
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
İyileşeceğiz elbette. Ancak hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Unutmamak için daha fazla yaralanmaya ihtiyacımız yok. Unutmayacağız.
Kahramanmaraş depreminde hayatını kaybeden herkesi saygı ile anıyorum. Sevgilerimle.
Transkript
Konuşmakta inanılmaz derecede zorlanıyorum.
Bu galiba 10. denemem ve yaklaşık 5-6 dakika önce yarım saatlik bir bölüm kaydettim aslında.
Ama o kadar duygularımı kontrol edemediğim, öfkemi hissettirdiğim ve bir noktada gerçekten ağlamaya başladığım bir bölümdü ki
şu an hiçbirimizin ihtiyacı olan şeyin bu olduğunu düşünmüyorum.
Ama bu bölüm ne böyle teselliler verip haydi artık daha iyi olalım gibi bir bölüm olacak
ne de tekrardan zaten hala içinde olduğumuz ve hala içimizde hissettiğimiz öfke ve üzüntüyü tekrar tekrar dile getirdiğim bir bölüm olacak.
Bu ikisinin ortasını yakalayabilecek miyim bilmiyorum.
Belki akışkan bir şekilde oradan oraya gidecek ama artık bu sefer bunu kaydetmek ve sunmak istiyorum sizin karşınıza.
ben iki yıldır konuşmanın iyileştirici gücünü
bizzat deneyimlemiş bir insan olarak
bunu çok büyük bir arzuyla sürdürüyorum.
Konuşmak bana çok iyi geldi.
Ve bir yerlerde dinleyenlerin de
belki bir zamanlar hissettiği şeylerin
hayatı boyunca hiç görmemiş, belki tanımamış olduğu
bir insan tarafından dile getirildiğini fark etmek, duymak da
bir o kadar iyileştirici. Bunu biliyorum.
Sayenizde deneyimledim.
sayenizde bunun çok fazla geri dönüşünü aldım
ve
o noktadan itibaren de konuşmak
benim için sadece iyileştirici değil
aynı zamanda sorumluluğu olan
bir
güç haline geldi
bazı güçlerin
gerçekten insan sonuçlarına
ne şekilde katlanacağını
bilmiyor ve ben de
kendini bir şekilde
bir konuşan olarak gören
sözlerinin gücüne inanan ve bence
kelimeleri bir şekilde de kullanmayı
becerebilen öyle ya da böyle bir insan
olarak ilk defa gerçekten
bu denli boğazımın düğümlendiğini
ve elimin kolumun bağlandığını hissediyorum.
Öncelikle çok geçmiş olsun.
Ama bir noktada da
geçmesin biliyor musunuz? Çünkü
bu işte benim öfkemin artık
devreye girdiği nokta oluyor.
Dilerim ki kimse
bu bölümü dinleyen, bir şekilde bunu
duyan, bunun ulaştığı hiç kimse
dilerim ki depremden birinci derecede etkilenmemiştir.
Çok çok çok üzgünüm hepimiz için.
İkinci dereceden hepimiz etkilendik ve benim hem bir psikolog olarak
hem de uzun süredir kendi terapisine giden bir insan olarak
travmatize olduğumu kabul etmem çok zaman aldı.
Çünkü buna hakkım yokmuş gibi hissettim.
Ama şu an gerçekten de biraz biraz daha kendi rutinlerime döndüğüm
Ama hala yaşadığımız felaketin ağırlığını ve öfkesini içimde derinlerde çok yoğun bir şekilde hala diri tuttuğum ve tutmaya da devam edeceğim, kendime bunun sözünü verdiğim bu dönemde şunu söyleyebilirim ki bu bizim sorumluluğumuzun çok çok daha dışında olan bir şey.
Çok fazla yara sarmaya çalışıyoruz.
Ama bu yaraya bir sebep olmadık.
Bu tabii ki hiçbir şeyi değiştirmeyecek.
