
Transkript
Bu bölümün o kadar fazla tekrarını yaptım ki ve o kadar her seferinde de farklı bir şey konuştum ki
Şu anda da mesela ne konuşacağımı bilmiyorum.
Sadece konuşmak istiyorum.
O yüzden Sen o kız değil misin?'iz'in herhangi bir bölümünden farksız olan yeni bölümüne hoş geldiniz.
Bugün İtalya'daki yeni evimden sesleniyorum size.
Yeni evimizin ilk bölümü.
Umarım bu evde, bu odada, bu saatten sonra kaydettiğim her şey hepimize çok iyi gelir.
Hepimize çok büyük aydınlanmalar getirir.
Gerçekten uzun bir aradan sonra kendi alanıma sahip olmak.
Çünkü bir önceki evimizde Almira ile birlikte aynı odada kalıyorduk ki yine de görece aslında çok da kendi alanımda ve evde hissettiğim bir yerdi.
Ama tekrardan tek başıma bir odada olmak, istediğim gibi dekore edebilmek, ne bileyim burada ilk bölümümü kaydetmek mesela benim için çok da anlamlı.
Zaten biliyorsunuz bir şeyleri romantize etme konusunda her zaman bence ustaca davranıyorum.
Zaten biliyorsunuz bir şeyleri romantiz etme konusunda çok da elime su dökülemez galiba.
Yine arka planda sesler duyabilirsiniz.
Zaten hangi evde, hangi bölümde duymadığınız o da tartışılır.
Dışarıda inşaat var.
Ağustos böceklerinin inanılmaz bir sesi var.
Zaman zaman da böyle ambulans falan geçiyor.
Ama biliyorsunuz zaten sen o kız değil misin ilk bölümünden beri dışarıdaki seslere de bir yerde ev sahipliği yapıyor.
O yüzden aşina olduğumuz her şeyle yine duygular üzerine konuşacağımız, yine benim size bir şeyler anlatırken belki kendi kendime de aydınlanacağım yeni bir bölümde, yeni bir evdeyiz.
Kendime mesken tuttuğum ve dört duvarı yuvalaştırmaya çalıştığım beşinci evimde de benimle olduğunuz için çok mutluyum.
İstanbul'da başladık, aydına döndük zaman zaman.
Napoli'ye gittik, geri geldik ve zamanında ev dediğimiz yerlerin ev gibi hissettirmemesiyle mücadele ettik.
Daha doğrusu ben ederken siz beni tezahüratlarınızla desteklediniz belki de bir noktada.
Ve tekrar buraya geri döndük.
Tekrar İtalya'dayız ve şimdi İtalya'daki ikinci evimizdeyiz.
Bu süreçte her zaman hangi eve gidersem gideyim mutlaka arkamda bir şey bıraktığım, mutlaka da beraberimde getirdiğim bir şey var.
Ve siz benim nereye gidersem gideyim, bu beraberimde götürdüğüm şey olduğunuz için kendimi yine çok şanslı hissediyorum.
Yine çok teşekkür ederim.
İki hafta önce bir bölüm yayınlamıştım.
İngilizceydi.
Bilmiyorum ne kadarınız dinlediniz.
Umarım dinlemişsinizdir.
Görüşlerinizi de bekliyorum açıkçası.
Birkaç kişi yazdı.
Çok mutlu oldum.
Sizin düşüncelerinizi duymak her zaman çok keyiflendiriyor beni.
Bu aralar okulun da bitmesiyle birlikte kendime çok fazla öncesinde
okul bittiğinde, sınavlar bittiğinde şunu yapacağım, bunu yapacağım diye
kendime çok yüklediğim sorumlulukları
Şimdi yapamamanın altında ezilmekle meşguldüm.
Sanırım son birkaç haftam böyle geçti.
Taşındık.
Taşındıktan sonra kışın falan aldığım biletlerin tarihi geldi ve epey bir konserle mücadele ettik.
Hakikaten mücadele etmek diyorum.
Çünkü bir hafta içerisinde 3 konser için 3 kere şehir değiştirmem gerekti ve çok yorucuydu benim için.
Belki de bu yoruculuk içerisinde o kadar da eğlenemedim.
Sonra eğlenmem gerektiğini düşünerek belki kendime çok fazla baskı kurdum.
Eğlenemediğim için sorumluluk hissettim.
Bir tanesinde çok eğlendim, neden diğerinde o kadar eğlenemedim falan derken
yine her şeyi sorguladığım, sorgulamak için çokça da boş vaktimin olduğu bir dönemden sesleniyorum size.
