şeyi düşürüp kırdığınız ama
ya boşver dönünce hallederim, yapıştırırım
ya da toplar çöpe atarım
dediğiniz bir şey değil. Kalp sizinle geliyor her yere.
Kırıkken de geliyor, sağlamken de geliyor.
Hatta bazen sağlamken gittiğiniz yerde kırılıyor.
Kırıkken gittiğiniz yerlerde toparlanıyor, yapıştırılıyor mu onu bilmiyorum.
Çok deneyimlediğimi söyleyemem en azından bu tatil nezdinde.
Ama o kalp kırıklıklarının arasından Yunan adalarının sularının geçmesi.
hem bu kadar yakın hem bu kadar uzak bir yerde
çok benzer ama çok farklı duyguların, tatların, mekanların, insanların
o kırıklardan içeriye bakması ve her sabah belki de o kırıklar sayesinde
çok farklı yerlere ışık vurması belki de benim için bu tatili unutulmaz kılacak şeylerden bir tanesi.
Bazı notlar aldım
Bazılarını böyle yolda, vapurda, vapuru beklerken
Başka bir adaya geçerken
Ya da sahilde tek başıma, arkadaşlarımla otururken
Bazı kahkahalarını kaçırırken
Her ne duymadım ben deyip
O şakayı anlamazken
Kendi içime dönmüşken notlar aldım
Çok da bir şey değil böyle
Bir buçuk sayfa bile değil hakikaten
Bol bol da Türkçe pop dinledim
Yani Mustafa Sandal'a, Tarkan'a, Rafet Er Roman'a, Zinet Salih'e bol bol teşekkür ettiğim, müteşekkir olduğum, Yunan şarkılarını duyduğumda duygulandığım, çok bambaşka bir dil ve bilmediğim, anlamadığım bir dil olsa da söyleyiş şeklinden bazı hislerde çok tanıdık hissettiğim, hakikaten gönül rahatlığıyla harika diyebileceğim bir tatil oluyor benim için.
Ama bunu harika yapan başından sonuna kadar hissettiğim mutluluk falan kesinlikle değil.
Yani bunu söylersem size yalan söylemiş olurum.
Bu bana böyle tamam hadi bu tatilde kalbin kırık anlıyorum ama
senin acaba kalbinin kırık olmadığı ya da hüznün seni bir yerlerde yakalamadığı bir an oldu mu sorusunu düşünmeye çok itti.
benim galiba böyle hüzün
diğer duygulardan çok ayırabildiğim
bir şey değil yani onlar çok iç içe geçmiş
artık böyle sanki o tozu
suyun içinde eritmişsiniz ve
onu tekrardan damıtmak çok
mümkün değilmiş gibi bir yerde
her yerime sızmış sinmiş bir
duyguymuş gibi hissettiriyor
bunlar şikayetçi değilim
hüznün beni en çok
konuşturan en çok düşündüren
böyle zaman zaman en
cringe zaman zaman da en
abi sen neler
diyorsun ya falan diyebileceğim cümleleri
kurduran bir tarafı var.
Ama
burukluğun içinde olmadığı
bir mutluluk mümkün değil mi diye
soruyorum.
Yani kalbimin kırıklığının
sebebini tahammül etmek çok zor değil
tabii ki. Yine belki kıl payı
kaçırılmış
gerçekleşmemiş bir aşk
bir ilişki
Bir şeylerin yarım kalması, hayalimdeki gibi olmaması ya da belki de en kötüsü ulan şu kadar kalmıştı, çok yaklaşmıştım hissi.
Ama aşk bu kadar yaklaştığınızda çok uzak olmakla fark eden bir şey mi?
Onu çok bilmiyorum. Hatta çok katılmıyorum.
