
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
*
Yalnız değilsin. Terappin; zihnin ve bedenin için uzman kadrosuyla bütünsel sağlığında hep yanında.
✨ POD20 kodu ile: İlk ve tekli seanslarında geçerli %20 indirim seni bekliyor.
Kendine bir iyilik yap, bugün dinlenmeye ve iyileşmeye izin ver.
*
Bu bölüm “Odea” ve "Terappin" hakkında reklam içerir.
*
"üniversiteyi kazanmak" terimine oldum olası çok kılım. üniversiteyi üniversite yapan öğrencisiyken, biz neden onu kazanıyoruz ya? peki o beni hak edicek ne yapıyo?
9 yıl önce ilk kez deneyimlediğim üniversite sınavı stresimden yola çıkarak sizinle biraz sohbet ettim. hayatın öğreteceklerine bakılırsa üniversite küçük bi bekleme odası. hoş geldiniz
Transkript
Herkese merhaba.
Geçmiş olsun öncelikle.
bir üniversite sınavını daha atlattık ve bir üniversite sınavında daha ben
internette geçen YKS referanslı şakaları anlamayacağı kadar yaşlandım.
Ben üniversite sınavına ilk kez gireli 9 yıl olmuş.
Ben iki kez girdim, mezuna kaldım.
Bilenler vardır, bilmeyenler vardır.
Yeniden duymaya ihtiyacı olanlar da vardır.
Ama gelin bugün birazcık bu stresi birlikte atalım istiyorum.
Öncelikle gerçekten geçmiş olsun.
Öyle ya da böyle çok çalışan da vardır, pek ilgilenmeyen de vardır.
Kafasına çoktan bir sonraki seneye bırakmış ya da ya olsun ben çok da önemsemiyorum neresi olursa diyen de vardır.
Çok büyük hedefleri olan da vardır falan.
Bu aslında çok uzun, çok geniş bir spektrum.
O yüzden böyle üniversite sınavıyla ilgili konuşurken bunun herkes için eşit bir öneme sahip olduğunu düşünerek ya da öyleymişçesine konuşmak çok sevdiğim bir şey değil.
Sadece üniversite sınavımın üzerinden 9 yıl geçmiş birisi olarak, üniversiteye gireli ben 8 yıl olmuş birisi olarak hakikaten bu sınav neleri ölçtü, beni ne kadar etkiledi, beni ne kadar etiketledi, simayı ne kadar şekillendirdi ve benim 8 yıl sonra şu an olduğum bu yerde bir masadan size seslenirken,
Bunun derinliklerine gittiğimizde üniversite sınavına hazırlanan 18-19 yaşlarındaki Simay'ın buna ne kadar payı var?
Biraz bunu konuşalım, biraz realistik olalım isterim.
Aslında geçenlerde bana bir arkadaşımın ya sen lisedeyken takdir öğrencisi miydin, teşekkür öğrencisi miydin yoksa hiçbir şey almıyor muydun sorusuyla.
aslında bu belgelere ne kadar fazla önem yüklediğimizin, şu an hayatında hiç ama hiçbir önemi olmayışının böyle bir anda suratıma çarpıldığını hissettim.
Aslında hayatımızda çok fazla onu elde edene kadar ya da onun içinde bulunduğumuz süreçte onu elde edip etmemek üzerine
bütün hayatımızı inşa ettiğimiz, ona göre değerlendiğimiz, sanki sevmemizin de sevilmemizin de olduğumuz insanın ne kadar kabul edildiği de
belli sistemlerin belirlediği belgelerle, sınavlarla, puanlarla ölçülebilirmiş gibi
bir inancın içindeydik.
Hepimiz bence buradan geçtik.
Her zaman sisteme baş kaldıran, bu sistemin aslında hiçbirimizi tam anlamıyla ölçmeyeceğini
zaten çoktan fark etmiş olan bazı arkadaşlarımız oluyordu.
Onların genelde böyle tembel olduğu ve o yüzden böyle bir şeye sığındığı düşünülürdü ama
aslında zaman geçtikçe ne kadar haklı olduklarını her seferinde daha da fazla anlıyoruz bence.
Ben burada ne üniversite sınavına azımsayacağım ne ya sizden önemli mi boşverin.
Bunlar zaten işin kesinlikle doğal parçaları olduğu için bunlara değinmiyor olacağım aslında.
Ama üniversite sınavını önemsizleştirmek gibi bir niyetim de yok.
Evet önemli bir şey.
Evet hayatımızda neticesinde bir sonraki sayfaya öyle ya da böyle geçtiğimiz bir şey.
Bir daha hazırlanacaksanız bile en azından ilk kez girdiniz.
Ya da belki de bir yere yerleşeceksiniz ve neticesinde hayatınızda bambaşka bir çeptir açılacak.