Bugün galiba iki konu üzerine konuşacağım.
Bir tanesi hayatı romantize etmekle ilgili ve diğeri de aslında bununla biraz bağlantılı.
Hemen hemen bütün arkadaşlarım döndü.
Ve yavaş yavaş herkes bir yerlere dalılırken geride kalmanın verdiği duyguyla mücadele etmeye çalışıyordum.
Ve aslında bu yalnızlık uzun süredir de çok canımın çektiği bir şeydi.
O kadar uzun süredir yalnız kalamamıştım ki kendimle.
Bir noktada da gerçekten aşeriyordum aslında duygusal olarak bu yalnızlığı.
Ve zaman olarak da aslında oldukça boş vaktimin olması, belli rutinleri oturtabilecek olmamda
bana şu duyguyu hissettirmekle başladı.
Yapacak çok şeyim var.
Yapabilecek opsiyonlarım var.
Çıkıp parka gidip kitap okuyabilirim.
Güneşlenebilirim.
İtalyanca çalışabilirim.
Belki yeniden spor yapmaya başlarım.
Bisiklet binerim.
Birileriyle buluşurum.
Yeni insanlarla tanışırım.
Podcast kaydederim.
Aslında yapabileceğim çok fazla şey var.
Ve aklımın kenarında hep bunlar var.
Aslında rutin bir hayat da yaşıyorum.
Kalkıyorum.
Vitaminlerimi içiyorum.
Kendime bir çay kahve yapıyorum.
Sonra kahvaltıya da öğle yemeği yapıyorum.
Evi temizliyorum, çalışıyorum vs.
Ve bütün bu rutinler olurken ve aralarda zaman zaman gayet mutlu da hissederken, yoğun aktiviteler yaparken
içimde bir yerde bütün bunları paylaşacak yegane bir insan olmadıkça
sanki yaptığım hiçbir şeyin anlamı olmayacakmış hissinin melankolisiyle yaşıyorum.
Bu duyguyu bilen var bence aranızda.
Ve sanırım birinin bunu anlamasını, hissetmesini umarak galiba bu bölümün kayıt tuşuna bastım.
Demek istediğimi anlıyorsunuz değil mi?
Yani aslında tam da belki istediğiniz noktadasınız yavaş yavaş.
Hani ben özellikle sanırım hayatımın bu evresinde büyük aksiyonlar almadan da küçük eylemleri romantize etmenin tadını çıkartıyorum.
Mesela kendi evim dediğim bir yeri temizlemek.
mesela markete gitmek burada, oturum iznim için postaneye gitmek, o bütün iğrenç döküman işlerini hallederken istediğim hayat için bu döküman işleriyle uğraşıyorumu romantize etmek mesela.
Parka gidip oturmak sonra bu park benim evime iki dakika uzaklıktanın romantikliğini yaşamak mesela.
Daha gündelik hayatı aslında romantize ediyorum. Bundan da çok mutluyum.
Ama bütün bunlar olurken o biriyle bunları paylaşmanın arzusu ve sanki biriyle paylaştığım zaman, paylaşmadığımda anlamsız diyemem ama sanki birini arayıp işte ben de bugün bunu yaptım, şunu yaptım, şunu gördüm, yolda yürürken böyle hissettim dediğim zaman sanki her şey daha böyle kendi rengine kavuşacakmış gibi.
Bilmiyorum belki yalnız olmak ve belki bazı şeyleri yalnız başına yaşamak
hakikaten de telefonunuzun ekranına koruyucu bir cam takmak gibi.
Bence gerçekten sizi darbelerden ve kırılmaktan belki bir noktada da alıkoyuyor.
Çünkü birileriyle ne kadar bir şey paylaşırsanız
ve eğer bağlanma noktasında benim kadar hızlıysanız
gerçekten bunun size bir kırgınlık olarak dönmesi işten bile değil.
o yüzden belki de insanın kendi yalnızlığı
ve bir şeyleri kendi başına yaşaması
tabi ki insan kendi başınayken
hayal kırıklığına uğramayacak diyemem
ben şahsen kendini çok kez kendi başına
hayal kırıklığına da uğratmayı
becermiş bir insanım
ama insan en azından kendi hayal
kırıklıklarına biraz daha aşinalık
duyuyor hani böyle gerçekten
o telefon metaforundan gidecekse
bazen telefonumuz kapanır
kafayı yer ama siz ona neyin
iyi geldiğini bilirsiniz. Bir açıp kapatmak
belki bir sim kartını takıp çıkartmak
falan. Çünkü sizin telefonunuzdur
yani siz bilirsiniz o mekanizmayı.
