
Arkadaşlarımın evinden kendi evime giden 15 dakikalık yolda aklımdan geçen her şey. Gitmek ve dönmek arasındaki farka hoş geldiniz. Buraya kadar gelmişken bi kahvemi için.
Transkript
gitmek ve dönmek arasında bariz bir fark var ve bunu metaforik ya da romantize edilecek bir taraftan söylemiyorum.
bir yere gitmenin ve bir yere geri dönmenin benim üzerimde yarattığı somut etkiden bahsediyorum.
genellikle bir yere giderken zihnimi olabildiğince boş tuttuğumu fark ettim.
çok şanslıyım ki yakın arkadaşlarıma çok yakın oturuyorum. onlarla kuşatılmış şekildeyim.
ve ne zaman oraya gitsem zaten orada geçireceğim zamanın zihnimi dolduracağını çok iyi bildiğimden
Yolu bir şeyleri düşünmeden geçirmeye çalışıyorum. Sadece müzik dinlemeye, çok basit bir hayali kurmaya, kafamda zaten hali hazırda çektiğim bir klibi yeniden oynatmaya daha meyilli oluyorum.
Ama dönerken her ne kadar oraya giderken ki halime kıyasla zihnim daha dolu da olsa, saat artık gecenin bilmem kaçı da olsa, arkadaşlarımın yanından ayrıldığımda harika bir ilhamla dolmuş oluyorum.
Eşi benzeri olmayan bir ilham.
Bugün bu bölümü kaydetmemin sebebi de bu.
Çok yeni arkadaşlarımın yanından geldim ve aslında saat oldukça geç.
Ama onların yanındayken hissettiğim şeyler o kadar yoğun ki hemen eve dönüp mikrofonu açıp hissettiklerim hakkında konuşmazsam yarın bütün bu etki geçecekmiş gibi hissediyorum.
Ta ki ben tekrardan arkadaşlarımın yanına gidene kadar.
Mesela bu bölümü arkadaşlarımla geçirdiğim başka bir günün arkasından kaydederken videoda gördüğünüz adımları bir başka gün arkadaşlarımdan kendi evime dönerken kaydetmiştim.
Ve farklı günlerde benzer bir yoğunluğu hissediyor olmak bence çok şükredilesi bir şey.
Uzun bir süre aidiyetle ceberleştiğinizde, bir yere ait olmayı mumla aradığınızda ama bir türlü orayı bulamadığınızda ya da bulduğunuzda da inşa etmeye yeterince gücünüz olmadığında, bir yer nihayet size ev gibi hissettirdiğinde oradan hiç çıkmak istemiyorsunuz.
Hayatımın çok uzun bir süresi bunu hissettim.
Belki de bu nedenle yanlış insanlarda o hissettiğim çok hafif bir aşinalığa sıkıca tutunup onları kendime ev belledim.
Ama değillerdi.
Genellikle bir yeri ev bellediğinizde oranın sizi kabul eden tek yer olduğuna inandırıyorsunuz kendinizi.
Şans eseri bu aidiyeti buldunuz ve eğer onu bırakırsanız ya da genellikle o sizi bırakırsa artık kolsuz kanatsız kalacakmışsınız gibi.
Tabi ki bu panik ve duygusal anlamda başını bir çatının altına sokma ihtiyacı çok yanlış ilişkilere yönlendirebiliyor sizi.
Bir bakmışsınız aslında size hiç de iyi hissettirmeyen bir insanın kollarındasınız.
Sizi kıskanan ya da sizin iyiliğinizi istemeyen arkadaşlıkların arasında heba oluyorsunuz.
Ya da belki de bu kadar gözde görülür hinlikler yok ama o insanlar tarafından bir şekilde tam anlamıyla anlaşılmadığınızı hissediyorsunuz.
Ama orası size hadi gel tamam buraya oturabilirsin diye yer açmış tek yer ve oraya tamah ediyorsunuz gibi.
Yani benim uzun bir süre aidiyetle olan kavgam böyle hissetmemden kaynaklıydı.
Ama şimdi bu denli sevdiğim yerle, insanla, evle kuşatılmışken ve vaktimin çok büyük bir kısmını orada, oralarda geçirebilirken yine de günü kendi evimde sonlandırmak, istemek bana hayatta başardığım, daha doğrusu ulaştığım en yüksek konumlardan biriymiş gibi geliyor.
Ev almak, araba almak, ne bileyim bir kitap yazmak, terfi almak, okulu bitirmek ve bunlar gözde görülür başarılar.
Ama artık bir ev almakla bir yere ev yapmak arasında ne kadar büyük bir fark olduğunu biliyorum.
Ve belki de gücüm hiçbir zaman tek başıma bir evi afford etmeye yetmeyecek.
