
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
büyüdükçe geride bıraktığım ya da yeni edindiğim her şeyle kafamdaki büyümekle ilgili her şey listesine hoş geldiniz. kağıdınızı kalemini kapın, hayattan almak istediklerimize bir market listesi yapıyoruz.
Transkript
Bu bölümü hayalleriyle, idealleriyle, kafalarındaki kendi büyümek nedir listesini henüz tamamlayamadan hayatları ellerinden zorla alınmış bütün kadınlara ve kız çocuklara armağan ediyorum.
Herkese merhaba. Sena Kız Dims'in yeni bölümüne hoş geldiniz.
Hepimizi zorlayan bir dönemden geçiyoruz.
Psikolojik olarak çok yıprandığımız, asla görmememiz, duymamamız, asla gerçekleşmemesi gereken şeylerin peş peşe yaşandığı kabus gibi bir dönemden geçiyoruz.
Belki de çok uzun süredir de bu böyle aslında.
Hayata normal akışında devam etmek, hatta iyiyim demek, kendi problemlerimize hala bir yandan üzülüyor, düşünüyor.
Bazen bazı şeylere hala gülebiliyor olmak bile insana kendini oldukça suçlu hissettiriyor hakikaten.
Ama diğer yandan da hayat evet gerçekten devam ediyor.
Bu ne kadar adil bilmiyorum.
Çok fazla olayı üst üste yaşadık dünyanın o noktada artık dönmeyi bırakması gereken.
Ama dönmeye devam ediyor.
Biz de madem bu dünya böyle de dönmeye devam edecek en azından adaletle dönsün diye sesimizi çıkartmaya tabii ki de devam edeceğiz.
Umarım iyisinizdir. Umarım her şey yolundadır.
Bugün biraz büyümek üzerine konuşmak istiyorum sizinle. Kafamdaki büyümek listesi üzerine konuşmak istiyorum.
Yakın çevremde bence bölümlerde de paylaşmışımdır ama yakın çevremde özellikle çok sık konuştuğum bir şeydir.
Kafamdaki büyümek listesi.
Ne zamandır yapıyorum açıkçası çok bilmiyorum ben de.
Ama uzun bir süredir hayatta bir şeyleri deneyimledikçe
ya bu galiba hakikaten büyümekle, yaş almakla güncellenen bir şey dediğim bazı yeni durumlarla karşılaşmaya başladım.
Bu tabii çok bireysel bir liste ama bu bölümün amacı sadece sizinle ortak noktalar bulmak değil
sizin de kendi kafanızdaki büyümek listesini oluşturmanızı eğer varsa da üzerine düşünmenizi sağlamak.
Çünkü hayatın oldukça hızlı aktığı, zamanın çok hızlı geçtiği ve gerçekten göz açıp kapayıncaya kadar belli dönemlerin başlayıp bittiği çok dinamik yaşlardayız.
Ve çok tekrar etmeyip üzerine çalışmayınca unutulan bir bilgi gibi insan nelerin onu büyüttüğüne zaman zaman göz atmayınca hayatın yeni getirdiği şeylere tam olarak nasıl bir deneyim birikimiyle karşılık vereceğini çok bilmiyor.
Ya da bazen olduğu kişi olarak olaylara verdiği tepkilerle bu ben miyim? Ben ne ara bu hale geldim derken bulabiliyor kendini.
Benim kafamdaki büyümek listesi çok daha böyle minimal şeylerle aslında oluşmaya başlamıştı.
Şimdi örnekler verince de bence kafanızda tam olarak benim kafamdaki bu büyümek listesinin nasıl çalıştığını daha net bir şekilde anlayacaksınız.
Mesela artık mayonezin en iyi sos olduğunu fark etmek.
Fark etmek diyorum.
O kadar benim için genel bir kanı artık bu.
Ya da ne bileyim mayonez sadece bir hamburgerin bir patatesinin yanında olsa bana yeter noktasına gelmek bence tamamen büyümekle alakalı.
Artık böyle ketçap falan daha sanki çocukluğa dair bir şeymiş gibi ya da işte renk sostur, barbekü sostur gibi şeyler sanki biraz daha böyle farklılığı seven,
daha böyle risk almayı, kendini belli eden, daha baskın tatları denemeye açık olduğumuz,
daha belki de toy olduğumuz zamanlara tekabül ediyor kafamda.
Derinlere insek bunu da belki analiz edebiliriz ama ben böyle yüzeysel örneklerle devam edeceğim.