Ama dışarıdan gelecek darbeyi
tahmin etmek her zaman çok mümkün
olmuyor. O yüzden belki de insanın
kendi yalnızlığı bir koruyucu
kılıf görevi görüyor. Ama hani artık
bir gün gelir de o kılıfı bir
çıkartırsınız ya aslında ön
kameranın ne kadar berrak çektiğini
fark edersiniz. Telefonunuzun ekranın
ne kadar pürüzsüz olduğunu.
Evet belki darbelere ve kırılmaya daha
açık bir hale gelirsiniz ve belki daha dikkatli
olmanız gerekir bu saatten sonra
o telefonu düşürmemek adına.
Ama galiba o koruyucu kılıftan
yani benim yalnızlık olarak nitelendirdiğim
şeyden kurtulduğunuzda
onu bir süreliğine de olsa çıkarttığınızda
galiba hayat bir şekilde
gerçekten daha yoğun renkleri, belki
gerçek renklerine bürünüyor.
Ya da bu benim hayatımda insanın
spesifik birisinin olmasını
yüklediğim anlamdan ibaret.
Muhtemelen çok da romantize ettim.
Ama bu konuda kimse elime su dökemez dediğim gibi.
Bir şeyleri romantize etmek neredeyse ben her zaman çoktan sandalyemi oraya koymuş olacağım bence.
Ama bu aralar karşıma Instagram'da falan şey çok çıkıyor.
Belki sizinle çıkıyordur ya eminim çıkıyordur.
İşte bir ilişkiye başlamadan önce kendinle ilişkini gözden geçir.
Ya da beklemeyi bırak.
Olmadığın, ummadığın bir anda oluyor.
Bir anda karşına çıkıyor.
Hatta şeyde görüyorsunuzdur işte.
Beklemiyormuş gibi davranıyorum aşk beni bulsun diye.
Ben hakikaten oyum.
Benim bu hayatta aşkı beklemediğim tek bir an olmadı galiba.
Hatta artık bir noktada gerçekten ben de insanlarla tanışmaktan çekinir olmuştum yaşadığım deneyimlerden sonra.
Artık böyle bayağı sureti olmayan bir silüet hayal ediyordum.
Ona mutluluklar yüklüyordum.
Birisiyle tanıştığımda genellikle onu romantize ediyordum.
birisiyle tanışmanın hafiften korkutucu olduğu dönemlerde
çok elimin gitmediği dönemlerde de baya bir silüet hayal ediyordum.
Her zaman o mutluluğu, yaşayabileceğim şeyleri
birisinin potansiyel yani ihtimali olan bir varlığına yüklüyordum aslında.
O yüzden bu beklemediğim bir anda oluyor olayı doğruysa
ben galiba hakikaten yalnız öleceğim.
Ömrüm beklemekle geçecek belki de.
Ama bir yandan da bu işte bir ilişkiye başlamadan önce kendinle olan ilişkinin aslını güzelleştir.
Kendini tanı, kendini date'i çıkart falan.
Şimdi bunun hem katıldığım hem de bunu biraz klişe bulduğum bir yerdeyim aslında.
Yani evet doğru insanın kendiyle baş başa kalması, kendini sevmesi, tanıması süper bir şey.
Ama ben dışarıda her tanıştığım, her randevuya çıktığım insandan da deli gibi hoşlanmıyorum.
Onların da sevmediğim noktaları oluyor.
Onlardan da sıkılabiliyorum.
Haliyle hakikaten bu insanın kendiyle randevuya çıkması, kendiyle sevgili olması noktasında da
aslında bunu yanlış romantize ettiğimizi düşünüyorum.
Fazla toz pembe baktığımızı düşünüyorum.
Ben pekala o zaman kendimde de sevmediğim şeyler olabilir.
Kendimde de eleştirdiğim şeyler olabilir.
Kendimle olan randevumda da sıkılabilirim.
Kendimden ayrılabilirim.
Belki de insanların bu kendinle bir ilişkiye başlayı bu kadar empoze edip
Sonra bir anda birçok insanın bunun hayal kırıklığı ile yaşamasının belki de yegane sebebi bu.
Sürekli dışarıdaki dünya size kendine sevgili ol, önce kendini sev, önce kendinin ilk aşkı ol falan diyor.
Bir gün bu ilişkinin de bitebileceği ihtimalinden kimse bahsetmiyor.