Bu tabii ki çabalamamız ve yardımımıza ihtiyacımız olan insanlara yardım edeceğimiz gerçeğini elbette ki değiştirmeyecek.
Bu benim sorumluluğum değil deyip içinden çıkacağımız bir durum değil.
Ve en büyük öfkem de galiba kendi bireysel ve küçücük hayatlarımızda kendimiz için endişelenmemiz,
akşam ne yiyeceğimizi düşüneceğimiz, yarın ne giyeceğimizi, erken kalkıp kalkmayacağımıza endişelenip üzüleceğimiz
ya da kendi ilişkilerimizle kafamızı yoracağımız yaşlarımızda, dönemlerimizde bir o kadar önemsiz ve bizim için aslında sadece bu denli önemli hayatlarımızda
bu kadar ağır sorumlulukları sırtlanmak ve bu kadar fazla noktaya o küçücük elimiz kolumuzla ulaşmaya çalışmak beni çok öfkelendiriyor.
Çünkü bizim için çok büyük ama gerçekten sorumluluk alanında bu işlerin yer aldığı insanların bir parmak şıklatmasıyla değiştirip çözümleyebileceği şeylerin yapılmaması sonucunda ortaya çıkmış bu felaketin yaralarını bizim kendi küçük kolumuz bacağımızla sarıp sarmalamamız ne kadar mümkün bilmiyorum elbette ki mümkündür.
Ama ne kadar zaman alacağını, ne kadar efor sarf edeceğini aslında olması gerekenler olsa ve biz yine de şu an yaptığımız bu dayanışmayı göstersek ne kadar farklı, ne kadar fazla, ne kadar daha büyük bir etkiye sahip olabileceğimizi bilmek.
Yani kısacası potansiyelimiz bu kadar yüksekken dayanışmaya bu kadar müsait, bu kadar birbirine kol kanat gelmek üzerine kurulmuş, yetiştirilmiş ve böyle bir kültürden gelmiş insanlarken bu potansiyeli, bu gücü böylesine sorumsuzluklardan kaynaklı korkunç bir felaketi düzeltebilmek adına kullanmamıza çok öfkeliyim.
Ben hayatının yani kısacık hayatının çok büyük bir kısmını ya şöyle olsaydı ya böyle olsaydılarla oldukça harcamış ve belki de bu kaygıyla hayatımın bazı senelerini çöpe atmış bir insan olarak söylüyorum ki
Ya daha erken müdahale etseydi ya şöyle olsaydı ya böyle yapsaydılarla gerçekten son dönemde birazcık bile sağlıklı bir parçası kalmışsa mentalitemin onu da harcadım
Hepinizin de bu dönemden geçtiğini biliyorum.
Ama belki de bu dönemde kendimize yapabileceğimiz en büyük iyilik bizim de travmatize olduğumuzu ve yaşanan bu olayın gerçekten yenilir yutulur bir tarafı olmadığını kabul etmek.
Çünkü biliyorum ki ortak duygulardan bu kadar aynı anda geçmek herkesin başına kolay kolay gelmiyor.
Ben iki yıldır burada bir aşkımı anlatıyorum.
Beni bir buçuk sene sonra o bölümü dinleyen bir insan bir mesajıyla tekrardan o ana döndürüyor.
Ben yeni dinledim aynı dönemden geçiyorum diye.
Ama bu kez ilk defa aynı olaydan aynı sürede hep birlikte etkileniyoruz.
Ve ben önceden yaşadığım bazı şeyleri kendi hayat sürecinde anlatan ve o an birinin o anına denk gelen
ya da sonrasında aynı şeyle özdeşim kuran insanlarla bir şekilde iki senedir buradaki konuşmacı koltuğumda oturup bu işi sürdürüyorum.
Ama bu kez herkes aynı şeyi hissederken zaten hissettiğiniz şeyleri size anlatmak,
sanki bir ders verir gibi şöyle yapalım, böyle yapalım, ya ben çok üzülüyorum gibi anlatmak bana yersiz geliyor.