Yani tabii ki de siz mayonezi sevmiyorsanız ya da bu sizin için tam tersi işlem ise
yo Simay ben küçükken mayonez çok severdim diyorsanız bu sizin büyümediğiniz anlamına gelmiyor tabii ki.
Ama hani mesela mayonezin içinde işte yumurtanın, çiğ yumurtanın, yağın olması falan bu bilgiye belki de bir şekilde sahip olmak.
Çok küçükken bana mayonezi biraz mide bulandırıcı düşündürtürdü.
Yani çok mide bulandırıcı bulurdum falan.
Ya da mesela dondurma yemek, dondurma tercihlerimin daha artık hakikaten bir top sade bir top da çikolatalı gibi en böyle basic haline evrilmesinin de büyümekle ilgili olduğunu düşünüyorum.
Küçükken daha böyle rengarenk şeyleri seçtiğim, meyveli şeyleri seçtiğim ama büyüdükçe daha sade, daha risksiz tatlarda kendimi daha güvende, daha safe hissettiğimi fark etmeye başladım.
Aynı şekilde hakikaten yeni nesil müziklerin beni zorlamaya başladığı, daha artık böyle 80'ler, hiç şahit de olmadığım dönemlerin müziklerinin daha dinlendirici, daha duygusal geldiği,
önceden böyle annemlerin bir yemek masasında, bir rakı masasında dinlerken
benim aşırı sıkıldığım şarkıların artık gerçekten
şöyle bir açayım da bir meyhane müziği dinleyeyim ya,
bir eski bir Türkçe şarkılar dinleyeyim dediğim yaşlardayım.
26 yaşındayım bilmeyenler için.
Böyle çok da ağım şağım bir yaşım yok aslında ama
zevklerimin, renklerimin ne kadar değiştiğini görmek,
aslında ne kadar sadeleştiğini görmek
beni nostaljik bir insan yapmaya da başladı.
Aslında hep nostaljiktim ama artık bunu belki de hakkını vererek yaşamaya başladım.
Sanırım büyüdükçe hayatın getirdiği diğer yoğunluklar ister istemez
eğer minimalleşeceksem, eğer hayatımı sadeleştireceksem
bana yüklenen diğer sorumluluklarda bunu yapmaya dair çok bir söz hakkım yok.
O yüzden işe kendimden sadece başlayabilirim dedirtiyor.
ve belki de kendi zevklerimizde biraz daha sadeleşmeye gidiyoruz.
Radikal şeylerden biraz daha uzaklaştığımı fark ettim.
Giyim tarzımda, saçımda, yediklerimde, içtiklerimde, bir günü geçirme şeklimde.
Artık gerçekten akşam dışarıya çıkmak, fazlaca alkol almak falan çok kaldırabildiğim bir şey haline gelmemeye başladı.
ama diğer yandan da politik durumlar olsun ya da belli başlı inandığım görüşler olsun
bunlarda da olabildiğince radikalleştiğimi fark ettim.
Kendi fikirlerimle ne kadar radikalleşirsem radikalleşeyim
insanların farklı fikirlerine de daha tolerans geliştirdiğimi fark ettim.
İnsanlara dair bu nokta biraz büyümekle ilgili beni belki de en çok şaşırtan şey
hem kabulkâr hem de tahammülsüz bir insan olmayı aynı anda becerebiliyorum gibi geliyor.
Farklı görüşten insanlara belki de artık kendimce doğru olanı göstermek
ve onların fikrini değiştirmek, onları tırnak içinde eğitmek üzerine
artık çok da çaba göstermemek beni belki biraz daha tahammülkâr bir insan yaptı,
daha kabulkâr bir insan yaptı.
Ama diğer yandan da gerçekten simay olarak kendi kırmızı çizgilerimi çizdiğimi,
toplumun, ailemin, arkadaş çevremin söylediklerinin dışında
hayır bunlar benim keskin çizgilerim ve bunu aşanı kapı dışarı ederim dediğim şeyler oluşmaya başladı.
Yani aslında gerçekten kümülatif bir şekilde sanki yıllar boyunca bir karakteri yavaş yavaş inşa ediyordum
ve artık bu yaşlarımda hala belki de kabası daha ortadayken
en azından daha ne olduğu neye benzeyeceği yavaş yavaş göz önünde olmaya başlayan
yavaş yavaş insanların ha tamam bu inşaat bu yüzdenmiş buraya bu dikiliyormuş
çıkarımı yapabilecekleri bir şekle girmeye başladım.
