
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
hayatta oluşturduğunuz her şeyi alın, üstüne çıkın ve duygusal dalgalanmalarınızın tadını çıkarın. sörf sezonu başladı. iyileşmek düz bir çizgi değil, biz de akrobasi yapmıyoruz. öpüyorum sizi. bir sıfırdan büyük. iyi ki de öyle.
Transkript
Herkese merhaba. Sen o kız değil misin?''in yeni bölümüne hoş geldiniz.
Bu aslında benim size göstermek istediğim, sizin şahitlik etmenizi istediğim bir şey. Bir insan nasıl cumadan pazartesiye değişebilir, nasıl cumadan pazartesiye bu kadar farklı hissedebilirin bir kaydı.
O yüzden de bu hepimizin hayatında olan ama belki de çok kafamızı çevirip bakmadığımız için fark etmediğimiz bir şey.
Ve ben biraz da zamanın bolluğundan kendime biraz zaman vermeye çalıştığımdan bunu fark etme şansı edindim.
Ve bu farkındalığı yakalayabilecek zamanı enerjisi olmayanlar için de bir kolaylaştırıcı olması için bugün mikrofonun karşısına geçtim.
Umarım her şey yolundadır.
biliyorsunuz ki cuma günü belki dinlemişsinizdir belki hala dinlemeyenler vardır aranızda
bir bölüm paylaştım
arkadaştan gelen o uzun ses kaydı bölümünü çok sevmiştiniz ve o tatta bölümler çekmek de isterken
hakikaten de kendim için böyle bir yürüyüşe çıkmam gerektiğini düşünürken
ikincisini aslında kaydetmiştim
orada gerçekten sesim de ruh halim de aslında çok iyi olmadığını hissettiriyor bence.
Ama bunu orada da söylediğim gibi sizden saklamak istemedim.
Bu hayatta kötü duygular var.
Ama bugün en çok konuşmak istediğim şey
bakın bugün sesim daha iyi geliyor, bugün daha iyiyim ya da artık öyle hissetmiyorum gibi
böyle Süreyya Hanım'ın muhteşem değişimi değil.
Çünkü hayat böyle bir şey değil.
Bugün anlatmak istediğim şey aslında hepimiz bazı öğretilere sahibiz, bazı tavsiyeler veriyoruz, bazı tavsiyeler alıyoruz ama bunları söylemek, üzerine konuşmak, sohbetini ederken yaşadığımız o aydınlanmaları hayatımıza adapte etmek, uygulamaya sokmak, onları konuşmak, onları evet deyip kabul etmekten çok daha farklı ve çok daha zor.
O yüzden burada anlattığım ya da çevremdeki insanlara akıl olarak verdiğim ya da benim aklına aldığım bazı şeyleri direkt yaşarken bulunca kendimi hiç vakit kaybetmeden size bunu örneklendirmek istiyorum.
Bugün aslında biraz iyileşmenin düz bir çizgi olmadığını konuşacağız.
Ben hala fiziken hastayım.
Hala ilaçlarımı alıyorum, iyileşmeye çalışıyorum.
Diğer yandan hala kendimi mental olarak çok güçlü hissetmiyorum ve zor bir süreçten geçiyorum
Ama bugün cumaya göre bir tık daha iyi hissediyorum
Hatta cuma günü sizinle konuştuktan ve o bölümü paylaştıktan sonra
Cumartesi günü inanılmaz derecede kötüydüm
Yani özellikle duygusal anlamda gerçekten çok kötüydüm
İlk defa böyle yataktan uyandıktan sonra 9 saat çıkmadım.
Hiçbir şey yapmadım, hiçbir şey yiyemedim.
Tekrardan uykuya dalamadım ve böyle dibine kadar o kötü oluşu hissettim gerçekten.
Hani önceden kafamdaki bazı düşünceler beni uyanık tutardı.
Artık bir şey de düşünemediğim, başka hiçbir şey yapamadığım, sadece bomboş bir duvarı izlediğim,
Gerçekten beni zorlayan bir gün yaşadım.