Ama bir yeri ev yapabilmenin de parayla ölçülemez bir tarafı olduğunu biliyor ve buna rağmen bunu becerebildiğim için kendimle gurur duyuyorum.
Günü evinde sonlandırmak istemek demek bence yattığın yeri ithalleştirdiğin anlamına geliyor.
Kendi yumuşatıcının koktuğu temiz bir yastık kılıfında günü sonlandırmak istiyorsun.
Kendi pijamalarını giymek, kendi diş macununla dişini fırçalamak istiyorsun mesela.
Başkasının evindekinin nanesi sana yeterli gelmiyor.
Burada kal diyorlar mesela, lens kutumu almamışım şimdi lenslerimi çıkartamam diyorsun.
Ama mevzu lens kutusunun olmaması bile değil.
Sen oraya bilerek gözlüklerini takmadan gittin.
Çünkü eve dönmek istiyordun.
Kendine bu konforu verebilmek çok büyük bir şeymiş.
Belki de ben bir şeyleri çok romantize ediyorum.
Evet bunu yalanlayacak değilim.
Siz bakmayın öyle benim aidiyeti bulmakta ne kadar zorlandığımı anlattığıma.
Elbette ki gitmekten çok heyecanlandığım, çok keyif aldığım çok fazla yer oldu.
Ama belki de ilk defa sadece varacağım yeri değil gidiş yolunu da çok seviyorum.
Ciddi söylüyorum.
En yakın arkadaşlarımın evinden kendi evime bir 15-20 dakika falan sürüyor.
Ve ben her seferinde farklı bir sokağı kullansam da rahatlıkla oraya varacağımı bilsem de hep aynı yoldan yürüyorum.
Mart ayından beri.
Ve aynı yoldan kendi evime geri dönüyorum.
Ama aynı yolu bir akşam 8'de insanlar işten çıkmış ya da esnaf dükkanı kapatırken, kafeler yavaş yavaş dolarken, ne bileyim trafik sıkışmaya başlamışken görmekle
gece 2'de sadece birkaç açık tekel ve belki de evine giden ya da taksi çevirmeye çalışan insanlarla görmek bambaşka bir deneyim.
Sokaklardan geçerken ışığı yanan evlerden içeri bakmayı çok seviyorum.
Yaşadığım yeri ne kadar sevsem de, evimi ne kadar benimsesem de,
güzel bir apartmana bakıp oranın az çok camdan göründüğü kadarıyla kafamda bir haritasını çıkartıp
ben nasıl döşerdim, nasıl dizayn ederdim ya da burada nasıl bir hayat sürerdiğimi düşlemek bana iyi geliyor.
Elbette hayatta sizin de elde etmediğiniz ya da ona benzer bir deneyim yaşamadığınız ama hayal edebildiğiniz bazı şeyler vardır çok istediğiniz.
Benim de vardı.
Mesela İstanbul'da böyle bir lokasyonda sevdiklerime yakın bir şekilde oturabilmek.
Şimdi buna eriştim ve artık bir sonraki adımı hayal ettiğimde daha büyük bir ev, daha farklı bir sokak, arkadaşlarıma daha yakın bir yer ya da metroya ya da caddeye her neyse belki birinci kat, belki en üst kat.
gerçekleştirdiğim bir hayalimin üzerine, onu upgrade ettirircesine yeni eklentiler koymak beni gururlandırıyor.
Her şey daha yapılabilir geliyor.
Çünkü bir zamanlar tam şu an üzerine ayak bastığım sokaklar çok daha uzakta olan evime gitmek için
beni otobüs durağına götürürken kullandığım yollardı.
Ama şimdi sadece 15 dakikalık uzaklıktaki evime gitmem için oradalar.
Bir yolun, bir kaldırım taşının benim için anlamının değişmesini de çok seviyorum.
Eve geldiğimde kapkaranlık bir eve girmiş olmayayım diye kendime önceden ışığı açık bırakmayı da çok seviyorum.
Bu küçük jestler insanın kendi kendine yaptığı, hayatı ne kadar benimsediğinizi gösteren ipuçlarıymış gibi geliyor bana.
Baş ucuna bir şişe su koymak, belki geç olduğu için çalıştırmayacak olsan da ertesi sabah bir tuşa basmak için çamaşırları çamaşır makinesine koymak.
Daha kendinin tanışmadığın ertesi günkü versiyonuna hazırlıklar yapmak çok hoşuma gidiyor.
Bana kendimi çok varmışım gibi hissettiriyor.
Ama bir o kadar da başka insanların varlığını kabul etmekle ne kadar iç içeymiş diyorum.
Çamaşır makinesini bu saatte çalıştırmıyorum çünkü alt komşum rahatsız olur.
Yani demem o ki bazen çamaşır makinesini çalıştırmamanız bile bir başkasının varlığını kabul etmek için yeterli olabiliyor.