Ya başka bir şehre, başka bir ülkeye taşınacaksınız.
Belki aynı evde, aynı aileyle yaşamaya devam edeceksiniz ama başka insanlarla, başka bir ortamda, başka bir bilginin aslında size işleneceği, belki sizinle şekilleneceği bir yerde var oluyor olacaksınız.
Ben o yüzden üniversite sınavının aslında hayatın çok başka bir yerine geçerken o aradan geçen bir teaser, bir reklam olduğunu düşünürüm.
Onu böyle skipleyemezsiniz, izlemek zorundasınızdır.
Sonrasında aslında işin esas kısmı, sizin esas beklediğiniz, esas o videoya tıkladığınız noktası başlar.
Üniversite sınavı da benim için biraz böyle.
O yüzden ben bu sınavın ne kadar sizi ölçüp ölçmediğinden sizin ne kadar da bu sınavdan aslında daha kıymetli olduğumuzdan bahsetmeyeceğim.
Çünkü zaten öylesiniz.
Ama ben bundan sonraki kısımla ilgili kendi deneyimlerimi sizinle paylaşmak istiyorum.
Bakalım siz bundan kendinize ne çıkartırsanız.
Her ne kadar benim için üzerinden 8-9 yıl geçmiş olsa da hala daha üniversite sınavına hazırlanan ya da mezuna kalmış birisiyle karşılaştığımda beni bir ablası olarak görüp bana bununla ilgili bazı şeyler sorduğunda mezuna kalmış olmam, istediğim üniversiteyi ikinci bir şans verdiğimde kendime kazanmış olmam, yaşadığım o stres, ne kadar yukarı çektiğim, ben LYS, YGS'ye falan girmiştim.
yine ismi farklıydı. İşte bunların
sistemleri falan. Bunların aslında
o sınav sistemiyle
bir şekilde şu an mücadele eden
şu an o üniversite sınavı stresinden
geçen insanların ilgisini çektiğini
onlara bir deneyim hikayesi sunduğunu
acaba o zaman nasılmış ya da
o ne yapmış, nasıl ilerlemiş, duymak
istediklerini biliyorum.
O nedenle orada böyle çok hızlı bir
değineceğim. Beni tanıyanlar zaten
hikayenin bu kısmını da mutlaka biliyordur
ama ben yine de bir hatırlatayım.
Ben ilk üniversite sınavıma
2016 yılında girdiğimde
istediğim yer tutmadı. Yani istediğim
gibi bir puan almadım.
Psikoloji okumak istediğime çok emindim.
Ama Türkiye'de okumak istiyordum.
Ya tam burslu girebileceğim
özel okulları değerlendirecektim ya da
devlet okullarına gidecektim. Ama
bunda da kafaya koymuştum işte
ya İzmir'e gideceğim ya İstanbul'a gideceğim
ya Ankara'ya gideceğim gibi.
Oralarda da ne benim
girebileceğim bir devlet okulu vardı
ne de karşılayabileceğim bir
özel üniversite vardı.
Aileyle bir yıl daha hazırlandım ve günün sonunda evet istediğim hatta açıkçası çok hayal etmediğim bir yere yerleştim.
İstanbul Üniversitesi'nde psikoloji okudum.
İyi ki de okumuşum. İyi ki de kendime o ikinci şansı vermişim.
Nitekim buna şans bile demek ne kadar doğru orası da tartışılır.
Ve ben mezun olalı 4 yıl, üniversiteye girili de 4 yıl oluyor.
Böyle böyle aslında gerçekten sistemin adının değiştiği, sistemin kendisinin değiştiği, benim sistemi unutmaya başladığım ama yine de ne kadar zaman geçerse geçsin o stresi her şekilde hatırladığım bir süreçti üniversiteye hazırlanmak, üniversite sınavı.
Burada tabii ki sistem her zaman zaten ilk eleştirilmesi hatta en çok eleştirilmesi gereken şey hatta belki de tek eleştirilmesi gereken şey ama benim gerçekten bugün bu bölümdeki amacım bu değil.
Bunu zaten yaparız birlikte.
Aslında ben bu bölümü şu yüzden kaydetmek istedim.
Zaten size üniversite sınavından çıktığınızda şöyle bir dinlemek bir kafanızı boşaltmak en azından o milletin aptal aptal sorularına yanıt vermektense bir 20-30 dakika bir dünyadan kopabilmek için bir alan açmak gerçekten istiyordum.
Ama bu bölümde ne konuşacağım biraz dün akşam şekillendi.
Ben cuma günü tatilden döndüm.
Çocukluk arkadaşımla bir tatil yaptık Yunanistan'a gittik.
Cuma günü de geri geldim.
Randevulandırdığım şeyler vardı, işlerim vardı, evde beni bekleyen şeyler vardı.
Bir de ben böyle evim düzenli, temiz vs. değilse sürekli yapılacak şeyler varsa odaklanamıyorum da.