Sonra tabii o hiçbir şey yapmamak bazen en yorucu şey olabiliyor insan için.
O yorgunlukla da dün gece, şu an bu bölüm pazar günü kaydediyorum, siz pazartesi dinleyeceksiniz.
Cumartesi gecesi bayağı yorgun bir şekilde artık yataktan hiç çıkmamış olmama rağmen uykuya daldım ve bugün görece daha iyi uyandım.
Biraz daha belki o yapmam gerekenler listesinde normal bir günde her şeyi tamamlayabilecekken bir tanesini iki tanesini yapabildim.
O noktaya geldim ve bu da gerçekten aslında çok büyük bir ilerleme.
İnsanın koşmadan önce emeklemeyi öğrenmesi gerekiyor ve bazı yaşadığımız durumlar, duygular bize tekrar tekrar o en baştaki o ilk seviyeye gitme nedeni sunuyor maalesef.
Ama günün sonunda bu bir adım.
Evet koşan birine göre emeklemek belki çok işten bile değil ama elden ayaktan kesilmiş birisi için emeklemek yapabileceği en büyük ilerleme.
O yüzden birkaç tane şeyi de olsa halletmek, bugün mikrofonun karşısına geçip size seslenmek büyük bir ilerleme benim için.
ve hali hazırda düne nazaran daha iyi hissediyorken bunu yakalamak, somutlaştırmak ve aslında kendime de belki ilerleyen zamanlarda kullanmak için sanki kışlık domates hazırlarcasına bir bölüm kaydetmek istedim.
Belki yarın bugünden daha iyi olmayacak.
Belki yarın bu bahsettiğim cumartesi günüken mi çok kötü hissettiğimin daha da dipte bir versiyonu olduğunu keşfedeceğim.
bunu yaşamadan bilemeyeceğim galiba ama diğer yandan da iyileşmenin düz bir çizgi olmadığını, dalgalı bir grafik olduğunu ve aslında bu dalgalı grafiğin olması gereken şey olduğunu yaşıyorsun.
Yani hayat biraz gerçekten böyle dalgalı, inişli çıkışlı bunlar klişe ama gerçek.
Biriniz bana çıkıp bu gerçek değil diyebilirse hodri meydan ama değil.
Ve bizim aslında günün sonunda hayatta kalmak diye yaptığımız şey bu dalgalı grafiğin üzerinde sörf yapabilmek.
Hepimizin bir sörf tahtası var ve aslında bu sörf tahtası biraz da hayat dediğimiz artık kaç yaşındaysanız o kadar yıldır sürdürdüğünüz bu mesaide inşa ettiğiniz temel ögelerinizden oluşuyor.
Yani belki ailesiyle, arkadaşları ile güzel bir ilişki geliştirebilmiş, desteklenmiş, kendi ayaklarının üstünde duran, her şeyin belki dört dörtlük olduğu bir insanda inişli çıkışlı bir grafiğe pekala sahip olabilir.
Ama onun surf tahtası daha sağlam, daha profesyonel, daha ihtiyaçları gözeterek inşa edildiği için o suyun üstüne kalmayı daha başarılı bir şekilde halledebilir.
Belki biz de belli eksikliklerimizle, sörf tahtamızdaki bazı kolaylaştırıcı olmayan ögelerle belki o suyun üstünde durmayı çok stabil bir hale getiremiyoruz.
Ama her düştüğümüzde ve tekrar o tahtanın üstüne çıkmaya çalıştığımızda aslında biraz da bir önceki düşüşümüzden belli çıkarımlar yapıp neyin ayağımızı kaydırmış olabileceğini bir nevi tahmin ediyoruz.
İşte bu bütün suyun üstünde kalmak, tahminler yürütmek, eksikleri kapatmaya çalışmak ya da onlarsız da yapabilmeyi öğrenmek aslında hayat dediğimiz şeye tekabül ediyor.