Yani aslında 22-23 yaşımda da ya da 17-18 yaşında da olduğum insandan görece memnundum.
O insanın da böyle kendince hakikaten bir karakteri olduğunu hala düşünüyorum.
Çünkü o Simay 26 yaşındaki Simay'ı tanımıyor.
Ama 26 yaşındaki Simay o 17, 18'in, 10'un, 11'in toplamıyla aslında oluşmuş bir karakter.
Ben onları çok iyi tanıyorum mesela.
Bir yandan da böyle ya ben 20'li yaşlarımda da yani 20'lerimin başında da kendimden memnundum.
Ama şimdi daha bir kendimi bulmuş hissediyorum hissiyatı, düşüncesi de.
İleriye dönük nasıl bir insan olacağım, nasıl bir hayat yaşayacağıma dair beni artık biraz heyecanlandırıyor.
Önceden gelecek belirsizliğiyle bir tık daha korkutan bir taraftaydı.
Artık aslında korkmaya dair daha somut veriler elimde olsa da yani benden toplumun beklediği şeyler,
otuzlara yaklaşmak, arkadaşlarımızla bir araya geldiğimizde mutlaka işin, işten duyduğumuz rahatsızlıkların,
yoğunluklarımızın çok gündemde olan konular haline gelmesi.
Bunlarla da biraz kuşatılmış haldeyiz ama belli sorumluluklar, yetiştirmem gereken şeyler, faturalar, içinde yaşadığım toplum, doğduğum kültür vs.
aslında dediğim gibi geleceğe dair korkmama neden olabilecek çok daha somut veriler, çok daha somut kaynaklar elimde olsa da
bir yandan da bu insanla bir şeyleri halledebilirim deme noktasında da kendime iyi bir yol arkadaşlığı etmeye başladığımı düşünüyorum.
O yüzden de sık sık artık ne oldu da ben büyüdüm demeye başladım.
Eski bölümlerimden bir tanesinde de bunu size söylediğimi hatırlıyorum.
Ama bu beni böyle çok sık düşündürten bir anı.
15-16 yaşlarımdayken çok fazla duman dinliyordum.
Ve duman da çok sık İzmir arenaya geliyordu.
Ben aydınlıyım, İzmir'e yakınım.
Çok istiyordum gitmek.
Annem hep şey derdi yani, üniversitede gidersin.
Bir şimdi seni oraya götürüp getiremeyiz.
Seni orada bırakamayız.
Çok fazla insan var, tanımıyoruz.
Güvenli değil.
Üniversiteye gittiğin zaman kendin istediğini yapmakta özgürsün.
Benim oradaki endişem, bir şeyleri kaçırma korkusu ama yaşıtlarım gidiyordan bağımsız bir şekilde
tamam da ben bunu kendi başıma yapabilecek yaşa geldiğimde ya artık duman sevmezsem kaygısıydı biraz ve hakikaten de öyle oldu.
Üniversiteyi kazandım, tek başıma yaşamaya başladım, her şeyin olduğu çok büyük bir şehrin içindeydim ama artık duman dinlemiyordu.
Bunun hem tamam bak artık bu yaştasın ama bunu yapmak istemiyorsun ve bu da hani dünyanın sonu değil demek ki bu hayatta bazı şeyleri yapamadığında ya da artık zamanı geçtiğinde buna dair müthiş bir yastı tutmana gerek kalmayacakmış dedirten bir tarafı var.
diğer yandan da kendimle yakınlık kurdukça, bu kızı tanıdıkça ve onu sevmeye başladıkça
onun geçmişte istediği ve benim maalesef gerçekleştiremediğim bazı hayalleri de bana yük olmaya başladı.
Şu an bir duman konserine gitmemiş olmak bana çok bir şey kaybettirmiş gibi hissettirmiyor tabii ki.
Çünkü böyle bir hayalim yok.
Ama 16 yaşındaki Sima için bu çok önemliydi.
Ve acaba o konsere gitmiş olması, o hayalini gerçekleştirmiş olmam
şu an bizi birbirimize daha da yakınlaştırır mıydı?
Şu an Simay abla gibi görebileceği kendisinden 10 yaş büyük bu kıza
daha fazla saygı sevgi besler miydi diye düşünüyorum.
Belki de bu yüzden de biraz kız kardeşliği hakikaten seviyorum
ve bu kadın dayanışmasına dair çok düşkünlüğüm var.
