
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
Güya bu bölümde kendimi kabul etmek üzerine konuşacaktım. Olduğumuz gibi çok güzeliz falan diye yaşam koçluğu yapacaktım. Ne mi engel oldu? Kendimi olduğum gibi kabul edemeyişim. Madem öyle, reddetmek kabul etmenin yarısıdır dedim. Kabul etmek ya da etmemek, işte bütün mesele bu dedim. Karşınızda 24.bölüm ve kendini kabul edememiş ve etmeyi başarmış iki ayrı Simay. İyi dinlemeler sevgili o kızlar.
Şarkı: @denzi - geri dalarım
Transkript
Altyazı M.K.
Konuyla baş başa bırakacağım.
Aslında ben yaklaşık bir haftadır falan bu bölümü kafamda tasarlıyorum.
Sizinle kendini kabul etmek üzerine konuşacaktım.
Çünkü çok sevgili arkadaşlarım Tutku ve Eda bana geldiklerinde beni ziyaret etmek için ellerinde kendi yaptıkları mumla geldiler.
Ve bana yaptıkları mumun üstünde acceptance yazıyordu.
Kendini kabul etmek.
Yani kabul etmek ama ben onu hayatta en fazla mücadelesini çektiğim kendime atfettim.
Ve benim için o kendini kabul etmek gibi bir şeye dönüştü.
Sonra galiba kendimi o tam böyle yatağımın karşısına koyduğum muma baka baka biraz maruz bırakarak kendini kabul etmek üzerine konuşmaya ittim.
Ve aslında cümlelerim, söyleyeceklerim, bölümün sonuna koyacağım şarkı her şey hazırdı kafamda.
Ama bir türlü bilgisayarın başına geçemedim.
Geçtiğimde de gerçekten inanalım bu belki 15. denemem.
Dakikalarca konuşup, 20 dakika konuşup, belki böyle totalde 3 bölüm kadar konuşup
hiçbir yere varamadığım, içime sinmeyen, aslında gayet güzel konuştuğum, dilimin sürçmediği
ya da metaforlarımın yine çok güçlü olduğunu hissettiğim ama bir türlü içimde bir şeyin oturmadığı bir sürü deneme yaptım.
sonra fark ettim ki
aslında benim bu bölümü kaydedemememin bile
sebebi kendimi kabul edememem
bazı şeyleri kabul edemiyorum
bazı noktalarda dilimin sürçüceğini
istediklerimi istediğim gibi
lanse edemeyeceğimi
içimdeyken çok güçlü olduğunu düşündüğüm
ama dile döküldüğünde o kadar da
etki etmeyen sözlerin
sahibi olabileceğimi kabul edemememden
geliyor o yüzden de 3 saattir
belki ya da 2 saattir
dakikalardır böyle
bir bölüm kaydet onu
beğenmedim, bunu sileyim mi, bunu
edeyim mi? Peki sonucunda çok harika
bir şey çıkartsam bile bu ne kadar
kendimden bir ürün olacaktı?
Orası da tartışılır.
Çünkü benim kendimi hiç ifade
edemediğimi hissettiğim ama o ifade
edemeyişin bazı şeylerin
cevabı olduğu birçok bölümüm oldu.
Sizinle konuşurken
tam böyle çok vurucu bir cümleyi söyleyecekken
dilimin sürçtüğü ya da içeri
birinin girdiği, bir anda bölümün
kesildiği bir sürü an oldu.
Ama o zamanlar demek ki beni rahatsız eden şey bu değildi.
Şu anda da aslında mevzunun ne dilimin sürçmesi, ne istediğim gibi bir ortamda olabilmek, ne biraz bölümün benim için aceleye gelmesi falan bunların hiçbiri olmadığını, bunların sadece bir şeyin ipucu olduğunu ama işin derinliğinde benim bir türlü aslında konuşmak istediğim o kendini kabul etme sürecine o kadar da inanmadığımı gösteriyordu.
O yüzden ben de size sahte bir bölüm vermek istemedim.
Çünkü kendini kabul etmek diye bir şey varsa eğer dünyada kendini kabul etmeyen insanlar olduğu içindir.
O yüzden de ben kendini kabul etmeyi konuşmak üzere kendini kabul etmeyen bir simay olarak karşınıza çıktım.
Sonra aklıma geldi.
Birazdan sizi bu bölümün konuğuyla baş başa bırakacağım.