Yani aşktan aşırı derecede uzak olmakla şu kadarlık bir mesafeyle kaçırmak arasında bence çok bir fark yok. Olmayınca olmuyor.
bu seferki burukluğun belki daha spesifik taraflarından kendini ayırt ettiren noktaları var tabi ki ama yine de
Sima sen gerçekten son yıllarda ya da kendini bildiğin bileli hep hüzünlüsün
çocukken çıktığın tatillerde de akşam böyle hava kararmaya başladığında
hatta tatile çıkmayı geçtim böyle yaz tatilinde anneannemlerin aydındaki balkonunda oturduğumda o
sinek ilacı arabası mahalleden geçmeye
başladığında o tanıdık
koku ile birlikte benim içimi garip bir hüzün
kaplardı. Belki o zamanlar
o hüznün sebebi
bir gece daha bitti, bir gün daha bitti
ve okulların açılmasına
bir adım daha yaklaştıktı.
Belki
işte ortaokulda aşık olduğum
sevdiğim çocuğun
bana yüz vermeden ya da
onunla karşılaşmadan yine
geçen bir yaz olmasıydı bilmiyorum.
Ben böyle ortaokulda bir çocuğa çok feci vurgundum.
Ve onlar böyle her seferinde Marmaris'te çadır kampına giderlerdi.
Benim böyle en büyük hayalimdi o dondurma reklamlarındaki gibi ya da Wetbed'deki gibi.
Benim de Marmaris'e gittiğim ama çok güzelleştiğim, çok zayıfladığım, flinta gibi olduğum.
O işte The Summer I Turned Pretty'deki gibi bir hikaye yaşadığım anları ben herhalde bir 10-12 yaşımdan beri falan
hayalimde kuruyorum.
O yüzden şimdi 30'uma çok da bir şey
kalmamışken bir yerlerde
hala 10 yaşımdan belli
esameleri taşımak
bana iyi hissettiriyor.
İlk gittiğimiz ada Milostu.
Ve Milost'a son akşamımızda
Dolunay vardı.
Artık yakamoz mu oluyor?
Böyle denize vuran ışığı iskelede
oturmuş izlerken yanda da bir tane
Yunan restoranında
böyle amcalar canlı müzik yapıyordu.
Yine sözlerini anlamadığım ama duygularından çok fazla şey hissettiğim bir andı.
Ve orada böyle şeyi düşündüm.
Yani eğer 12-13 yaşındaki Simay şu an o iskelenin başında oturup beni görüyor olsaydı kim olduğumu bilmeden
tabii ki 12-13 yaşlarında olmanın verdiği muhtemelen aileyle gelmiş olmak,
muhtemelen dil bilmemek, muhtemelen ailenin izin verdiği çapın içerisinde hareket etmek gibi kısıtlamalardan da dolayı
o gördüğü ablaya gıpta edecekti.
O yüzden hayatta bir sürü şeyi çok gerçekleştirememiş olsam da henüz,
geçmişimdeki Simay'ın, çocuk Simay'ın gıpta edebileceği bir insana dönüştüğümü görmek beni çok mutlu ediyor.
Henüz gerçekleşmemiş şeylerin de aslında şu an adım adım yaptığım şeylerden aldığım ilhamla bunu da yapabilirsin haliyle bunun da hayalini kurabilirsin den ortaya çıktığını bilmenin verdiği bir güç var gerçekten.
buraya geldiğimde böyle ilk gün
uzun bir yolculuğun ve
uzun süredir bunu planlamış olmanın
ve dört arkadaş uzun bir süre sonra
bir araya gelmemizin heyecanıyla
çok fazla o duygularda boğulmadım
ama ne zaman ki
o denize girdim çıktım
hepimiz böyle sıra sıra dizdiğimiz
havlularla sahile oturduk ve ben
uçsuz bucaksız denizi izlemeye başladım
abi niye böyle oldu ya sorusu
dan diye düştü böyle sanki o sahilin göbeğine
ve ben bir anda
bazen yemeğimi beklerken
bazen ikinci kadehi doldururken
bazen uyanır uyanmaz
ya da uyumadan önce
ya da gün ortasında
sadece o güneşlenirken
o daldığınız yüzünüzü kantar içinde bırakarak uyandığınız
O sahil kenarı uykusundan uyandığım anda hissettiğim ilk şey şuralarda bir yerde bir sızı oldu.