Çünkü kendimi de tek bir kadın gibi değil.
Her yaşımın, her dönemimin bir odada, bir hayatta yer aldığı
sanki burası bir kız yurduymuş.
Farklı yaşlardan, farklı dönemlerden
kız çocukları, genç kızlar, kadınlar
burada kendi hayatlarını, kendi hayallerini
bir şekilde kurmaya ve gerçekleştirmeye çalışıyorlarmış gibi.
Her yaşımdaki Sima'yla da bir yakınlık kurmaya çalışıyorum.
Onu anlamaya çalışıyorum.
Belki de 6-7 yaşındaki, 10-11 yaşındaki
sonra 20'lerinin başındaki Sima'ya da
bu noktada çok fazla da aslında saygı duyuyorum.
Çünkü dediğim gibi onlar benim şu anki halimi tanımıyor.
Ama ben onları sadece tanımakla kalmayıp onlar sayesinde de var oluyorum.
Çok büyük parçalarımı oluşturuyorlar.
O yüzden de sadece şu an olduğum kişi ve sevdiğim değil, zamanında sevdiğim ama artık bir şekilde onlarla yolumun ayrıldığı insanlara, nesnelere, hobilere, tatlara da çok büyük bir saygı duyuyorum harbiden.
Mesela artık böyle romantik filmler işte wetbed tadındaki kitaplar, hikayeler, uyarlama filmler gerçekten izleyemediğim, tahammül edemediğim, tüylerimi diken diken eden şeyler haline gelmişken aslında lisedeki Simay o kadar fazla şey borçlu ki o filmlere, o wetbed hikayelerine.
belki doğru ya da yanlış
belki şu anki halimin çok toksik
bulabileceği noktaları olsa da
hakikaten sevmeye dair
aşka dair nasıl bir ilişki istediğine
dair belli çıkarımlar
yapabiliyordu Simay 15-16
yaşındayken daha
ve bunların hepsini de şu an
tüylerimi diken diken eden
asla açıp iki sayfa okuyamayacağım
John Green tarzı
kitaplardan romanlardan aslında
çok esinlendiğimi biliyorum
şu an sorsanız aşk tanımım
öyle mi? Değil. Oturup bir aynı
yıldızın altında okusam bu sefer
çok mantıksız birçok nokta
bulmaz mıyım? Kesinlikle bulurum. Ama
önemli olan artık
o zamanki aşkı
arayan Simay'ın beklentilerinden
ya da arkadaşlığa verdiği önem
noktasındaki Simay'ın düşüncelerinden
ne kadar uzak
olduğum, ne kadar farklılaştığım değil.
O dönem belki şimdi cringe
bulduğum ama o zamanlar çok büyük kıymet
verdiğim o bütün hikayelerin
oluşumların bana
hayal kurma yetisini kazandırmış olması.
Şu an aradığım aşk John Green kitaplarındaki gibi bir aşk değil.
Ama 15-16 yaşındaki Simay özellikle 17 yaşındaki Simay
o kitaplar sayesinde hayal kurmayı öğrendi.
Ve ben şu an belki çok daha kendi damak zevkime uygun hayaller kurabiliyor
ve ideallerin peşinde koşabiliyorsam
bu John Green sayesinde değil ama
o zaman onları okuyan Simay'ın hayal kurabilme yetisini kazanması sayesinde
çok gariptir ki sanki büyüdükçe hiçbir şey bilmeyen,
şu an hayatta sahip olduğum hayat deneyiminin belki %20'sine 30'una sahip olan bir Simay'ın
bende o kadar büyük bir emeği var ki insan zaten büyüdükçe aslında ne kadar kendine ebeveyn olduğunu da fark etmeye başlıyor.
Arkadaşlık tanımım bu süreçte çok değişti.
İnsanın en yakın bir arkadaşının olmasına çok da ihtiyaç olmadığını,
hayatta romantize ettiğim birçok şeyin bir gün kullanırım ya diye böyle bir kenarda biriktirdiğim sonra yüzüne bile bakmadığım bir kutu anıdan ibaret olduğunu fark ettim.
Hayatın en yakın arkadaşsız da çok keyifli olabileceğini, farklı farklı kulvarlarda birçok arkadaşın olabileceğini,
bir arkadaşla bazı şeyleri sevmemenin dünyanın sonu olmadığını zaten sağlıklı bir insanın herkese de o kadar olduğu gibi kabul edemeyeceğini bilmek benim hayatımı gerçekten çok kolaylaştırdı.