Wow! Size yemin ederim tek nefeste hiçbir şekilde yazmadan not almadan konuşurken bu metaforu düşündü.
bilmiyorum ben biraz paslandım mı
yoksa bu hakikaten çok iyi bir
metafor muydu bilmiyorum ama
yani
etkilendim ben
şöyle bir duralım ve bir
şöyle bir nefes alalım
yani sindirelim o cümleyi
o surf
bak şimdi bir görüyor musun böyle dalgalar
falan gözlerini kapatır bir surf
desin yani şu an
çok iyi çok iyi
işte öyle
deyip burada bitiriyormuşum.
Yok yani işte bu aslında ne kadar hayat yani bu inişli çıkışlı grafik
ve ben de bunun zaman zaman üstünde olduğum ve suyun böyle altında debelenmediğim anlarını
böyle ya kaydetmeye çalışıyorum ya o enerjiden biraz güç bularak işte işlerimi halletmeye çalışıyorum falan
aslında hakikaten biraz da işlerin tersine de gidebileceği günlere dair bir hazırlık yapıyorum.
Zamanın iyileştiriciliği bu aralar çok kafamı kurcalıyor.
Maalesef ki ben aceleci bir insanım.
Yani bir şeylerin çabucak çözümlenmesini, çabucak sonuçlanmasını hep beklerim.
Ve bunun zaman içerisinde çok da aslında tekmesini yedim.
Hakikaten bu benim başıma çok çorap ördüğü, ayağıma çok takıldığı,
Bir sürü başka probleme aslında öncülük etti falan.
O yüzden yavaşlamam gerektiğini biliyorum.
Ama hani çok da böyle yaşlandığını kabul edememek ve o gençlikteki aktiviteleri yapmakta inat etmek gibi aslında biraz da.
Zamanın iyileştirici olduğunu, zamanın geçmesini beklemekten başka çarem olmadığını bilsem de o acelecilikten tam anlamıyla kurtulamıyorum.
Yani henüz pratiğe dökemediğim teorik bir bilgi benim için zaman.
ve kötü şeyler yaşadığımda ya da kötü dönemler içinden geçtiğimde, zorlandığımda
zamanın hem iyileştireceğini biliyorum hem de o zaman peki nasıl geçecek?
Paniğini yaşamaktan kendimi alıkoyamıyorum.
Yani evet zaman geçecek, ben de biliyorum ve zaman geçtikçe bu acı, ağrı hafifleyecek
Çünkü bu esnada da hala bir şekilde yaşamaya ister istemez insanlarla interaksiyona geçmeye, çalışmaya, eğlenmeye, gülmeye, ağlamaya devam edeceğim.
Ve tabii ki bu zaman da bana bazı şeyleri getirecek, benden bazı şeyleri götürecek.
Ve evet biliyorum ki geçecek.
Ama henüz bu çok tazeyken geçeceğini hayal edemiyorsun.
Bir tane tweet okudum.
Bir şey yazmış.
Al işte yine üzüldüm ve yine bu üzüntü hiç geçmeyecek beni öldürecek gibi hissediyorum.
Yani kendime inanamıyorum bir sürü acı yaşadım ve hepsi geçti ama hala başıma kötü bir şey geldiğinde hiç geçmeyecekmiş gibi panikliyorum.
Onu o kadar iyi anlıyorum ki aslında baktığında hayatında belki kaç tane kötü şey yaşadın.
Kaç kere hayal kırıklığına uğradın, belki birden fazla ayrılık yaşadın, birden fazla insan çıktı hayatından, birden fazla kez belki başarısız oldun falan.
Ve geçti yani.
Geçtiği için bir de kalmadı ve birden fazla oldu zaten ki senin başka şeylerde de kırılmaya zamanın oldu yani.
Ama insan her yeni bir kırgınlıkla, bir dipte oluşla karşılaştığında durup da orada.
Ama önceden de olmuştu bak geçti ya çok da sığınamıyor.
Yani hakikaten biraz işe yarıyor olabilir ama yani %5 %10 olmasa da olur bir etkisi olduğunu düşünüyorum ben.
Bak önceden de yaşadın ama geçti öğretisinin.