İnsanın belki de potansiyel ideal ilişkisini, partnerini ararken ki yolculuğunda ya da bulma yolculuğunda
evet elbette ki kendiyle kurduğu ilişki çok önemli.
Ama bence burada promote etmemiz gereken şey kişinin kendiyle öyle ya da böyle bir ilişkisi olması.
Bu ilişkinin mutlak bir romantizm, mutlak bir sevgililik ya da kişinin kendine duyacağı, besleyeceği yegane aşkın kendisi olmamalı.
Neticesinde ben kendimi sevmeye de bilirim.
Kendime çok büyük bir sevgi de besliyor olabilirim.
Kendimin en yakın arkadaşı da olabilirim.
Kendimin en büyük düşmanı da olabilirim.
Benim bir düşmanım var diye dövmem var ve bahsettiğim düşman kendimim mesela.
Ve o dövmeyi yaptırırken kendimi de çok seviyordum.
Hala da seviyorum.
Ve belki o dövmeyi yaptırdıktan sonra ya da önce kendimi sevme noktamda farklı değişiklikler de oldu belki.
Bilmiyorum, hatırlayamıyorum.
Ama ben mesela kendimin düşmanı olduğunu düşünen ama kendini de seven, kendiyle de barış halinde olan bir insanım.
Yani bu barışımın sadece her zaman ömür boyu sürmeme ihtimali üzerine düşünüyorum.
Şimdi istiyorum hayatımda yegane bir insan olsun, onunla bir şeyleri paylaşayım ve onunla anlamlandırayım yaptığım şeyleri.
Uyanmanın bir anlamı olsun mesela.
Ama bu demek değil ki ben uyandığımda hayatımda biri olmadığı için uyanmak çok anlamsız geliyor.
Hala kendim için uyanıyorum, hala kendim için besleniyorum.
Kendim için yürüyüşe çıkıp kendim için bu podcast'ı kaydediyorum.
Zaten kendim için bir şeyler yapıyorum, kendimle bir ilişkim var.
Ama kendime aşık değilim.
Kendimi randevuya çıkartmaktan sıkılıyorum bazen.
Bazı günler aynada gördüğüm şeyden nefret ediyorum.
Ertesi gün diyorum ki inanılmaz iyisin.
Çünkü böyle yani o kendinle şunu yap kendinle bunu yapların ultimatomları altında sanırım çok ezildim.
Ve belki de dayatılan kişinin kendiyle olan ilişkisini çok da yakalayamadığım için biraz bocaladım aslında.
Çünkü kimse kendinle yaşayacağın sevgililikte, aşkta kavgalardan bahsetmiyor.
Yani hani böyle sosyal medyanın ikiyüzlülüğü gibi işte atıyorum Bella Hadid'in de selülitleri varmış.
E olacak tabii ki.
İşte ne bileyim Brad Pitt ile Angelina Jolie ayrıldı.
İşte çok şire eski bir örnek verdim de.
İşte mesela Taylor Swift ile Joal Wynne ayrıldı.
Çok da idealize edilen bir ilişkiydi.
Sosyal medyanın dışında da bir hayat var.
çünkü falan. E tabii ki de.
Şimdi Taylor'la Joe ayrılabiliyor.
Bella Hadid'in
selülitleri olabiliyor. Ne bileyim
sosyal medyada gördüğümüz her şey gerçek
olmayabiliyor falan.
Ben bütün bunların
iki tarafı da varken kendimle
olan ilişkimde mi kendimle kavga etmeyeceğim
yani? Kendimden mi ayrılamayacağım?
Yani ben bazen kendimden
ayrılmak istiyorum. Kendimi karşıma
alıp ya sorun sende değil ben de
demek istiyorum yani kendime.
Hani gerçekten bir ilişkide bazen ilişki bittikten sonra ya da bir ilişkiyi bitirmeye karar verdiğinizde
hani artık neyi istediğinizi az çok biliyorsunuzdur ya da neyi istemediğinizi biliyorsunuzdur ki bu da bence müthiş bir deneyim.
Önceleri böyle şey vardı işte bir ilişki bittikten sonra unutmak 6 ay sürer ya da 6 ay içerisinde de bir ilişki yapmazsın.
Ne bileyim eski partnerine de biraz saygı duyarsın ama ben buna çok karşıyım.
Çünkü iyileşme dediğimiz şey birisini unutmaktan geçmiyor.
İyileşmek başka bir şey.
Unutmak başka bir şey.
Benim sanırım büyük evin yangın akvaryumu bu kadar sevmemin sebeplerinden bir tanesi
hatırlamakla unutmamak aynı şey mi diye bir sözü var.