Biliyorsunuz sık sık annemle olan ilişkimden bahsediyorum.
Ve benim için gerçekten hayatı çok kolaylaştıran, bana çok her konuda eşlik eden bir anneye sahibim.
Ama bunu beni korkutan bir tarafı...
ileriye dönükte bir kaygıyı bana çok veriyordu.
Yani benim için bunları çok kolaylaştırıyor süper ama
peki ben bunları tek başıma yapmayı becerebilecek miyim?
Yapmak zorunda olduğum o gün geldiğinde şeklinde.
Ve bu noktada gerçekten belki de zamana sırtını yaslamak
büyümenin en güzel özelliklerinden bir tanesiymiş.
Aceleciliği bırakmanın büyümek listesinde kesinlikle çok büyük bir yeri olduğunu düşünüyorum.
Böyle büyük harflerle yazılan bir şey.
aceleciliği bırakmak.
Her ne kadar listenin başında mayonez ketçaptan iyidir gibi bir giriş de yapsam
aceleciliği bırakmak ve biraz daha aslında adımlarını yavaşlatmak
gerçekten büyümenin çok büyük bir parçasını oluşturuyor.
Çünkü hayat aslında baktığımızda aynı yolları tekrar tekrar almak
belki de içine doğduğumuz yeni taşındığımız haliyle
başta hiç bilmediğimiz bir mahalleyi zamanla karış karış ezberlemeye çok benziyor.
Farklı yerlerde de yaşasak, farklı hayatlarda sürdürsek, aynı hayatın içerisinde bambaşka şehirlere taşınmış, bir asker çocuğu gibi oradan oraya savrulmuş, belki aynı anda birçok farklı karakteri kendi içimizde yaşatabilmiş insanlar da olsak aslında hayat bence aynı yolu tekrar tekrar almak üzerine kurulu bir şey.
haliyle belli bir yerden sonra da artık aceleciliği geride bırakmak,
o yaşadığın yerde, o adım adım karış karış ezberlediğin yerde artık kendi karakterine göre
favori kafeni, en sevdiğin marketi, en güzel fırını keşfetmek,
geçmemen gereken sokakları deneyimleyerek öğrenmek gibi bir şey bence hayat
ve adımlarımı yavaşlatmak bana çok iyi geldi.
Ve zamana sırtımı yaslamak da şimdi bağlayacağım bu bir şeyleri annem benim için yapıyor peki ben nasıl yapacağım noktasına.
Bu zamanın yavaşlaması biraz daha aceleciliğimi artık biraz da artık zamana bırakalım yani oluruna bırakalım demek şunu fark ettirdi.
Öğreniyorsun ya yani çamaşır makinesi nasıl çalışır?
Bulaşık makinesinde favori programın ne?
Bunlar gerçekten hayatında bir yer kaplamaya başlıyor.
Hakikaten bir gün bir bakmışsın acaba kasiyer yaşımı kimliğimi soracak mı diye böyle götüm götüm atarken ve bira alırken bir bakmışsın artık market raflarında yumuşatıcı kokluyorsun.
Bu geçiş, bu kontrast bana hem çok iyi hem de çok nostaljik hissettiriyor.
Kendi başıma kaldığım ve yine tabii ağlayazırla ya ben hasta oldum hangi ilacı içeceğim?
Anne ben şimdi sence ibukolt mu alayım yoksa parolden mi devam edeyim?
Hala anneme soruyorum evet ama artık bir sorduğum soruyu bir daha sormamak, işe yarayan cevaplar gibi kafamda ayrı bir sekme açıp oraya onları not almak, hayat deneyiminde sanki bir hocadan ders alırken söylediği önemli noktaları harıl harıl kenara not almak gibi öğrendiğim şeyleri de farkında olmadan başka bir sekmede kafamda depoladığımı fark ettim.
Ve bence aslında bu da kendimizle o kadar da bir mücadele içinde olmadığımız yani kendimizle aynı safta yer aldığımız kendimizin yararını aslında zaman zaman kendimizin en büyük düşmanı en büyük zorbası da olsa yani ben bunu bilinçli yapmadan kafamda bir yerde simay ileride işime yarayabilecek bütün bilgileri depoluyor.
Ve bu o kadar büyük bir güven veriyor ki.
Mesela tam böyle İstanbul'dan dönerken beni bir köpek ısırdı ve kuduz aşısı olmam gerekiyor.