Ve bu ilk başta bana abi Yunanistan kıyısında bile üzgünüm ya.
Yani bu beni hiç mi bırakmayacak?
Ben Yunan kıyısında bile komşuda bile üzgün mü olacağım?
Hani bir de şey vardır ya misafirliğe gidersiniz rol yaparsınız.
Ne bileyim evde mesela kıyamet kopmuştur ama misafirliğe gittiğinizde böyle anne babanız hiç çaktırmaz.
Yani bilmiyorum bizim ailede öyleydi.
Sizinkini bilmiyorum.
Hani öyle güzel hiçbir problem yokmuş gibi yapardı ki annemler.
Ben bile inanırdım problem olmadığına.
Sonra eve geldiğimizde ve o maskeler çıktığında tekrardan o savuk savaşın rüzgarları estiğinde
o iki saatlik misafirlikteki rolün belki de getirdiği mutluluğa kapıldığım için
kendimi hem biraz şanslı hem de bunun gerçeklik kadar sürmediği için de şanssız hissederdim.
Herhalde bunun getirdiği bir alışkanlıkla bu tatilin böyle beni bir 10 gün falan idare edip çok mutlu edeceğini
döndüğümde de o başta da söylediğim gibi kapıyı açtığımda o bütün dağınıklıkla eve dönen Simay'ın mücadele edeceğini düşündüm ama öyle olmadı.
valizimde çantamda hiç yer olmamasına rağmen
kalbin sadece soyut
bir ağırlığı olduğu için o çaktırmadan
kendisini de benimle buralara
getirdi
ama bir yerden sonra
Yunanistan kıyısında bile üzgünüm
Yunanistan kıyısında bile üzgünüm
Yunanistan kıyısında
üzgünüm falan gibi bir
gurura herhalde dönüştü
bilmiyorum gurur demek buna ne kadar doğru
çünkü
bunu biraz da kendime ben yaptım.
Yani
bütün sene gerçekten çok çalıştım.
Çok yoğun bir sene geçirdim.
Böyle geriye dönüp baktığımda sanki
5 yıl
önceymiş gibi geliyor ama
hani
çok fazla
şey yaşadım gerçekten.
Çok fazla kriz ve
akabinde belki o kısa süreli bir
rahatlama halini böyle
dalgalar halinde yaşadım ve
Bu tatilin tarihleri yaklaştığında aşırı dolmuştum.
Hiç yerimden kalkmak istemiyorum, hiç gitmek istemiyorum, yataktan çıkmak istemiyorum diye.
Kendimi böyle ittire ittire buraya getirdim ama çok çalışmamın, kendime bir tatil ısmarlayacak kadar birikim yapmamın,
belki bazı aktivitelere hayır dememin bir sonucu olduğu için buraya gelmek.
Baktığım zaman kendime daha ne kadar Yunanistan'a gittin hala üzgünsün diye kızabilirdim ki.
Ben kendime Yunanistan'da üzülme hakkını tanıdım.
Ben zaten İstanbul'da üzgündüm ki.
Ben zaten İstanbul'da sokaklarda yürürken kendim ailemde bile ağladığım çok köşe var.
Ya da bana bir gün bir dinleyicim şey yazmıştı.
Abla seni Hacı Osman metroda gördüm ama ağlıyordun diye.
Evet ben Hacı Osman metroda çok ağlarım.
Terapim Suadiye'de Marmaray'da beni çok ağlarken görebilirsiniz.
ve bunun bir aşama olduğunu düşünüyorum.