Bu ikisi çok farklı gerçekten.
Yani bir ilişki...
Bittiğinde unutmamak başka bir şey, hatırlamak başka bir şey.
Ben o unutmamak noktasına karşıyım ve hatırlamak noktasının da sonsuza kadar destekçisiyim.
Bir ilişki bittiğinde ve taraflardan bir tanesi ya da ikisi de artık bu ilişkinin bittiği noktasında el sıkıştığında, anlaştığında evet belki aşmak ve iyileşmek zaman alan bir şey ama bu zaman o yarayı nereden aldığınızla çok ilgili.
haliyle iyileşmek
toplumun size dayattığı
bir yıldan önce de yeni sevgili yapılmaz
6 ay en azından bir geçsinler
aslında çok inanılmaz
geleneksel geliyor bana
inanılmaz sığ geliyor
yani 2 günde sürebilir
çünkü bu
ayrılığı ne zaman düşünmeye
başladığınız ne kadar
sizin için geçerli olduğu
o ayrılığı ne kadar gerekli bulduğunuz
ve gerçekten bir şeylerin
ne zaman ya da ne şekilde sonlandığıyla çok ilgili sizin içinizde.
Bir ilişki belki çoktan bitti.
Sadece bunu söze dökmediniz.
Sadece o ilişkinin bitkisel hayatı onu bağlı tutan fişini çekmediniz belki de.
Haliyle o fiş yıllar sonra çekildi diye
ama bu yıllardır süren bir şeydi.
Bu kadar hızlı bitemez diyecek halimiz olmamalı yani.
Olmamalı.
Bu toplumun özellikle ilişkilerin nasıl sonlanacağı
ve ne zaman tam anlamıyla iyileşileceği noktasında çok inanılmaz derecede bizi yanlış noktada
influence ettiğini düşünüyorum.
Her neyse, tekrar bakışımı nasıl bağlayacağım ama göreceksiniz.
Fena bağlayacağım yani umarım yapabilirim.
Kafamda tutuyorum çünkü bir önceki cümlemi.
Şimdi haliyle bazı ayrılıklarda artık neyi istediğinizi az çok kestiriyorsunuz.
Ya da işte neyi istemediğinizi.
Ya da ayrılan taraf değil de terk edilen tarafsanız da.
işte o ilişkiden belli bir takım çıkarımlarımız oluyor.
Yani şu güzeldi, belki de ben böyle bir yanlış yaptım falan.
Aslında hakikaten klişe ama gerçek.
Her klişede yanlış diyemeyiz.
Her klişeyi de klişe diye çöpe atmamalıyız yani.
Bir gün moda olacaktır.
O nedenle belki de bu ilişkilerin bir ders olması,
herkesin birinin hayatında ders olması
benim kabul ettiğim ve sevdiğim nadir klişelerden bir tanesi.
sözüm ona bir şeyler öyle ya da böyle
siz bitirseniz de ya da geride
kalsanız da bittiğinde bir şeyler
haliyle bir
ders kapsamına giriyor
aslında tamam artık şunu istiyorum
bunu istiyorum falan ve bu bir sonraki ilişkinizi
belki de güzelleştiriyor
o ilişki nasıl biterse
bitsin bir önceki bir sonrakine
bir yatırımı var mesela bir önceki
partnerinizden böyle illallah ederek de
ayrılmış olabilirsiniz çok kötüydü
çok kötüydü çok toksikti mesela
Ya da güzel hatırlarsınız ya ben aradan ne geçerse ne yaşanmış olursa olsun eski sevgilim, eski partnerim benim için müthiş bir yerdeydi falan diye.
Öyle ya da böyle bu ilişkinin önümüzdeki ilişkileri etkileyeceği noktasında kaçınılmaz bir gerçek var.
Bu insanın kendiyle yaşayacağı ayrılıklarda da geçerli.
Şimdi ben şunu söylemiyorum. Belki de dünya üzerine tabii ki ilişkilere bakış açısı çok değişiyor insanların ama genel anlamda baktığımızda belki aynı anda sürdürüldüğü halde aldatmaya girmeyen tek ilişki kişinin aynı zamanda kendisiyle yaşadığı partnerinin yanı sıra.
Ama bu ilişkilerin birbirinden besleneceği gerçeği de belki de bunu sağlıklı kılan iki tarafında anlaşma içerisinde ya da işte dört taraf diyelim hadi.
Yegane ilişkilerden bir tanesi.