İtalya'da da sağlık sistemi hakikaten çok zorlayıcı.
Ama yaptırmak zorundayım.
Yani kuduz aşımı olmak zorundayım.
Bir şekilde yolunu bulmak zorundayım.
Gece 5'te 6'da da yani sabahın köründe de yatsam bir saat sonra da olsa kalkmak zorundayım.
Artık böyle benden daha önceye alarm kurup da kapımı çalıp hadi Simay bak geç kalıyorsun demeyecek annem.
Kendi kendine bir şekilde bir düzen kurmak ve ne kadar zorluk yaşarsan yaşa gerçekleştirmen gereken sorumlulukların olması insana bazen bir gecede 5 yaş aldırıyor.
Tabii ki keşke böyle olmasa ama ben bir yandan da işlerin böyle ilerlemesinden memnunum gerçekten.
Hayatımda yeni rutinler oluşturmak ve bu rutinlerin aldığım vitaminler hatta duş alma sıklığım noktasında bile kendine dair bir çember oluşturduğunu fark et.
Önceden mesela duş almadan asla dışarı çıkmazdım.
Benden büyük kuzenlerim böyle işte duş alıyorum ama saçımı yıkamıyorum biraz daha yağlansın diye bekliyorum falan dediğinde bu bana akıl almaz gelirdi.
Şimdi anlıyorum.
Şimdi diyorum ki of yani ne gerek var.
Ya da önceden giymek istediğim şey kirlideyse tek bir parçaysa bile onu allem eder kallem eder yıkatırdım.
Şimdi öyle değil.
Hayat gerçekten insana dolaptaki her şeyini giydirmeye başladığında dur ya şimdi siyahlar birikmedi dedirttiğinde ya da böyle bir tane tişörtünü koklayıp tamam ya çok da kokmamış bence bunu giyerim demeye başladığında sanki gerçekten büyümeye başlıyorsun.
Tabi boyun uzaması bir yerde duruyor, kemiklerin gelişmesi bir yerde duruyor ama bir şeylerin hala büyümeye devam etmesi tıpkı bir ağacın boyunun ne kadar uzun olabileceğini çok kestiremememiz ya da bir ağacın boyunun ne kadar süredir yaşadığıyla ölçülemediği gibi içimizde bir şeyin hala böyle uzayıp gitmesi, dallanıp budaklanmaya devam etmesi beni mutlu ediyor.
30'larıma 40'larıma 50'lerime dair beni gerçekten merakla bekletiyor
hasta olduğun zamanlarda kendine bakmak zorunda kalmak etrafında birinin olmaması yine insanı çok hızlı büyüten şeylerden bir tanesi benim listemde
temizlikle ilişkim büyümekle çok orantılı
masamda toza tahammülüm yoktur mesela
Yani bir toplantı var ya da bilgisayarımda online olmam gereken 5 dakika sonra bir şey var.
O tozu silmek mesela.
Çok büyümekle ilgili.
Annemin zamanında kafaya taktığı ve sinirlendiği her şeyi yavaş yavaş anlamaya başlıyorum.
Hakikaten de çocuğum olmadan da bu şekilde aslında anneme ne kadar benzediğimi gördüğüm şeylerden bir tanesi.
Aslında anneme benzemek değil.
Annem de kendi annesine benziyor belki bu noktada.
anneannem de kendi annesine benziyor falan ama
aslında hepimizin ortak noktası kime benzediğimiz değil.
Büyüyor olmamız.
Eminim annemin de şu an 50'li yaşlarında
bu bende yoktu ama giderek anneme benzemeye başladım dediği şeyler
40'larına 50'lerine girdikçe yeni bir seviye atlamak gibi kilit açmıştır.
Buna neredeyse eminim. Bu bölümden sonra belki bir arar sorarım.
Hayır demeyi bilmek, büyümekle ilgili evet
Ama büyümenin içinde gelen bir şey değil.
Hayır demeye başlayınca büyümeyi beraberinde getiren bir şey.
Hayır dediğinde hakikaten bence insan birkaç yaş büyüyor.
Ve hayır demekle birlikte de onu yaşlandırabilecek şeylerden bir o kadar uzaklaşmış oluyor.
Yani hayır diyebilmek retinol kullanmak, C vitamini kullanmak gibi bir şey yani.
İşte gece bakım kremi sürmek gibi bir şey yani.
artık yaşla hayatına gelen, yaşlandığın için onu hayatına empoze ettiğin
ama sene de belki olduğun yaşta göstermeyen, daha genç hissettiren bir tarafa sahip hayır diyebilmek.