Yani bunun bir basamak olduğunu düşünüyorum.
Duygularımı dört duvar arasında yaşamaktan dışarıya çıkartmayı
sonra o dışarının sınırlarını başka bir ülkeye kadar genişletmeyi kendime biraz armağan ettim.
Ve şu an geldiğim bu yerde belki kalbimi kendi başıma iyileştireceğim de
ve bir şeylerin maalesef en sevmediğim de tesellidir ama
düzelmesi ve toparlanması için
zamana ihtiyaç gerekse de
bu zamanı kendime
hiç görmediğim, hiç bilmediğim yerlerde
vermek. Bence
bazı şeyler ne kadar
istediğim gibi gitmese de
bu yolda benim kendimle arama
kendimin sokacağı
nifak tohumları dışında neredeyse
hiçbir şeyin girmeyeceğinin çok güzel bir kanıtı oldu.
Ama tabii Yunanistan, özellikle
adalar çok romantik yerler.
özellikle gittiğimiz ilk ada
Milos
o kadar fazla çift vardı ki
ve haliyle etrafınızda
siz böyle ne kadar zihninizin içinde bir şeyleri
yaşayıp kurgulasanız da
ve işte arkadaşlarınızın yapacağı
bir şaka, birlikte dinleyeceğiniz bir müzik
belki sarhoş olacağınız bir akşam
oynayacağınız bir tavla
kafanızı dağıtacak gibi hissetseniz de
ya da neyse
en azından gece biraz overthinklerim
ama gün içinde en azından
daha iyi hissederim deseniz de
mesela bir restorana gidiyoruz.
Sahile gidiyoruz. Ya da alışveriş
yapıyoruz. Marketteyiz.
Çiftleri görüyorsun.
Hani ben şey bir insan değilim. Bu işte
sanırım Nilgün Marmara'nındı.
Yalan olmasın ama
hani büyükler
bitmiyor. Küçükler kelek çıkıyor.
Evvela güzel bir karpuz yemek için
bile aile olmak lazım diye. Ben ona
çok inanmıyorum. Ona çok inanmıyorum.
Yani artık manavlar çok şükür
Çeyrek karpuz satıyor.
Ama mevzu güzel bir karpuz yemek için ya bir kısmını çöpe atmak ya da kelek bir karpuza tamah etmek değil.
Aslında etrafınıza baktığınızda küçük ya da büyük, çok lezzetli ya da kelek fark etmez.
Ortak bir deneyimde iyi ya da kötü insanların onu birlikte tadacağı ve belki üzerine konuşacağı yanında bir başkasının olması.
Yani gördüğüm her çiftin mükemmel olmadığına, her ilişkinin mükemmel olmadığına artık inandım.
Bunun artık birisi bir ilişkinin içindeyse o dört dörtlük bir ilişkidir gibi bir ilüzyona kapılmıyorum.
Hatta böyle mükemmel bir deniz kıyısına gittik Milos'ta.
Adını muhtemelen yanlış söyleyeceğim ama Sarakiniko olması lazım hiç bilmiyorum.
Buraya yazarım falan diyeceğim ama yazmayacağım.
orada mesela böyle bir kız gördüm
ama nasıl güzel yani belli
bu tatile çok güzel hazırlanmış çok güzel
bikinisini giymiş vücudun o
bronzluğunu anlatamam yani
yanında da
adam şortuna
burada ve hangi
marka o yani hangi marka
bence astronot sanız ancak öyle bir
mayo şort giyersiniz
götünde kocaman nasa yazıyor tamam mı
ve bakıyorum abi
diyorum ya bu kadar uyumsuz olunur mu
ya hani bak kadına ne kadar güzel
hazırlanmış özenmiş adama bak falan
diyorum. Sonra akabinde
düşünceler kronolojik olarak şöyle
söylüyor. Ulan NASA yazan mayo giyen
adamla bile olsa yanında biri var sen
kendine bak. Ya da
oğlum niye yargılıyorsun ki belki çok mutlular
belki çok güzeller.