Tabii ki açık ilişkilere, poligamus ilişkilere saygım sonsuz.
Benim genel çerçevede birbirinden bağımsız, haberdar olmadan, farklı düzlemlerde sürdürüldüğü halde aldatmaya girmeyen yegane ilişkinin kendisiyle ve o esnadaki partneriyle olan ilişkisi olduğunu düşünüyorum.
Ama ben bir ilişkiden ayrılabiliyorsam kendimle olan ilişkimden neden zaman zaman ayrılamayayım?
Neden kendimi karşıma alıp bir ilişkiyi bitiremeyeyim kendimle?
Kendimle sonrasında zaten her zaman bir ilişki içerisindeyim.
Her zaman kendim için uyanıyorum.
Kendimle düşman olmadıktan sonra, kendimle bir çatışma içerisinde olmadıktan sonra ki bu da çok olağan bir şey ama sürekliliğinden bahsediyorum.
Kendimi mutlak bir şekilde romantize etmek zorunda değilim ya.
Yani kendime aşık olmak zorunda da değilim.
Hatta belki tıpkı o az önce söylediğim bir önceki ilişkin aslında bir ders de oluyor.
Neyi isteyip istemediğine karar veriyorsun noktasında.
Belki kendimle olan ilişkim o noktada mı çok yardımcı olacak?
Sırf onu sürdürdüğüm ve kendimle çok sağlıklı bir ilişkim olduğu zaman
başka birisiyle olan sevgililiğimi, partnerliğimi müthiş sağlıklı yaşayacağım anlamına gelmiyor.
Belki kendimle yaşadığım konflikler, kendimle yaşadığım tartışmalar da bana neyi istemediğimi gösterdi.
Belki kendimle yaşadığım bazı durumlar bana yok ya ben böyle bir ilişkinin içinde olmak istemiyorum dedirtti.
Belki kendimle olmama rağmen kendime veremediğim bazı şeylerin eksikliğini yeni bir partnerimde arıyorum.
Hani çünkü ben ilişkinin iyileştirici tarafına çok inanıyorum.
Ve bu o kadar yoğun bir güç ki gerçekten zarar verme ihtimali de evet çok yüksek.
Ama işte dediğim gibi o koruyucu kılıfı çıkartmak ve belki de darbelere biraz da açık olsak da daha her şeyi kendi renginde görmek biraz da aslında çıktısı belki de aldığınız riske aslında değiyor gibi.
o yüzden bilmiyorum çok bir yere de tanıtmasına
varamadım bence
ama bu internette gördüğüm
işte kendinle önce sevgili ol
önce kendini de ite çıkar falan
evet bunu seviyorum ben de
harbiden yani umut veriyor bana
ama her şey bir yana
ben çok sıkılıyorum kendimle
de itimde yani ben gerçekten
bu hayatta zaman zaman
kendimle bir de itin gepte tanıtsam
ammeçlerim kendimi belki de
hani yapamıyorum
E o zaman ne yapacağım? Yani sırf kendimle ilişkimi müthiş kuramadım diye şimdi ben bir aşkı hak etmiyor muyum?
Ya da bir sonraki ilişkim kötü mü olacak?
Ya bu kişinin kendiyle ilişkisinin süper olması noktasında bize çok dayatılıyormuş gibi geliyor bana.
Yani şeyden farksız aslında hani toplumun bize bir beden algısı çizmesi gibi.
Sanki toplum yani dünyanın geri kalanı bize bir de kendimizin de içerisinde olmamız gereken ilişkiyi de dayatıyormuş gibi geliyor.
Ve ben galiba bu dayatmadan içerisinde olup beklediğim verimi yakalayamadığım için sorgulamaya başlayan taraftayım.
Bu kadar da kendimle mutlu olmak zorunda mıyım harbiden?
Ya da dışarıda aradığım mutluluğu önce içeride mi bulmak zorundayım?
Hani şey gibi yani sen McDonald's yemek istiyorsun.
Annen diyor ki hayır evde McDonald's var zaten.
Sonra eve bir geliyorsun yani.
Belki ev yapımı hamburger var evde harbiden.
Ama bu senin McDonald's istediğin gerçeğini değiştirmiyor.
Yani insanın bazen kendi evinde, kendi içindeki ilişkisi daha sağlıklı, daha karlı, daha ekonomik olsa bile bazen o dışarıdakini istiyorsun.
Ve bunu romantize edelim.
Anlatabiliyor muyum?
Yani çünkü herkes kendi evinde yaparsa McDonald's'ı, McDonald's batacak mesela.