O yüzden bütün gün hareket halindeydim.
İki işin arasında evi temizliyorum, yemek yapıyorum, su söylüyorum ama bir de andan da işte görüşmelerim var, duş da almam lazım, nevresimler değişecek falan böyle inanılmaz yoğun bir gün geçirdim.
Ama böyle bir hafta on gün öncesinden de planladığımız bir şey var.
Akşam arkadaşımın evine gideceğiz, hep birlikte toplanacağız ve arkadaşlarımın düğün videosunu izleyeceğiz.
Çok heyecanlıyım gerçekten.
Bir süredir bunu bekliyorum.
Ajandamda yazıyor.
21 Haziran akşam Berfinlerdeyim diye.
Dün böyle yorucu bir günün ardından bütün gün psikologculuk da oynadıktan sonra aslında işimi yaptıktan sonra çıktım ve arkadaşlarıma gittim.
Ve böyle birbirinden farklı bir grubuz.
Bir tanesi Berfin'in kuzeni, bir tanesi lise arkadaşı.
Zaten Ünsal liseden arkadaşı.
Sonra üniversitede bir ilişkiye başlıyorlar ve evleniyorlar.
Berfin'in iki tane üniversiteden arkadaşı, bir tane iş hayatından arkadaşı, ben internet arkadaşıyım, benim Aydın'dan arkadaşım ve benim aracılığımla Berfin ve Ünsal ile tanışmış bir başka arkadaşımız.
Böyle aslında çok farklı noktalardan bir araya gelen bir insan topluluğu hep birlikte oturduk ve ortak tek bir amacımız, ortak tek bir noktamız vardı aslında.
Bu insanlarla arkadaş olmak, bu insanları sevmek bizi günün sonunda bir araya getiren salonda oturup bir şeyler içip o düğün videosunu tek tek böyle her sekansını incelediğimiz o ana tekabül etti.
Sonra oradan çıktık inanılmaz derecede eğlendim ve Zeki ile benim arkadaşımla evlerimizle çok yakın böyle tin tin eve yürüyoruz.
Ve durup dedim ki yani kendi kendime sonra Sesi de söyledim.
İşte her şey bununla ilgili ya.
Yani günün sonunda arkadaşlarıyla bir araya gelmek, onlarla ne kadar farklı yerlerden tanışırsan tanış.
Onlarla aslında ortak bir yerde oturup bir şeyleri konuşabilmek, paylaşabilmek, aynı şeye kahkaha atabilmek.
Hatta belki de bazen aynı şeyi komik bulmamak.
Bir anda dün hissettiğim o keyfin, hayatta olmanın, evet lan başardım demek günün sonunda aslında biraz da bu.
Sıvası dökülen bir apartmana girmek ama günün sonunda açtığın kapıya burası benim evim diyebilmek.
Çok yorulmak ama akşam sekiz dendiğinde evden çıkıp arkadaşlarına gidebilmek.
Birisi şarap getirmiş, birisi eve diyesi almış.
Bunu yapabilmek.
Yapabilmek.
Hadi şimdi diyelim bunlar biraz daha büyümenin getirdiği şeyler.
Nitekim evleniyoruz.
Yani kimimiz bir eve taşınıyoruz.
Kimimiz hayat arkadaşını buluyoruz.
Yeni işlere giriyoruz falan.
E bundan biraz daha geriye gittiğinde üniversite var.
Belki yeni bir şehri keşfetmek.
Ya da her zaman olduğu şehri daha farklı bir şekilde keşfetmek.
Farklı bir özgürlüğü tatmak.
Sonra farklı kısıtlılıklarla karşılaşmak belki de.
Envai çeşit insanla aynı ortamda bir araya gelmek.
Nasıl yani bu da mı gerçekten bunu okumak istemiş demek.
Ya da belki de hayatın boyunca istediğin şeyin aslında istemediğin bir şey olduğunu fark etmek.
Ya da hiç istemediğin bir şeyin sana dünya üzerindeki en büyük keyfi vermesi.
Yani üniversite yıllarıma gittiğimde de aslında motivasyonum, hayattan aldığım keyfin kaynağı çok da değişmedi.
O zamanlarda en sevdiğim şey arkadaşlarımla çıkıp dışarıda bir bira içmekti.
Ya da küçük şehirde çok da tadına varamadığım, varamayacağım hatta.
Çünkü oraya gelmeyecek olan ama benim içten içe hep sevdiğim insanların konserlerine gitmekti.
Saçma sapan etkinliklere kaydolmaktı.
Bazen anneme evdeyim derken aslında Kadıköy'de falan oturuyor olmaktı yani.
Günün sonunda üniversite bütün bunlar için sadece bir araçtı.