Belki onların mutluluğu da burada.
Birbirlerinin tarzına stiline
karışmamakta diyor.
Ya da mesela çok çok güzel ve çok uyumlu bir çift
görüyorum. Sen gördüğün uyuma niye
aldanıyorsun ki onların ne kadar mutlu olduğunu nereden
bilebilirsin diye kendimi telkin ediyorum.
Ama öyle ya da böyle etrafımda
çok fazla çift var.
Ve haliyle aslında
çift olmanın karpuz yemekle
ilişkisi günün sonunda yediğin
karpuzun tadını ya da kelekliğini
tartışabileceğin
istişare edebileceğin birinin
olması.
Ve sanki o insanın eksikliği
benim iştahımı kapattığından
kelek bir karpuz bile
yiyemiyorum gibi hissediyorum.
ve tabii ki acaba nasıl olurduğunun etrafımda çok fazla esnamesini görmekte çok yardımcı olmadı.
Her yerde çift var.
Ve her şeyin tadında,
yani zaten Yunanistan sanki biraz Türkiye nasıl olurdu falan gibi bir örnek,
böyle bir trailer sunduğu için,
her şey bu kadar aynı ama bu kadar farklı,
Domatesin bile farklı bir kokusu, bir tadı var.
Çünkü en iyileri başka bir ülkeye ihraç etmemişler falan.
Her şeyin tadı, dolunay, fotoğraflar, deniz, kum her şey çok farklı.
Ama yine de içinden bir ses.
Acaba o da burada olsaydı bütün bunların tadı nasıl olurdu diye düşünüyor.
Ve ne yalan söyleyeyim maalesef fazlaca romantik tarafım.
Zaman zaman bunu şu aralar ekarte etmeye çalışsam da.
Böyle yalnız başına ve buruk bir şekilde Yunan adasında olmaktansa acaba bir şeylere birlikte gülebildiği ya da vapuru kaçırdığında birlikte surat asabileceği biriyle Burgaz adanın böyle yosunlu denizinde yüzmeye daha mı okey olurdu noktasında sanki biraz ikinci taraftayım ama bunu birinciye bir şekilde çevirmeye çalışıyorum.
Daha doğrusu belki biriyle çok daha mutlu olabilirim ama kendimle olmanın sek mutsuzluğa karşılık gelmeyeceğini kendime deneye deneye öğretmeye çalışıyorum.
Ve bu tatilde arkadaşlarıma teşekkür etmezsem haksızlık etmiş olurum.
Onlarla birlikte olmak şu yönden çok iyiydi.
Denemek istediğim çok fazla şeyi bölüşebilecek olmanın verdiği rahatlıkla söyleyebilmek.
tek bir masada bile bana birden fazla şeyi tattırabildi.
Ben baya uzun konuştum ama depolama alanım dolmuş ve galiba bir 6 dakikam falan var.
O yüzden toparlayacağım.
Evet dediğim gibi arkadaşlarıma da benimle birlikte olup birçok şeyi tatma noktasında bu şansı tanıdıkları için çok müteşekkirim.
Ama insan aslında orada mevzunun iyi bir karpuz yemek ya da kelek bir karpuza şikayet etmek değil.
Aslında o bir insanla onu sıfırdan deneyimlemek olduğunu fark ediyor.
Beni bilen bilir.
Hatta bilmiyorsanız ilk videoma bakabilirsiniz.
Napoli'de çekmiştim.
Benim en büyük hayalim galiba o insana Napoli'yi gezdirmek.
Ona o rotayı çizmek ve aslında yıllar içerisinde oluşturduğum bir best of rotasını o insanla deneyimlemek.