Yani biraz da yaşayabileceğimiz ya da bünyemize alabileceğimiz zararın aslında o kanarda öldürücü olmadığını ve bazen zarardan ziyade hazdın peşinde olabileceğimizi, sırf sağlıklı diye her şeyi kendi içimizde, kendi başımıza, önce kendimizle yapmak zorunda olmadığımızı belki de biraz romantize etmek gerekiyor.
Bilmiyorum ya çok karışık konuştum ama ben yine biliyorum sizin anladığınızı, hissettiğinizi.
İşte böyle yani çocuklar bir şeyleri romantize etmek, kendimi o kadar da romantize etmemek, biraz da dışarıdaki ilişkiler bana bir şey öğretsin.
Ben her şeyi evde öğrenip dışarıda mı yani bunun kazanımlarını elde edeceğim?
Yani biraz da dışarıdakiler bana bir şey öğretsin ve benim hayatımı etki etsin.
Ben bir ayrılıktan sonra belki şöyle bir evre yaşamışsınızdır ya da reddedildikten sonra işte spora yazılmak, çok güzelleşeceğim, çok zayıflayacağım falan.
Ya sen çok tırnak içinde daha da güzel olunca, zayıflayınca sana gerçekten karşılık bir sevgi verecekse karşındaki insan zaten o sevgiyi çöpe at yani.
Çünkü bu kadar değişime açık bedensel bir şey atıyorum bu kadar etkileyebiliyorsa alacağın sevgiyi boşver yani olmasın o sevgi.
aslında biraz da buna çıkıyor.
Yani sırf birisini etkilemek için
atıyorum işte spora yazılmak,
çok daha güzelleşmek, çok daha iyi giyinmek,
kendini geçirmek ve o zaman
işte onu elde etmek gibi bir şey
söz konusuysa bunlar ne kadar
farklı mesela bir ilişkiye
başlamadan önce kendinle sevgili.
Ya abi
ben her şeyi öğrendikten sonra
bir ilişkiye başlayacaksam
bu aynı sınıfı
tekrar okumak gibi yani
Sınıfta kalmamışım ama sınıf tekrarı yapıyorum gibi.
Biraz da dışarıdaki adam bana bir şey öğretsin.
Biraz da ben dışarıdan aldıklarımla kendime bazı dersler çıkartayım.
Bütün kazanımları kendi başınıza yaptıktan sonra bir ilişkiye başladığınızda
bu zaten kaybetmeye gitmeye benziyor.
Yani artık cebine doldurabileceğin yeni bir ders yok.
Bayağı şey yapıyorsun.
Casino'ya gidiyorsun.
Biriktirdiğin parayı slotlarda harcıyorsun.
Belki kazanabilirsin ama çok büyük bir olasılıkla kaybedeceksin.
kumar oynuyorsun. Ben bunu istemiyorum.
Ben karşımdakinden de bir şeyler
almak istiyorum. Çünkü
kendi başıma sürekli aynı
yemeği yapmak gibi.
Ama ben sürekli kendi
yaptığım yemeği karşımdakine verdiğimde belki
o ilk defa tadıyor olacak. Onun için farklı bir şey
olacak. Sürekli kendi başımıza
aynı şeyleri pişirmek ve çevirmektense
ben biraz da
kendimle ilişkimi başka
birisiyle kurduğum ilişki üzerinden geliştirmek
istiyorum. Onun kendi başına
yaptıklarını kendime, benim kendi
başıma yaptıklarımı ona vererek
bir exchange içerisinde olmak istiyorum.
Belki de bu yüzden de yalnızım.
Bilmiyorum. Ama bu
bir ilişkiye başlamadan önce kendinin
sevgilisi ol. İşte önce kendinle
date'e çık. İstemiyorum ya.
İstemiyorum. Ulan 25 senedir kendimle
date'deyim zaten. Yeter.
İnsan belki de
başkasına ihtiyaç duyduğundan değil
artık kendi kendine katlanamadığından
belki de bir ikinci kişiyi hayatında
istiyor. İşte böyle.
Kendinden ayrılanlar vardır ya.
Kendini sevmeyenler vardır.
Kendini aldatanlar vardır.
Kendiyle olan ilişkisinden illallah edenler vardır.
Bir aşkı bulmak için önce kendine aşk olmak zorunda değilsin.
Kendinin de ilk aşkı olmayı ver canım ne olacak yani.
Ben biraz da bunu yaşıyorum.
Sıkılmayı normalize ediyorum kendimle.