Varlığımı kabul ettiren ve bana görünür olduğumu hissettiren şeyleri seviyorum.
Belki de o yüzden gece saat kaç olursa olsun eve dönmek hoşuma gidiyor.
Bazen bir araba karşıdan karşıya geçmem için bana yol veriyor ya da bir motorsiklet bana çarpmamak için kornaya basıyor veya bir sokak lambası sensörlüyse şayet beni görünce yanıyor.
Bazen sevmek için eğildiğim bir kedi beni bir anda fark edince korkup kaçıyor ve bir şeyin sizden korkup kaçmasının bile var olduğunuzla, etten kemikten o an canlı kanlı bir şekilde orada olduğunuzla kanıtlıyor olmasını seviyorum.
Hayatta beni heveslendiren çok fazla şey var. Belki de bunlardan en büyüğü başka insanların da bir şeye ne kadar hevesli olduğu. Zihnimden geçen düşünceler bunlar işte. Konudan konuya atlıyorum ama geçtiğim her sokakta farklı bir şey düşünüyor gibiyim.
Mesela Spotify rap her çıktığında ya da hangi uygulamayı kullanıyorsanız onu paylaşanlardan da önce Spotify rap'leriniz umrumda bile değil diyen bir tayfa türüyor.
Neden diye soruyorsun yani?
Hani o kadar insanın aynı anda kolektif bir şey yapmasına karşı çıkmaktaki bunu aptalca bulmaktaki bu ısrar ne diye soruyorsun.
Belki bazen bu kadar bodoslama değil ama soruyorsun ya da sen sormadan onlar söylüyor.
Bana ne senin dinlediğin müzikten?
Yani çok yerinde çok geçerli bir argüman değil mi? Sana ne gerçekten benim ne dinlediğimden bilmene gerek yok. E tamam da o zaman sana ne benim attığım storyden, sana ne benim instagramda ne paylaştığımdan onlara da sana ne değil mi?
Yani bir tayfa var sanki bir şeylerin illa kendilerine hizmet ettiğine, kendileri görsün diye paylaşıldığına,
ya elbette bir şeyleri birileri görsün diye paylaşıyoruz ya da sadece paylaşmak arzumuzdan, görülmek istememizden ama sen de istemeyi ver.
Doğrudan sana hitap etmek zorunda değil ki.
Ama işte öyle bir güruh çıktı son birkaç yıldır özellikle belki de benim dikkatimi çekmeye başladılar.
Spotify rapleriniz umurumda bile değil.
Tamam yani en farklı sensin.
Belki orada kolektif bu kadar fazla insan aynı anda bir şey yaparken bunun bir parçası olmamakta çok böyle marjinal bir şey görüyor ve karşı tarafa geçmek isteğinden ne kadar saçma yaptığınız şey diye kendini belki de ayrıştırma ihtiyacı var ve bunu tatmin ediyor.
Ya da belki de içten içe insanların kimsenin ne düşündüğünü önemsemeden ve egocentrik bir yerden bütün bir sene ne dinlediğini paylaşmaktaki o umarsızlığını kıskanıyor.
Birinin kimin umurunda olup olmadığına bakmadan böyle bir şeye paylaşmasına ya da belki de buna gerçekten çok fazla önem vermesine anlam veremediği için.
O kadar etrafı önemseyen ya da o kadar etrafı önemsemeyen biri olmaya hazır olmadığı için bunu çekemiyor.
Bilmiyorum ama yani bu insanlara bu aralar çok kılım.
Zaten dünyada keyif aldığımız, paylaşmak isteyeceğimiz ne kaldı?
Tatile gidemiyoruz.
Hani gidip bir story atalım.
Yemeğe çıkamıyoruz.
Oradan bir post atalım.
Arkadaşlarımızla bir kadeh tokuşturamıyoruz.
Artık her şey çok pahalı.
E biz neyi paylaşalım?
Bari bırak da dinlediğimiz müziği de paylaşalım be kanka.
Biraz daha mühsüzleşiyorum mesela ne yalan söyleyeyim.
Son dönemde kendi alanıma duyduğum sevgi ve ihtiyaç o kadar arttı ki hayatıma birilerini entegre edemiyorum.
Bu sadece yeni biriyle tanışmak, biriyle randevulaşmak ya da ne bileyim belki de yeni bir ilişkiye yelken açmak gibi söylediğim bir şey değil.
Pekala hayatımda olan insanlara da, bazı ilişkilere de, bazı görüşme sıklıklarına da artık tahammülsüzleştiğimi fark ediyorum.
Bundan şikayetçi değilim.
Hatta gerçekten artık birileri beni ekse de ben de bu konfor alanımdan çıkmak zorunda kalmasam diye dua ettiğim bile oluyor.
Bazı arkadaşlarımdan uzaklaşıyorum mesela bu yüzden.