Ve hayatımdaki bir şeyleri anlatırken hiçbir zaman ne o sınavın, ne o stresin,
ne de üniversitede öğrendiğim şeylerin benim hayatımda bir ana konu olmadığını fark ettim.
Sadece ana konuya giden birer yoldu bunlar.
Hangi insanlarla tanıştığım, kime aşık olduğum, kim tarafından kalbimin kırıldığı sanki.
Benim o üniversite sınavına girerken yaptığım bir seçimdi.
Birkaç tane net fazla yaparsınız ya da daha az yaparsınız.
Bazen istediğiniz yerin daha bile üstü olur, bazen kılpayı kaçırırsınız.
Bazen hiç ummadığınız zaten hayal bile etmediğiniz bir yerdesinizdir vs. ama
günün sonunda bu sadece o çevreyi biraz şekillendirecek.
Olduğunuz yere belki karar verecek
Ama gittiğiniz yerde mutlaka sizi sevecek, sizin seveceğiniz
Etinizle kemiğinizle nefret edeceğiniz
Belki aşık olacağınız, belki yeni duygular tadacağınız
Büyük tartışmalara gireceğiniz, ideolojinizi biraz biraz şekillendireceğiniz
Bütün olaylar zaten sizi orada bekliyor olacak
Çünkü bütün bunlar zaten siz orada olduğunuz için gerçekleşebiliyor olacak
Aslında sırf biz böyle çok büyük bir kalabalık bu sınava gireceğimiz ve sonra bazı yerleri tercih edeceğimiz için daha edilgen olduğumuzu fark ettim.
Yani böyle hissettirildiğimizi.
Aslında günün sonunda bambaşka bir perspektiften hatta bana kalırsa daha doğru bir perspektiften baktığımızda
bu sınavı sınav yapan da üniversite üniversite yapan da bizim varlığımız zaten.
Kimse tercih etmediğinde, kimsenin o üniversiteye o okula bir güveni kalmadığında,
burası benim diplomamı iptal eder ben burayı yazmayacağım dediğinde mesela.
Ne olacak? O okulun sıralamaları, puanları, tercih listesindeki yerleri değişecek değil mi?
Aslında ne kadar büyük bir gücümüz var.
Bu bizim zaten temel seçme ve seçilme hakkımızın olduğunu unutmanın,
halkın kendi elinde böyle büyük bir gücü tuttuğunun yavaş yavaş farkındalığını kaybetmesinin bir başka versiyonu.
O kadar büyütüyoruz ki o sınavı.
Zaten o sınavın da, o soruların da, o tercih listelerinin de, o üniversitelerin de
sırf sen olduğun için ve sen onları seçebil diye orada olduğunun aslında farkında olmuyorsun.
Sistem seni edilgenleştiriyor.
Tabii ki de realist olmak lazım.
Şimdi şu an Türkiye'nin içerisinde bulunduğu gündeme ve politik nabza baktığımızda
üniversitelerin ne kadar yozlaştırılmaya çalışıldığı, ne kadar tahrip edildiği,
üniversitelerin içindeki o özgür yapının ne kadar zararı açık bir hale geldiği zaten su götürmez bir gerçek.
Ama günün sonunda bu üniversitelerde bir günde böyle olmadılar.
Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, ODTÜ, İstanbul Teknik büyük üniversiteler diyelim yani.
Üniversitede dediğimizde İstanbul'da aklımıza gelen, direniş dediğimizde aklımıza gelen bu üniversiteler bir günde Boğaziçi olmadı, bir günde İstanbul Üniversitesi olmadı.
Oraya emek veren, orada okuyan, okurken orayı benimseyen, geliştiren, orada belki ilk defa bir şeyi yapan o insanlar orayı o üniversite yaptı.
Haliyle gideceğiniz yer eskisi kadar radikal değilse ya da hiç olmadıysa bunu getirecek olan da sürdürecek olan da neden siz olmayasınız?
Bizi bence hiçbir zaman içinde bulunduğumuz dört duvarlar tanımlamıyor.
Bunun çok büyük örnekleriyle özellikle son 4-5 aydır oldukça haşır neşiriz zaten.
Ama o dört duvarın içinde bizim ne kadar ses çıkarttığımız, duvarlarına neler asabildiğimiz, neler yazabildiğimiz çok fazla şey değiştiriyor.
O yüzden nereye giderseniz gidin, nerede ne okuyor olursanız olun,
sırf oranın isminden ötürü bu sizin silikleşip gitmeyeceğiniz anlamına da gelmez
Ya da sırf bir ismi olmadığı için ya da size çok albenili gelmediği için günün sonunda orada bir isim yapamayacağınız anlamına da gelmez.
Bu aslında gideceğiniz yerin sizi tanımlamayacağının çok basit bir örneği.