Ne yapayım abi?
Ya ne yapayım?
Daha önce de oldu.
Eee?
Daha önce olması ve geçmiş olması.
Benim şu an geçmişteki bir zaman bankamdan kredi çekip bugün bu acıyı sonlandırmama müsaade ediyor mu?
Yok öyle işlemiyor.
E o zaman?
Yani ben bunu daha önce yaşamış olsam da şu an bu kendi içinde çok biricik bir şey.
Çünkü mevzu da şu bence.
Ben 27 yaşındayım.
Atıyorum en son 26 yaşımın sonlarında kalbim kırılmıştı, ortalarında kırılmıştı falan.
Ya da en son benzer acıyı 2021 yazında yaşamıştım falan.
Tamam da ben şu an o simaye değilim ki.
Benim belki şu an çok daha farklı hassasiyetlerim var.
Belki bugün kırıldığım şey 21 yaşındaki Simay'ın kırılmayacağı bir şeydi.
Ya da belki ben daha da hassaslaştım ya da daha da güçlendim.
Belki geçmişte de geçmişti bu acı ama belki bu sefer daha kısa sürecek.
Yani geçmişteki o ama bak sen bunları yaşadın övüdü tesellisi bazen insanın ayağını da kaydırabilir.
Ya ben daha kısa sürecek bir iyileşme sürecini sırf geçmişle kendimi özdeşleştirdiğim için daha da uzun yaşıyorsam, geçmişteki kadar yaşıyorsam.
O yüzden şeye de ben karşıyım yani.
Benim bunları ben olarak yaşamam, bugün olduğum insan olarak yaşadığım anlamına gelmiyor.
O yüzden bu tamamen yeni bir deneyim.
Bunu insanlara anlatamıyorsunuz.
Ve insanlara bir şey anlatmak da bazen onları ikna etmek noktasına dönüştüğünde yaşadığınız acıdan titiniyorsunuz yani onu da benimsemiyorsunuz.
Aslında biraz mevzu bence günün sonunda o kötü duyguları benimsemek.
Benim terapi sürecimde özellikle çok fark ettiğim bir şey şuydu ki anksiyete ile ben başlamıştım terapiye çok büyük bir kaygı bozukluğu yaşıyordum.
Ve terapide şunu öğrenmiştim ki aslında kaygı benim şimdiye kadar hep böyle ortaya çıktığında bastırmaya çalıştığım hiç sen bana ne söylemeye çalışıyorsun deyip onu anlamaya çalıştığım onun kaynağını tespit etmeye çalıştığım bir şey değildi.
Haliyle ben onu bastırıyordum ama her seferinde daha güçlü bir şekilde kendini bana hissettirmeye devam ediyordu.
Ve bir yerden sonra bu benim artık o baş etme mekanizmalarımın yetersiz olmasına neden oldu ve ben terapiye başladım.
Ve sonra terapistim sayesinde şunu fark ettim ki aslında ben zaten farkında bile olmasam da zihnim, ruhum, bedenim benimle aslında iş birliği halinde çalışıyor.
Ben zaten bunların bir bütünüyüm.
bütünüyüm. Bazen farkında
olmadan belki zihnin bazı şeyleri
bana düşündürtmeyerek ya da
bedenim bana kaygılanarak
kalbimin atışının hızlanmasıyla
midemin bulanmasıyla aslında bir şeylerin
yolunda gitmediğini göstererek
aslında benimle bir takım
olarak çalışıyor. Ve ben orada
o anksiyeteyi düşmanım
gibi görüp ortadan kaldırmaya çalışırken
aslında belki de bana bir
sinyal vermek için orada olduğunu
görmezden geliyor oluyorum.
O yüzden terapi beni
o kaygıma müdahale etmektense ona senin neyin var, bana ne söylemeye çalışıyorsun demekle biraz daha anlamlandırılabilir düşüncesini kazandırdı ve ben onunla biraz üstesinden geldim.