Bilmiyorum farkındalar mı?
Artık daha az ulaşılabilir oluyorum onlar için belki de.
Daha az yazıyorum.
Yine yanlarında oluyorum.
Yine bana eğer ihtiyaç duyarlarsa orada olmaya her zaman gayret ediyorum.
Ama eğer artık ben bir şeyi paylaştığımda aynı istekliliği, aynı vericiliği görmüyorsam
Ya da kendi başına bir şey geldiğinde bunu objektif değerlendirmemizden ziyade yanında durmamızı isteyen haklı olarak pek tabii arkadaşlarımın aynı şey bana olduğunda nötr kalmaya çalıştıklarını ve bir başkasına da benim paşa gönlüm için kötüleyemediklerini gördüğümde gıcık oluyorum mesela.
Ama sen bunu istememiştin diyesim geliyor.
Sen birisinden dert yanarken sana hak vermemi istemiştin.
Şimdi ben sana birisiyle ilgili serzenişte bulunduğunda niye bana onun empatisini yapıyorsun ki diyesim geliyor.
Demiyorum, onun yerine daha az konuşuyorum.
Peki tamam öyledir diyorum ve galiba bu da kendi başıma yaptığım uzun yürüyüşlerdeki istişarelerin bir sonucu.
Ne kadar değiştirebilirim ki bu insanın fikrini diyorum.
Tıpkı ne kadar farklı sokaktan yürürsem yürüyeyim varacağım noktanın yine kendi evim olması gibi.
Ne anlatırsam anlatayım, ne kadar farklı bir konuyla gidersem gideyim,
bazı insanlar her zaman benim anlattıklarıma karşı daha nötr olacaklar.
Benim göstermemi bekledikleri fanatik dostluğu belki de bana göstermeyecekler.
Tamam deyip geçmek ve birini değiştirmektense onun olduğu halini kabul edip,
peki ben bu insanın bana verdiği kadarıyla ne kadar memnunum
ve buna karşılık ben nerede konumlanmak istiyorumu düşünmek,
Bana daha fazla zaman kazandırıyor.
Ve bunu böyle zamanı dünyanın en değerli insanı olduğum için söylemiyorum.
Ama zamanım çok kıymetli.
Çünkü o zamanı harcamak isteyeceğim çok daha fazla şey var hayatımda.
Ve galiba bu gerçekten bir çözüm.
Bunu bence herkes bir taktik olarak hayatında kullanmalı.
Eğer bir şeylere çok fazla zaman ayırıyorsanız, bir şeylere çok fazla kafa yoruyorsanız,
bana neden öyle yaptı, niye öyle söyledi, neden öyle baktı, neden mesajıma geç cevap verdi,
yanlış bir şey mi yaptım gibi düşüncelerde çok boğuluyorsanız
belki de fazla zamanınız olduğunda onu harcamaya değer bulduğunuz bir şeyin eksikliği vardır hayatınızda.
Çünkü onu bulduğunuzda bütün zamanları ona harcamak
hatta dolu zamanları bile boşaltmak istiyorsunuz ki o şeye vakit ayırabilin.
Belki de böyle bir şeyin eksikliğinden çok gereksiz şeylere kafamızı takıp kendimize işkence ediyoruz.
Zaman geçirmek istediğim insanlar, zaman geçirmek istediğim simay, zaman geçirmek istediğim mekan, düşünmek, çalışmak, uğruna zaman harcamak istediğim şeyler o kadar değişti.
Öyle benim tarzım oldu ki bir şeyleri artık çok daha rahat eleyebiliyorum.
Yani yeni bir gardolap düzdüğünüzde ve her şeyi en ihtiyaç duyduğunuz ve en beğendiğiniz şekilde alıp o dolabı döşediğinizde artık eski kıyafetleri elemek o kadar da zor olmuyor.
Bunu bir şeyleri silmenin, hayatınızdan çıkartmanın çok zor bir şey olduğunu bilmediğim bir yerden söylemiyorum.
Evet zor.
Ama ben de çıkartın demiyorum zaten.
Ama belki de onu artık bozanın altına kaldırmanın vakti gelmiştir.
Bir kazak seni kışın sıcak tuttu diye onu ağustos sıcağında da dolabının en göze görülür yerinde tutmak, taşımak zorunda değilsin.
İşte ben yürürken aklımdan aşağı yukarı bunlar geçiyor.
O yüzden gitmek ve dönmek arasındaki bu farkı çok seviyorum.
Çünkü dönmek ve biraz kendimle kalmak, tekrardan gitmem için bana ilham veriyor.
Bu da o ilhamın bir bölümüydü.
Buradan onlara gidiş yolunu çiçeklerle bezeyen bütün arkadaşlarıma çok teşekkür ederim.
Bana yolda bile arkadaşlığınızdan bir kuplet attırıyorsunuz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