Belki çoktan bu sistemin kurulduğu, belki çoktan içinde böyle bir akışın, öğrenci topluluklarının, etkinliklerin, faaliyetlerin, isyanların, propagandanın zaten olduğu bir okula gittiğinizde, köklü dediğimiz bir okula gittiğinizde,
belki evet sistemi kuran değil, onun içinde olan, o düzene dahil olan,
belki yeni eklentiler yapabilen, ekleyebilen, fikirler üretebilen biri olmak,
belki biraz daha zaten oluşmuş hali hazırda var olan bir sisteme dahil olduğumuz.
Bunun için daha belki kolay olabilir.
Ama günün sonunda bir başka yerde de benzer bir oluşumun içinde yer almak biraz daha zor diye bunu imkansız kılmıyor.
O yüzden gerçekten gideceğiniz yerin sizi tanımlayacağını çok da düşünmeyin.
Bu istediği yer olmayanlara sadece verdiğim bir teselli değil.
Çok istediği yere giden ya da çok ismi olan bir bölümde bir üniversitede okuyan insanlara da okuyacak olan insanlara da söyleyeceğim bir şey.
Hayat oradan ibaret değil.
Değil.
Biliyorum ki bunu yaşamış görmüş birisi olarak size söylemem çok da bir şey ifade etmiyor.
Çünkü bana da etmemişti.
Ben de hangi üniversiteyi tercih edeceğim noktasında bir oradan bir buradan çoktan mezun olmuş insanlarla konuştuğumda onlara
peki peki burası hangi ekol çalışıyor peki buradan çıkarsam psikologluğumu hangisi daha iyi etkiler gibi şeyler sordum da karşımdaki insan da bana böyle sarkastik bir gülüşle bakıyormuş aslında ben sadece o zamanlar fark etmemişim o lisanı bilmediğim için o yollardan geçmediğim için
Yani ne önemi var?
Ne önemi var? Ne ekolu?
Çıktığın zaman öğrenirsin.
Terapi eğitimleri alırsın, kendine bir şeyler eklersin.
Sen nerede olmak istiyorsun?
Hangi şehirde olmak istiyorsun?
Hangi anfide olmak istiyorsun?
Neyi dinlemek istiyorsun?
Hatta günün sonunda neyden sıkılmak ve neyin yüzünden ağlamak, streslenmek istiyorsun seçmek aslında mevzu.
Ben de böyle çok ambitious'ım.
Peki hangi üniversitenin kulüpleri daha aktif?
İstanbul Üniversitesi mi şöyle yoksa şuraya mı gitsem?
Ankara çok köklü ama ben Ankara'da okumak istemiyorum.
Dur yani.
Hani bir dur.
Konuştuğum bütün o zaman için yetişkin ablalar, abiler bana hep şunu söylüyordu.
Sen nerede olmak istiyorsun?
İstanbul'un bak gece hayatı şöyledir.
Ankara kültürel olarak böyledir.
Yani benim aslında hiç değerlendirmediğim şeylerle geliyorlardı bana.
Çünkü muhtemelen onlar da yaşayarak edindiler.
O zaman onları çok anlamıyordum.
Çünkü o zamana kadar tek bir emelim vardı üniversiteyi kazanmak.
Ama sonra o eşikten geçtim ve o abileri ablaları artık çok iyi anlıyorum.
Benim de bugün bu söylediklerim belki siz üniversiteyi bitirdiğinizde, siz iş hayatınıza başladığınızda bir anlam ifade etmeye başlayacak.
Şimdi üff tabii bitirdikten sonra konuşması kolay simay bile diye olabilirsiniz.
Ama sadece bana birazcık güvenin.
Stresinizi ortadan kaldırmayacak, korkularınızı dindirmeyecek.
Ama birazını bana verebilirsiniz.
Birazını ya bu kız söylüyorsa bir bildiği vardır'a yaslandırabilirsiniz.
Yük hala sizin yükünüz.
Ben de yaşadıkça, bazı sınavlardan kaldıkça, ben de bütlere hazırlandıkça, ben de istatistik dersinden, anfiden ağlaya ağlaya çıkınca
ama sonra öyle ya da böyle o dersi verince, öyle ya da böyle o dönemi bitirince, öyle ya da böyle
bazen üniversitedeyken bile hocam tarafından azarlandığımda, derse geç kaldığında yüzlerce kişi suratını bana döndüğünde,
belki de aylarca kafama taktığım o sınavdan hiç de istediğim gibi bir not alamadığımda yine de dünyanın sonu olmadığını gördüm
ve hayatta önceliklerim ancak böyle şekillenmeye başladı.
Öncelikler biraz, önceliklendirdiğiniz şeyler sizi hayal kırıklığına uğrattıkça değişen bir sisteme sahip bana kalırsa.
Ne zamanki aldığım notların hayatımda müthiş şeyler değiştirmediğini fark ettim.