Çünkü biliyorum ki hepinizin hayatları, ana sayfaları, aklı, etrafı zaten bunlarla dolu.
Sadece bunu kabul etmemiz gerekiyor galiba.
Biz travmatize olduk.
Biz korkunç bir olaya şahit olduk.
Biz bizden önceki jenerasyonların siz şunu gördünüz mü bunu gördünüz mü ya siz şunu bilir misiniz dediğin ne varsa yaşadık.
Ve benim belki de en büyük öfkem bu kadar her şeyden ders çıkartma mantığıyla ilerleyen bir kültürün, bir toplumun hala daha aynı olayları tekrar tekrar yaşaması, hala da her şeyi ders almak gibi görmesi.
Hayat ders almaktan ibaret değil.
Kimsenin başına belli insanların sorumsuzlukları ve bilinçsizlikleri yüzünden gelen şeyler bizim şükür sebebimiz değil.
Ben bugün hayatta kaldığı için kendini şükran duyarak hisseden değil.
Sadece bir ihtimalden dolayı olan orada olmadığı için hala hayatta olan ve hayatımın bütün ipleri bugün hayatta olup olmayacağım bir başkasının ihmal karlılığına bu kadar kalmış bir insan olmanın verdiği öfkeyle yaşıyorum.
Bana verilmiş, verilirken sorulmamış ama bir şekilde ona adapte olmaya çalışırken 25 yılı devirdiğim hayatımda benim yarına dair bir hayal kurmamın önüne geçen,
çünkü o hayali kuruyorum ama erişebilecek miyim ki korkusunu bana yaşatan bir toplumun içinde olmaktan çok büyük bir öfke duyuyorum.
Bu dönemde yaşadığımız şeyleri tekrar etmeyeceğim.
Yalnız hissettik, sahipsiz hissettik, hiç olmadığı kadar milliyetçi hissettik, bir arada hissettik, biz ne güzel bir toplumuz dedik, öfkelendik, üzüldük, bazı şeylere sevindik.
Eleştireceğim çok şey var.
Hayatta olduğumuz için şükretmek, evimiz hala olduğu için, başımızı sokacak bir çatımız olduğu için şükretmek benim asla aklımın alacağı ve kabulleneceğim bir şey değil.
kimsenin hayatına geldiği nokta ya da hayatında bazı şeylerin bir gün içerisinde hiç olması bizim şükretme sebebimiz olmamalı.
Bizim şu an hala sesimiz çıkıyorsa, hala gerçekten evet içinde olabildiğimiz bir ev varsa buna şükretmek bence sadece bu tarz olayların devam etmesinin aslında bir artçısı.
Bunu yapmamamız gerekiyor.
Şükretmek değil, şu an maalesef ayrıcalık gibi olan ama aslında bir insanın temel ihtiyacı olan bir evin, bir yemeğin, bir sıcak yuvanın bir ayrıcalıktan ziyade şu an var ama bazı insanların bu elinden alındığı ve bu insanların şu an bu yaşadıkları felaket sonucunda sahip olmadıkları başka bir şey daha var.
o da ses
bizim bir sesimiz var
biz şu an
temiz bir su bulmakla
başımızı sokacak bir yuva bulmakla
belki mücadele etmiyoruz
haliyle bizim sesimiz daha gür
daha çatallanmadan çıkmaya
müsait ve bence bunu
şu an maalesef ki
kendi küçük hayatlarında kendisi için
konuşmak ve kendisi için karar alması
gereken insanlar olduğumuza inanıyorum ama
maalesef ki
bize yüklenen bazı sorumluluklar sonucunda, bazı ihmalkarlıkların bize yüklediği sorumluluklar sonucunda
bence artık sesimizi sadece kendimiz için değil, bugün hayatta olmayan,
hayatı bir gün içerisinde elinden alınmış 40 binden fazla insan için çıkartmak zorundayız.