Çünkü artık yapmak istemediğin, zaman geçirmek istemediğin, zaman harcamak istemediğin şeylere hayır deyip
o elindeki zamanı kendi başına ne yapmak istiyorsan ona yatırabiliyorsun ve bu çok güzel bir şey.
Belki de büyümekle ilgili en sevdiğim şey tabii ki de ekonominin de içinde bulunduğumuz dönemin de bize bir ev almak, araba almak, bir aile kurmak, gidip de işte istediğimiz yerde yaşamak gibi imkanları çok sunmamasından da kaynaklı sahip olduğumuz şeylere daha sıkı tutunmaya başlıyoruz.
Çünkü benim şu an bu benim diyebildiğim bir evim, arabam yok, malım, mülküm yok ama zamanım var.
Haliyle de ona çok daha titizlikle yaklaşmaya başlıyorum.
Şimdi tabi hala bir parçam her şeyi yapmak istiyor.
Her yerde olmak istiyor.
Bir parçam hala geçenlerde şeye çok kuruldu mesela.
Ya ben tam Boğaziçi'nde okuyacak kadındım ya.
Ben niye Boğaziçi'nde okumayayım ki?
Niye yani?
Bir masterı da orada yapayım.
Ya da belki doktora yaparım.
Ya da işte çünkü bu yadaları söylemezsem zamanında Boğaziçi'nde okuyamayışıma üzüleceğim.
Ama Boğaziçi'nde okumayı tercih etseydim ve İstanbul Üniversitesi'nde okumasaydım.
Belki Erasmus yapamayacaktım.
Belki Napoli'ye gidemeyecektim.
Hayatımın aşkı dediğim şehirle tanışamayacaktım.
Ve şu an burada oturuyor olmayacaktım.
O yüzden büyümek biraz da geçmişte verdiğin kararların senin bugün olduğun yerdeki etkisini kabul etmek.
Buna müteşekkir olmak ve geldiğin noktada sürekli arkaya bakmak yerine nereye ne kadar gidebileceğinle ilgili daha realistik kararlar verme yetkisini kazanmakla ilgili.
Bu belki biraz daha kişisel bir şey ama ben hayatım boyunca keşkelerden ve acaba nasıl olurlardan çok korkmuş bir insan oldum.
O yüzden de çok bodoslama bir insanımdır.
Birinden hoşlanırsam söylerim.
Birine kırıldıysam söylerim.
Arkadaşlarım çok eleştirir.
Lan dört günlük çocuğa beş satır paragraf yazmışsın yani salak mısın der.
Ama ben orada o beş satır paragrafı o adam için değil kendi duygularımın arkasında durabilmek için yazıyorum.
Bunu da deseydim acaba ne olurdu?
Kendimi daha iyi ifade etseydim keşke dememek için o an bazı şeyleri söylüyorum.
Ha pişman olmuyor muyum? Oluyorum.
Harcadığım zaman üzülmüyor muyum? Üzülüyorum.
Döktüğüm gözyaşı zaman zaman canımı sıkmıyor mu? E sıkıyor.
Ama acaba şöyle deseydim ne olurdu diye kendi kendimi yemektense ve bütün ihtimalleri düşünmektense
bile bile lades demek ve hata yapmak bana daha konforlu geliyor.
Böyle olunca da artık biraz daha yapabileceğim şeyleri kestirebilecek kadar kendimi tanıdığımı fark ettim.
Boğaziçi'nde okumak mı istiyorum? Denerim.
Ve olana kadar da yaparım.
Bir gün olmazsa başaramadığım için değil, istemeyi bıraktığım içindir diyebiliyorum, diyebilirim.
Bu da yine büyümekle ve kendimi ne kadar tanımaya başladığımla ilgiliymiş gibi geliyor bana.
Şimdi tabi bu liste böyle uzayıp gidiyor ama canımı hafiften yakan, böyle sanki bir anda elim sıcak tavanın kenarına değmiş gibi beni diye böyle irkilten bir acılı tarafı da var büyümenin.
Bir tane hayatın olduğunu fark ediyorsun.
Bir tane hayatın var.
Bir tane yani.
Bir şehre gidiyorsun, burada ne güzel yaşanır diyorsun.
Yeni bir iş kolu çıkıyor, ben bunu ne güzel yaparım aslında diyorsun.
Para kazanman lazım, karnını doyurman lazım.