Ne zamanki hiç çalışmadığım ya da çalışmadığım demeyeyim de hiç içselleştirmediğim, okurken çalışırken hiç anlamadığım bir dersten çok yüksek aldım.
Ya da ne zamanki kendime çok güvenerek, döktüreceğimi bilerek girdiğim ve dop dolu bir kağıt verdiğim sınavdan 30 aldım.
O zaman anladım zaten.
Bu sistem ne ki beni değerlendirecek?
ben hiç içselleştirmediğim, hiç anlamadığım bir şeyden de sırf çalışarak, sırf yapılması gerekeni yaparak ve ezberleyerek geçebiliyorsam
ama içimden geleni o böyle üzerine saatlerce konuşabileceğim bir konuyu hele ki psikoloji okurken masaya yatırıp yine de o sınavdan kalabiliyorsam
yani sırf yüzyıllardır bu sistem böyle sürüyor diye, sırf o bölüm hep her yıl böyle psikologlar çıkar mezun ediyor diye
Niye o beni değerlendiriyor? Bir sürü olmadı mı benim gibi mesela sınıfta kalan, sınavlardan geçemeyen, bütlere kalan, ne bileyim kopyalan falan yakalanan olmadı mı?
E oldu. Peki ne oldu? Şimdi hepimiz 27-28 yaşındayız mesela. Ne oldu? Ne yapıyoruz hepimiz hayatta?
Birileri nişanlanıyor, birileri evleniyor, birileri benim eski sevgilimle birlikte mesela sorarsanız.
Kimileri çok ambitious'tı.
Kimileri böyle sınav sonuçları açıklandığında
Simay bile benden yüksek almış diyecek kadar
başarıyla, hırsla kafayı bozmuştu.
Şimdi arada görüyorum.
Psikolojiyle ilgili hiçbir şey yapmıyorlar mesela.
Ben, ben psikolog olmak istemiyordum.
Ben hayatımı böyle insan kaynaklarında
beyaz yakalıkla falan geçirmek istiyordum.
İki sene beyaz yakalık olarak çalıştım.
İllallah ettim.
Şimdi psikolog olmak bana hayatta hiçbir şeyin vermediği bir hazdı veriyor.
İstekleriniz, beklentileriniz, yolun içinde hangi insanla olduğunuz hatta yürüdüğünüz yol bile değişiyor.
Ayakkabılarınız değişiyor, hava değişiyor ama ayaklar hala sizin.
Nereye gideceğinizi de ancak siz belirleyebilirsiniz.
O yüzden üniversite ama bu sene ama sene ama bir sonraki sene ama ne zaman isterseniz
ama her şey bittikten sonra bir baştan daha gireceğiniz bir yerde olsa sadece içinden geçeceğiniz bir eşik olacak.
Sizi tam anlamıyla tanımlamayacak.
Bu bir teselli değil gerçekten.
Böyle zannedenlere biraz da maalesef bu öyle bir şey değil uyarısı.
Siz yine o stresi yapacaksınız.
Biliyorum.
Şu an içinde bulunduğunuz belki bugün geride bıraktığınız o ders çalışma stresi şimdi üniversite sınav sonuçlarının açıklanması stresine evrilecek.
Sonra o tercih listesine.
Sonra tercih listesinin açıklanmasına.
Sonra kayıt günlerine.
Sonra taşınmaya, sonra derslere hazırlanmaya, sonra akademik takvime, sonra dersleri anlamaya, sosyalleşmeye, insanlarla tanışmaya, arkadaş edinmeye, okula ve yeni bir düzene aslında ayak uydurmaya, akabinde sınavlara, vizeler, vizelerden sonra finaller, finallerden sonra bütler, sonra bir bakmışsınız ikinci yıl.
Her şey kendi içindeki bir stresle gelecek zaten ama her şey kendi içinde bambaşka bir güzellikle doğuracak.
Ben size bugün Allah aşkına stres yapmayın ya senden önemli mi sizden önemli mi dediğimde biliyorum sizin onu stres yapmanızda hiçbir azalma olmayacak.
Diğer yandan dünyanın ne daha fazla yaşam koçluğuna ne de daha fazla başarı hikayesine ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.
İnsanların bence başarısız olmayı da içinde barındıran başarı hikayelerini hatta insanların bence bu benim başarı dediğim şey.
Mesela mutlu olmak, mesela kendi evimde olmak, mesela bir pazar günü keyfe kadar oturup podcast kaydetmek benim için başarı diyebileceğimiz kadar objektif bir şeye evrilebileceğini göstermek aslında benim amacım.
Ben hala imposter sendromu yaşıyorum.
Ben hala mesleki yeterliliğimi sorguluyorum.
Ben hala akademik yeterliliğimi sorguluyorum.
Çok iyi bir ortalama ile mezun oldum gerçekten ama bana sorarsanız o ortalamanın karşılığı olacak kadar bilgiyle o kapıdan dışarı çıkmadım.