Hepimize tekrardan çok geçmiş olsun.
Ben bugün burada konuşacağım şeylerin dünyada, Türkiye'de bir şeyleri değiştireceğine inanmıyorum.
Bu konuşmayı içimi rahatlatmak, yapmış olmak için de yapmıyorum.
Siz de bunları hissediyor musunuz ya diye dertleşmek için de yapmıyorum.
Sadece konuşmak istiyorum.
Sadece bildiğimiz şeyleri hatırlatmak istiyorum belki de.
Çünkü unutulmasından çok korkuyorum.
Kendimi...
5 yaşında en çok güleceğim, en çok kendim için kaygılanacağım, en çok kendim için gözyaşı dökeceğim bir dönemde
acaba bugün en çok hangi şeye üzülmeliyim gibi
içimde üzüleceğim, sinirleneceğim şeyler listesi yapmak kadar
benim hayatıma negatif şeyleri empoze eden bu sisteme öfkeliyim.
Ve çok üzgünüm.
Hayatın bu kadar pamuk ipliğine bağlı olmasına,
bu kadar maalesef ki bir şeyleri bir şekilde romantize ederek
unutabilen bir toplumda olmaya öfkeliyim.
Haydi artık sevdiklerimize sarılalım.
Çünkü yarın çok geç olabilir gibi bir romantizasyona çok öfkeliyim.
Bizim sevdiklerimize değer vermek, sevgimizi göstermek,
kötü bir insan olmamak, zorba olmamak, insanlarla dalga geçmemek,
insanları küçümsememek için artık başka bir insanın bu hayatta olmaması gibi bir tırnak içinde derse ihtiyacımız olmamalı.
Bu hayatı biz kendimiz için, kendi içimizde zaten bir daha yarın olmayacakmış gibi
you only live once mantığıyla yaşamalıyız evet.
Ama bu acaba yarın öldürülür müyüm?
Yarın param sadece buna yettiği için kaldığım bu ev bana mezar olur mu?
Ya da gerekli önlemler alınmadığı için, düzgün bir ceza sistemi olmadığı için sadece sahip olduğum bana atanan cinsiyetten dolayı öldürülür müyüm?
Bu elbiseyi çok severek aldım ama giyersem öldürülür müyüm?
öldürüldükten sonra
zaten üstümde bu elbise olduğu için
o saatte orada olduğum için
param olmadığı ve bu eve gücüm yettiği için
ya da güvenerek aldığım
ve bana gerçekten güven vaat edilmiş
bu semtte oturduğum için
acaba yarın ölür müyüm?
korkusunu enpoze eden bu sisteme çok öfkeliyim.
Galiba unutmaktan
başkalarının da bu durumu unutmasından duyduğum en büyük korku
Hayatımız bu kadar pamuk ipliğine bağlı iken ve gerçekten de benzeri bir felaketin benim de başıma gelme ihtimali bu kadar yakın iken
galiba en büyük korkum böyle bir şey yüzünden ben de hayatta olmazsam ve kendi kendimi savunamayacak bir konumda olursam,
hayatta olmazsam yani ya unuturlarsa ve ya benim hakkımı savunmazlarsa korkusu.
O yüzden galiba artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ve galiba biz her zaman sadece kendimiz için değil artık burada olmayan 40 bin kişi için konuşmak zorunda olacağız.
Bunu da yapmalıyız.
Bu bir vatandaşlık görevi değil bence.
Bu bir insanlık görevi ve bence böyle yapmalıyız.
Bence sesi elinden alınmış insanların biz sesi olmak zorundayız.
Ben hayatta çok farklı dersler çıkartmak isterdim.
Ben artık şu fakültede okuyan erkeklerden uzak durmak istiyorum.
Ben artık şu mağazadan giyinmek istemiyorum.
Çünkü şöylermiş gibi dersler çıkartmak istiyorum.