Ve belki de o insanın da benzer bir şekilde benimle tanıştırmak istediği yerler vardır ama
O insanla sıfırdan bir şey deneyimlemek, istemek ve bir yandan da tamam ama o zaman yapmak istediğim şeyleri bekletip hayali bir insan için bir şeylere geç mi kalacağım?
O zaman o insan bir gün geldiğinde ona sadece öfke hissediyor olmaz mıyım ne kadar geç kaldığı için?
Ya da dünyada zaten deneyimlemediğin milyonlarca şey olacak Simay.
O yüzden acaba rahatta kalıp devam etsen mi? Belki de gittiğin yerler o insanı karşına çıkartacak desem de belki bundan bir süre sonra buraya balayına geleceğim ya da 20-30 yıl sonra çocuğum Yunanistan'a giderken benim de Milos'ta bir yaz aşkım vardı diyeceğim bilmiyorum.
Ama insan galiba kendi başına tadını çıkarttığı her şeyi sadece o insanla yaşamakta bir keyif ve huzur arıyor değil.
Biraz da sıfırdan yapmak istiyor. Ben de istiyorum.
Ama buna rağmen kendimi yaşamaktan alıkoymadığım için de mutluyum.
Hani şey derler, nereye giderseniz gidin.
Eğer Galata Kulesi'nin ucu görünüyorsa kayıp sayılmazsınız diye.
Ya da dubalara kadar yüzersiniz ne kadar uzak olursa olsun.
Çünkü ne kadar derinlese de o böyle size kaybolmayacağınız belki hayali bir sınır çizer.
O yüzden bambaşka hiç daha önce gelmediğim bir yeri keşfederken bile hüznün bana o tanıdıklığı ve kaybolmamışlığı hissettiren duygu olmasına bile çok müteşekkirim.
O yüzden kalbimi kıran insana da buradan teşekkür etmek için bir sebebim var aslında.
Her şey farklı olabilirdi evet ama her şey farklı olsaydı o zaten bu insan olmayacaktı.
Keşke daha çok sabretseydi, keşke beni anlasaydı, keşke neden bu kadar kırgın olduğumu bilseydi.
O zaman sadece o figürde başka bir insan olacaktı.
Bu da aslında sadece kendine değil karşındakine de haksızlık ama
aşk biraz daha
sizi de bulabilecek bir şey
siz onu aramakla bu kadar zaman
harcayamazsınız herhalde
yine de burada duygularımı açıklıkla
yaşamak ve hatta rol yapmamak
bana iyi hissettiriyor hani böyle apartmanda
yaşıyorsanız bağıra çağıra evde
bütün sesiniz apartmanda yankılansa da
kapıyı açıp komşuyla karşı karşıya
geldiğinizde çok efendi davranırsınız
sanki o seslerinizi duymuyor gibi
ve bence bu daha sahtedir
O yüzden ben galiba komşuda da ağlamayı seçiyorum.
Komşudan da bir şeyi esirgemiyorum.
Ve şu an komşuda olmaktan mutluyum ama biraz saat geçip hava kararınca acaba annem beni burada mı unuttu dersiniz ya.
Umarım benim insanım da beni burada unutmamıştır ve komşu artık emanet edildiğim değil.
Bir gün birlikte misafirliğe geldiğimiz bir yer olur.
Ama yine de ben bu yolculukta kalp kırıklıklarımdan sızan o bütün tuzlu suya ve ışığa da buradan teşekkür ediyorum.
Hakikaten tuzlu suyun açık yarayı iyileştirmek gibi bir gücü varmış.
Şimdilerde onu biraz deneyimliyorum.
Şimdi ben kaçıyorum.
Siz umutsuzluğa alışmayın.
Yatağa küs girmeyin.
kalbin nasıl ki en güzel özelliği
kırıldığı halde atmasıysa
gün batımının da bence en güzel tarafı
gün doğumunun da bir o kadar
güzel olması. O yüzden
ben şimdi güneşi
batırmaya gidiyorum.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