O yüzden bu kötü oluşlarda da onu hemen ortadan kaldırmak, onu halının altına süpürmek değil, bu neye tekabül ediyor çözmeye çalışmak benim bir yöntemim.
Ben acının acılı bir sürecinde siz o an yaşasanız da kendi içinde farklı katmanları olduğunu düşünüyorum.
Çünkü gerçekten mesela bir ayrılık yaşadığımda başıma kötü bir şey geldiğinde günün sonunda o yaşanan şey beni yalnız hissettirecek bir şeyse başta o ilişkinin bitmemesi için çok büyük bir mücadele veriyorum.
Hiç burada bahsettiğim sesi güçlü çıkan seni sevmiyorsa bırak gitsin diyen Simay olamıyorum yani bir anda çünkü benim de orada alışkanlıklarım kaybetmekten korktuğum şeyler sevdiğim bir insanın varlığı devreye giriyor ve panikliyorum.
O kadar soğukkanlı olamıyorum yani.
Ve belki de burada hem olduğumu söylediğim hem de olduğumu inandığım o güçlü simayın yapmayacağı şekilde belki de tabiri caizse kendimi gururumu ayaklar altına alıyorum.
Sonra kendime geliyorum.
Bir nevi o ayaklar altına kapanmamın intikamını almak istercesine orayı temizlemek istercesine bu sefer çok böyle sert bir üslupla konuşuyorum.
Kendimin bu sefer arkasında duruyorum.
Sonra çok mu acaba sert konuştum pişmanlığı yaşıyorum.
Ve günün sonunda belki karşılarında ağlayan, gözyaşı döken, kaybetmek istemeyen, yalvaran, her şeyi yaparım diyen panik bir simay görüyorlar başta.
Zamanla o değişiyor.
Yani ben bir acı yaşadığımda bile o belki sizin hayatınızdaki o dalgalı grafiğin aşağıda kalan tarafı onun bile kendi içinde bir dalgalı grafiği var.
Acı içinde olduğumuz süreç de kendi içinde şekil değiştiriyor.
Bir gün çok daha needi, ihtiyaç duyan, karşısındakine çok bağımlı bir insan gibi çıkıyor sesiniz.
Bir gün evet çok acı içindeyim ama kendi başıma bunu halledebilirim diyen görece daha güçlü bir halinizle karşılaşıyorsunuz.
Yani dalgaların bile dalgaları var.
Kötü olduğunuzda kötü olduğunuzu söylemekten, ben şu an kötü hissediyorum demekten de kendinizi bence alıkoymamalısınız.
Ben gerçekten son 10 günde bunu aşamalı olarak fark ettiğim için zaten bunu konuşuyorum.
Kötü olduğum zamanlarda bana destek olmaya çalışan insanlara da açıkça söyledim.
Yani şu an bu bana iyi gelmiyor ya da ben şu an bunu yapamıyorum.
Hadi bir şeyler ye hadi bir uyumaya çalış tamam ama ben bunu yapamıyorum.
Hani bunu demekten de çok çekinmedim açıkçası.
Tabii ki bunu yapabileceğiniz bu söylemi açıkça söyleyebileceğiniz insanlarla kuşatılmak çok kıymetli bir şey.
Ama böyle biri etrafınızda yoksa bile bunu kendinize sesli bir şekilde dile getirmekten çekinmeyin.
Ben şu an çok kötüyüm.
Ben şu an yataktan çıkamıyorum ve benim şu an burada kalmaya ihtiyacım var.
Hava çok güzel olabilir.
Bazı planlarım olabilir.
Yapmam gereken şeyler olabilir.
Ama hayatta her şey birazcık bekleyebilir.
ben bunu gerçekten kendime zorla ve çok da zorlanarak adapte etmeye çalıştım.
Yani cumartesi günü için aslında kendime bir sürü yapılacak şey yazmıştım
ve yapmam gerekiyordu bazılarını ve ben hiç çıkamadım yataktan.
Sadece çıktığım o son birkaç saatte de bir tane işi halledip geri yattım.
Ve kendime gün içinde şunu söyledim.