Başkalarının sorumluluk alanına giren ama gerçekleşmeyen olaylar sonucunda yaşanan korkunç felaketlerin dersini çıkartmak istemiyorum.
Artık çıkarttığımız dersler varsa da sınavına girelim verelim bir daha da yaşanmasın istiyorum.
Böyle lisede trigonometri, logaritma falan öğrendiğimizde bunu gerçek hayatta nerede kullanacağız tartışması mutlaka her sınıfta yaşanmıştır.
Biz galiba bu kadar gerçek hayatta kullanabileceği dersleri olup bir türlü o sınavı geçemeyen nadir toplumlardan bir tanesiyiz.
Değiştirir miyiz bilmiyorum.
Ama elimizden geleni yapacağımıza dair de garip bir inancım var.
Ne demeli daha fazla bilmiyorum.
Siz de öfkelisiniz.
Siz de çok üzgünsünüz.
Biliyorum.
Bu benim böyle ya ben yakın zamanda normalleşeceğim ve normal konuşmaya başlayacağım ama
öncesinde haydi şu olaya değineyim gibi bir şey de değil.
Bu çok üzülerek söylüyorum ki artık her zaman bir noktada galiba orada olacak yoğun bir ağrı kronik bir acı olarak kalacak.
Tabi ki de acıyı kaygıyı her gün içimizde olan bu endişeyi sanki bir uzvumuzmuş gibi bizim içimizde taşlaştıran bu sisteme de çok öfkeliyim.
Ben bu öfkeyi diri tutmak için her şeyi yapacağım.
Bu öfkeyi diri tutmak için internet alemine bir kere koyduğumda silinmesinin neredeyse imkansız olduğunu bilerek bu bölümü dağıtacağım.
Ben umutsuzluğa alışmayacağım.
Yatağa da küs girmeyeceğim.
Kendi umutsuzluklarım, kendi umutlarım, kendi küslüklerim için tekrardan bencilce yaşayabilecek kadar artık dış sorunların yaşanmadığı, herkesin kendi bireysel dünyasının baş kahramanı olabileceği, kimsenin kimsenin hayatını kurtarmak zorunda kalmayacağı, çünkü kimsenin hayatının kurtulmak noktasında olmayacağı bir hayat için, bir dünya için elimden gelen her şeyi yapacağım.
Bu bölüm elimden gelen şeylerden bir tanesi değil bu arada.
Ben sadece konuşmak istiyorum.
Bu benim için her zaman iyileştirici bir yerdi ve burası benim her zaman sesimdi.
Bu hissettiklerimi sizinle paylaşmasam kendime çok büyük bir ihanet etmiş gibi hissedecektim.
O yüzden paylaşmak istedim sizinle de.
Ben gerçekten konuşabilecek ve bir yerlerde beni dinleyecek insanların olduğu hissiyatıyla, bilinciyle çok fazla iç yaramı gerçekten sardım.
Çok fazla yarayı bir şekilde daha fazla zarar görmeden mikrop kapmadan pansuman edebilecek gücü kendimde buldum.
Bu sefer gerçekten bizim yol açmadığımız ve belki de çok zorlukla kapatabileceğimiz bir yarayla karşı karşıyayız.
Benim tek temennim artık yaraları sarmaktansa yaralayan şeyden kurtulmak olacak.
Dilerim ki bizi çok güzel günler bekliyordur ama ben galiba hiçbir zaman başkalarını da bekleyen güzel günlerin ve başkalarını bekleyen belki de kötü günlerin onların elinden alındığı gerçeğini unutmayacağım.
Siz de unutmayın. Unutmayacaksınız biliyorum.
Size hepinize elimin kolunun eriştiği erişmediği herkese sarılıyorum. Sevgimi gönderiyorum.
Çok üzgünüm.
Çok çok üzgünüm.
İyileşeceğiz, süper olacağız gibi hiçbir temennim yok.