Mutlu olmak da artık görev gibi bir şey.
Belli şekillerde kendini mutlu da etmen lazım.
Keşke diyorsun yani birden fazla hayatım olsa da birinde burada yaşasam, birinde bu işi yapsam, birinde şöyle olsam.
bir tane hayatın olduğunu fark edince gerçekten insanın birazcık içi burkuluyor.
Onu hem her şeyle doldurmak hem de her şeyle doldurup altlardakilere ulaşmakta zorlanmamak için çok iyi organize etmek istiyorsun.
Bu da aslında bir hayata tekabül ediyor.
Büyümek aşka dair bakış açımı da çok değiştiriyor benim, değiştirdi.
Bir yanım hakikaten kendime göre birini bulamazsam ben bu hayattan yalnız bir şekilde gideceğim.
Yani partnerim olmadan gideceğim.
Gerçeğini kabul ettirdi bana.
Ama bu İstanbul'da bir bölüm kaydetmiştim henüz kelimesi üzerine.
Gittim sonra dövmesini yaptırdım.
Elimin üstüne unutmamak için henüz yazdırdım.
Evet henüz bulamadım aşkı.
Ya da henüz bazı şeyleri tamamlayamadım.
Ve bunu böyle söyleyince kendime biraz zaman da tanıyorum ama.
Diğer yandan da umutsuz bir şekilde değil de.
Yani ben bu saatten sonra kendime göre birini bulamazsam da kendi standartlarımın ve beklentilerimin altına da saddledan olmayacağım dedirtti.
Böyle şeylerin kabulü de hayalperestliğimi yarıda bırakan bir şey değil ama gerçekçi hayaller kurmamı ya da hayallerim istediğim gibi olmazsa yeni alternatifler üretebilme yetisini de bana kazandırdı diye hissediyorum.
Herkesin büyümek listesi çok farklı.
Annemle yürürken hadi dondurma alalım dedim ve hiç yaptığım bir şey değildir
Her zaman böyle yediğim dondurmalar var dedim çubuklu dondurma
Antep fıstıklı dondurma hiç yemem ben normalde
Ben antep fıstıklı aldım ve o zaman ne kadar aslında yetişkinleşmiş benim bir dondurma tercihim bile
Önceden giderdim hep en egzantrik olanı seçerdim
benim seçimlerimden geriye ne kaldıysa da
annemler onu yerdi
ne kadar da büyümekmiş bu
ya da mesela yolda yürürken
hadi bir dondurma alayım da şöyle bir çubuklu dondurma yiyeyim
demek ne kadar yetişkin işi
diye düşünüyordum
bunu annemle paylaştım ve bana dedi ki
aksine benim için dondurma yemek sokakta
çocuklaşmak gibi
şimdi hem çok duygulandırdı beni
hem de
birbirimizden bu kadar farklı
büyümek ve küçülmek listelerimizin olması da beni çok mutlu etti.
Çünkü biz hep birilerinin kızı, birilerinin oğlu, birilerinin çocuğuyuz.
İşte aynı baba tarafın gibisinden, aynı babaannen gibi konuştularla büyümüş çocuklarız da bir yanda.
Hep birilerine benzetildik.
Ama bu liste bana kimle ne noktalarda benzerlik kurulmuş olursa olsun üzerimde
benim kendi başıma ve kendi listelerimle bir tane olduğumu bana çok hatırlatan bir şey.
O yüzden bu bölümün sonunda lütfen siz de kendi listeniz üzerine biraz düşünün.
Belki de bu listeyi yapmanın en güzel tarafı oraya hangi maddeleri yazdığınız değil
bir listeyi yazabilecek kadar dolu dolu bir hayat yaşadığınızı
doluluğun çok farklı şeylerle ölçülebildiğini somut bir şekilde görebilecek olmanız.
Benim büyümek listem galiba bir şeylerin bittiği yerde bittiğini kabul etmekle de sonlanıyor şimdilik.
O yüzden bu bölümün de sonuna geldik.
Umarım dinlerken benim konuştuğum kadar keyif almışsınızdır siz de.
Sen o kız değil misin??
Önümüzdeki ay 4. yaşına giriyor.
Korkunç, korkunç bir şey.
Odunda bir büyüme listesi olacak bence.
Kendi içinde vardır hatta sorsak.
Galiba bu listede hiç değişmeyen tek bir şey var.
Umutsuz da alışmayın.
Yatağa küs girmeyin.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