Bence gerçekten teoride de pratikte de iyi bir üniversitede okuyabileceğim en iyi bölümü okudum.
Ama diğer yandan şimdiki aklım olsa Boğaziçi'nde, Ottü'de o kampüs hayatını, o direnişi, o öğrencinin kolektif varlığını her noktada hissedebileceğim bir yerde olmak isterdim derdim.
Ama biliyorum ki zaten şimdiki aklım olsa dediğim bu akıl seviyesine zamanında yaptığım tercihlerle geldim.
Yani ben İstanbul'da psikoloji okumuyor olsaydım zaten şimdiki aklım olmayacaktı ve bu şimdiki akılda bana ben Boğaziçi'nde okumak çok isterdim dedirtmeyecekti.
Çünkü deneyimlediğim ve tadına vardığım bir şey bana günün sonunda başka bir şey istetti.
Paranız yetmeyecek, zamanınız yetmeyecek, uykunuz yetmeyecek, sosyal bataryanız yetmeyecek.
Üniversite 1'de tanıştığınız insanlarla ya böyle hiç ayrılmaz olacaksınız ya da çok kötü şekilde ayrılacaksınız.
En yakın arkadaşınızla mesela sınav zamanı bambaşka bir noktada tanışacaksınız.
Bambaşka bir yüzüyle tanışacaksınız.
Çok ciddiyim.
Başta kampüsün içine belki tuvaleti bulamayacaksınız.
Ama zamanla en iyi hangi otomatın kahve verdiğine kadar hakim olacaksınız.
Üniversite biraz böyledir.
Otomatıyla, hizmetli abisi ablasıyla, kantincisiyle, kedileriyle, isyanıyla, duvar yazılarıyla,
amfideki kırık o ahşap sandalyeleriyle,
200 kişilik sınıfta hocayı pür dikkat dinlerken bir anda açılan bir real sesiyle, bir kapıyla,
o gün iptal edilen bir dersin heyecanıyla.
Ben sadece bunları hatırlıyorum.
Ne öğrendiğimi çok hatırlamıyorum mesela.
Onları pratik ettiğim kadarıyla hatırlıyorum.
Hocalarımın ismini hatırlamıyorum.
Gerçekten.
Sadece birkaç tanesini, hayatıma dokunanı.
Arkadaşlarımla en çok nereye giderdik, ne yapardık?
Hatırlamıyorum.
Ama hatırlamadıklarımla bugün olduğum kişiyi bir şekilde inşa ettim.
Ve günün sonunda belki de en önemli olan şey de budur.
Aradan 4 yıl, sınava gireli de 8 yıl geçmiş bir noktadan baktığımda
ne sınava ne de üniversiteye önemsiz demem.
Çünkü 8 yıl sonra bunu biraz da oradan geçişimle yapıyorum.
Ama asla varış noktası değilmiş.
Ona da garantisini veririm.
Zaten günün sonunda eğitimin bu kadar değersizleştirildiği, bu kadar içinin boşaltıldığı, birkaç kişinin tek elinde onların yararına dönüp durduğu bir noktaya geldiğini gördüğümüzde artık bu noktadan baktığımızda
zaten bir üniversitenin adı, tarihi, kültürü, kendi karakteri olacaksa
bunu ancak onun içindeki öğrencinin yapabileceğini görüyoruz.
Çok yakın zamanda da gördük.
Nerede olduğunuz, ne okuduğunuz değil, kim olduğunuz, ne kadar erdemli olduğunuz,
haksızlığa, hukuksuzluğa karşı ne kadar ses çıkarttığınız, ne kadar korkusuz olduğunuz çok daha önemli.
Herhangi bir dört duvar içerisinde olması eğer illaki gerekiyorsa
bu üniversite sınıfları, anfiler, kampüsler olacak çocuklar
dört duvar arasında bir hücreye, bir poğuşa mahkum edildiler aylarca.
Peki o içinde sıkıştırıldıkları dört duvara gerçekten hapsoldular mı?
Orayla sınırlandırılabildiler mi?
Kesinlikle hayır.
Bulunduğunuz yerin ne kadar büyük, ne kadar dar,
size ne kadar geniş bir alan sunan ya da sizi ne kadar sıkıştıran bir yer olduğu çok da önemli değil.
Sizin nasıl bir insan olduğunuz, nasıl bir duruşunuz olduğu önemli.
Çünkü eğer kambur durursanız, omurgasız olursanız sizi günün sonunda okuduğunuz üniversitenin de bölümünde title'ı kurtarmayacak.
Siz her zaman omurgasız oluşunuzla bir duruş sergileyemeyişinizle anımsanacaksınız.
Çünkü bunun da örnekleri var ama eminim ki hiçbirinizde böyle insanlar olmayacaksınız.