Ben şu an bunu yapabilecek halde değilim.
Ya buna da hakkım var.
Çünkü yaptığım günlerde kendimi aşırı takdir ediyor muyum?
Yo yapmak zorundaydım gibi hissediyorum.
O zaman yapmadığım günlerde de kendimi yerin dibine sokmamalıyım.
Biraz adil olmalıyım.
Aynı şekilde de bugün gibi görece iyi hissettiğim, aslında benim iyi hissetmek noktasında hiçbir yere karşılık gelmeyen bu halimin düne göre daha iyi olduğunu bilerek
Bugün de kendime aslında iyi bir ilerleme gösterdiğimi dile getiriyorum.
Duyurmaya çalışıyorum yani dillendiriyorum.
Diyorum ki bugün çıktım yan yataktan.
Bugün yüzüme bir allık sürdüm.
Bugün yaptığım ilk şey yatakta saatlerce telefon scroll'lamak olmadı.
Ya da bugün bir bölüm kaydettim.
Yani ekstra bir şey çıktı benden.
Bunu da sesli dile getirmek iyi geliyor.
İşte mesela bugün annemi arayıp onunla biraz konuştum ona biraz iyi olduğumu iyiye gittiğimi hissettirdim ve onun da içi rahatladı ve ben oradan da aslında yine biraz kendime bir enerji satın almış oldum.
Efor böyle bir güç buldum yani tamam şimdi ben iyiyim ben iyi olduğu için annemi için annem iyi olduğu için ben daha da iyi olacağım gibi.
O yüzden bu dillendirmelerden de çok uzak kalmamak lazım.
İyileşmek düz bir çizgi değil ama biz de günün sonunda akrobasi yapmıyoruz.
O ipin üstünde dümdüz yürümek, köprüyü geçmek zorunda değiliz.
Belki de bizim yaptığımız spor farklı.
Biz sörfçüyüz ve kendi dalgalı grafiğimizde suyun üstünde kalmaya çalışıyoruz.
Ben gerçekten o metafora takıldım. İyiydi yani.
Şimdi bu kayıttan sonra tabii bunu editlemeye geçeceğim.
Bakalım yeterince mantıklı geliyor olacak mı ikinci kez duyduğumda ama benim bugünden çıkarımım buydu.
Cuma'dan pazartesiye çok şey değişebilir ya da Cuma'dan pazartesiye birebir aynı şeyleri hissediyor olabilirsiniz.
Bu arada bir cumartesi ve pazarında geçtiğini yani aynı duyguyu hissetseniz de artık onun atıyorum 4 günlük 5 günlük bir duygu olduğunu her şeyin değiştiğini dönüştüğünü birbirine uyumlandığını bazen de birbirine uyumlanamadığı için koptuğunu anlamak kıymetli.
çok güzel bir sözle bitireceğim bunu.
Aynı kişiyi hayatta iki kez bulamazsınız.
Aynı kişide bile diye bir söz var.
Ve bunu böyle ilk duyduğumda ben
daha hani yanlış zaman doğru insan tanımına karşılık gelen
daha romantik, daha dramatik bir sözmüş gibi okumuş, içselleştirmiştim.
Ama aslında baktığımızda kişi bunu kendine de pekala uygulayabilir.
Aynı kişiyi hayatta iki kez bulamazsınız.
Aynı kişide bile.
Kendinizde bile.
O yüzden dünden daha kötü hissetmek de çok okeydir.
Çünkü sen dünkü sen değilsin artık.
Üstünden 24 saat geçmiş, 24 saat daha bu hayatta kalmış ve yaşlanmış bir insansın en basitinden.
İyileşmek düz bir çizgi değil.
Hayatta değil.
Bizim işimiz de bu değil zaten.
Umarım inişlerinizle çıkışlarınızla günün sonunda gerçekten bu kadar ıslandığınıza değen bir hayat yaşamış olursunuz siz de hepimiz.
Umutsuzluğa alışmayın, yatağa küs girmeyin.
Bu da böylece bitti.
İzlediğiniz için teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