Kendi başıma kalmayı bu kadar sevmeye çalıştığımda hadi bakalım hadi.
Hadi şimdi gel Simay Selin'le bir kahve içelim.
Hadi Simay gel bir birlikte yemek yapalım.
Simay gel ya günlük gel.
Ya istemiyorum.
İstemiyorum.
Bazen insan kendiyle baş başa kaldığında o kadar da sevmez de kendini başkalarıyla başka ortamlarda gördüğünde sever.
Bu çok da aslında arkadaşlığa benzer.
Birisiyle tanışırsınız mesela çok da frekansınız tutmaz.
Ama bu o kişiyle hangi düzlemde, kimlerle, hangi ortamda tanıştığınızda da çok şekillenir.
Aynı kişiyi yarın bir gün farklı bir ortamda, belki bir konserde, belki arkadaş grubunda görürsünüz.
Gözlemlersiniz.
Ve o zaman belki de yavaş yavaş ön yargılarınız ya da ilk başta sahip olduğunuz düşünceler değişir.
Şimdi bunu ben dışarıdaki bir insana yapıyorsam pekala kendime de yaşayabilirim.
Yani benim birisiyle mutlak güzel bir ilişki yaşayabilmek için önce kendimle olan ilişkimi mükemmel inşa etmeme gerek yok.
Kendimle bir ilişkim olsun yeter.
Bu aslında bir evi güzelleştirmek gibi.
Her şey ilk başta başlamıyor.
Biraz zaman alıyor.
Yavaş yavaş bir şeyler şekilleniyor.
Temizliyorsun, yerleştiriyorsun, bir şeyleri çöpe atıyorsun, yenilerini alıyorsun.
Bu bir süreç aslında.
Şimdi insanın kendini şekillendirme ve kendi olma süreci bu kadar uzun sürerken
mutlak bir ilişkiye başlayabilmek ve mutlu olabilmek için bu döngünün tamamlanmasını beklemek aslında bir ömür süren bir şey.
Çünkü ben sürekli değişeceğim.
Sürekli içimden bazı şeyleri çıkartacağım.
Bazılarını restore edeceğim.
Yenileri gelecek, bazıları çıkacak falan.
Ben bunun tamamlanmasını bekleyemem.
Çünkü bunun tamamlanması zaten insan hayatının bitmesine tekabül ediyor benim nezdimde.
O yüzden bu baya böyle ölmeye yakın belki böyle hayatımın aşkıyla tanışacağım gibi bir yere değiniyor.
Ben bunu istemiyorum.
Ben bütün bunlar olurken dışarıda bir şey olsun ve belki de o şey benim kendimde sevmediğim,
İşte kendimde ısınamadığım şeyleri onunla tanışmamın verdiği şeffaflıkla, yeni bir ortamla bana kendimde aşinalık yaratsın istiyorum.
Yani gerçekten ben kendimle bir de başkasıyla onunla ilişkimde tanışıp
''Aa bu Sima iyiymiş ya'' diyeceğim belki de.
Yani bazen her şeyi tek başınıza yapamazsınız.
Bazen insanın kendi başına kuracağı ilişkide bile bir başkasına ihtiyacı olabilir.
Hani bunun belki de biraz yönünü değiştirmeyi romantize etmek lazım.
Birisiyle olan ilişkime başlamadan önce kendimle mutlak, mutlu, süper bir ilişki kurmalıyım.
Yok.
Belki o mutlak süper ilişki için dışarıdan birine ihtiyacım var.
Bilemezsin ki.
İşte böyle.
Ben bu bölümde kendimden ayrılmayı belki de romantize ettim.
Kendimle her şeyde bu kadar da verim almak zorunda olmadığımı kabul etmek belki de bana iyi gelen şey.
Bu bölümde de sayenizde bunu yaptım.
Bilmiyorum belki bir yerlerde birilerine ulaşmıştır.
belki ne diyor bu ya
demeniz ya da kafa karışıklığımı
görmeniz bile ay en azından
bunun gibi düşünmüyorum falan demenize yol açar
bilmiyorum ama dediğim gibi
her şey biraz ders galiba.
Bu da en sevdiğimiz klişelerden biri
olarak bir sürede bizimle devam
ediyor zaten. Umutsuz
alışmayın, yatağa küskirmeyin.
Sözüm var size. Bir sonraki bölümde
gittiğim bir konseri anlatacağım çünkü
eğer bir şeyleri romantize etmek
söz konusuysa inanılmaz
romantize edeceğim bir bölüm olacak.
Bizi öpüyorum. Kendinize iyi bakın.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