Nereye giderseniz ve nerede olursanız olun öyle bir dik duruşunuz olsun ki üniversitenizde, bölümünüzde, sizin üstünüzde yükselsin.
Sizin omuzlarınızda, sizin duruşunuzda.
Ben İstanbul Üniversitesi'nde okurken okulun her yerine çevik kuvvet vardı.
Okula müzik aleti bile sokulmuyordu.
Her an o bir isyana dönüşebilir diye.
Çantalar aranıyordu.
Ben annemi kendi kampüsüme sokamıyordu.
Yemekhane kapalıydı. Kendi üniversitemde yan fakültenin yemekhanesine giremiyordu.
Öğrenciler bir araya gelirse bir şey yaratırlar korkusu o kadar fazlaydı ki.
Sanki bu korku bizim içimizde de biz bunu otoriteye karşı hissediyormuşuz gibi zannettim uzunca bir süre.
Sonra fark ettim ki hayır onlar bizden korkuyorlar ki bizi bu kadar birbirimizden ayrı tutmaya, küçük alanlara hapsetmeye çalışıyorlar.
19 Mart'ta İstanbul Üniversitesi barikatı açtığında ben inanamadım.
Benim üniversiteden mezun olalı 4 yıl olmasına rağmen okulumla en çok gurur duyduğum andı.
Ben mezun olmamın üzerinden 4 yıl geçtikten sonra ilk kez akademik anlamdan çok uzakta bir olayla iyi ki bu üniversiteliyim dedim.
O yüzden gururu o tercih sayfası ya da yerleştirme sonuçları açıldığında karşınıza çıkacak ekranda aramayın.
O içinizde bir yerde.
Bazen bir kuşun kanadında, bazen havaya kalkan bir yumrukta, bazen aşılan bir barikatta, bazen seni sana iyi gelmeyecek ellerden böyle çekip çıkaran bir dosta, bazen amfide gerçekten doğrusunu bildiğin bir yanlışta.
Bunların içinde aslında.
Hatta ilk kez bir şey sizin sinir uçlarınıza dokunduğunda ve bir şeyi savunma ihtiyacı hissettiğinizde bence insan ilk mezuniyetini yaşıyor.
O ilk kepini atıyor.
O da belli bir şeyin prangasından kurtulmanın mezuniyeti oluyor bence.
Ve yavaş yavaş kendin, kimliğin şekillenmeye başlıyor.
Böyle bir yolculuk bekliyor sizi.
Nerede olursanız olun.
Varış noktasını güzel yapan şeyin yolculuk olduğunu hep söylerim.
Ama yolculuğun olmazsa olması yolcudur.
Siz de bu yolun, kendi yolunuzun yolcusu olacaksınız.
Öylesiniz.
Hakkınızda hayırlısı olsun.
Ben her zaman yanınızdayım.
Akademiymiş, not ortalamasıymış, hangi üniversiteye girdiğinizmiş hiçbir önemi yok.
Ben sayılarla konuşayım size.
O kadar potansiyeli küçümsenen bir öğrenciydim ki
kimin gözünde bir önceki bölümü dinleyenler tahmin eder.
Evet babamın gözünde.
mezuna kalmak istediğimde babam bana senin kapasiten bu yapamazsın bak 45 bin olmuşsun gir bununla bir yere yerleş dedi.
Yok dedim ben mezuna kalacağım kaldım.
8 bin oldum.
Babamın basamakları saydığını hatırlıyorum.
80 bin olma ihtimalimi gözettiği için.
Ben İstanbul Üniversitesi'ne gitmek istedim.
O hayır Hacettepe'de okuyacaksın diye diretti.
Ben İstanbul Üniversitesi dedim o zaman hukuk okuyacaksın dedi.
Hayır ben İstanbul'da psikoloji okuyacağım dedim.
O tebrik etmek için arayanlara her zaman İstanbul Üniversitesi'ni hukuk tutuyor falan dedi.
Sizin kimseye bir başarı, bir title, bir etiket, borcunuz yok.
Kendinize bile birileri kılı kırk yarıp her zaman işin içine bir başarısızlık çıkartabilir.
Zaten bu da günün sonunda nereye gittiğinizin gerçek bir başarı ölçütü olmadığının en büyük örneği.
İşte böyle gidin yaşayın için gezin görün aşık olun kalbinizi kırın kalpleri kırın ama şimdi kendinizi yaratmak için kocaman bir alan var önünüzde o alanı kullanın söyleyeceklerim budur sizi seviyorum umutsuzluğa alışmayın yatağa küs girmeyin kim sorarsa sorsun deyin ki sınav çok iyi geçti abi yaptım valla.
şu önünüzdeki bir ay kafanızı dinleyin.
Bundan sonraki de sonraki sizin problemi olsun.
Bugün bitti.
Sırada yarın var.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