Oraya gelmeden önce söylemek isterim.
Ben bir ay önce Türkiye'ye gelmeme 4-5 gün kalmışken son kez Roma'yı görmek istedim.
Çünkü benim için kolezyum dünya üzerine görebileceğim en önemli şeydi ve onu gördüğümde sanki hayat amacım tamamlanacak gibi hissediyordum.
O yüzden bir kere görmek bana yetmedi ve dönmeden önce onunla vedalaşmak istedim.
Böyle çok tatlı bir Ağustos günüydü.
Ve ben gece bir buçuk gibi falan kolezyumun karşısında oturmuş o şaşalı o görkemli yapıyı seyrediyordum.
Etrafımda insanlar sohbet ediyordu, sarılıyordu, öpüşüyordu.
Ve benim için nedense çok kudretli bir andı.
Kendimi çok kabul ettiğim, kendimi bağrıma bastığının bir andı.
Ve ben o anı sizinle paylaştım.
Telefonumu açıp beş dakika boyunca ne hissettiğimi sizinle paylaştım.
Size anlattım.
Sadece onu yayınlayacak doğru anı bekliyordum.
O da galiba bugünmüş.
Kendini kabul edemeyen bir simaya kendini kabul etmiş bir sima şoku olarak bu 5 dakikalık ses kaydını paylaşacağım.
O yüzden bu bölümün konu 1 ay önceki sima olacak.
Aslında 1 ayda çok değişmedim.
Ama düşününce hala bazı şeylerde bazı noktalarda 1 ay öncekinden çok daha farklı olduğumu düşünüyorum.
O yüzden benden 1 ay önceki simayı huzurlarınıza çağırıyorum.
Umarım onun kolezyon macerasını siz de kendinizi orada hissedersiniz
Çünkü ben şu an kendini bir türlü kabul edemeyen
Hafif böyle kendisiyle çatışmalar yaşayan bir simay olarak
Kendini kabul ettiğim anları görmeye çok ihtiyaç duyuyorum
Şansıma doğana eşlik etmişsiniz bir şekilde
Umarım bunu hissedersiniz
Sizi çok seviyorum
Geri kalanı simay söyleyecek zaten
Hoşçakalın
Bunu dinleyecek olan biri var mı bilmiyorum
ama eğer dinleyen
birileri varsa ya da ben bu sesi
bir yerde kullanacaksam
beni duyan herkese selam olsun.
Saat
02.58
itibariyle 2 Ağustos oldu.
Benim İtalya'daki
son 3-4
günüme girdik ve
Roma'dayım. Kolejimi seyrediyorum.
Yani saat
çok geç ama burası hala canlı.
İşin garibi de böyle
içinde bir sürü insanın öldüğü ve
Yani yüzyıllar önce yaşamış ölmüş insanların inşa ettiği bir şeyin etrafında böyle bir canlılık, böyle bir hayat hakim.
Ben de bu hayatın ve bu canlılığın içinde kanlı canlı duruyorum ama gerçekten ne kadar hayatta hissediyorum onun biraz tartışılır olduğu bir andayım.
ama bunu galiba biraz birileri duyar diye değil ama
kendim dinlersem bir gün nerede, ne şekilde olduğumu
ve nelere başardığımı kendime hatırlatmak için kaydediyorum.
Çünkü ben gerçekten çok fazla kendiyle gurur duymayı
becerebilen bir insan değilim.
Belki de bunun mücadelesini vermek için.
Kendimden bir iz bırakabilmek ve sonrasında dönüp bu bıraktığım izleri dinleyip tekrarlayabilmek ve bir şeyler öğrenebilmek için
Sanki ders notu çıkarırcasına sürekli olarak konuşuyorum, bir podcast yapıyorum, bir şeyler yazıyorum, karalıyorum ya da hiç kimseye anlatmasam bile beynimin içinde sürekli bir sesle sürekli bir münakaşa halindeyim.
Ama gerçekten bilmiyorum bu hissi bir daha yaşar mıyım.
Yaşayacağımı umuyorum.
Yani umudum bu yönde.
Zaten bu umut insanı biraz da hayatta tutan şey ama gerçekten 23,5 yaşımda gece 3'de İtalya'da kolezyonun karşısında oturmak.
Ki yani etrafı da böyle yani restorasyon şeyleriyle, inşaat araçlarıyla falan dolu.
Öyle bütünüyle bir mükemmellik hakim değil.