İyi hissedeceğiz.
İyileşeceğiz.
Ama iyileşmeyi unutmak ve geride bırakmakla karıştırmayalım.
Bunu hep yanımızda taşıyalım olur mu?
Çünkü biz elbette bir gün bu yarayı saracağız.
Ama izi kalacak.
artık bazı şeyleri hatırlamak için illa iz bırakmasını beklemeyelim bence.
Ve belki de son olarak
herkes kendi evinin önünü süpürse dünya tertemiz olurdu mantığıyla
bence iyi bir insan olmak için daha fazla geç kalmamalıyız.
Birilerinin hayatını kaybetmesi bizim iyi bir insan olmaya karar verme noktamız olmamalı.
Ya bir zamanlar çok dalga geçmiştim ama çok pişmanım.
Mekanı cennet olsun dememeliyiz kimse için.
Hayattayken yaşadığı hayatı cehenneme çevirmemeliyiz kimsenin.
Öldükten sonra pişmanlık duyacağımız şeyler yapmamalıyız.
Çünkü o insan hala insandı.
Şu an artık hayatta olmayan, toprağın altında olan bir insan.
Ama bir zamanlar toprağın üstündeydi.
Kanlı canlıydı.
Ve söylediğimiz şeyleri hissediyordu.
Öldükten sonra en azından söyleyeceğiniz şeyleri duymuyor, hissetmiyor.
Hani çok acımasız bir noktadan söylemek istemiyorum ama artık hayatta değil.
İstediğini düşün mesela.
Ama hayattayken ve söyleyebileceğin her şey bıçak kadar keskinken bunları neden söylemeyi tercih edesin mesela?
Bence artık iyi bir insan olmak için geç kalmayalım.
Çünkü hayatın kendisi gerçekten çok acımasız ve bizden zaten çok daha kötü insanlar var.
O yüzden bence artık kötünün ateşini körüklemeye ve onu arttırmaya gerek yok.
Ben tek başıma iyi bir insan olmaya çalışsam bu kötünün harmanında sadece belki böyle bir mum üflemeye benzer.
Ama belki hepimiz bunu topyekun gerçekleştirirsek bir rüzgar söndürür gider belki kötünün gücünü bilmiyorum.
Ama herkes kendi dünyasında iyi olsa galiba dünya güzel bir yer olur.
Belli ki bizim hayatlarımız çok pamuk ipliğine bağlı ama tek bir ricam var galiba benim bütün insanlıktan.
Yaşadığımız şu kısa hayatı kötüleştirmeliyiz yani daha fazla.
Neden bahsettiğimi bile anlamışsınızdır işte sosyal medyada olanlar, gördüklerimiz.
Ne sevdiklerimize sarılmak, ne duygularımızı ifade etmek, ne üzüntüleri yaşamak.
Bunlar için gerçekten böyle büyük derslere ihtiyacımız yoktu.
Maalesef yine oldu.
sadece
bu bölümü kaydediyorum
dilerim bir gün
benim artık sesim duyulmazsa burada
sadece ben buna karar verdiğim için olur
sesim benden alındığı için
artık
işte
onun da hayatı bu kadarmış gibi
kendi doğal yoluyla olmayan
maalesef bir cinayete gitmiş
bir cinayete kurban gitmiş
maalesef ihmalkarlığa gitmiş biri olarak
bir gün sesim bu mecradan
silinmiş, artık duyulmayan
bir hale gelmez.
Konuşmak konuşmamak,
yaşamak yaşamamak,
bir ses çıkartmak ya da çıkartmamak
umarım her zaman kendi tek elimizde olur.
Öyle işte.
Umarım çok geç olmadan
tekrardan görüşürüz.
Daha güzel günlerde, daha güzel konularda.
Umutsuz dağılışmayın.
Yatağa küs girmeyin.
Ben sizi
gerçekten çok seviyorum.
Fikriniz var ama nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