Ama zaten bu bütünüyle hakim olmayan mükemmellik, bozukluk bana çok tamamlanmış hissettiriyor.
Çünkü bu kadar güzel bir yapının etrafı bile bu kadar bozukken kendime belki de bu yüzden burada bir yer bulabiliyorum.
Çünkü kesinlikle mükemmel değilim ve kesinlikle kusursuz değilim.
Ama çok net bir şekilde hissettiğim bir şey var ki kendimi nedense burada tam ve buraya ait, burada sırıtmıyor gibi hissediyorum.
Bazı ortamlar var diye de çok sırıttığınızı hissedersiniz.
Kesinlikle öyle hissetmiyorum.
Belki de bunu güzel yapan şey biraz böyle bir mükemmelliğin etrafındaki yarım yamalak bozuklukların bile bir ahengi oluşturuyor olmasıdır.
Ama kendimi çok iyi hissediyorum.
Çok böyle ruhani noktalara girmek istemiyorum ama buraya gelmeden önce, bir buçuk sene önce falan bir gün rüyamda görmüştüm böyle kolezyumun etrafında olduğumu.
Ama rüyamda kolezyumun etrafı denizdi, ben de yüzüyordum.
Ama çok net bir şekilde hayatımda hiç böyle gerçekten oturup incelemediğim, sadece kitaplardan gördüğüm, fotoğraflardan, kartpostallardan gördüğüm bir yapının etrafında olduğumu çok net bir şekilde hatırlıyorum.
Çok kısa bir süre sonra da İtalya'ya gelebileceğimi öğrendim ve işte bir buçuk sene sonra da buradayım.
Yani işin garibi çok gururlu hissediyorum ya.
Yani çok fazla şey kaybettim, çok fazla şey kazandım belki bu yolculukta.
Bahsettiğim şey de yani yıllardır bir sürü insanın yaptığı, milyonlarca insanın yaptığı o kadar da zor olmayan bir şey.
Erasmus'tan bahsediyoruz ama herkesin her şeyden kazancı gerçekten çok farklı oluyormuş.
Şimdi böyle o rüyamda gördüğüm şeyin karşısında oturmak ve kendimle konuşuyor olmak bana inanılmaz bir şey başarmışım.
Çok büyük bir sorumluluğun üstüne çizik atmışım gibi hissettiriyor.
Çünkü ben çok fazla şeyi böyle çok isteyip hep kıl payı kaçıran ve sağlık olsunlara sığınan bir insandım.
Bu sefer gerçekten o kıl payı kaçırmak olmadı ve hani o tırnaklarımla kazıdığım lafı vardır ya.
İnsan galiba tırnaklarıyla kazıdığını ellerine bakıp da o tırnakların arasına kalan tozları görünce anlıyor.
Ve o tozları da hiçbir zaman kir gibi görmemeye başlıyorsunuz bir başarının emsali olunca.
O yüzden içi kumla taşla dolmuş ama beni istediğim seviyeye, istediğim manzaraya getirmiş ve bugün kolezimin karşısına oturtan her neyse onunla ve beni buraya getiren o on tırnağımla gerçekten çok gurur duyuyorum.
Bunu söylemek istedim. Umarım bu sesi kullanırım.
Benim için çok epik bir an olur.
Çünkü demiştim ya insanın aslında olayı ana karakter olmak değil bazen yaşayan şeylerin etrafında figüran olmak diye.
Böyle zamanında insanların gladiyatör savaşları yaptığı, şimdilerde 16 euro ile içine girip gezdikleri, önünde poz verdikleri ama belki içerisiyle ilgili hiçbir şey düşünmedikleri bir yapının karşısında gerçekten kendimi ana karakter gibi hissediyorum.
Ama figüren olduğumda çok farkındayım.
Bu da bana gerçekten insanın rolü ne olursa olsun nasıl hissettiğiyle aslında ne kadar büyük ve dolu bir hayat yaşadığını öğretiyor.
O yüzden bu figürenlikse ben çok mutluyum.
Şimdi seve seve kendi hayatımın baş rolü olmaya da hazır hissediyorum.
Umutsuzluğa alışmamanın ve yatağa küf girmemenin faydalarından bir tanesi de buymuş sanırım.
Kendinize çok iyi bakın. Yakında geliyorum.
Altyazı M.K.
Altyazı M.K.
Çıkarsam derin nefes alıp geri dolarım
…"
…"
Altyazı M.K.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
